Geri dönmek imkansız…

 

 

Geri dönmek imkansız…
Dışarıda kar…
Ama kuzine içten içe öyle yanıyor ki.
Kuzinenin üzerinde demir maşa…Maşanın üzerinde de ekmek dilimleri.
Aydınlık bir kış sabahı ve kızarmış ekmek kokusu…
Sucuk lükstü.
Yumurta lezzetli.
Ekmek her zaman ekmek gibi…
Bir kez olsun kümesten yumurta almamış, bir kez olsun o kızarmış ekmeğin kokusunu duymamış ve fakat alışveriş merkezlerinin restoran katlarında, boğucu bir gürültü ve havasızlık içinde hamburger keyfine fit olmuş çocuklar ve gençler için ben ne kadar yaşlıyım…

 

Dışarıda kar…
İçeride kanaat…
İçeride huzur…

 

Televizyon yoktu.
Gazete de her zaman olmazdı.
Öyle güzel cahildik ki, keyfimiz bozulmazdı hiç!
Portakal kabuklarını sobanın üzerine dizer, kokusuna râm olurduk.
Kestane közlemek bütün bir gecenin mutluluğuydu.
Sonra illa ki, büyüklerin anlattığı hikâyeler, hatıralar…
Birçoğu arızalı ve tedaviye muhtaç beyinlerden çıkma dizilerin ve filmlerin açtığı hasarlar yerine, geniş ve besleyici bir masal dünyası…

 

Lezzet bir tarafa, kokuya da hasret kalacağımız kimin aklına gelirdi?
Ekmeklerimiz el değerek üretilirdi, sağlıklıydı, lezzetliydi ve mis gibi kokardı.
Çay da kokardı…
Domates de…
Bütün bu nefasete, küçücük bir bakkal dükkânının zenginliği yetiyordu.

 

Dışarıda kar…
İçeride huzur…
Zam endişesi, doğal gazın kesilm e korkusu, yolda kalma telaşı, rejim tehlikesi… Kimin umurunda…
Ne güzel cahildik.
Mutluluğun resmini çiziyorduk…

 

Bize Yüce Bir Doğruluk Dili Ver…

Bize Yüce Bir Doğruluk Dili Ver…
Ey her şeyin var edicisi, ey her varın, her varlığın yegane sahibi!
Dilimizdeki düğümü çöz. Gögsümüzdeki SIKINTIYI gider. Bizi imanin esenlik bagislayan yurdundan ayirma. Bizi salihlerden kil. Bizi iyiligin, erdemin, güzelligin ve direnisin isiltilariyla donat. Bizi isiksiz, aziksiz birakma. Elimizi kötülükten, dilimizi kirden, dimagimizi kötürümlesmekten, inancimizi küfürden uzak tut. Üzerimize sabir yagdir ayaklarimizi kavi kil ave bize dayanma gücü ver.
Ey adasi, ortagi olmayan Yüce Allah!
Zamanin kirli ve bogucu örtüsünü üzerimizden atacak bilgi, bilinç ve hikmetle donat bizi. Sabirla, çabayla, onurlu bir imeceyle kovdugumuz zindanlarda tutsak kilma. Aciyi dönüstüren bir bilgelikle, gönülleri yumusatan bir merhametle, güzel yasamayi örneklendiren bir taniklikla yogur bizi. Bizi tut. Bizi birakma. Bize kaldiramayacagimiz bir yük yükleme. Basimizi dik tutmak için güçlü kil bizi. Kalbimizi kötülüge döndürme. Bizi dönenlerden, döneklerden uzaklastir. Bizi kitabin yolundan ayirma. Ellerimizi birakma. Sereflice yasama ve ayakta kilma zindeligini eksik etme bizden. Bizleri eksiltme, zelil kilma. Bizi sev. Bizi sevgiyle büyüt. Ve canimizi müslümanlar olarak al!
Ey mazlumlarin, müstez’aflarin Rabbi!
Bizi zulmün, zorbaligin oyuncagi yapma. Ayaklarimizi, adimlarimizi, aklimizi nebilerin, öncülerin, muvahhidlerin yolundan ayirma. Bizi fildisi kulelerine kapananlardan, kendine ve hayata yabancilasanlardan uzak tut. Ve bizi kuytularda korku ve utançla titresenlerden, ücra köselerde saklananlardan eyleme. Sana inanarak ve senin ayetlerine tutunarak arinip aydinlanan yüreklerimizi korkunun esiri kilma. Safimizi, suyumuzu, soframizi alçaklarin, kalleslerin, satilmislarin pisliginden uzak tut. Bizi yücelt. Saflarimizi sIklastir. Hidayeti ve felahi çogaltmak için bizi diri tut, bizi bereketlendir!
Ey günleri aramizda dönüp dolastiran ve kalpleri evirip çeviren!
Ey Rahman! Ey Rahim!
Bize muttaki ve iffetli esler, göz aydinligi çocuklar nasip et. Hikmeti ve adaleti aramizda mukim kilmayi, onlarla donanmayi ögret. Bizi taniklardan, bizi gelecegini kuran ve kurtaranlardan kil. Yolumuzu: karanliklardan, umutsuzluklardan ayir. Salihlerle yoldas, muhsinlerle arkadas olacak bir basiret ve ferasete kavustur bizi!
Ey din gününün yegane sahibi!
Bize aci. Bize merhamet et. Bizi bagisla. Yasadigimiz bu hayati ahirette suratimiza çarpma. Yolumuzu isit. Bilincimizi arindir. Bizi biriktir: bize yasama ve direnme gücü ver. Bizi yüce bir dogruluk dilinin münadileri kil. Bizi dininle sereflendir ve özgürlestir. Bizi adanmislarin arasina kat. Günlerimizi Islam’in izzeti ve zaferiyle kusat!
Amin…

Allah sevgisi…

 

” Baktım ki, dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadır. Gördüm ki, gelen gidiyor, giden gelmiyor. Günlerimse, sonbahar yaprakları gibi dökülüyor. Rüzgâr gibi esip giden ömrüme yandım da, bir felah aradım.Anladım ki, ruhumun ayrılık derdine ancak Allah sevgisi deva olabilir.”

La Edri

Şimdi tam vakti, Ufka bakmanın ve Aşka kapılmanın…


Şimdi tam vakti, ufka bakmanın ve aşka kapılmanın.
Güneş sıyrıldı karanlıklardan, sıcacık bir tebessüm düşürdü içimize. Ruhlar kanatlandı, karamsarlık yıkıldı.
Beklenen ümit, bir güvercin kanadında gelip kondu penceremize…

Şimdi tam vakti, dillerden düşmeyen bir şarkıyı mırıldanmanın, her tınısında baharı anlatmanın…
Güllere sarılmanın tam vakti, dikenlere aldırmadan.
Güllerin şarkısını söylemenin tam vakti.
Onlar lâyık bu sevgiye, baharı müjdeliyor, yapraklarında ümitli şebnemlerle geliyor, yüreği hüzünlü yiğitlere sesleniyor:
“Üzülmeyin, tasalanmayın…
Her gecenin sabahı, her kışın baharı var. Çekilen bunca çile inanıyoruz ki, nurefşan bir baharın müjdecisidir inşaallah.”

Şimdi tam vakti, kalemlere sarılmanın; bu anı mısra mısra hece hece yazmanın tam vakti…
“Beklenen an geldi, bitti gece”, harfler omuz omuza versin, her cümle destanlaşsın kalemlerin ucunda, kâğıtların üzerinde…
Asırlardır üç noktayla yarım kalmış cümleler devam etsin ellerimizde, her cümle ilhamını ruhumuzdan alsın.

Şimdi tam vakti, koşmanın; gökkuşağına.
Dünyayı ümidin renkleriyle boyamanın tam vakti. Çocuklara gökkuşağından uçurtmalar yapmanın tam vakti.
Onlar da gülsün, sevinsin; bilsinler gül mevsimini.
Koşmanın tam vakti; güneş doğarken ufuktan, ak atlarla gurbetteki yiğide gülleri sunmanın tam vakti…

Zaman şahit olsun bu manzaraya; ışık karanlığı boğuyor…
Bu ne lütûf, bu ne ikram ya Rabbî! Bu ikrama; şükür gerek.
Hadi ağlayın! Gözyaşlarınız mahrum kalmasın, mühür gibi düşsün toprağa, toprak da şahit olsun.
Şimdi tam vakti, durduralım saatlerimizi.

Güzel şeyler söylemenin, dünyayı güllerle bezemenin, gül kokusunu doya doya içimize çekmenin, şimdi tam vakti.
Şimdi tam vakti, elleri açmanın semaya, şükretmenin Hüda’ya… Şimdi tam vakti, bir şarkıyı söylemenin;
“Sen gelince, bahar gelir gül pembe…”

La Edri 

Kavanoz ve Kahve…

Kavanoz ve Kahve…
Ne zaman; hayatında bazı şeyler çekilmez hale gelirse, Ne zaman; yirmi dört saat kısa gelmeye başlarsa,
O zaman; mayonez kavanozu ve iki fincan kahveyi hatırlayınız…

İşte kavanoz ve iki fincan kahvenin hikayesi şöyle;

Bir gün bir felsefe profesörü, elinde bazı malzemelerle derse gelir.
Ders başladığında;
Hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe kavanozunu alır.

Sonda DA kavanozu ağzına kadar tenis topları ile doldurur.
Ardından öğrencilerine kavanozun dolup dolmadığını sorar…
Bütün öğrenciler hep bir ağızdan dolduğunu söylerler.

Bunun üzerine;
profesör önündeki kutulardan birinden aldığı çakıl taşlarını, kavanoza döker.
Çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmaya başlar.
Profesör yeniden kavanozun dolup dolmadığını sorar.
Öğrenciler yine hep birlikte;
‘evet doldu’ derler.

Profesör bu defa DA, masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker.
Tabii ki kumlar DA çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur.
Profesör yine aynı soruyu sorar.
Öğrenciler de yine koro halinde ‘evet doldu’ derler.

Profesör bu kez ise masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır.
Başlar kahveyi kavanozun içine dökmeye.
Bu kez de kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur.
Bunun üzerine öğrenciler gülmeye başlar…
Ardından profesör öğrencilerine nasihat etmeye başlar;

‘Bu kavanoz sizin hayatınızdır.
Tenis topları;
Hayatınızdaki önemli şeylerdir.
Yani aileniz, çocuklarınız, sağlığınız, arkadaşlarınız gibi.
Diğer şeyleri kaybetseniz de, bunlar hayatınızı doldurmaya yeter..
Çakıl taşları ise;
Sizin için daha AZ önemli olan diğer şeylerdir.
Yani işiniz, eviniz, arabanız gibi..
Kum ise;
diğer ufak tefek şeylerdir.
şayet kavanoza önce kum doldurursanız;
Çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer kalmaz.
Aynı şey hayatımız için de geçerlidir.
Vaktinizi ve enerjinizi;
Ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz;
Bu defa DA önemli şeyler için vakit kalmayacaktır.
Dikkatinizi mutluluğunuz için önemli olan şeylere çevirin.
Çocuklarınızla oynayın.
Sağlığınıza dikkat edin.
Sevdiklerinizle yemeğe çıkın.
Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.
Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.
Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.
Gerisi hep kumdur…’
Bu arada bir öğrenci merakla şu soruyu sorar;
‘Hocam peki, o iki fincan kahve nedir?’
Profesör gülerek cevaplan;
‘Bu soruyu bekliyordum.
Hayatınız NE kadar dolu olursa olsun;
Her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır…’
La Edri

Yeni bir sabaha uyanmak…

Yeni bir sabaha uyanmak
Karanlık, sessiz bir gece daha bitti. Yeni bir günün başlangıcında sabahı ilk karşılayan kuş sesleriydi..Bir sabaha uyanmak ne güzeldi..Yepyeni bir sabaha, herkesten evvel, kuşlarla beraber..
Sabahı başka başka renklere boyadı kainatın farklı yerlerinde Yaratıcımız. Farklı seslerle süsledi..
Kainatın bir bölümü uykudayken, bir bölümünü sessizce uyandırdı, sessizce hayat verildi yeniden her şeye..
Nur yağdı sabahın bu ilk vakitlerinde gökten yere..Melekler kuş sesleriyle birlikte sabaha uyananların saçlarını okşayıp bir rüzgarla, tebessüm edip geçtiler..
Günün hareketli ve gürültülü saatlerinin evvelinde böylesi pür-i pak bir zaman diliminden belki haberi yoktu kimilerinin..
Ama zamanın ve sabahın Rabbi her gün, dünyanın her yerinde yeni bir sabah yarattı..Hayata yeni bir soluk katıldı, taptaze bir nefes..
Yeni sabahlara uyanabilmek,
O taptaze havayı soluyabilmek,
Sesimiz ve soluğumuzla sabah semalarına kuş cıvıltıları arasında katılabilmek dileğiyle..
La Edri

ARZ-I HAL…

ARZ-I HAL
Adınla başanır…
Adınla başlarım..
Ey azamatiyle bütün varlığı kuşatan…!
Ey yerleri ve gökleri yaratan..!
Ey gecenin ve gündüzün sahibi..!
Ey Musa ve Harunun Rabbi..!
Ey hiç bir tanıma sığmayan;
Ve yalnızca kendi iâhî vasıflarıyla vasıflanan ey…!
Bunca işaretlere bakıp seni görmemek acı bir körlük.Senin arzında yürüyüp de Seni anmamak çok büyük bir nankörlük.yok idik biz; lütfunla var ettin…varlığından haberdar ettin.Bilmezdik seni hiç birimiz…Kerem kıldın da Zatını bildirdin.Cahil idik hepimiz…İkram buyurdun da kendini Habibin’le sevdirdin.
Korkarız senden, affına geldik.
Razıyız senden, ikramına geldik.
Dergâhından gayrı varacağımız yok.
Kapından gayrı yalvaracağımız yok.
Zatına sorular sorarız… Ama düşünmeyiz ki o soruları da yaratan sen…
hakkında cahilâne cümleler kurarız. Ama bilmeyiz ki tüm sözleri ve tüm cümleleri de dağıtan Sen… Şaşırtma bizi, hakikati söylet.Kovma bizi marifeti öğret.Zira ki duyamayız asla eğer duyurmazsan. Doyamayız kat’a doyurmazsan..Anlayamayız biz seni eğer idrakimize anlatmazsan. Tanıyamayız biz seni eğer aklımıza tanıtmazsan..
Her şey sevgiyle bilinir…En derin sırlar ki aşk ile öğrenilir.İşte sana dair bilgimiz, kendini bildirdiğin kadar…Zatına dair bâkiyemiz, aşk deryasından içirdiğin kadar. İlmimizin ne mertebesi varki senin şanı yüce zatını bilelim..Dilimizin ne haddi ne takati var ki vuslatını isteyelim.
Hissettiren Sen’sin ve istettiren yine Sen…
Ey Mezkûr! Zikrettiren sensin.
Ve ey Meşkûr! Şükrettiren yine sen..
Çöz dilimizi, sana dua dua yakaralım.
Aç gönlümüzü, Zevkine dalga dalga ulaşalım…
Çıkar bu dili ve bu bedeni aradan..

Vaz geçir bizi anadan ve Yârdan
Canımız ol…Cananımız ol.
Gören gözümüz, işiten kulağımız ol.
Tutan elimiz, yürüyen ayağımız ol..

İlâhî!
Biz gafillerden hata üstüne hatalar. Sen Yüce’den ikram üstüne İhsanlar..
Acziyetimiz ki sana karşı tek sermayemiz. Kulluğumuz ki yüceliğine karşı en büyük payemiz.Sultansın Sen, gayrısı köle…Efendinin mülkün de söze yeltenmek kimin hiddine…
Sevgi ver de bizi dönüştür.
Aşk ver de cemalinle görüştür.
Sen’i sevmek ki; elimiz de değil. Sevdir kendini bize ve sevdir bizi kendine…
Sen’i sevmek ki;elimiz de değil. Sevdir, sevdiklerini kalbimize.

İlâhî!…
İlmine muhtacız. Has kullarının ihlâsına uzağız. Gerçek âşıklarının hallerine açız. Hak dostlarının şevklerine ırağız. Bize ahlâkını, bize sevgini, bize hayânı, Bize verânı, bize takvanı ve bize rızanı lütfeyle…

Ey Kalpleri eviren ve çeviren!
Çevir kalplerimizi. Düzelt hallerimizi.Sil baştan kur temellerimizi.
Kaldıramayacaklarımızla imtihan etme bizi… Ve sensizlik buhranıyla helak etme hiçbirimizi.

Ey her yarattığına ismine dair mühürler koyan..!
Ey işlediği sanatlara kendine dair turralar basan..!
Bütün güzellikler ve bütün iyilikler Sen’dedir.. Yarattığın tüm zayıflara kuvvet Sen’dedir.
Bizi aşan istadlar ve o istadlara kabil inkişaflar Sen’dedir.Var ettiğin tüm hastalara devalar Sen’dedir.Ruhumuza imana ait şifalar Sen’dedir…

İlâhî!
Öyle bir meyden verki ruhumuz huzur bulsun.Öyle bir kadeh sun ki içi dolu nur olsun.
Aşkının ateşini sinelerimiz de yandır. Ve kulluk iştiyakıyla hepimizi gafletten uyandır
Nesillerimize hidayet lütfeyle. Aramıza uhuvvet bahşeyle.Sinelerimize aşkından tohumlar derc eyle. Aklımızı şüphe marazından dûr eyle.Bizleri iyilerle kardaş et, salihlerle yoldaş et. İçimizi dışımızı ” hazreti insan”a hürmetle doldur. Bize varolmaya uyumla yol buldur.Sabretmenin hazzını bildir,şükretmenin lezzetini sevdir..

Ey, rahmeti gazabını çok aşan!..
Ey affetmekten pek hoşlanan…!
Sen ki affedensin.
Affeyle..!

 

La Edri

 

Ey can neresindeyiz ömrün??

Farkederek yaşamak lazım, önce farkedilmişliğimi öğrenmem lazım.
Rabbim tarafından farkedildiğimin farkında olmalıyım..
Ey nefsim neredesin hayatın??
Ey can neresindeyiz ömrün??

Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Resulullah…

Allahım! Kâinatın tılsımını bizlere açan Efendimize ve âl ve ashabına,yer ve gökler devam ettikçe, mevcudatın adedince salât ve selâm et.
Amin!
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Resulullah
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Resulullah
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Resulullah

 

Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Habiballah
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Habiballah
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Habiballah

 

Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Eminevahyillah
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Eminevahyillah
Elfu elfi salatin ve elfu elfi selamin Aleyke Ya Eminevahyillah

O’na Yakınlık İçin Salâvat…

 

O’na Yakınlık İçin Salâvat
“Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salâvat okuyandır.” (Hadis-i şerif; Tirmizî)
“Kıyamet günü bana insanların en yakını, bana en çok salâvat okuyandır.” (Hadis-i şerif; Tirmizî)

Cenab-ı Mevlâ  yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:

“Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler, siz de ona salât u selâm getiriniz.” (Ahzâb, 56)

Ayet-i kerimedeki bu emir, Allah Rasulü s.a.v.’in birçok hadisi ile desteklenmiştir. Efendimiz birçok kere kendisine salât ü selam getirilmesini tavsiye etmiş, istemiştir.

Salât kelimesi sözlükte “dua, tebrik, yüceltme” manasındadır. Dinî manada, dua ve namaz demektir. Peygamber Efendimiz s.a.v. için kullandığımız salât ise “dünyada ve ahirette Allah’tan yüceltme talebinde bulunmaktır.” “Selâm” kelimesi ise “dünyada da ahirette de kişinin sıkıntılardan kurtulmasıdır.” (Ta’rîfât)

Yani Fahr-i Kâinat Efendimiz s.a.v. için salât ü selam edince Allah’tan O’nu yüceltmesini ve her iki cihanda da selamet vermesini talep etmiş oluyoruz.

Yukarıdaki ayet-i kerimede, Allah’ın ve meleklerin de salât ettiği buyruluyor. Demek ki salât eden sadece biz insanlar değiliz. Fakat salâtlar, eden makama göre değişiklik arz eder. İslâm alimleri bu farklılığı şöyle açıklamışlardır:

• Allah Tealâ’nın salât etmesi, tezkiye ve ilahî rahmete mazhar kılmadır.

• Meleklerin salât etmesi, Allah Rasulü s.a.v. lehinde istiğfar talep etmedir.

• Kulların salât ü selam getirmesi ise dua ve tazimdir.

Kısaca salât,

• Allah’tan rahmet,

• Meleklerden istiğfar,

• İnsanlardan hayır duadır.

Meşhur alimlerimizden Mücâhid rh.a. ise insanların salât etmesini, ümmetin peygambere uyması olarak açıklamıştır.

Bu manayı destekler nitelikte İmam Gazalî rh.a. de Mükâşefetü’l-Kulûb adlı eserinin “Muhabbet” bölümünde öncelikle salavât getirme konusunu işlemiştir. Bu konudaki hadislerden bazılarını ve Efendimiz’e salavât getirmeyenlerin karşılaştıkları vakaları anlatan menkıbelere yer vermiştir. Bunlardan biri şöyledir:

“Anlatıldığına göre adamın biri çölde giderken gayet çirkin bir yüz görür: “Sen kimsin” diye sorar.

O çirkin yüz “Ben senin kötü amelinim” der.

“Senden kurtulmanın yolu nedir” diye adam takrar sorar “Hazret-i Peygamber s.a.v.’e salât ü selam getirmek.”

Ashâb-ı Kiram, Tabiîn, İslâm alimleri ve tasavvuf büyükleri salâvat getirmeye büyük önem vermişlerdir. Nitekim bazı imamlar salâvat getirmeyi vacip görürler. Bazıları da bu vecibeyi ömürde en az bir kere yapmak gerektiğini ifade ederler.

Salâvât okumak ibadetlerimizden bir parçadır. Kıldığımız her namazda, son oturuşta Efendimiz’e, âl ve ashâbına salât ederiz. Salât ü selam duaların kabul edilmesi için bir vesiledir. Süleyman Çelebi Vesîletü’n-Necât: Kurtuluş Vesilesi adlı mevlidinde her bölümün arasında insanları salâvat getirmeye davet eder:

“Ger dilersiz bulasız oddan necât / Aşk ile şevk ile edin essalât…”

Yani, “eğer ateşten kurtulmak dilerseniz, aşkla şevkle salâvat getirin.” diyor.

Yine evliullahtan Terzi Baba k.s. hazretleri, salât ü selamın duaların kabul vesilesi olduğunu nükteli bir şekilde şöyle ifade etmiştir:

“Bulam dersen iki âlemde dermân / Salât ile selâma eyle idmân.” (Kenzü’l-Fütûh)

Bundan başka kaynaklarda, salât ü selamın önemine dair birçok bilgi ve menkıbe kayıtlıdır. Yine İslâm coğrafyasında farklı salâvatları derleyen birçok eser yazılmış ve bu eserler farklı tasavvufî yol ve meşreplerde günlük vird haline getirilmiştir.

Bütün bu gayretler, Allah’ın emrine, Allah Rasulü s.a.v.’in tavsiyesine uymak ve müjdesine erişmek içindir. Nitekim bir hadiste şöyle buyurmuştur: “Bana bir salât ü selam getirene, Allah on defa rahmet eder.” (Müslim)

Bir diğer rivayette bu hadisin devamı şöyledir: “On hatası silinir ve derecesi on kat yükseltilir.” (Nesâî)

Allah Rasulü s.a.v. bir başka hadiste de hangi gün salâvat getirmenin daha faziletli olacağını bildirmiştir: “En faziletli gününüz cuma günüdür. O gün bana çok salât ü selam getiriniz. Çünkü salât ü selamlarınız bana arz edilir.

Sahabiler “Ya Rasulallah, bizim salât ü selamımız sana nasıl arz edilir, sen çürümüş olursun” diye sorunca, Rasulullah s.a.v. onlara: “Allah Tealâ peygamberlerin cesetlerini toprağa haram kılmıştır, diye cevap verdi.” (Ebu Davud)

Salât ü selam getirmek, gönlü Allah Rasulü s.a.v.’e bağlamak, Allah’ın emrine uyarak onu yüceltmek, hayır duada bulunmaktır. Bunlar daha önce söylediğimiz sebepler… Bir diğer sebep ise Efendimiz s.a.v. tarafından açıklanmıştır: “Benim kabrimi bayram yerine çevirmeyin, bana salât edin. Siz her nerede olursanız olun, salâtınız bana ulaştırılır.” (Ebu Davud)

Meşhur hadis açıklayıcılarımızdan İmam Tîbî rh.a. bu hadisi izah ederken şöyle demiştir: “Allah Rasulü s.a.v. burada şöyle demek istiyor:

‘Kabrimi ziyareti bayrama çevirmeyin, orada toplanırken bayram yapar gibi toplanmayın. Bunu eğlence, sevinç ve süslenme gününe çevirmeyin.’

Ziyaret edebi böyle değildir. Çünkü ziyareti bayrama çevirmek yahudi ve hıristiyanların adetidir. Bu onlara gaflet, kaplerine de kasvet getirmiştir.

Putlara tapanlar da ölülerini tazim ederler, hatta onları putlaştırırlar. İşte bu yüzden Efendimiz işaret ediyor ki,

“Allahım kabrimi tapılan bir  yer kılma. Çünkü peygamberlerinin kabirlerini tapınak haline getirenlere Allah’ın gazabı şiddetlidir.” (Şerhu’t-Tîbî alâ Mişkâti’l-Misbâh)

Sözü, salavât hakkında bir uyarı niteliği taşıyan Hz. Ali r.a.’ın şu rivayeti ile bitirelim:

“Allah Rasulü s.a.v. buyurdu:

 

– Cimri, yanında ismim anıldığı halde bana salât ü selam getirmeyen kimsedir.” (Tirmizî)

 

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.