umutlarını kuyuya attığın demde bin Yûsuf tesellisidir o Gülsîma…

Geç kaldığın yerde bir Yûsuf sözlü bekler seni

O gül yüzlünün yüzünden kovulduğu andan sonra, hiç kimse ona bakmadı, hiç kimse onunla konuşmadı. Mekke’ye doğru yürüyen koca ordunun içinde, Ebu Süfyan ve oğlu yapayalnızdı. Geç kalmıştı… Geç kalmaya dair lügatlerde, meydanlarda, köşelerde, şiirlerde ne kadar acı söz söylenmiş ya da yazılmışsa, hepsi birden amansız arı vızıltıları gibi doluştu kulaklarına. Kaçırılmış şeylerin hepsi, ama hepsi, bir gülücük belki, bir güzel kucaklaşma, bir tatlı bakış, kardeşçe bir dokunuş omuzlarına indi.

Geç kalmışlıkların cümle pişmanlıkları alev alev cehennem olup yakasına yapıştı. Dudakları kurudu. Sesi iç çekişlerine söz olamadı utancından. Geç kalmışların, gafillerin, haksız yere unutanların, kadir kıymet bilmeyenlerin yanı başında, eşsiz bir kadirşinaslıkla suskunca bekleyen o “Ah!” sesi bile, korkup geri çekildi dudaklarından. “Ah ki, ah çekemediğime ah!” Çöllerin bile birbirine eklenerek anlatamayacağı, dağların omuz omuza verseler de güç yetiremeyeceği uğursuz bir uzaklığın beri ucunda kalakalmıştı Görmek istediğine görünmemek için saklandı önce. Saklanmak zorundaydı. Çünkü dostluğuna geciktiğine göstereceği yüzü bir “düşman” yüzüydü. Kimliğini taşıyan yüzü “sevilmeyesi” bir yüzdü, bakışını besleyen gözü “bakılmayası” bir gözdü, umutlarını besteleyen sözü “güvenilmeyesi” bir sözdü. Saklanması o yüzdendi, o gözdendi, o sözdendi. Huzuruna vardı. Yüzünü mahçup gölgelerden çıkarıp usulca onun gözlerine bıraktı. Gül yüzünün coğrafyasında başını sokabilecek daracık bir kuytuya da razıydı ama….

Gülleri güldüren o yüz çevrildi yüzünden. Yüz bulamadı. “Kardeşim!” deyip de sarılması ne büyük cennetti ona. Cennete alınmadı. Eskiden olduğu gibi aynı memeden aynı ılık sütü içer gibi mesafesiz bir yakınlıktı umduğu. “Süt kardeşi”nin dudağındaki tek bir kıpırtı dağ gibi pişmanlıkları yıkabilirdi. Kirpiklerinin ucundan yol bulacak tek bir müşfik bakış, yüreğinin bütün yangınlarına su olabilirdi. “Benden yüzünü çevirince, yüzünü çevirdiği tarafa geçtim. Yine yüzüme bakmadı, öbür tarafa çevirdi yüzünü. Utandım. Yakın uzak her şey beni sıkmaya başladı. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ona çok sıkıntı vermiş, çok kırmıştım. O benden yüz çevirince, dostları da yüz çevirdi.” Gülücüklerimizin hepsini borçlu olduğumuz o yüz, o sabah, Ebu Süfyan bin Hâris’e dönmedi. O gül yüzlünün yüzünden dostluk görmeyi en çok istediği, en çok hak ettiği kişiydi. Amca oğluydu. Süt kardeşiydi. Çocukluk arkadaşıydı. Ne yazık ki O’nun müjdeli çağrısını ilk reddedenler arasında oldu. Bu çağrıyı O’nu dostlarını aç ve susuz bırakarak susturmak isteyen zorbaların yanında yer aldı amcasının oğlu. Daha da ileri gidip O’nu aşağılayan şiirler yazdı. O gül yüzlünün yüzünden kovulduğu andan sonra, hiç kimse ona bakmadı, hiç kimse onunla konuşmadı. Mekke’ye doğru yürüyen koca ordunun içinde, Ebu Süfyan ve oğlu yapayalnızdı. Ebubekir’e [ra] koştu önce.. Sonra Ömer’e [ra]… Cevapları aynı oldu: “Allah’ın elçisinin yüz çevirdiği kişiye ben dost olamam…” Olmadı.

Amcası Abbas’a [ra] yalvardı. “Sana yakınlık gösterirsem, onu üzmekten ve kırmaktan korkarım…” cevabı umutlarının kanatlarını kırdı. Ali’ye [ra] gitti en sonunda. Sızlandı. Sızlandı. Ali’den [ra] de çare yoktu. Utancı kaldı sadece yanında. Neden sonra, Ali [ra] yaklaştı. Çareyi fısıldadı. Çöllerin hepsini kurutan, dağları yerinden oynatan bir umuttu dudağından dökülen: “O’na arkasından yaklaş ve Yusuf’a [as] kendisini kuyuya atan kardeşlerinin en sonunda pişmanlıkla söylediğini söyle….” Geç kalan adam, yüzünden yüzünü sakınan Gül Yüzlü’ye yaklaştı. Fısıldadı. Bir ayetti nefesine sımsıcak dolanan, sesine terü taze umutlar saran: “Vallahi, Allah seni bize üstün kıldı; biz sana yaptıklarımızla hatta ettik, suçluyuz.” [Yusuf, 91] Gül yüzlü ilk defa çevirdi yüzünü süt kardeşine. Geç kalan adam ilk defa sevindi. Ama utancı daha ağırdı. Yüzü yerdeydi. Yûsuf’un [as] kardeşlerine söylediği söz yeniden ete kemiğe büründü Muhammed [asm] diye göründü, utançla kanayan kardeş yüzüne serin bir gül tesellisi olup dokundu: “Bugüne kadar yaptıklarınızdan kınanmayacaksınız. Allah sizi bağışlasın. O merhametlilerin en merhametlisidir.” [Yusuf, 92] Geç kaldığın yerde bin Yûsuf tecellisidir; umutlarını kuyuya attığın demde bin Yûsuf tesellisidir o Gülsîma…

senai DEMİRCİ
Reklamlar

22 Yanıt

  1. sa.yazıda güzel..ama başlık harika..hayırla kalın..

  2. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla  
    UMUDUN KADAR VARSIN
     
             Umudun varsa, gün uğurlar, karanlıklar dehlizindeki gecelerini, bahar umudunun büyüklüğünde bir buket bırakır yüreğine…
    Gözlerin umut ettiğin kadar uzakları görür. Sükûnetin umut ettiklerini haykırıverir derinliklerinde… Umudun varsa kavurucu güneşlere baş kaldıracak yeterlilikte, koylar bambaşka sarmalar hislerini. Deniz dalgalarını fedakârlığın tepelerinden aşırıp ayaklarının altına serer. Okyanus kusursuz fırtınalarını gömer bağrına, yüreğindeki umudunla ancak deli rüzgârların yönünü bambaşka bir iklime savurursun. Yeri ve zamanı geldiğinde yıkıp geçen tayfunların kolundan tutup, hoşluğu yudumlatan meltemlerin kapısına bırakır, bir tutamda olsa avuçlarında kalmış umut…
             Umudun varsa, ellerin hiç titremeden uzanır, her şeyin alnına müptela semaya, dizlerin dermansızlık bilmeden koşmanın neşesini yudumlar, görülmemiş başkalıklar bir bir dökülür beklemekte ısrar ettiğin rıhtımın sancaklarına. Bulutlar çekinmez rahmet yüklerini kucağına boşaltmaya, çaresizlik bile bir gün uğramaz, kaybedeceğin sandığın zamanlarda gönlünün umut çiçekleriyle süslenmiş kapılarına. Toprak bile koynuna bıraktığını değil, umut ettiğini doldurur avuçlarına, yorgun düşen yüreğini tutup çıkarır bitti hükmü verilmiş zamanın bağrından… Umut işte öyle bir şey ki, umulmadık bir anda beliriveriyor, çok uzak sanılan bilakis tamda derinliklerimizde çırpınan bir yüreğin serin ve mutluluk dolu koylarında…
             Umudun varsa, atılan taşları bile hissetmezsin simanda, kör kuyuların karanlıkları bile ürkütmez seni, nehirlere teslim edersin masumiyetini, ateşler dokunmaz umudu hisseden yüreğinin surlarına, ayrılığın dağladığı gözleri, umudun serinliği ışığa kavuşturur, yaraların esir aldığı bedenin umududur, faniliği kemirenlerin takatlerini kesen, bir çarmıhtan koparılıp, ötelerin kapısına getiren umudundur.
             Umut ki, gidilecek olanın kapısındaki eşiğin parkelerinde bekleyen tek solmayan güldür, zor sanılan yolların taşlarını söküp kenara sürükleyen bir yeldir, hazan mevsimindeki bahçelerin çitlerini hazan gülleriyle süsleyen, şafaklardan siyah bulutları silip, maviliğin berraklığını döşeyen, gönülleri kuytu uykularından alıp, mutluluğun hazzıyla süsleyendir.
             İşte sen ey her şeyi kendine dert edinen yüreğim, bil ki, umudun olduğu müddetçe yalnız kalmazsın, şimdi sil gözyaşlarını, sen şu faniliğin koylarında umudun kadar varsın…
      İlknur DOĞANAY  
    selam ve dua ile gül kardeşim…Adını taşıdığın gül yüzlü Peygamberimin şefaatine nail olursun inş…paylaşım için Rabbim razı olsun…

  3. Salât ve selam olsun sana Ey Gül yüzlü Gül Peygamberim umutlarım kırık dökük…
    tek sağlam kalan umudum sana ulaşmak ya Rasul…
    kavuşmak lakin içimde bin bir korku …
    bize yüz çevirme ey Rasul…
    Kırık dökük, kirli paslı bir gönül taşıyorsam bile, Gönlümün en temiz yerini sana ayırdım Efendim. İsterdimki gönlümün bütün odaları tertemiz olsun Senin Sevginle Senin nurunla dolu olsun.
     
    selam ve dua üzerinize olsun…

  4. Bizi Tanımaz Oldun

    Bir Ramazân-ı şerîf ayında türbesinin inşâsı sırasında bu işle meşgul olanlar, oruç olmaları sebebiyle kabri yanında ona karşı lâzım olan edebi tam gösterememişlerdi. Türbe inşâsında çalışan ustalar edebe uymayan şekilde ayaklarını uzatarak oturmuşlardı. Yine bir defâsında kabri yanında böyle ayaklarını uzatıp oturdukları sırada, Sâfî Efendinin rûhâniyeti kendi sûretinde gözüktü. Ayaklarını uzatıp oturanlara tebessüm edip, aralarından İbrâhim adındaki kimseye; "İbrâhim Bey! Artık sen büyüdün bizi tanımaz oldun." dedi. Hemen yerinden fırlayıp; "Aman efendim ben kimim ki sizi saymayayım." diyerek, ağladı. Çok gözyaşı döktü. Sonra ayaklarına kapanıp affetmesini istedi. O böyle ağlayıp yalvararak affetmesini isteyince onu affetti. Kendinden öyle geçmişti ki, affedilince kendini toparlayabildi. Artık bu hâdiseden sonra türbenin yanına yaklaşırken tâ uzaktan ayakta durarak edep gösterirdi. Bu menkıbeyi yazan müellif şöyle demektedir: Bunu anlatmaktan maksadım nefsin terbiyesi içindir. Allahü teâlânın sevgili kulu olan bir mürşid-i kâmil, yetişmiş ve yetiştirebilen bir rehber, mahâretli, mesleğinde mütehassıs bir doktor gibidir. Talebesinin ıslahı ve yetişmeleri için ne lâzım olursa, ona göre muâmele eder. Kimisine sert muâmele eder. Çünkü iltifat ona zararlıdır. Bâzısına da yumuşak muâmele eder. Her talebe meşrebine, yapısına, huyuna göre terbiye edilir. Eğer bunun tersi yapılırsa, rehber ne kadar mâhir olursa olsun talebe onu herhangi bir sûretle inkâra kalkışır. Buna gücü yetmezse istikâmetine zarar verir. Güneş her meyveye ve bitkiye yapısına göre parlar. Meyve tatlı ise tadını, acı ise acılığını artırır. Mürşid-i kâmiller de talebenin meşrebine, hâline bakıp ona göre yetiştirirler.

  5. bir YÛSUF olmak…
    yusuf olmaya talip oluruz ;ama kuyularımızı kendimiz kazarız derunumuza…inen kovaların aydınlığa vesile olduğunu düşünmeyiz,yakub’un sesini duyarız sessizlikte de ,sesin sözüne kulak asmayız.korkarız yüreğimizin sesinden, kulaklarımızı tıkarız ,/içimizde yankılanan sesin müjdesini duyamayız/sonra da karanlıktan şikayet ederiz….kara kara düşünürüz,gün ağarırken, biz kuyumuzda güneş’ten bihaber ağlarız,ağlarız…..
    Yusuf’san önce sevmekle başlayacaksın çileye…Öyle bir seveceksin ki; şüphe olmayacak içinde.Öyle saf, öyle temiz olacak işte.En yakınların kesecek başını…En yakınların itecek seni karanlıklara…En yakınların yakacak her zerreni.Ve sen güzel görecek, güzel bakacaksın her şeye…
    BU GÜZEL KONU VE PAYLAŞIMIN İÇİN RABBİM SENDEN RAZI OLSUN KALBİ MUHABBETLERİMLE SELAMETLE KAL CAN AHMET…

  6. İYİ GÜNLER DİLERİM AHMET ABİ

  7.       

    Sevgi,Allah ın bizi sevmesini dilemektir. Sevgi, Peygamberimize "Habibim" hitabıdır Allah-u Tealâ nın. Sevgi, Ali İmran suresinde, "Eğer beni seviyorsanız Habibimi sevin ve O nu dinleyin ki, Ben de sizi seveyim ve affedeyim" ayetidir. Sevgi, Rabbimizin "Habibim, sen olmasaydın kainatı yaratmazdım " ifadesidir. Sevgi, Cennetin kapısında "La İlahe İllAllah Muhammed (s.a.v.) Rasulullah" yazmasıdır. Sevgi, Hazreti Adem in, "Ya Rabbi, Muhammed (s.a.v.) kulun hürmetine beni affet" duasıdır. Sevgi, Efendimize bir şey olur diye mağaranın tüm deliklerini tıkadıktan sonra, tıkayacak bir şey bulamayınca son deliği de parmağıyla tıkayan Ebu Bekir in buna rağmen sabaha kadar uyuyamamasıdır. Sevgi, Sahabe Efendilerimizin her söze, "Anam babam sana feda olsun Ya RasulAllah" diye başlamalarıdır. Sevgi, Canların canı uğruna canından geçmeyi cana minnet sayan Hazreti Ali nin, O nun yatağına tereddütsüz yatmasıdır. Sevgi, Hazreti Ömer den yağmur duası istendiğinde hemen Hazreti Abbas ın elinden tutup yukarı kaldırarak, "Ya Rabbi bu elini tuttuğum Rasulullah ın amcasıdır, onun yüzü suyu hürmetine yağmur ver" duasıyla, daha eller inmeden yağmurun başlamasıdır. Sevgi, Kendisinden Miraç hakkındaki fikri sorulduğunda Hazreti Ebu Bekir in, "Eğer O söylüyorsa mutlaka doğrudur" tasdiğidir. Sevgi, "Biliyorum ki sen bir taşsın, bir işe de yaramazsın, değimli ki O seni öptü" diyerek Hazreti Ömer in Hacer’ül Esved’i öpmesidir. Sevgi, Kendilerine mahsus bir mezarı bile çok gören Hazreti Hamza ve Abdullah bin Cahş’ın Uhud’un bağrında sırt sırta aynı mezarda yatmasıdır. Sevgi " Zeliha’yı Yusuf’a aşık oldu diye ayıplayan kadınlar, benim Efendimin sadece parlak alnını görselerdi, bıçakları parmaklarının yerine sinelerine saplarlardı da, acı bile duymazlardı" ifadelerinde saklıdır Hazreti Aişe’nin. Sevgi, Efendimizi evinde misafir etmekle şereflenen Eyüp El Ensari’nin, ya sesten rahatsız olursa diye altı ay uyuyamamasıdır. Sevgi, Bu duygu ve düşüncelerle adını dahi duymadığı coğrafyalara Allah ve Rasulünün adını duyurmak için yardan, anadan, arkadaştan geçmektir Sevgi, Hasılı sevgi, Allah ve Rasulü nün bizatihi kendisidir !.. 
     Selam olsun O\’nun doslarına.. ALLAH(c.c.)ziyaretinizi kabul eylesin.S.A.Dualarımla Cankardeşim

  8. ALLAH razı olsun çok  guzel bır paylaşım…

  9. “Her şeyimi bir yangında kaybettim” diyen birine, bilge bir zat “ben de sandım ki sen ümidini kaybetmişsin. Ümit ile her şeyi kazanabilirsin ama kork ki ümidin giderse asıl o zaman bitersin” demiştir. Gözümüzü, kapadığımızda bile rüya vasıtasıyla ya da hayal ile aydınlık bir dünyada yolculuğa devam ederken ümitsizlik karanlığında kendini bırakmak niye! Rabb-i Rahim’in hitabına kulak verelim. bakın ne ferman ediyor. – Allahın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez. (Yusuf, 87)- İnsanlara bir nimet, bir bolluk tattırdığımızda onunla sevinip şımarırlar. Şayet kendi yaptıkları sebebiyle başlarına bir fenalık gelirse, hemen ümitsizliğe düşerler. (Rum, 36)Bu ayetlerde ve daha başka ayetlerde ümitsizlik kâfirlerin bir sıfatı sayılmış, müminde olmaması gerektiği vurgulanmıştır. Çünkü mümin; Bediüzzaman’ın değerlendirmesine göre hedefine yürürken önüne çıkan engeller karşısında “Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin” ilahi sözünü kılıç gibi kullanmalı, ümitsizliğin başını kesmelidir. Bir hadis-i kutside "kulumun zannı üzereyim" buyuran Rabbimize itimat etmeli, rahmetini ittiham etmemeliyiz. Her şeyde bir hayır olduğunu düşünmeli "Rahmetim her şeyi kuşatmıştır" (Arâf, 156) fermanını hatırlamalıyız.MÜMİNLERİN SİGORTASI (Hasbünallahü ve ni’mel vekil)Başımıza gelecek her türlü belâ ve musibete karşı Allah bize yeter. O, ne güzel dost ve ne güzel bir vekildir “Hasbünallahü ve ni’mel vekil” diyen bir insan, Allah’a sığınır ve “Müminlere yardım etmek, bizim üzerimize hak olmuştur”(Rum, 47) ayetini hatırlar, hadiselerin dağ gibi dalgaları da olsa engellere takılmadan yürür gider. Olayları hayra yorar, hayata iyi yönden bakar "Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır" rahatlığına ulaşır.
    Ye’s hastalığına ümit ilacı sürelim.Büyük insanlar, ümitsizliğe düşüren her şeyden sakınılması gerektiğini belirtmişlerdir. Her felaket bir saadetin habercisi ise, artık bir asırdır felakete düşen Müslümanlara müjde. Zamanın çarkları İslam lehine dönüyor. “Ümitvar olunuz şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada, İslam’ın sadası olacaktır”Mehmet Akif de ye\’se acı bir ölüm nazarıyla bakar: “Atiyi karanlık görerek azmi bırakmak Alçak bir ölüm varsa eminim budur ancak.”“Gamı-tasayı bırak, iraden canlı ise! Ümit kaynağı ol, olabilirsen herkese!”Son olarak, Bediüzzaman’ın ümitsizlik ile ilgili orijinal tespitlerini istifadenize arz ediyoruz.Yeisin (ümitsizliğin) yayılması, (Ümitsizlik Müslümanların kalbine yerleşen çok dehşetli bir hastalıktır, Batılıların Müslümanları sömürge altına almalarında önemli bir etkendir. Aynı zamanda insanları kendi menfaatlerini düşünmeye sevk ederek yüksek ahlâkı öldürür.) (Tarihçe-i Hayat) Bediüzzaman, ye\’si bir ölüm sebebi olarak görür ve Mesnevî\’sinde, dört büyük hastalığı sıraladığı bir yerde onu birinci hastalık olarak zikreder. Ona göre “İnsanları canlandıran emeldir, öldüren yeistir ve yeis, mâni-i herkemâldir.”Turan Tekin
    Selamün aleyküm, çok güzel bir metin, paylaşımınız için Rabbim razı olsun, dua ve selametle Allah\’a emanet olun. Hayırlı akşamlar.

  10. En hayırlı iş nedir
    * Dünyada iken, Allahü teâlânın dinine razı olduğu şekilde doğru hizmet edenler, Allahü teâlânın kullarının müşküllerini halledenler, mahşerde, tahtlar üzerinde, kürsülerde, gölgelerde oturacaklar. Allahü teâlâ onlarla konuşacak. Onlar için ne hesap var ne azap var. * En zor iş İslamiyet�e hizmet etmektir. Çünkü Allahü teâlâ en zor işi en güvendiğine en çok sevdiğine vermiştir. Peygamberlere ve vârislerine vermiştir.* Başarının sırrı, birlik-beraberlik, dürüstlük, iyi hedef seçmektir.* Yanan bir evden birini kurtarmak çok büyük sevap olduğu halde Cehennem ateşinden kurtarmak yanında hiç kalır. Bir kişi daha yanmaktan kurtulsun diye uğraşmalı. Hiç kimse yanmasın düşüncesinde olmalı.* Müslümanlık dünya ve ahiret saadetidir. Allahü teâlânın en sevdiği şey imandan sonra kullarına hizmet etmektir.* Allahü teâlâ bir kulunu severse, ona iki şey verir. Birincisi; sevdiği bir kulunu ona tanıştırır. Eshab-ı kirama Peygamber efendimizi tanıttığı gibi. İkincisi; ona hayırlı bir iş verir. En hayırlı iş Peygamber efendimizin yaptığı iştir.* Allah�ın dinini, Allah�ın kullarının ayaklarına kadar götürmek ne büyük zevktir. * Tasavvuf, vakti, en değerli olan şeye sarf etmektir.* Tasavvuf, herkesin yükünü çekmek ve kimseye kendi yükünü çektirmemektir.* Tasavvuftan maksat, kendini zorlamadan her an Allahü teâlâyı hatırlamaktır.* İnsanın kıymeti; idrakinin, ehl-i sünnet büyüklerinin hakikatlerini anladığı kadardır.* İnsana lazım olan önce Ehl-i sünnete uygun inanmak, sonra Allahü teâlânın emir ve yasaklarına uymak, daha sonra tasavvuf yolunda ilerlemektir.* Bütün kerametleri bize verseler, fakat itikadımız düzgün değilse, hâlimiz haraptır. Eğer bütün haraplıkları, çirkinlikleri verseler itikadımız düzgün ise, hiç üzülmemeliyiz. Doğru itikad, düzgün itikad, ehl-i sünnet itikadıdır.* Allahü teâlâ insanları Cennetine davet ediyor. Davetçi olarak da Peygamber efendimizi gönderdi. Davetiye olarak da İslamiyet�i gönderdi. Fakat insanların çoğu bu davete icabet etmedi. Zaten bunun için Kur\’an-ı kerimde sık geçiyor: Ekserisi kâfir, ekserisi fasık diye. * Para, şan şöhret insanı rahatlatmaz. İslamiyet ile kontrol altına alınmazsa, insanı dünyada ve ahirette perişan eder.

  11. YIKILAMAYAN TÜRBE

    Nevşehir – Göreme yolu üzerinde bir türbe vardı. Hasan Baba Türbesi.  Nevşehir Belediyesi, şehrin çıkışındaki yolu genişletme gayesiyle, bazı tadilâtlar yaptı. Bu arada yolun genişletilmesi ve gidiş – gelişli bir yolun yapılmasına da karar verilmişti. Yol yapımı türbenin bulunduğu yeri de\’ içine alıyor ve türbenin yıkılması icab ediyordu. Fakat bir gün Belediye Başkanına bir şikâyet geldi.

    Bazı işçiler ellerinde kazma olduğu halde türbeyi yıkmak istiyorlar, fakat yıkamıyorlardı.

    Bu hâdise üzerine halk ve belediye başkanı türbenin bulunduğu mevkie geldiler ve elleriyle türbeyi yıkmak istediler. Fakat Allah Teâlâ, onun yıkılmasına müsaade etmediği takdirde nasıl yıkacaklardı. Türbeyi yıkmak için kazmayı alıp da elini kaldıran işçilerin elleri, halkın bakışları arasında havadan inmiyor ve adam yıkmaktan vazgeçip geri çekildiği zaman ise, hiçbir şey yokmuş gibi eski haline avdet ediyordu.

    Bu durum karşısında, Belediye türbeyi yıkmaktan vazgeçti ve gidiş – gelişli yol türbenin sağından ve solundan erilerek türbe iki yolun ortasında kaldı.

    Halkın, tevekkülü, çalışkanlığı ve üstün ahlâkı ile çok sevdiği ve hürmet gösterdiği bir velî idi. Sohbetleri ve güzel ahlâkı ile insanlara çok faydalı olmuştur. Gariplerin, yetimlerin ve hastaların yardımına koşar, onlara her yönden destek olurdu.

    Hasan Baba, bir gün dostlarından birisi vefât etmek üzere iken başında bulunup ona duâ etmişti. Hasta son anlarını yaşadığı sırada armut istemişti. Mevsim kıştı. Dışarda şiddetli tipi vardı. O mevsimde armut bulmak mümkün değildi. Hastanın başında bulunan yakınları ne yapacaklarını şaşırarak, Hasan Baba\’nın yüzüne bakıp; -Bize yardımcı ol, ne yapalım, hastanın bu arzusunu yerine getiremeyeceğiz." dediler. Hasan Baba çâresiz kalan ve çok üzülen bu insanlara; – Üzülmeyiniz, buluruz. Allahü teâlâ bir imkân ihsân eder. Biraz bekleyin, diyerek dışarı çıktı. Kısa bir müddet sonra elinde küçük bir armut dalı ile içeri girdi. Armut dalı üzerinde yemyeşil tâze yapraklar ve olgunlaşmış sapsarı armutlar vardı. Sanki yaz mevsiminde dalından kırılmış gibi idi. Hastanın başında bulunanlar bu hâli görünce, bu işin Hasan Baba\’nın bir kerâmeti olduğunu anladılar. Ona olan derin muhabbetleri ve gösterdiği yakın alâka hepsini ağlattı. Armutları verip, hastanın gönlünü hoş ettiler. Hasta kısa bir süre sonra vefât etti.

  12. Gelirim ey dost; ayaklarım kanasa da dikenlerden, dar kafeslerden kurtulup, kirip zincirlerimi yine Sana gelirim. Gelmesem Sana, Sensizlikten yok olurum. Yolunda ölmek icin, Seni ararken, Sende tükenmek icin gelirim. Yalinayak, basi acik dosta kavusmanin hayaliyle ciktim yola. \’Gül\’e dogru savurdu rüzgâr beni. Dagin bagrindaki atesten, kâinati isitan günesten sordum gül diyarini. "Güllerin Efendisi\’nden destur almak icin ne lâzim." dedim. O\’nun adini duyunca; dile geldi daglar ve taslar, tebessüm etti günes. Hepsi bir agizdan, "Teri gül kokan Gül Sultani\’ndan kabul görmek icin seher kapilarinin önünde kul olasin, bel kirip boyun burasin. Hakk\’a yönelip el pence divan durasin." dediler. Sonra, "insan olana saygi duyasin, kirik gönüllerde tahtlar kurasin, yarali gönüllere muhabbetinle merhem olasin." diye nasihatte bulundular. "Hakk\’in sadik dostuna, hidayetin günesine, inayetin gözbebegine, rahmetin timsaline, rububiyet saltanatinin dellâlina, kâinatin muallimine, Habib-i Zîsan\’a ve O\’nun âline ve ashabina milyon kere salât ve selâm olsun." dediler.Âh Efendim, Can Efendim, Gül Efendim!Dosta giden cile dolu yollarda, getirdigin huzura, nurunun aydinligina muhtacim. Bilirim kilâvuzu Sensin dosta cikan yollarin, haritasi Sana emanet edilmistir gül cografyasinin. Günahkâr bedenimi yüklenip aziksiz bir heybeyle, nuruna kavusmak ve sefaatine ulasmak icin yöneldim kapına. Günesin aglayarak dogdugu bir vakitte, sizlanisim vardir ney misali. Serin seherlerde uykularimi kaciran hasretin vardir. Seni ararken rüzgâra döktüm derdimi. Sessiz bir \’âh\’la kanatlandi kuslar. Agir agir akti mavi bir menzile dogru bulutlar. Kanayan gül yapraklarindan, yarali bülbüllerden geldi selâmi baharin.Hayalini kurdum binlerce yil uzaktan. Bir tebessümüne hasret kaldi günahkâr bakislarim. Sen bir serap gibisin icimin cöllerinde; yaklastikca uzaklasan, uzaklastikca yaklasan ve yakan… Hayalin bile serinliktir kavrulan ruhum icin, hayalin bile tat verir aciyan yüregime. Adin geldigi ve ismin can oldugu zaman cümlelerimin özüne, yok olur bütün düsmanliklar ve savaslar. ihtiyar dünya bin defa sahittir buna. Hz. ömer\’in öfkesi, potanda eridi Efendim. Hz. Vahsi, günahlari icin gözyasi dökmeyi Senden aldigi nâmeyle ögrendi. Gel Efendim, bir gece yarisi cesedime can olmak icin gel, damarlarima askinla dolmak icin gel! Ah Efendim, andim yine Seni her sey yâdimdan silindi.Keske hep askinla oturup askinla kalksam. Askinin odunda pervaneler gibi can verip yansam. Ebediyete ayarli kalbimi, "Ya Bâkî Ente\’l-Bâkî " sirriyla Hakk\’a hediye sunsam. Kalbini nasil yarip arindirdiysa melekler, ben de Seni rehber edinip kirlerimden arinsam. Rabbim\’e giden yolda dünyadan firar etsem, merhametinin gölgesine siginsam. ürkek ceylan misali yanina sokulsam. Bir yolunu bulsam, muhabbet menbai olan gönlüne aksam. Ve yanlis efendilere köle olmaktan ebediyen kurtulsam. Keske hep askinla oturup, askinla kalksam..Anlasam vuslata ne zaman ferman gelecek? Beni de cagirir mi caglari delen sesin? Bir dua sonrasi ay yüzünle yüzüme bakip, "Günahkâr olsan da gel!" der misin? icimdeki sancinin adi nedir, Efendim? Nedir beni bu zamansiz mekânsiz hasrete ceken, bu yüregimdeki agirlik, bu mücrim halimle ötelere duydugum istiyak da ne?Sadik dostun Ebu Bekir, öfkeye galip gelen ömer, edep tacini giyen Osman, sirrini emanet ettigin ilim kapisi Ali (r.anhum) hürmetine, beni de kucakla sefaatinle. Nerededir gönlüne akan yol? Sana vuslatin sarti can midir söyle? Kurban olsun canim Hakk\’in yoluna, vuslatina ferman gönder Efendim.Bedenim kafes Efendim, kalbim tutsak bir güvercin gibi titriyor kafesinde. Uzakligin cekilesi dert degil. ismini ansam gecenin issiz saatlerinde, bir cuma sabahi uykuyu beyninden vurarak duaya dursam, gül kokan bir mustuyla gelir mi melekler? Korkuyorum bu gurbette Sensiz kalmaktan. Yüregim Sensiz karanlik, yüregim Sensiz gece… Sana dogru kayiyor gönlümün göklerinde yildizlar. Bir gece kirpiklerim kapansa; Sen, gül kokunu yüklenerek bir bahar edasiyla gelsen günes gibi isitsan buzdan duygularimi. Rüyalarim seref bulsa günesi kiskandiran cemalinle. Kur\’an ilmini elinden icsem ab-i hayat misali. Taif dönüsü ettigin dua hürmetine kabul görsem tarafindan, Efendim…Ey susuz kalanlar icin parmaklarindan pinarlar akan Sevgili! Yaradan, \’Habibim\’ demis Sana, "Sen olmasaydin gökleri yaratmazdim." diye ilân etmis âleme. Agaclar köklerini sökmüsler topragin bagrindan yanina gelmek icin. Hurma kütügü inlemis rihletinin ardindan. Ey taslarla bile konusan Sevgili! Bir gün gelsen bana, aglayan gözlerimin tâ icine sürmeli gözlerinle nazar kilsan, nurun aksa gözlerimden gönlüme. Ve öylece yanarak menziline varsam.Eger dünya bir nefeslik dar mekânsa ve bu mekâna gelmek imtihansa kul icin, Mecnun eyle beni de gercek Leyla\’ya. Hubeyb gibi, Mus\’ab gibi, Enes bin Nadr gibi, Ashab-i Bedr ve Süheda-yi Uhud gibi… Candan canandan, evlâd u iyalden gecerek Sana geleyim. Sehadet olsun sensizligin bedeli. Bir kor sac ki icime, ocaklar gibi yanayim. Bu can yoluna kurban olsun ve anam-babam sana feda olsun yâ Rasulallah.Kalbimin cekirdeginde inceden bir sizi; bu sizi Senden Efendim. Sensizlikle imtihan etmesin beni Yaradan. Sana ulasmak zor olsa da Sana ulasma arzusunu, Senden uzak kalma korkusunu icimden almasin. Bu diyarlarda vakit dolmadan, ölüm melegi emanetini almadan, günes guruba kaymadan vaslina ermekle müjdelesin. Beni bensiz biraksin; ama Sensiz birakmasin.Ah Efendim, Can Efendim, Gül Efendim!"Kefenimi saclarimdan giymeye basladigim su demde", Sana döndüm yüzümü. "Zaifem, bîkesem âcizem, alîlem, medet cûyem zidergah et ilâhî." Dualarim, hep Senden yana. Fidanlari bile yesertir gözyaslarim. Kapanirken bu âlemde gözlerimde perdeler, Sen tut ellerimi. öyle bir alayla gel ki beni almaya, sümbüller, nergisler, lâleler eslik etsin endamina. Her tarafta tamburlar calsin, neyler duyulsun, rüzgâr gül kokunu kâinata savursun. Agaclar, yapraklar bu nesveyle dügün meclisi kursun. Bari son demimde ruhum huzurla dolsun. Neyin eksik olur Ya Rabbim, bu da benim dügünüm olsun…alıntı

     

  13. Gelirim ey dost; ayaklarım kanasa da dikenlerden, dar kafeslerden kurtulup, kirip zincirlerimi yine Sana gelirim. Gelmesem Sana, Sensizlikten yok olurum. Yolunda ölmek icin, Seni ararken, Sende tükenmek icin gelirim. Yalinayak, basi acik dosta kavusmanin hayaliyle ciktim yola. \’Gül\’e dogru savurdu rüzgâr beni. Dagin bagrindaki atesten, kâinati isitan günesten sordum gül diyarini. "Güllerin Efendisi\’nden destur almak icin ne lâzim." dedim. O\’nun adini duyunca; dile geldi daglar ve taslar, tebessüm etti günes. Hepsi bir agizdan, "Teri gül kokan Gül Sultani\’ndan kabul görmek icin seher kapilarinin önünde kul olasin, bel kirip boyun burasin. Hakk\’a yönelip el pence divan durasin." dediler. Sonra, "insan olana saygi duyasin, kirik gönüllerde tahtlar kurasin, yarali gönüllere muhabbetinle merhem olasin." diye nasihatte bulundular. "Hakk\’in sadik dostuna, hidayetin günesine, inayetin gözbebegine, rahmetin timsaline, rububiyet saltanatinin dellâlina, kâinatin muallimine, Habib-i Zîsan\’a ve O\’nun âline ve ashabina milyon kere salât ve selâm olsun." dediler.Âh Efendim, Can Efendim, Gül Efendim!Dosta giden cile dolu yollarda, getirdigin huzura, nurunun aydinligina muhtacim. Bilirim kilâvuzu Sensin dosta cikan yollarin, haritasi Sana emanet edilmistir gül cografyasinin. Günahkâr bedenimi yüklenip aziksiz bir heybeyle, nuruna kavusmak ve sefaatine ulasmak icin yöneldim kapına. Günesin aglayarak dogdugu bir vakitte, sizlanisim vardir ney misali. Serin seherlerde uykularimi kaciran hasretin vardir. Seni ararken rüzgâra döktüm derdimi. Sessiz bir \’âh\’la kanatlandi kuslar. Agir agir akti mavi bir menzile dogru bulutlar. Kanayan gül yapraklarindan, yarali bülbüllerden geldi selâmi baharin.Hayalini kurdum binlerce yil uzaktan. Bir tebessümüne hasret kaldi günahkâr bakislarim. Sen bir serap gibisin icimin cöllerinde; yaklastikca uzaklasan, uzaklastikca yaklasan ve yakan… Hayalin bile serinliktir kavrulan ruhum icin, hayalin bile tat verir aciyan yüregime. Adin geldigi ve ismin can oldugu zaman cümlelerimin özüne, yok olur bütün düsmanliklar ve savaslar. ihtiyar dünya bin defa sahittir buna. Hz. ömer\’in öfkesi, potanda eridi Efendim. Hz. Vahsi, günahlari icin gözyasi dökmeyi Senden aldigi nâmeyle ögrendi. Gel Efendim, bir gece yarisi cesedime can olmak icin gel, damarlarima askinla dolmak icin gel! Ah Efendim, andim yine Seni her sey yâdimdan silindi.Keske hep askinla oturup askinla kalksam. Askinin odunda pervaneler gibi can verip yansam. Ebediyete ayarli kalbimi, "Ya Bâkî Ente\’l-Bâkî " sirriyla Hakk\’a hediye sunsam. Kalbini nasil yarip arindirdiysa melekler, ben de Seni rehber edinip kirlerimden arinsam. Rabbim\’e giden yolda dünyadan firar etsem, merhametinin gölgesine siginsam. ürkek ceylan misali yanina sokulsam. Bir yolunu bulsam, muhabbet menbai olan gönlüne aksam. Ve yanlis efendilere köle olmaktan ebediyen kurtulsam. Keske hep askinla oturup, askinla kalksam..Anlasam vuslata ne zaman ferman gelecek? Beni de cagirir mi caglari delen sesin? Bir dua sonrasi ay yüzünle yüzüme bakip, "Günahkâr olsan da gel!" der misin? icimdeki sancinin adi nedir, Efendim? Nedir beni bu zamansiz mekânsiz hasrete ceken, bu yüregimdeki agirlik, bu mücrim halimle ötelere duydugum istiyak da ne?Sadik dostun Ebu Bekir, öfkeye galip gelen ömer, edep tacini giyen Osman, sirrini emanet ettigin ilim kapisi Ali (r.anhum) hürmetine, beni de kucakla sefaatinle. Nerededir gönlüne akan yol? Sana vuslatin sarti can midir söyle? Kurban olsun canim Hakk\’in yoluna, vuslatina ferman gönder Efendim.Bedenim kafes Efendim, kalbim tutsak bir güvercin gibi titriyor kafesinde. Uzakligin cekilesi dert degil. ismini ansam gecenin issiz saatlerinde, bir cuma sabahi uykuyu beyninden vurarak duaya dursam, gül kokan bir mustuyla gelir mi melekler? Korkuyorum bu gurbette Sensiz kalmaktan. Yüregim Sensiz karanlik, yüregim Sensiz gece… Sana dogru kayiyor gönlümün göklerinde yildizlar. Bir gece kirpiklerim kapansa; Sen, gül kokunu yüklenerek bir bahar edasiyla gelsen günes gibi isitsan buzdan duygularimi. Rüyalarim seref bulsa günesi kiskandiran cemalinle. Kur\’an ilmini elinden icsem ab-i hayat misali. Taif dönüsü ettigin dua hürmetine kabul görsem tarafindan, Efendim…Ey susuz kalanlar icin parmaklarindan pinarlar akan Sevgili! Yaradan, \’Habibim\’ demis Sana, "Sen olmasaydin gökleri yaratmazdim." diye ilân etmis âleme. Agaclar köklerini sökmüsler topragin bagrindan yanina gelmek icin. Hurma kütügü inlemis rihletinin ardindan. Ey taslarla bile konusan Sevgili! Bir gün gelsen bana, aglayan gözlerimin tâ icine sürmeli gözlerinle nazar kilsan, nurun aksa gözlerimden gönlüme. Ve öylece yanarak menziline varsam.Eger dünya bir nefeslik dar mekânsa ve bu mekâna gelmek imtihansa kul icin, Mecnun eyle beni de gercek Leyla\’ya. Hubeyb gibi, Mus\’ab gibi, Enes bin Nadr gibi, Ashab-i Bedr ve Süheda-yi Uhud gibi… Candan canandan, evlâd u iyalden gecerek Sana geleyim. Sehadet olsun sensizligin bedeli. Bir kor sac ki icime, ocaklar gibi yanayim. Bu can yoluna kurban olsun ve anam-babam sana feda olsun yâ Rasulallah.Kalbimin cekirdeginde inceden bir sizi; bu sizi Senden Efendim. Sensizlikle imtihan etmesin beni Yaradan. Sana ulasmak zor olsa da Sana ulasma arzusunu, Senden uzak kalma korkusunu icimden almasin. Bu diyarlarda vakit dolmadan, ölüm melegi emanetini almadan, günes guruba kaymadan vaslina ermekle müjdelesin. Beni bensiz biraksin; ama Sensiz birakmasin.Ah Efendim, Can Efendim, Gül Efendim!"Kefenimi saclarimdan giymeye basladigim su demde", Sana döndüm yüzümü. "Zaifem, bîkesem âcizem, alîlem, medet cûyem zidergah et ilâhî." Dualarim, hep Senden yana. Fidanlari bile yesertir gözyaslarim. Kapanirken bu âlemde gözlerimde perdeler, Sen tut ellerimi. öyle bir alayla gel ki beni almaya, sümbüller, nergisler, lâleler eslik etsin endamina. Her tarafta tamburlar calsin, neyler duyulsun, rüzgâr gül kokunu kâinata savursun. Agaclar, yapraklar bu nesveyle dügün meclisi kursun. Bari son demimde ruhum huzurla dolsun. Neyin eksik olur Ya Rabbim, bu da benim dügünüm olsun…alıntı

     

  14. EBABİL KUŞLARI Habeşistan Krallığı\’nın Yemen valisi olan Ebrehe, milâdî 570 yıllarında San\’a şehrinde, \’Kulleys\’ adı verilen muhteşem bir kilise yaptırmıştı. Maksadı, Kâbe ziyaretine rağbet gösteren Arapların ziyaretlerini oraya çevirmekti. Bu duruma tepki gösteren bir adam da, gecenin birinde Kulleys\’e girip içine pislemişti. Bu hakarete çok öfkelenen ve koyu bir hıristiyan olan Ebrehe, gidip Kâbe\’yi yıkmaya karar verdi. Topladığı onbinlerce asker (altmış bin olduğu söylenir), Mahmud adlı büyük bir fil ve daha başka fillerle Mekke\’ye doğru yola çıktı. Önüne çıkan bazı kuvvetleri de mağlup ederek ilerledi. Taif şehrine gelince askerlerin bir kısmını Mekke\’ye gönderdi. Onlar da Peygamber s.a.v.\’in dedesi ve Kureyş\’in reisi Abdülmuttalib\’in ikiyüzü aşkın devesiyle ahalinin hayvanlarını sürüp götürdüler. Bu olayın peşinden Abdülmuttalib, gidip Ebrehe\’yle görüştü, develerinin geri verilmesini istedi. Ebrehe dedi ki: – Benden develerin istiyorsun da, Kâbe\’den hiç söz etmiyorsun. Halbuki ben onu yıkmaya geldim. – Ben develerin sahibiyim. Kâbenin de onu koruyacak sahibi vardır! Bu görüşme sonunda develer geri verildi. Mekke halkı bu güçlü orduyla savaşamayacağı için, anlaşma gereği dağlara çekilip neticeyi beklemeye başladı. Ebrehe ordusu büyük fili önden sürerek Mekke sınırına dayandı. Kâbe\’yi halatla bağlayıp fillerle çekerek yıkmak istiyorlardı. Bu sırada Ebrehe\’nin yol kılavuzlarından Nüfeyl b. Habib, koca filin kulağından tutarak şöyle bir şey söyledi, sonra da koşarak dağa çıktı: – Ey Mahmud çök! Sakın ileri gitme, sağ salim geriye dön! Mekke\’ye girişte büyük fil direndi, zorlanınca yere yattı. Onu bir türlü Kâbe cihetine yürütemediler. O anda sürü halinde ebabil kuşları ortaya çıktı. Her birinin ağzında ve ayaklarında nohut gibi birer taş vardı. Bu taşları ordu üzerine mermi gibi boşalttılar. Kime rastlarsa delip geçiyordu. Askerlerin çoğu öldü; \’Fil Ordusu\’ dağılarak Yemen\’e döndü. Ebrehe de dönüşte öldü. Kâbe ise olduğu gibi kaldı. Kur\’an\’da Fil Suresi bu olayı anlatır.

  15. Mu’min feraset sahibidir, acikgoz degil.Mu’min tebessum edendir, yilisan degil.Mu’min yardim edendir, basa kakan degil.Mu’min temiz giyinendir, moda duskunu degil.Mu’min teblig edendir, lafazan degil.Mu’min vakar sahibidir, kibirli degil.Mu’min sabredendir, korkak degil.Mu’min mutevazidir, paspal degil.Mu’min comerttir, musrif degil.Mu’min iktisat edendir, cimri degil.Mu’min secaat sahibidir, kulhanbey degil.Mu’min mutevekkildir, tembel degil.Mu’min nefsini hesaba ceker, baskalarininkini degil.Mu’min baskalarinin kandilidir, kendinin degil.Mu’min akillidir, cezbeze eden degil.Mu’min “ bickidir ”, “ keser “ degil.Mu’min inanandir, inkar eden degil.Mu’min teslim olandir, firari degil.Mu’min Allah’in kolesidir, baskasinin degil.Mu’min taklit edilendir, taklit eden degil.Mu’min mahzundur, matem eden degil.Mu’min digergamdir, egoist degil.Mu’min tefekkur edendir, kara kara dusunen degil.Mu’min affedendir, cezalandiran degil.Mu’min yasamak icin yiyendir, yemek icin yasayan degil.Mu’min tetikte olanladir, tetigi ceken degil.Mu’min sevdirendir, nefret ettiren degilMu’min hizmete taliptir, ucrete degil.Mu’min kisaca mumimdir, munkir degil…
    hayırlı haftalar  A.e.o kardeş

  16. Allah\’ım, duâlarım adının anılmaya en lâyık bir zamanda yapılan bir duâ ise, mübarek ayların içindeki Mi\’rac sırrı adına düşüncelerime de bir Mi\’rac, bir yükseklik nasip et ya Rab. O Mi\’rac ki, yücelişin , katına varışın, bütün mekanları geride bırakışın işaretiydi. 
     
      selamünaleyküm.. Allah\’a emanet olun…

  17. Daima Allah’ın huzurunda bulunduğunuzu unutmayın

    İnsanoğlu, özü itibarıyla iyi bir varlıktır. Ondan kötülük sadır olması, özündeki bu iyiliği işine, eşine, hayatına, yoluna, yoldaşına taşıyamamasından kaynaklanır.
    Peki niçin taşıyamaz?
    Kendini kaybettiği için. Kendini kaybeden kendini bilmez. Kendini bilmeyen haddini bilmez. Haddini bilmeyen, kadrini ve kıymetini bilmez. Bunları bilmeyenin kula ve eşyaya kul olması da, kulları kendine kul etmeye kalkması da her an mümkündür. İnsanoğlu yaratılmışlar içerisinde bilgiyi en çok üreten ve kullanan varlıktır. Fakat bu meziyetine rağmen bir de zaafı vardır: Yine yaratılmışlar içerisinde en çok unutan varlık da insandır.
    Unutur. Kendisini unutur. Haddini ve hududunu unutur. Her haddini bilmezlik aslında unutmanın sonucudur. İnsanoğlunun unutması sadece dışındaki varlıklarla sınırlı kalmaz. Bizzat kendisini unutur. Bu unutma o derekeye varır ki, artık kendisine “şah damarından yakın olanı” unutur. O, Allah’tır; yani yaratıcısı, var edeni, her şeyini borçlu olduğu ve O’nsuz hiçbir şey olduğu zat.
    Şah damarından yakın olanı unutan, şah damarını dünden unutur; değil mi?
    Şah damarından daha yakın olanı unutmak, unutmaların en vahimidir. Unutma oraya varmışsa, o insandan artık her kötülük beklenir. Çünkü, artık onun unutamayacağı hiçbir şey kalmamıştır.
    Böylelerinin kendini kaybetmesi beklenen bir durumdur. İnsanlığını kaybetmesi de öyle. İnsaf, vicdan, şefkat gibi insani değerlerden nasıl bu kadar yoksun olabilmesine şaşmamak gerek. Çünkü o Allah’ını bile unuttuktan sonra hangi güzelliği hatırlayabilir ki?
    Allah, güzelliğin kaynağıdır. Tüm güzellikler O’ndan neş’et eder. Zira bir şeyin güzel olduğunu söylemek, onun “anlamsız” ve “amaçsız” olduğunu reddetmekle mümkündür. Bir şey amaçsızsa güzel de değildir. Bir şey anlamsızsa güzel de değildir.
    Anlam ve amaçtan söz edilen her yerde doğrudan ya da dolaylı olarak Allah’tan söz ediliyor demektir. Var olan her şeyin bir anlam ve amaç taşıyor olması, şu alemdeki en istisnasız yasadır. Yerçekimi yasasından da, sebep-sonuç yasasından da daha temel bir yasadır.
    Varlığın bu en temel ve istisnasız yasasını her an akılda tutmak, ancak her an Allah’ın huzurunda bulunduğumuzu unutmamakla mümkündür. İşte Kur’an da bu gerçeği hatırlatır:
    “De ki: Size tek bir öğüdüm var: İster başkalarıyla birlikteyken ister yalnız, daima Allah’ın huzurunda bulunduğunuzu unutmayın.” (Sebe, 46)
    Bu, kulun Allah karşısındaki esas duruşudur. Bu, insanın Yaratan karşısındaki klas duruşudur. Müslüman’ı karşısında “esas duruşta” görmek isteyen, bunu göremeyince çılgına dönen her sahte gücün unuttuğu budur. Müslüman Allah huzurundaki esas duruşunu, kulların keyfi için bozamaz. Müslüman’a esas duruşunu bozdurmayı beceremeyenlerin Allah’a düşmanlıklarının altında, işte bu gerçek yatar. Kendinden aşağıdakileri kendine kul edenler, kendinden yukarıdakilere gönüllü kulluk edenler, Allah huzurundaki esas duruşunu bozmayanlar için sorarlar: Bunların arkasında kim var? Bu cesareti nereden alıyorlar?
    Arkalarında biri yok. Sadece Allah’ın huzurunda olduklarını unutmuyorlar. Allah’a karşı esas duruşlarını bozmuyorlar.
    Onlar bozmuyor diye, birileri neden bu kadar bozuluyor ki?
    tüm müminlerin miracı mübarek olsun…selam ve dua ile…

  18. SELAM OLSUN
    Hamdolsun alemlerin Rabbi olan Allah\’a! Hamdolsun Rahman olana, Rahim olana! Hamdolsun kendisinden başka ilah olmayana Hamdolsun hakimiyette ortağı bulunmayana Hamdolsun, bizleri yoktan var edene, yeryüzünde halife kılana Hamdolsun Rasûller gönderene, Kitaplar indirene! Selam olsun ! !
    Allah\’ın son Rasulüne! Selam olsun dünya kuruldu kurulalı beklenene!
    Selam olsun! !
    Ümmetten ümmete anlatılan, anlatılan ve yolu gözlenene! Selam olsun İbrahim\’in duasına, Selam olsun İsa\’nın müjdesine, Selam olsun Amine\’nin rüyasına! Selam olsun mazlumların sahibine, Selam olsun kimsesizlerin kimsesine, Selam olsun garipleri, mustazafları kanatları altında toplayana! Selam olsun Bilal\’in arkadaşına,
    Selam olsun Selman\’ın arkadaşına! Selam olsun ! !
    Bir yere giderken yerine İbn Ümmü Mektum\’u vekil bırakana Selam olsun ! !
    Evinde peş peşe iki gün doyasıya buğday ekmeği yenmeyene! Selam olsun 1 !
     Vücudunda dalga dalga hasır izleri olana! Selam olsun ! !
     Elinde veya elinde bulunanı dağıtmadan gözüne bir türlü uyku girmeyene!
    Selam olsun Allah davetçisine, Selam olsun ! !
    lşıl ışıl aydınlık saçan \’Sirac-ı Münîr\’e!\’ Selam olsun,

    Hüzünlenince "vela yahzünke-üzülme!" diye Allah\’ın teselli buyurduğuna! Selam olsun ! !
     Rabbin terbiye ettiğine, hem de öylesine güzel terbiye ettiğine! Selam olsun ! !
    Güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderilene! Selam olsun! !
     Ahlâkı Kur\’an olana, hayatı Kur\’an olana! Selam olsun ! !
     Yüzü bir genç kızdan daha çabuk kızarana! Selam olsun ! !
     Muhammed Aleyhisselam ile gönderilen nûru bugüne yansıtanlara! Selam olsun ! ! 
    Yurtlarını, yuvalarını Muhammedî nur ile aydınlatanlara! Selam olsun ! !
     Yavrularını, kalplerini, beyinlerini o Kuran\’la ile doyuranlara, dolduranlara, tağutların kirletmeye çalıştığı minicik dillerini ve gönüllerini her akşam özenle temizleyenlere! Selam olsun! !
     Hayatın bütün alanlarına, zamanın bütün dilimlerine Muhammedî nuru taşıyanlara! SELAM OLSUN HEP ÜMİT TAŞIYANLARA,ÜMİT DAĞITANARA……
    ALLAHA EMANET  OLUN

  19. "Selam olsun ömür seccadesini gönül dergahına serenlere" Gecelerden sabahlara, karanlıklardan güneşlere doğru açılan yüreklerimizin perde aralıklarından süzülen nur pareleriyle geldik kapına! Ey rahmetiyle kalpleri evirip çeviren, Sana kalbimizi getirdik. Ey kalpleri nuruyla sarıp okşayan! "Selam olsun ömür seccadesini gönül dergahına serenlere" diyebilmeyi ne çok isterdik. Öğrendik ki dua ; gözyaşlarıyla yazılmış bir mektup. Ve bir bekleyiştir, iştiyakla, korkuyla, ümitle bekleyiş. Ey gökyüzünü kudretiyle sürmeleyen! Rahmetini serp taslasan gönüllere Ey Rabbim! Sanadır münacatım, yalnız Sana olsun askım lutfeyle! Kararan günlerimize, gecelerimize Ve ne olursan ol gel diyen aşıkların hürmetine, ne olur affeyle! Yüreklerimiz ezik Ya Rabbim! Yüzümüz yerde. Kaldırıp başımızı sonsuzluğa bakmaya yüzümüz yok! Layık olamadık. Sırat-i müstakim üzerinde günahlardan nurunla yıkanmış olarak yürümeyi nasip eyle. Duaları semadan çevrilmeyenler adına, geceleri nurlarıyla sabahlara çevirenler adına, samimiyeti nakış nakış ömür gergefini işleyenler
     adına, tövbe ediyor, af diliyoruz dualarımızla.Ya Rabbim!.. Affet Allah’ım!..Affet Allah’ım!…Affet Allah’ım!…
     
    selam ve dua ile oğlum..Allah razı olsun… 

  20. Gül,aşıkların sevgiliye serenatıdır.Gözyaşıdır,duadır,yakariştır.Asr-ı Saadetten bir yadigar,bülbüllerin gönlünde ah-ü zardır gül.Alemlerin Efendisinin(s.a.v) kokusundan nasibi vardır güllerin.Bu nasip yüzündendir ki,asırlardır bahtiyardır gül.Aşıkların ciğerinden akan kan,cümle çiçeklere sultandır gül. Şair şöyle başlıyordu:"Ben sözlerimle Efendiler Efendisini övmedim övemem.O\’ndan bahsederek sözlerimi methettim sadece." Biz güllerden bahseterek O\’nun güzelliğini nasıl anlatalım? O\’ndan bahsedildikçe güzelleşiyor hayat.O\’nunla manasını buluyor yaratılmış ne varsa.Ve biz Güllerin Sultanı\’nı tanımaya her zamankinden fazla muhtacız.Allah(c.c) " O sizin için en güzel örnektir" buyurmadı mı? Hayatımızın her anında ,her alanında en güzel örnek O değil mi? Asaletin,inceliğin,zarafetin,ahlakın,letafetin zirvesinde O vardı.Ah O\’nu bir tanıyabilsek.İşte o zaman hayatımız gül olurdu;evlerimiz gül bahçesi. Hani bir gün Alemlerin Efendisi Aişe validemızden bir bardak su ister.Validemiz suyu getirince "Önce sen iç ya Aişe" der.Hz. Aişe suyu içer.Efendimiz bardağı alır ve suyu bardağın validemizin ıçtiği kenarından içer.Su güldür o an,bardak güldür,dudak gül… Hani validemiz sorar bir gün: " Ya ResulAllah beni nasıl seviyorsunuz?" "Kördüğüm gibi ya Aişe." Seneler sonra bir kez daha sorulur aynı soru.Cevap aynıdır: "Kördüğüm gibi." Peygamber Efendimiz\’in dünyada ki son günleridir.Soru tekrarlanır." Beni nasıl seviyorsunuz ya ResulAllah?" " Hala ilk günkü gibi ya Aişe…" Soru güldür o an,cevap güldür,gönül gül… Bir gün Efendimiz Sahabelerine seslenir. Siz biraz hızlı yürüseniz.Kendisi Hz.Aişe validemizle geride kalır." Yarışalım mı ya Aişe?" Koşmaya başlarlar.Hz.Aişe yarışı kazanmıştır. Yıllar sonra gene bir yolculukta sahabelerine " Siz ilerleyiniz" der.Validemiz o yarışı çoktan unutmuş,şişmanlayıp gelişmiştir.Hz. Aişe\’ye döner Alemlerin Efendisi: " Gel, yarışalım" der. Bu kez Efendimiz kazanır. Tebessüm ederek " İşte bu, o yarışın karşılığıdır" der. Atılan her adım güldür o demde,tebessüm gül,ifade gül… Hayatımız O\’nu örnek aldıkça güzelleşecek. Yuvalarımız Kainatın Efendisini tanıdıkça birer gül bahçesine dönüşecek. Ama, ah O\’ nu bir tanıyabilsek… MUHABBETİN RENGİ GÜLDÜR,GÖNÜLLERİN NAKŞI GÜL AŞKIN KOKUSU GÜLDÜR,DOSTUN BAKIŞI GÜL NE ZAMAN BİR GÜZELLİKTEN SÖZ AÇILSA İLK SÖZ GÜL OLUR,SON SÖZ GÜL GÜL ALINIP GÜL SATILAN PAZARLAR,GÜLÜN GÜL İLE TARTILDIĞI DİYARLAR VARDIR. GÖNÜLLERE O DİYARDAN BİR NEŞE TAŞINACAKSA SÖZE GÜLLE BAŞLAMALI. GÜL KOKULARI YAYILMALI HANELERE
    Maşallah abim ya çok gusel bi paylaşım olmuş baştan aşağı sizde olmasanız böyle gusel yazıları belki okuruz ama kim bilir ne zaman olur..çok güzeldii..ALLAH RAZI OLSUN GÜL YÜREKLİ ABİM ..ELLERİNE YÜREĞİNE SAĞLIK…EN GUSELE EMANETSİNİZ..HAYIRLI GÜNLER…

  21. İncecik fısıltılarımı gizli saklı yakarışlarımı koynunda ninnileyen gök/çe topraksın Sen.Fanilik sancılarımdan taşı(r)dığım, ayrılık dertlerimden s/aldığım yağmurları göğe yükselten kutlu güneşsin Sen.Varlığımın titrek kanatlarını ebedî kabullenişin seccadesinde yatıştıran serin rüzgarsın Sen.Özlemlerimin kırgın bakışlarını sonsuzluk semasının ufkuna taşıyan rahmet ışığısın Sen.Kirli paslı kalıbımı sorgusuz sualsiz itaat kalıbında yoğura yoğura temize çeken mahbubiyet elisin Sen.Boynu bükük yakarışlarımı, yüzü yerde arzularımı şeksiz şüphesiz makbul olan nefesine dolayıp okşayan şefkat fısıltısısın Sen.
    Bir denizi kağıda döker gibi, göğü avuçlarıma indirir gibi, dudağımda inciler büyütür gibi, sesime sesin dokunur gibi salavatlarca tebessümünü gördüğüm aşinalık vechesisin Sen.
    Dua göğüm, muştu güneşim, teselli yağmurum, muhabbet meltemim; ne hoş duruyorsun aramızda, yanımızda, yöremizde.
    Merhamet durağım, metanet sığınağım, huzur barınağım, hep yüzüne yüzüne vardığım Efendim; ne çok oluyorsun dillendiremediğim hayranlıkların arefesinde, yetişemediğim minnettarlıkların zirvesinde…Senin ubudiyetinin toprağına attığım tohumlar gibidir kalpsiz secdelerim.Senin mahbubiyetinin denizine akıttığım nehirler gibidir arsız isteyişlerim.Senin miracının göğüne dal budak, salkım saçak uzattığım ağaçlar gibidir dilsiz dualarım.
    Sözümü miraca eriştiren Efendim.Sesimi duaya yetiştiren Efendim.Yüzümü secdeye bitiştiren Efendim.
    Yüz buldumsa varlığa, Senin Yüz’ünden Efendim.Yakınlığından seslenirim.Söz oldumsa Var Eden’e, Sana inen Söz’den Efendim.Yakınlığından nefeslenirim.Yüz’lerce sâlât ve Söz’lerce selam Efendim.
    Şükür ki bu paslı dudağa emanettir Sana verilecek selamlar.Şükür ki bu kirli dile değmektedir Sana edilecek salatlar.
    Sesimi çoğaltan, sözümü yükseltenaczimi ve fakrımı Kadir-i Rahîm’in dergahına taşıran “Dua Göğü”m
    Efendim.
    Senai Demirci…
    selam ve dua ile saygı değer insan a.e.o.

  22.  Bediüzzaman da; duanın mü2min kardeşi içingıyaben yapılmasının, Kur\’anve hadislerdeki dualarıetmenin,hulus,huşu ve huzur-u kalble, namazlardan sonra, cuma ve icabet saatin de, üç aylar ve mübarek geceler de yapılmasının kabule daha yakın olacağını belirtir,  "duam kabul edilmedi" demenin mahzuruna dikkat çeker ve "daha duanın vakti bitmedi veya daha iyi bir surette kabul edilmiş." demenin uygun olduğunu bildirir.  "dua ya bizzat istenilen şeyle makbul olur,yada daha evlası verilir. dua ubudiyetin ruhudur. dua külliyet kesbederek devam etse, netice vermesi galiptir. dua üç nevidir. 1( istidat lisanıyladır) 2(ihtiyac-ı fıtri lisanıyladır) 3(ihtiyaç dairesin de şuur sahiplerinin duasıdır)  "unutmayalım ki ALLAH cc " EĞER VERMEK İSTEMESEYDİ, İSTEMEK VERMEZDİ." DUALARINIZ VE DUALARIMIZ İLE RABBİM YAR VE YARDIMCIMIZ OLSUN VESSELAM………

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s