Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur…

Risale-i Nurdan Dördüncü Mesele

Yine Gençlik Rehberinde izahı var Bir zaman bana hizmet eden kardeşlerim tarafından sual edildi ki:

“Küre-i arzı herc ü merce getiren ve İslâm mukadderatıyla alâkadar olan bu dehşetli Harb-i Umumîden elli gündür (şimdi yedi seneden geçti aynı hâl) hiç sormuyorsun ve merak etmiyorsun. Halbuki bir kısım mütedeyyin ve âlim insanlar, cemaati ve camii bırakıp radyo dinlemeye koşuyorlar. Acaba bundan daha büyük bir hâdise mi var? Veya onunla meşgul olmanın zararı mı var?” dediler.

Cevaben dedim ki:

Ömür sermayesi pek azdır; lüzumlu işler pek çoktur. Birbiri içinde mütedâhil dâireler gibi, her insanın kalb ve mide dairesinden ve ceset ve hane dairesinden, mahalle ve şehir dairesinden ve vatan ve memleket dairesinden ve küre-i arz ve nev-i beşer dairesinden tut, tâ zîhayat ve dünya dairesine kadar, birbiri içinde daireler var. Herbir dairede, herbir insanın bir nevi vazifesi bulunabilir. Fakat en küçük dairede en büyük ve ehemmiyetli ve daimi vazife var. Ve en büyük dâirede en küçük ve muvakkat arasıra vazife bulunabilir. Bu kıyasla, küçüklük ve büyüklük makûsen mütenasip vazifeler bulunabilir.

Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur. Onun zulümlerini hoş görür, zulmüne şerik olur.

Birinci noktaya cevap ise: Evet, bu Cihan Harbinden daha büyük bir hâdise ve bu zemin yüzündeki hâkimiyet-i âmme dâvâsından daha ehemmiyetli bir dâvâ, herkesin ve bilhassa Müslümanların başına öyle bir hâdise ve öyle bir dâvâ açılmış ki, her adam, eğer Alman ve İngiliz kadar kuvveti ve serveti olsa ve aklı da varsa, o tek dâvâyı kazanmak için bilâtereddüt sarf edecek.
İşte, o dâvâ ise, yüz bin meşâhir-i insaniyenin ve hadsiz nev-i beşerin yıldızları ve mürşidlerinin müttefikan, Kâinat Sahibinin ve Mutasarrıfının binler vaad ve ahdlerine istinaden haber verdikleri ve bir kısmı gözleriyle gördükleri şu ki:

Herkesin, iman mukàbilinde, bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen ve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda, maddiyyunluk tâunuyla çoklar o dâvâsını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?

İşte o dâvâyı kazandıracak olan hizmetleri ve yüzde doksanına o dâvâyı kaybettirmeyen harika bir dâvâ vekilini o işte çalıştıran vazifeleri bırakıp, ebedî dünyada kalacak gibi âfâkî mâlâyaniyatla iştigal etmek tam bir akılsızlık bildiğimizden, biz Risale-i Nur şakirtleri, herbirimizin yüz derece aklımız ziyade olsa da ancak bu vazifeye sarf etmek lâzımdır diye kanaatımız var.

Ey hapis musibetinde benim yeni kardeşlerim, sizler, benimle beraber gelen eski kardeşlerim gibi Risale-i Nur’u görmemişsiniz. Ben onları ve onlar gibi binler şakirtleri şahit göstererek derim ve ispat ederim ve ispat etmişim ki:

O büyük dâvâyı yüzde doksanına kazandıran ve yirmi senede yirmi bin adama o dâvânın kazancının vesikası ve senedi ve beratı olan iman-ı tahkikîyi eline veren ve Kur’ân-ı Hakîmin mu’cize-i mâneviyesinden neş’et edip çıkan ve bu zamanın birinci bir dâvâ vekili bulunan Risale-i Nur’dur. Bu on sekiz senedir benim düşmanlarım ve zındıklar ve maddiyyunlar, aleyhimde gayet gaddarâne desiselerle hükümetin bazı erkânlarını iğfal ederek bizi imha için bu defa gibi eskide dahi hapislere, zindanlara soktukları halde, Risale-i Nur’un çelik kal’asında yüz otuz parça cihazatından ancak iki-üç parçasına ilişebilmişler. Demek avukat tutmak isteyen onu elde etse yeter.

Hem korkmayınız, Risale-i Nur yasak olmaz. Hükümet-i Cumhuriyenin mebusları ve erkânlarının ellerinde mühim risaleleri, iki, üçü müstesna olarak serbest geziyorlardı. İnşaallah, bir zaman hapishaneleri tam bir ıslahhane yapmak için bahtiyar müdürler ve memurlar, o Nurları mahpuslara, ekmek ve ilâç gibi tevzi edecekler.

 
Lügatler :
âfâkî : dış dünyaya ait
ahd : söz, vaad
bilâtereddüt : tereddütsüz
cazibedarlık : çekicilik
cihet : taraf, yön
hâdise : olay
hadsiz : sayısız, sınırsız
hâkimiyet-i amme : genel hâkimiyet, egemenlik
Harb-i Umumî/Cihan Harbi : Dünya Savaşı
hercümerce getirmek : yakıp yıkmak, altını üstüne getirmek
istinaden : dayanarak
Kâinat Sahibi : evrenin ve herşeyin yaratıcısı ve sahibi, Allah
kıymettar : kıymetli, değerli
küre-i arz : yerküre, dünya
mâkûsen mütenasip : ters orantılı
mâlâyâni : anlamsız, kişinin kendisine yararı olmayan
meşâhir-i insaniye : insanların meşhurları, ünlü kişiler
mukadderat : Allah tarafından takdir olunmuş işler ve başa gelecek olaylar
Mutasarrıf : sonsuz tasarruf hakkı olan, mülkünde dilediği gibi tasarruf eden, her işi kendi istek ve kurallarına göre idare eden Allah
muvakkat : geçici
mürşid : doğru ve hak yolu gösteren
mütedahil : iç içe, birbiri içinde
mütedeyyin : dindar
müttefikan : birleşerek, fikir birliğiyle
nev-i beşer : insanlar
nevi : tür
sermaye : mal varlığı
sermaye-i hayat : hayat sermayesi
şerik olmak : ortak olmak
zemin : yer
zîhayat : canlı, hayat sahibi
Reklamlar

18 Yanıt

  1.  
    En uzak mesafe:
     
    Ne Afrikadır, Ne Çin,
     
    Ne Hindistan , Ne seyyareler,
     
    Ne de yıldızlar geceleri ışıldayan.
     
    En uzak mesafe:
     
    İki kafa arasındaki mesafedir,
     
    Birbirini anlamayan
    SELAM VE DUA İLE ARKADAŞIM …

  2. Fakat büyük dairenin câzibedarlığı cihetiyle küçük dairedeki lüzumlu ve ehemmiyetli hizmeti bıraktırıp lüzumsuz, mâlâyani ve âfâkî işlerle meşgul eder. Sermaye-i hayatını boş yerde imha eder. O kıymettar ömrünü kıymetsiz şeylerde öldürür. Ve bazen bu harp boğuşmalarını merakla takip eden, bir tarafa kalben taraftar olur.
    ömür sermayemizi gerekli yerlerde harcamayı nasip etsin Rabbim.Selam ve dua ile oğlum..

  3. ALLAH SİZDENDE RAZI OLSUN.. SELAM VE DUA İLE EN GÜZELE (RAHMANA)EMANET OLUN…KARDELEN

  4.  
    Susmak kabullenmektir habersiz geleni; Bazen acı çekmektir, Haklılığını bile bile boyun bükmektir, Kelimelere küsmektir üzmemek için sevdiğini…

    Susmak dinlemektir alabildiğine hırçın düşünceleri;
    Bazen göz yaşlarını saklamaktır, Hüznü sessizliğe zincirlemektir, Göstermemek için toprağa düşeni…

    Susmak sevmektir adını haykıramadığın kişiyi,
    Bazen ödün vermektir, Hicranıyla yüreği dağlamaktır, Gitmesin diye sıkı sıkı örtmektir yüreğini…

    Susmak hapsetmektir aşamadığın çaresizliği;
    Bazen geleceği beklemektir, Hatıralar uğruna sineye çekmektir, Dostluk adına çiğnemektir gururunu…
    Susmak ölmektir yaşamak adına hayatı;
    Bazen kaçıp gitmektir, Hayatla kaderi birleştirmektir, Teslim olup kaybetmektir mücadeleni…
    Ve prenses susmak mutluluğunu görmektirkapalı perdeler ardından…… HOŞÇAKAL!
     

    GÖZYAŞI;   Allah a bir nevi tevbedir… 
    GÖZYAŞI;   aşkın deruni iç hislerini coşduran kelimesiz ve sadasız bir lisandır… 
     
     
     
     

  5. Hayatı Değerlendirme A. Haydar POLAT

    Hayatla her şey kıymetlenir. Hayatı olmayan bir şeyin değeri yoktur. En sevdiğimiz varlıklar olan anne–babamızı, eşimizi, evlatlarımızı hayatlarını kaybedince götürüp kabre bırakıyoruz. Mevcudat içinde en kıymettar hayattır. Ve vazifeler içinde en kıymettar hayata hizmettir. Hayatımızın en önemli tarafı, fâni hayatta bâki hayatı kazanmaktır. Bu hayatın ahiret hayatımıza çekirdek olması, öbür tarafta meyve vermesi, insan için en çok arzu edilen bir iştir.Ebedî hayatı zehirleyecek ve tahrip edecek bir hayat tarzını tercih etmek, bedenî arzuların esiri haline gelmek, Hakk’a hizmet ediyorum mülâhazası ile farkında olsun–olmasın gurur ve kibirle başkalarını küçük görmek, savcı gibi hep başkalarının kusurunu aramak, güneşi görmeyip şimşeğe aldanmışlık olur. Hakikat nazarında herkesten ziyade îmâna, Kur’ân’a hizmet ediyorum zannıyla, herkese yukarıdan bakan öyle hastalar vardır ki, Kur’ân eczahanesinden evvelâ onların acil ilâca ihtiyacı vardır. Okuduklarını evvelâ kendi nefislerine okumalı ve muktezasıyla amel etmelidirler.Bu mevzuda kendilerini kuru bir üzüm çubuğu yerine koyan, hakikata hizmetin kıtmiriyim diyenler, acz, zaaf, fakr, tevazu ve mahviyeti kabullenip kendilerini sıfırlayanlar örnek alınmalıdır. Ömrümüz kısa, lüzumlu işlerimiz çok! Milyonların küfür ve dalâlet içinde boğulduğu, sefalet ve meskenet içinde ömür tükettiği, elinden tutup kurtarma beklediği günümüzde, kafalar ciddî bir teftişten geçirilmeli; lüzumsuz, faydasız, ehemmiyetsiz şeyler çıkarılıp atılmalı… Nankör ve kör hissiyatım memnun olacağına, Rabb–i Rahîm’in razı olmalı; Efendiler Efendisi, Efendimiz (sas) hoşnut kalmalı.Allah’ın kudret ve iradesiyle yazdığı (yarattığı) kâinat kitabını okuyacak, onu envâr–ı imaniye ve Kur’âniye ile şekillendirecek, renklendirecek, şenlendirecek, insanımızın yüzünü güldüreceğine inandığımız, dünyaya emniyet ve güven soluklayacak mutlu ve kutlu nesiller yetiştirme, insanımızı bu güzel hizmete teşvik etme varken; huzurumuzu bozan, ümidimizi yıkan, ufkumuzu karartan düşmanımızı sevindirip dostlarımızı mahzun eden ifadeler, davranışlar, tatbikatlar, inanmış (kadın–erkek) gönül erlerine, uygun düşmediği muhakkaktır. Bize yakışan; kalbimiz ile Allah, insanlar ile Allah arasındaki engelleri kaldırarak, Allah ve Rasûlüllah ahlâkı ile ahlâklanmak; Allah’ın emirlerini tebliğ ve temsille insanlığın saadet ve huzuruna hizmet etmektir. Yine bize yakışan, Allah’ın yasaklarından uzaklaştırıp, mânen yaralı insanlara şefkat ve merhametle kucak açmak; vakar ve ciddiyetle temsil edilen hizmetin kâinat çapında bir hakikat olduğunu göstermektir. Allah ve Rasûlü’nü sevdirme adına her şeye katlanmak ve sabretmek, yeryüzü mirasçıları için bir tercih sebebi olmalıdır.İnanmadan inandıramaz, yaşamadan yaşatamayız. Kalp ibremiz Allah’ı gösteriyor mu? Sessiz gecelerde göz yaşımız var mı? Mutlak bir yarın olan kabre hazır mıyız? Muhasebemiz sağlam mı? Başkasını eleştirdiğimiz, kusur aradığımız kadar, kendimizi gözden geçirip, içimizdeki yılan ve akreplere çâre aradık mı?Hepimiz gidiciyiz. Oyuncak başında kavga eden çocuklar gibi olamayız. Maksad–i ilâhî yoksa, oyun ve eğlenceden ibaret olan dünya, bizi aldatmamalı. Unutmamak lâzım, Hakk’ın olmadığı yeri bâtıl işgal eder. Âlemşümûl olan yüce Nebî’nin ümmeti ve vârisi olma şerefine ulaşmış insanlar olarak âlemşümûl bir din olan İslâm’ın güzelliklerine ayna ve örnek olmalıyız. Allah ve Rasûlü’nü sevdiremeyecek isek, yaşamamızın bir mânâsı olmayacağını bilmemiz gerekir.Yüce Yaratıcı’nin, şu kâinat çarşısında teşhir ettiği rahmet eserlerine dikkatli bir nazarla bakıldığında, bir kumandanın emriyle hareket eden ordu gibi, her şeyin mükemmel bir âhenk içinde mahşer havuzuna aktığı müşahede edilir. Her bir birimin, üzerine aldığı vazifeyi şaşırmadan, yorulmadan en mükemmel şekilde yerine getirdiğini, akıl ve iz’ân sahibi insanın görmemesi mümkün değil. Öyle ise insan, kendisine yakışır bir tarzda kâinata ibretle bakmalı, onu hikmetle konuşturmalı, derin bir tefekkürle insanın ve kâinatın yaratılış sırlarını anlamaya çalışmalıdır.Ne garip bir tecellidir ki; akılları hayrette bırakıp ruhları kanatlandıran garip sanatlarla tezyin edilmiş mükemmel güzelliklerle, bir tanesine bile insanın gücünün yetmediği kâinatlar dolusu konserve edilmiş nimetlerle sofralarımızı süsleyen ve onlarla hayatımızı devam ettiren Merhameti Sonsuz’a karşı insanın nankörce davranmasını anlamak mümkün değildir. “Ey insan, nedir seni o Kerîm Rabb’in hakkında aldatan? O değil mi seni yaratan, bütün vücut sistemini düzenleyen ve sana dengeli bir hilkat veren.” (82/6–7)Arı eli ile balı yedirenle, mükemmel filtrelerle (kan ve pislik içinden) süzüp sütü içiren O değil mi? “Habibim de ki: Ey çok günah işleyerek, kendi öz canlarına kötülük etmede ileri giden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyiniz. Allah dilerse bütün günahları mağfiret eder. Çünkü Gafûr ve Rahîm’dir. Çok affedicidir, merhamet ve ihsânı fazladır.” (39/53) “Size azap gelip çatmadan önce, Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. O’na itaat edin. Yoksa yardım göremezsiniz.” (39/54)“Size azap farkına varmadığınız yerden ansızın gelip çatmadan önce, Rabbiniz tarafından size gönderilen hükümlerin en güzeline (Kur’ân’a) tâbi olun.” (39/55)Evet, inanç ve imanımızın gereği olarak yaratılış gayemiz dünya olmadığı, Allah’ı tanımak ve tanıtmak, muhtaç gönüllere baldan daha tatlı, sütten daha lezzetli iman nurunu ve zevkini tebliğ etmek, bu yolla O’nun rızasını kazanmak olduğuna göre, ister istemez gitme mecburiyetinde olduğumuz büyük bir yarın olan ahirete hazırlanmak zorundayız.Netice itibariyle; “Eyvah aldandık! Şu hayat–ı dünyeviyeyi sabit zannettik. O zan sebebiyle bütün bütün zayi ettik. Evet, şu güzerân–ı hayat bir uykudur; bir rüya gibi geçti. Şu temelsiz ömür dahi bir rüzgâr gibi uçar, gider.” dedirtecek her türlü haram ve günahlardan, yılan ve akrepten kaçar gibi kaçmamız gerekmektedir. Zira kalp ve gönül mimarımız; “Her bir günahta, küfre giden bir yol vardır.” ikazıyla temkinli ve dikkatli yaşamamız gerektiğine işaret buyurmuşlardır.Allah’ın rızasını kazandıran iman ve Kur’ân hizmetinde koşma, bir düşmüşün elinden tutma, bir batmışı kurtarma, bir yangını söndürme en büyük kazancımız olacaktır. İmanla, salih amelle her türlü haksızlığa, sıkıntılara karşı hakkı savunup sabretmekle, hayatımızı değerlendirmiş, bereketlendirmiş ve gönül huzuru ile yaşamış olacağız.

  6. Dünya ve Ötesi Fatih DÖNMEZ

    İnsan içinHayat kainatın neticesi ve özü.En ince sır!..Büyük kudretin tecellisi.Harika bir elmas.. Kiminde kömur.0; ömür şişesinin içinde hapis.Hayat için hürriyet şişenin kırılması.Biten tükenen ömür.İşte o; daimi hayatın köprüsü.Köprünün ucu yeni hayatın başlangıcı.Orada şişe eski hayatın yansıtıcısı.Kömür mahzun ve pişman.Yalvarıyor şişenin içine girmeyi.Ve elmas olmayı.Neden yalvarıyor acaba!Şişenin içinde hapis olmayı?Varken hürriyet.Çünkü anlamış artık ebedi hapsi.Ebedi hapis korkunç ve dehşet.E/mas ince sırra vakıf olan, Neticeyi anlayan.Hapsin bilmecesini verilen ip ucuyla,Çözen.Çözen ve mutluluğa eren.Mutluluğa, ebedi mutluluğa eren.

  7. Öbür Taraf Mehmet ERDOĞAN

    Her şeyi bu tarafta elde etme isteğidir, bizi çileden çıkaran… Elden uçan bir rüzgâr, parmaklardan süzülen bir su, bakışlardan geçip giden bir ışık gibi fenâ ve fâni olan şeyler. Ele avuca sığmaz bu dünyanın, mutantan nimetleri. Kararında durmuyor. Çekip gidiyor. Esip geçiyor. Akıp yok oluyor.. Kararı yoktur. Zararı çoktur. Çizer geçer kalbi.. Ruhu yaralar, vicdanı hasta eder ve kaybolur… Yanağa konan bir öpücük gibi.. Tatlı ama fâni… Bir daha. Bir daha mı? Ses yok, sedâ kesik.. Öbür taraf gelir secdeye baş koyanların gönlüne.. Kalbi rükû ritmiyle çarpanların özlerine. Ama ya böyle bir derdi olmayanlar: "Hepsini, hepsini isterim" diyenler. Birden elleri bomboş kalanlar. \’Öte taraf, öbür cihet\’ diye bir boyuttan anlamayanlar. Bilmelerine rağmen idrak edemeyen ve iman edemeyenler.. Şaka gibi gelir onlara beklemek düşüncesi.. "Sabret, bir gün hepsini elde edeceksin; erkekçe sabret" tavsiyeleri şaka gelir.. "Öte taraf da ne?" derler.. "Ne varsa bu dünyada var, gerisi hikâye!" derler.. Evet, hikâyelerin içlerinde bile hakikat çekirdekleri bulunduğunu idrak edemezler.. Öteler…. Elle dokunulamayan, gözle görülemeyen, hayâlle yakalanamayan bir menzil.. Böyle gözden ırak, hayâlden uzak olan menzile bel bağlamak.. Hele hele orada en büyük nimetleri tadacağını ummak, yiğitçe bir iman işi.. Polatça, zevk ü sefâya elinin tersiyle bir \’hayır\’ çekebilmek kuvveti ve iradesi.. Bir bakış, bir gülüş, bir edâ, bir sedâ ile iki büklüm olmamak kuvvet ve kudreti.. Boşuna dememiş Nebiler Nebisi, "Nefsini yenen en büyük pehlivandır" diye.. Bu, pazu gücüyle olacak bir iş değildir. Vücut kuvvetiyle elde edilecek bir zafer asla değil.. İçteki potansiyelle ve mâverâ ufkuna gözü ve gönlü çevirmekle ve sadece Mecnun gibi Leylâ terennümüyle bir ömür geçirmekle elde edilecek bir muvaffakiyettir. Ruhu her gün aldığı yanlış gıdalar ile yağ bağlayan ve kımıldayacak hâli kalmayan kişiler, elbette metafizik diyetin ne olduğunu bilmezler. Bir oda ve orta yerde odanın tamamını dolduran bir yağ tulumu.. İşte onların ruhu ve kalbinin öz durumu.. Öte taraf demesi için, önce incelmesi ve bütün kirlerden temizlenmesi gereklidir o kalbin.. Önce odasının içinde elif gibi vücuduyla, istediği yeri tercihi istikametinde işleyebilme, görebilme ve temaşa edebilme elâstikiyeti kazanmalıdır ki, daha sonra dışa bakabilsin. "Öbür taraf" diyebilenler, önce madde sarayının içinde rahat hareket edebilenler ve o sarayın zincir ve prangalarından kurtulabilenlerdir. Bu zincirler aslında maddede yoktur, o sarayda mevcut değildir. Biz yanlış beslenme ile, diyetten uzak ruh gıdalanması ile kendimiz oluştururuz bu durumu. Yağ bezleri, cerahat, kan ve irinle kaplı bir vücut gibi, ruhun da zamanla kımıldayacak hâli kalmaz. Bütün menfezler tıkanmıştır o anda.. Artık \’öte taraf, öbür yön, metafizik cihet!\’ diyecek hâli kalmamıştır kalbin ve ruhun.. \’Bu taraf, bu taraf\’ diye diye, her şeyi bu üç boyutlu âlemde bulmak arzusu ve bunun için çalışılması, elde ettiklerini hemen mideye ve nefse içirişi, insanı bir azman hâline getirmiştir. Doktor kontrolünden başka hiçbir şey; ciddi gayret ve cehdden başka hiçbir hamle ve aksiyon; şahsî kıpırdanma, davranma ve gerçeğe dönmekten başka hiçbir unsur bu kötü ve amansız durumdan onu kurtaramaz.. Bakışına ödem gibi oturan körlük, kulağına dolan sağırlık, bütün hücrelerini dolduran ve şişiren günah, onu bir gulyabânî hâline getirmiştir. Ama o bunun farkında değildir. O kendini zinde ve mesut bir kalbe ve ruha sahip zanneder. Bilmez ki zindeliği, zillet çukuruna düşüş; saadet bildiği şey, gerçekten uzaklaşmaktan başka bir şey değildir. Evet öbür taraf insanın, hakikata uyanmış insanın belki de en son, bıçak kemiğe dayandığında teslim olduğu bir tesellidir. Yoksa en küçük bir ızdırapta veya sabır gerektiren nefis cedelleşmesinden kaçarak \’öbür taraf\’ demez. İçine gömer acılarını, ızdıraplarını. Minik kavgalar ve küçük iç mücadeleleri onu dilgîr etmez. Belki son anda, canına tak ettiği zaman, öbür tarafa havale eder hâlini acılı insan. Izdıraplı muvahhit \’öte taraf\’ der; \’orada alırız ecrini\’ der ve teselli paratonerinin altına geçer; amansız şimşeklerden ve acımasız yıldırımlardan bu şekilde kurtulur…
    OKYANUSLAR DOLUSU SELAM VEDE DUALARIMLA …

  8.  
    Selamlaşmamızı Lütfen "S.A" ve "A.S"lere….
    Bilindiği gibi, peygamber efendimiz hz. Muhammed Mustafa sallalahü aleyhi vesellem\’in ism-i şerifi en çok, hadis-i şerifleri bir araya toplayan Kütüb-ü Sitte\’de geçmektedir. Onlarca ciltlik bu hadis külliyatını bir bir gözden geçirdiğimizde göze ilk çarpan durum, O\’nun -SallAllahü aleyhi vesellem\’in- isminin her geçtiği yerde (S.A.V). kısaltması yerine SallAllahü aleyhi vesellem tabirinin her seferinde bazen bir sayfada takriben on defa tekrarlanmış olması… Orada şöyle bir not da düşebilirlerdi: \’Külfetine binaen, (S.A.V). kısaltmasını kullanıyoruz, siz bu kısaltmayı her gördüğünüzde onun açılımını telaffuz etmekten üşenmeyin.\’ Böyle denmeyip bahsettiğimiz gibi davranmaları bize bir mesaj veriyor olmalı. Böylece bir hadis-i şerifte de geçtiği gibi, yeryüzünün en cimri insanı olmaktan kurtulmuş oluyorlar. Peygamber Efendimiz SallAllahü aleyhi vesellem, adının anıldığı yerde O\’na salat-ü selam getirmeyenleri insanların en cimrisi olmakla uyarmaktadır. Bu konuda ikaz mahiyetinde daha bir çok hadis-i şerif mevcuttur. Bu hadislerden de önce bu mevzuda bize rehber olması gereken hakikat, bir ayette de geçtiği üzre, O\’na -sallalahü aleyhi vesellem- Allah\’ın ve meleklerin salat-ü selam getirmekte oldukları realitesidir. Bu gerçeklere istinaden, bir kıyas yapacak olursak, Peygamber Efendimiz Hazret-i Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi vesellem’e getireceğimiz salat-ü selam’dan daha az önemli olmayan birbirimizle selamlaşmamızı da lütfen \’sa\’lara ve \’as\’lara mahkum etmeyelim. \’selamun aleyküm\’deki asaletle \’sa\’daki duruş bir mi? Birbirimizi selamın en güzel şekliyle selamlamamız rabbani bir emirken… "İman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yerine getirdiğiniz taktirde birbirinizi seveceğiniz bir şeyi size haber vereyim mi: Selamı aranızda yayınız." (hadis-i şerif). Yaymamız istenen selam, \’sa\’larla değil, ancak "selamun aleyküm", "es-selamü aleyküm" veya "es-selamü aleyküm ve Rahmetü’l-lahi ve berakatüh"lerle mümkündür, e-mail ortamında da olsa… Bir müsteşrik\’in de itiraf ettiği gibi yeryüzünde şu bizlerin selamlaşma şeklinden daha yaygın insanlararası iletişimi beynelmilel çapta sağlayan bir tabir mevcut değildir. Onun daha da yaygınlaşmasına ayet ve hadislerdeki tavsiyeler muvacehesinde katkıda bulunmamız konusunda Rabbimizin yardımını niyaz ederiz…
    SELAM VE DUA İLE…
    KARDELEN

  9.   

     
    Yazdığım bütün sözler asıyor kendini, ölüyor söze düşürdüğüm büyü… Bütün sokak -köpeklerinin- gözyaşı yüzümde. İçime kim koydu bu intiharı? Elim kolum bağlandı, ben hep sessiz ağlamaların kızı kaldım… Coşkularım nereye saklandı? Aşkın çocuğu hep acı… Hep acı… Bayram kalabalığı sokakları olmalıydı ÖMRÜM\’ün. Ben gelmeden bütün mutlu yüzler dağıldı. Sen yalan söyledin Anne! Hiçbir sevgili saçlarıma papatyalardan taç takmadı… Öylece bekliyorum dünyanın orta yerinde. Lanetlenmiş bir şiir gibi, kim okumaya kalksa beni, en güzel yerimde yırtıp atıyor. Yaşamakla ölmek arasında nefes almaktayım. Bütün kuşlar kaçıyor, ne zaman okşamaya kalksam… Söyle Anne! Ben uğursuz yaşamlardan arta kalan mıyım? Dokunduğum bütün camlar kırılıyor. Ne taksam gerdanıma düşüp dağılıyor. Sen yalan söyledin Anne! Bana güzel olmak yakışmıyor. Kime baksam şu sevdiğin gözlerimle hepsi yok oluyor… Sırılsıklam kalıyorum. Sen yalan söyledin Anne! Gülünce açan çiçeklerim yokki benim. Koynumdaki keskin hüzünlerle çok yakışıyorum ayrılık otobüslerine… Ne zaman gülsem ağzım yüzüm kan!
     
                                                             ÖMÜR  

  10. BUGÜN İÇİMDEN
    BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR. 
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR. 
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR. 
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR. 
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR. 
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR.  
    BUGÜN İÇİMDEN BİRŞEY YAZMAK GELMİYOR. 
    Abim bugün içimden bişey yazmak gelmiyor geldiği zaman inşaallah bu yazı ile ilgili çok güzel bir yorum bırakırım..
     
     
      SELAM VE DUA İLE.
    ( Selsebil spaces bölümü msn ile spaces arkdaşlarıma aıktır..açamayanlar kusurumuza bakmasınlar.)

  11.        
     
    YAŞAMAKBir lokma ekmeğin kavgasıdır , yaşamakBir lokma ekmeği paylaşmaktır, sofradaAile kurup çocuğa karışmaktır,belkiTopluma ait almaktır,mesai saatlerindeAkşamları özlemle eve doğru koşmaktır.Yarını düşünerek geçirilen bu günlerdir.yaşanmamış yarınlar için olmaktan ibarettir.İki kişinin bir canda bedende olmasıdır geçmişe hasretin geleceğe tecrübesidirBir toplum için kazanılan savaştır,meydandaBir gönül aşkını,nefes nefese aramaktırBir aşık için sevdiceğidir, can veren yüreğidirYarınlar için hayal kurmaktır,ümit etmektir       Gece ile gündüzün birbirini izlemesi gibi bir ritimdir      Çiftçinin gözlerinde ki bir parlamadır yaşamakBir ankaralı için barajların dolmasıdırToprağa düşen ilk nisan yağmurudur,belki   Yıllar sonra bir geç kalmış bir tebessümdür.  Gül yüzünde bir gülümsemedir,bana ait olan   Geçmişteki anılarımızdır,hasret ve hüzün dolu    Bilinç altımda kalan son kırıntılarımdır,sakladığım     Gökkuşağı altında yağan yağmur damlalarının altında        Ellerimin arasındaki saçlarından damlaların toprağa düşmesidirYağmur altında dudağından gelen bir öpücüktür.Hiç bir zaman olmayacak hayaller kurmaktırYarınlarda şu anın bugünlerde dünlerin eseridir     Yaşamak birilerinin ölümüdür,göz koyulmuş topraklarda      Bir damla için binlerce kan dökmektir, yaşamak işte budur    İnsanoğlu demişler bu zalim hayvana,bencildirunutma. Kendini kelimeleri ile iyi anlatır,ince ayar verir nedeolsa   Güçlü olan kazanır,kötü bile olsa katliam bile yapsa     yaptıklarına bahanesidir gelecek kaygısıdır,haklıdır    Toplumların içine nifak tohumları ekerken görülmez     Etkiler yeni yetmeleri ,gözleri boyar ,hayalleri çalar  7 0 milleti birbirine katar,benimde gözlerim dolar   İşte yaşamak bunlara kaygıyla seyirci kalmaktır  Yaşanmayacak yarınlar için boş düşler kurmaktır…
     
        
      Geçmişi düşünerek üzülme.       Geleceği düşünerek kedere girme.      Ölüm yanı başımızda nefes alıyor.                Zamanın değerini bil ve gülümse..
                  
                      
               SELAM VE DUA İLE ARKADAŞIM…
                   KARDELEN  

  12.  
     
    İpin Hesabı Zenginin biri ölümden ve kabirdeki yalnızlıktan çok korkuyormuş. "Öldüğüm geceyi kim kabre girerek sabaha kadar benimle geçirirse servetimin yarısını ona bağışlıyorum" diye vasiyet etmiş. Öldüğünde "Kim birlikte kabre girip sabahlamak ister?" diye araştırmışlar. Kimse çıkmamış. Nihayet bir hamal, -Benim sadece bir ipim var, kaybedecek bir şeyim yok. Sabaha kadar durursam zengin olurum." diye düşünerek kabul etmiş. Vefat eden zengin ile birlikte defnetmişler. Sorgu sual melekleri gelmiş. Bakmışlar kabirde bir ölü, bir canlı var. "Nasıl olsa bu ölü elimizde… Biz şu canlı olandan başlayalım" demişler ve hamalı sorgulamaya başlamışlar. -O ip kimin? Nereden aldın? Niye aldın? Nasıl aldın? Nerelerde kullandın?" Sabaha kadar sorgu sual devam etmiş, adamın hesabı bitmemiş. Sabahleyin kabirden çıkmış. – Tamam, servetin yarısı senin, demişler. – Aman,demiş hamal, istemem, kalsın. Ben, sabaha kadar bir ipin hesabını veremedim. O kadar servetin hesabını nasıl veririm? Hayatını ve hayatın içerisinde istifade edilen lütufların hesabını vermek hafife alıncak şey değildir.
     
     
    Allah’ım! Dört şeyden Sana sığınırım: faydasız ilimden, itaatsiz kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan
     
     
    ALLAH SENDEN HER DAIM RAZI OLSUN, selam ve dua ile …
     

  13. SELAMLAR BİZDE DAVAMIZ İÇİN ACABA NE YAPIYORUZ RİSALEYİ NURLAR YOL GÖSTERİYODUR EMİNİM

  14.                       GENÇLİK NİMETİ
     
       Allah\’ü Teâla âbid olan gençle meleklere iftihar eder ve buyurur:
       "Ey benim çin şehvetini terkedip gençliğini feda eden genç, sen benim katımda, bazı meleklerim gibisin" ( Hadis-i Şerif Meâli )
        Sizdeki gençlik kat\’iyyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi\’ olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecektir.
       Eğer terbiye-i İslâmiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarfetseniz, o gençlik manen bâki kalacak. Ve ebedî bir gençlik kazanmasına sebeb olacak. ( Risale-i Nur )
      Her kim hayat-ı fâniyeyi esas maksad yapsa, zahiren bir Cennet içinde olsa da manen cehennemdedir ve her kim hayat-ı bâkiyeye ciddi müteveccih ise, saadet-i dareyne mazhardır. ( Sözler )
     
     
    Bugün içimden birşeyler yazmak geldi…
        
                                                        Selam ve Dua ile Selamünaleyküm
     

  15. En güzel köPrüGönüller arasinda kurulandirEn güzel gözHer seye sevgiyle bakandirEn güzel sözYalansiz olandirEn güzel atesBenligimizi isitandirEn güzel çiçekSevgiliye armagandirEn güzel irmakDost bahçesine akandirEn güzel agizGerçekleri konusandirEn güzel yolHasret kavusturandirEn güzel kolZalime karsi kalkandirEn güzel elBilgiye, kültüre uzanandirEn güzel kapiMutluluga açilandirEn güzel kalemDogruyu, iyiyi, güzeli yazandir .        SELAMUN ALETKÜM KARDEŞİM ÜMMETİ MUHANMETİM CUMASI MÜBAREK OLSUN İŞH SLM VE DUA İLE…

  16. "Hep birlikte Allah\’ın ipine (Kur\’an\’a) sımsıkı sarılın. Fırkalara bölünüp dağılmayın, birbirinizden kopmayın. Allah\’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Siz birbirinize düşmanlar idiniz de, kalplerinizi kaynaştırdı ve O\’nun nimeti ile kardeşler kılındınız. Oysa ateşten bir çukurun kenarındaydınız da, sizi oradan kurtardı. Allah size mesajlarını işte böyle açıklıyorki doğru yolu bulasanız." (Al-i İmran / 103)Hepimize öğüt almamız için sizlerle paylaşıyorum.. Anlamak, yaşamak ve yaşatmak temennisiyle…
    Bu ümmet hiç bugünkü kadar ezilip horlanmadı.Bu ümmet hiç bugünkü kadar vahdete ölesiye muhtaç olmadı.Bu ümmet hiç bugünkü kadar öksüz ve yetim kalmadı.Bu ümmet, vahyin indiği yıllar hariç, hiç bu kadar vahdete yakın olmadı.Zira karanlığın en koyu anı aydınlığa en yakın zamanıdır.Ve bir şeyin kemali, aynı zamanda onun zevalidir.Ümmetin etrafında birleşeceği en temel değer Allah\’ın koruduğu Kur\’an\’dır. Zira Kur\’an "Allah\’ın ipi"dir.Vahyin birleştiremediğini hiç kimse birleştiremez.Ya Kur\’anla var olacağız, ya da Kur\’ansız yok olacağız.Allah\’ın ipi olan vahye hepbirlikte sarıldığımız güzel günleri görmemiz niyazımla.

  17. İnsan varlığı itibari ile dünya hayatında binlerce iş ile meşgul edilmiştir. Ana, baba, çocuk, iş ve bunun gibi sayısı bilinmeyen binlerce meziyet insanın omuzlarına yüklenerek sabredilmesi istenmiştir. Ve her görev sırası hiç aksamadan bir diğer kişiye devr olarak bu günlere gelinmiştir. Yapılacak her işte öncelik Allah’ın rızası olmalıdır. Kendi 5 kuruşluk menfaati uğruna İslam’ın binlerce lirasına zarar veren “Müslüman” bu Asr-ı Saadet temennisinde hiç samimi olamamıştır. Günlük yaşam zordur. İş ömürlük yaşamaktadır.
    İnsan yaradılışı itibari ilede çok zor imtihanlar ile karşı karşıyadır aslına bakılırsa bu imtihanların tümü Et’ten yaratılmış fiziki bir varlığı “İnsan” lık mertebesine ulaştırabilmek içindir. Kişi yaptığı her işte Samimi olur ise İnsan lık mertebesinin adımlarını ikişer ikişer çıkmaya başlar. Samimiyet kişiye kaybettirmez bilakis bereketlendirir. Mesela biz Müslümanlar Kur’an dada geçtiği üzere kazançlarımızın paylaştıkça arttığına inanırız. Bu söz bir yerde geçtiğinde hepimiz başımızı sallar ve bu görüşe sonuna kadar katıldığımızı ballandırarak anlatırız ama iş Samimiyet’e geldiğinde yani iç dünya kapıları açıldığında tablo bambaşka bir hal alır. Müslüman lafının arkasına sığınmaz. Lafının arkasında durur! Bu hepimizin katıldığı konuyu çeşitli bahaneler üreterek çoğumuz uygulamayız. İşte Samimiyet dediğimiz bahis burda icra edilmelidir. Konuşulanlar, düşünülenler derhal uygulamaya geçirilmelidir.
    Samimiyet yapılan işlerde olduğu gibi İbadetlerdede çok müthiş önem taşımaktadır. İnsan secde de ölemiyor ise Maalesef samimiyet ölmüş demektir. Gönülden verilen bir kuruşluk bir sadaka, gösteriş namına verilen bin trilyon sadakadan hayırlıdır. İş yüreklerin o sadakaya muhtaç kişiler için yanmasındadır…
    Allah tüm Müslüman kardeşlerimize Samimiyet dolu ömür ler nasip eylesin…
    Mesut ÇELİK
    SELAM DUA VE KALBİ MUHABBETLERİMLE CAN AHMET HOŞÇA BAK ZATINA ABLASININ GÜL YÜREKLİSİ…

  18. İmam-ı Şafii Hazretleri bir sabah namazdan sonra evine dönerken yolda birine rastlar.Adam önce selam verir iyi dilek ve duada bulunduktan sonra da"hayırlı sabahlar"manasında"nasıl sabahladın?der. Hazret-i imam nasıl sabahladıgını şöyle anlatır:Sekiz tane şeyin benden istendigini düşünerek sabahladım!:Adam şaşırır:Ya imam kim sizden 8 tane şey istiyebilir?sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur ki? Hazreti imam tebessüm ederek meseleyi açar: Bak benden her sabah kimler neler istiyorlar der ve şöyle izah eder:1)Rabbim benden farzını istiyor2)Resulullah benden sünnetini istiyor3)Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor4)Nefis kendine tabi olmamı istiyor5)Şeytan arkasından gitmemi istiyor6)Kiramen katibin melekleri iyi şey yazdırmamı istiyor7)Geçen günler ihtiyarlanmamı istiyor8)Son olarak da Hazreti Azrail hazır olmamı istiyor…….İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum.Her sabah bu sualler cevap bekliyor. Hazret-i şafii\’yi dinleyen adam düşünmeye başlar.Bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar: Ya imam bu saydıgın şeyler sadece sendenmi isteniyor yoksa bendende isteniyormu? İmam tebessüm eder :_Orasını ben diyemem sen düşün !……Adam başını aşağı eğer söylenerek devam eder:_Meger her sabah benden neler isteniyormuşta haberim yokmuş.Bende düşünmeliyim bunları!…._Ne dersiniz sizden de böyle 8 şey isteniyormu???……………HAYIRLI SABAHLAR / SELAM VE DUA İLE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s