sevgiliye hüzün…

 
 BUNCA AYRILIK YETMEDİMİ YA BİLAL ?
Bismillahirrahmanirrahim
            Bilal nede sevmişti seni  Ey Alemlerin Efendisi!..
    Peygamberimiz’in vefatından sonra ayrılık acısına tahammül edemiyerek bir daha ezan okuyamadı Bilal Peygambere olan muhabbetiyle her gün yanıp tutuşuyordu Bilal.
 Gözyaşları döküyordu.
 Sonrada Medine kalmaya tahammül edemediği için zamanın halifesi olan Hz. Ebubekir’den izin alıp Şam’a gitmeye karar verdi.
 Böylece Şam’ yerleşmişti Bilal Hz.Ömerin hilafetine kadar.
Hz. Ömer ordusuyla Şama gelince, onlara katılıp Kudüs’ gitti.
    Bir gün Bilal sevgililer sevgilisini rüyasında gördü. Peygamber efendimiz kendisine sitem etti.
    Ya Bilal!..”Hala bunca ayrılık yetmedi. Ya Bilal hala kabrimi hala ziyaret etmeyecekmisin?
Hala Medinei mutahharaya gelmeyecekmisin?” Cennet bahçesini ziyaret etmeyecekmisin?….”
    Zavallı yüreği duracak hale geldi Bilal’in.
Heyecan ve ter içinde uyandı.
Hemen hazırlığa başladı.
Şafak sökerken,ince,uzun ve garip deveciğiyle,mübarek Medine yollarına düştü Bilal. Biricik efendisine yaklaştıkça havayı kokluyordu Bilal, taşları,toprağı okşuyordu Bilal. Issız çölleri yara yara Sevgilisine gitti Bilal.
  “Bunca  ayrılık yetmedi Ya Bilal sesi hala kulağındaydı.”Bilalin.
    ona rastlayanlar, selam veriyorlardı. Sonrada yanındakilere diyorlardı ki; “ İşte Bilal,Bilal’i Hebeşi, işte Hz.Peygamberin Müezzini. Bu dünyaya O’nun gibi ezan okuyan gelmemişti.
” Fakat O, hiçbirini duymuyor,görmüyordu.
Sanki çok kuvvetli bir mıknatıs onu kendisine çekiyordu.
Peygamber Efendimiz’in mübarek kabirlerine doğru ilerledi.
Yüce makama erişirken; kur’an-ı Kerim okudu.
En sonunda sevgilisinin kabrinin yanında bayılarak yere yıkıldı Bilal.
Bu ne sevdaydı Ey Bilal. Bu nasıl bir aşktıki seni Şamlara kadar götürmüştü.
Bu nasıl sevdaydı ki yıllar sonra sevgilinin kabrini ziyaret edişinde vücudun dayanamadı ve yere yıkıldı!..
  Ayıldığı zaman,baş ucunda, sevgilisini ,sevgili torunları Hasan ile Hüseyin Hazretleri;
 saçlarını okşuyorlardı. Sanki dünyalar onun oldu.
 Sarıldılar,kucaklaştılar ve ağlaştılar; “Yavrularım!..ne kadarda Dedeniz Hz. Resulullah gibi kokuyorsunuz!..”dedi.
  Hz.Hasana sordu; “Dedemiz seni de çok severdi. Ancak O’nun hatırı için, bir şey istesek yaparmısın?”
Hz. Bilal çok şaşırdı;” Bu ne biçim söz? Bu kölenizden ne emrederseniz ,yerine getiririm!..”
Senden;Bir defada olsa ezan dinlemek istiyoruz!..Ricamız sadece buydu.” Dedi.
  Ertesi gün Bilal-i Habeş son ezanını mescidi Nebevide okudu.
Yanık ve hasret dolu sesiyle;” Allahü ekber! Allahü ekber!” dediği zaman;bütün Medine halkı ayağa kalktı. “Eşhedü enla ilahe illalah! Eşhedü enne Muhammed’en Resulullah!..”deyince kadın-erkek,genç-ihtiyar,çolul-çocuk,hatta yataklarındaki hastalar bile sokaklara döküldüler.
Mescidi Nebeviye koştular.
Halk o kadar coştuki,peygamber Efendimiz yaşıyor sandılar.
 Bilal-i Habeşleri de başka ezan okumadı. 641 senesinde şamda vefat ettiler.
   Ey kara ayaklarının altına kurban olduğumuz Sahabe. Ey tüm müezzinlein İmamı.
 Ey Habeşistan’ın Karanfili, sizin hedefiniz,arzunuz canınızı kurtarmak değildi.
 Sonu ölümde olsa İslam’ı, İman’ı, Alllah’ı, Kur’an-ı ve Muhammed’i tercih etmekti.
çünkü biliyordunuz ki canı korumak canı bağışlayanın elinde.
Canlar,canı verenin elinde.
 Canlar cananının emrini hiçe sayan candan hayır gelirmi?
   Hem bütün canları elinde tutan O Canlar Cananının emri hiçe sayılarak, o can korunabilir mi?…
  Ya Resulullah!…bizim rüyamızada gel..bizide ağır o mübarek Ravzana. Bizide kabul et o mübarek mekanına!…
  Biz Senin hasretinle yanıyoruz Ya Resulullah!..
  Biz Senin harestinle tutuşuyoruz Ya Resulullah!..
  Biz Senin hasretinle küle döndük Ya Habiballah!..
  Gel bu ateşi söndür. Sana olan hasretimize son ver Ey Sevgililer Sevgilisi Efendim ( s.a.v )
 
 
 

18 Yanıt

  1. cocuklarımızın adını bılal koyduk seni unutmadık ya bilal
    ama ne yazık ki sende ki  islam ve peygamber aşkını vermedik yüreklerine ya bilal
    ne bizde ne coçuklarımızda böyle aşk ve hizmet olmadığından senin gibi efendiler efendisi tarafından çağrılmadık ya bilal
     

  2. Yıllar geçiyor ki yâ Muhammed,
    Aylar bize hep Muharrem oldu!
    Akşam ne güneşli bir geceydi…
    Eyvah, o da leyl-i mâtem oldu!
    Âlem bugün üç yüz elli milyon
    Mazlûma yaman bir âlem oldu.
    Çiğnendi harîm-i pâki Şer’in
    Nâmûsa yabancı mahrem oldu!
    Beyninde öten çanın sesinden
    Binlerce minare ebkem oldu.
    Allah için ey Nebiyy-i ma’sûm
    İslâm’ı bırakma böyle bîkes
    İslâm’ı bırakma böyle mazlûm.  (Âmin) 
    MEHMET AKİF ERSOY
    selam ve dua ile…

  3. İşte iman, işte müslüman.
    Onlar nerede biz nerede? Nerede dayanılmaz zorluklara sabırla katlanan sahabi ahlakı; nerede bizim irade zayıflığımız… Allah\’ım; bizi onlara benzet…
    Peygamber müezzinliği… ikinci bir kula nasip olmayan şanlı rütbe. O garip, kimsesiz köleciğe islamiyet hükümdarların kavuşamıyacağı bir makam vermişti. Ezan okuyor; ne güzel ses Allah\’ım! Ferahlandırıcı ve deruni.
    O, ezan okurken gözler, yaşla, kalbler nurla doluyor.   ALLAH RAZI OLSUN ABİM GÜZEL VEDE ETKİLEYİCİ Bİ PAYLAŞIM OLMUŞ.O\’ ki türlü türlü işkencelere maruz kalmış yinede ehad \’ALLAH BİRDİR\’ demekten vazgeçmemiş..Rabbim bizleri de O \’na Benzet….selam ve duayla…Hayırlı günler…

  4. Gönül hûn oldu şevkinden boyandım yâ RasulallahNasıl bilmem bu nirâna dayandım yâ RasulallahEzel bezminde bir dinmez figândım yâ RasulallahCemâlinle ferahnâk et ki, yandım yâ RasulallahYanan kalbe devasın Sen, bulunmaz bir şifâsın SenBulunmaz bir sehâsın Sen, dilersen rûnümâsın Sen Habib-i Kibriyâsın Sen, Muhammed Mustafa’sın Sen,Cemâlinle ferahnâk et ki, yandım yâ Rasulallah
     
    Gül açmaz çağlayan akmaz, ilahi nurun olmazsa
    Söner alem, nefes kalmaz, felek manzurun olmazsa
    Firak ağlar, visal ağlar, ezel mesturun olmazsa
    Cemalinle ferahnak etki yandım YA RASULALLAH…
     
    Selamlar…
     

  5. Ya Resulullah!…bizim rüyamızada gel..bizide çağır o mübarek Ravzana. Bizide kabul et o mübarek mekanına!…
     
     
    Gelirmisin efendim,bir Bilal ,bir Veysel Karani kadar sevdalanamasamda, dünyalıklarla kirletilmiş yüreğimin en temiz köşesini sana ayırdım ,gelirmisin efendim…adını anarken sizlayan yüreğimi duyarmısın…
    gel dermisin bana da ,ravzana çağırırmısın.bin parçaya bölünmüş kırık dökük ümitlerle bekliyorum davetini duy ey Sevgili ,geleyim ki ravzana emaneti vereyim en güzel tevbelerle…secde de…
     
    okunan her ezanı Hz. Bilal okuyormuş gibi dinleyebilsek,namazı Rasulullah kıldırıyor gibi hissedebilirdik….
     
    selam ve dua ile Rabbim yar ve yardımcınız olsun…Gül peygamberin sevdası yüreklerde çağlayan misali olsun inş…

  6. Sa. Maşaallah siteniz çok güzel olmuş. Bu hikaye beni her zaman hüzünlendirir. Ne büyük aşk ne büyük sevgi..Rabbim bize de nasip etsin inşaallah bir Bilali Habeşi gibi, bir Hz. Fatmatüz Zehra gibi,  bir Hz. Ebu Bekir olmayı. Dualarınızı eksik etmeyin inşaallah nurcu kardeşim..Selam ve dua ile..

  7. kardesım cok guzel konuları bılok alıyorsun ellerıne ve yureyıne saglık   bunları okumak ınsanı ınsan yapıyor  sevgı saygı hosgoru sabır daha pek cok sey ınsanlıgımızın onemlı olması saglıyo  allah razı olsun  basarılarının davamını dılerım .dua ıle kal.

  8. selamün aleyküm  nisa  kardeşime  katılıyorum  siteniz  mümtaz  alanıma  yaptığınız yorumlar  için ayrıca  saolun Allah razı olsun  çok güzeller  hayırlı akşamlar

  9. BİLAL OLMAK NE MÜMKÜN YARAB!
    BİZLER BU KADAR ACİZLİĞE DÜŞMÜŞKEN ,MÜCADELEMİZİ BİLE TAMAMLAYAMAMIŞKEN  BİLAL OLMAK NE MÜMKÜN..
    EZANLARIMIZDAN BİLE RAHATSIZ OLAN İNSANLAR VAR, MÜHÜRLENMİŞ KALPLERİ ANLAYAMIYORLAR..
    RABBİM SEN BİZLERE YARDIM ET…BELKİ BİLAL OLAMADIK AMA BİLALLER YETİŞTİRMEYİ BİZLERE NASİP ET..
                                                                                           SELAM VE DUAYLA..

  10. Gül;Kokusu ve ihtişamı hayranlık abidesi olan bir güzelliktir… o en güzeli ve güzelliğini ifadeye şayan bir çiçektir.Güzel ahlakı ifade için seçilmiş bir çiçek…”Güzel ahlak güzel koku saçan bir çiçek (misal-i gül) gibidir…” alimlerin ifadesiyle. Gül kokusu neredeyse orada hep hoş bir koku hakimdir. Meşhur bir söz vardır;”Gül bahçesine girenler gül olur, gül olmasa da gül kokarlar.”Maksad gül bahçesine girme sevdasında olmalı.Maksad Gül’ün kokusunu yansıtabilmek olmalı.
    Gül ne latif bir çiçektir ki; gül olmayanları da gül gibi kokutabiliyor.Misal-i güldeki gibi; etrafına güzel koku (ahlak yansımaları) saçan ; ulaştığı her yere farklı bir ahenk katar.İnsan güzel ahlak sahibi olunca, “Gül” vasfını taşıyınca, , hem kendisi huzurludur hem başkalarına varlığı huzur verir.O’nun huzuruna vesile “en güzel’i dayanak noktası bilmesidir…
    Güzel ahlakın en güzel örneği hiç şüphesiz ‘Güzel ahlakı tamamlamak için gönderilen” Efendimiz (s.a.v)dir.O Kur’an daki ifadeyle “Üsvetun Hasene(en güzel örnek)”dir.Efendimiz’in duası yine güzel ahlak idi. “Ya Rabbi senden, sıhhat, afiyet ve güzel ahlak dilerim” derdi.O’nun Rabbi’ne bu talebte bulunuşu; güzel ahlakın hakiki imanın tezahürü olduğunu haber veriyor.
    Kendisi bu gerçeği; “iman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanlardır…”[1] sözüyle vurguluyor.
     Hatta diyor ki; “Kıyamet günü, müminin terazisinde, güzel ahlâktan daha ağır bir şey yoktur.”[2] Başka çare yok…
    Hakiki iman huzuruna muttali olmaktan başka çare yok.
    Hakiki imanın bizlerde tezahür etmesi için güzel ahlak (O’nun ahlakı)ile ahlaklanmaktan başka çare var mı?Ya gül olmak ya da gül gibi kokmaktan gayrısı yok yok…Ne mutlu GüL’ün kokusu ve ihtişamına bürünen gül adaylarına… [1] Tirmizî.[2] Tirmizî.  Aynı muhabbeti ve samimiyeti yaşayabilmek duasıyla inş kardeşim

  11. Ey Bilal Senin tenin esmer benimse yüreğim, ne kadar şanslı imişsin ki O Resul\’ü (sallallahu aleyhi vesellem) sevmiş, sevgisine medar olmuşsun. Bu kulaklar işitemedi Senin Muhammed nidalarını, bu kalp O\’ndan (sav) başkalarına vuruldu, savruldu, perişan oldu. Gel ey Bilal, kulaklarımız duymaz, gönlümüz hissetmez olmuşken..Gel ey Bilal, beraber ağlayalım halimize, yıkılıp düşelim sen gibi bir kere de Muhammedî aşkla, düşüp kalkamamaktan biçare düşmüş halimizle..
     
    Rabbim sizlerden razı ve hoşnut olsun..Selam ve dua ile..
     

  12. Haydi artık sözler sükut etsin..vuslat anı.. Hadi hazır mısınız…? Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru. kapatın gözlerinizi.. aydınlığınız gönlünüzdeki O\’na olan sevginiz olsun.. göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız.. Işte dost nedir bilmek mi istersiniz.. menfaatsiz.. korkunuz olmayacak.. acaba demiceksiniz.. acaba ben onu sevsem o da beni sever mi korkunuz olmıcak yüreğinizde çünkü O vaat ediyor.. severseniz severim.. ne güzel değil mi sevginize karşılık bulmak.. sevginizin karşılıksız kalmıcanı bilmek.. şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta.. onca sevgiliye bir çare bir derman.. yürek yakmayan.. yüreğe serinlik veren bir dost.. vedud olan bir dost.. rahman olan bir dost.. rahim olan bir dost.. gafur olan bir dost.. sözünde sadık olan bir dost.. surete değil sirete bakan bir dost.. Dost.. dost.. dost.. diye inleyene Gel.. gel.. gel.. diye nida eden bir dost.. Ben seni sevdim diyene gel kulumsun diyen bir dost.. suretimle.. maddemle değil.. yüreğimle acziyetimle geldim diyene rahmetinle.. şefkatimle.. inayetimle karşılandın diyen bir dost.. Haydi yandıysa yüreğiniz.. yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi.. sevginiz hep sevgisiz kaldıysa.. yüreğinize değer verilmediyse.. artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru. kapatın gözlerinizi.. aydınlığınız gönlünüzdeki O\’\’göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız.. O dost ise yürekte serinlik var O dost ise yürekte huzur var O dost ise yürekte coşku var O dost ise yürekte yürek var… Ve O.. eğer O sevgili ise aşık olunan ise.. İşte o zaman yürekte olana tarif yok.. İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok.. İşte o zaman yürekte olanı söylicek dil yok.. İşte o zaman O var.. ve O var ise.. Haydi artık sözler sükut etsin.. bırakın yürekleriniz konuşsun.. Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun.. göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun.. yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun.. sevgilinin size nasıl tecelli ettiğini işte o zaman.. işte o zaman anlıcaksınız.. ve işte o zaman anlıcaksınız O dost ise her şey dost O sevgili ise her şey sevgili…
    selam ve dua ile ,hayırlı sabahların olsun gül yürekli kardeşim…

  13. Bir dağ başında, bir deniz kıyısında, mum ışığıyla aydınlanmış izbe odalarda… Veya rengârenk ışıkların yanıp söndüğü, ölçüsüz ışıklarla dolu şarkılı, türkülü salonlarda… Beni bekleyen var mı ? Elinde bir gül, dudaklarında tebessüm ölüm gibi… Ve sonra alışmadığım iklimlerde, Bir başına kararsız benim gibi… ‘’ Kim o ? ‘’ diye her gürültüye seslenip, ‘’ Ben geldim… ‘’ cevabını benim dudaklarımdan duymak isteyen ürpertili bir yürek… Var mı ? Bilemem… Bir istasyon, Bütün trenler kalkmış, Harabe gar istasyonlarının bütün ışıkları sönmüş, ortalıkta kimseler yok… Vakit akşamüstü, biraz sonrada gece… Kocaman bacalı simsiyah eski bir tren gar binasının yanında hayalet gibi duruyor, Bu tren kalkacak mı ? Bu tren nereye gider ? Beni bekleyene götürür mü ? Trene dalmış gözlerim. İçim içimi kemiriyor, Karanlıktan, sessizlikten, yalnızlıktan korkuyorum, Hafif bir rüzgâr esiyor. Sanki ‘’ Bu Dünya boşaldı, bir sen kaldın yalnız başına ’’… Daralıyorum, Rüzgâr alaycı. Gözlerim trende donmuş gibiyim. Hani rüyalarda kaçamaz ya insan, Avazı çıktığı kadar bağırmak ister, ama ağzını açamaz, Kaçıp kurtulmak ister, ama adımını atamaz, İşte öyle… Çok derinlerden bir düdük sesi duyuyorum, Yüreğim cız ediyor, Bu sesi benden başkasının duymadığına eminim… Sonra o eski trenin tekerleri usul usul dönmeye başlıyor, Bacasından belli belirsiz bir duman… Heyecan basıyor yüreğimi, Tren önümden geçiyor… Şaşkınım, heyecanlıyım, korkuyorum, Kayboluyor tren… Ben her şeyini kaybetmiş, yedi yaşında bir öksüz gibiyim şimdi, Bakmak istemiyorum karanlığa, Görmek istemiyorum istasyonun bomboş halini… Kapıyorum gözlerimi… Beni bekleyen var mı ? Ben gidemezsem bile bana gelecek… Veya ‘’ Sen gelmezsen ölürüm ’’ diyecek olan… Gözlerim kapalı, Sanki terk edilmişim, Sanki dünyam yıkılmış, Sanki yalnızım… Derinden bir ses daha… Trenin boğuk uğultusu gibi… Beni çağırıyor… ‘’ Seni bekleyen var, hem de günde 5 Defa… ‘’
    Alıntıdır
     
    selam ve dua ile kardeşim…
    bazı sözler vardır tokat gibi iner,kimin dediği nerden geldiği önemli değildir…kimi sebep ettiği de..önemli olan kimin gönderdiğidir,ve bir sebep vardır ,Yaradanım beni uyarıyor diyebilmek ,düşünmek tevekkül etmek gerekir…
     
    güzel yazıların için teşekkürler …dua ile kal gül tanesi kardeşim…

  14.  

     
     
    Ya Resulullah(sav)Benim,evet benismimin ve cismimin bir önemi yok.belkide mahşerde bile beni göremeyeceksiniz.Günahlarımdan dolayı size çok uzak olacağım.Ben de sizi göremiyeceğim.Yüzünüze hasret kalacağım.Bana kızdığınızı biliyorum."Yaptıkların hiç yakıştı mı ümmeti Muhammed(sav)e"diyorsunuz.Yakışmadı ,yakıştıramadım haklısınız.Size verdiğim sözü tutamadım,affedin.Ama duydum ki siz yetimleri,öksüzleri çok severmişsiniz,herşeye rağmen buna dayanarak beni de sevmenizi umut ediyorum efendim.Çünkü ben de sizsiz yetimim,öksüzüm.Sizi hiç görmedim efendim ama özlüyorum sizi.Bir kerecik rüyalarıma teşrif etseniz;acılarım diner,yaralarım iyileşir,hırçınlığım gider.Anlayın efendim siz benim her derdime şifasınız.Efendimiz ,Allah(cc)Teala hürmetine,ne olur bu gece rüyalarıma teşrif buyurunuz.Söz veriyorum hiç konuşmayacağım.Hangi cüretle konuşabilirim ki…Sadece güzel yüzünüze öylece bakacağım.Bir daha hiç görmeyecekmiş gibi,Aşkından sonsuza dek ayrı düşen aşık gibi,İdama giden bir suçlu gibi,Öylece bakacağım.Söz veriyorum ,size sarılmamak için kendimi tutacağım.Sadece ,öylece bakacağım.Çölde su bulan bedevi gibi ,size olan özlemimi kana kana içeceğim.Suçluyum efendim ,mahçubum size…Ama ne olur ,ne olur…
     
     
    Allah(c.c) razı olsun kardeşim,selam ve dua ile…

  15.  
    Allah sizin kalıbınıza ve suretinize değil, kalbinizin temizliğine bakar  
    hz muhammed(sav)selam bu yöntemin güzel okumak zorunda kaldım gerçekten selamlara.e.o…

  16. Ey kara ayaklarının altına kurban olduğumuz Sahabe. Ey tüm müezzinlein İmamı.
     Ey Habeşistan’ın Karanfili, sizin hedefiniz,arzunuz canınızı kurtarmak değildi.
     Sonu ölümde olsa İslam’ı, İman’ı, Alllah’ı, Kur’an-ı ve Muhammed’i tercih etmekti.
    çünkü biliyordunuz ki canı korumak canı bağışlayanın elinde.
    Canlar,canı verenin elinde.
     Canlar cananının emrini hiçe sayan candan hayır gelirmi?
       Hem bütün canları elinde tutan O Canlar Cananının emri hiçe sayılarak, o can korunabilir mi?…
      Ya Resulullah!…bizim rüyamızada gel..bizide ağır o mübarek Ravzana. Bizide kabul et o mübarek mekanına!…
      Biz Senin hasretinle yanıyoruz Ya Resulullah!..
      Biz Senin harestinle tutuşuyoruz Ya Resulullah!..
      Biz Senin hasretinle küle döndük Ya Habiballah!..
      Gel bu ateşi söndür. Sana olan hasretimize son ver Ey Sevgililer Sevgilisi Efendim ( s.a.v )
      EWT GÜZEL KARDEŞİM RABBİM SENDEN KAT KAT RAZI OLSUN COK GÜZEL YAZILAR İSTİFADE EDEBİLECEĞİMİZ İBRETLE OKUYACAGIMIZ RABBİM İNŞ. İDRAKİNDE OLABİLMEYİ NASİB ETSİN CÜMLEMİZE SELAM SEVGİ VE DUALARIM SENİNLE..

  17. Veda busesi  Bundan tam 1366 yıl önceydi.Yine bir Haziran\’ın 8. günüydü.Zamanın dudakları veda busesindeydi. Çölün kızgın kumları, sanki örsle çekiç arasında dövülen kızgın demirden çıkan kıvılcımları sağa sola savuruyordu.Kumlar sıcaktan kımıl kımıl kaynıyordu.Kerpiç evler, sokaklar hatta gölgeler bile buhur buhur yanıyor ve ne Bilal\’in en soğuk kuyulardan getirdiği serin sular, ne de Aişe Anamızın alnına koyduğu buz gibi ıslak bezler çare oluyordu.Çöl yanıyor…Medine yanıyor…Allah\’ın Peygamberi yanıyordu…İnsanlığın ızdırabıyla bir ömür boyu içten içe korlaşan ateş, sanki birden harlanmıştı.Bir seher vakti…Gecenin dudaklarından veda şarkıları dökülüyordu.Bilal\’in sesinin, bülbüllerin avazesine karıştığı andı…Aişe Anamız, aklı başından uçarcasına; “Koş Bilal! Allah\’ın Rasulü yanıyor!”Bilal kovayı kaptığı gibi seherde serin kuyulara doğru koşuyordu.En serin suyu bulmalıydı. O sular Peygamber\’in ateşiyle savaşacaktı. Güneş, bağrında uyuduğu geceyi bile yakıyordu. Ufuklar bir gül gibi kızarmış, gün kapıya dayanmıştı. Bilal, kerpiç duvarın üzerine tırmanarak sabah ezanıyla göklere kanatlandı. Bilal biliyordu ki, ezanı duymamak, hummanın ateşinden daha ziyade yakardı Allah\’ın Peygamberi\’ni. Ezan biter bitmez yine kapının önündeydi Bilal. Aişe Anamız açtı kapıyı; “Peygamberimiz sana iletmemi istedi ki; bundan önce bu kadar güzelini okumamışsın.” Çünkü bu, O\’nun duyduğu son sabah ezanıydı.İçerden Efendimiz\’in iniltileri geliyordu.Ateş avucunda sıkıyordu Allah\’ın Rasulü\’nü. Serin sular, kovalarla dökülüyordu başından aşağıya. Bir an kendine gelip gözlerini açtığında , “Namaz kılındı mı?” diye soruyor ve yine bayılıyordu. Bir kelimelik takati vardı ve onu namaz için kullanıyordu. Ayıldığında yine aynı soru.Şafaklar ağarıncaya kadar “ ümmetim” diye ağladığı, ayakları şişinceye kadar namaz kıldığı, Allah\’a yalvardığı geceler geride kalmıştı. Yerinden zor kalkıyordu.Ashabı ise; birlikte inşa ettikleri mescitlerinde O\’nu gözlüyordu.Hep O\’nun arkasında namaz kılmışlardı… O\’nun sesine aşina idiler. Hangi makamda okuyordu?Nasıl yanık okuyordu?Bilemiyoruz…Bildiğimiz bir şey varsa kâinat lâl kesilip onu dinliyordu.İki koluna girerek mescide getirdiler. Görünce güller açtı, yıldızların yüzünde. Onu gören güller gülse de, kan ağlıyordu Güllerin Efendisi.Namazdan sonra ashabına döndü. Ebu Bekirler, Ömerler, Aliler, Osmanlar, Bilaller oradaydı. Yüzlerine baktı. Mahzun ve yetim Nebi, hıçkırıklarını tutamadı. Gözlerinden akan yaşlar gül rengindeydi.Ashabını çok seviyordu.“Onlar benim yıldızlarım.” diyordu.Ayrılık vaktiydi…Zamanın dudaklarında hüzzam türküler vardı.… O yıl…Mekke\’yi son defa görmüş, Veda Hacc\’ını yapmış, Veda Hutbesi\’nde;“Ey insanlar söyleyeceklerimi iyi belleyin; çünkü bu yıldan sonra sizinle buluşacağıma ihtimal vermiyorum.” demişti.Güneş doludizgin guruba koşuyordu… Zamanın dudakları veda busesindeydi. Yüreklerde yangın yüzlerde hüzün vardı.Mahzun bakışlı Yetim, gecenin geç vakitlerinde Ka\’be\’ye geldi. Bir zamanlar; bir başına burada namaz kılmış, burada tartaklanmış, burada hakaretlere maruz kalmış ve yine buradan göklere yükselerek ilahi teselliyle taltif edilmişti. Geceler boyunca çöllerde kız çocuklarının minik yüreklerinden çığlıklanan feryatlar…Kölelerin ve zayıfların derilerinde ıslıklanan kırbaçlar…Taif\’ten dönerken taşlandığı günler… Gerilerde kalmıştı.Yine o yıl…Uhud şehitleriyle de vedalaşmıştı. Medine\’nin ilk muhaciri Mus\’ab oradaydı. Sanki elinde sancak öylece duruyordu.“Rasulullah\’a selam söyleyin. Uhud\’un verasından Cennet\’in kokusunu duyuyorum.” diyerek son nefesini veren Sa\’d b. Rebi\’ orada yatıyordu. Amcası Hz. Hamza iki elinde iki kılıç yine önüne kattığı küffarı kovalıyordu. “Yakında yanınıza geliyorum.” diyerek dualar etti.Ve yine aynı yıl… Daha bir kaç gün önce… Cennet\’ül Baki kabristanına giderek önden gidenlerle de vedalaşmıştı. Her şey ayrılıktan dem vuruyordu. Cibril\’le her yıl bir mukabele okuyorlardı. O yıl iki defa okumuşlardı. Aralıksız 23 yıl boyunca sağanak sağanak yağan vahiy yağmurları da dinmişti. Ve son günleriydi…Şimdi mütevazı mescidinde gülleriyle birlikteydi. Sanki “Bana güllerimi verin, benim halimden güllerim anlar.” diyordu.Birlikte kerpiç taşımışlar, harç karmışlar, aç kalmışlar, bağırlarına taş bağlamışlardı. Birlikte acı çekmişler, ağlamışlar, kıyasıya dövülmüşler, dayanılmaz işkencelere maruz kalmışlardı.Birlikte yürümüşlerdi yolları… Birlikte aşmışlardı sarp yokuşları…Büyük Göç, Bedir, Uhut, Hendek, Hudeybiye… Ve gönül ferahlatıcı rüzgârların Mekke\’den doğru estiği zafer günleri…Yüzlerine baktıkça hıçkırıkları boğazında düğümleniyordu. Yıldızlar sarsılıyor, sanki koca taşlar yerinden oynuyordu.Allah\’ın Peygamberi\’nin yüzü sapsarıydı. Mecalsizdi.“Yarın size vazifemi yapıp yapmadığımı soracaklar.”Cevap, bir gözyaşı denizinin dalgaları gibi dalgalandı,“Sen vazifeni hakkıyla yaptın biz buna şahidiz.”“Ben de hakkı olan gelsin alsın.” Güller zordaydı. Güller terliyordu.Güller ağlıyordu.Derin bir sükûtun arkasından birden serbest bırakılan hıçkırıklarla sayhalaşan bir haykırış, “Asıl sen bize hakkını helal et!”“Mukaddes görev… Kul hakkı…Kur\’an ve Ehl-i Beyt\’im…İşte bunları size emanet ettim.” diyordu. Yine iki koluna girdiler ve Hz Aişe Anamız\’ın odasına taşıdılar. Bu güllerin, O\’nu son görüşüydü. Sonraki günlerin birinde odanın mescide açılan penceresinin perdesini sıyırdı ve güllerine bir kez daha baktı. Başı sarılıydı. Öylece durdu pencerede. Bir dolunay gibi doğuvermişti mescide. Saflar muntazamdı.Huşu içinde Hakk\’a durmuşlardı.Gönüller imanla doluydu. Çok memnun oldu. Sonra perdeyi bir daha hiç açılmamak üzere kapattı. Hz. Fatıma\’nın, gönlünde kocaman yaralar vardı.Canı yanıyor, ruhu sızlıyordu… “Kederim dökülse gündüzlere gece olur.” sözleriyle dile getiriyordu hüznünü.Genç Üsame\’nin ise, ordusu harekete hazırdı. Bir kölenin oğlu olan Üsame\’nin ordusunda, Ebu Bekirler , Ömerler, Aliler, Osmanlar vardı. Orduya katılacaklar bir bir gelip vedalaşıyordu.En son genç kumandan Üsame geldi. Hareket için izin ve dua istiyordu. Ama peygamber konuşamıyordu. Vahyin dili suskundu. Göklerin avazı ile zemini velveleye veren bülbül artık suskundu. Ellerini yukarı kaldırdı. Belli ki genç kumandana dua ediyordu. Üsame\’nin başını ellerinin arasına aldı ve kıyamete kadar asırları aydınlatacak ışık süvarileri adına, genç serdar Üsame\’nin alnından öptü. Bu gün Sibirya buzullarındaki, Afrika çöllerindeki serdarlarını ziyaret ederek konduruyor alınlarına o en tatlı buseyi…“Güller anlar beniBana güllerimi verin” diye, güllerine, gurbetteki gönül erlerine gidiyor…Genç serdar şehrin dışındaki ordularının başına döndü. Tam sefer emri verecekti ki acı haber ulaştı. Kızgın şişler girip çıkıyordu Medine\’nin yaralı yüreğine. Kalbi durmuştu Peygamber Şehri\’nin. Genç Üsame, getirdi bayrağı Peygamber\’in kapısının önüne dikti. Ateşe düşmüş bir yaprak gibi tutuşmuş yanıyordu bayrak.Ve mahzun mahzun dalgalanıyordu. Şimdi o bayrak, bir serdar bekliyor…Ve o bayrak yeni bir rüzgâr bekliyor… 

  18. Gül kokan yağmurlar..

    Sahte güneslerde kavrulan gönlümün çatlayan vadilerine, piril piril gülümseyen bulutlar, gül kokan yagmurlarini usul usul indirse..Mevsimleri alsam kollarimin arasina.. Kista kalan bütün tohumlar gecelerinde, gülün kirmizi düsünü görse..Içimden kopup topraga titreyerek düsen her yaprak,hazanimi güle açilan bir yol bilse.. Bu dünyanin kizgin dalgalarinin dehseti ile parçalanan kiyilarim,bir gül vaktinde Ay\’in yüregime vuran gölgesinde yetim baslarini oksayan o sefkatli elin merhametiyle onarilsa..Gecenin siyah perçemine karisan yalnizligimin solgun yüzü, bütün sessizlikleri sizlatan bir sedayla gönül aynalarima çarpip kirilsa..Kirilan her parça, yeni bir yüz olup bir gülün sesine dost olsa.. Gül desem.. Bu dünyaya dair ne varsa yeni bildigim, hepsi eskise bir bir içimde.Söguk bir hançer gibi damarlarimi yirtan isyanlarimi çekip çikarsam kalbimden..Kanayan yaralarimin sancisini bir gül yapraginin sicakligiyla dindirsem..Sicak, buhar buhar yükselirken semaya,ufkun ince çizgisine dogru aski soluyarak savrulan mahzun bir kum zerresi olsam..Gülün ayagini kaldirdigi yere, ben biraksam yüregimi.. Uzun yollarin yorgunluguna sükut eden bir çehreyle,kafesinden kurtulan bir güvercin misali, tutsakligi ruhumda elesem,ömrümün bir ucundan diger ucuna dek kosar adim gülün ates kirmizisi izini sürsem… Gül desem.. Yalanin ve riyanin gökte yildizlarin isigini söndürdügü,mum isigina sürgün düstügüm vakitleri unutsam..Karanlik zincire vurulsa önce yedi yerinden, sonra eriyip aksa gözlerimden.Gül gölgelerinde oluk oluk kandiller yansa mehtabin titreyen gamzesinde.. Puslu çöllerin susuz feryadina bulansam içimin sessiz çigliklarini..Bir aksam yildizi duysa iniltilerimi de Inse, göklerden simleri dökülmüs gecenin gerdanina..Gül adinda bir isik saçsa ruhumun girdabina.. Artik hüzün sarkilarini söylemekten vazgeçse iklim..Siir siir bir özlemi tasisa ellerim.Her islandiginda bir gülü büyütse içinde gözlerim.. Gül desem.. Taif\’e gitsem.Atilan taslara bir perde olup gerilsem.Sevr magarasinda kanatlanmayan kusun kanadinda bir tüye dönsem..Magarayi kapatan örümcegin agindaki bir ilmege ersem. Gül desem.. Intizarimda kapanmayan gözlerime gül tozundan sürmeler çekilse,kalbimin surlari gül yapragindan örülse.Gönlümün kabuk baglayan yaniklarina gül adinda bir merhem sürülse. Çehrelerin engebeli yollarina gülden bahçeler dösense..Her bahçede güle tutkun bir bülbül ötse.Kus yavrulari simsicak gülden hikayelerle isinsa.. Gül tasiyan çaglayanlar süzülse parmaklarimdan, topraktan gül devsiren düslerime..sokaklar,solgun isiklar,yakamozlar gül koksa..Caddelerde agaçlar,pencerelerde saksilar gül koksa..Demir parmakliklar gül dalindan yapilsa,onlar da baharda gül diye açsa.. Ayaz gecelerin kuytusunda,uykuyu bekleyen dertli gözlere, gül yudumlayan ninniler asude uykular tasisa. Gül desem.. Gül renginde katmer katmer açilan guruptan ruhuma dökülse melekler.demet demet gül rayihasinda sallansa bütün besikler…Bir kusluk vakti gül adinda bir sizi düsse yüregime..Kabaran denizler gül diye çildirsa..Silkelense gök maviliginden.Gül yaginca semadan izdirabim insiraha dönüsse.. Gül desem.. Hasretinin sogugunda kiragi vuran çiçeklerim dirilip gürbüzlesse.Günahlarimin karasina boyanan kanim, gül renginde temizlense…Agir aksak yürüyen vicdanima can gelse..Ruhumun viran olmus baglari bir tutam bahar isigi ile tazelense..Gülün sefkati ile süslense boynu bükük fidanlarim.. Buket buket gülle doldurup heybemi, uzak diyarlara ömrünü adayan bir seyyah olsam.Her ülkenin açilmamis pasli kapilarina taze bir gül dali biraksam.Gözlerini yazmaya adamis bir hattat olsam.Her harfime bir gül düsürsem. Ellerini nakislarina adayan bir nakkas olsam..Her nakisima bir gül sigdirsam. Gül desem.. Güle yazilan bütün yazilari ben okusam. Bütün siirleri ben ezberlesem.Güle adanan nefeslerim tükenene dek, bir gül destanini içinde ömür sürsem.Bütün sakiyan bülbüller sussa..Güle askimi ben söylesem.ben anlatsam.. Dökülse kanli paslari gözkapaklarinin.Kirilsa kapilari gülsüz geçen yillarimin.Içimi yakip yikan rüzgarlar gül sularinda durulsa.. Gül desem.. Beni bir gül sevse.. Beni bir gül anlasa…
    DÜNYEVİ VE UHREVİ MANADA HAYIR OLAN NE VARSA SENİNLE OLSUN ABLASININ GÜL YÜREKLİSİ GÜZEL BİR HAFTA GEÇİRMEN DİLEĞİYLE SELAM VE DUA İLE…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s