“Beni dünyaya, çağırma ben onda fena buldum”…

Efendimiz (s.a.v) Taifteki Duası

"Allahım! Kuvvetimin za’fa uğradığını, çaresizliğimi, halkın gözünde hor ve hakir görüldüğümü ancak sana arz ederim. Ey merhametlilerin en merhametlisi, herkesin zayıf görüp de dalına bindiği biçarelerin Rabbi sensin..

İlâhî, huysuz ve yüzsüz bir düşmanın eline beni düşürmeyecek, hatta hayâtımın dizginlerini eline verdiğim akrabamdan bir dosta bile bırakmayacak kadar bana merhametlisin.

Ya Rabb, eğer bana karşı gazablı değilsen, çektiğim belâ ve sıkıntılara hiç aldırmam, fakat senin esirgeyiciliğin bunları da göstermeyecek kadar geniştir.

Ya Rabb gazabına uğramaktan, rızandan mahrum kalmaktan, senin karanlıkları aydınlatan, din ve dünya işlerini dengeleyen nuruna sığınırım. Razı oluncaya kadar işte affını diliyorum. Bütün kuvvet ve kudret ancak seninledir…"Amin

Hayatı ölümle, ölümü hayatla karşılamak

Hayat bazen öyle sıkar ki, iyi ki ölüm var dedirtir, geçiciliği şükrettirir… Geçmemiş olsa zaman, gamlar bu zayıf belle nasıl taşınır? Acz ne kadar büyük insanda, fakr ne kadar da belirgin benliğinde…

Ne isteklerini elde edebiliyor, ne de elinde olanı tutabiliyor; boşluğun rüzgârlarında mecalsiz ve cansız savruluyor…

Fehim perdeleri aralanıyor; bir şey olmamaktansa “hiç” olmak da bir şeydir… Hiçliğin varlığına erişmek hiç de kolay değil, kesret sularda boğulmuş biz “ben”ler için… Buz parçası erimesin diye kırk dereden kırk yıl su getiriyoruz; teviller, tasannular, kasıntılar, gösterişler, şirkâlûd riyakârlıklar… Konuşmalar kemalsiz, kelimeler iz’ansız, nazarlar fikirsiz, izahlar sığ, bakışlar bayağı…

Medeniyetten istifa eden ve “Beni dünyaya, çağırma ben onda fena buldum” diyen Bediüzzaman, hayata ölümle, ölüme hayatla meydan okumuş… Dünyanın fena yüzüyle bir bağı, medeniyetin fantezileriyle bir alâkası yok ki onlar ona zarar versin… Kıyafeti, hali, tavırları, tavizsizliği, fikirleri, hürriyet aşkı, hizmet şevki; ölümle hayat arasındaki ince perdeyi kaldıran iman derinliğine sahip olmasından…

Ölüme bir nefes kadar, hayata bir ömür kadar yakın… Sıkıntıların katmer katmer indiği demlerde, eğer ahirete iman olmasaydı hayattan çoktan istifa etmiştik mânâsında konuşur… Ondan başka dayanak, Ondan başka sığınak, Ondan başka tesellî edecek bir melce ve mence bilmediğinden yine imana koşmuş, yine imana çalışmış, imansızlığı en büyük yanılgı ve yangın saymış…

Dünyaya doludizgin koşulduğu, medeniyetten istifa değil istifadede yarışıldığı bir zamanda bulanık sularda bayağılaşıyor, bocalıyor, boğuluyoruz… Başımızı kaldırıp düne ve yarına bakabilme basiretini bulamıyoruz, kapıldığımız gaflet rüzgârlarda…

Sıksa da sıkıntılar, hayatla ölüm arasında tercih edecek kadar kendini hür hissedebilmek, iki an arasında salınabilme genişliğine erişebilmek, geçicilikte gerçeği görmek, Yunus gibi “Biz bu dünyadan gider olduk, kalanlara selâm olsun” diyecek kadar sekine sahibi olmak; dünyanın fena yüzünden kaçabilecek, zalim ve aldatıcı medeniyetten istifa ettirecek kadar iman zenginliğine sahip olmaktan geçer… Bunu elde etmeyi dert edinene, bir imanî meselenin inkişafı dünya ve içindekilerinden daha sevimli gelir…

Ne kadar sevilesi, ne kadar rahat bir hayat, ne kadar ünsiyetli bir ölüm, ne kadar yaşanılası bir ömür bu, böylesi inkişaflarla geçen… Kaybettiğimiz yitiğimiz; karanlık dünyanın, kirli medeniyetin kahredici ve kandırıcı kapılarını aşındırmakta değil, zerreden yıldızlara, en küçük hadiseden en büyük hadiseye, her hâlde imana menfezler açabilmekte, hayatı o hal ile yaşayıp o hal ile ölüme gülerek yürümekte…

Sağ salim ölüp, sağ salim dirilmek; sağlığında nefesleri imanla alıp verebilmekte… Yoksa dertler, sıkar da sıkar, nefes alamayacak duruma getirtir…

Gel ey nefis, Rahman’a olan imanını tazele, Resûl-i Ekrem’e (a.s.m.) olan biatını yenile; ne dertler, ne dünya, seni yıkamaz inşallah.

Hüseyin EREN

 

Reklamlar

20 Yanıt

  1. Beni kimseler anlamasın! Bembeyaz düşlerine karalar düşen "Kudüslü çocuklar" anlasın, Sessizliğin içinde saklı "sesler" anlasın, Acılarla ağırlaşan "hayat" anlasın, Yenilgilere alışmış "kalbim" anlasın, Sen anla… Beni kimseler anlamasın!. Martılara hasret "deniz" anlasın, Baharına hasret "çiçek" anlasın, Ölümüne hasret "hayat" anlasın, Sen anla. Ey Rabbim,Sen anla! ÇOK GÜZEL BİR PAYLAŞIM A.E.O.

  2. s.a gonlu guzel kardesım okadar guzel konular ıslıyorsunkı ve resımler de oyle ınsanı ıkı cıhana ulastırıyo ben bıloklarını okudukca tevekulum cok daha fazla hatırlıyorum rabım senden razı olsun ellerıne ve yureyıne saglık sevgıler saygılar dua ıle kalkardesım.

  3. Çok değerli, kıymetli Ahmed Kardeşim
    Çok güzel bir paylaşım. Etkili, verimli ve tesirli.
    Allah Razı Olsun sizlerden.
    Saygı, sevgi, selam ve dualarımla
    Allah\’a Emanet olunuz Ahmed Kardeşim

  4. Su gibidir ölüm, renksiz, kokusuz ve berrak. Ecel dolunca her nefis, ölümü tadacak mutlak. Su gibidir ölüm, temiz, saf, elzem ve aziz. Ölüm meleği ayrım yapmaz, dinlemez siz-biz. Su gibidir ölüm, hayatın içinde ama çok farklı. Ölümden kaçış yok, ister garplı ol, ister şarklı. Su gibidir ölüm, hep bize, hep bize doğru akar. Bütün yolların sonu yalnız, yalnız ölüme çıkar. Su gibidir ölüm, kurumuş toprağa can verir. Bütün canlar, ancak öldükten sonra dirilir. Su gibidir ölüm, su gibidir ölüm, su gibidir. Malına, evladına güvenme, hepsi gidicidir. Su gibidir, su gibidir, Müslüman için ölüm. İşte bu yüzden, bebekler gibi hoştur gönlüm. Su gibidir ölüm, şehâdetle ecel şerbeti içenlere. Din-i Mübin-i İslam için kendinden geçenlere
    Rabbim dünyaya gönül verenlerden eylemesin..Allah razı olsun can abim…selam ve dua ile her daim:)

  5. ALLAH razı olsun çok güzel bir paylaşım.
    selam ve dua ile kardeşim…

  6. Sağanak halinde yağan bir yağmur.. Islatıyor her tarafı…Sırılsıklam oluyor kainat, misk gibi kokuyor toprak.. İmreniyoruz kainata, imreniyoruz nezih ve temiz kokan toprağa.. Yağan yağmur ardından rengârenk çiçekler, çimenler ve bahar denen umudu bırakacak. Yani durağan görünen hayatın bağrında neşvü nema olacak…Heyecanla koşuyoruz yağan damlaların altına… Baharı unutan, tek düze hep bir mevsimi yaşamaya talip olan ruhumuzla, bedenimizle… Fakat damlalar ıslatmıyor bizi, inadına kuru bırakıyor. Başımızda duran bir şemsiyemiz de yok ama ıslanmıyoruz. O kadar kurumuşuz ki ıslaklığı hissetmiyoruz…Görünmeyen şemsiyelerimiz var üzerimiz de, ıslaklığı geçirmeyen.. Ufak da olsa bir delik bırakmamışız, damlaların içine sızacağı… ve düşünüyoruz bizi ıslatmayan yağmurun altında : Neden ıslanmıyoruz? Kainata rahmet olan damlalar bize neden azap oluyor?Tıpkı mağara ashabı gibi kendimizi sorguya çekiyoruz. Neden rahmetten yoksunuz, kainatı dirilten, temizleyen ayet damlaları neden bizi kuru bırakıyor? Neden temizlenemiyoruz ayetlerle? Neden “Amenna ve sedakna” demek bu kadar güç geliyor?Hani onlarda sıkışıp kaldıkları mağarada gün yüzüne çıkmak için, kendilerini muhasebeye çekmişlerdi. Ve sonunda her biri hayatlarına ışık tutan, mana katan Rıza-i ilahi için terk ettikleri şeyleri hatırlayıp bunlarla sıkıştıkları mağaradan çıkabilmişlerdi.Biz neleri terk edebilmiştik Rıza-i ilahi için? Vazgeçilmez gibi görünen nelerden vazgeçebilmiştik? Kimin rızası bizim için en önemliydi. En değerlimiz üzerimiz de nasıl ve ne kadar değerli duruyordu? Soralım kendimize, ve hatalarımızı bu defa delikleri kocaman olan elekten kaçırmayalım. Öyle bir elek kullanalım ki hatalarımızın hepsi üzerinde kalsın. Kalsın ki vicdanımız sızlasın… Sızlasın ki vicdanımız; “Biz kendimize zulüm ettik, sen bizi bağışlamazsan mutlaka zalimlerden oluruz” nedamet cümlesini kurabilelim. Yasak ağaçların meyvelerinden yedikten sonra onun verdiği iğreti tatla istiğfar edebilelim…Kaç defa bizi aldatan aldatıcının farkına vardıktan sonra, ruhlarımızın elektriği kesilip karanlıkta kaldık. Korktuk mu, değer kaybetmekten… Korktuk mu gözden düşmekten… Tekrar kabloları bağlamak için ne yaptık? Kesilmemesi gereken her devenin boğazlandıktan sonra yeryüzünde kopan çığlıkları, helak olan ruhların feryatlarını duyabildik mi? Salih’in safında duranlardan biri de biz miydik?Biz yapılmaması gereken şeylerin ne kadarını terk edebildik? Ve bu terk edişimiz kimin içindi? Nuh’un gemisi yol alırken ardından el sallamanın hüznünü, ayrılığın o elem verici acısını hissedebildik mi? Telaşa kapılıp bir an önce ona yetişmek için çırpındık mı?Ne yaptık biz, neler yapabildik? Hayatımıza ışık tutmak,anlam katmak için… Hangi günah merkezlerine üye olmaktan vazgeçip, hiç tereddütsüz gözümüz arkada kalmadan terk edebildik…Terk etmemiz gereken yerleri, şeyleri terk etmeden; onlardan birer birer uzaklaşıp kopmadan hayır damlaları göğümüzden yağdığı halde bizi ıslatmayacaktır. Çünkü bir şeyler yapmadan evvel bir şeyleri terk etmek gerekiyor. “La” denilmeden “İllallah” denilmediği gibi…Her gün Rabbimizin binlerce ayeti yer küremizde cereyan ederken onları görmemezlikten gelip ya da görmemize engel olan olguları hayatımızdan çıkarmıyorsak; Kabil misali hatamızı gömmeyi tercih ediyorsak; Hz. Ademin baktığı yerden hatalarımıza bakamıyorsak, silmek yerine gömüyorsak; unutmayalım ki gömdüğümüz her hata tekrar yeşermeye adaydır. Oysa adam gibi yani Adem gibi hatamızı görebilirsek onu silebilmeyi de başarabiliriz.Ve terk etmemiz gerekirken terk edemediklerimizden dolayı, yapmamız gerekenleri ihmal ediyorsak; tekrar hatırlayalım ki yapmamız gerekirken yapmadıklarımızdan da hesaba çekileceğiz. Gelin o gün gelmeden evvel rahmet damlalarını engelleyen, o görünmeyen şemsiyelerimizi birer birer yırtıp atalım, inanın yarın çok geç olabilir…Eğer hala sağanak halinde yağan yağmurdan ıslanamıyorsak da soralım kendimize: Neden uslanmıyoruz?
    SELAM VE DUA İLE CAN AHMET KARDEŞİM HER ZAMANKİ GİBİ HARİKA BİR PAYLAŞIM ALLAH RAZI OLSUN HAYIRLI GECELER SELAMETLE KAL İNŞAALLAH…

  7.  
    DUA
    ALLAH\’ımBen üşüyorum, SEN, Dost\’un gözleriyle ısıt beni.Ben kanıyorum, SEN, dokunuşu merhamet olanlarla sar beni.Ben korkuyorum, SEN, kalbime verdiğin îmanla koru beni.Ben ağlıyorum, SEN, ülfetinle avut beni.Ben savruluyorum, bilinmezlere hazan yaprağı gibi… SEN tut beni.Ben kayıyorum sırattan, SEN bırakma beni.Bende kimsenin uğramadığı izbe köşeler var,
     karanlığın bile girmekten ürktüğü…
    Bende açılıp kapanmayan yaralar, rûhumu döven hırçındalgalar var sonra…
     Dönüşü olmayan yollar uzaklığım kadar uzayan;dinmeyen gözyaşları var içime kanayan…
    Küçük bir kız çocuğu var,yetim bayramlar yaşayan…
    Âhlar var, geceleri uyku tutturmayan…Soğuk kışlar var, bir bakış olup gözümde donan…
    Yakan ateşler var,öfkem olup çarpan…Bende, derin bir muhabbetin yok; ulvî kılan, mümin yapan, arıtan,çoğaltan, merhamet olup yetim başlar okşayan, şefkat olup mâtemlerincivarında dolaşan, fakir sofralarda zengin kılan, cömertlik olupmahrumlara dağıtılan, cesâret olup İslâm\’a engelleri yıkan.Bende, derin bir muhabbetin yok; beni unutturup bana, sadece SEN\’ihatırlatan, gündüz olup yüzler aydınlatan, gece olup hataları örten, kilitolup hayırlara açılan, merhamet olup hasta ruhuma dokunan…Bende, derin bir muhabbetin; uzaklığıma rağmen,
    bana şah damarımdan daha yakın olan…
    Bende derin bir muhabbetin yok; edep edip başkalarınıözlemekten, SEN\’i özlettiren…
    Vefâ olup; hatırladıklarımı SEN\’inle râbıtalı kılan…Bende, derin bir muhabbetin yok; rüzgâr olup çöllerde iz iz NEBİİ\’yiarayan, peyk olup bir Kutb\’un etrafında dönen…Bir derin muhabbetin yok bende; beni SEN\’den kılan.SEN varsan, neyim yoktur ki…SEN yoksan gönlümde, neyim vardır ki…
    selam ve dua ile abii…

  8. Allah\’ım konus benımle

    Bir gün, bir adam ellerini açıp yalvardı:"Allahım! Konuş benimle!"
    Tam o sırada bir çayırkuşu adamın bahçesindeen son şarkısını söylüyordu. Ama adam çayırkuşuna hiç kulak vermedi ve yakarmaya devam etti:"Allahım! Benimle konuş!"
    Az sonra hava aniden kapandı, gökgürültüsüve şimşekle birlikte kuvvetli bir yağmur başladı.Fakat adam bunlara hiç aldırış etmedi,yakarmaya devam etti: "Allahım! Seni görmeme izin ver!"
    O böyle yalvarırken, sağanak yağmur sona ermiş ve güneş bütün ihtişamıyla ışıklarınıadamın evine kadar taşımaya başlamıştı.Fakat adam bu manzaraya aldırış bile etmedi.Her gün gördüğü birşey değilmiydi bu?Yalvarmaya devam etti adam:"Bana bir mucize göster Allahım!"
    Böyle yalvarırken, yakınlardakievlerden birinden yeni doğmuşbir bebeğin ağlayışları geliyordu kulağınaama o bunu da farketmedi.Üzüntüsünden ağladı, ağladı…" Cevap ver bana Allahım!Burada olduğunu bilmemi sağla!"
    Tam o an, bir kelebek gelipadamın koluna konmuştu.Ama görmemekte, duymamaktave bilmemekte ısrar eden adam öbür eliylekelebeği iteleyip kovdu. Sonra da:"Allahım!" Neden, neden banabir cevap vermiyorsun?"diye ağlayıp, yakınmaya devam etti..
     ELLERİNE YÜREĞİNE SAGLIK AYNI ZMANDA EZGİYLEDE COK GÜZEL UYUMLU OLMUŞ ALLAH RAZI OLSUN SENDEN BAŞKA DÜNYALARA GİTMEMEK ELDE DEĞİL CANKARDEŞ

  9. Torunu, bembeyaz sakallı, nur yüzlü dedesine merakla sorar: "Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?"Dede tatlı bir gülücükle:"Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum." deyince torun:"Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?""Evet yavrum. Ömür, namazsız ezanla, ezansız namaz arası kadardır." diye dede biraz daha açar ilk sözünü. Torun yeniden sorar:"Namazsız ezan ve ezansız namaz" ne demek dedeciğim? Dede torununa şefkatle açıklar:

    "Bak yavrum, geçen hafta komşumuzun çocuğu doğdu. O çocugun kulağına ben ezan okudum, hatırladın mı?" – Evet, dedeciğim. – İşte o ezanın namazı yoktur, sen de gördün ki namaz kılmadık. – Haklısın dedeciğim, şimdi fark ettim. – Pekiyi geçen ay dayın vefat ettiğinde onun cenazesini bizim camiye getirdiğimizde sen de vardın. Hatırlarsan dayın için cenaze namazı kıldık hep beraber. – Evet dedeciğim, yengem cok ağlamıştı. – Dikkat ettiysen o namaz için ezan okunmadı, çünkü cenaze namazının ezanı olmaz. Aslında cenaze namazının ezanı merhum dayın doğduktan sonra minik bir bebekken kulağına okunmuştu diye düşünebilirsin. İşte yavrum hayatımız bu namazsız ezanla başlar ve bu ezansız namazla sona erer, ama bu sona eriş bir başka baslangıca işaret eder. "Hayat, EZANLA NAMAZ ARASI KADAR SÜRER" Sakin sana verilen ömür sermayesini ziyan etme yavrucuğum. Ömrünü hayırlı işlerle dolu dolu geçir, bir nefes bile boşluk bırakma
    selam sevgi ve dualarımla h.sabahlar diliyorum cankardeşim

  10. VAR’A ‘yok’ demekle, nesi değişir ki ‘var’ın? Varsın Allah(c.c.)’ım varsın! Diller yok diyorsa yalan, kalplerde senin adın yazılı… Canlar Seninle yaşıyor… Eller, sen istersen tutabilir, dizler de öyle…Alâim-i Semâ senin.Gökkuşağında renkler Seni gösteriyor, ‘ressam’ yok dese dert midir? Şarkılarda ismin geçmese ne gam? Sesler seni söylüyor. Senin besteni şakıyor bülbüller!Gül gülümsüyorsa senin güzelliğinden…Rahmetinin katresidir yağmur, bahçeler hep senin.En şefkatli sensin Allah(c.c.)’ım. Çünki sensin anneleri yaratan…En kudretli sensin Allah(c.c.)’ım Çünki sensin dağları dik tutan…Çocukların pamukçacık ellerinde, çimenlerin yeşermelerinde, sevdâlıların sıcacık yüreklerinde ‘apaçık’ sen ‘saklısın’…Sana ‘yok’ diyeni ‘yok’tan ‘var’ eden de sensin.Bolluklar mükâfatın, kıtlıklar ikazın… Ferahlıklar, sıkıntılarımıza teselli, üzüntüler seni hatırlamamız için…O kadar varsın ki…Varlığının heybeti karşısında başımız dönüyor, tıpkı dünya gibi…Sensiz yaşanmıyor…Milyonlarca yıldır, milyarlarca hayat ve her hayat sahibine her an taptaze nefesler veren nasıl ‘yok’ olur, nasıl ‘yaşamaz’?Hayatı veren sensin. Hayat da, hayatım da senin. Kendini bilmeyen seni tanımamış; kim neylesin?Anlamayı, bir adıma karşılık bin adımla koşuşturan sensin.‘İnanılan’ da sensin ‘inandıran’ da…‘Var’ daha ‘yok’ iken ‘var’ olan da sensin.Her zaman her yerde ‘var’ olan da!Sevgin zerre eksilse üzerimizden ve bir an çevrilse bakışların, tutuşur yanarız…Asırlar bir ince perde, mekân bildiğimiz, ayak bastığımız, paylaşamadığımız dünya bir durak…Bir hak verdin… Akıl, duygu, dudak verdin, söyleyeceğiz…Kaderimizi kendimize ‘yazdıran’ da sensin.Yarattın, yaşatıyorsun, dirilişimiz vaadin…Sen vaadinden dönmeyensin, senindir sonsuzluk!‘Küçükler’ Senden uzaklaştıkça küçüldüler, ‘büyükler’ sana yaklaştıkça büyüdüler.Yûnus balığın karnında, Yûsuf zindanda senin kölendi. Hürriyet sendeydi, sen Rabbimizsin…Serinlik Sendendi, İbrahim’i ateşin yakışından kurtaran… Mûsa’yı Firavun’un sarayında büyüten sendin.Sendin hem yetim, hem öksüz Muhammed’i (asm) Mirâc’a çıkaran…Yûsuf Züleyha’yı senin için reddetti…O, her şeyi!Allah(c.c.)ım:Rüzgârdan, ışıktan, lisandan, insandan deliller gönderdin.. Her oluş, her tükeniş işâretindi!Peygamberlerin, nizâmını anlatan yazının satırbaşlarıydı, kelimelerindi velilerin: dostların, senin imla işaretlerin…Geylânî seni söyledi, Rabbanî seni, Mevlânâ sana çağırdı, Gazâlî sana. Bediüzzaman’ın “çağına ve sonrasına” seni anlatan sözü binlerce sayfa sürdü…“Bildim seni ey Rab, bilinmez meşhur” dedi Necip Fazıl, Sen çileyi mutluluk yapansın.Varsın Allah(c.c.)’ım varsın…Hilekârsa bilim, edepsizse edebiyat, sahteyse san’at,gerçeğini; amacını kaybetmişse ‘yok’ diyorsa desin!Küçük kitaplar ‘yok’ yazsa?Kâinat ‘var’ yazan koca kitap!Yazan sensin, okutan sensin.Selâm sana sevgili.“Bir nakışta bin nakşı nakşeden nakkaş…”Atomundan galaksisine, zerresinden küresine, yarattığın ne varsa, hepsi içimde dönüyor… Dalgalanıyor denizlerin damarlarımda, buğulanıyor gökyüzü gözlerimde, rüyalar içindeyim, çiçekler içinde, güneşler açıyorum… Bir küçük kâinatım!İnsanım ve inanıyorum sana.Kundaktan kefene, beşikten musallaya ve oradan ‘asıl hayata’ uzanan rahmetine… Şelâlelerde çağıldayan, mercanlarda parıldayan güzelliğine… Toprak kokan mahsuller, kovanlar, peteklerce ikram ikram üstüne bereketine… Kan kırmızı karanfillerden, gözbebeklerine kadar, binbir çeşit ve rengârenk sanatına inanıyorum…‘Yok’a inanmak ‘yok!’Şüphesiz inanılacak yalnız sensin.Sebepler! Size söylüyorum, sizi sebep gösterenlerde suç, Sevgilim ‘ol’der ve ‘olur’…Allah(c.c.)ım…Bir sevdâdır sana inanmak…Gurbette âniden kavuşmaktır!Her şeyimi sen verdin, her şeyim senin.Seni sana lâyık anlatamadım affet! Kelimem yetmedi! İşte Allah(c.c.)’ım bu kulunun bütün söyleyebildiği bu kadar.Ben bu kadarım…Şükür ki sen bu kadar değilsin!
     
    HAYIRLI SABAHLAR CANIM KARDEŞİM SELAM SEVGİ VE DUA İLE RABBİME EMANET OL…

  11. Yazdığınız tüm yazılar için emeğinize sağlık, yüreğinize sağlık diyorum.. Teşekkür ederim.. Kendinize ve sevdiklerinize iyi bakın.. Saygılarımla..

  12. MAALESEF BÜYÜDÜM
    Annem, Çocukken ölen cennete gider derdi.Minik dünyamda ölüm, sevda gibi yeşerdi. Bu yüzden hep çocuk yaşta ölmeyi düşlerdim.Sabıkam yokken, yokken hayat diye bir derdim. Melekler giden çocuğa kanatlar takarmış,Gök katlarını geçip cennetlere uçarmış. Çocuk en çok annesini ister ve özlermiş.Cennet yamaçlarından annesine gülermiş. Her hayalim gibi bunu da mezara gömdüm,Yama tutmaz günahlarla Maalesef büyüdüm.Mehmet Orhan Durdu
     
    cumanız mubarek olsun …dua ile…

  13. İsa aleyhisselam bir ağacın altında dua eden birini gördü. Dikkatlice baktığında adamın ayakları yürümeyen bir kötürüm olduğunu anladı. İki gözü de görmüyordu. Vücudunda ise baras hastalığı olduğu anlaşılıyordu. Ama adam bütün bunlara rağmen ellerini kaldırmış mutluluktan uçacakmış gibi dua ediyordu: – Ey nice zenginlere vermediği nimeti bana ikram eden Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun!.. Hazret-i İsa kötürüm adama yaklaştı: – Ayağın yürümüyor, gözün görmüyor. Bedenin de sıhhatli görünmüyor? Buna rağmen çoğu zenginlere verilmeyen nimetlerin sana verildiğini düşünmekte, bunun için de büyük bir mutlulukla şükretmektesin. Hangi nimettir nice zenginlere verilmediği halde sana verilen? Kapalı gözleriyle sesin geldiği yana yönelen kötürüm adam dedi ki: – Efendi! Allah bana öyle bir kalp vermiş ki, o kalple Onu tanıyorum. Öyle de bir dil vermiş ki, o dille de ona şükrediyorum. Halbuki, dünyanın serveti elinde olan nice zenginler var ki, kalbinde Onu tanıma sevinci, dilinde de Ona şükretme mutluluğu yoktur. Ama gel gör ki, ayakları topal, gözleri kör, bedeninde hastalıklar bulunan bu kötürüm adama Rabbim, bu sevgiyi ihsan eylemiş, bu nimetin farkına varma tefekkürünü nasip eylemiş. İşte bunu düşününce kendimi tutamıyor da: – Nice zenginlere vermediği nimeti bana veren Rabbim! Sana ağaçların yaprakları sayısınca şükürler olsun! Diye teşekkürden kendimi alamıyorum. Kafa gözü kapalı da olsa kalp gözü açık olan bu adama yaklaşan İsa aleyhisselam: – Ver şu elini öyle ise! diyerek elinden tutar, eğilerek görmeyen gözlerinden öper. Peygamberin dudaklarının değdiği gözler anında açılır. Karşısındakinin İsa aleyhisselam olduğunu görünce heyecanlanan adam: – Sen şu ölüleri dirilten, hastalara şifalar bahşeden mucizelerin sahibi Peygamber değil misin? der. İsa Peygamber: – Belli olmuyor mu? deyince: – Gözlerimden belli oluyor da ayaklarımdan henüz belli değil, der. Tebessüm eden Hz. İsa: – Sen hele bir ayağa kalkmayı dene! Deyince, silkinen kötürüm adam dimdik ayağa kalkar. Ayakları üzerine dikilebildiğini anlayınca söylediği ilk sözü şu olur: – Ey Allahın Nebisi, sendeki bu mucizeler de O’ndan değil mi? Öyle ise izin ver de geç kalmayayım, O’na şükredeyim, diyerek hemen yere iner, başını secdeye koyar ve der ki: – Rabbim! Seni tanıyan bir kalple, şükreden bir dil nimetinin şükrünü yapmaktan acizken, şimdi gören bir çift gözle, yürüyen iki de ayak da lütfettin. Artık bilemiyorum nasıl şükretmem gerekiyor bu eşsiz nimetler karşısında? Bu sırada çevreden toplanan halk, gösterdiği bu mucizelerden dolayı İsa aleyhisselamın elini öpmek isterler. Ama Allahın Nebisi işaret eder: – Benim değil secdedeki şu kötürüm adamın elini öpün!.. Derler ki: – Onu secdeye indiren nimetlere biz baştan beri sahibiz. Ama hiç birimiz onun duyduğu gibi bir mutluluk duymadık. – Öyle ise, der, tefekkür edin, siz de düşünün. Sözünü şöyle bağlar Allahın Nebi’si: – Düşünen sahip olduğu nimetin farkına varır. Düşünmeyen ise kendisini mahrumiyette sanır!

  14.  
    Ya Rabbi, şu önümüzdeki Şaban ayına kadar yapılacak mühim işleri ve bizim mukadderatımızdaki başımıza gelecek işleri sen bu gecede meleklere tevdi ediyormuşsun. Ya Rabbi bizim için hayırla takdir buyur. Ya Rabbi eğer başımıza şerli şeyler gelecekse biz af istiyoruz, mağfiret istiyoruz. Duamızı kabul eyle, bizim bu kara yazımız değiştir, bizim  bahtımız güzel eyle. Bizim adımız kötüler divanına yazdırmışsan oradan sil, saidler, iyiler defterine yazdır. Başımıza felaketler yağacaksa felaketleri geri döndür. Sıkıntılı üzüntülü durumlar olacaksa, sıkıntımız, üzüntümüzü feraha çevir. Rızkımız kıtlık darlık olmasın, bolluk ver.
     
    Berat kandiliniz mübarek olsun ,selam ve dua ile…

  15. KORKUDAN TİTRİYORDU
     
    Bir gün, garip bir kişi gelmiş idi Mekke\’ye.O gün Ebu Cehil’e satmış idi bir deve.  Ebu Cehil kâfiri, deveyi aldı, ama,Devenin bedelini vermiyordu adama. Adam, bilemiyordu kime gideceğini.Zira kim dinlerdi ki bu garibin derdini?  Beytullah\’ın yanına gelmişti o arada.Kureyş müşrikleri de toplanmıştı orada. Dedi: (Ben buralarda kimseyi bilmiyorum.Hakkımı alın ondan, çok rica ediyorum.) Yabancı olduğunu anlayınca müşrikler,Hiç de ilgilenmeyip, hem istihza ettiler. Ona, Resulullahın evini göstererek,Ve alaylı şekilde sinsi sinsi gülerek, Dediler ki: (Şurada oturan biri vardır.Ondan senin hakkını, ancak o kimse alır.) O kişi sevinerek onların bu sözüne,Gelip açtı derdini, Allah\’ın Resulüne. O Server buyurdu ki: (Gidelim şimdi hemen.Senin alacağını alalım o kişiden.) Geldiler Ebu Cehl\’in hanesine o saat.Peygamber Efendimiz, kapıyı çaldı bizzat. Ebu Cehil, kapıda görünce o Server\’i,Titremeye başladı vücudunun heryeri. Ve yalvaran bir sesle dedi ki: (Ya Muhammed!Söyle, hemen yapayım bir emrin varsa şayet.) Büyük bir vakar ile o Sevgili Peygamber,Buyurdu: (Bu garibin hakkını getir de ver.) (Hayhay!) deyip, hemence içeriye girerek,Gelip verdi parayı, çok özür dileyerek. Adam teşekkür etti Allah\’ın Habibine,Oradan ayrılarak, Kâbe’ye geldi yine. Müşriklere dedi ki: (Size çok minnettarım.Zira alacağımı o zatla gidip aldım.  Beni öyle birine göndermişsiniz ki siz,Hakkımı aldı ondan bir söz ile, zahmetsiz.) Onlar, birbirlerine bakarken şaşkın şaşkın,Geldi Ebu Cehil de o sırada ansızın. Dediler: (Muhammed\’in sözüyle, az önce sen,Yabancıya borcunu ödedin mi gerçekten?) O (Ödedim) deyince, dediler: (Sen ne dersin?Nasıl Onun sözüyle sen hareket edersin?) Dedi: (Onun sözüyle ödedim, bu doğrudur.Ve lakin ödemeye bıraktı beni mecbur. Zira çıktım kapıya, baktım ki Muhammed var.Ve yanında duruyor çok korkunç bir canavar. Bana, bir düşman gibi bakıyordu o hayvan.Eğer ödemeseydim saldıracaktı o an.)
     

  16. DUA DOSTLUĞU NEDİR BİLİRMİSİN………… DUA DOSTLUĞU YÜREKTİR………YÜREĞİN GÜZELLİĞİDİR……….YÜREĞİN BERRAKLIĞIDIR………ÇIKARSIZDIR……….MENFAAT ARAMAZ DUA DOSTLUĞU……….SENDE UMUDUNUN TÜKENDİĞİNİ DÜŞÜNÜYORSAN……..KOŞ DOSTUM KOŞŞ……….SANA BİR DUA EDEN OLSUN…SEN BİRİNE DUA ET..BİLMEZSİN HANGİ KIRIK GÖNLÜN DUASIDIR……KARANLIKLARI AYDINLATAN….SANA UMMADIK KAPILAR AÇAN….BİLMEZSİN KİMİN İÇİN ETTİĞİN DUADIR…….SENİ BÖYLE AYAKTA TUTAN…….DUALARDA BULUŞALIMMDAİM DUALAŞALIM….. WESSELAM..

  17. BİR HİKMETİ VARDIR
     
    Adamın biri bir pislik böceği görür" Bu yaradılışı çirkin pis kokulu bir yaratıktır.Allah bunu niçin yaratmışki ? " der.Aradan zaman geçer, adamın yüzünde bir çıban çıkar. Nereye başvurduysa derdine bir derman bulamaz. Çııban yara haline gelir. Bir gün sokakta dolaşırken, yüzündeki yara bir yolcunun dikkatini çeker. ayak üstü sohbetten sonra yolcu kendine yardım edebileceğini, bu tip çıbanların oluşturduğu yaraların tedavisini bildiğini söyler. Adam her ne kadar inanmadıysa Allah\’tan umut kesilmez diyerek kabul eder.Yolcu bir pislik böceğinin getirilmesini ister.Orada bulunanlar bu isteğe gülerler. Fakat hasta olan adam, o böcek hakkında söylediği sözleri o an hatırlar ve derki ;- Adamın isteğini yerine getirin, ne diyorsa yapın.Yolcu getirilen böceği yakar ve külünüyaranın üzerine serper ve yara Allah\’ın hikmetiyle iyileşir. Bunun üzerine hasta olan adam etrafına der ki ;- Unutmayın ! Allah\’u Teala\’nın yarattıklarının, yaratılışında bir hikmet vardır, bir derde deva vardır. Velev ki pislik böceği olsa dahi.

  18. ölmek için yaşar her insanoĝlu unutarak ölümlü olduĝunu tertemiz doĝar da her ademoĝlu sonra belli olur harun, karunu

  19. Bir adam kötü yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alır.   Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektas Veli \’nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. O zamanlar dergâhlar ayni zamanda aşevi işlevi görüyordu. Durumu Hacı Bektas Veli \’ye anlatır ve Hacı Bektas Veli – \’ helal değildir \’ diye bu kurbanı geri çevirir. Bunun üzerine adam Mevlevi dergâhına gider ve ayni durumu Mevlana \’ya  anlatır . Mevlana ise ; bu hediyeyi kabul eder. Adam ayni şeyi Hacı Bektas Veli\’ye de anlattığını ama onun bunu  kabul  etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana\’ya bunun sebebini sorar.  Mevlana söyle der: – Biz bir karga isek Hacı Bektası Veli bir şahin gibidir. Öyle her  leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul  etmeyebilir.  Adam üşenmez kalkar Hacı Bektas dergâhı\’na gider ve Hacı Bektas Veli \’ye, Mevlana \’nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun sebebini bir de Hacı Bektas Veli \’ye sorar. Hacı Bektaşı Veli de söyle der:  – Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana\’nın gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir.\’   Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek yerine yüceltebilmeyi becerebilen bir insan olmamız dileğiyle… 
     

  20. Aydınlık sabahı düşün.Ve durgun karanlık geceyi…Rabbin seni ne unuttu ne de darıldı.Öteki dünya senin için (hayatının) bu bölümündendaha iyi olacak!Ve zamanı geldiğinde,Rabbin sana (kalbinden geçeni) bağışlayacakve seni hoşnud kılacak.DUHÂ SURESİ     –      –     –     –    –   –     –    –    –   –
    By the Glorious Morning Light,And by the Night when it is still,Thy Guardian-Lord hath not forsaken thee, nor is He displeased. And verily the Hereafter will be better for thee than the present. And soon will thy Guardian-Lord give thee (that wherewith) thou shalt be well- pleased. Did He not find thee an orphan and give thee shelter (and care)? And He found thee wandering, and He gave thee guidance.And He found thee in need, and made thee independent. Therefore, treat not the orphan with harshness, Nor repulse him who asks; But the bounty of the Lord – rehearse and proclaim!QURAN – THE EARLY HOURS [93] 
    SELAM.SABAH ERKEN KALKANLAR KONUK DEFTERİNE YAZMIŞ…OKUMADIM YANLIZ BLOĞUNU TATİLDE SÖZ VERMİŞTİM .KUSURA BAKMA ,KİTAP GİBİ BİTMİYOR,AMA ÇOK GÜZEL HAYIRLI GÜNLER SELAM VE DUA İLE A.E.O…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s