Ağlayın, su yükselsin belki kurtulur gemi….‏

Ağlayın, su yükselsin belki kurtulur gemi….‏

Hiç sadece kendinize ait bir seccadeniz oldu mu? Çok bunaldığınız bir günün gecesinde, abdestinizi alıp alnınızı seccadenizin yumuşaklığına bırakıp huzur duygusunu yaşadınız mı hiç? Teslimiyet duygusunu tattınız mı gerçekten, o en özel anda; secde ederken..

Ayakuçlarınız, dizleriniz, avuç içleriniz ve alnınız yere değerken Ona en yakın oluş anını anlamaya, hissetmeye çalıştınız mı? Bunu ısrarla defalarca denediniz mi?

Sabah namazını camide kıldınız mı yakınlarda? Sabah namazı cemaatinin yüzlerine bir bakın, onların hallerini anlamaya çalışın. Bizim güzel dinimiz Allah a şükür- bizlere sadece ahiret saadeti değil dünya saadetini de vaat ediyor.

Sabah namazı, günün en özel anı.. O saatte uyanıp pencerenizi bir açın ve kuşları dinleyin. Düşünün, anlamaya çalışın kuşların çırpınırcasına bize neyi anlatmaya çalıştıklarını.Abdest aldıktan sonra, sabah namazını kılıp ilgili şeytanlar bizden uzaklaştıktan sonra birden kendimizi nasıl da dinç, zıpkın gibi hissetmemiz ilginç değil mi?

Öğle namazı& Günün tam ortası, sabahın yoğun koşuşturmasının ardından bir durup dinlenme, zihnini boşaltma ve tefekkür molası. Veyahut yeniden şarj olma. Günün tam ortasında olduğumuzu hatırlama. Bir nevi bir anı yakalama şansı. İman etmemiş kimsenin anı yaşayabileceğine inanmıyorum şahsen. Çünkü gerçek huzuru yakalamak ancak gerçek imanla mümkün. İmani anlamda zafiyet gösterdiğimiz, dünyaya daldığımız zamanları düşünün. Böyle zamanlarda yaptığımız, acı ve haz arasında gidip gelmekten başka bir şey değil. Haz anlarında yakaladığımızı sandığımız huzur duygusu ise gerçek değil, geçici.

Ve ikindi. İkindi vakti günün ayrı bir huzur anı. Fırsat bulabilirseniz büyük bir camiye ezandan on dakika önce gidip avluda oturmanızı öneriyorum. Mevsim de uygunsa bu on dakikalık zamanı açık havada tefekkür ederek geçirmek nefis oluyor. Gerçek manada bir tefekkür seansı için Esma-ül Hüsna dan bir isim seçmek, bu ismi zikrederek derin düşüncelere dalmak özellikle harika. Bunun üstüne 4+4 lük bir ikindi namazı, Rahman ın rahmetine mazhar olmak duasıyla.

Akşam namazı, akşama selam verme anında, günün bir diğer özel zamanında yeniden O nun (c.c) huzuruna çıkış. Yeniden dünyaya, dünya işine bir mola vermek. Ya da daha doğrusu asla rücû!.

Uyumadan önce, günün son namazı; yatsı& Uzmanlar kişinin bilinçaltına en etkili mesajların gönderildiği zamanların uyumadan önce ve uyuduktan hemen sonraki zamanlar olduğunu belirtiyor. Uyumadan ve uyanınca kılınacak namazlar imani farkındalığımızı artıracak faaliyetler olacaktır. Gece, günün muhasebesinin yapılacağı ayrı bir tefekkür dönemi. Bu zaman dilimine girerken uçan halımıza binip, alemlere manevi bir yolculuk yapmak ne güzel.

Ağlayın, su yükselsin belki kurtulur gemi
Anne, seccadem gelsin bize dua et emi!  

(Necip Fazıl KISAKÜREK)


Ebubekir KALKAN

Reklamlar

19 Yanıt

  1.  
    Sabah Namazı…Ögle Namazı …İkindi Namazı…Aksam Namazı…Yatsı Namazı…Gün çoktan öldü. Güneş ısıklarını topladı.Vakit Namazınızı Kıldınız mı peki?..
    …?
     
     
    Su an yaptıgın hiç bir iş, Kılmadağın vakit namazından daha önemli değil….Cehennem ehlinin "keşke" diyeağlayarak istedikleri namaz vakti, şu an senin elinde…
    ne büyük bir nimet!
    öyle değil mi?
    kaçırma öyleyse!
    Haydi namaza !..
                                                                   
                                                                   yeşilkubbe/hak_yol
                                        ^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^^
     
    Kaçırırsak çok üzüleceğiz  gerçekten…burda değil belki ama…ya öte tarafta!..düşünmek gerekir velhasılı…daha doğrusu düşünmemiz gerekir yol yakınken..sonrası olmayabilir bunun !
    zamanın tekrarı da yoktur çünkü…
    her daim namaz ile kalalım ve
    kaçırmayalım şu vakti ne olursa olsun !
    öyleyse..
    haydi buyrun namaza !..
    selam ve dua ile hayırlı akşamlar

  2. Allah razı olsun paylaşım için..

  3. NAMAZSünnet ile, farz ile,Dön Hakka, namaz ile.Gece gündüz, niyaz ile,Tüm günahlar af olur. Zincirleri kıranın,Gerçekleri haykıranın,Adem olup kıçkıranın,Yardımcısı Allah olur. Aşkla ezanlar okunur,Gönülleri kaplar nur,Haydi sende safa dur,Saf olan safa bulur. Secdelere eğilenin,Hem seven, hem sevilenin,Halikını bilenin,Akıbeti felah olur. Yüz sür kutlu izlere,Ulaşasın azizlere,Tüm günahkar acizlere,Namaz herdem penah olur. Elde tesbih, dilde tekbir,Zikir, cehenneme tedbir.Kul derse ki: Allah bir,Gafletten agah olur. Sözlerinde duranlar,Asra mühür vuranlar,Camiyi dolduranlar,Meleklerle saf olur.Namaz gelir, gider şiddet,Olmaz zerre kadar hiddet,Namazdayken ebed müddet,Cümle şerler mahvolur. Namaz tükenmeyen varlık,Hiç bitmeyen bahtiyarlık.Onun terki bahtiyarlık,Elde kalan bir ah olur. Namaz kulun zaferi,En mükemmel seferi,Ağarınca tan yeri,Tüm geceler sabah olur. Sen o sırra ermiş isen,Hakka gönül vermiş isen,Seccadeni sermiş isen,Dünya sana dergah olur. Sözün dosta sert eyleme,Kalbe zehir zerk eyleme,Namazım terk eyleme,Sana yazık günah olur.O Hak yolda has harita,Her yönüyle çok harika,Onsuz geçen her dakika,Her saniye israf olur.Kulluk insana fazilet,Onsuz olmak sonsuz zillet,Nefis, şeytan denen illet,Namaz ile ıslah olur.Bir mubarek rüzgar eser,Kalmaz kötülükten eser,Gönül Ummanlarda gezer,Hızır gibi seyyah olur.BÜLENT ACUN

  4. Ne çok hatıram var seninle Rabbim Bazen uzaklara salıyorsun beni Arayıp bulayım diye seni O zaman içinde bulunduğum karanlıklardan NUR\’una yol alıyorum \’\’Allah müminlerin dostudurOnları karanlıklardan NUR\’a çıkarıyor\’\’ayeti ümidim ve kılavuzum oluyor Karşıma hayeller,gölgeler çıkıyorYolumdan alıkoymaya çalışıyorlar O zaman İbrahim gibi \’\’Ben gelip geçen şeyleri sevmem\’\’diyorum Bu arada mektuplarını okuyorum Tatlı bir esintiyle geliyor sözlerin bazen Hele o baharda açan çiçekler yok mu?Hem senin güzelliğini okuyorum onlarda,hemde beni güzelleştirmek,geliştirmek istediğini Başını toprakdan çıkaran filizleri görüyorum Sanki bana \’\’Sende bu dünya toprağından başını çıkar,ahiretin güzel ikliminde filizlen,uzat dallarını cennete,ebedi meyveler ver\’\’diyorsun Ahh Rabbim; Bazen bunları unutup dünyaya sarıldığım oluyor Hani neredeyse seni unutacağım O zaman dünyayı elimden alıyorsun,dikenleriyle elimi kanatıyorsun Sanki bana \’\’Senin asıl yurdun burası değil senin asli vatanın varSeni bekleyen peygamberler,sıddıklar,şehitler,salihler varBEN VARIM\’\’diyorsun O zaman şükrediyorum sanaBeni unutmadığından,terketmediğinden dolayı Ya günahlarım,günahda ısrarım yokmu? Ozaman bana darılmışsın gibi geliyorŞu sözünle teselli buluyorum,ümitleniyorum\’\’Rabbin seni terketmedi,darılmadı da\’\’ O zaman dünyalar değil cennetler benim oluyor
    İsmail ACARKANSenin güzel isimlerini kalbime dolduruyorumSeni herşeyden çok seviyorum RABBİMMM…
    SELAM VE DUA İLE KALBİ MUHABBETLERİMLE CAN…
     
     
     
     

  5. son secdede iken alnım ölmek isterim
    Aşkının ateşi,yüreğimde yansın isterim Çatlayana kadar dudağım,ismini ansın isterim Nasır tutmuş avuçlarım,açılarak ta,semalara Omzumdan kopana dek kollar,dua etsin isterim Alemlerin rabbi sen her şeyi,heran bilensin Esrefi mahlukattan sadece kulluk isteyensin Rahmansın Rahimsin,Azizsin ve Kerimsin Senin ismini zikrederken kalbim dursun isterim Alıp abdesti,Niyet ederek yönelipte rü;kabereye Allahahu ekber diye kıyamda,kıraat edip tekbirle Rüküya vardığımda sübhanerrabbüelazim de Doğrulmasın huzurundayken belim,kopsun isterim Affettirirmi binlerce günahımı,bilmem ki bir tövbe Yüzüm yok mazhar olmak için habibin şefaatine Ama niyazımdır Tahiyyatü,Salli,Barik,Amentü de Son secdede iken alnım,kavuşmak için ölmek isterim
     
    HAYIRLI GECELER SELAM VE DUA İLE SEVGİLİ AHMET KARDEŞİM.SELAMETLE İNŞAALLAH…

  6. İslam\’ın genç davetçisi!Senin mutlaka gece hayatin olmalıdır. Peygamberani deyişle, bir süt sağımı kadar da olsa gece uyanık olup,ALLAH -u Tealanın huzurunda bulunmalısın. Diğer insanlardan farklı olarak, uykunu bölüp huzura varmalısın.Bil ki, gecesi olmayanın gündüzü yoktur. Gece sabaha kadar yatağa boylu boyuna uzanan birisinin gündüze vereceği bir şeyi yoktur. Gece senin feyizle dolduğun, gündüz ise bu feyzi başkalarına aktardığın vakittir. Dol ki, boşaltacağın bir şeyin olsun.Ne güzeldir gece! Yıldızların parlayıp kendisini gösterdiği, nurların tecelli ettiği zamandır ve mekandır gece. Görmüyor musun? Bin aydan daha hayırlı olan vakit, gündüz değil gecedir. Resulullah (sav)ın şu yalan dünyadaki en yüce ve mutlu anı olan Mirac, gece vuku bulmadı mı?Evet, gece gönül adamlarının akşama kadar bekleyip durduğu vakittir. Gece samimiyettir, gece sıpsıcaktır. Gecenin, yani yalnızlığın riyası yoktur. Herkes uyurken kalk, bir abdest al soğuk suyla, Rabbinin huzuruna var, boynunu bük… Ona bir şeyler mırıldan, isteklerini sırala…gecenin nasıl iletken olduğunu göreceksin. Radyo dalgaları bile gece daha iyi çeker.Bütün bunlar olup biterken, gecenin bunca avantajları varken, senin geceyi bastan sona uykuyla geçirmen ne büyük gaflet, ne büyük kayıptır. . .
     
    Hayırlı geceler .Rabbim razı olsun. Bu güzel yazıyı  paylaştığın için gönlüne  sağlık oğlum..selam ve dua ile.

  7. Hz. Mevlana Celaleddin Rumî; “Ey Hak tâlibi can! Önce ambara giren fâreden kurtulma çaresini ara, ondan sonra buğday toplamaya çalış. Büyüklerin büyüğü olan, gönüllere gönül kesilen sevgili peygamberimizin; "Namaz ancak kalp huzuru ile tamam olur." hadisini hatırla da nefisten ve şeytandan kurtulmak için kalp huzuru ile namaza başla.” demiştir(Mesnevî, beyt: 380–387). Ne büyük bir ders, ne büyük bir ifade ve ne kadar büyük bir mana… Adeta bu ifadeyle ilk karşılaştığım zaman büyülenmiş gibiydim. Çünkü şu zarafete bakar mısınız? “Önce nefisten ve şeytandan kurtul ve huzur ile namaza başla”… Ne demekti bu, elbette ki hepimizin başa çıkamadığı ama elbet bir gün yenerim diye kıvrandığı acı bir gerçekti. Gerçek şuydu ki nefis bizi yok sayıyor ve adeta bize hükmediyor, benliğimizi benliğimizden alıyordu. Benlik neydi biliyor musunuz? Benlik namazdı. Namaz sana seni, bana beni, topluma toplumu öğretiyordu. Manaları derindir. Kalbe huzur doldurur. Başladın mı koptuğun her gün zindan hükmündedir. İşte o senin benliğindi ve o senin “ Namazındı”. Hz. Mevlana ekliyordu Mesnevisine; “O kerem sahibi, namazda gizlenmiştir; gönül namazı kılan, kendini tamamıyla Allah’a veren kuluna lütuf ve ikramda bulunur! O\’nun affı ve mağfireti günaha şeref elbisesi giydirir de, böylece o günahı affedilmeye, ihsana, kurtuluşa vesile eyler, sebep kılar!" (Mesnevî, beyt: 4345).  Evet, Rabbine namazda gönülden bağlanan kişi, Rabbinin ördüğü af ve mağfiret önlüğünü giyerdi. Ne büyük bir ihsan, ne büyük bir kurtuluş vesilesi… Öyleyse hadi buyrun gönül dergâhına, buyrun namaz sevdasına, kalk hadi taze bir abdest al. Bir eline nefsini diğer eline de kalbini al. Söyle onlara anlat kendini ve benliğini. Al karşına nefsini, ona zulmetme, terbiyenle muamele buyur. Ve sana yakışanın, Rabbinin huzurunda el bağlamak olduğunu anlat onlara ve bak kendine sen artık sensin. Sevdanla baş başasın, nefsin sana karşı koyamadı. Seni senden alamadı. Çünkü içinde yanan müminlik ışığı hiç sönmedi, belki rüzgârla dalgalandı; fakat karanlığa mahkûm etmedi seni. Seni sana bırakması en büyük yalnızlıktı, anlayamadın başta onu; ama şimdi onunlasın ve o senin terbiyende, artık ver kararını huzur ile bel bağla Rabbine ve huşu ile dal namazlar diyarına… Seni hep bekleyen bir mescit olduğunu düşün ve sanki seni her defasında çağırdı da sen hep duymazlıktan geldin. Ama bu sefer farklı çağırıyor, adeta sana haykırıyor. Geç olmadan Allah’ın (CC) huzuruna çık, anlat O’na (CC) derdini. Korkma dertlerin en büyük dermanı O’nun (CC) elinde. O isterse şifayı vesile kılar. Haydi, kalk ve namaza dur. Ve düşün, namaz sana en büyük şifa olarak verildi. Ne büyük bir yardım oldu. Adeta uçuyorsun, kanatsız bir kuşa benziyorsun, uçmak için kanat aramıyorsun; çünkü sen kendini bulutlarda hissediyorsun. Çünkü namaz artık seninle. Namaz benliğinle ve sen Rabbinlesin. “ Şükür Yarab! Sana geldim. En büyük sermayeme kavuşturdun beni. Meğer beni ne kadar çok severmişsin, bu ihsanda bulundun. Bana kendimi hatırlattın!” . …Ve açtın ellerini semaya, adeta sema önünde gibi hissediyorsun; çünkü ilk namazını kıldın. Dua sana ayrı bir tat veriyor. “Rabbimden hiç ayrılmadan şöylece kalsam” diyorsun. Duanda kendinden başkasına yer veremiyorsun, sanki yığınlarca dertler kuş oldu uçtu, bunun şükrünü eda etmeye çalışıyorsun. Ama bitiremiyorsun… Yaaaa… İşte “ Namaz ve namaz ” …

    selam ve dua üzerine olsun can kardeşim…Rabbim yardımcın olsun..Hafız olana emanet olasın…

  8. Kılmazsam yaşayamam."diyebilmek… Biz her namazı son namaz olarak kılarız. İkindiyi kıldık. Şuan ölebiliriz. Akşama yetişirsek, akşamı da son namazımız gibi kılarız Yatsıya yetişmek diye bir garanti yok elimizde… İnsanın ölmesi çokbasit… Kalp durdu mu işimiz bitti. Kalbimizi çalıştıran , ALLAH azze ve celle kalbimize dur dese, bir sonraki namaza yetişemeyiz! İnsanda tembellik kulağı vardır. Yani her insanda zaman zaman tembellik olabilir. Önemli olan, tembellik ibadete mani olmasın. Dinlenmek iyidir. Uyku ne büyük nimet. Amma uykuyu tembelliğe dönüştürmesi kötü. Uyuyalım amma sabah namazına engel olmasın. Tembellik duygumuz içimizden üflüyor; "Yahu yat!" Açlık kulağımızla açlığımızı hissediyoruz mesela. Organların insanlara hükmetmesidir bu. Vücut diyor ki: "Ben yorgunum!" Onun sözüne kulak asıp yatıyoruz. İnsan ebediyen yaşayacağını zanneder. Ölmek aklına bile gelmez. İnsan şöyle düşünmeli: "Ölmeden şu akşam namazımı da kılayım…" Ben bu yaşa geldim. Düşünüyorum; elimde hiçbir şey yok. Öldüğüm anda elimde kalacak tek şey ibadetler… Tek kazancım ibadetler. Gerisi boş… Çok güzel yemekler yedik. Hepsi gitti. Gezdik eğlendik. Hepsi geçti. Para biriktirdik, yiyemedik. Şöhretimiz dağlar kadar yükseldi. İşe yaramadı. Elimizde bir tek şey kaldı. İman ve ibadet… Sanki ömrümüz boşa geçti. Her şey boşmuş… Bir ömür boyu nefes alıp verdik. "Yeter artık, nefes almayacağım!" diyor muyuz? Bir ömür boyu su içtik. "Artık su içmeyeceğim!" diyor muyuz? Öylebir iman gerek ki, namaz su gibi, hava gibi olsun.. "Kılmazsam yaşayamam." diyebilmek… Ben öyle şahıslar gördüm ki, odasında bir tane rahle var. Kendisi kıbleye dönmüş, namazda oturur gibi oturuyor. Uykusu gelirse, başını rahleye koyuyor. Her anı secdede… "Namaza doyamıyorum!" diyor. Rabb\’imiz böyle mübarek kulları ne de güzel övüyor: Onlar ki namazlarını sürekli kılarlar aksatmazlar. (Mearic 70/23) Onlar ki namazlarını muhafaza ederler. (Mearic 70/34) Eğlenceler, dünya hayatının meşgaleleri bize hastalık verirken, namazkılmak, hastalıklarımıza ilaç gibi tesir ediyor. Kalbimiz rahatlıyor. Üzüntümüz hafifliyor. Elemler geçiyor… Biz namazı bitirdik, Bugün, şu an ölsek, namazımız bize arkadaş, yoldaş. Gerisi burada kalacak…–
     
    hayırlı sabahlar oğlum. selam ve dua ile..

  9. Bir ALLAH dostu sehre gitmek için,deniz kenarina gelen bir gemiye binerek köyünden ayrilir.Gemi denize açildiktan sonra acaip birseye sahit olur;bakar ki denizdeki bütün baliklar birbirine saldirmakta,birbirini yiyorlar.Bu hali tuhaf bulup sasirir.Gemi kaptanina sorar:"Bu ne haldir.Ne zamandan beri su mahluklar birbirini yakalayip yemektedirler.Ne oldu ki bunlar birbirini parçalayip yiyorlar."der.Gemi kaptai:"Sebebini bilmem ama on seneden beri bu meydana gelmistir.Daha önce böyle birsey yoktu."der.Gördügü manzara karsisinda oldukça meraklanan ALLAH dostu,ALLAH\’a yalvarip,yakarir."Yarabbi! bu ne haldir,bu ne hikmettir ki denizde kitlik olmus,bütün mahlukat gidalarini temin için birbirini yemektedirler."diye Rabbine niyaz eder.O sirada gaipten bir ses gelerek kendisine derki,"Birgün susamis namazsiz biri susuzlugunu gidermek için deniz kenarina geldi.Egilip denizden bir avuç su aldi ve agzina koydu.Deniz suyunun tuzlu ve aci olmasi sebebiyle,içmeden tekrar denize bosaltti.iste o namazsizin agzindan bosalan bir avuç su yüzünden bu koca denize acilik ve kitlik verdik.Bu denizdeki mahlukat karnini doyurmak için birbirine saldirmaya basladilar."iste insan bu halden ibret almali.Namaz kilmayan bir kimsenin agzindan bosalttigi birazcik su,zehir hükmüne geçip kocaman bir denizi zehirledigine göre,kendini ne ölçüde zehirleyecegini ve ALLAH\’in cezasina nasil ugratacagini düsünmelidir!.ALLAH-U TEALA namaz kilmayanlara biran önce namaza baslamayi ve dini hükümlere uygun yasamayi nasip etsin insaALLAH!Amiin! selam ve dua ile gül yürekli abim..HAKKA EMANET OLUN…HAYIRLI AKŞAMLAR……

  10. “Namaz gafletten uyanıştırNamaz insanca bakıştırNamaz zulme haykırıştır !Namaz ezan’a kaçıştırNamaz tekbir’e dalıştırNamaz nefsini yıkıştır Namaz cehaleti aşmaNamaz cehaleti as’maNamaz cehaleti yak’madır !”Ebu Zer (ra) den ;“Peygamberimiz (selamun aleykumv) bir gün dışarı çıktıYerden bir ağaç dalı aldı, yaprakları dökülüyorduDedi ki “Ey Ebu Zer !”“Buyur Ey ALLAH’ ın Resulü !” diye cevap verdimşöyle buyurdu ;“Müslüman bir kul sırf ALLAH rızasını kazanmak için kalkıp namaz kılarsa, günahları bu ağacın yaprakları gibi dökülür"
    İnsanı namaza şevkle cağiran bu güzel paylaşımın için sana cok teşekkür ediyorum güzel kardeşim
    Ellerine yüreğine saglık benden önce yorum yapan  kardeşimin ettiği duaya(ALLAH-U TEALA namaz kilmayanlara biran önce namaza baslamayi ve dini hükümlere uygun yasamayi nasib etsin inş.) bende yürekten amin diyorum  HAK TEALA\’YA emanetsiniz selam sevgi ve dualarımla….

  11. Her namazda okuduğumuz Fatiha suresi bize ne anlatıyor?
     
    Fatiha Sûresi’nde namaz kılan kişi, “Hamd ve övgü âlemlerin Rabb’i Allah’a mahsustur.’’ (Elhamdülillahi Rabbi’l-Âlemin) dediğinde Rabb’i ona seni övülmüş ve en takdir ettiğim kullarımın seviyesine hem dünyada hem ahirette çıkartacağım müjdesini sunar. Namaz kılan kişi “O Rahman ve Rahim’dir’’ (er-Rahmanir-Rahim) dediğinde, Rabbi O’na sana bütün insanlığı sevgi ve şefkat duyguları içerisinde kuşatmayı; inanan ve inanmayan ayrımı yapmadan İlahi güzellikleri gönüllere taşımayı; sayısız nimetleri insanlara ulaştırmayı nasip eyleyeceğim müjdesini verir. Benim rahmetim, sevgi ve şefkatim bütün ruhunu saracak; iki cihan saadetine ve rahmetine mazhar olacaksın müjdesini sunar. Namaz kılan namaz dostu “O, hesap günün sahibidir.” (Maliki yevmi’d-din) dediğinde, Rabb’i onu hesap gününde hesaba çekmeden önce kendi nefsini hesaba çektiği için ona cennet, cemalullah ve aşkullah’ın kapılarını açacaktır. Namaz kılan kişi bu ayette kendisine ikram edilen nimetlerin gerçek sahibinin Allah olduğunu hatırlayarak kendisine Allah tarafından verilen nimetlerden dolayı kibir ve gurura kapılmamayı, başkasına ikram edilen nimetlerden dolayı haset ve kıskançlığa düşmemeyi nasip eyleyerek iki cihan saadetinin müjdesini kuluna sunar. Kibir ve gururdan temizlenen kul, şirk ve gururun mana ve sırrını hissedecek; Allah sevgisinde, cemalullahın zevkinde eriyecektir. Namaz kılan namaz âşığı, “Biz yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz.” (iyyake na’budü ve iyyake nestaîn) dediğinde,Rabb’i ona “Ey gönül huzuruna ermiş, tatmin olmuş nefis, sen Rabb’inden razı, O senden razı olarak dön Rabb’ine! Sen de katıl has kullarımın içine, gir cennetime!’’ (Fecr 89/27-30) ayetindeki müjdeyi kuluna sunar. Rabb’i o kulun gerçek dostu, o kul da Rabb’inin gerçek dostu olma şerefine nail olur. Dost dostun divanında gözyaşı dökerken hakiki dost, dostluk makamında aşkıyla onu tatmin edecek, selamıyla onu huzura erdirecektir. Namaz dostu kişi “Bizleri doğru yola hidayet et. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Öfkene uğramışların ve sapmışların yoluna iletme.’’ (İhdina’s-sırata’l-müstakîm sıratellezîne en’amte aleyhim ğayri’l-mağdubi aleyhim vela’d-dâllîn) dediğinde, Rabb’i kulunu Müslümanların teslimiyetleriyle, mü’minlerin imanlarıyla, müttakilerin takvalarıyla, ebrarların iyilikleriyle, muhsinlerin Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etme coşkusuyla girdikleri cennetlere girme müjdesine nail kılar. Rabb’imiz, kalplerimizi doğru yola hidayet ettikten sonra eğriltme, bize katından bir rahmet ver. Çünkü sen ikram edenlerin en hayırlısısın (Âl-i İmran 3/8) “Ey kalpleri evirip çeviren Rabb’im kalplerimizi dinin üzere sana ulaştıran her yol üzere sabit kıl.’’ duasıyla cennet, cemalullah ve iki cihan saadetine kullarını ulaştırır.Zaman – Ailem

  12. Secde halini günlük hayatlarına yayabilen gönül erleri, namazlarında secdelere varınca farklı bir mana atmosferini yaşarlar. Çünkü, kulun Rabbi’ne en yakın olduğu anın secde ettiği an olduğunu, madde ve mana aleminin sultanı Efendimiz s.a.v. öğretiyor. Ve o kerim ayet: “Secde et, yaklaş!” “Öldü! Öldü! Bu adam öldü!” diyordu cemaatten bir genç. “Biraz önce namaz kılıyordu, secdeye vardı ve orada kaldı” diyordu. Camide bulunanlar başına toplandı. Adamı upuzun yatırdılar, kalp atışını kontrol ettiler, adam gerçekten ölmüştü… Mahallenin ileri gelenlerinden Abdullah amca, mevtanın ellerini ve ayaklarını düzeltip gözlerini kapattı. Ayağa kalktığında gözleri yaşlı, sakalları ıslaktı. Titreyen bir sesle, “ne büyük kısmet ya Rabbim, ne büyük kısmet!” diyebildi. Orada bulunanlar Abdullah amcanınsözüne bir mana veremedi. Sebebini öğrendiklerinde ise, “Allah bize de böyle bir ölüm nasip etsin!” diye dua etmekten kendilerini alamadılar. Meğer camide, hem de secdede vefat eden kişi, iki hafta öncesine kadar müslüman bile değilmiş. Akrabaları yıllar önce Avrupa’nın çeşitli şehirlerine gidip yerleşmişler. O ise İstanbul’da kalıp, bütün ömrünü tek başına geçirmişti. Ne aileden ne çevreden İslâm’ı öğrenebilmiş, kalbini Allah yoluna ısındıracak bir ortamda da bulunmamıştı. Kırk yılda bir mevzu geçtiğinde, “biz de böyle geldik, böyle gidiyoruz; müslüman mıyım dinsiz mi ben de bilmiyorum. Kafama da takmıyorum.” diyormuş. İki hafta önce ne olmuşsa olmuş, birkaç esnafla birlikte mahallede yapılan bir sohbete iştirak etmiş ve kelime-i şehadet getirerek müslüman olmuştu. Gönlünü, Mevlâ’ya ve O’na yar olanlara bağlamış, huzura kavuşmuştu. Bütün bir ömrünü imandan ve ibadetten uzak geçirmişti, ama artık kalbi dopdoluydu. O iki haftalık müslümandı. Camiye gelmişti ve kulun Rabbi’ne en yakın olduğu secdede O’na yürümüştü. Daha doğrusu ona ruh veren, şimdi farklı bir aleme almıştı. Evet; insan, ruhunu teslim etmez, edemez. Aksine ruhu veren, vakti gelince emanetini alır. Bu emaneti, secdede alması ise çok büyük bir lütuftur. Secdede veya secde halinde… Secde hali… Evet, insan sürekli secdede olamaz, fakat sürekli secde halinde bulunabilir. Zira secde, insanoğlunun saygısını ortaya koyabileceği en ileri seviyedeki halidir. Bedeninin ve ruhunun birlikte yakarışıdır. Küçüklüğünü, hatta hiçliğini kabullenişinin ifadesidir. Gerçek varlık karşısında eridiğinin hatta yok olduğunun beyanıdır. Yalnızlıktan ve korkulardan kurtulup, yalnız olanın dostluğuna ve güvencesine girmektir. Herkes tarafından terkedildiği, bütün ümitlerin tükendiği noktada, ezeli ve ebedi olanın şefkat ve merhametine sığınmadır.Yani secde bir haldir. Secdeye kapanan kul, gönül diliyle şunları söylemektedir:“Ey Rabbim! Büyük sadece sensin. Yer, gök ve onlardaki her şey sana ait. Saniyeleri, dakikaları, günleri ve çağları sen yaratıyorsun. Güç senindir ve kullarına güç veren sensin. Tüm olanları ve olacakları sen bilir, sen yaratırsın. İşte benim de her şeyim sana ait. Aslında ben yokum, sen varsın. Ben faniyim, baki sensin. Ey yüceler yücesi Rabbim! Sen her türlü noksanlıktan uzaksın.Sübhane Rabbiye’l-a’lâ”Kul, secdedeki bu halini elbette secde dışındaki zamanlarda da muhafaza edebilir, etmelidir. İşte kulun bu halini muhafaza ettiği zamanlar, secdede olmasa da secde halinde olduğu, o hali yaşadığı zamanlardır. Hiç şüphe yok, bu hali ve anlayışı elde edebilmek için, namazlardaki secdelerin edebine uygun ve gafletten uzak olarak yerine getirilmelidir. Secde halini günlük hayatlarına yayabilen gönül erleri, namazlarında secdelere varınca farklı bir mana atmosferini yaşarlar. Çünkü, kulun Rabbi’ne en yakın olduğu anın secde ettiği an olduğunu, madde ve mana aleminin sultanı Efendimiz s.a.v. öğretiyor. Ve o kerim ayet: “Secde et, yaklaş!” (Alâk, 19) Gelmiş geçmiş bütün peygamberler ve O… Rasul-i Ekrem s.a.v Efendimiz… Bütün hayatı secde hali, her anı secde. O, secde edenlerin en güzeli, en iyisi. Hz. Aişe r.a. validemiz, O’nun öyle secde ettiğini anlatıyor ki, bazen yaşayıp yaşamadığından endişe ediyor. Kalktığında ise alnını koyduğu yer gözyaşından ıslanmıştır. (Buhari, Müslim) Efendimiz s.a.v., secdede irtihal etmedi ama “secde halinde” dünyasını değiştirdi. O’nun yolundan gidenlerin en büyük özelliği de, çok secde etmek ve secde halini bütün hayatlarına yansıtmak oldu. Razı olunan bir hayat yaşadılar ve razı olarak Rablerine kavuştular.Biz de razı olunacak bir hayat istiyoruz Rabbimiz’den. Bir de… Ya secdede, ya da secde halinde…
     
    HAYATIMIZIN HER ANINI SECDE HALİ GİBİ YAŞAMAMIZ DUASIYLA SELAMETLE KAL CAN KALBİ MUHABBETLERİMLE…

  13. Haydi Yandıysa Yüreğiniz….            Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru,          Kapatın gözlerinizi..                          Aydınlığınız, gönlünüzdeki O\’na olan sevginiz olsun..               Göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza,                   Yüreğinizde kavrulan aleve, serinlik olsun göz yaşlarınız..          İşte dost nedir bilmek mi istersiniz?..          Menfaatsiz..          Korkunuz olmayacak.           Acaba demeyeceksiniz.. Acaba,              Ben onu sevsem o da beni sever mi,             Korkunuz olmayacak yüreğinizde        Çünkü O vaat ediyor..       Severseniz Severim!!   Ne güzel değil mi?         Sevginize karşılık bulmak..             Sevginizin karşılıksız kalmayacağını bilmek..              Şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta..           Onca sevgiliye bir çare, bir derman.. Yürek yakmayan..   Yüreğe serinlik veren bir dost.. Vedud olan bir dost.. Rahman olan bir dost.. Rahim olan bir dost.. Gafur olan bir dost.. Sözünde sadık olan bir dost..      Surete değil, sirete bakan bir dost..       Dost.. dost.. dost.. diye inleyene…      Gel.. gel.. gel.. diye nida eden bir dost.. Ben seni sevdim diyene… Gel kulumsun diyen bir dost..  Suretimle.. maddemle değil..       Yüreğimle acziyetimle geldim diyene..               Rahmetimle.. Şefkatimle.. İnayetimle karşılandın diyen bir dost.. Haydi yandıysa yüreğiniz.. Yediğiniz darbeler yıldırdıysa sizi.. Sevginiz hep sevgisiz kaldıysa.. Yüreğinize değer verilmediyse..       Artık dayanamıyorum sevgisiz kalmaya diyorsanız Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru Kapatın gözlerinizi..         Aydınlığınız, gönlünüzdeki O’\’göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza.          Yüreğinizde kavrulan aleve, serinlik olsun göz yaşlarınız.. O dost ise yürekte serinlik var… O dost ise yürekte huzur var .. O dost ise yürekte coşku var .. O dost ise yürekte yürek var… Ve O.. eğer O.. sevgili ise, Aşık olunan ise.. İşte o zaman yürekte olana tarif yok.. İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok.. İşte o zaman yürekte olanı söyleyecek dil yok.. İşte o zaman O var.. Ve O var ise.. Haydi artık sözler sükut etsin.. Bırakın yürekleriniz konuşsun   Seccadeniz sevgiliyle buluşmanız olsun..          Göz yaşlarınız sevgiliye hediyeniz olsun..             Yüreğiniz sevgiliyle konuşan diliniz olsun..          sevgilinin size nasıl tecelli ettiğini işte o zaman.. İşte o zaman anlayacaksınız.. Ve işte o zaman anlayacaksınız O dost ise her şey dost ..         O sevgili ise her şey sevgili………….(alıntı)
                                                 
             
       Bir peygamber edâsıyla adını münhasır
    sakladığım ..               Andığımda seni Yüreğim titrer Yâr.. !                Bağnaz bir tutumu sergiler nefsim..                           Kulluğumda ki fakirliğimi yansıtamazdım sana Yâr.. SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM….

  14. Hüznümü Gideren Allah\’ım..
     

     
    Artık bana düşen güzel bir sabırdır Ne olur, gözlerim yaşarsa da, Dilim ancak Rabbimin razı olduğu sözü söylesin… Sabret gönlüm yol çok uzun değil , az kaldı… "( Cennete girmeyi hak eden mü\’minler)dediler ki: \’Bizden hüznü gideren Allah\’a hamdolsun\’." (35/34) Allah\’ı razı etmeye koyulmuş mü\’minin hüznü cennette bitecek…İnşaALLAH :ALLAHım! Kalbime Senin korkundan öyle bir pay verki,nefsim günah işlemeye yöneldiğinde o korku benimle günahın arasına girsin ve günah işlemekten uzak durayım…AMİN… Selam ve Dua ile …
     
     
     
    güzel bir gün geçirmen dileğimle
     
    kendine iyi bak arkadaşım
     

     
               
    http://hayaller-sevgimmu07.spaces.live.com/
     
     %  ₥•—› masum hayallerim‹—• ₥ %
     
               |¯|_. °•. -> gökte yıldız < -.•°_|¯|      
     
     
     

  15. Unutmayin kİ; Her Abdest Bir Yemindir AslindaBu Eller Bİr Daha Harama Günaha Uzanmayacak!Bu Ağız Harama Açılmayacak!Bu dil Bİr Daha kötüyü Söylemeyecek,İftİra Etmeyecek, Yalan Söylemeyecek,dedİkodu Yapmayacak!Bu Burun Denİ Arzularin PeŞİnde KoŞmayacak!Bu Kollar Harama Sarilmayacak!Bu Gözler Harama Bakmayacak!Bu Beyin KötüyüPlanlamayacak!Bu Kulaklar Harami Duymayacak!Bu Ayaklar Harama Adim Atmayacak!Söz Verİyorum Allahim!Evet itiraf Edİyorum Bunlari Yaptim,affet!Temİzle, Arit Benİ, Sen Temİzlemezsen Ben Temİzlenemem!Bana Yardim Et, Benİ Temİzle , Benİ Arit!Her Abdest Bu Anlama Gelir Ya Da GelmelİFarkindamiyiz?Abdestmi Aliyoruz?Yoksa El Yüzmü Yikiyoruz?Abdest Ruhumuzda Beynimizde Böyle Algilaniyormu? Yankilaniyormu?Eğer Abdest Böyle Alinmişsa Uzakta Değill Hemen Evinizin Önünde, Çok Yakininizda,hatta Evinizin İçindeİstediğinizde Hemen Bulabİleceğiniz Aritici, Temİzleyİcİ, Durulayici Bİr Nehİr BulursunuzBöyle Bir Nehirde GÜnde 5 Kez Yikananda kirden, Günahtan Eser Kalirmi?ER ABDEST BİR DEVRİM OLSUN İÇİMİZDEHER ABDEST BİR EVRİM OLSUNHER ABDEST BİR DİRİLİŞ OLSUNHER ABDEST BİR DiRiLiŞ OLSUNHER ABDEST YENİ BİR KURULUŞ OLSUNHER ABDEST YENİ BİR DURUŞ OLSUNHER ABDEST RABBİN KAPISINA YENİ BİR VURUŞ OLSUNHER ABDEST NEFSİMİZE BİR SORUŞ OLSUNGÜNAHLAR SOLSUNRABBİMİN NİMETİ TAMAM OLSUNSuya vardığında, aslında ateşi kucaklamaya gidiyorsun. Zira suyun aslı ateştir. Suyun yapıtaşlarından biri yakar, biri yanar.Yakan ile yananın bir araya geldiği yere elini hiç endişesiz değdiriyorsan, ateşin ortasından sana serinlik lûtfeden Rabbinin takdirine güveniyorsun demektir. Bil ki, ateşi sana serinlik eyleyen, senin için suyu da paklık vesilesi eyliyor. O’na kul olmazsan yeryüzünde hiçbir su aklamaz seni.ya vardığında, aslında avucuna gökleri sığdırıyorsun. Zira su sana indirilir. Sana indirilen senin erişemeyeceğin yerde demektir. Göklerde bulutlara bindirilen, rüzgârların önü sıra gezdirilen, yağmurlardan damla damla süzülen, ince ince alnına değdirilen lûtufla tanışıyorsun şimdi. Sana hiç erişemeyeceğin yerden nimetler indiren Rabbin, her şeyin gelip geçtiği, her bulduğunun bitip tükendiği, her güzelin bırakıp terk ettiği yerde, sana sonsuzluk çağrısı yapıyor. Eline dokunan su, tenini serinletmekle kalmıyor, sonsuz sevdalar yüklü kalbine teselliler yağdırıyor.Abdeste hazırlanıyorsun. Gövdeni kutlu bir paklığın gölgesine çekiyorsun. Sanki Leylâ vurgunu bir Mecnun gibi çölde suya kanıyorsun. Şadırvanda su şakırtısı bir vaha serinliği değil mi sana?Abdeste niyetleniyorsun. Kalbini Sevgililer Sevgilisi’nin [sas] kalbine yanaştırıyorsun. Suların bile yolunda akarak paklandığı Sevgili’nin [sas] yolunda akıyorsun. Resûl’ün [sas] pak niyetine dudağını değdirerek, suyun serinliği ile değil, rahmetle ıslanıyorsun.İşte abdeste başlıyorsun. Önce ellerini yıkıyorsun.“Terk-i dünya ile yıka ellerini!” Ellerinle biriktirdiklerinden yu kendini… Varlığının suların akışı gibi gelip gittiğini bil evvelâ. Eline avucuna sığan bir şey yok şu fani dünyada. Parmakların arasından kayıp gidiyor sevdiklerin ve biriktirdiklerin. Ne onlar sana kalıyor, ne sen onlara kalıyorsun. Bunu bil ki, eline değen abdest suyuyla, elini şerden çek; hayra yanaştır. Elini fani olanlardan çevir; sonsuza eriştir. Elinle ettiklerinden tövbe et. Dünyanın kirini avuçlarından akıt.\’\’Anmakla yıka dilini, damağını ve dudağını!” Yalanı yıka ağzından. Boş sözden arındır dilini damağını. Tattıklarının su gibi gelip geçtiğini bil. Dudağına suyu değdiren Rabbindir. Dudağını dudağına dokunduran Rabbinin rahmetidir. Dudağının dudağına değmesi, billûr sulardan daha serindir. Suyu sana verdiği gibi suya hasret dudağı da veren O’dur. Suyun paklığını damağına değdirirken, Rabbini anmakla tatlandır ağzını. Dilini suyla serinletirken, yalan ve gıybetin, boş söz ve lakırdının tortularını da yak!“Kibirden arınmakla temizle burnunu!” Ne efsunkârdır güzel koku! Burnunun dikine gidenleri bile ardı sıra sürükler. Uzakta kalmış hatıralar, unutulmuş bahçeler ince bir kokuyla hatırlanır hemen. Burnuna değen su, cennetin kokusunu hatırlatsın sana. Burnuna çektiğin su, gülleri gül eyleyen Muhammed’in [sas] gül kokusuna yanaştırsın seni.“Yüzünü hayâ ile temizle!” Yüzün ki varlığının odağıdır, ruhunun billûr âyinesidir; abdest niyetiyle yüzüne değen su seni Rabbinin vechine yönlendirir. Abdeste niyet, yüzünü ’a teslim etmek gibidir.“Ben O’nu görmesem de, O beni görüyor!” diyenlerin işidir abdest. Kimsenin görmediği yerde, kimsenin bilmediği kuytularda, kimsenin tanık olmadığı yalnızlıklarda, sırf O’nu razı etmek için yüzünün her noktasında suların serinliğini hisseden, yüzünün her noktasını Rabbinin nazarına tutar; Rabbine teslim eder. Yüzünden sular süzülürken, sen de O’na bakarmışçasına hayânı kuşan. O’nun nazarında olduğunu bil ki, aynalardan utanma. O’nun seni gördüğünü bilerek yaşa ki, kendini kendine mahcup etme. Yüzündeki serinliği O’nun seni bildiğine tanık bil ki, başkalarını razı etme telaşından kurtar kendini. Yüzünü Rabbine teslim et.“Kollarını tevekkül ile yıka!” Yapıp ettiklerini kendinden bilme. Elini işlere eriştiren de, işlerini sonuca ulaştıran da Rabbindir. Tembellik edip elini işten çekme; çünkü tevekkül sana düşeni yapmanı gerektirir. Kibirlenip elinin işlere yettiğini de sanma; çünkü tevekkül elinden geleni yaptıktan sonrasını Rabbine havale etmeni gerektirir. Öyle yıka ki kollarını, tembellik de kibir de akıp gitsin parmak uçlarından.“Kulaklarını söz dinlemekle ve sözün güzeline tâbi olmakla yıka!” Dinlemek edebin de, öğrenmenin de başıdır. Kulağını hakka açmayan, dudağını hakka değdiremez. Dosta kulak vermeyen dost sahibi olamaz. Öyle yıka ki kulağını, boş söz ve yalandan, gıybet ve lakırdılardan temizle; güzeli duymaya ayarla. Çirkinliğe sağır ol.“Ayaklarını O’ndan başkasından vazgeçmekle yıka!” Nasılsa bir gün ayakların yerden kesilecek, adımların bitecek, bir adın kalacak yeryüzünde. İki ayağını birden yıkarken de, buraya geldiğini ama burada kalmayacağını hatırlat kendine. Sular ayaklarına değdikçe, bir yolcu edâsı dolsun yüzüne. Ayaklarını yerden kes; sırata değdir. Öylece at adımlarını. Düşmekten kork! Öylece yürü. Ateşten çekin! O’na razı ol ki, O da sana razı olsunselam ve dua ile abicim rabbime emanet ol inş…..

  16. Ahde Vefa

    Hz.Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derlerki
    -Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.
    Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek:
    -Söyledikleri doğrumu diye sorar.
    Suçlanan genç derki evet doğru bu söz üzerine Hz Ömer:
    -Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.
    Bunun üzerine genç anlatmaya başlar,derki :
    -Ben bulunduğum kasaba hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Hayvanlarımın arasında bir güzel atım varki dönen bir defa daha bakıyor hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyva koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş atım oracıkta öldü, nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım babası öldü, kaçmak istedim, fakat arkadşlar beni yakaladı,durum bundan ibaret,dedi.
    Bu söz üzerine Hz Ömer söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam, madem suçunu da kabul ettin…
    Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
    -Efendim bir özrüm var, ben memleketinde zengin bir insanım babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı, gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım şimdi siz bu cezayı ifnaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettğiniz için Allah indin\’de sorumlu olursunuz, bana üç gün izin veriseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum der.
    Hz Ömer dayanamaz derki:
    -Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalırki? der,
    Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar derki,
    -Bu zat benim yerime kalır, o zat Amr ibni As\’ dan başkası değildir. Hz Ömer Amr \’a dönerek
    -Ey Amr delikanlıyı duydun, der.
    O yüce sahabi:
    -Evet, ben kefili, der ve genç adam serbest bırakılır.
    Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur, Medinenin ileri gelenleri Hz Ömere çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr\’ın idamın yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz, derler.
    Hz Ömer kendinden beklenen cevabı verir, derki,
    -Bu kefil babam olsa farketmez, cezayı infaz ederim.
    Amr tam bir teslimiyet içerisinde derki,
    -Biz de sözümüzün arkasındayız.
    Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.
    Hz Ömer gence dönerek derki,
    -Evladım gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı neden geldin.
    Genç vakurla başını kaldırır ve:
    -Ahde vefasızlık etti demeyesiniz diye geldim, der.
    Hz Ömer başını bu defa çevirir ve Amr\’a derki,
    -Ey amr sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?
    Amr :
    -Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, insanlık öldü dedirtmemek için kabul ettim der.
    Sıra gençlere gelir derlerki,
    -Biz bu davadan vazgeçiyoruz, bu sözün üzerine Hz Ömer :
    -Ne oldu biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?
    Gençlerin cevabı dehşetlidir :
    – Merhametsiz insan kalmadı demeyesiniz diye.
    SELAM VE DUA İLE AHMED KARDEŞİM.

  17. Miraç Kandili, ilâhi rıza ve desteği kazanacak işler yapmamız, iç dünyamıza dönüp kendimizi sorgulamamız, kulluk bilincine ulaşarak dua ve niyazda bulunmamız için güzel bir fırsattır. Miracın, manevi yükselişimiz olduğunu, onun da gönül ve ruh temizliğinden geçtiğini unutmayalım.tüm müslüman aleminin kandili mübarek olsunn…(ziyaret ve yorumunuz için teşekkürler)

  18.     
      ELİF OLMAK!
     
    \’elif\’ olmak… \’susmayı seversin; sükûtu seversin; sükûtu hal edinenleri seversin… \’ ne güzel bir söz… elif olmak hep vurulmakmış… eif olmak o\’nun sevdasıyla yanmakmış… ben elif olamıyorum… bu yüzden üşüyorum… bu yüzden sabredemiyorum… vuruluyorum hep ama \’elif\’ olarak vurulmak başka… \’elif\’ olarak dayanmak başka… severim sükutu ama \’elif\’ olamadım bir türlü… \’elif\’ ce susamadım… acılardan geçiyorum va acılar içimden geçiyor… ölümler yokluyor hayatımı… hüznü yüzüme yakıştıranlar seviniyor belki… ama ben \’elif\’ deyip geçemiyorum… ne güzelmiş \’elif\’ olmak… şimdilerde ne çok ihtiyacım var \’elif\’ olmaya… \’sen, dünyana sonradan girenlere sıkıca bağlandığın vakit “elif” olmaz adın\’ demişsin… ben dünyama sonradan girenlere daha çok bağlanmışım… bu yüzden acılarım… bu yüzden bu çekilen vafasız sancılar… \’elif\’ olmayı uzak etmişler bana… yasaklamışlar vuruluşlarımın beni \’elif\’ olmaya götürmesini… suretler yabancı… aynalar yalancı… içim sus… kalbim perişan… ben \’elif\’ olamadım…
     
                    HAYIRLA  KALIN

  19. Sebât
    Çark edip durma öyle, maksûda eremezsin;Yerinde kalmayınca, meyveyi deremezsin!
    Varan sebâtla vardı, gidip menzile erdi,Sen sebât etmeyince, Dost yüzü göremezsin!
    Yollar uzun ve yaman, yolcuya azık iman,İnançla gerilmezsen, Cennet\’e giremezsin.
    Köprü yıkık, yol bozuk, elden tutan kimse yok,Çözmüşse Hak örgünü sen onu öremezsin..
    Derin dere, sarp yokuş, hak erine hepsi hoş,Geçmek vazife sana kimseyi yeremezsin.
    Varanlar vardı çoktan, varlığa erdi "yok"tan,Yok olmayınca sen, huzûra yüz süremezsin..!M.F.Gülen
    Ömrün hayırlı saglıklı ve bereketli olsun İki cihanda gül inş. kardeşim

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s