Elinde bir çare varsa, söyle… Yoksa sus! Bak, Kuran kâinatı okuyor…

Ölümü Öldür de Gel…

EVET, ZOR… Kabul ediyorum… Kim dedi ki, kolay diye… Bana “Sözler” kitabındaki bir örnek öyküyü hatırlattın… Sana kısaca anlatmalıyım…

Bir asker hayal et… Savaş meydanında… İki yanında iki derin yara var… Arkasında büyük bir aslan… Pençesini kaldırmış, her an vurabilir… Önünde bir idam sehpası, sevdiklerini asıp öldürüyorlar… Biliyor, sıra kendisine de gelecek… Bir yandan da yolculuk etmek zorunda, uzun bir yola gidiyor ister istemez… O çaresiz adam, korku içinde beklerken bir nurani adam geliyor… Diyor:

“Ümidini kesme… Sana iki tılsım öğreteceğim, güzelce kullanırsan arkandaki aslan senin emrinde bir at olur, biner gidersin… O idam sehpası da hoş bir salıncağa döner… Biner, keyif edersin… Bir de, sana iki ilaç vereceğim… Kullanırsan yaraların güzel kokulu güllere döner… Sana bir de bilet… Onunla, bir yıllık yolu bir günde gidersin, tıpkı uçar gibi… İnanmıyorsan bir dene, anlarsın…” Asker, bir parça denedi… Hak verdi o hayırlı adama…

Sonra sol tarafından başka biri çıkageldi… Şeytan gibi aldatıcı, sinsi, ayyaş bir adam… Yanında içkiler, süslü suretler, çekici görüntüler, ayartıcı fanteziler… Ona dedi:

“Arkadaş! Bizimle gel… Yiyelim, içelim, şu hoş şarkıları dinleyelim, çılgınca dans edelim… Gülelim, eğlenelim, kam alalım dünyadan…”

Baktı, askerin dudakları kıpırdıyor…

“Ne okuyorsun?” dedi.

“Bir tılsım” dedi asker.

“Bırak şu anlaşılmaz işi, keyfimizi bozmayalım…”

“Elindeki ne?”

“Bir ilaç.”

“At gitsin… Neyin var… Eğlenme zamanıdır…”

“Elindeki kâğıt ne?”

“Bir bilet… Yolculuk sırasında yayan ve aç kalmamak için…”

“Yırt gitsin! Şu güzel günde yolculuk nemize gerek!”

Buna benzer aldatıcı sözlerle onu kandırmaya çalıştı… O da ona aldanıp gidecekti ki, sağ tarafından gök gürültüsü gibi bir ses geldi:

“Sakın aldanma! O aldatan sersem herife de ki: Önce arkamdaki aslanı öldür… Önümdeki idam sehpasını kaldır… Bana acı veren yaralarımı tedavi et… Zorunlu yolculuğumu bitir… O zaman de, gel keyif sürelim… Yoksa sus! Ben, o Hızır gibi hayırlı adamı dinlemek istiyorum…”

Nasıl, güzel mi öykü… Bizim hayatımız aslında… O asker sensin… Yani insan… Aslan ise, eceldir… Her an gelebilir… İdam sehpası ise, ayrılıktır, ölümdür… Geceler gündüzleri izlerken sevdiklerin de gider bir bir… Sıra sana da gelecek… İki yara ise, sendeki acizlik ve fakirlik… Elin ermez, gücün yetmez… Neyin varsa emanet, senin hiçbir şeyin yok… Verilmiş, alınacak… İstersin, ama yaratamazsın… Yolculuk ise, ruhlar âleminde başlar… Dünyadan, çocukluktan, ihtiyarlıktan geçer… Sonra kabir, berzah, haşir, sırat, ahiret… Zamanı durduramazsın… Gitmek zorundasın…

İki tılsım ise, Allah’a iman, ahirete iman… İmanı olana ölüm güzel gelir… İnsanı cennete götüren, sevdiklerine kavuşturan bir binek olur… Ölümün hakikatini bilenler ölümü sevmişler, daha ölüm gelmeden ölmek istemişler… Zamanın geçmesi olgun mümini korkutmaz… Yalnız ayrılık görmez o… Sinema makinesi gibi dönen dünya yeni manzaralar gösterir ona… Güzellikler tazelenir… Keyif veren sahneler birbirini izler… Gidenler yok olmadılar, bilir… Yerine gelen var… Çünkü yapan, yaratan bakidir, kalımlıdır, yine yaratır…

Öbür ilaç ise… Biri, sabır ile Allaha tevekkül etmek… Elinden geleni yaptıktan sonra sonsuz merhamet sahibine güvenmek, dayanmak… Tıpkı annesine koşan bir bebek gibi, Allahın rahmet kucağına sığınmak… İkinci ilaç, verilen nimetlere şükürdür… Çalışmasının sonucuna kanaat ederek Allahtan istemek… Yalnız ona minnet duymak… Allaha karşı kendini sonsuz fakir hissetmek…

Kaldı bilet… O bilet ise, başta namazdır… Sonra öbür buyruklar… Bir de, büyük günahlardan uzak durmak… Kuran’ın dediklerini yapmak ebediyete giden yolda bize lazım… Işıktır, azıktır, binektir onlar…

Şimdi düşün! Beş vakit namazı kılmak pek kolay… Yedi günahı terk etmek gayet hafif… Ya sonuçları… Neticesi, meyvesi, faydası… Sana sonsuza kadar lazım…

Birileri seni günaha davet ederse, de onlara: “Benim sonsuza uzanan arzularım var, sen tatmin edebilir misin? Manevi yaralarıma deva bulabilir misin? Ölümü öldürebilir misin? Kabir kapısını kapatabilir misin? Uzun bir yola gitmek zorundayım, durdurabilir misin? Elinde bir çare varsa, söyle… Yoksa sus! Bak, Kuran kâinatı okuyor… Ben, onu dinlemek, o nur ile nurlanmak, bu dünyada huzur bulmak, öbür dünyada kurtuluşa ermek istiyorum…”

Ömer Sevinçgül

30 Yanıt

  1. Ölümle yaşam arasında bizim göremediğimiz ve bilemediğimiz çok ince bir çizginin mevcut olduğu bir hakikattir. O çizginin her insan için “şah damarından daha yakın olduğu” gerçeğiyle karşı karşıya olduğumuzu asla unutmamak ve bu sınırın dışına çıkmamak lazımdır.
    Vücuda her an kan pompalayan kalbin aniden durması ile göre gözlerin görmez oluşu, işiten kulakların duymaz, konuşan dilin konuşmaz, yürüyen ayakların yürümez, tutan ellerin tutmaz, her şeye çözüm üreten beynin çalışmaz oluşu, ölüm ile hayat arasında var olan o incecik çizgi ile çok yakından alakalıdır.
    Başka bir ifadeyle ölüm; bir misafir olarak çok kısa bir süre kalınan geçici olan dünya hayatından ölümsüz ve ebedi kalınacak olan ahiret hayatına çok ciddi ve pek önemli bir yolculuktur. Her ruh ve her can sahibi bu yolculuğu yapacaktır. Bunun istisnası yoktur. Ölümle hayatı; bahsettiğimiz o ince çizgi ayırır. sevgiler

  2. Dua edenin,’Rabbim’ demesi,Allah’ın ‘Efendim’ demesinin ta kendisidir…Birisi her gece kalkıp Allah’ı anıyor,O’na dua ediyordu…Şeytan ona dedi:Ey Allah’ı çok anan kişi!Bütün gece Allah’a deyip çağırmana karşılık seni buyur eden var mı?Sana bir tek cevap bile gelmiyor,daha ne zamana kadar dua edeceksin?Adamın gönlü kırıldı,başını yere koydu ve uyudu.Rüyasında ona şöyle dendi:Kendine gel uyan!Niye duayı,zikri bıraktın?Neden usandın?Adam:Buyur diye bir cevap gelmiyor ki,kapıdan kovulmaktan korkuyorum dedi.Bunun üzerine dendi ki ona:Senin Allah demen,O’nun buyur demesi sayesindedir…Senin yalvarışın,Allah’ın senin ruhuna haber uçurmasındandır…Senin çabaların,çareler araman,Allah’ın seni kendine yaklaştırması,ayaklarındaki bağları çözmesindendir…Senin korkun,sevgin,ümidin Allah’ın lütfunun kemendidir…Senin her ”Ya Rabbi” demenin altında,Allah’ın ”Buyur” demesi vardır…Gafilin,cahilin canı,bu duadan uzaktır…Çünkü Ya Rabbi demeye izin yok ona…Ağzında da kilit var,dilinde de…Zarara uğradığı zaman,ağlayıp,sızlamasın diye Allah ona dert,ağrı,sızı,gam,keder vermedi…Bununla anla ki,Allah’a dua etmeni,O’nu çağırmanı sağlayan dert,Dünya saltanatından daha iyidir…Dertsiz dua soğuktur.Dertliyken yapılan dua gönülden kopar…Mesnevi
    ALLAH razı olsun oğlum güzel bir paylaşımdı.

  3. selamün aleyküm.yazdığın eklediğin şu yazı bilsen nerelere gitti.ben anlatamadım Allaha tevekkülün ne oluğunu uğraştım yazdım yetmedi.ama şu yazında yetmediyse hayatttan Allahtan ümidini kesen aslında inançlı aslında harika bir insana anlatmaya.ilk efa çaresiz kaldım inançlı bir genci ölümün soguk kollarında hissederken o,ben teselli olamadım.kesme dedim kısaca ve sadece umudunu Allahtan.yazınız benim ona yazdıklarıma imza oldu teşekkür ederim.aynen yazıyı mail olarak ona yollaım.ALLAH sizden razı olsun inşallah.

  4. SELAMÜN ALEYKÜM. RİSALE-İ NUR KÜLLİYATININ SÖZLER adlı eserinden yaptığınız bu alıntınız çok güzel olmuş. Çok güzel uyarlamışsınız emeğinize sağlık. Evet KAİNAT MESCİD-İ KEBİRİNDE KUR\’AN KAİNATI OKUYOR. KAİNATTAKİ TÜM MEVCUDAT KUR\’AN\’IN HARFİDİR Kİ BİZE O MANAYI OKUMAYI DAVET EDİYOR. HADİSELERİ VE MEVCUDATI MANA-YI HARFİYLE OKUMAYA DAVET EDİLİYORUZ HEPİMİZ. OKUYABİLİYORSAK NE GÜZEL!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!

  5. "HER CANLI ÖLÜMÜ TADAR.BİR DENEME OLARAK SİZİ HAYIRLA DA ŞERLE DE İMTİHAN EDERİZ.VE SİZ ANCAK BİZE DÖNDÜRÜLECEKSİNİZ…"
    embiya 35…   
       Ölümü öldürmüştür yüreklerimiz Yaradan\’ı bildikten sonra..Ölümün yokluk olduğuna değil ebediyet olduğuna inanmıştır..
      Mukadder bir gerçektir ölüm hepimiz için..Ne zaman ,nerede, ne şekilde geleceği belirsiz…İnanan   ve inancını tüm benliğine nakş ederek ihlas ile amel edebilen insanlar için kurtuluşa,huzura kavuşmanın yoludur ölüm..
       Doğuşundan ölümüne kadar hasret içinde kıvranan ve hakiki insan olabilenler için gerçek bir beşaret.. Ötelerden gelen bir vuslat selamı…
       Hakk\’a gönül bağlamış,kendini O\’na adamış kişilere ölüm denilince,sevinçten yürekleri titremektedir..Onlar için vuslat anı gelip çattığıda biz onları kaybetmenin hüznünü yaşarken,onlar Sevgiliye,Rasule kavuşmanın heyecanındadırlar…
       Ve onların yaşamları anlayabilenler için iyi bir nasihat,yaşayabilenler için iyi bir örnek teşkil etmektedir….
     
     
                                "ölüm bize ne yakın,ne uzak bize ölüm
                                                ölümsüzlüğü tatmışız bize ne yapsın ölüm"…
     
    selam ve dua ile ablası ,yine gül bir paylaşım gül kardeşimizin gül bahçesinde…ALLAH razı olsun…

  6. Hab-ı gafletteyim uyanmam müşkilSükutum zamansız, konuşmam zararHer baktığım nokta ayrı bir şekilBırakmaz benliğimi saran hülyalarAbd-i acizem, sermayem gözyaşımAğlamak, ne güzel eski seccadedeHer gece bağrıma bastığım taşımAçtığım bir penceredir ebede…Takatim omzumda, omzum ise ezikHer adım attığım yer ayrı bir zindanAynada baktığım yüz buruşuk ve çizikYazım böyle imiş takdir-i hüdadanİbka mı dediniz layık mıyım bekayaHer nefes alışım ayrı bir isyanDerman mı var gidecek ebedi likayaGözler uykusuz, gözler giryan…Camid bir zerre gibi kainatta bedenRuhum özlemini çeker ebedi olanınBir daha dönmüyor bir kere giden…Müştakıyım ne çare işte o anınEbed seni bekler Halil, koş…durma!Dünya dediğin nedir, boş… durma!Hayat fani, ölüm hoş…durma!Cennet olsun ebedi mekanın…

  7.  

     

     

    Duracağım ;
    Hayalin gözlerimin önünde Kuracağım hayalini Sensiz geçen senelerin Yıkacağım tabularımı,
    Ümitsizliğimi, ağlayışımı Kıracağım tüm camlarını Buğulanan alev sıcaklığındaki hasretin. Gereceğim göğsümü, Başkaldıran asiliğime. Sevmeyeceğim, Sevmiyorum sen diyeceğim. Ama bileceğim; Vakit çoktan geçmiş olacak.
    Göreceğim;
    Gökyüzünde martılar uçuşmakta.
    Birbirine çarpan kanatlarıyla Göğe hasreti ve adını yazmakta. Sileceğim; Ne kafar zor olsa da hayalini İnadına hasretin.
    Gelmeyeceğim;
    Bir daha çocuksu saklambaç oynamaya. Hele hele bu oyunda ebe olmaya. Aramayacağım seni artık… Ne kapından geçeceğim; Ne de kapını çalacağım.
    Ne yazık ki;
     Bileceğim. Artık vakit çok geç. Ama seveceğim Hiçbir zaman değişmediği gibi. Sonra uçacağım gökyüzünde El sallayacağım sana, Bulutların üzerinden.
    Yağmur olup akacağım Anımsatacağım sana Her yağmur tanesinde Beni ve aşkımı…
    Göstereceğim sana Bir yağmur tanesi narinliğindeki kalbimi….. Vereceğim kendimi fırtınaya Esen rüzgara.
    Aramayacağım sen artık Çünkü sen düştüğüm her yerdesin.
    Ve birgün beni hatırlayacaksın, Nereden geldiyse aklına. Geleceksin bir masum çocuk edasıyla,
    Kollarını sallaya sallaya. Hayal edeceksin geçen günleri, Yaşanmayan seneleri. Varacaksın buluştuğumuz her yere Gezeceksin park ve bahçelerde
    Soracaksın adımı Her sokak başındaki simitçiye.
    Boşuna…
    Vakit çoktan geçmiş olacak.
    Bileceksin;
     Ben çoktan gitmiş olacağım. Artık hiç olmayacağım Arama artık beni boşuna Her zamankii gibi unut beni Git benden uzaklara.
    Ama bileceksin; Ben sana bulutlardan el sallıyor olacağım. Ve her yağmur tanesinde sana Beni anımsatacağım…
    Ve nihayet bileceğim; Oralarda bir yerlerde,
    Seni daima seveceğim!…

    ÖMÜR
     

     …

  8. Cömertlik…
          Malı Olmayanın hali, hırs değil kanaat olmalıdır. Malı olanın ise cimrilik değil cömertlik olmalıdır.
          Resulullah (Sallallahu aleyhi ve selem ) buyurdu ki;
    -“Cömertlik: Cennette bir ağaçtır. Cömert olan insan onun dalına tutunur ve onu cennete kadar götürür.
    -“Cimrilik: Cehennemde bir ağaçtır. Bahil olani (cimriyi) cehenneme kadar götürür.”

  9.  
                                MUHABBETTEKİ SIR
    Bir Hakk dostu anlatır:
    Geniş ve ıssız bir ovadan geçiyordum. Garip bir çobana rastladım. Gördüm ki, derin bir huşu içinde namaz kılıyor. Sürüsünü de kurtlar koruyordu. Taaccüp ettim. Merakla namazın bitmesini bekledim:
    “ – Ey çoban! Kurtlar nasıl olduda koyunlarınla dost oldu? Onlardaki düşmanlık ve canilik ruhu nasıl olduda barış ve muhabbete terk etti.? diye sordum
         Allaha secdenin alameti simasını(yüzünü) nura bürümüş salih çoban, şöyle dedi.
    “- Ey garip yolcu! Kurtların kuzulara olan dostluğunda ki şu sır, çobanın, sürünün asıl sahibine olan dostluğuna bağlıdır. Yani bu hal, muhabbetteki bir sırdır.”
    Bu kıssada da görüldüğü üzere muhabbet öyle bir sırdır ki, insanın ruhunu inkişaf ettirip geliştirme bakımın da ondan daha güçlü bir müessir yoktur
              Sufilere sohbet gerek
    Ahilere ahret gerek
    Mecnunlara leyli gerek
    Bana seni gere seni!…

  10. GÜNAH BATAĞI

    İnsan beşer, şaşar demişler…
    Hangimiz işlemedik ki hata, hangimiz üzülüp ağlamadık ki….
    Hangimiz "keşke" lere kurban olmadık ki…..
    Keşke yapmasaydım, keşke söylemeseydim, keşke sussaydım…
    Ve daha ne keşkeler….
     
    Yaptığımız her hata, günah defterimize yazılıyor.
    Her günah kalbimizde kara noktalar bırakıyor…
    Ve pişman olunup tövbe edilmez se, kara noktalar birleşip,
    Kalbi karartıyor….
     
    Kalpleri karartmamak adına, pişman olmak adına
    Tövbe etmek adına….
    Ders almak adına…
    Bir daha yapmamak adına…
     
    Keşke dediğimiz herşey……
     
    İşte bu kısımda, isimli veya isimsiz hatalarımızı paylaşalım ki. İbret alalım, ders alalım, pişman olup tövbe edelim. Hem biz pişmanlığımızı dile getiririz, hem de başkaları kendi hisselerine düşeni alır.
     
    Ne dersiniz…?
    SELAM SEVGİ VE DUALARIMLA CANKARDEŞİM

  11. Hayatını İslâmi ölçüler içinde yaşayan insanın ümidi çoğalır, âhirete imanla, itimatla bakar, ölümden korkmak yerine sevme hissine bürünür.Hayatini kötü amallerle dolduran, günahlarla karartan insanın da ümidi yıkılır, âhirete ûmidsizlikle bakar, ölümden ürkme hali şiddetlenir.Halbuki, biz ûmidle de ûmidsizlikle de baksak, her geçen gün ve saat, önümüzde bekleyen ölüm gerçeğine biraz daha yaklaşıyor, kesin akıbete biraz daha ilerlemiş oluyoruz, öyle ise; gözümüzü kapamak fayda vermiyor.- Bir saat tefekkür, bir senelik amelden üstündür!Çünkü bu kısa tefekkürde insan, istikbalini görür, önünde bekleyeni müşahede eder, kaçmanın, göz yummanın faydasızlığını anlar, hayatına çeki düzen verip tam bir İslâmi hayata girebilir.Dinî emirleri yerine getirerek yasayan insan, artık istikbalindeki ölümden fazla ürkmez, vahşet duymaz. Çünkü, ümitli şekilde yaşıyor, günahlardan kaçma, ibadetleri ifa etmek hali, onun ümidini kuvvetlendiriyor.Bazı İslâm büyüklerini görüyoruz, ölümü o kadar seviyorlar ki, yaşamak daha hayırlı olduğu halde ölümü istiyorlar, ölümden sonra ûmid ettikleri âhiret mükâfatını düşünüyorlar…Resûlüllah Efendimizi bir gölge gibi takip eden Ebu Zerr, bir gün şöyle bir hadis rivayet etti:Efendimiz ona buyurmuş ki:- Ya Eba Zer! Dünya mü\’minin zindanıdır. Kabir ise emniyetgâhıdır. Cennet de son karargâhıdır.Efendimiz bundan sonra da şöyle devam etti:- Ya Eba, Zer! Dünya, kâfirin de cennetidir. Kabir ise azabgâhıdır. Cehennem de son karargâhıdır.Alimler düşünmüşler:- Ne için dünya mü\’minin zindanı, kâfirin ise cennetidir? diye araştırmışlar, sonunda şu gerçeği bulmuşlar: Mü\’mini âhirette öylesine bir cennet hayatı bekliyor ki, dünyada ne kadar zevk u safa içinde olsa, ne kadar bolluk ve huzur elde etse, âhiretteki saadetine nazaran bir zindan hayatı saydır.Kafiri ise âhirette öylesine azab dolu bir cehennem hayatı bekliyor ki, o kâfirin dünyası ona cennetten başkası değildir. Görüp göreceği ondan ibarettir.Bunun içindir ki, mü\’minler ölümü severler, ondan ürkmek yerine güzel amellerle karşılamayı tercih ederler. Çünkü mü\’minlere verilecek mükâfat ölümden sonradır.Öyle ise malımızı, ibadetimizi bizden önce oraya göndermeli, biz de arkasından gitme arzusu hissetmeliyiz. Nitekim bir adam gelip sormuş:- Ya Resûlallah, neden ölümü sevemiyorum? Efendimiz sormuş:- Malın var mı? Servetin çok mu?- Evet yâ Resûlallah.- Öyle ise önce onları gönder. Allah için onları burada harcayarak seninle olmasını temin et. Sonra sen oraya gitmeyi isteyecek, ölümü seveceksin. Çünkü kişi malını sever, ondan ayrılmak istemez. Sevdiğini önce gönderirsen sende arkasından gitme hissine girer, ölümü seversin.- Rabbimiz bize, ölümü sevdirecek âmeller nasip eyle!teşekkürler abim gül değerinde güzel bi paylaşım herzamanki gibi yani…Hakka emanet ol…sağlıcakla kal abim…hayırlı günler…

  12.  

     
     
      
    Yeryüzünün O’na (s.a.v) en çok ihtiyaç duyduğu zamanlarda,O’na olan  hasretimizi dile getirelim istedim.Biliyorum ki ne yapsak,ne söylesek hep eksik kalacak O’nun eşsizliği karşısında.Yinede kocaman bir kainatın vücuda gelmesinin yegane sebebi olan ‘İki Cihan Güneşi’mize duyduğumuz aşkı,muhabbeti,hasreti kelimelerle ifade edelim istedim.O’nu sevenlerin,O’nun iltifatına mazhar olabilmek için gözyaşları ile kalplerinden kan süzerek ortaya koydukları şiirleri,yazıları birlikte terennüm edelim istedim.
     
    O’nun ve hepimizin Rabbine Selam olsun…
    O’na selam olsun…
    O’nun arkadaşlarına,dostlarına selam olsun…
     O’nun aşıklarına selam olsun…
    O’nun hasretinde olanlara selam olsun…
    O’nunla coşanlara selam olsun…
    O’nunla şereflenen her taş her toprak parçasına selam olsun…
    O’nu anıp,şefaatini isteyenlere selam olsun…
    O’nun dostlarını dost bilenlere selam olsun…

     
    Rabbimin rahmeti,bereketi,mağfireti ve muhabbeti sizlerin üzerine olsun…Selam ve Dualarımla        kardesım.

  13. Sevgili.. Hakiki aşıkların sana doğru uçarken, Bizim bu yaptığımız yolda emeklemekti. Dünya güzelliğiyle kollarını açarken, Bize düşen el açıp kapında beklemekti…
     ALLAH RAZI OLSUN….

  14. KISSES GOOD WEEK

  15. KARANIN BİTTİĞİ YER
    Hz. Muaviye r.a. zamanında İfrîkıyye (Kuzey Afrika) valiliği yapmış olan ve Tunus\’ta Kayrevan şehrini inşa eden meşhur mücahid Ukbe b. Nafi, Yezid\’in halifeliğinin ilk yıllarında ikinci defa Kuzey Afrika valiliğine tayin edilmişti (62/682). Ukbe, Kayrevan\’a varır varmaz ordusunu toparlayıp müslümanlarla sürekli savaş halinde olan Bizanslılarla şiddetli çarpışmalara girişti. Cihad harekâtını kesintisiz sürdüren Ukbe b. Nafi\’, batıya doğru ilerleyerek Tanca civarında Atlas Okyanusu\’na dayandı. İşte o zaman şu tarihi sözünü söyledi:
    – Ya Rabbi! Eğer önüme çıkan şu deniz olmasaydı, senin yolunda cihad ederek daha ileri giderdim!
    Ukbe b. Nafi, karanın bittiği yerden geri döndü. Bizanslılar ve yardımcıları olan Berberîler, ondan korkarak yolundan kaçtılar. Dönüş sırasında \’Maü\’l-Feres\’ diye anılan yerde konaklama yapıldı. Meğer bu bölge susuz bir yermiş. Herkes susuzluktan neredeyse ölecek duruma gelmiş. Ukbe b. Nafi iki rekat namaz kıldı, suya kavuşmak için Allah\’a dua etti.
    O sırada Ukbe\’nin atı ön ayaklarıyla yeri eşelemeye başladı. Ortaya çıkan bir kaya parçasının yanında sular fışkırıverdi. Ukbe herkesi suya çağırdı. Durumu görenler çevredeki kumluklarda eşmeler kazıp birçok su kaynağı buldu. Kana kana su içtiler. Buraya \’atın suyu\’ anlamında \’Maü\’l-Feres\’ denildi.
    Ukbe, bu dönüş yolunda Tunus\’un merkezi Kayrevan\’a yaklaşmış, sekiz günlük bir mesafe kalmıştı. Ortada kendisine karşı koyacak bir düşman gücü kalmadığını zannederek, ordusunun büyük kısmını serbest bırakıp ileri taraflara gönderdi. Kendisi de az bir askerle Tehuze şehrine gitti. Bizanslılar da yanındaki askerlerin azlığını görünce, ona karşı savaşa başladılar.
    Berberîler içinde müslüman olmuş, çevresinde sözü dinlenen ve çok saygı gösterilen Küseyle isminde bir adam vardı. Ukbe Vali olarak gelince o adamın muhtemelen aşırı hırslı olduğunu düşünerek, yapılan uyarıları dinlemeden onu koyun kesip yüzmeye mecbur bırakmıştı. Maksadı, adamın halk nazarındaki itibarını düşürmekti. O zaman eline bulaşan kanı sakalına süren Küseyle, ilk fırsatta isyan etmeye karar vermişti. Bu adam nihayet sayıca hayli çok olan adamlarını toparlayıp Bizanslıların da desteğiyle ayaklandı. Kahraman Ukbe ve arkadaşları şehit edildi. Ukbe\’nin son arzusu da şehit olmaktı.

  16. Aşk ile ölüp yine aşk ile dirilmek gerekÖlmeden önce ölmeyenler gelmesin bu meydaneAşk cân yerine cân olurHak yoluna gidenlereÖlmezden evvel kim ölürGaybî hayat-ı yeni bulu
     
    Canlı sağ olma hali, dirilik ve canlı olma hali, dirilik ve canlılık anlamına gelen hayât, doğum ile ölüm arasındaki yaşanılan süredir Hakîkî hayat “El Hayy” isminin sahibi olan Allah’a mahsustur O’nun hayatı, kayıtsız şartsız her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten mükemmel bir hayattır Mevcudatın hayatı ise, bu gerçek hayata bağlı olarak var olan hayattır Mevcudatın en mükemmeli insanda bulunmaktadırİnsan adeta alemin diriliğinin göstergesi olmakla, her dem aleme hayat sunmaktadırBu dünya, hayatın bittiğine işaret eden ölüm hayatının karşıtıdır Ölmeden önce ölenler, fani olan beşeri yönünü isteyerek öldürerek ebedi olan ruhu canlandıranlar, yeni bir hayatı bulmuş olurlarAşk ile ölüp, aşk ile dirilmek gerekir İşte ölmeden önce ölmek ve manevi bir hayat bulmak budurBu ölüm, kalpte Allah’tan gayrı bütün istekleri yok etmektir İnsan hakikate ulaşarak vahdet suyundan içmesiyle ölümsüzlük sembolü olan Hızır’ın hayatına kavuşur Eğer bir insan Hakk’a aşık olduğunu ileri sürmekteyse onun Hakk’a götürecek olan yoldaki perdelerin bir anlamı olmaz Tabi ölümle karşılaşarak ahirete gelinmeden perdeleri kaldırmak gerekirPerdeler kalktığında insan orijiniyle karşı karşıya kalır; gönlü elinden gider ve bir daha da ele gelmez

    Aşk nedir diye soruyorlar;Gülün kokusunu anlatabilirmisiniz? Mümkün değil, ama gülü koklarsan ancak onun keyfiyetini yaşarsın
    Ama yinede anlatamazsın
     
     
    selam ve dua üzerine olsun can kardeşim…Rabbim yardımcın olsun…hoş sefa geldin gül yüzlüsü…

  17.  VASİYET“ALLAH’ın selâmı ve bereketi üzerinize olsun. (Âmin).Belki de bugüne kadar okuduğunuz en hüzünlü yazı… Bana inanın ki duygularımı toparlamak da, beyaz sayfada sizlere seslenmek de aynı derecede zor…‘Vasiyetler, dünyanın en zor, en yürekten ve en gerçekçi yazılarıdır’ derlerdi de inanmazdım. Ama şu anki ruh hâlim yukarıdaki tezi doğrulamış durumda…Genç yaşta sizlerden ayrılıp öteki âleme gitme günlerimi bu kadar yakın olacağı hiç aklıma gelmezdi… Genç yaşta vasiyet yazdıran o kanser mikrobu yok mu! O kanser mikrobu!Takdir-i ilâhi tabi ki… Bir vesileyle Ölüm meleği gelecek… Trafik kazasıyla da mesaj göndermiş olabilirdim. İşte o zaman beklenmedik bir şekilde sizlerden ayrılmış olurdum. Tabi duygu ve düşüncelerimle birlikte…Bu açıdan bakıldığında kanser ve benzeri vesileler birer nimet…Sanki bir ses:- Hazırlan ey filan kul!, diyor.- Nereye?- ALLAH’ın katına çıkıp hesap vermeye…- Ne zaman?- Çok yakında…- Neyin hesabını vermeye?- Sana vermiş olduğu bunca nimetlerin hesabını vermeye…Evet… Gelen ses böyle diyor…İşte bu duygularla kendimi, bu tarafı öteki tarafa bağlayan köprü kulesinde, sizlere sesleniyor hissediyorum…Dünyalık tecrübelerimin sizlere pek fayda vermeyeceğini düşünerek, ‘öteki âlem’de işinize yarayacak bir iki ‘tüyo’ vermek istiyorum.3 FARKLI ALEMBaşlıkta okuduğunuz gibi üç farklı âlem var.a) Ruhlar âlemi.b) Dünya hayatı.c) Ölümden sonraki hayat.a) Ruhlar âlemi: İlk insan Adem (a.s.)’dan kıyamete kadar yaşayacak olan tüm insanların ( sen, ben, annen, sen ve kardeşlerinde dahil) toplanıp Rabbine söz verdikleri mekan.b) Dünya hayatı: Doğumla başlayıp ölümle son bulan uyananlar için bir imtihan salonu ve “ecir” pazarı (cennet), uyuyanlar için nefsin pratik alanı ve cehennem…c) Ölümden sonraki hayat: Henüz tecrübe etmedim. Ölümden sonraki hayatı gördüğümde de sizleri uyaracak bir imkânım olamayacağına göre, ölümden sonraki hayatı araştırmak size düşüyor.Birinci vasiyetim şimdilik bu kadar. Üzerinde tefekkür edip gerekli dersleri çıkarmanız temennisi ve duasıyla…Ölümü bekleyen babanız…* * *Beklediğinin aksine bir vasiyet okuyan gencin zihninde inkılaplar olmaya başladı…“Üç farklı âlem… Ruhlar âlemi… Rabbe söz vermişiz… Vermiş olduğum sözün dünya hayatımdaki etkisi nasıl olacak?… Ecir pazarı?.. Uyuyanlar? Uyumayanlar…”Gencin kafası allak bullak… Annesinin de hakeza…Kafasında Amerika’nın ikiz kuleleri gibi duran sorulara cevap bulmak için, engel olamadığı gözyaşı ve hıçkırıklarla tekrar okumaya başladı…Beyaz kağıt üzerinden seslenen babası hiçbir ipucu vermiyordu…“Sorularımın cevabını kitapçıdan öğrenirim”, diyerek günlüğünü yazmaya başladı.

    GÜNLÜK 2“Öteki âleme yolculuğun ancak ölüm meleğinin gelmesiyle başlayacağını, dünyadan ayrılma zamanını, mekânını ve ne şekilde olacağını sadece ALLAH’ın bileceğini” kitapçıdan öğrendim.“Temiz yaşarsan nur yüzlü meleğin refakatinde Rabbinin yanına çıkarsın. Kara yaşarsan da nur yüzlü melek, yapmış olduğun kara ameller sebebiyle sana çok korkunç bir şekilde gelecek. Ve akabinde de ALLAH’ın azabı…” olduğunu hadis kitabından okudu kitapçı…“ALLAH’ın çok güçlü olduğunu, her şeyden haberdar olduğunu..” da Kur’ân’dan okudu…Kitapçı sağ ve solumuzdaki meleklerden bahsetti… Günün her saatinde bizimle beraberler. Sanki ellerinde kağıt ve kâlem var da, bizim hareketlerimizi gözetleyip notluyorlar.Sağ ve sol tarafımızda iki meleğin varlığının bilinmesi ve hissedilmesi, ahiret endeksli bir hayat yaşamamızı sağlar diye düşünüyorum. Nasıl mı?

    Bir de onları kötülüklerden koru. Sen kimi kötülüklerden korursan o günde o kimseye rahmet etmiş olursun. Bu ise, büyük kurtuluşun ta kendisidir.” (Gâfir, 7-8-9)- Sorayım sana: Baban ya da annen, ya da en sevdiğin biri, işlediğin günahların bağışlanması için ALLAH’a dua ettiler mi?Genç: – Zannetmiyorum.Melek: – Senin günahlarının bağışlanması için bizler Allah’a dua ederiz… Senin için…Genç: – Peki ama niçin? Sizin için ben ne yaptım ki benim için bağışlanmam için ALLAH’a dua ediyorsunuz?Melek: – Senin için ALLAH’a dua etmemiz, ALLAH’ın sana olan merhametindendir.Genç: – ALLAH’ın bizler için böyle düşüneceğini inanın ki bilmiyordum… Bağışlanmam için, melekler benden gizlice ALLAH’a dua ediyor… Ve benim haberim olmuyor… Bir de bakmışsın ki günahlarım paklanmış… SubhanALLAH!Melek: – ALLAH’ın sizlere olan merhameti bizlerin dualarıyla sınırlı değil ki; istersen dudağını uçuklatacak bir âyet okuyayım.Genç: – Dinliyorum…Melek: – “…Ancak tevbe eden, iman eden ve sâlih amel işleyen müstesna. İşte ALLAH bunların günahlarını sevaba değiştirir. ALLAH mağfiret edicidir, rahmet edicidir.” (Furkan, 70)Genç: – SubhanALLAH!!! Ciddi bir tevbeyle geçmiş günahlar sevaba çevrilecek…Melek: – Şimdilik bu kadar bilgi yeter.Zihnindeki hareketlenmeleri dizginleyen genç:- Sürekli benimle olduğunuzu söylediniz…Melek: – Kabre gittiğinde, kitapçıya gittiğinde, Kur’ân okuyan gençle sohbet ettiğinde, duygularını kağıda notladığında, kısacası her zaman seninleyiz…Genç: – Öldüğümde ne yapacaksınız?Melek: – İlerleyen sahifelerde konuşuruz…* * *Meleklerle olan diyaloğun başka bir tarihe ertelenmesiyle günlüğüne devam eden genç:“Aman ALLAH’ım!.. Şu an varlar ve ne yapıyorsam kaydediyorlar… Yaptığım gıybetleri, boş konuşmaları, izlediğim TV. programlarını…”Günlüğünün konusunu değiştirerek:“İlk kez cenaze namazına katıldım”, diye notladı günlüğüne…Cenaze namazında ölü, yakınları ve bir de ben vardım. Zannedersem ölü yakını olmayan bir tek bendim. Cami avlusunun içi ve dışı farklı iki âlemdi sanki. Avlu duvarının iç tarafında ölümün en gerçekçi yüzüyle karşılaşıyorsun; duvarın arkasında ise hayat cıvıl cıvıl… Aradaki duvarları kaldırmak lazım…Dükkan da arabasında veya vitrin camlarında:“Cenaze dolayısıyla kapalıyız.” yazısı dışında, ölümü hatırlatacak hiçbir nesnesi olmayan sokaklar cıvıl cıvıl… Ahireti hatırlatacak ölümün “ö”sü bile yok…İnsanlar ölümü hatırlamak istemiyor, korkuyorlar… İşte bu yüzden kabristanlarda dirilere pek rastlanılmıyor. Sanki hep başkaları ölecek…Ölümün her kesimden insanlara uğraması yeterli bir uyarı bence…Bir bakıyorsun cumhurbaşkanı ölmüş… Bir bakıyorsun makinist tren altında kalmış… Bir bakıyorsun berber, manav, balıkçı, öğretmen, şoför, sanatçı, ünlü, ünsüz…Ölümlerin değişik vesilelerle uğraması hayatın bir pamuk ipliğine bağlı olduğunu gösterir.Albüm yapmayı düşündüğüm “gazetedeki ölüm haberleri”nden diriler için “ölü” haberleri vererek üzerinde düşünelimÖLÜMÜN YAŞI YOKTUR    (alıntı )
    okudugum ve paylaşmak istediğim bir yazı emeğine sağlık kardeşim.
    Selam ve dua ile…
    Hüzünle titreyen gönle ince bir âh dokunur,Kalbi kırık olanın kalbine ALLAH dokunur… İNŞALLAH…

  18. inşaAllah  elde Risale-i nur gibi bir hakikat varken
    ölümde bizlere güzel kabirde .  hizmetleriniz daim olması
     
    dileğiyle. 

  19. Yüreğime misafir ol Efendim… Bir gece yüreğime misafir ol… Yüreğimin kapılarını açacağım sonuna kadar. Yeter ki gel derken sana, utancımdan göz yaşlarımı saklamayayım. Davet edenle edilen arasındaki uçurum, peri kızının değneğiyle dahi kapatılamaz! Ama yine de seni davet ediyorum. Seni Efendim… Ayağının tozunu gözüme sürme diye çekeceğim, geldiğin gün yerdeki tozları toplayarak… Biçareyim, nâçarım ve Senden uzağım Efendim… Gözlerim gözlerine hasret gözleri arıyor sokaktaki gözlerde!.. Yüreğim, Sana sevdalı yüreklerle dost olmak için çırpınıyor!.. Nereye baksam, neye uzansam feryatlar geliyor çevremden. Bütün serzenişleri sineme çekiyorum. Senin şu sözünle Sabır, musibetin ilk şokunu yediğin zamandır. Sevgin için sükut ediyorum. Nurun için, rızan için… Ve bunlara rağmen yüreğime konuk olmanı bekliyorum bir gece… Kararmış bir yüreğin, ölmüş bir ruhun son arzususun Sen. Donmuş ve buğulu gözlerimin umudusun Sen… Sen her şeyimsin& Geçmişim, geleceğim ve istikbale ait hülyalarımın GüLüSüN… Gül koklamaya utanır, Gül lafzını söylemeye çekinir oldum. Her gülü Senin sevginle kokladım… Ey Güllerin Sultanı! Kanayan yüreklerin merhemi. Donuk bakışlarımın rengi. Gönlümün tesellisi… Ve kararmış bir yüreğin son arzusu… SEN! Bir gece yüreğime misafir ol Efendim… Yüreğimin kapılarını açacağım sonuna kadar !!!…                                    Hayırlı günler arkadaşım, selam ve dua ile…

      

  20. Birileri seni günaha davet ederse, de onlara: “Benim sonsuza uzanan arzularım var, sen tatmin edebilir misin? Manevi yaralarıma deva bulabilir misin? Ölümü öldürebilir misin? Kabir kapısını kapatabilir misin? Uzun bir yola gitmek zorundayım, durdurabilir misin? Elinde bir çare varsa, söyle… Yoksa sus! Bak, Kuran kâinatı okuyor… Ben, onu dinlemek, o nur ile nurlanmak, bu dünyada huzur bulmak, öbür dünyada kurtuluşa ermek istiyorum…”
     
    Risale-i Nur Külliyatı ile ilk tanıştığım zamanlarda okuduğum söz…Mükemmel bir yazı.Allah razı olsun.

  21. ALLAH İÇİN VAR OLMAK Bilinmezden gelip yine bilinmeze gidecek yolcular mıyız insan olarak? İki ucu bilinmeyen, ortası dünya olan bir serüvenin figüranlığını yaptığımız bir hayat mıdır yaşadıklarımız? Ya da yaşadıklarımız, son yolculuğumuza yelken açtığımızda, susuzluğumuzu daha da artıracak bir serap olarak mı kalacak ardımızda? Hayallerin çok üzerinde güzelliklerle dolu bambaşka bir dünyanın kapılarını açmaya mı vesile olacak yoksa?Ne geldiğimiz yer, ne gideceğimiz menzil ve ne de ikisi arasında kısa bir müddet geçireceğimiz yerde kalışımızın sebepleri meçhul değildir elbette. Öylesine malumdur ki, bunu söylemek, sadece malumun ilamı olacak kadar berraktır. Tüm soruların tek bir cevabı vardır: Allah! Evet; Allah’tan geldik, “…Allah için varız ve Allah’a döneceğiz.” (Bakara: 156)“Allah’tan gelip Allah için var olmak ve yine O’na dönmek” şeklinde özetlenen hayat serüvenimizin en önemli ayağı, ‘Allah için var olmak’ kısmı olan dünya hayatıdır. Çünkü Allah’a dönüşün nasıllığı, ‘Allah için var olmanın nasıl anlaşıldığına ve nasıl değerlendirildiğine bağlıdır. Attığımız her adım, söylediğimiz her söz, yaptığımız her amel Allah’a dönüş etabındaki yolculuğumuzda, ya bize güç ve kuvvet verecek birer azık, ya da bizi güç ve kuvvetten düşüren, boynumuza dolanıp eziyet ve sıkıntı veren, bizden önce Rabbimizin huzuruna çıkıp aleyhimizde tanıklık eden birer muhbir görevi görecekler. Çünkü iki menzil var Allah’a dönüş yolunda… Biri, Allah için var olmanın anlamını kavrayanların varacakları ebedi saadet ve mükâfat yurdu cennet! “O, ne güzel bir karargâh ve ne güzel bir konaklama yeridir.” (Furkan: 76) Diğeri ise Allah için var olmayı gurur, kibir ve enaniyetlerine yedirmeyerek şeytan ve dostlarıyla birlikte yaşama bedbahtlığına düşenlerin ulaşacakları ebedi ceza yurdu olan cehennem! “Şüphesiz o, ne kötü bir karargâh ve ne kötü bir konaklama yeridir.” (Furkan: 66)Nedir Allah için var olmak?Yaratılış amacını bilmek ve bu amaç doğrultusunda yaşamaktır, Allah için var olmak. Allah bizleri hiçbir şey için değil, sadece ve sadece kendisine kulluk etmemiz için yarattı. O halde O’na kul olmak, varlığımızı O’na adamamız, O’na olan kulluğumuzun en güzel ifadesi olacaktır. Ömrümüzü, ömürlerine feda edecek kadar sevdiklerimizi, yeri geldikçe O’na armağan diye sunabilmektir, O’na hakkıyla kul olmak. Yani karşılığında cenneti satın almak üzere mal ve canımızı O’na satmış olmanın ve bu alışverişten gönül huzuru duymanın adıdır Allah’a kul olmak… O’na gereği gibi ibadet, taat ve itaatte bulunmanın derin hazzı tadılabiliyorsa, O’nun koyduğu kurallara sıkı sıkıya bağlı kalınıyorsa, haramlarından sakınıp helallerle yetiniliyorsa… Yaratılış amacı olan kulluk anlaşılmıştır.Allah için var olmak, Müslüman bir kul olarak, Allah’a halife olmanın sorumluluğunu ve kendisine yüklenmiş olan görevin ağırlığını her an omuzlarda hissetmektir. Çok zalim ve çok cahil olduğuna aldırmadan göklerin, yerin ve dağların yüklenmekten kaçındığı o kutlu emanetin hakkını yerine getirmek için çaba harcamaktır. Allah’a halife olmak, kulluğun manasını özümsedikten sonra, Allah namına, Allah’ın yaratıkları üzerinde tasarrufta bulunmaktır. Ama bu tasarruf yine Allah’ın kurallarıyla olmalı, sınır aşılmamalı, hududlar çiğnenmemeli, çizgi geçilmemelidir. Aksi halde; “Zelum” ve “Cehul” sıfatlarımız ortaya çıkar ki, Allah’a halifelik görevi, şeytana asker olmaya; ‘Allah için var olma’ anlayışı ise, nefis ve şeytana hizmete dönüşmeye namzed olur.Allah için var olmak, her şeyimizi O’na has kılmaktır. “Namazlarımızı, ibadetlerimizi, yaşam ve ölümümüzü” (En’am Suresi: 162. Ayetten iktibas) Allah’a has kılmanın, O’na tahsis etmenin rahatlığını, huzurunu ve özgürlüğünü yaşamaktır. Genel anlamda bütün bir yaşam, özel anlamda ise yaptığımız her amel O’nun için olmalıdır. İslam için sa’y ve gayretlerimiz, O’nun kitabını ve Resulü Aleyhisselatu Vesselam’ın sünnetini hayata hâkim kılmak için yapacağımız faaliyetler ya da daha küçük ölçekli bir amel olarak, bir Müslüman’a vereceğimiz Allah selamı, hasta olan bir kardeşimize yapacağımız ziyaret, Müslüman bir kardeşimize göstereceğimiz güler yüz ve sevgi, O’na has kılınan hayatın içindeki amellerden sadece birkaçıdır. Ve ancak Allah’a has kılınan amellerden oluşan bir hayat anlamlıdır, yaşamaya değer bir özellik taşır. Allah’a has kılınmayan bir yaşam, O’nun rızasına atfedilmeyen bir amel, O’nun hoşnutluğu gözetilmeden atılan bir adım, O’nun yaşamdan çıkarıldığı bir hayatı yaşarken gelen bir ölüm, insana pişmanlıktan, huzursuzluktan, sıkıntıdan, dertten, kederden, bela üstüne belaya uğramaktan başka bir şey kazandırmaz çünkü… Ahiretteki karşılığı ise çok daha elim ve vahimdir. “İnkâr edenlere gelince, onlar için de cehennem ateşi vardır. Onlar için ne karar verilir ki böylece ölüversinler, ne de kendilerine onun azabından (bir şey) hafifletilir. İşte biz, her nankör olanı böyle cezalandırırız.” (Fatir: 36)Evet; her şeyimiz O’nun için, O’na müteveccih ve O’na dönük olmalıdır. O’na tahsis edilmeyen hiçbir şeyin aslında yapılmadığını; yapana eziyet, yorgunluk, huzursuzluk ve pişmanlık sebebi olduğunu Kur’an-ı Kerim’in müteaddit ayetleriyle ayne’l yakin derecesinde biliyor olmalıyız. O halde mükellef tutulduğumuz yaştan ölüme kadar geçen hayat serüvenimizin yol haritası O’na kulluk; güzergâhı, O’na halife olmanın bilinci; pusulası ise, her şeyin O’na tahsis edilmesidir.İhsan sahibi olmaktır, Allah için var olmak. Yani Allah’ın bizi gördüğüne, bizi gözettiğine, yapıp–ettiklerimizi bildiğine, konuştuklarımızı duyduğuna; aklımızla düşündüklerimizden, kurduğumuz hayallerimizden ve kalplerimizden geçen şeylerden haberdar olduğuna inanmaktır. O’na ibadet ettiğimizde, “Bizi görüyormuşçasına ibadet etmeliyiz. Biz O’nu görmüyorsak da, o bizi görüyor” (Müslim, Cibril Hadisi) çünkü… Yaşamımızda da O’nun bizi gördüğünü, O’ndan hali bir yer olmadığını bilerek hareket etmek durumundayız. Yani bir harama meylederken, Allah’ın hoşnut olmayacağını bildiğimiz bir amele yönelirken, gıybet ve koğuculuk yaparken, amellerimizden dolayı kibir, ucb ve riyaya düşerken, O’nun kullarına karşı büyüklük taslarken bizi her an gören biri vardır. Öyle biri ki; “…O’nu uyuklama ve uyku tutmaz…” (Bakara: 255) O’nun varlığı ve her an bizi görüp gözetmesi bir otokontrol mekanizması olarak amellerimizi düzene sokmalı, aşırılıklarımızı törpülemeli, nefsanî istek ve arzularımızı gemlemeli, haramlara yönelişimizi engellemeli ve kulluğun gerektirdiği çizgi üzerinde yürütmelidir. O’nun varlığı, damarlarımızda akan kan gibi bütün bedenimizi istila etmelidir. Öyle ki Rabbimiz; gören gözümüz, tutan elimiz, duyan kulağımız olsun.Allah için var olmak; O’nun rızası için sevip O’nun rızası için buğzetmektir. Hiçbir şeyi O’nun dengi bir sevgiyle sevmemeli, yine buğzettiklerimizden, O’nun rızası için nefret etmeliyiz. Sevdiklerimiz; O’nun sevgisine mazhar olma ve rızasını kazanma vesilesi olmalıdır bizim için. Ve sevilenler, işte tam da bu nedenle sevilmelidir. Sevdiklerimizi bize sevdiren, kalbimizde sevgi, rahmet ve şefkat barındıran, kalplerimizin asıl sahibi olan Allah değil midir zaten? O sevmemizi istemeseydi, sevdiklerimizden hangisini sevebilirdik? Bu gerçeği hatırda tutmakla birlikte, bütün sevgilerin özünün ve aslının Allah sevgisi olduğu bilinmeli; diğer bütün sevilenler, O’nun sevgisi söz konusu olduğunda, göz kırpmadan feda edilebilecek kadar değersiz olmalı, suya nazaran aldatıcı bir serap olduğu unutulmamalıdır. Aksi halde sevdiklerimiz bir fitne olacaktır bizim için.Allah için var olmak, O’na hizmette ölçü tanımamaktır. O’na yaptığımız her hizmeti, aslında kendimiz için yapmıyor muyuz? Ne yaptığımız iyi amellerin Rabbimize bir faydası vardır, ne de kötü amellerimizin O’na bir zararı dokunur. İyilikler bizim lehimize, kötülükler bizim aleyhimizedir o dehşetli günde. O halde, O’nun rızasını gözeterek yaptığımız her amel, ebedi saadet yurdu için bir azıktır bizim için. Madem öyledir, o zaman “Bugün Allah için ne yaptın?” sorusu, aslında “Bugün kendin için ne yaptın?” şeklinde olmalı değil midir?Allah için var olmak; kalbimizde, yüreğimizde, gönlümüzde, ruhumuzda, yaşantımızda O’nu bütün Yârların üstünde yâr kılmaktır. Çünkü bu dünya sadece geçici bir dinlenme yeri ve bir misafirhanedir. Bu misafirhanenin dertleri, kederleri, üzüntü, sıkıntı, zorluk, meşakkat ve eziyetleri O’nun rahmeti olmasa nasıl çekilecek? O’nun gibi bir yardan yoksun olan nasıl yaşayabilir ki bu dünyada? “Madem her yer misafirhanedir; eğer misafirhane sahibinin rahmeti yar ise, herkes yardır, her yer yarar. Eğer yar değilse, her yer kalbe dardır ve herkes düşmandır.” (Bediüzzaman Said–i Nursi Rahmetullahi Aleyh; 16. Mektubun Zeyli) O’nun tüm Müslümanlar için Yar olması dua, dilek ve temennisiyle…Naşit Tutar (inzar Dergisi 43. Sayı)

  22. Ölmekte güzeldir…

    Iki sinif insan var ki; ölümü severler, ölmek isterler. Birincisi aGir hastadir, tedavisi mümkün görülmüyor, her geçen gün izdirabi biraz daha artiyor, sancilari çoGaliyor, bütün ihtiyaci yataGinda görülüyor. AGri kesicilerle bir iki saat sancilarini dindirebiliyor ve sancilar dinince de sanki dünyalar onun oluyor. Çok iyi biliyor ki o sanci ve aGrilar gene gelecek. Bunlar, sihhatin ne büyük nimet olduGunu çok iyi bilirler am ais isden geçmistir. Hadis-i serif?te buyuruluyor: ??Bes sey gelmeden önce bes seyin kiymetini biliniz. Bunlardan bir tanesi de, hastalik gelmeden önce sihhatinizin kiymetini bilin.?? Bir baska Hadis-i serif?te de buyuruluyor: ??Iki büyük nimet var, insanlar bunlarin kiymetini bilmiyorlar. Kaybettikten sonra bilecekler deGerini ama neye yarar? Birisi sihhat diGeri ise bos vakittir.?? Böyle bir halde olan hasta için, her saat bir ölüm demektir. Sabredip, ölümü temenni etmemesi daha iyi olduGu halde, sabri tükenir ve her saat ölmektense bir defa ölmek daha iyi diye ölmek ister. Ikincisi ise, ölümü Rabbine ve sevdiklerine kavusmak için ister, hasret dayanilmaz hale gelmistir, ayrilik atesi içini yakmaktadir. Ibni Abdi Rabbih bir talebesine sorar: ?? Cennet?i seviyor musun??? O da ??Kim Cennet?i sevmez ki??? Diyor ki; ??Öyle ise ölümü de sevmelisin. Çünkü Cennet?e giden yol ölümden geçiyor, ölmeden Cennet?e girmek mümkün deGildir?? Ebu Süleyman Darani buyuruyor: ??Meleklerin en üstünü Cebrail aleyhisselamdir, en faziletlisi o olduGu için bütün peygamberlere vahyi o getirmistir. O?nu daha çok sevmek gerekirken ben, Azrail aleyhisselami daha çok seviyorum. Çünkü Rabbime ve sevdiklerime beni o kavusturacaktir.?? Abdullah Bin Mubarek hazretlerinin talebelerinden birine rüyasinda, hocasinin bir sene ömrü kaldiGini söylerler. Talebe de gördüGü rüyayi sabahleyin hocasina anlatarak ??Efendim sizin bir sene ömrünüzün kaldiGini söylediler?? Mubarek hazretleri bir ah çekerek ??Bir sene daha bekleyecek miyiz??? diyerek üzüntüsünü ifade eder. Sehli Tüsteri Hazretlerine sorarlar: ?? Efendim siz yarin ölmek ister misiniz??? O da ??Hayir?? diye cevap verir. ??Peki ya ne zaman?? diye sorar karsidaki. O da söyle der ??Hemen simdi.?? ??Hadis-i serif?te; (Ölümü temenni etmeyiniz) buyuruluyor, siz niçin temenni ediyorsunuz denince buyurdu ki, ??Onu Eshab-i Kiram?a buyurmus, onlar yasadikça sevaplari artiyordu, bizim ise günahlarimiz artiyor. Bizim ticaretimiz zarar ediyor, zarar eden bir dükkanin bir an önce kapanmasi gerek. Zararin neresinden dönülse kârdir.??

  23. Ölüm gelmeden önce, yapacak işi bilmeli

    İmam-ı Rabbani hazretleri, 1. Cildin 210. Mektubunda, kendisinden nasihat isteyen bir talebesine şöyle buyuruyor;…Nasîhat istiyorsunuz. Yavrum! Bu bozukluğum ve dünyâya dalmış hâlim ve bilgisizliğim ve başarısızlığım ile, size nasîhat vermeğe kalkışmakdan hayâ ederim, utanırım. Fekat, emr-i ma’rûfdan kaçınmakdan da korkarım ki, hasîslik ve alçaklık yapmış olmıyayım. Bunun için, birkaç kelime yazmağa kendimi zorluyorum. Yavrum! Dünyâda kalmak zemânı pek azdır. Bu kısa zemânın çoğu da boş yere geçmiş bulunuyor. Pek azı kalmışdır. Âhıret zemânı ise sonsuzdur. Orada başa gelecek şeyler, bu birkaç günlük işlere bağlıdır. Bundan sonra, yâ sonsuz ni’metler, zevkler veyâ bitmez tükenmez azâblar, acılar vardır. Muhbir-i sâdık, ya’nî hep doğru söyleyici, bunları haber vermişdir. Elbette olacaklardır. Aklı olan kimsenin, durmadan çalışması lâzımdır. Yavrum! Ömrün en kıymetli zemânları, boş yere geçdi. Allahü teâlânın düşmanı olan nefsin isteklerini yapmakla tükendi. Şimdi, ömrün en kıymetsiz, başarısız zemânı kaldı. Artık, bununla da, Allahü teâlânın beğendiği işleri yapmaz, kuvvetli zemânda elden kaçırılanı, kuvvetsiz, kıymetsiz zemânda yakalayamaz isek ve az bir emekle ve kısa bir sıkıntı ile, sonsuz râhat ve ni’metlere kavuşmaz isek ve sayısız çirkin işlerimizi, az bir iyi işle örtmez isek, yarın kıyâmet gününde, Allahü teâlânın huzûruna ne yüzle çıkabiliriz? Oraya ne özr ve behâne götürebiliriz? Bu gaflet uykusu ne vakte kadar sürecek. Gaflet pamuğu kulaklarda ne kadar kalacak? Birgün, gözlerden perdeyi kaldıracaklar. Kulaklardan gaflet pamuğunu çıkaracaklar. Fekat, fâidesi olmıyacak. O zemân pişmânlıkdan, utanmakdan başka yapılacak şey olmıyacak. Ölüm gelmeden önce, yapacak işi bilmeli. Yüzü ak olarak, Allahü teâlâyı özliyerek cân vermelidir. Önce, i’tikâdı düzeltmek lâzımdır. Dinden olduğu tevâtür yolu ile, ya’nî çok kimselerin söylemesi ile zarûrî olarak bilinen şeylere inanmak elbette lâzımdır. Bundan sonra, fıkh kitâblarında yazılı olan şeyleri öğrenmek ve yapmak zarûrîdir. Bundan sonra da, tesavvuf yolunda ilerlemek gelir. Fekat bu, kimsenin bilmediği şeyleri öğrenmek, kimsenin görmediği gizli şeyleri görmek için de değildir. Nûrları, renkleri görmek için değildir. Bunlar oyun, keyf verici şeylerdir. Herkesin gördüğü şeyler ve renkler yetişmiyor mu ki, bunları bırakıp da, riyâzetler, sıkıntılar çekerek, bilinmiyen şeyler ve renkler aranılsın? Bu şeyler ve renkler de, o şeyler ve renkler de, hep Allahü teâlânın yaratdığı şeylerdir ve Onun varlığını ve yaratıcı olduğunu gösteren işâretlerdir. Bu madde âleminde bulunan güneş ve ay ışıkları, Âlem-i misâldeki nûrlardan, renklerden katkat dahâ üstündür. Fekat, bunlar her zemân görüldükleri için ve âlim de, câhil de gördüğü için, kıymet verilmiyor, herkesin bilmediği, görmediği nûrlar aranıyor. Fârisî mısra’ tercemesi:
    Kapı önünde akan su, bulanık görünür!

  24. Mü\’min İçin Ölüm Terhistir

    Bediüzzaman\’ın mutluluk modelinde insanın en temel zaaflarından biri ölüm hakikatidir. Çünkü binlerce yıllık insanlık tarihinde çok şey değişmesine rağmen ölüm değişmedi. Bediüzzaman\’a göre insan fıtraten ebediyeti istemesine rağmen, şu veya bu şekilde ecel celladı tarafından başı kesilen bir idam mahkumuna benzer. Bu anlamda dünya idamlıklar koğuşunu hatırlatır. Bu koğuşta bulunan bütün insanlar kesin olarak idam edilecekler. Bu idam kararını bozmanın tek yolu iman vesikası almaktır. İman vesikası alan için ölüm görünürde idam olmakla beraber, hakikatte sonsuzluğa kavuşmaktır.
    Bediüzzaman Kur\’ân Şakirdi için ölümün idam olmadığını şu örnekle açıklar: "Meselâ, burada, gözünüz önünde bir darağacı dikilmiş. Onun yanında bir piyango-fakat pek büyük bir ikramiye biletleri veren-dairesi var. Biz, buradaki on kişi, alâküllihal, ister istemez, hiç başka çare yok, oraya davet edileceğiz, bizi çağıracaklar. Ve çağırma zamanı gizli olmasından, her dakika ya "Gel, idam biletini al, darağacına çık" veyahut "Gel, milyonlar altın kazandıran bir ikramiye bileti sana çıkmış. Gel, al" diyeceklerini beklerken iki kişi gelir."Biri yarı çıplak, güzel ve aldatıcı bir kadın, elinde zahiren gayet tatlı, fakat zehirli bir helva getirip yedirmek istiyor. Diğer biri de, aldatmaz ve aldanmaz, ciddî bir adam, o kadının arkasından girdi. Dedi ki: "Size bir tılsım, bir ders getirdim. Bunu okusanız, o helvayı yemezseniz, o darağacından kurtulursunuz. Bu tılsımla o emsalsiz ikramiye biletini alırsınız. İşte, bu darağacında, zaten gözünüzle görüyorsunuz ki, bal yiyenler oraya giriyorlar ve oraya girinceye kadar o helvanın zehirinden dehşetli karın sancısı çekiyorlar. Ve o büyük ikramiye biletini alanlar çendan görünmüyorlar ve zahiren onlar da o darağacına çıktıkları görünüyor. Fakat onlar asılmadıklarını, belki oradan kolayca ikramiye dairesine girmek için basamak yaptıklarını, milyonlar şahitler var, haber veriyorlar. İşte, pencerelerden bakınız. En büyük memurlar ve bu işle alâkadar büyük zatlar yüksek sesle ilân ediyorlar ve haber veriyorlar ki, o darağacına gidenleri aynelyakin gözünüzle gördüğünüz gibi, bu ikramiye biletini tılsımcılar aldıklarını hiç şek ve şüphesiz, gündüz gibi kat\’î biliniz" dedi.(Nursi(S), s. 131-2)
    Bu temsildeki aldatıcı kadın dünyanın meşru olmayan lezzetleridir. Bu lezzetler ise görünürde helva veya bal gibi iştah çekici olsa da gerçekte zehirlidir. Meşru olmayan lezzetlerdeki elem bir zehir gibi yiyenleri rahatsız eder. Bediüzzaman\’ın ifadesiyle "haram sevmekte, bir kıskançlık elemi ve firak elemi ve mukabele görmemek elemi gibi çok ârızalarla o cüz\’î lezzet zehirli bir bal hükmüne geçer…"(Nursi(Ş), s. 186) Bundandır ki, temsilde zehirli helvanın tesiriyle çekilen dehşetli karın sancısı meşru olmayan lezzetlerdeki, kıskançlık, ayrılık, karşılık görememek ve günah duygusundan gelen elemlere işaret eder. Büyük ikramiye almak, iman vesikası ile sonsuz kıymetteki ebedi mutluluk diyarı Cenneti kazanmaktır.
    Ölümün kaçınılmazlığına rağmen birçok insan gafletle bu dünyada ebedi kalacakmış hissi içinde kendini kandırır. Her insan geçmişin hatıraları ve geleceğin hayalleri üzerine kurulu pek geniş bir ömre sahip olduğunu zanneder. Oysa onun hakiki ömrü sadece içinde "bulunduğu an"dır. Aklen ölümlü olduğunu bilen, fakat hissen sonsuza dek uzanacak gibi hayali bir ömrünün var olduğunu zanneden insanı, Bediüzzaman devekuşuna benzetir. Devekuşu "avcıyı görür, uçamıyor; başını kuma sokuyor, ta avcı onu görmesin. Koca gövdesi dışarıda; avcı görür. Yalnız o, gözünü kum içinde kapamış, görmez."(Nursi(S), s. 155) Aynen bu misaldeki gibi ölümü düşünmeyip başını gaflet kumuna sokanlar da ecel celadının elinden kurtulamayacak.
    Kur\’ân Şakirdi gafletle ölümü unutmak yerine, ölümlü olduğunu daima hatırlayarak enaniyetten vazgeçip ihlasla Rabb\’ine iltica eder. Çünkü "lezzetleri acılaştırıp tahrip eden ölümü çok zikrediniz." (Nursi(L), s. 167) hadisi bu noktaya işaret eder. Bu nedenle Bediüzzaman\’ın stratejisi her şey üzerindeki fena damgasını okumak ve okutmaktır. Böylece her şeyin ve kendi vücudunun kaybolup gideceğini anlayan bir nefis, Rabb\’ine ilticaya mecbur olur.
    Ölmek terhis olmaktır
    Bediüzzaman\’a göre ölüm ya tesadüfi bir idam veya İlahi bir terhistir. Bu anlamda felsefe talebesi ve Kur\’ân Şakirdi ölüme farklı manalar yükler. Felsefe talebesi için kainatta olup biten her şeyi açıklayan sihirli kelimelerinden biri tesadüftür. Aslında kendisi de tesadüfün çocuğudur. Bütün tesadüfler nasıl olmuşsa hep onun kara talihini yenmiş ve ona bu dünyayı bir saray gibi hazırlatmıştır. Dünyaya tesadüfi bir anne babadan, tesadüfi bir zamanda doğan bir felsefe talebesi yine tesadüfi bir olayla ve tesadüfi bir anda ölüp kaybolacaktır. Bundandır ki birbirlerine bol şanslar dileyerek tesadüflerin iyiye gitmesini temenni ederler. Gerçi bu dileklerinin etkili olması bile tesadüfi bir olgudur.
    Oysa Kur\’ân Şakirdi için tesadüf diye bir şey yoktur. Her şey hatta yere düşen bir yaprak dahi sınırsız ilim, nihayetsiz kudret sahibi Basir ve Sem\’i olan biri tarafından gerçekleştirilir. O her an iş başında ve her yerde icraatını ve sanatını tecelli ettirir. Bir şeyin olmasını istediğinde "ol" der, o da oluverir. Zorluk ve kolaylık O\’nun için söz konusu değil. Hem O sınırsız rahmet sahibi ve nihayetsiz nimet malikidir. Hayat O\’nun Hayy isminden geldiği gibi ölüm dahi Yümit isminin bir eseridir. "Yani, mevti veren Odur. Yani, hayat vazifesinden terhis eder, fâni dünyadan yerini tebdil eder, külfet-i hizmetten âzâd eder. Yani, hayat-ı fâniyeden, seni hayat-ı bâkiyeye alır." Bundandır ki, Kur\’ân şakirdine der:"sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in\’idam değil. Belki, bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır. Saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır."(Nursi(M), s. 220-221) Onun için "Ey biçareler! Mezaristana göçtüğünüz vakit, \’Eyvah, malımız harap olup sa\’yimiz hebâ oldu. Şu güzel ve geniş dünyadan gidip dar bir toprağa girdik\’ demeyiniz, feryat edip me\’yus olmayınız. Çünkü sizin her şeyiniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir. Hizmetinizin mükâfâtını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zât-ı Zülcelâl sizi celp edip yeraltında muvakkaten durdurur, sonra huzuruna aldırır. Ne mutlu sizlere ki, hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz bitti; rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Hizmet, meşakkat bitti; ücret almaya gidiyorsunuz."(Nursi(M), s. 221) "Yani, ticaret ve memuriyet için, mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp, vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra, yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelâllerine dönecekler ve Mevlâ-yı Kerîmlerine kavuşacaklar. "(Nursi(M), s. 222)
    Oysa felsefe talebesi için kabir, "bir idam-ı ebedî kapısı, yani hem kendisini, hem bütün sevdiklerini idam edecek bir darağacıdır. "(Nursi(S), s. 128) Ölüme yüklenen bu manalar her an ölme ihtimali olan insanın saadetiyle doğrudan alakadardır. Bediüzzaman Kur\’ân Şakirdi (birinci adam) ile felsefe talebesinin (ikinci adam) ölüm tehlikesini algılamalarındaki temel farklılığı şu örnekle açıklar: "Şu karyede, yani Barla\’da, iki adam bulunur. Birisinin yüzde doksan dokuz ahbabı İstanbul\’a gitmişler, güzelce yaşıyorlar. yalnız bir tek burada kalmış. O dahi oraya gidecek. Bunun için şu adam İstanbul\’a müştaktır. Orayı düşünür, ahbaba kavuşmak ister. Ne vakit ona denilse, \’Oraya git\’; sevinip gülerek gider. İkinci adam ise, yüzde doksan dokuz dostları buradan gitmişler. Bir kısmı mahvolmuşlar. Bir kısmı ne görür, ne de görünür yerlere sokulmuşlar. Perişan olup gitmişler zanneder. Şu biçare adam ise, bütün onlara bedel, yalnız bir misafire ünsiyet edip teselli bulmak ister. Onunla o elîm âlâm-i firakı kapamak ister.
    "Ey nefis! Başta Habibullah, bütün ahbabın, kabrin öbür tarafındadırlar. Burada kalan bir iki tane ise, onlar da gidiyorlar. Ölümden ürküp, kabirden korkup başını çevirme. Merdâne kabre bak, dinle, ne talep eder? Erkekçesine ölümün yüzüne gül, bak, ne ister. Sakin gafil olup ikinci adama benzeme."(Nursi(S), s. 155)
    Kur\’ân Şakirdi ölümü bütün sevdiklerine bir kavuşma vesilesi ve kabir kapısını saadet saraylarına açılan bir kapı olarak görür, imanın derecesine göre ölüm düşüncesinden gelen korkudan emin olur. "Onun içindir ki, ölümün hakikatini gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler, daha ölüm gelmeden ölmek istemişler."(Nursi(S), s. 28)
    Kaynakça:
    Nursi, Bediüzzaman Said(L): Lem\’alar, Yeni Asya Neşriyat, Germany 1994.
    Nursi, Bediüzzaman Said(M): Mektubat, Yeni Asya Neşriyat, Germany 1994.
    Nursi, Bediüzzaman Said(S): Sözler, Sözler Yayınevi, İstanbul 1994.
    Nursi, Bediüzzaman Said(Ş): Şualar, Yeni Asya Neşriyat, Germany 1994

  25. Bu kitabı ve bu hikayeyi pek çok kardeşimiz gibi ben de biliyordum fakat böylesine anlatmak çok farklı bir anlama ve okuma neticesinde olsa gerek. Bu güzel yazı için (eğer duyarsa beni)  ÖMER SEVİNÇGÜL\’E ve bu paylaşımınız için de size teşekkürlerimi borç bilirim…
    Selametle…

  26. Bir de eğer emeğinizie saygısızlık olmazsa Ömer beyin bu yazısını ben de yayınlamak isterim.Hakkınızı helal edin. Kolay gelsin!

  27. Saat hangi dakikada durur?Günlerden hangi gündür?Mevsim kış mıdır, bahar mı?Yer yerindedir de benim yerim kaymıştır ayaklarımın altından.Son denilen andır.
     
     
    Günahımı bildikçe acizliğimi biliyorum.Acizliğimi bildikçe kendimi biliyorum.Kendimi bildikçe Rabbimi biliyorum
    SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM A.E.O.

  28. EVET KEMİK GİBİ BİR KURU AĞACIN UCUNDAKİ TEL GİBİ İNCECİK BİR SAPTA GAYET MÜNAKKAŞ MÜZEYYEN BİR ÇİÇEK VE GAYET MUSANNA VE MURASSA BİR MEYVE ELBETTE GAYET SAN ATPERVER MU CİZEKAR VE HİKMETTAR BİR SANİİN MEHASİN-İ SAN ATINI ZİŞUURA OKUTTURAN BİR İLANNAMEDİR.SÖZLER.DUALARINIZ VE DUALARIMIZ LA VESSELAM KARDEŞİM.

  29. BILIYOR MUSUN SEN KIMSIN?.. SEN, “Siz insanlar için çikarilmis en hayirli bir ümmetsiniz, iyiligi emreder, kötülükten vazgeçirmege çalisirsiniz.. Çünkü Allah’a inaniyorsunuz..” Fermaninin sahibisin!.. SEN, “Alemlere rahmet olarak gönderilen” ve dehsetli mahser günü herkesin “Nefsi! Nefsi!” diye çirpinacagi bir zamanda, secdelere kapanip; “Ümmetimi isterim Ya Rab!.. Ümmetimi bagislamadikça kalkmam” diye feryad edecek olan Habib-i Kibriya’nin ümmetisin!.. SEN, Resûlullah’in ashabina; “Orduya yardim ediniz” dedigi zaman, bütün servetini alip getiren ve Peygamberin “Çocuklarina ne biraktin?..” sorusuna; “Allah’i ve Resûlünü biraktim Ya Resûllullah!” cevabini veren Hz. Ebûbekir’in yolundasin!.. SEN, Devlet reisi oldugu halde, içi su dolu bir tulumu sirtina yüklenerek halk içinde dolasan ve oglunun; “Babacigim, niçin böyle yapiyorsun?” sorusuna; “Oglum! Nefsimi biraz begenir gibi oldum.. Onu zelil etmek, gururumu kirmak istiyorum” diyen Koca Ömer’in izindesin! SEN, Müslümanlar arasinda açligin ve kitligin hüküm sürdügü bir zamanda Sam’dan kendisine ait zeytinyagi, üzüm ve bugday yüklü olarak gelen bir deveyi yükleriyle beraber yoksullara tasadduk eden Hz. Osman’in ardindasin!.. SEN, Cebinde bulunan 4 dirhem servetin 1 dirhemini gizlice, 1 dirhemini açikça, 1 dirhemini gece ve kalan 1 dirhemini de gündüz , kimsesizlere sadaka olarak veren ve Allah Resûlünün; “Neden böyle yaptin ?”suâline “Belki Allah bunlarin birini olsun kabul eder düsüncesiyle diyen Hz. Ali’yi takip edensin! SEN, Allah yolunda cihada çikan ve karsisinda ATLAS Okyanusunu görünce, devesini dizlerine kadar denize sürerek, kilicini çekip; “Ya Rabbi! Sahid ol! Önüme su uçsuz bucaksiz derya çikmasaydı senin sanini daha ileriye götürürdüm!” diyen mücahidlerin pesindesin!.. SEN, 40 sene yatsi abdestiyle sabah namazini kilan Imam-i Âzam’larin, Malazgirt Ovalarinda Allah Allah sesleriyle at kosturan ve Anadolu kapilarini müslüman Türklere açan Alp Arslanlarin arkasindasin!.. SEN, Misafir kaldigi evde gece sabaha kadar ayakta duran ve; “Biz Kur’anin bulundugu odada ayaklarimizi uzatip yatmaktan hayâ ederiz” diyen Osman Gazilerin torunusun!.. SEN, Resûllullah’in müjdesine nail olup, küfrün dogu kal’asini, istanbul’u fethederek Islam’a teslim eden, yeni bir çag açan Fatihlerin, dünyayi müslümanlardan baskasina dar gören Yavuzlarin, karalarin- denizlerin hakani Kanûnilerin neslisin!.. SEN, Istanbul’da okumaya basladigi Ezan-i Muhammediyeyi, Çaldiran ovalarinda bitiren, Tuna’da aldigi abdestin namazini Afrika çöllerinde kilan, Hazer kiyilarinda getirdigi tekbir seslerinin yankilarini Viyana kapilarinda duyan kahramanlarin evladisin!.. SEN, Vatanini, mukaddesâtini müdafaa ederken düsman kursunlarinin darbeleriyle bagirsaklari delik-desik disariya firlayan ve bir eliyle onlari karnina iterken, diger eliyle gögsünden bir baska kursunu eliyle çikarip, yaninda bulunan arkadasina; “Al arkadasim! Sag olur da dönersen, su kursunu ogluma ver! Ve O’na de ki; “Bunu sana baban son nefesinde gönderdi ve O’da ayni sekilde ogluna aktarmazsa hakkimi helal etmem! “ dedi diye ulvî ruh örnekleri veren sehitler kafilesinin çocugusun!.. ISTE SEN BUSUN!.. Bu altin halkalara eklenebilecek daha binlerce halka içerisinde; Senin cevherin, aslin astarin, esasin budur iste!.. Sen bu kapilar disinda baska bir kapini insani, Bu altin halkalar disinda baska bir halkanin esiri olamazsin! Namazsiz, niyazsiz, maneviyatsiz, ruhsuz, köksüz, kozmopolit, satilmis olamazsin! Allahsiz, Peygambersiz, Kitapsiz olamazsin! “Bana dokunmayan bin yil yasasin!” “Neme lazim” “Evimden uzak” “Her koyun kendi bacagindan asilir” gibi yahudi sözlerini agzinin sakizi yaparak, mücadele ve hizmet azmini yitiremezsin! Komsun aç iken, sen tok gezemezsin! Islam’in yasak kildigi günah yuvalarinda vaktini öldüremez, aile fertlerini batinin kokusmus hayat tarzina uyduramazsin! Yavrularini çagdas asrin zihniyetine terkedip, cehenneme talip olamazsin! Sen kainatin en üstün varligi olarak yaratildin, buna layik olarak cennet bahçelerine talip olmalisin.. Hem burada… Hem orada.. YOLUN AÇIK OLSUN!..
    selam ve dua ile cankardeşim  halk gününde indirimlerinden yararlananlanlar olalım inş.:)

  30.  HAKİKİ ZEVK VE EKEMSİZ LEZZET VE KEDERSİZ SEVİNÇ VE HAYATTAKİ SAADET YALNIZ İMANDADIR VE İMAN HAKİKATLERİ DAİRESİNDE BULUNUR.İMAN HEM NURDUR HEM KUVVETTİR HAKİKİ İMANI ELDE EDEN ADAM KAİNATA MEYDAN OKUYABİLİR.  DUALARINIZ VE DUALARIMIZLA RABBİM HERDAİM YAR VE YARDIMCINIZ OLSUN VESSELAM.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s