sen varsın gam yok ey güzel Allahım…

Rabbim, Senden başka kimim var benim?

HER YENİ başlangıç beni müthiş heyecanlandırır. Bu bazen elime aldığım yeni bir kitabın ilk sayfası olur. Bazen de bir ağacın dallarındaki tomurcukların uyanışı. Bazen bir bebeğin ilk adımlarını atışını seyretmek de olabilir.

Eğer şuurunuz açık ve duygularınız uyanık ise, hemen söyleyeyim hayatta karşılaşacağınız sürprizler hiç de az değildirler. O gün ne yapacağınız ne yakalayacağınız, biraz da sizin duruş ve bakışınıza bağlıdır.

Tecrübeli bir balıkçının dediği gibi:

“Yakalayacağınız balığın cinsini belirleyen, elinizdeki yemin kalitesidir.”

Hayat tıpkı bir ayna gibidir. İçinizde ne taşıyorsanız, dışınızda onu buluyorsunuz. Yaşamak, hayatı başıboş bir şekilde tüketip bitirmek demek değildir. Yaşamak, o hayatın iman ile hakkını vermektir. Hayatın hayatı iman iledir, inanç iledir. Hayatın kemâli ise, her daim devam iledir. Yüce Yaratıcı ile bağını koparan bir hayat, zindandan farksızdır, karanlıktır. Sürekli nur, bitmeyen ışık Ondandır. Hayatın sahibindendir, onu yaratandan gelir.

Yoksa birçok insanın yaptığı gibi hayat, yaşamak zorunda kaldığı ve asla kıymetini bilemediği bir şey olup çıkar elimizden. Elbette hayatın gayesi bu değildir. Aksi halde hayat en büyük bir nimet iken, en büyük bir azap olur. Gençliğinde ya da hayatının bir döneminde böyle yaşayan, sonra da bu yanlışı fark edip hidayete eren ve dosdoğru bir hayata yönelen nice insanlar var.

HAYAT bir defadır ve ancak dosdoğru yaşamaya yetecek kadardır, çok kısadır. Hayatın kıymetini belirleyen hayatın kendisi değil, hayatı bize kim verdiyse o olabilir. Allah (c.c.) nasıl bir hayat yaşamamızı istiyorsa, biz ancak ona uygun yaşamakla bu hayatın kıymetini anlayabiliriz. İdeal ve gerçek hayat budur. Gerisi boştur.

Böyle bir gün, hayata yeniden doğduğumuz, merhaba dediğimiz o gündür. İşte böyle günlerden bir gün, baharla beraber ruhumun da uyandığı bir sabah, parkta bir bebeğin ilk adım atışlarını seyrettim. Genç bir baba, iki elinden tuttuğu yavrucuğunu yürütmeye çalışıyordu. Bebek çok heyecanlıydı. Adımlarını dizden kırıp atıyor, dilini ısırıyordu. Bir yandan da böcük böcük gözlerle bakınıp hedefine ilerliyordu. Parkın bir köşesinde durup, baba ile çocuğun macerasını ve birbirlerini kucaklayıp sarılışlarını seyrettim.

Çocuğun, babasının kucağına atıldığındaki sevincini bir görmeliydiniz. Benim bir kucağım, bir sığınağım var diyordu âdeta. Ne olduysa, birden o çocuk gibi ben de kendimi Rabbimin rahmet kucağına atmak istedim. İçimde bu arzuyu coşar buldum. Dilimde dua gibi bir söz peyda oldu:

“Ey Rabbim senden başka kimim var benim?

Rahmetinle sar, sarmala, tut kucakla beni

Rabbim, senden başka kimim var benim?”

O anda bu duanın bütün benliğime yayıldığını hissettim. Anladım ki, ben yalnız değilim. Dualarıma cevap veren bir Rabbim var. Ve O bana çok yakın. Ne kadar güçlü olduğumu, bana, en güçsüz olduğum bir anda hissettirdin Rabbim. Şükürler olsun, hamdüsenalar olsun. Rabbim, senden başka kimim var benim?..

HAYAT bazen çıkmazlara giriyor ve bir yerlerde düğümleniyor. Sonsuza yolcu olan bir ruhun arzularını, bu sonlu ve fani dünya karşılayamıyor. İnsana ne verirsiniz verin, o gözünü ötelere, cennete dikmiş. Burada yapılması gereken tek şey var. Geç kalmadan Ona yönelmek, Ondan istemek. Hem de çok istemek… Çekinmeden isteyin. İsteyin, isteten verecektir mutlaka. Allah (c.c.) vermek istemeseydi, size bu istemek duygusunu vermezdi. Çekinmeden isteyin. Ne olur istemeye devam edin.

Bunu yalvara yakara söylememin bir sebebi var. İzninizle onu da anlatayım. Allah ve Dua kitabımızı imzalarken, sohbet ettiğim, konuştuğum bir çok okuyucumuzun itirafları oldu. “Biz bu kitap sayesinde dua etmeyi öğrendik, duayı böyle bilmiyorduk…”

Âcizane bizim de kendilerine bazı tavsiyelerimiz oldu. Önce kendimize mahsus bir dille ve samimi bir kalple Rabbimizle, yaratıcımızla konuşmanın çarelerini bulmalı, yollarını araştırmalıyız. En küçük hacetimizi dahi Ondan istemekten çekinmemeliyiz. Bu çok güçlü bir iman ve inancın da gereğidir. Aslında dua bir ibadettir, ibadetlerin karşılığı ise ahirettedir. Kulun, derdini ihtiyacını Rabbine iletmesinin, açmasının bir aracıdır dua. Birbirimizle bu kadar konuştuğumuz halde, Rabbimizle hiç konuşmamak olacak şey mi? Ruh bu uzaklığa, Onun rahmetinden ayrı kalmaya ne kadar dayanabilir ki? Sığının Ona yönelin, kalbiniz huzur ve sükûn bulsun. Yaşadığınıza şükredin, hem de her nefes için.

HALİ vakti yerinde bir arkadaşımın hanımı, şu sıralar doğum öncesi bir rahatsızlığa yakalanmış. O kadar ki, nefes alamamış, hastane seferber olmuş hemen. Elden gelen ve yapılacak pek bir şey de olmayınca beklemişler, dua etmişler. Sonunda düzelmiş hastamız. Arkadaşımız eşine, “Bak” demiş, “bir tek nefes alıp vermenin ne kadar önemli olduğunu anlamız için Rabbimiz bize bunları yaşattı. Havadan, sudan yaşıyoruz diye belki de küçümsediğimiz bir nimetin kıymetini bize bildirdi” demiş.

Bir nefes almanın kıymetini, ne demek olduğunu onu kaybetmeden anlamıyoruz. Her şey zıttıyla bilinir: gece gündüzle, sıhhat hastalıkla, açlık toklukla. Zıtlar devreye girmeden eldeki nimetlerin kadri kıymeti maalesef bilinmiyor. Rabbim, kıymetini elindeyken bilenlerden eylesin.

Küçük bir çocuk ağlıyormuş, “Niye ağlıyorsun?” diye sormuş, yanına yaklaşan yaşlı bir bey. “Amca” demiş. “Bir liramı kaybettim.” Ağlama” demiş, yaşlı adam, tutmuş çocuğa bir lira vermiş. Çocuk bir lirayı almış ama, bu defa sesi daha fazla çıkmaya başlamış. Yaşlı adam, “Peki evlâdım şimdi niye ağlıyorsun?” diye sorunca, çocuk, “Amcacığım o bir lirayı kaybetmeseydim, şimdi iki liram olacaktı” demiş.

Biz de bazen o çocuktan farksız oluyoruz. Hayatı güzel yaşamaya başlayınca bu defa geçmiş günler için üzülüyoruz. Keşke o günleri de heba etmeseydik, adam gibi yaşasaydık, elimizde bir değil, iki güzel ömür olsaydı istiyoruz ama onu da tövbeyle değiştirmek mümkün. Tövbe eden bir insan Rabbinin af ümidini içinde daima taşımalı ve yaşamalı. Aksi halde şeytan “Nasıl olsa senin günahların affedilmemiştir” diyerek o insanı aldatıp, eski günahlarının batağına çekebilir. Rabbimiz hepimizi muhafaza eylesin.

Şu kıssadan hepimize bir hisse var sanırım.

Feridüddin Attar’ın ünü cihana yayılan eseri, Mantıkut-Tayr (Kuş Dili)nde, tekkeye gelen bir sarhoşun hikâyesi vardır. Sarhoş ağlayıp sızlayıp ortalığı karıştırmış, sonunda yığılıp kalmıştır yere. Tekkenin şeyhi yanına gelmiş ve “Neden ağlıyorsun? Elini bana ver, kalk!” demiştir ona. Sarhoşun cevabı müthiştir:

“Ey Şeyh! Allah sana yardım etsin; elden tutmak senin harcın değil! Sen başını alıp git! Baş aşağı yıkılmak benim payıma düştü! Eğer herkes düşkünlerin elini tutabilseydi, karınca yiğitlik meclisinin baş köşesine kurulurdu. El tutmak senin işin değil, yürü! Ben sayıya geleceklerden değilim, çekil! Ey kendisinden başka bir var olmayan, ey herkesin feryadına ancak kendisi yetişen, benim imdadıma sen yetiş! Düştüm, benim elimi sen tut!”

İNSAN, beynine hangi alanda zevk almayı öğretirse beyni de ona göre çalışıyormuş. İnsan beynine yüksek ideallerden zevk almayı öğretirse, aklına, iradesine ve duygularına hâkim olmayı biliyor. Rabbim senden başka kimim var benim? Hedefinden, idealinden, yolundan, izinden ayırma, saptırma beni.

Kim senden daha fazla verebilir; kim senden daha fazla sevebilir; kim senden daha fazla gözetebilir ki bizi? Kim, kim, kim ey Rabbim?

Kim senden başka çağırmadan gelebilir; kim senden başka istemeden verebilir; kim senden başka sesimizi duyabilir?.. Kim, kim, kim ey Rabbim?

Kim senden daha fazla bilebilir; kim senden daha fazla affedebilir; kim senden daha fazla kördüğüm olmuş şeyleri çözebilir; kim senden daha fazla bizi önemseyebilir ki?..

Rabbim, senden başka kimim var benim? Kimsem yok benim senden başka ey Rabbim!..

Selim Gündüzalp

Resimler için buhara2563 ablama çok çok tşk ediyorum.eline yüreğine sağlık.

Reklamlar

16 Yanıt

  1. Tükeniyorum Rabbim! Yalnız kaldığımı düşünüp, varlığının her an,her noktada tezâhür ettiğini,beni devamlı koruyup gözettiğini, gönlümden geçenlere dahî,cevap verdiğini unuttuğum zaman, Rabbim demeyi unuttuğum an tükeniyorum! Diriliyorum Rabbim! Sana yaslandığım, Sana güvendiğim, Seninle başlayıp, Seninle devam ettiğim, tüm işlerimi Sana havâle ettiğim an!
    Ne güzel Dostsun dediğim zaman diriliyorum. Tükeniyorum Rabbim! Tüm sevdiklerimden; anne-babamdan, cânandan, ten kafesindeki cândan daha yakın olduğunu bilerek, ellerimi Sana açmayı, Senden netice, Senden çâre beklemeyi unuttuğum zaman! Bu dertler neden bana? dediğim an tükeniyorum. Diriliyorum Rabbim!Havayı soluyup Seninle dolduğum, gözümü açtığımda Seni bulduğum, en sağlıklı irtibatı Seninle kurduğum, tüm dünya bana küsse de Senin dostluğunu ümid ettiğim an! Kahrın da hoş , lütfun da hoş dediğim zaman diriliyorum. Tükeniyorum Rabbim! Hayat enkâzı altında kaldığımda,çekiç misâli zaman beynime vurduğunda… Hayal, ideal diye, küçük hedefler peşinde koştuğumda… Dünya meşgalesine dalıp, bir cenneti, bir azabı, bir de ölümü unuttuğumda…
    Beni affet demeyi azalttığımda tükeniyorum.
    Diriliyorum Rabbim! Yandığımda Seninle söndüğüm, Seni hatırlayıp rûhumu güldürdüğüm, O sırlı gücünden kuvvet aldığım, Seninle yürüdüğüm, dua ederek Seninle konuştuğumda… İçimdeki tüm ırmaklar sana kavuştuğunda…Ruhum kitabın ve secdenle buluştuğundaYa Rab, bırakma ellerimi dediğimde diriliyorum. Yeniden cânlanıyor, cânıma cân katıyorum! Cânımda Seni buluyorum! Seninle huzur doluyorum!
    Dirilişlerim, dostluğunun tercümesidir. Seni yâr bilişimin, yoluna serdâr oluşumun, sözlerinle hemhâl oluşumun işâretidir.Dirilişlerim, sana açılan tüm kapıların anahtarıdır… O kapılar önünde gösterebileceğim en güzel beraattır.Dirilişlerim, tüm yangınlardan firar edişim, sonu olmayan bir tebessümdür!Ruhumun ebedî dosta, yegâne vuslata ilerleyişidir. La ilâhe illallâh, Senden başka yok ilâh diyerek,kendimi Sana emânet edişimdir. Durdur tükenişimi. Kabul buyur dostluğuna. Dirilt beni Rabbim!..

  2. “Kul, yâ Rabbi! Yâ Rabbi! Yâ Rabbi! Dediği zaman Allah der ki: Lebbeyk (geldim) kulum, iste, istediğin verilecektir.” (İbn Ebi’d-Dünya)
    “Allah, kıyamet günü mü’mini çağırır, huzurunda durdurur, der ki:
    Kulum, Ben sana, Bana dua etmeni emretmiş ve duanı kabul edeceğime söz vermiştim. Bana dua ediyor muydun?
    Evet yâ Rabbi, der.
    Ama, Ben senin her duana cevap verdim. Falan falan gün başına gelen bir üzüntüyü kaldırmam için Bana yalvarmıştın, Ben de o üzüntüyü kaldırıp, seni sevindirmemiş miydim?
    Evet yâ Rabbi.
    O duanı dünyada kabul ettim. Falan falan gün de yine başına gelen bir sıkıntıyı kaldırmam için Bana yalvarmıştın, fakat bu sıkıntının geçtiğini görmemiştin?
    Evet yâ Rabbi.
    İşte o duana karşılık sana cennette şunu şunu hazırladım. Falan falan gün de bir dileğini yapmamı istemiştin, yaptım.
    Evet yâ Rabbi.
    Onu da sana dünyada verdim. Falan falan gün de bir muradını vermemi istemiştin, muradın yerine gelmemişti.
    Evet yâ Rabbi.
    İşte onun yerine de sana cennette şunu, şunu verdim.
    Allah’ın Resulü şöyle devam etti: Hâsılı, Allah, mü’min kulunun yaptığı dualardan hiçbirini bırakmaz, hepsini sayar; ya bunları dünyada kulu için yaptığını veya âhirete bıraktığını söyler. O zaman mü’min, ‘keşke dünyada hiçbir duamın karşılığı verilmeyip, ahirete bırakılmış olsaydı,’ der.”(Hakim)
    Dua eden kul, Allahına yaklaşmıştır. Ruhu, Allah ile çok yakın ilgi kurmuştur. Zaten ibadetin aslı da Allah’a yaklaşmaktır. Yüce Allah, Yusuf Suresinde Hz. Yakub’un gönülden Allah’a bağlanışını, her şeyi O’na havale edip, O’ndan asla ümit kesmeyişini bize bir örnek olarak anlatmaktadır: “Ben Allah’tan, sizin bilmediğiniz şeyleri bilirim. Ey oğullarım, gidin Yusuf’u ve kardeşini arayın, Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin, zira Allah’ın rahmetinden ancak inkârcı millet ümit keser.” (Yusuf, 56 ve 87)
    Sayısız ve sonsuz faydaları muhakkak olan dua nimetinden Rabbim hiç kimseyi mahrum bırakmasın. Gerçek fakirlik ve yoksulluk, bu kadar çok ihtiyacı olan insanın, bunların hepsini karşılayabilecek bir Yaratıcıya inanmaktan uzak kalmasıdır. Allahım, bizi iman nimetiyle şereflendirdiğin gibi, kalbimizi de sevginle güçlendir. Âmin…SELİM GÜNDÜZALP
    allah razı olsun kardeşim paylaşımın çok güzel evet ALLAH,tan başka kimimiz var ALLAH diyen yolda darda kalmaz hiç bir zaman inş selam ve dua ile

  3. Sana Sığındık Yüce RabbimSen gönüllerin sultanı, sen yananların dermanı,Açtık ellerimizi semaya, tövbelerle geldik kapına,Sen kabul et dualarımızı, geri çevime ne olur. Yakma bizleri ateşlerde Veysel Karâni aşkına.İçimizde ki yangın sönmüyor yaktığın aşkla,Seccade de akıttığımız yaşlarsa hep yoluna,Tesbihler elimizde çok şükür elhâmdülillah,Bu sevdayla Yaradanım, teslimiz sana.Kur`an açıldı sureler başladı okunmaya,Ruhumuzda ki sevgi, yayıldı tüm insanlara,Mühürlü ağızlardan okunan bütün dualarla,Yakma bizleri Abdülkâdir Geylâni aşkına.Şükürler olsun eriştik bu sene de Ramazana,Günahlar çok aştı bizi, uzadı gitti boyumuzca,Sen affedicisin bizleri yoktan var eden Yaradan,İşte geldik kapına, affet bizleri Mevlâna aşkına.Acılar çoğaldı yüreklerimizde bitmeyen kederle,Ekmek ise aslanın midesinde uzanmak ne kelime,Sana sığındık Yüce Rabbim bizleri gözet indinde,Güzel nimetlerinden ihsan eyle bu mübarek gecede.Gözümüzün yaşı durmuyor senin aşkınla,Ömürler geçiyor anlamadan bu hayatta,Birgün ölüp geleceğiz kapına, ahir zamandan,Yüzümüzün akıyla gelmeyi nasip et Yaradan.Kalbimiz sevginle dolu yüreğimiz ise aşkınla,Seninle yandık seninle kavrulduk yaşamda,Nefsimizle mücadelede bazen uyduk şeytana,Sen affet Yarabbi, affet bizleri şaşırttırmaMenekşe GülaySELAM VE DUA İLE..

  4. Allah Sevgisi Sızıntı Sinelerin düşmanlığa yenik düştüğü, ruhlarda bulantıların yaşandığı, kinin, nefretin bütün bütün azgınlaştığı, herkesin birbirinin kurdu hâline geldiği şu meş\’um ve kapkara günlerde bizim, sudan, havadan daha çok sevgiye, merhamete ihtiyacımız olduğu açıktır. Şimdilerde sevgiyi unutmuş gibiyiz; şefkat de sözlüklerde müracaatçısı olmayan garip bir kelime. Yok birbirimize merhametimiz, insanlara sevgimiz. Acıma hislerimiz körelmiş gibi, yüreklerimiz kaskatı ve ufkumuz düşmanlık duygularıyla simsiyah.. ve simsiyah görüyoruz herkesi ve her şeyi. Hoşgörüden nefret eden bir sürü tiran bozması var her köşe başında. Diyaloğa lânet yağdıranların sayısı da az değil. Çoğumuz sürekli kavga vesilesi arıyor; yalan, iftira ve tezvirlerle birbirimizi karalıyor; dişle, pençeyle veya kan kokan sözlerle kendimizi ifadeye çalışıyoruz.Fertler arasında da, yığınlar mabeyninde de ürperten bir kopukluk var; "biz", "siz", "ötekiler" diye başlıyoruz başlarken söze. Bitmiyor parçalayıp bölme hıncımız. Gece televizyon ekranlarındaki gaseyanlarımızı Arap\’ın "Yâ Leylî"si gibi gündüz devam edeceğiz imalarıyla noktalıyor, hezeyana boğduğumuz hissiyatları "arkası yarın" der gibi yeni bir cedelleşme randevusuyla öldüren gerilimlere emanet ediyoruz. Kopuğuz birbirimizden ve her hâlimize aksediyor bu çözülüp dağılmalar. Bağı kopmuş tesbih taneleri gibi saçılmışız sağa sola; çekiyoruz birbirimizden, çekmediğimiz kadar gâvurlardan.Aslında, biz Allah\’tan koptuk, O da bizi birbirimizden kopardı. İnanıp sevemedik O\’nu, sevilmesi gerektiği kadar; O da söküp aldı ruhlarımızdan sevme hissini. Şimdilerde, O\’nsuzluğa mahkum o bomboş sinelerimizde, sürekli bencillik hırıltıları, "sen", "ben" homurtuları, "mürteci", "küfür yobazı" lakırdıları ve oturup kalkıp birbirimizi tepeleme projeleri üretiyoruz. Lânetlenmiş gibi bir hâlimiz var; hepimiz sevme-sevilme fakiriyiz; açız şefkate, merhamete, mürüvvete. Sevmemişiz ki O\’nu, aldı elimizden sevgiyi, saygıyı. Şu anda olsun dönüp de O\’nu sevebilsek, sevdirecek O da bizi birbirimize. Ama uzağız sevginin asıl kaynağından; yürüdüğümüz yollar bizi O\’na götürmüyor; belki daha da uzaklaştırıyor. Yıllar var ruhlarımıza sevgi yağmıyor; bir zamanlar o sağanak sağanaktı. Gönüllerimiz kupkuru çöller gibi; iç âlemimizde bir sürü boşluk.. boşluklar da âdeta yılan-çıyan yuvası. Bütün bu olumsuzlukların bir devası var; o da, Allah sevgisi…Allah sevgisi her şeyin başı ve bütün sevgilerin de en saf, en duru kaynağıdır. Hep O\’ndan akar gelir, akıp gelecekse sinelerimize şefkat ve muhabbet. O\’nunla olan alâkamız sayesinde güçlenip pekişecektir her türlü insanî münasebet. Allah sevgisi bizim dinimiz-imanımız, odur cesetlerde canımız. Yaşadığımızda hep onunla yaşadık. Günümüzde de eğer yaşamayı düşünüyorsak ancak onunla yaşayabiliriz. Varlığın özü, esası O\’nun sevgisidir; neticesi de Cennet şeklinde o ilâhî muhabbetin bir açılımı. O sevgiye bağlı yaratmıştır yarattığı her şeyi ve sevilme zevk-i ruhanîsine raptetmiştir varlık ve insanlarla münasebetini.Muhabbetin tecellî alanı ruhtur; biz onu nereye ve neye yönlendirirsek yönlendirelim o hep Allah\’a müteveccihtir; kalbteki dağılma ve kesrette boğulmaların ızdırabı ise bize ait, bize râcidir. Her şeye karşı duyduğumuz ve duyacağımız sevgi ve alâkayı tamamen O\’na bağlayıp aşk u muhabbeti gerçek değerine ulaştırabildiğimiz takdirde, hem değişik dağınıklıklara düşmekten kurtulacak hem de dış yüzleri itibarıyla sevilip alâka duyulan şeylerden ötürü şirke düşmemiş olacağız; olacak ve bütün varlığa karşı muhabbet ve münasebetlerimizde doğru yolda yürüyenler gibi kalacağız.Putlar, onlara tapıldıkları için putperestlerce mabud telakki edilegelmişlerdir; Allah ise Allah olduğu için mabud ve mahbubtur. O\’nun ulûhiyeti de, rubûbiyeti de bizim O\’na ubûdiyetimizi gerektirmektedir. Biz her zaman Hakk\’a kullukta bulunur, O\’nu sevdiğimizi dillendirir; mazhariyetlerimizin şükrünü eda eder ve her hâlimizle O\’na karşı alâka, irtibat ve münasebetlerimizi seslendirmeye çalışırız.Mecazî muhabbetlerde cemal, kemal, şekil, şekilde tenasüb, ululuk, ihtişam, servet, iktidar, makam, mansıb, ikbal, evlad ü iyal, soy-sop.. gibi hususlar birer sevgi vesilesi kabul edilegelmişlerdir. Bazen bunlara karşı duyulan aşırı muhabbet ve alâka ile şirke girenler de olmuştur ki, büyük ölçüde bütün putperestliklerin arkasında böyle bir inhiraf söz konusu olabilir. Böyleleri çok defa cemale meftun olur, kemali alkışlar, eda ve endama vurulur, ululuk ve ihtişam karşısında zillet gösterir; servet ve iktidar uğrunda insanlık ve hürriyetlerini feda eder, makam-mansıb hırsıyla el-etek öper.. ve her an değişik ihsan ve iltifatlarıyla, teveccüh ve ikramlarıyla kendini bize tanıttıran gerçek cemal ve kemal sahibi, ululuk ve azamet tahtının biricik sultanı, Ganiyy-i Mutlak ve Muktedir-i ale\’l-ıtlak Zât\’a karşı gösterilmesi gereken sevgiyi ve alâkayı bir sürü âciz mahlukata dağıtarak muhabbet gibi bir cevheri bâd-i heva harcamanın yanında, çok defa karşılık göremeyeceği bir mâşukun alâkasızlığı, değmezliği, vefasızlığı, onu avucunun içine alması, ona baş eğdirmesi, kul köle hâline getirmesiyle ölür ölür dirilir.Mü\’minlere gelince onlar, evvelen ve bizzat Allah\’ı severler ve şayet duyacaklarsa O\’ndan ötürü başkalarına karşı alâka duyarlar. Hakk\’ın tecelli ve teveccühlerinin hatırına herkesle ve her nesneyle bir çeşit münasebete geçer, O\’nun namına onlara takdirler yağdırır ve aşk u alâkalarını ilan ederler.Aslında O nazar-ı itibara alınmadan şuna-buna, şu nesneye-bu objeye duyulan alâka darmadağınık, gelecek vadetmeyen, kararsız, neticesiz bir sevgidir. Mü\’min herkesten ve her şeyden evvel O\’nu sevmeli, diğer bütün sevimli şeylere de O\’nun isim ve sıfatlarının değişik renk, değişik desen ve değişik edada birer tecellisi olarak alâka duymalı, takdirlerle alkışlamalı ve O\’ndan ötürü öpüp öpüp yüzüne-gözüne sürmeli ve her temâşâ ettiği şeyde "Bu da Senden." deyip âdeta bir vuslat faslı yaşamalıdır. Ne var ki, bunu böyle görüp böyle duymak için de; Cemâlini nice yüzden görem diyen diller,Şikeste âyineler gibi pâre pâre gerek. (Anonim)fehvasınca hep bir beyt-i Hudâ gibi tertemiz kalabilmiş gönüllere, her simada Hakk\’ı okuyacak aşina dillere ihtiyaç vardır. Zatında, okuyabilenler için her varlık mücellâ bir ayna ve manzum bir kasidedir; hele sırr-ı Rahmâniyet\’i aksettiren insan siması..Seni Hak âyine-i Zât ettiZât-ı Yektâsına mir\’ât etti. (Hâkânî)sözleri ayn-ı hakikat ve insana konumunu hatırlatan önemli bir irşattır. Bu itibarla insan eğer o gizli güzelliğin sırlı bir aynası ise -ki öyle olduğunda şüphe yok- hep gönül gözleriyle O\’na müteveccih olmalı, her zaman pusuda bekleyip tecelli avlamaya çalışmalı ve kendini daha derin sevgi iklimlerine alıp götürecek esintiler beklemelidir; beklemeli ve O\’na ulaşmak veya O\’nu hoşnut edip sevdikleri arasına girebilmek için kurbet yolunun bütün argümanlarını kullanmalı, O\’nun teveccüh vesileleri arasında, buldum/bulacağım ümidiyle hep koşturmalı ve gönlü her zaman o "Kenz-i Mahfî"nin kilidinde bir anahtar gibi dönüp durmalıdır. Bu suretle, eğer muhabbet bir Süleyman, gönül de taht-ı revân ise, er geç sultanın gelip tahtına oturacağı muhakkaktır.Bir de tahtla Süleyman buluştu mu artık insan hep O\’nu düşünür, iç mülâhazalarında O\’nunla hasbıhal eder, yudumladığı suda, çiğnediği yemekte, teneffüs ettiği havada gayet açık ve net olarak hep O\’nun teveccühlerini duyar; O\’nun yakınlığının sıcaklığıyla oturur kalkar. Kurbet-sevgi arası gel-gitler münasebeti daha da kızışır ve sinesi ocaklar gibi yanmaya başlar. Yer yer aşk u muhabbetle alevlenir, zaman zaman vuslat iştiyakıyla yanar tutuşur; ne var ki, aşkını da, iştiyakını da O\’ndan gelen bir armağan bilir ve kat\’iyen gam izhar eylemez; gam izhar edip ağyarı âhından âgâh eylemez. İçten içe fırınlar gibi yanar; fakat, ne alev çıkarır ne de duman.. namus gibi saklar aşk u iştiyakını ve sır vermez halden anlamayan nâdanlara.Bu yol herkese açık olsa da yolcunun samimi ve kararlı olması şarttır. Herhangi bir mü\’min bütün cemallerin, kemallerin, azametlerin, ululukların, ihtişamların, ihtişam üstü ihtişamların O\’na ait olduğunu görüp hissedebildiği takdirde bütün bu vesilelerin gönülde hasıl ettiği alâka, muhabbet ve iştiyakla O\’na yönelir ve O\’nu zatına münasip bir sevgiyle sever ki işte bu tutku -ve tabir yerindeyse- bu sevda O\’nadır ve tevhid edalı bir aşk u iştiyak kaynağıdır. Zaten, tevhide kilitli ve İslâmî esaslara bağlı bir sinede sevgi inhirafı da düşünülemez.. ve hele asla muhabbet kaymaları olmaz ve olamaz. Bir muvahhid O\’nu O olduğu için sever ve sevgisini de dünyevî-uhrevî hiçbir mülâhazaya bağlamaz. O, her zaman gönlünde köpürüp duran sevgi fevvarelerini, aşk u iştiyak çağlayanlarını Kur\’ân\’la, Hazreti Ruh-u Seyyidi\’l-Enâm (aleyhi ekmelü\’t-tehâyâ)\’nın vaz\’ettiği düsturlarla filtre ve test eder ve bunları insanî heyecanlarla yürüdüğü yollarda birer bariyer gibi kullanır, aşk ateşiyle cayır cayır yandığı zamanlarda bile hep istikamet soluklar; O\’nu her şeyin gerçek mâliki, sahibi, görüp gözeteni, esmasıyla mâlum, sıfatlarıyla muhat bir Zât olarak kendine has münezzehiyeti, mukaddesiyeti, mübecceliyeti içinde derin bir aşkla sever; severken de kat\’iyen şatahat ve laubaliliğe girmez.
    SIZINTI Dergisi alıntı
     EVET ABİCİM RABBİMİZDEN BAŞKE NEYİMİZVAR BİZİM ESKİŞEHİR\’DEN ABİSİNİN GÜLÜNDEN BATMA2A ABİSİNE OKYANUSLAR DOLUSU SELAM VEDE DUALAR GÖNDERİYORUM YARADANIMA EMANETSİN

  5. NAMAZIN ÖNEMİ
    Âdem aleyhisselâmdan beri, her dinde bir vakit namaz var idi. Yâni her ümmet mutlaka namaz kılardı. Kimisi sabah, kimisi öğle, kimisi akşam, kimisi yatsı namazı kılardı. Hepsinin kıldığı, bir araya toplanarak bize farz edildi.
    Namaz kılmak, îmânın şartı değil ise de, namazın farz olduğuna inanmak, îmânın şartıdır. Mükellef olan yâni âkıl ve bâlig olan her müslümanın, hergün beş vakit namaz kılması "Farz-ı ayn"dır. Farz olduğu, Kur\’ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde, açıkça bildirilmiştir.
    Yedi yaşındaki çocuğa, namaz kılmasını emretmek, on yaşında kılmaz ise, zorla kıldırmak lazımdır. Resûlullah efendimiz, Eshâbına:
    – Birinin evi önünde nehir olsa, hergün beş kere bu nehirde yıkansa, üzerinde kir kalır mı? diye sordu. Eshâbı:
    – Hayır, yâ Resûlallah! dediler.
    Bunun üzerine Peygamber efendimiz:
    – İşte, beş vakit namazı kılanların da, böyle küçük günâhları affolunur, buyurdu.
    Namazla ilgili diğer hadîs-i şerîflerden birkaçı da şöyle:
    (Namaz dinin direği, her hayrın anahtarıdır.)
    (Kıyâmette kulun ilk sorguya çekileceği ibâdet namazdır. Namaz düzgün ise, diğer ameller kabûl edilir. Namaz düzgün değilse, hiçbir amel kabûl edilmez.)
    Ebû Bekr-i Sıddîk hazretleri buyurdu ki:
    "Beş namaz vakitleri gelince, melekler der ki; Ey Âdemoğulları, kalkınız! İnsanları yakmak için hâzırlanmış olan ateşi namaz kılarak söndürünüz."
    Tembellikle namaz kılmayıp fakat, her namaz vaktinde namaz kılmadığı için üzülen, kâfir olmaz, ancak büyük günâh işlemiş olur. Hadîs imâmları, söz birliği ile bildiriyor ki, "Bir namazı vaktinde amden kılmıyan, yâni namaz vakti geçerken, namaz kılmadığı için üzülmeyen, kâfir olur veya ölürken îmânsız gider." Yâ namazı, hâtırına bile getirmiyenler, namazı vazîfe tanımıyanlar ne olur? Büyüklerden biri şeytana dedi ki:
    – Senin gibi mel\’ûn olmak istiyen, ne yapmalıdır? İblîs sevinip:
    – Benim gibi olmak istiyen, namaza ehemmiyyet vermez ve doğru, yalan, herşeye yemîn eder, yâni çok yemîn eder! dedi. O kimse de:
    – Şeytan gibi mel\’un olmak istemiyen hiçbir namazını bırakmamalı ve herşeye yemîn de etmemelidir, dedi.
    Din büyüklerimiz buyurmuşlar ki:
    Beş şeyi yapmıyan, beş şeyden mahrûm olur:
    1- Malının zekâtını vermeyen, malının hayrını görmez.
    2- Uşrunu vermeyenin, tarlasında, kazancında bereket kalmaz.
    3- Sadaka vermeyenin, vücudunda sıhhat kalmaz.
    4- Duâ etmeyen, arzûsuna kavuşamaz.
    5- Namaz vakti gelince, kılmak istemeyen, son nefeste kelime-i şehâdet getiremez.
    Görülüyor ki, farz namazı kılmamak, îmânsız gitmeğe sebep olmaktadır. Namaza devam, kalbin nûrlanmasına ve saadet-i ebediyyeye yâni sonsuz saadete kavuşmaya vesîledir. Peygamberimiz (Namaz nûrdur.) buyurdu. Yâni, dünyada kalbi parlatır. Âhırette sırâtı aydınlatır.

  6. …Kimsem yokmuş şu dünyada SEN\’den başka!.. SEN TESELLİ ET BENİ Öyle çaresizim ki RABBİM, çarelere ermiyor aklım… Merhametine uzatıyorum ellerimi… SEN\’in rahmetinle yıkamak istiyorum kirli tövbelerimi.. Dizginle çılgınlıklarımı…Affet günahlarımı.. Ey affetmeyi seven RABBİM, sil göz yaşlarımı.. SEN teselli et beni, serinlik sun şu bağrıma… Hayırlı kederlerimi SEN sevdir bana!.. Tıpkı geceye saçılan yıldızlar gibi, ömrüme ışık olsun sıkıntı anlarımda ettiğim dualar.. Hüzünlerde olgunlaştır beni.. Cahilim çok cahilim.. SEN yolum ol! SEN sonum ol! SEN tut elimden, SANA giden yollarda nurum ol! Dağlar kadar günahlarıma, bir avuç tövbe kırıntısı getirdim… SEN derman ol şu volkanlarıma… SEN\’siz bir yürek ne kadar boş!.. AFFEYLE YÂ RABBEL ÂLEMİN

  7. bukadar guzel yorumu okuyunca yanlız kımse olamaz allah varsa hersey var   oyleya  evet cok onemlı kendın ve rabın le bas basa kalınca ne hısedersın secdede enyakın dost duada  en guzelını sana verebılen yıne dost  buyuk rabım oyleya nıcın yanlız olayım ey buyuk yaratan bızlerı sensız bırakma  ahmet kardesım  rabım senden razı olsun bızlere bukadar guzelıgı hatırlatıgın ıcın  dua ıle kal.

  8. Biz Allah için vazgeçilmez değiliz…Allah bizim için vazgeçilmezdir…
    Allah yokmuş gibi konuşmak günahtır…
    herşeyi gören ve  bilen mutlak kudret sahibi Rabbim\’e emanet olun…
     
    selam ve dua ile…

  9. "Allahım! Ben kulum, Sen Allah\’sın. Ben isteyenim, Sen verensin. Ben susayanım, Sen su verensin.Ben muhtacım, Sen ihtiyaç giderensin.
    Ben kendine yetmeyen, Sen her şeye yetensin. Ben beni bilmeyen, Sen beni benden iyi bilensin. Ben bende olmayan, Sen şahdamarımdan yakın olansın.Kul kulca ister, Sen Allah\’ça verensin. Halim arzuhalimdir, duruşum duam. Sensizsem neyim var, Senliysem ne gam?
       Rabbim tüm işlerinde hayır ve güzellik nasip etsin inş kardeşim dua ile..

  10. MUHTAÇKanadımı kırdılar.Özgürlüğümü elimden aldılar.Gelin ey kanatlar, bizi bekliyor özgür bulutlar.Bulutların özgürlüğü, rüzgarla olan dostluğundan.kanatların özgürlüğü, uçuracağı bir bedene sahip olduğundan.ya değilse, bedensiz kanat, bir şeye yaramayacağı gibi.kanatsız bedende özgürlüğe uçamaz.Rüzgarsız bulutta bir yere uçamaz.Tüm yaratıklar, birbirine muhtaç.Her şeye muhtaç olan, Hiç bir şeye muhtaç olmayana muhtaç.SELAM VE DUA ILE.Furkan Evren Nezir ——————–
    Evrensel Mesaj,Elini uzatana Elimi uzatırım.Rengine, diline dinine ve cinsiyetine bakmam.Evrensel hayatın dilinden,Evrensel mesajlarla konuşmayı, severim,Evrensel mesajlarınsa hiç bir tercümana ihtiyacı yoktur.Bilgi edinmede arı gibi.çiçeğe kokusunu vermede toprak gibi,Güneş ısısına dayanıklıkta, yaprak gibi,olmayı.Bana üniversitede öğretmediler.Evrensel mesajları okumak için, tercümana gerek yok demiştik.Selam Ve Dua ileFurkan Evren Nezir. [041.039] [DI] Kupkuru gördüğün yeryüzünün, Biz ona su indirdiğimiz zaman harekete geçmesi, kabarması, Allah\’ın varlığının belgelerindendir. Ona can veren Allah şüphesiz ölüleri de diriltir. Doğrusu O her şeye kadir\’dir.
    http://www.turkish-media.com/forum/index.php?s=a73826c2f77c3c8df4eb7d06323e8663&showuser=47369

  11. Selamun aleyküm ve rahmetullah ve bereket. bu ve diğer bloklarda yazdıklarınız genelde bildiğim ve beğenerek okuduklarımdan bir demet halinde. yorum olarak herkesin yaptığı gibi başkalarına ait yazıları değilde kendimden bişeyler yazmayı doğru buluyorum çünkü alıntılarımı ve kendime ait diğer yazılarımı alanımda yayınlıyorum zaten. buraya yazılanların sadece yazılana eleştiri veya övgü olması gerektiğini düşündüğüm için; aynı zamanda eleştirecek bir yazıyla karşılaşmamış olduğum için sizden Allah razı olsun. Yazılarınızı devam ettireceğinizi diliyorum. Allah a emanet olun.

  12. Ey Rabbim senden başka kimim var benim?
    Rahmetinle sar, sarmala, tut kucakla beni
    Rabbim, senden başka kimim var benim?” ( ÇOK GÜZELDİ….PAYLAŞIMIN İÇİN TEŞEKKÜRLER SELAM VE DUA İLE )

  13. Din sahasında bazı sözde müsamaha ve müsadelerden yararlanarak türeyen siyasi teşekküller ve sahte mürşitlerin halini aşağıdaki hadis mealleri, apaydınlık ortaya koyar:Meal:\’Ahir zamanda cahil abidler ve fasık alimler türer\’Meal:\’Ahirette en şiddetli azabı, ilminden faydalanmayan alim çekecektir.\’Meal:\’Alimlerin en şerlisi, devlet büyüğünün ayağına giden, devlet büyüğünün en hayırlısı da; din aliminin ayağına gelen…\’Meal:\’Ümmetimin helaki, facir alim ile, cahil abid yüzünden…\’ve meal:-\’Ben deccalin beterinden korkuyorum\’-Kimdir o ey Allah\’ın resulü?\’kötü alim…\’Ve işte siyasi planda islam davasını güden, halisiyetsizlerin ruh anahtarı:-Ahir zamanda öyle kimseler çıkacak ki,din yoluyla dünyayı devşirmeye çalışacaklar, halka karşı koyun postuna bürünecekler ve dilleri şekerden tatlı, kalpleri ise kurt yüreği olacak…\’Bu hadisler, sade ulvi hikmetleri bakımından değil, müşahhas delaletleri noktasından da gözümüzün önüne bazı çehreler getirmelidir.Bir de, bugünün manzarasını ezelde resimlendirmiş bulunan Allah kelamından bir meal:-\’Halkı benimle mi aldatıyorlar? Bu cüreti bana karşı mı gösteriyorlar? Zatım üzerine yemin ederim; üzerlerine öyle bir fitne göndereceğim ki, içlerinde en halim olanı bile, hayrette kalacak ve çıkış yolu bulamayacak…\’Bu günün tam ifadesi mi, değil mi?25 ARALIK 1977 (ALLAH VE RESUL ÖLÇÜSÜYLE GÜNÜMÜZ)NECİP FAZIL KISAKÜREK…

  14. Kadından kendisinde olmayanı isteriz/Hasret yerinde kalır ve biz çekip gideriz� diyen şairin (Necip Fazıl) dediğince gizli bir gündemi kalbinde saklarken Leylâya takılıp kaldığını bilmeyen sözde Mecnûnlara da bir diriliş çölü nasip eyle Allahım.Hiçbir erkeğin üzmediği, hiçbir erkeği üzmeyen bir kadının da olabileceğine inanabilen erkek kalbini bekleyen hüsranı şimdiden onar ki, kadınlar da bilmeden zalim olamayabilsinler ey Rabbim.Bana kalbimden de yakın olduğunu, kalbime benden de yakın olduğunu bilerek, kalbime mukayyet olmakta benden daha iyi olduğunu anlayacak bir kalp ver bana ey kendimde sakladığım sırlarımı da kendimden sakladığım sırlarımı da bilen Rabbim.�Bağışlamayı, menekşenin kendini ezen topuğa anında bulaşan güzel kokusu� diye bilen inceliği benim kalbime de bulaştır ki, Seni Sadi-i Şirazî�nin �Ben günah işlerim, O utanır!� diye bilenlerden olayım ey Rabbim.Edemediğim dualarımın da olduğunu, her hamdim için ayrıca ve daha büyükçe bir hamd daha borçlandığımı, borcumu ödemeye her niyetlenişimde yeni ve daha büyük bir minnetle borçlandığımı bilecek bahtiyar borçlulardan eyle beni ey Rabbim.Senai Demirci…
     
    Dua ve tebessümle, Rabbimize emanet olun.S.a

  15. İNSAN, beynine hangi alanda zevk almayı öğretirse beyni de ona göre çalışıyormuş. İnsan beynine yüksek ideallerden zevk almayı öğretirse, aklına, iradesine ve duygularına hâkim olmayı biliyor. Rabbim senden başka kimim var benim? Hedefinden, idealinden, yolundan, izinden ayırma, saptırma beni. AMİN…
     
    Rabbimiz nice türlü nimetlerle hem etrafımızı hemde bizi kuşatmış biz bir nefesin bile şükrünü eda etmkten acizken kainattaki her zerrenin onu varlığına şehadetini tefekkur etmekten geri durmayalım inşaAllah.. selam ve dua ile.

  16. MAL SEVGİSİ KALBİ KAPLAMAMALI Büyük fıkıh (hukuk) bilgini, Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebû Hanîfe\’nin (VIII. yüzyıl) ilmi faaliyetleri yanında ticaretle de meşgul zengin bir zat olduğu malumdur. Bu büyük insan, gündüz öğleye kadar mescitte talebelerine ders verir, öğleden sonra da ticari işleri ile uğraşırdı. Bir gün ders verdiği sırada bir adam mescidin kapısından seslendi: – Ya imam, gemin battı!… (İmamın ticari mal taşıyan gemileri mevcut) İmam-ı Azam bir anlık tereddütten sonra – Elhamdülillah dedi. – Bir müddet sonra aynı adam yeniden gelip haber verdi: – Ya imam, bir yanlışlık oldu batan gemi senin değilmiş. İmam bu yeni habere de: – Elhamdülillah, diyerek mukabele etti. Haber getiren kişi hayrete düştü: – Ya imam, gemin battı diye haber getirdik "Elhamdülillah" dedin. Batan geminin seninki olmadığını söyledim yine "Elhamdülillah" dedin. Bu nasıl hamdetme böyle? İmam-ı Azam izah etti: – Sen gemin battı diye haber getirdiğinde iç âlemimi, kalbimi şöyle bir yokladım. Dünya malının yok olmasından, elden çıkmasından dolayı en küçük bir üzüntü yoktu. Bu nedenle Allah\’a hamdettim. Batan geminin benimki olmadığı haberini getirdiğinde de aynı şeyi yaptım. Dünya malına kavuşmaktan dolayı kalbimde bir sevinç yoktu. Dünya malına karşı bu ilgisizliği bağışladığı için de Allah\’a şükrettim._________________BUGÜN ALLAH İÇİN NE YAPTIN?

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s