dost cana aynadır…

GERÇEK DOSTLUK
İkisi, çok samimi dost ve arkadaşlardı. Fakat, biri çok kurnaz, atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi.
Bir gün kurnaz olanı, yine arkadaşının yanına giderek işlerinin bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu parayla işlerini düzeltir.

Bir süre sonra kurnaz olanı, yine arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu nişanlısını çok beğendiğini ve mutlaka onunla evlenmek istediğini, bu iyiliği kendisine yapmasını ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne diyeceğini bilemez. Fakat aralarında o kadar kuvvetli sevgi ve dostluk vardır ki, arkadaşının mutluluğu için bu teklifi de kabul eder ve arkadaşı için nişanlısından vazgeçer.

Zaman içinde saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına gelir “Ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım” diyerek, arkadaşının iş yerine gider ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner, ama yine de “bir bildiği vardır” diyerek arkadaşına kızamaz.

Saf ve temiz olanı bir gün sokakta dolaşırken, yanına hasta ve yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar. Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır. Saf adam artık yaptığı iyiliğin karşılığı olarak zengin biri olmuştur. Biraz da sevdiği dostuna olan kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya yerleşir.

Bir gün evin kapısını bir dilenci kadın çalar. Yaşlı kadın “çok aç olduğunu” söyler ve “kendisine yemek vermesini” ister. Bizim saf, hiç düşünmeden kadını içeri alır, karnını doyurur, kimsesinin olmadığını öğrendiği kadına, kendisinin de yalnız olduğunu söyler ve “Bu evde birlikte yaşayalım, sen evin işlerini ve yemeklerini yaparsın” der. Yaşlı kadın hiç düşünmeden kabul eder.

Bir süre sonra yaşlı kadın, bizimkine, “Kendine uygun bir kız bulup evlenmesini” söyler. Bizimki böyle bir kızı nasıl bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler. Yaşlı kadın ona uygun bir kız tanıdığını ve kendisiye görüşebileceğini söyler. Görüşmeler sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır. Bizimkisi kırgın olduğu halde, çok samimi dostunu unutamamıştır. Biraz da geldiği konumu görmesi açısından, samimi arkadaşına da davetiye gönderir.

Düğün günü gelir çatar. Saf adam, düğün salonunda bazı şeyler söylemek isteğiyle mikrofonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya; “Eskiden çok sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç para istedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek onu da kendisine verdim. Çünkü biz gerçek dosttuk, onun üzülmesini istemedim. İşlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi, çok üzüldüm, ama yine de arkadaşıma kızmıyorum. Çünkü biz gerçek dosttuk!..”
Bu konuşma üzerine kurnaz arkadaşı daha fazla dayanamaz, mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya; “Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı. İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim. Bütün parasını bana verdi. Sonra ondan nişanlısını istedim. Üzülerek onu da bana verdi… Nişanlısını istememin nedeni, o kadının arkadaşıma layık bir kadın olmamasıydı. Kendisi çok saf ve temiz olduğundan, arkadaşımı o kadından bu şekilde kurtardım. İşleri bozulduğunda gelip benden iş istedi. Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım. O yüzden kendisine iş vermedim. Günün birinde karşılaştığı adam benim babamdı. Babam ölmek üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi. Ona bakıp iyi yaşamasını sağlamak için ben gönderdim. Şu anda evlenmek üzere olduğu bayan da benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim. Değerli misafirler, işte biz öyle gerçek dostuz…

aciz ahmed’in notu; o kadar geçici dünyanın süsüne aldanmışızki kimsenin karşılıksız bir şey yapabileceğine inanmıyoruz,herşeyimiz ben eksenli,hep menfaat üzerine düşünüyoruz Allah için sizlerden hiç bir şey beklemeden sırf onun rızasına ermek için gayret eden nice gönül insanı olduğunu unutmayalım.ben yerine biz maddi menfaat yerine manevi dostluk ortamının yeniden tesisi için çaba sarfedelim.ve eğer dost isek Allah için dost olalım ve birbirimize inanalım yüz tane iyi hasleti olan bir insanı bize uymayan bir hasleti için hemen kestirip atmayalım unutmayalım ahde vefa da imanın gereğidir…vesselam
Reklamlar

22 Yanıt

  1. DOST İSTERSEN ALLAH(c.c.) YETER
     
    Ne dostlar gördüm, hatalarımı asla affetmeyen,Ne dostlar gördüm, kusurlarımı suratıma çarpan,Ne dostlar gördüm, acılarıma ortak olmayan,Ne dostlar gördüm, dost olmayan.
     
    Ama bir dost gördüm ki, beni benden daha iyi tanıyan,Ve bir dost gördüm ki, bana darılmayan, hiç terketmeyen,Ve bir dost buldum ki, hep iyiyi emreden, Ve bir dostum var benim, adı Allah…
    selam ve dua ile seviyeli insan…

  2. SA.BU GÜZEL ÖYKÜYÜ İLK DEFA BİR YERDE DİNLEMİŞTİM..ÇOK HOŞUMA GİTMİŞTİ..ŞİMDİ OKUMAK DA ÇOK HOŞUMA GİTTİ…HANİ İNSAN BİRAN DÜŞÜNÜYOR ACABA BÖYLE DOSTLUKLAR VARMIDIR DİYE..ELLERİNİZE SAĞLIK HAYIRLA KALIN.

  3.          DOST MATEMATİKSEL OLMALI
               SEVİNCİ ÇARPMALI
                 ÜZÜNTÜYÜ BÖLMELİ
                   GEÇMİŞİ ÇIKARMALI
                     YARINI TOPLAMALI
                      KALBİNİN DERİNLİKLERİNDEKİ İHTİYACI HESAPLAMALI
                           VE HER ZAMAN BÜTÜN PARÇALARDAN DAHA BÜYÜK OLMALI
                                İŞİ BİTİNCE SENİ BİR TARAFA ATMAMALI…  (MEVLANA)
     
    DİLEĞİM TÜM VEFALI YÜREKLERE RABBİM ,HZ EBUBEKİRCE DOSTLUKLAR NASİP ETSİN…amin amin amin
     
     
     

  4. Sevgi Köprüsü

    Bir zamanlar, birbirine bitişik iki çiftlikte yasayan iki erkek kardeş  vardı.  Günlerden bir gün bu iki kardeş arasında bir anlaşmazlık baş gösterdi.   İki kardeş arasında o zamana değin ilk kez görülen anlaşmazlık, giderek büyüdü ve kardeşler arasında ayrılığa neden oldu.  İki  kardeş, birbirlerine yalnızca küsmekle kalmadılar, yıllardır ortaklaşa kullandıkları tarım makinelerine değin sahip oldukları tüm araç gereçlerini ve mal varlıklarını da ayırdılar. Küçük bir yanlış anlama sonucu başlayan anlaşmazlığı izleyen ayrılık, giderek büyüyen bir uçuruma dönüştü ve en sonunda yerini, karşılıklı kullanılan hoş olmayan sözlere bıraktı. Bunun arkasından da beklenenler oldu ve kardeşler arasında önce şiddetli bir kavga, sonra da ürkütücü bir sessizlik yaşanmaya başladı.   Bir sabah, bu iki kardeşten büyüğünün kapısına bir usta geldi. Elinde büyük bir marangoz çantası vardı. Ev sahibinden geçici bir iş istedi : –     "Yapılacak ufak tefek bir işiniz  varsa, size yardımcı olmak isterim",  dedi. "Elimden hemen her iş gelir. Birkaç  gün çalışırım, işi bitiririm." Büyük kardeşin aklına o an bir  "iş" geldi. –     "Evet, sana göre bir işim  var" dedi ve küçük kardeşinin çiftliğini işaret etti. "Şu derenin  karşısındaki çiftlik, komşumundur. Daha doğrusu, benim küçük kardeşime  aittir o çiftlik. Geçen haftaya dek benim çiftliğimle onun çiftliği arasında bir otlak  vardı. Sonra o, buldozeriyle oraya ırmak bendi yaptı ve şimdi aramızda, otlak yerine, çiftliklerimizi birbirinden ayıran bir dere var." İş isteyen adam, büyük kardeşin söylediklerini dikkatle dinledikten sonra sordu : –   "Benden ne yapmamı istiyorsunuz?" dedi. Büyük kardeş önce kuşkusunu, sonra da kararını açıkladı : –   "Kardeşim bunu, bana acı vermek için yapmış olabilir",  dedi. "Fakat şimdi ben, onun yaptığından daha büyük bir şey yapacağım." Bunları söyledikten sonra adamı aldı, ahırların olduğu yere götürdü ve duvarın dibinde yığılı duran kütükleri gösterdi. "Senden, bu kütükleri kullanarak, iki  çiftlik arasında üç metre yükseklikte  bir çit yapmanı istiyorum" , dedi. "Kaç gün çalışırsan çalış, nasıl yaparsan yap ama bana öyle bir çit yap ki, gözlerim kardeşimin çiftliğini artık görmek zorunda kalmasın". İş arayan usta, başını salladı: –  "Sanırım durumu anladım, efendim",  dedi. "Şimdi bana çivilerin, kazma küreğin yerini gösterin ki hemen işime başlayayım. Büyük kardeş ustaya kazma, küreğin ve çivilerin olduğu yeri  gösterdikten sonra, alışveriş yapmak için kasabaya gitti.  Usta ise, tüm gün boyunca ölçerek, keserek, çivileyerek sıkı bir biçimde çalışmaya koyuldu. Akşam güneş batarken o işini bitirmiş, çiftlik sahibi büyük kardeş ise alışverişini tamamlamış, kasabadan dönüyordu. Çiftliğe gelir gelmez ustanın yaptıklarına baktı ve şaşkınlıktan gözleri, yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı. Karşısında, yapılmasını istediği çit yoktu ama, derenin bir  yakasından öteki yakasına uzanan görkemli bir köprü vardı. Biri kendi çiftliğinin toprağına, öteki küçük kardeşinin çiftliğinin toprağına oturtulmuş sağlam iki ayak üzerinde, yanlarındaki korkuluklarına varıncaya dek tüm ayrıntılarıyla yapılmış ve tam anlamıyla "usta işi" denilecek kusursuzlukta bir köprü uzanıyordu. Büyük kardeş, hâlâ geçmeyen şaşkınlığıyla bu köprüyü seyrederken, karşıdan birinin geldiğini gördü. Dikkatle baktığında gelen kişinin, komşusu, yani küçük kardeşi olduğunu anladı. Kardeşi, kollarını iki yana açmış olarak köprünün karşı ucundan kendisine doğru yürüyordu :
     –  "Benim sana karşı yaptığım bunca haksızlığa ve söylediğim bunca kötü sözlere karşın sen, bu köprüyü yaptırarak ne denli iyi ve ne denli büyük bir insan olduğunu gösterdin", dedi ağabeyine. "Şimdi bir büyüklük daha yap ve sen de kollarını açarak bana gel…" Köprünün iki ucundan ortaya doğru yürüyen kardeşler, köprünün ortasında bir araya geldiler ve özlemle kucaklaştılar. Büyük kardeş bir ara arkasına baktığında, çantasını toplayıp, oradan ayrılmakta olan ustayı gördü. –  "Gitme, dur, bekle" diye seslendi ona. "Sana yaptıracağım birkaç iş daha var, çiftliğimde…" Usta gülümsedi : –   "Ben buradaki işimi tamamladım, gitmem gerek", dedi ve  ekledi : "Yapmam gereken daha çok köprü var…"       "Köprüleri kurabilecek gücünüz hiç eksik olmasın, Köprüleri kurduktan sonra da, yıkılmaması için sık sık bakımını yapın, yani sevdiklerinize zaman ayırın, o köprü yoluyla sık sık gönüllerini ziyaret edin."
             Rabbim sevdiklerimizle dostlarımızla aramızdaki küçük büyük her pürüz için bir vesile (usta) nasip etsin inş.Selamet ve hayırla kardeşim .Dua ile inş.

  5. ADAM GİBİ ADAM OLMAK
    OMURGA, yeryüzünde, ‘her canlıda’ bulunması gereken bir mekanizmadır!.. Cenab-ı ALLAH, ayetlerinde, ‘kainatın en şerefli mahluku’ olarak nitelendirdiği ‘insan’ı tasarlarken, ‘omurgayı’ esas aldı!.. ‘Dik’ dursun, ‘eğilmesin’, ‘bükülmesin’, ‘kırılmasın’ diye o harika yaratığı, bir ‘omurga’ üzerinde biçimlendirdi!.. Adam olmak için, sadece ‘iki ayak’, ‘iki göz’, ‘iki kulak’, ‘burun’ve ‘ağız’ yetmez!.. ‘Adam’ olmanın birinci şartı, ‘insan’ olmaktır!.. ‘İnsanlık’ değerlerini ‘özünde’ toplamaktır!.. ‘Adam gibi adam’ olmanın ilk şartı ise ‘omurgalı’ bir varlık olmanın şuuru ile hareket etmektir!.. Yalan dünyanın ‘sahte’ görüntüsüne itibar etmemek, ‘hakkın’, ‘hakikatin’ peşinden gitmektir!.. ‘Hak’ bellenen yolda ‘yalnız’ yürümektir!.. ‘Meşhur’, ‘ünlü’, ‘anlı-şanlı’, ‘namlı’ olmak ile ‘gerçekten büyük olmak’ arasındaki ‘kalın çizgiyi’ iyice idrak etmektir!.. ‘Olduğu’ gibi görünmek, ‘göründüğü’ gibi olmaktır!.. ‘Korkaklığa’, ‘namertliğe’, ‘kalleşliğe’ prim vermemektir!.. Hakiki kahramanlığın ‘saldırıp, bir daha geri dönmemek olduğuna’ inanmaktır!.. …………… Adam gibi adam, ‘giyinişi’ ile ‘cebindeki para’ ile ‘boyu posu’ ile ‘güzel konuşması’ ile tanınan biri değildir!.. O, Diyojen’in gündüz vakti ‘mum’ ile aradığı adamdır!.. Onun hayatı ‘nokta’ gibidir, hiçbir zaman ‘virgül’ gibi eğri olmamıştır!.. Düşman bellediği ‘düşmanları’ onun sırtını hiçbir zaman yere getirememiş, fakat ‘dost gibi gözüken’ düşmanları onu hep ‘kalleşçe’ arkadan vurmuşlardır!.. ‘Merhameti’ ve ‘şefkati’, ‘iyiniyeti’ daima istismar edilmiştir!.. Karşılaştığı bütün güçlüklere rağmen adam gibi adam, hiç bir zaman ‘eğilmez’, her zaman ‘dimdik’ olarak ayakta kalmaya özen gösterir!.. ‘Yılgınlığa’ inat, bütün ‘olumsuzlukları’ olumluya çevirmeye çalışır!.. Bakışlarındaki ‘keskinlik’ ve ‘parlaklık’, aynı zamanda ‘azim’ ve ‘kararlılığının’ da göstergesidir!.. ‘Oturduğu koltuklardan’, ‘bulunduğu mevkilerden’ güç almaz, onlarla alay eder, ama oturduğu koltuğa ‘güç’ ve ‘şeref’ katar!.. Kendisinin üzerindeki ‘makamların’ ve ‘mevkilerin’ önünde gözü kapalı diz çökmez!.. Boyun eğilecek yegane varlığın ALLAH olduğuna inanır!.. …………… Adam gibi adamların karakterinde ‘yanardönerlik’, ‘ikiyüzlülük’, ‘kahpelik’ ve ‘kalleşlik’ yoktur!.. Sözlerinde ‘anlam dalgalanmaları’, ‘kavram dönüştürmeleri’, ‘kelime oyunları’ olmadığından, etraflarında ‘Doğrucu Davut’ olarak tanınırlar!.. Çevresindekilerin ‘alkış’ ve ‘yuhalamalarına’ pek fazla önem vermezler!.. Bilirler ki, en küçük bir başarısızlıkta, alkış sesleri bir anda ‘yuh’a dönüşebilir!..‘Emel’, ‘özlem’ ve ‘ülkülerinin’ gölgesinde ‘uyuşuk’ bir şekilde pineklemek yerine, ‘yüksek dağlarda’ mücadele etmeyi boyunlarına borç bilirler!… En nefret ettikleri kişiler, ‘şeklen’ kendilerine benzeyen, ancak ‘şahsi çıkarları’ için vicdanlarını ‘köle’ yapmış olan ‘insanımsı’ yaratıklardır!.. Çünkü, insanımsı yaratıklar, onları gördükleri her yerde havlayıp ‘saldırıya’ geçerler!.. Ancak adam gibi adamların, ‘kin’ ve ‘intikam’ çığlıklarına kulakları tıkalıdır!.. Ölümün kendileri için ‘en sadık yoldaş’ olduğunu bildiklerinden sadece gülüp geçerler!.. Onların yolu ‘sarp’ ve çetindir!.. ‘Zorlukları’ göze alamayanların, ‘rahatlarına düşkün’ olanların asla adam gibi adam olamayacağının bilincindedirler!.. ……………… El hasıl, ‘adam’ olmak, hele hele ‘adam gibi adam’ olmak, ‘omurga’ sahibi olamayan, ‘dik’ duramayan, ‘kula kul olmayı’ kendisine ilke edinen, ‘başkalarından’ emir alıp onların ‘borusunu’ öttüren, ‘gelene ağam, gidene paşam’ demeyi marifet sayan, ‘iktidar sahiplerinin’ etrafında oluşan ‘düzenbaz’, ‘yağcı’, ‘dalkavuk’, ‘yardakçı’ tabakası ile el ele verip, günlük ihtiyaçlara göre ‘rotasını’ tayin eden sürüngenlerin ağızlarına alacakları, ‘ayağa düşürecekleri’ basit bir vasıf değildir!.. Ne mutlu, başkaları için değil, sırf ‘kendisini yaratana karşı’ sorumluluğunu yerine getirmek için ‘adam gibi adam’ olmayı ilke edinenlere!..
    emeginize sağlık
    selam ve dua ile kardeşim…

  6. SELAMLAR AHMET SENİNDE CUMAN MÜBAREK OLSUN .ALANINA ALDIĞIN YAZI GERÇEKTEN GÜZEL .İNSAN DURUP DÜŞÜNÜYO.ACABA BENDE BÖYLE BİRİMİYİM DİYE.YAPTIĞIMIZ ŞEYLERİN KAÇTA KAÇI ALLAHIN RIZASI İÇİN.HANGİLERİ KARŞILIK BEKLEMEDEN.HEP BİRİLERİNİ SUÇLUYORUZ.ASLINDA BU HİKAYELER BİZLERİN İÇİNDEN ÇIKMIŞ.RABBİM ONUN RIZASINA UYGUNYAŞAMAYI NASİP ETSİN .RABBİ RAHİMİME EMANET OL.GENÇ İSLAM.

  7. s.a ahmed abi ancak aciz ahmed\’in notunun altı çizilir..
     
    BU DÜNYADA,HUSUSEN UHREVİ HİZMETLERDE,EN MÜHİM BİR ESAS,EN BÜYÜK BİR KUVVET.EN MAKBUL BİR ŞEFAATÇİ,EN METİN BİR NOKTA-Yİ İSTİNAD,EN KISA BİR TARİK-İ HAKİKAT,EN MAKBUL BİR DUA-YI MANEVİ,EN KERAMETLİ BİR VESİLE-İ MAKASID,EN YÜKSEK BİR HASLET,EN SAFİ BİR UBUDİYET,İHLASTIR..
     
    İnşaallah ihlasa erdirilmiş kullardan olalım… hayırlı cumalar..

  8.         

     GÜLİSTAN
     
    ALEM NURUNLA GÜLİSTAN,
    BENİM GÖNLÜM SANA MESTAN.
    AŞKIN LÜTFEDİLDİ HAKTAN,
    ŞÜKÜRLER YA RESULALLAH.
     
    ÇİLE ÇEKERİM YORULMAM,
    BENİ ARARLAR BULUNMAM,
    HİÇ KİMSEYE MECNUN OLMAM,
    VEFAMSIN YA RESULALLAH,
     
    HİZMETİNE GÖNÜL VERDİM,
    SENİ BİLDİM, SENİ DEDİM,
    ÇOK YALVARDI SANA GELDİM,
    SEVDAMSIN YA RESULALLAH.
     
    HİÇ OLDUM ÖZÜM GÖRÜNMEZ,
    DELİRSEMDE HİÇ FARKETMEZ,
    HASRETİNDEN GÜNLER GEÇMEZ,
    TÜKENDİM YA RESULALLAH.
     
    HİZMETİNE GÖNÜL VERDİM,
    SENİ BİLDİM, SENİ DEDİM,
    ÇOK YALVARDI SANA GELDİM,
    SEVDAMSIN YA RESULALLAH.
     
    RENKLER GÖZÜMDE KAYBOLDU,
    MADDE EŞYA VİRAN OLDU,
    BİLMEM BANA NELER OLDU,
    KURBANIM YA RESULALLAH
     
    cumanız mübarek olsun

  9. DOSTLUKLAR YÜREKLERDE GİZLİDİR
    HAYAT MESAFELERDE GELİP GEÇSEDE
    SEVGİYE DAİMA MAĞLUPTUR
    DOST
    CANDIR
    CANANDIR
    HİÇ BEKLENMEDİK ANDA
    SENİ HATIRLAYANDIR
    GÜL YÜREKLİM
    CAN DOSTUM
    DÜN,BUGÜN VEDE YARIN
    HER DAİM YÜREKTESİN
    YÜREĞİMİN EN SICAK KÖŞESİNDE OLACAKSIN
    İNŞALLAH
    CAN ABİSİİİ
    HEP BÖYLE KAL HEP BÖYLE TAMAM
    YÜREKLERİMİZİN SAHİBİNE YARADANIMIZA EMANETSİN
    AYRICA BU YAZI OKUYUPTA ÇOK ETKİLENDİĞİM Bİ YAZIYDI TEKRAR HATIRLAMAMA VESİLE OLDUĞUN İÇİN TEŞEKKÜR EDERİM
    ALLAH RAZI OLSUN
    BU ARADA CUMAMIZ HAYIRLI DUA VEDE İBADETLERİMİZ KABUL OLSUN İNŞALLAH…
    DUALARINDA UNUTMA KARDEŞİNİ EMİİ!!!…
    SEN HER DAİM DUALARIMDASIN…
    AYRICA EKLEMİŞ OLDUĞUN NOTTA SANA KATILIYORUM TÜM SAMİMİYETİMLE….
    SELAM VEDE DUA İLE…
     

  10.  vefa umarken ondan…sen vefalı ol!    
                                                           
    Bir savaşın en kanlı günlerinden biridir. Bir asker, en iyi arkadaşının az ileride kanlar içinde yere düştüğünü görür. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı bir durumda, kurşun yağmuru altındadırlar. Asker, teğmene koşar ve “Komutanım, arkadaşım yaralandı, müsaade ederseniz onu alıp gelebilir miyim?..” diye sorar. Komutan, “Delirdin mi sen?” dercesine bakar ona, “Gitmeye değer mi?.. Arkadaşın delik deşik olmuştur… Yaşaması mümkün değil, çoktan ölmüştür bile. Kendi hayatını da tehlikeye atmış olursun, gitme.” der. Asker çok ısrar edince teğmen “Peki” der.. “Git o zaman…” Vefa abidesi asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaşır. Onu sırtına alıp koşa koşa döner. Birlikte siperin içine yuvarlanırlar. Teğmen, kanlar içindeki askeri muayene eder; sonra da onu sipere taşıyan arkadaşına döner ve “Sana, ‘hayatını tehlikeye atmana değmez’, demiştim. Bu zaten ölmüş..” diye söylenir. Bu sitemi işiten asker, “Değdi komutanım, gittiğime değdi; hatta ölseydim, öldüğüme de değerdi.” der. Teğmen sorar. “Nasıl değdi? Bu adam ölmüş, görmüyor musun?..” deyince vefa insanı cevap verir: “Gene de değdi komutanım. Çünkü yanına ulaştığımda arkadaşım henüz yaşıyordu. Kanlar akıyordu; ama beni görünce çok sevindi, tebessüm etti; belki bir cümlelik canı kalmıştı, son nefesinde şöyle dedi: “Geleceğini biliyordum dostum!.. Geleceğini biliyordum..”
    “Geleceğini biliyordum” ifadesi aslında bize vefayı anlatıyor. Vefa, dost ikliminde yetişen güllerdendir. Büyüklerimiz vefayı hep dost olmanın ispat değeri olarak kabul ederler.
     
    bir nefeslik kalsada yaşam.dostla yaşamak ne güzeldir…
     
     
    selam ve dua ile ablası bu hikayeyi bir yerden hatırlıyorsundur eminim :))
    sanki senin sayfada vardı dimi…  selam ve dua ile…
     

  11. VEFAGeleceğini biliyordum” ifadesi aslında bize vefayı anlatıyor. Vefa, dost ikliminde yetişen güllerdendir. Büyüklerimiz vefayı hep dost olmanın ispat değeri olarak kabul ederler.Eğer ALLAH’a karşı vefalı bir dost olmak istiyorsanız O’nun emirlerinden dışarı çıkmayacaksınız.Efendimiz’e vefa göstermek istiyorsanız O’nun sünnet-i seniyyesini hayatınıza hayat yapacaksınız.Dostum dediğiniz büyüklerinize, arkadaşlarınıza vefalı olmak istiyorsanız onları arayıp soracaksınız. Kurbette gurbet yaşamayacaksınız. Gurbette dahi olsanız kurbetin yollarını arayacaksınız. Bu konuda öne sürülen hiçbir mazeretin arkasına sığınmayacaksınız.İlk arayan siz olunBir dostun bir dosta en büyük sitemi şu satırlar olsa gerek:“Vefa umarken ondanDoldu gözüm hicrandanKaldım yaya dermandan…”Peki bu sitemi işitmemek içi ne yapmalı? Dostlarınızı daima vefâ ile hatırlayın. İlk arayıp soran, ilk el uzatan, ilk mesaj çeken, ilk kucaklayan siz olun. Şunu da unutmayın: Kula vefâsı olmayanın Hakk’a vefâsı olmaz.Yazımızı ehl-i vefa bir sinenin şu haykırışıyla noktalayalım:Ne olursan ol hep vefâlı ol.Emanete sahip çık, atana vefâlı ol. İdealine sarıl, evlâda vefâlı ol.Ömrü hakkıyla yaşa, hayata vefâlı ol.Düşmanlıkları unut, dostuna vefâlı ol.Öfkeyi, kini unut, ruhuna vefalı ol…
     
    vefalı paylaşıların için RABBİM razı olsun. selam ve dua ile oğlum..

  12. Hani, diyorum da, insanın gerçekten mükemmel bir dostu olsa…” Hani diyoruz ya bir dost olsa diye,içten güven duyan. Peki biz ne kadar içten olur ne kadar güven duyarız. Onun Can diye sarılmalarına karşı biz nasıl bir içtenlik gösteririz. Dostluğunu yüreklilikle kabul ettiğimiz ve bizi saran bu dosta nasıl karşılık verebiliriz. Bize sunduğu tüm içtenliğini karşılık beklemeksizin açtığı yüreği nasıl taşırız gözlerimizde. Hani diyoruz olsa öyle bir dostumuz. Bizi dinlese, yüreğimizdekileri hissetse bizimle ağlayıp bizimle gülse. Karanlık yolumuza ışık, hatalarımıza doğru, günahlarımıza sevap, hatta sevdiğimize sevdamızı iletse. Anlayışla karşılasa bizi. Ama bizde kırmasak onu incitmesek derinden kanatmasak yüreğini taa derinden. Hani olsa diyoruz öyle bir dost, Konuşsak konuşsak saatlerce zaman kavramı olmasa aranızda. O çıkarsızdır dost kavramındadır değer yargılarının üzerindesinizdir.İşte bu yüzden yargılamasak onu suçsuz yere. Yanınızdadır, yüreği yüreğinizle ve gözlerindeki sevgi her zaman gözlerinizdedir. Sıcaklığı bedeninizde. Yokluğunu hissetmezsiniz çünkü o sizin nefesiniz kadar yakınınızdadır olmasa bile fiziken. Tüm anlatılanlara, yaşananlara, mutluluklata, umutsuzluklara, gözyaşlara ortak olsa. Ne kadar sahip çıkarız peki? Bizde unutmasak onun yanında olmayı. Anlatırken birde biz dinlesek ondaki fırtınayı kasırgayı yağmuru güneşi baharı. Ne kadar inebiliyoruzki onun yüreğinin derinliğine. Kapalıdır onun yüreği mutsuzluğunu paylaşmaya beklide bu yüzden dinler susayarak. Oysa ırmaklar vardır onun yüreğinde Kimi zaman karı erir dağlarınında taşar ırmakları, kimi zaman durulur. Beklide bu yüzden yazar.Sarılır kağıt kaleme döker ilmek ilmek kilim gibi işler dizelere. Hiç sordukmu kendimize biz ne yaptık onun için diye. İyi günümüzde yanımızda sessiz ama kötü günümüzde aslan kesilen bizimle olacağından emin olduğumuz bir dostumuz. Bizi güldüren ve çoğu zaman düşündüren. Olumsuzluklarımızda bir anne şevkati ile bizi azarlayan. Bazen annemizin bile kıskandığı ilgiye sahip. Merak eden endişelenen bizim için. Omuzlarındaki onca yüke rağmen bizi sarıp sarmalayan bir dost. Onca yorgunluğa rağmen bize gülen enerji veren.Biz yapardık onun için peki hiç sordukmu kendimize. Biz nekadar ona yaşatıyoruz bu dostluğu? Ne kadar sunuyoruz güveni. Oysa onun tek isteği sunulanlara karşı SAYGI dır bizden: :))
    KARANLIK  YOLUMUZA IŞIK HATALARIMIZA DOĞRU GÜNAHLARIMIZA SEVAP OLACAK ÇIKARSIZ DOSTLUKLAR ADINA MUHABBETLERİMLE YÜREĞİ GÜZEL KARDEŞİM .ALLAH RAZI OLSUN  CAN.
     
     
     

  13.  
    Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,Dağlara dönmeli yüzünü insan.Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;Yeni insanlarla tanışmalı, yeni kesifler yapacak….Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,Gerçekleştirmeyi denemeli!Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını;Zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da,O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,Her aksam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri;Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inipServisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneşgözlüklerini;Gördüğünü hissedebilmeli!

    Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,Değerli olabilmeli hayat!İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!Başkasının yerine koyabilmeli kendini;Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli!Şu adaletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı;Sevgisiz, soysuz kalarak!Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine…
    Güneşin doğusunu seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını…Karda yağmurda sevincine, coşkusuna;Fırtınada boranda öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; Biryaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,Mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı! Çünkühiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için,Hiç çaresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin;Ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların;Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların…Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne kendini düşünmekten herkesiunutmamalı! Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hepalmak için… Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere
     
        Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları, aynı bahanelerle tekrarlamaması için!Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;Ama kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsinsevdiklerinin;Zaman bulabilsin;Bir teşekkür, bir elveda için…Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeliinsan!Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi
    …Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı.
    CANKARDEŞ yine yüreğin gibi güzel bir paylaşım sunmuşsun bize \’ben yerine biz \’olabilmek önemli olan ALLAH senden razı olsun
    Mevlana derki;DÜN DÜNLE BİTTİ CANCAĞAZIM BUGÜN YENİ ŞEYLER ÖGRENMEK LAZIM

  14. Lafı uzatmaya gerek yok cok güzel bır yazı ahmet kardesım.Eline yüregine sağlık, insanlar ölüp gidecek ama dostluklar baki kalacak,İnsan sevdiğini Allah için severse dostluklarda baki olacaktir .. saygılar

  15. slm Ahmed bey  güzel yazı tabi anlayana elinize sağlık hayırlı geceler.

  16.  
    allah için dost,, ben yerine biz modeLi olabLmek…..katıLmamak mümkün mü???
    iki şeyi unut….sana yapıLan kötüLügü ve baskasına yaptıGın iyiLigi……;)

  17.  

    Garip Bir Adak Allah dostlarından biri olan Abdullah Kalanisi (K.S.) bir defasında gemi ile yolculuk ederken şiddetli bir fırtınaya yakalandı. Gemide bulunan yolcu ve mürettebat dua ettiler ve birer adakta bulundular.Abdullah Kalanisi\’nin de bir adakta bulunması için kendisine işaret ettiler. Abdullah Kalanisi, kendisine adfakta bulunması için işaret edenler:- Ben şu fani dünyadan alakamı kestim. Beni böyle işlere karıştırmayın, dediyse de dinlemediler ve adakta bulunması için ısrar ettiler.Onların bu kadar ısrarları karşısındfa Abdullah Kalanisi:- Eğer Allah beni buradan sağ salim kurtarırsa ben fil eti yemeyeceğim, diye onlara göre garip bir adakta bulunur.Gewmi mürettabatı ve yolcular:- Hiç insan fil eti yer mi? Neden böyle garip bir adakta bulunuyorsun?, dediler ve kendi aralarında bu zatın akli dengesinin yerinde olmadığına hükmettiler.Bu konuşmalara kulak misafiri olan Abdullah Kalanisi:- Şu anda gönlüme gelen budur. Ben de bu şekilde adakta bulundum, dedi.Cenab-ı Hak onları şiddetli fırtınadan kurtarıp karaya çıkardı. Orada günler geçmesine rağmen yiyecek buılamadılar. Açlıktan yıkılacak bir haldeyken bir fil yavrusu gördüler. Hemen onu öldürüp etini yemeğe başladılar, Abdullah bin Kalanisi ahdine ve adağına sadık kaldı ve fil etinden yemedi.Onlar:- Burada zaruret var. Biz zaruret olduğu için yiyoruz. Sen de ye!, dediler.Fakat Abdullah bin Kalanisi onalrın sözlerini hiç dinlemedi, gerçekten aç olmasına rağmen yine de fil etinden yemedi. Onlar fil etini yiyince aniden üzerlerine bir uyku hali çöktü ve uyuyakaldılar. Biraz sonra fil geldi. Yavrusunun kemiklerini orada görünce, önce uyuyanları tek tek kokladı. Üzedrinde yavrusunun kokusu bulunan herkesi öldürdü. Sonra abdullah bin Kalanisiye geldi. Onda koku bulamayınca sırtını çevirdi ve sırtına binmesini işaret etti. O da filin sırtına bindi. Onu bilmediği bir yere götürdü. Orada sırtında indirdi. Sehar vakti bir cemaat ile karşılaştılar, cemaat onu alıp evlerine götüürp, misafir ettiler.İşte ahde vefa ve onun güzel bir neticesi…
    SELAM VE DUALARIMLA KARDEŞİM

  18. Çevrendeki gonca gülleri sulayan, kollayan, yetiştiren bağrı yanık bir bahçıvan ol!Onlarla bilginin dilinden çok, ilginin diliyle konuş, buluşÇünkü bu dil öyle bir dil ki, ondan kör olan, lal olan, sağır olan bile anlarOnlara anne şefkatiyle kollarını ger, sev, say, yalnız bırakma!Gülleri dikenleriyle beraber kabul etmeliBir-iki diken yüzünden bu Muhammedi güller soldurulmamalıBu güller bakım ister,Bu güller an be an sulanmak ister,Bu güller, dostluğun, ümidin sevginin gülleridirHer ne pahasına olursa olsun terk edilmemeyi, vefayı isterHer şeyden önemlisi: Dikenine katlanmayı, uğruna ölmeyi isterHem de delicesine
     
    *** alıntı***
     
    selam ve dua ile cann…Rabbime emanet olasın..Rabbimin tüümmm güzellikleri sizinle olsun inş…

  19. Dostluğun merkezine Allâh ve Rasûlü’nü yerleştirenler, bütün mahlûkât ile dost olurlar.
    Bakış ve görüşlerin seviye kazanması, kâinat sayfalarındaki esrar ve hikmeti gerçek mânâsıyla telâkkî edebilmek, ancak gönül âleminde derinleşerek gerçek dostluğu yaşayabilmeye muvaffak olabilen ilâhî aşk ve vecd kahramanlarının işidir.der sevgili hocam rabbim bizlere hakkiki dostlar nasip ve muesser etsin inş selam ve dua ile inş inş inş

  20. Hatırlar mısın, neydi vefa?Ya neydi onun zülfünün kıvrımına tutunup kalan fırkat? Neydi kağıdı sırılsıklam eden hicran? Vefa bir sevda,vefa bir dost tesellisi…Vefa,hicran içindeki gönle merhem,çöldeki son yeşile ab-ı hayat… Vefa,ızdırap yangınına düşen rahmet..Mecnun misali Leyla\’dan geçip Mevla\’ya hicret… Hatırlar mısın,neydi vefa?Ezelde verilen söze,Haşr\’e kadar sadakat miydi?Karasevdalı birinin,kar ve boranın kucağında yüreğiyle ısıttığı bir kardelen mi?Kupkuru çölleri cennete çeviren Gül\’e sevdalı olmak mı? Dikenlerin batmasına aldırmadan,güle vuslat arzusuyla kanayan bülbül bilir vefayı. Nuruna hasret olduğu Mübarek Yüz\’e bir zarar gelmesin diye bütün hünerimi ortaya koyan mağaradaki örümcek bilir vefayı.Vuslat kokulu uykusuz gecelerde Yar arzusunun adıdır vefa.Sevda bülbülünün kanı damlayınca karanlık bir geceye,vefa nağme kesilip çınlar seherler boyunca Yüreği oldukça büyük yaralarla baş etmeye çalışan kadim bir dostum bil,nmeten adresine gönderilmiş mektupların adıdır vefa…Belki de bir daha açılmayacak olan dost kapısını terk etmeyişin sırrına ermektir vefa… Vefasız gülüşler serpildi kanayan yaralara…Vefanın bahtına vuslat yerine gurbetler düştü.Beklentisiz sevmeler maziye karıştı,yapılanlar karşılık bekliyor artık.Yıldızların sızısı her gece biraz daha artıyor Samanyolu\’nda.şimdi geceler vefasızlıkla bölünmede…Ayın on dördünde sema,şimdilerin vefasız dostlarına nazar edip ağlamakta. Hatırladın mı,neydi vefa?Vefa, bahta düşen cefa da olsa,safa libası giymektir…….SELAM VE DUA İLE VEFALI ABİM…

  21. Medine\’de bir sohbet sırasında Hazreti Ebu Bekir Efendimiz kendi düşüncesini ortaya koyar. Hz. Ömer Efendimiz de karşı düşüncesini ortaya koyar. Efendimiz (sas)\’den açık seçik bir hükmün bilinmediği konularda sahabe arasında farklı görüşler rahatça dile getirilirdi. Bu normaldi. Fakat bu defa Hz. Ebu Bekir (ra) Efendimiz bu karşı görüşün üslubundan biraz kırılır gibi oldu ve Hz. Ömer Efendimiz\’e:Zaten ben ne söylersem sen onun aksini söylersin!.. deyiverdi. Bunun üzerine Hazreti Ömer Efendimiz\’in ses tonu biraz daha yükseldi. Karşı görüşünü daha yüksek ses tonuyla dile getirdi. İşi daha ileri boyutlara götürmekten çekinen Hz. Ebu Bekir (ra) hemen kalkıp dışarı çıktı ve doğruca Efendimiz (sas)\’in huzuruna gelerek kendisinin sebep olduğunu düşündüğü gergin olayı şöyle anlattı:Ya Resulallah! dedi, Ömer\’le konuşurken \’zaten ben ne söylersem sen onun aksini söylersin\’ diye bir karşılık verdim, kırıcı ve kabaca davrandım galiba, durumu nasıl düzelteceğimi bilemiyorum.Bu arada Hz. Ömer Efendimiz de yükselttiği kendi ses tonundan dolayı pişmanlık duymuş, o da kalkıp doğruca soluğu Hz. Ebu Bekir\’in evinde almıştı. Meydana gelen kırılmayı hemen telafi etmeyi düşünüyordu. Ancak onun evde olmadığını öğrenince o da, doğruca Allah Resulü\’nün huzuruna gelip mahcup bir şekilde durumu olduğu gibi anlatma gereği duydu. Efendimiz (sas) en sadık dostu Ebu Bekir\’in yüksek sesle incitilmesine razı olmuyordu anlaşılan. Bundan dolayı Hz. Ömer\’e hitaben:- Ya Ömer! Hicret arkadaşımı bana bırakmalı değil miydin? diye sitemde bulundu. İşte bu sitemli sözden sonra olayın, Ömer\’i zor durumda bırakmaya doğru geliştiğini gören Hz. Ebu Bekir Efendimiz\’in gönlü buna razı olmadı. Hemen bulunduğu yerden iki dizi üzerine gelerek:Ya Resulallah dedi, kabahat Ömer\’de değil bende idi. Ben sorumluyum o konuda!.. Ve sorumluluğu tamamen kendi üzerine alıp nefsini suçlu gösterdi. Böylece kendini hatalı göstermek suretiyle incinip kırılmayı ortadan kaldırıverdi,gönül birliğini tekrar sağlayarak geriye bir incinme izi dahi bırakmadı.. (Buhari)İşte bugün bizim hem kendi nefsimizde hem de dostlarımızda aradığımız örnek budur. Meydana gelen incinmeyi önlemek ve anlaşmazlığı çözmek için sorumluluğu kendi üzerine alma, kendini suçlu gösterip arayı düzeltme fedakârlığı. Buna siz karşı tarafı kazanmak için kendi nefsini suçlama kahramanlığı da diyebilirsiniz.. Anlaşmazlıklarımızın böyle incinme ve kırılma boyutlarına ulaşacağı yerlerde hemen araya girip sorumluluğu üzerimize aldığımız takdirde, biz kazanan taraf oluruz. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz\’in sorumluluğu üzerine alarak meseleyi çözüvermesi gibi bir problem çözme kahramanlığı olur bu. Çünkü siz cennetle müjdelenen Hz. Ebu Bekir\’in (ra) kahramanlığını tatbik ediyorsunuz şahsınızda.İşte bütün mesele burada, bu ahlak ve anlayışta. Hataları, kendi üzerine alarak dostlarıyla, çevresiyle, toplumla hep anlaşma zemini arama kahramanlığında? Ne dersiniz, burada yazımızın başlığını bir daha okuyalım mı?Hata benimdir diyerek suçu üzerine alıp kardeşliğimizi yenileme kahramanlığına siz de var mısınız?AHMED ŞAHİN
     
    SELAM DUA VE MUHABBETLERİMLE  HAYIRLI SABAHLAR CAN AHMET KARDEŞİM …

  22. Öfkeler gizlensede sevgiler gizlenmezmiş,Acılar yaşanır ama hiç özlenmezmiş,Zaman denen tünelin hatıra raflarında sadece "ÖZEL"insanlar ESKİMEZMİŞ…!!!
     dualarım hep seninle olacak cankardeşim

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s