Teslimiyet, Sabır, Tevekkül Sende çok güzel cisimleşti ey Rabbin kutlu konuğu Hacer!

 
Hacer! Sen Benim Siyah İncimsin

Tüm renkler sende toplanmak adına kayboldu, eridi, kül oldu renginde Ey Siyahi Kadın! Ruhumun yapraklarını çevirdim bir bir… Sana dair çok şey buldum. Bulduklarım, gönlümün mahzenlerine ışık oldu Ey Hacer! Kara derinden tutam tutam ışık derledim; yürüdüğüm karanlık yollar için…

Yitirilen güneşler Sende bulundu. Tarih, Seni de nakşetti görkemli sayfalarına. Muazzam bir onur duydu tarih; Sen sayfalarına geçtin diye… Güneşin şarkısını mırıldanarak ilerliyordun kimsesiz ve sessiz çölde… Bugün pür dikkat kesilmiş, senin şarkını dinliyoruz Ey Hacer!

Ey Hacer! Nedendir acaba yüreklerimize bu kadar kök salman?

Halilullah’ın eşi olmakla şereflenmenden mi? Adanmış İsmail’in biricik annesi olmandan mı? Ateşin kendisine serin olduğuna, Rabbin kendisine dost ilan ettiğine muazzam teslimiyetinden mi? Issız çölde sabrı ve tevekkülü hiçbir zaman elden bırakmamandan mı? Tevekkülle beraber Safa ve Merve arasındaki takdire şayan koşusundan mı? Hangi birisini saysam ey Hacer! Yemin bulan, hakkıyla Seni anlatmak kolay değil…

Issız çölde ciğerparenle bir başına bırakılmıştın. "Ey İbrahim, bizi bu ıssız ve kimsesiz vadide bırakıp da nereye?" diyordun. Ve yine "Ey ibrahim! Bizi burada bırakmanı sana ALLAH mı, emretti?" diye sesleniyordun. Hz. İbrahim de: "Evet ALLAH emretti" deyince; Sen, "Öyleyse ALLAH bize yeter, O bizi korur" diyerek, tarihe kutlu harflerle nakşediyordun Rabbe ve Resulüne olan teslimiyetini… Artık nereye demiyordun. Ve nasılların, neden ve niçinlerin de olmamıştı zaten… "Rabbin buyruğuysa durma git ey İbrahim!" diyen bakışlarla uğurluyordun İsmail’inin babasını… Yer şahit, gök şahit ve çöl şahitti o tarihi anlara…

Gecesiyle, gündüzüyle ıssız çöl dişlerini gösterirken, sen çaresizlik yudumluyordun. İsmail’inin benzi zaman akıp gittikçe soluklaşıyordu, sende de takat kalmıyordu. Ölümün soluğunu yanı başında hissediyordun. İsmail’inin kurumuş dudakları yüreğini dağlıyordu…

Sımsıcak çölden süzülüp gelen her bir anın uzuyor, uzuyor bitmek bilmiyordu. Titrek bakışlarla dört bir yanına umutla bakarken, pusuda umutsuzluk, karamsarlık ve isyan iştahla bekliyordu; karşına geçmiş kapkara bayraklarla davetiyeler sunarlarken; sense sonsuz bir hamdle bembeyaz evin bayrağını gösteriyordun.

Umutsuzluğa, karamsarlığa ve isyana kumdan kabirler kazmıştın; kazılan matem kuyularına karşılık… Kabirlere basa basa daha da yükseliyordun Rabbin katına… İman boyunu yükseltiyordun ey Hacer! Nitekim Kâinatın Efendisi Resulullah (s.a.v.) Halilullah’ın faziletini anlatırken şöyle derdi; "Bir gece bana rüyamda her zaman gelen iki melek (Cibril ile Mikail) geldi. Bunlarla beraber gittik, nihayet uzun boylu birinin yanına vardık, (Semaya doğru yücelen) boyunun uzunluğundan başını neredeyse göremeyecektim. O İbrahim (a.s.) idi."Ve yine: "Kıyamet günü ilk elbise giydirilen kişi, İbrahim’dir."

Ey Kutlu İbrahim’in, kutlu eşi Hacer! Senin Rabbe ve peygamberine teslimiyetinden çatladı tüm şeytanlar… Bir dile gelseydi şeytanlar, kim bilir haset ateşiyle yanıp kül olurdu, gözlerin görebildiği her şey!

Issız çölde hayat pınarı fışkırdı, Sen ve İsmail’in için Ey Hacer! Ölüm kokan sımsıcak çölde yaşam kaynağı bahşedildi size; sevginin meyvesi olarak…
Öyle ki zem zem demeyene kadar sımsıcak kumdan coşarak fışkırıyordu Zemzem… Bir an gördüklerine inanamamıştın; kurumuş dudaklarla bıraktığın İsmail’in miydi karşında gülerek suyla oynayan…

Ya Rabb! Ne muazzam bir andır, sabrın karşılığının görüldüğü an…

Ne büyük bir haz verir fedakârlığın, teslimiyetin, tevekkülün semeresini toplamak…

Ne kutlu ve yüce bir haldir Rabbin yardımına birebir mazhar olmak…

Ey siyahî inci! Yaşamınla kristalleşip lem’alar dağıttın her renkten insana… Öyle ki akın akın her renkten insanın uğrak yeri oldu, Sen ve İsmail’inin ıssız ve sessiz çölü… Çöl şenlendi sizinle… Çöl şehirleşti sizinle… Çorak topraklar yaşam buldu sizinle… Çöl, çöl olmaktan çıktı.

Ey kutlu Mekke’nin ilk ev sahibesi Hacerl
Teslimiyet, Sabır, Tevekkül Sende çok güzel cisimleşti ey Rabbin kutlu konuğu Hacer! Zaten Halilullah’a ancak senin gibisi yakışırdı. Rabbim razı olsun senden ey Hacer! Rabbim Razı Olsun…alıntıdır

Reklamlar

25 Yanıt

  1. Adem\’in pişmanlığıdır İman, Havva\’nın gözyaşları…Eyyub\’un sabrı, Musa\’nın asası, Yunus\’un duasıdır…
    İsmail\’in boyun eğişi, Hacer\’in teslimiyeti ve şeytanın mağluboluşudur İman…Rabbim razı olsun abim güzel bi paylaşım olmuş yine zevkle okuttun bizlere:) hayırlı günler abim…

  2. SABIR VE TESLİMİYETİN TİMSALİ HZ. HACER…ALLAH RZI OLSUN…ELLERİNE SAĞLIK..KARDELEN
     

  3. RABBİM BİZLERE ONLARIN TESLİMİYETİNDEN,TEVEKKÜLÜNDEN İHSAN ETSİN İNŞALLAH.
                                                        SELAM VE DUA İLE…

  4. CevahİR olmadan pul neye yarar,rabbİNİ BİLmyen gÜL neye yarar,allaha gİTmeyen yol neye yarar,resul kokmayan gÜL neye yarar,kaİNatin en gÜZel kokusunun ÜZerİNİZden hİÇ Ayrilmamasi dİLeĞİYle…
      PAYLAŞIM ÇOK GÜZEL ARKADAŞIM A.E.O.

  5. tüm arkadaslara selam olsun ben de diğerleri gibi hazırladığınız yazılardan faydalanıyorum allah razı olsun her seferinde biraz daha kendime geliyorum rabbim hayrınızı daim kılsın inşallah…dualarımızda beraber olmak dileğiyle… 

  6. DOCE SEMANA   / SWEET WEEK
    "Se tudo o que existe no mundo possuísse uma fonte de energia,
    com certeza a minha seria você."
    "O amor é muito jovem para saber o que é consciência."
    http://i35.tinypic.com/5mirli.jpg 
    "If everything what it exists in the world possessed apower plant,
    whit certainty mine would be you."
    "The love is very young to know waht it is conscience."

    Beijokas and kisses, com todo meu carinho
    kisses And Beijokas,, with all my affection
     (`\’·.¸(`\’·.¸(`\’·.¸ ¸.·\’´)¸.·\’´)¸.·\’´) ♥ BJUS NO CORAÇÃO♥ (¸.·\’´(¸.·\’´(¸.·\’´ `\’·.¸)`\’·.¸)`\’·.¸) 
    LULUASOL – Luz, Paz e Amor sempre
    LULUASOL – Isik, Baris, Ask  her zaman

  7. Ya Alim…Senin için bilmenin başı yoktur, ben ancak sonradan bilirim Senin bilmediğin bir an yoktur, ben ancak bazen bilirim Sen, açık edip söylediğimi de bilirsin Sen, susup kendime sakladığımı da bilirsin Unutup kedimden sakladığımı da bilirsin Kendi kuyularıma aklımın iplerimi salarım Kendime aklım ermez. Sen beni benden çok bilensin Kalbimin kuytularında el yordamıyla dolaşırım Kendime kendim yetmez, Sen bana benden çok sırdaşsın Bildiğimi bilenlerden eyle beni Bilmediğimi bilenlerden eyle beni Sana malum olan ayıp ve kusurlarımla utandırma beni M.Engin Noyan-Senai Demirci 
     

  8. S.A EVET;"İMAN TEVHİDİ,TEVHİD TESLİMİ,TESLİM TEVEKKÜLÜ,TEVEKKÜL SAADET-İ DAREYNİ İKTİZA EDER" İNŞAALAH TESLİMİYETİ TAM OLANLARDAN,SABREDENLERDEN OLALIM ALLAH C.C SABREDENLERLE BERABER.. BU ARADA BEN SANA YETİŞEMİYORUM ABİ ALLAH RAZI OLSUN ÇOK GÜZEL YAZILAR EKLİYOSUN AMA BEN YETİŞEMİYORUM 😦 MUHABBETLE..

  9. BİLMEDİĞİM Bİ ÇOK KONUYU SİZDEN ÖĞRENİYORUN SİZ VE SİSİN GİBİ ARKADAŞLARDAN ALLAH RAZI OLSUN

  10. \’\’Parça parça olmuş sine isterim\’\’ İsterim ki esas derdimi anlasın.Esas derdi dertli olan anlar.Şerha şerha sine isterim, İsterim ki anlasın!..
    Yanıp kebap oldum ümidim yıkma! İtâb et, ama ağyâra bırakma! Vefasız bir kulum cürmüme bakma! Vasf-ı hâle ne hacet her şey ayân.(M.F.G)
     
     

    Allah\’a güven ve itimat ile başlayıp, kalben beşerî güç ve kuvvetten teberri kuşağında sürdürülen ve neticede her şeyi Kudreti Sonsuz\’a havale edip vicdânen itimad-ı tâmmeye ulaşma ile sona eren âlem-i emre ait ahvâl veya rûhanî sey­rin mebdeine "tevekkül", iki adım ötesine "teslim", bir tur ile­risine "tefviz" ve müntehâsına da "sika" denir.
    Tevekkül; kalbin Allah\’a tam itimat ve güveni, hattâ baş­ka güç kaynakları mülâhazasından bütün bütün sıyrılması mâ­nâsına gelir. Bu ölçüde bir güven ve itimat olmazsa, te­vekkülden söz edilemez; kalb kapıları ağyâra açık kaldığı sürece de hakikî tevekküle ulaşılamaz.
    Tevekkül; sebepler dairesinde arızasız esbâba riâyet edip, sonra da Kudreti Sonsuz\’un üzerimizdeki tasarrufunu intizardır ki, iki adım ötesi, çok Hak dostu tarafından "gas­sâlin elindeki meyyit" sözüyle ifadelendirilen[1] teslim merte­besidir. Birkaç kadem ötede ise, her şeyi bütün bütün Allah\’a havale edip, yine her şeyi O\’ndan bekleme makamı sayılan tefviz gelir. Tevekkül, bir başlangıç, teslim onun neticesi, tef­viz de semeresidir. Bu itibarla da, tefviz hem daha geniş hem de müntehîlerin hâline daha uygundur. Zira onda, insanın, kendi havl ve kuvvetinden teberri etmesinin -ki bu teslim mertebesidir- ötesinde, [2] لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ ufkuna ulaşıp, o kenz-i mahfîyi her an içinde duyması ve kendi güç, kuvvet ve servetine bedel, لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ olan cenne­tin hususî hazinelerine sahip olması ve onlarla gınâya ermesi söz konusudur. Diğer bir mânâda bu, hak yolcusunun, vic­danındaki nokta-i istinat ve nokta-i istimdadın ihtarıyla, ac­zini, fakrını duyup, hissettikten sonra "Tut beni elimden; tut ki, edemem Sensiz!" diyerek o biricik güç, irade ve meşîet kaynağına yönelmesidir.
    Tevekkül; dünyevî olsun, uhrevî olsun, ferdin kendi mas­lahatlarına Rabbini vekil kabul etmesi ise; tefviz, bu vekâletin arkasındaki asaleti vicdânî bir şuurla itirafın adıdır.
    Diğer bir yaklaşımla tevekkül; Cenâb-ı Hak ve O\’nun nezdindekilere bel bağlayıp itimat etme ve O\’ndan başkasına kalbin kapılarını bütün bütün kapama demektir ki; buna, be­denin ubûdiyete, kalbin rubûbiyete kilitlenmesi de diyebiliriz. Bu mülâhazayı merhum Şihab:
    تَوَكَّلْ عَلَى الرَّحْمَنِ فِي اْلأَمْرِ كُلِّهِفَمَا خَابَ حَقًّا مَنْ عَلَيْهِ تَوَكَّلاَوَكُـنْ وَاثِقًا بِاللهِ وَاصْبِرْ لِحُكْمِهِتَفُزْ بِـاللهِ تَرْجُوهُ مِنْهُ تَفَضُّلاَ
    "Her işinde sadece ve sadece Allah\’a tevekkül ol -ki O\’na tevekkül eden asla kaybetmez-, Allah\’a güven, O\’na iti­mat içinde bulun ve senin hakkındaki hüküm ve kazasına da sabret; zira O\’ndan beklediğin şeyleri, ancak, yine O\’nun ih­sanı olarak elde edebilirsin." sözleriyle ifade eder. Zanne­di­yorum, Hz. Ömer Efendimiz de, Ebû Mûsâ el-Eş\’arî\’ye yaz­dıkları bir mektuplarında: "Eğer kazaya rızâ gösterebilirsen, o bütünüyle hayırdır. Buna gücün yetmezse, dişini sık, sab­ret."[3] sözleriyle bu hususu hatırlatmak istemişlerdi…
    Bir başka zaviyeden tevekkül; hemen herkes için Hakk\’a itimat ve güvenmenin adı; teslim, kalbî ve rûhî hayata uyan­mışların hâli; tefviz ise, esbap ve tedbire takılmamanın unva­nıdır ki, haslar-üstü haslara mahsus bir hâl veya makamdır. Tefviz semasında seyahat eden hak yolcusu, zâhiren tedbir ve sebeplerle meşgul olsa da, bu iştigal sırf esbap dairesinde bulunmanın gereği ve onun da, Hak karşısındaki memuriye­tinden ötürüdür. Aksine, öyle yapmayıp da onları doğrudan doğruya nazara alsa, semaların üveyki iken arzın sürüm sü­rüm sürünen haşereleri hâline gelir. Menkıbe kitaplarında bu mülâhazayla alâkalı şu hadiseyi zikrederler: Bir Hak dostu, sebepler ağında, aşırı tedbir heyecanıyla yol aldığı esnada hâtiften şu sesi duyar:
    لاَ تُدَبِّرْ لَكَ أَمْرًا إِنَّ فِي التَّدْبِيرِ هَلْكَىفَوِّضِ اْلأَمْرَ إِلَيْنَا نَحْنُ أَوْلَى لَكَ مِنْكَا
    "Vazgeç tedbir kuruntularından; zira tedbirde helâk var­dır. İşleri Bize havale eyle, çünkü Biz sana senden daha evlâ­yız." Sebepler dağdağasından sıyrılıp, vasıtalara gönlünde yer vermeme mânâsına gelen "tedbiri terk eylemek" halkın içinde Hak\’la münasebetlerini sımsıkı tutabilen koçyiğitlere mahsus bir derinliktir.
    Sebeplere tevessül ile beraber onlara tesir-i hakikî ver­meme, derecesine göre hem bir tevekkül -herkes için-, hem bir teslimiyet -eşyânın perde arkasına uyananlar için-, hem de bir tefviz ve sikadır -huzur erleri için-.. Allah Rasûlü sal­lallahü aleyhi ve sellem, irade ve cehd ü gayreti, tefviz u te­vekkül ile iç içe ne hoş ifade buyururlar:
    لَوْ أَنَّكُمْ تَتَوَكَّلُونَ عَلَى اللهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرَزَقَكُمْ كَمَا تُرْزَقُ الطَّيْرُ تَغْدُو خِمَاصًا وَتَرُوحُ بِطَانًا "Eğer Cenâb-ı Hakk\’a lâyıkıyla tevekkül edebilseydiniz, sizi, sabah yuvasından aç ayrılıp, akşam tok olarak dönen kuşların bes­lendiği gibi rızıklandırırdı."[4] Bu peygamberâne sözden her­kes seviyesine göre bir şeyler anlar:
    1. Avam, bundan Hz. Mevlânâ\’nın hadis iktibaslı:
    گَرْ تَوَكُّل رَهْبَرَسْـت اِين سَبَب هَمْ سُنَّت پَيْغَمْبَرسْتگُفت پَيْغَمْبَرْ بَآوازِ بُلَندْبَـا تَوَكُّلْ زَانُوي اُشْـتُر بَبَند
    "Evet, tevekkül her ne kadar rehber ise de, sebeplere riâyet de Peygamber sünnetidir. Hz. Peygamber (huzuruna girip de: ‘Devemi bağlayayım mı, yoksa tevekkül mü ede­­yim?\’ diyen bedeviye) yüksek sesle, ‘Devenin dizine ipini vur, öyle tevekkül eyle!\’ dedi"[5] beyânı çizgisinde herkese açık Allah\’a itimat mânâsına anlar ki: وَعَلَى اللهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ "Tevekkül edecekler başkasına değil, sadece ve sadece Al­lah\’a güvenip dayansınlar."[6] âyeti buna işaret eder.
    2. Hayatını kalb ve ruhun yamaçlarında sürdürenler ise bundan, kendi havl ve kuvvetlerinden teberri ile Allah\’ın havl ve kuvvetine teslim olup, gassâlin elindeki meyyit hâline gel­meyi anlarlar ki:
    وَعَلَى اللهِ فَتَوَكَّلُوا إِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنِينَ "Gerçek mü\’minler iseniz Allah\’a itimad-ı tâmme içinde bulunun!"[7] fermanı bunu ihtar eder.
    3. Fenâfillâh ve bekâbillah zirvelerinde dolaşanlara gelin­ce, bunlar Hz. İbrahim gibi ateşe atılırken bile "حَسْبِيَ اللهُ" de­yip,[8] "Cenâb-ı Hakk\’ın benim hâlimi bilmesi, benim bir şey istememe ihtiyaç bırakmamıştır." tefvizi veya İnsanlığın İftihar Tablosu gibi, düşman gölgelerinin mağaranın içine düştüğü ve herkese ürperti veren tehditlerinin Sevr\’in duvarlarına çarpıp yankılandığı esnada bile, fevkalâde bir güven ve em­niyet içinde: "Tasalanma, Allah bizimle beraberdir!"[9] sözle­riyle ifade edilen sikayı anlarlar ki: وَمَنْ يَتَوَكَّلْ عَلَى اللهِ فَهُوَ حَسْبُهُ "Kim Allah\’a tefviz-i umûr ederse O, ona kâfidir."[10] beyânı da bu gerçeği hatırlatır.
    Tefviz en yüksek mertebe, sika en âlî makamdır. Bu mertebeyi tutan ve bu makamın hakkını veren, sadece ak­lıyla, mantığıyla, inançlarıyla değil, bütün zâhir ve bâtın duy­gularıyla Hakk\’ın emir ve iş\’ârlarında erir ve O\’na bir mir\’ât-ı mücellâ olur ki, mertebeler üstü bu mertebenin kendine göre bir kısım emâreleri de vardır:
    1. Tedbiri takdir içinde görüp sükûnet bulmak,2. İradesini gerçek iradenin gölgesi bilip asla yönelmek,3. Kahrı, lütfu aynı görüp bütün benliğiyle kazaya rızâ göstermek..
    bunlardan bazılarıdır.
    Bu mânâda tefvizi, Minhâc sahibi şöyle resmeder:
    وَكَّلْتُ إِلَى الْمَحْبُوبِ أَمْرِي كُلَّهُ فَإِنْ شَاءَ أَحْيَانِي وَإِنْ شَاءَ أَتْلَفَا
    "Ben her işimi Sevgili\’ye bıraktım; artık O ister beni ihyâ eder, isterse itlâf." Bir güzel söz de Enderûnî Vâsıf\’tan:
    "Gelir elbet zuhûra ne ise hükm-i kaderHakk\’a tefviz-i umûr et ne elem çek, ne keder."
    Tefvizle alâkalı sözlerin en güzellerinden birini de:
    "Hak şerleri hayreyler,Sen sanma ki gayreyler, Ârif ânı seyr eyler.Mevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler.Sen Hakk\’a tevekkül ol, Tefviz et ve rahat bul, Sabreyle ve râzı olMevlâ görelim neyler, Neylerse güzel eyler." [11]
    matlaıyla başlayan tefviznâmesinde İbrahim Hakkı söyler.

  11. 18 Ağustos
    Üç Suale Tek Cevap

    Bir grup felsefeci, “Şems-i Tebrîzî” hazretlerine geldi bir gün. Bir tanesi öne çıktı:- Size, üç suâlimiz var.- Peki sor bakalım.O esnada “bir kerpiç” vardı mübareğin elinde. Onunla talebesine teyemmüm dersi veriyordu. Felsefeci sordu:- “Allah vardır, görünmez” diyorsunuz. Peki görünmeyen şeye nasıl inanıyorsunuz? – Pekâlâ, ikinciyi sor.- “Şeytan ateşten yaratıldı” dersiniz. Sonra da, onun ateşte yanacağını söylersiniz. Hiç ateş, ateşi yakar mı?- Üçüncü suâlin nedir?- “İslâmda kul hakkı var. Âhirette, hakkı olan hakkını alacak” dersiniz. Hâlbuki bırakın insanları kendi hâllerine. Canları ne isterse, yapsınlar.- Başka var mı?- Hayır, yok.O zaman büyük velî, elindeki kerpici kaldırıp adamın başına vurdu.Adamın başı acıdı tabii. Ve koşup kadıya şikâyet etti. Kadı, (hâkim) hazret-i Tebrîzî’yi çağırdı mahkemeye.- Bu kimseye vurdunuz mu?- Evet.- Niçin vurdunuz?- Üç sualine tek cevap verdim.- Nasıl yâni?- Bu adam; “Görünmeyen Allaha nasıl inanıyorsunuz?” dedi. Cevâben kerpiçle vurup acıttım başını. Göstersin başının acısını.Kadı felsefeciye döndü.- Ne diyorsun?- Başım acıdı, ama gösterilmez.Buyurdu ki:- Allah da vardır, ama görünmez.Ve devam etti:- Bu adam; “Şeytân, ateş cinsinden olunca Cehennem ateşinden zarar görmez”, diyor. Hâlbuki kendisi de topraktan yaratıldı. Bu kerpiçle niçin başı acıdı?Sordu yine:- Bu kişi, “Âhirette hesap falan yok. Bırakın, kim ne isterse yapsın”, diyor. Mâdem öyle, benim canım ona vurmak istedi ve vurdum. Niçin size şikâyet ediyor?Felsefeci mahcuptu. Başını önüne eğdi.

  12.  
     
    Ve sen yine denendiğinde
     
    ve yine kalbin daraldığında
     
    ve yine bütün kapılar yüzüne kapandığında
     
    ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde…
     
    Uzun uzun düşün
     
    ve hatırla Yaratanını!
     
    Allah kuluna kâfi değil mi?
     
     (Zümer/36)
     
     
     

  13. Ey zerreden kürreye kainatı kudret parmağında tutan RabbimEy eşya aynasında hakikatı görmek isteyenlere Zatını yansıtan RahmanEy kendine muhtaç olanlara ilahi azametini titreyen ruha hissettiren RahimEy Zatına aşık olanları , kendini sevenlerle tanıştırarak teselli eden AllahımVerdiğin nimetlere şükür etme gücünü bulmak için , sağanak yağmurdaki damla adedince şükür etsek , işlediğimiz günah deryasındaki kiri temizlemez ama , asla ümidimizi kaybetmeyeceğiz.Sevdiklerinin muhabbetine düştük , aşk şerbeti içersinde , acılığımız görünmez oldu, onların hürmetine bizi de dahil eyle.Lütfunla yaşattığın bu kalbe zatına perde olacak sevgiyi koma. Hüzün çiçeği gibi boynu bükük , kalbi kırık , dili titrek , gözü yaşlı , boynu bükük bir dille duadan başka birşey gelmez elimizden. Muhkem dağlar kadar günahla kapında duran bu mücrim , rahmetinden öylesine ümidvar ki Züleyhanın Yusufu özlemesinden daha çok bir aşkla beklemekte eşyanın hakikatını görmek için.Hasretinden yanan gönüllerin ateşi can olanları yaksa dahi , dumanı götüren rüzgar ırak yüreklere ulaşır diye rahmetinin peşine düştük.Bizi seni sevenlerin sevgisinden uzak tutma.
    amin.amin.amin

  14.  Bu nasıl sevgi……….        Japonya da yaşanmış gerçek bir sevgi hikayesidir.>Evini yeniden dekore ettirmek isteyen Japon bunun için bir duvarı yıkar.>Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasında çukur bir boşluk>bulunur. Duvarı yıkarken, orada dışardan gelen bir çivinin ayağına battığı>için sıkışmış bir kertenkele görür. Adam bunu gördüğünde kendini kotu>hisseder ve ayni zamanda meraklanırda kertenkelenin ayağına çakılmış çiviyi>görünce. Muhtemelen bu çivi 10 yıl önce, ev yapılırken çakılmıştı.>Nasıl olmuştu da kertenkele bu pozisyonda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca>yaşamayı başarmıştı? Karanlık bir duvar boşluğunda hiç kıpırdamadan 10 yıl>boyunca yasamak cok zor olmalıydı. Sonra bu kertenkelenin 10 yıldır hiç>kıpırdamadan nasıl 10 yıl yaşadığını düşündü- ayak çivilenmişti!!>Böylece çalışmayı bırakır ve kertenkeleyi izlemeye baslar, ne yiyor acaba?>Sonra nereden çıktığını fark edemediği başka bir kertenkele gelir ağzında>taşıdığı yemekle…>İnanılmaz!!! Adamı sersemletir gördüğü manzara.>Bu nasıl bir sevgi?>Ayağı çivilenmiş kertenkele, 10 yıldır diğer kertenkele tarafından>beslenmekteydi…>Bu iki kertenkele arasındaki ilişki acaba ne olabilir: eş, arkadaş,>sevgili, abi, kız kardeş…..>Aralarındaki ilişki her ne olursa olsun, görünce bize rahatsızlık verecek>bu iki canlı bize bir şeyler anlatmak istiyor:SEVDİKLERİNİZİ ASLA TERKETMEYİN, UNUTMAYIN ONLARI…
      yazılarına ve yorumlarına cok cok yagı duydugum  gonlu mukemel olan kardesım bınlerce tesekurederım allahım razı olsun senden.

  15. Sabır yüregin çiçegi Sevmek yürek ister Gül yüreklim Sabır hayatın gercegi Sevmek emek ister Gül yüreklim Sabır alev alev yakar yüregi Sevgiyle acar ateş çiçegi Gül yüreklim Sabır miras kaldı Hz Yusuf`tan Sevgi ihtiras oldu gömlegin yırttı arkasından Sabır Mecnun oldu düştü cöllere Sevgi Leyla oldu beyhude kaşı gözü kara Sabır umman oldu Hz Nuh`un tufanında Sevgi cile oldu inanmayan oglu Kenan`da Sabırla büyüdü yüreklerde Hz Muhammed (s.a.v.) Sevgi nur oldu, gül actı muştulandı çiçek çiçek Sabır kırmızı gül, elvan elvan sevgilinin gönlünde Sevgi ile actı, yediveren gülleri bahar yelinde Sabır eden yürekler, bulur aşk ile felah Sevgi ile dile gelir kalb    La ilahe illallah    Sevgi bulut,sevgi yagmur, sevgi bereket, Aşk ve sevgiyle bu yolu umutla takip et. Gül yüreklim. Hoşgörüyle oluşur sevgi seli Fedakarlıkta acar sabır çiçegi Gül yüreklim Sabır yüregin boynu bükük çiçegi Sevmek sabır ister Gül yüreklim… selam ve da ile abii.

  16. Bu nimetlerin şükrünü eda etmenin birkaç yolu vardır; bunlardan birisi dil iledir. Bakınız, Allah-u Zülcelâl\’i dil ile zikretmek ne kadar kolaydır. Hz. Peygamber (S.A.V):“Dikkat ediniz ki, size amellerinizin hayırlısını haber vereyim, Allah-u Zülcelal katında en geçerlisini bildireyim, derecelerinizin en yükseğini anlatayım. Sonra bu bildireceğim, sizin için altın ve gümüş sadakasından daha hayırlıdır. Yine bu anlatacağım, sizin için düşmanla karşılaşmaktan, sizin onların boynunu vurmanızdan veya vurulmanızdan daha hayırlı olan amelinizi söyleyeyim mi?” buyurdu.Ashab-ı Kiram: “Ya Resulallah, o her ne ise bize bildir” deyince, Hz. Peygamber (S.A.V): “O, Allah\’ı zikretmektir.” buyurdu.İnsan dünyadaki değil, ahiretteki durumunu merak etmelidir. Ahireti için ne kârlıysa onu dünyalığa tercih etmesi lazımdır. Hadis-i Kudsi olarak gelen bir rivayette, Peygamber Efendimiz (S.A.V) şöyle buyurur: “Allah-u Zülcelâl Hz. Musa (A.S)\’a buyurdu ki:‘Ey Musa! Herhangi bir kişi, başka birine bir eziyet, zarar verdiği, hakaret ettiği zaman, o kişinin de aynı o hareketi, eziyeti ona yapmak elinden geldiği halde, benim rızam için onu affederse, o kişiye yetmiş sefer rahmetle bakarım. Yetmiş sefer değil, tek bir sefer ona rahmetle bakarsam, azabımı ebedi olarak ona haram kılarım. Fakat ben ona, yetmiş sefer rahmet nazarıyla bakarım.”Peki, bu kadar büyük mükafatlar varken, niye nefsimize bu kadar uyuyoruz? Bize bir mümin kardeşimiz, ufak bir eziyet verdiği zaman, hemen kıyameti koparıyoruz. Oysa onu affetsek, bu mükafata layık olsak, daha güzel değil midir?Allah için onu affetsek, ona karşılık vermesek, onun yüzüne karşı ‘Ben seni Allah için affettim’ desek, yahut da böyle demeyip de kendimiz ile Allah arasında: “Ya Rabbi! Ben senin rızan için onu affettim, karşılık vermiyorum” dersek, Allah bize bu mükafatı verecektir. Evet, elimize ahiret yönüyle çok büyük ve karlı fırsatlar geçiyor. Fakat bu fırsatları değerlendiremeyip kaybediyoruz.Nefis ve şeytanla mücadelede mağlup oluyoruz. Oysa, böyle mükafatları kazanarak, kıyamet günü ebedi hayatımızı çok güzel yapabilir, çok büyük bir şeref sahibi olabiliriz. Fakat nefis ve şeytanla mücadelede galip gelemiyoruz, mağlup oluyoruz.Halbuki, Allah-u Zülcelâl\’in dostları muamelelerini, sanki ahireti görüyormuş gibi yaptıklarından dolayı hep kazanmaktadırlar.Dünyanın ve ahiretin hakikatini iyi düşündükleri, tefekkür ettikleri için muamelelerinde bunları göz önünde bulundurdukları için büyük mükafatlar kazanıyorlar. Biz ise bu kadar önemli konuları üstünkörü geçiyoruz, önemsemiyoruz.Önemsemediğimiz için de düşünmüyoruz, tefekkür etmiyoruz. Hakikat yüzeyde değil derindedir. Mücevher ve altın gibi değerli şeyler, toprağın derinlerindedir. Onların üstünde ise işe yaramaz şeyler vardır. İşte, biz hep yaramaz o şeylerle meşgul olduğumuz için hakikati bulamıyoruz. SELAM VE DUA İLE AHMED KARDEŞİM

  17. Tevekkül eden ve etmeyenin misâlleri, şu hikâyeye benzer: Vaktiyle iki adam, hem bellerine, hem başlarına ağır yükler yüklenip, büyük bir sefineye bir bilet alıp girdiler. Birisi, girer girmez yükünü gemiye bırakıp, üstünde oturup, nezâret eder; diğeri hem ahmak, hem mağrur olduğundan, yükünü yere bırakmıyor.Ona denildi: "Ağır yükünü gemiye bırakıp rahat et." O dedi: "Yok, ben bırakmayacağım. Belki zâyi olur. Ben kuvvetliyim. Malımı, belimde ve başımda muhâfaza edeceğim." EMEĞİNİZE SAĞLIK.ALLAH RAZI OLSUN.Yine ona denildi: "Bizi ve sizi kaldıran şu emniyetli sefine-i sultaniye daha kuvvetlidir, daha ziyâde iyi muhâfaza eder. Belki başın döner, yükün ile beraber denize düşersin. Hem, gittikçe kuvvetten düşersin. Şu bükülmüş belin, şu akılsız başın, gittikçe ağırlaşan şu yüklere tâkat getiremeyecek. Kaptan dahi, eğer seni bu halde görse, ya divânedir diye seni tard edecek, ya \’Hâindir, gemimizi ittiham ediyor, bizimle istihzâ ediyor, hapis edilsin\’ diye emredecektir. Hem, herkese maskara olursun. Çünkü, ehl-i dikkat nazarında, zaafı gösteren tekebbürün ile, aczi gösteren gururun ile, riyâyı ve zilleti gösteren tasannuun ile, kendini halka mudhike yaptın; herkes sana gülüyor" denildikten sonra, o bîçarenin aklı başına geldi, yükünü yere koydu, üstünde oturdu. "Oh! Allah senden râzı olsun. Zahmetten, hapisten, maskaralıktan kurtuldum" dedi. İşte ey tevekkülsüz insan! Sen de bu adam gibi aklını başına al, tevekkül et. Tâ bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisenin karşısında titremekten ve hodfüruşluktan ve maskaralıktan ve şekâvet-i uhreviyeden ve tazyikât-ı dünyeviye hapsinden kurtulasın.

  18. BANA GÖNDERDİĞİN YAZILAR ÇOK GÜZEL VE ÇOK TEŞEKKÜR EDERİM ABİM RABBİM HEPİMİZİ BÖYLE İYİ KULARDAN EYLESİN AMİN SELAM VE DUA İLE ABİM

  19. Bizler O\’nun gibi ram olabiir miyiz ? O\’nun gibi hiç sorgusuz amenna diyebilir miyiz?kupkuru çölde yapayalnız bırakılsak tahammül edermiyiz?O\’nlar olabilir miyiz…Bu gafletimizle ram olabilir miyiz? Ne zaman mübarek insanların , mübarek hanımların hayatlarını okusam kendimi çok aciz ve gaflette bulurum…O\’nlar olabilmek için;O\’nlar gibi amel etmek,O\’nlar gibi teslim olmak gerekir…Biz neresindeyiz teslimiyetin…En küçük dünya sıkıntısına tahammül edemezken nasıl ram olduk diyebilir nasıl O\’nlar gibi olabildik diyebiliriz…Allah onlardan razı olsun..Bizlere ışık oldular güzel ahlakları ,teslimiyetleri ile…İnşallah bizde O\’nların izinden giden oluruz..Allah razı olsun oğlum..Selam ve dua ile…

  20. Allah’ a teslimiyet konusundaki sünnetler : 1. Allah’ a imanda ve kullukta ihmal ve gevşeklik göstermemek sünnettir.2. Allah’ ın emirlerini uygulamakta titiz davranmak, Allah’ ın emirlerini yerine getirirken başkalarının kınamasına bakmamak sünnettir.3. Allah’ a kulluğu düzgün yapmak sünnettir.4. Allah’ tan korkmak, Allah’ ın hoşlanmadığını terk etmek sünnettir.5. Her zaman sabırlı olmak Allah’ ın takdirine razı olmak ve Allah hakkında hüsn-ü zanda bulunmak sünnettir.
     
     
    ****
     
    Üstün ahlâk ve teslimiyet timsali: Hz. MeryemKelimelerin ifade güçlüğü çektiği bir insan Hz. Meryem… Kur’ân-ı Kerîm onu şöyle tanımlıyor: “Bir zaman da melekler şöyle demişlerdi; ‘Ey Meryem! Şüphesiz Allah seni seçti, seni temiz kıldı ve âlemlerin kadınlarına üstün kıldı’” (Âl-i İmran Sûresi, 42)“Âlemlerin kadınlarına üstün kıldı.” Cenâb-ı Allah, ezelî kelâmında ne güzel tarif etmiş ve devrinin kadınları arasında hepsinden üstün kılmış onu. Hz. Îsâ (as)’ı dünyaya getirme vazifesiyle Allah’ın şereflendirdiği Hz. Meryem, tarihi kaynaklara göre bundan yaklaşık 2000 yıl önce yaşamış olan Allah’ın dünyada ve ahirette seçkin kıldığı kadınlardan biri. Putperestlik o dönemde Roma İmparatorluğu’nda yaygın olan inanış idi. Yahudiler ise, kendi çıkarları için birtakım hurâfelerle sapmış, Allah’ın kendileri için seçip beğendiği dinlerini tahrif etmişlerdi. Allah’ın emirlerine isyan etmiş ve O’nun kendilerine verdiği nimetlere karşı şükredici olmamışlardı. Bazıları ise, nefislerinin hoşuna gitmeyen emirlerle geldikleri için, Allah’ın kendilerine bir rahmet olarak gönderdiği peygamberleri öldürecek kadar ileri gitmişlerdi.İşte böyle bir zamanda dünyaya geldi Hz. Meryem. Güzel ahlâkın ve hak dîni temsil etmenin en seçkin elçisi olan Hz. Meryem’in âilesi de Allah’a samîmî bir kalple îman eden, her işlerinde O’na yönelen ve Allah’ın sınırlarını koruyan bir âile olan İmran âilesi idi. Hz. Meryem’in annesi Hana ona, “Allah’a sürekli ibâdet eden kimse” anlamındaki “Meryem” ismini koymuştu.Gerçekten de tüm ömrü ibâdet ve tâat ile geçmişti. Daha sonraları Hz. Zekeriya (as)’ın himâyesine giren Hz. Meryem’in daha küçük yaşlarda dünyadaki meşakkatli imtihanı başlamıştı. Annesinden ayrılarak ilim öğrenmek için ma’bede kapanmış ve ömrünün en büyük imtihanını da Hz. Îsâ’yı dünyaya getirmekle yaşamıştı.Hz. Meryem, “Cennet kadınları dörttür” (Camiü’s-Sağîr, 2/29, Diğer üç kadın Hz. Hatîce, Hz. Fâtıma ve Hz. Asiye’dir.) diye buyrulan mübarek hanımlardan biridir. Çünkü itaat ve teslimiyette doruk noktaya ulaşmıştır. Ahlâk ve ilimde zamanın tüm âlimlerini geride bırakarak tekemmül etmiştir. Hz. Meryem’in hayatının asrımıza bakan yönü ise onun teslimiyet, iffet ve güzel ahlâk gibi değerlerini, bir nevî ‘Meryem misali’ hayatımıza yansıtmaktır. Yol belli, örnekler muhteşem! Bu gibi üstün şahsiyetleri örnek almak bizim hayatımızın gayesi olmalı, değil mi? Ne için yaşıyoruz ki! Mal, mülk ve dünya lezzetleri için mi? Cevap, “Hayır” ise o zaman her işi hikmetli olan Hakîm-i zü’l-Celâl’in en iyi ve parlak bir aynası olmaya gayret gösterelim; tıpkı Hz. Meryem gibi. Rabbim! Bizleri Kur’ân’ın ve İslâm’ın nûrundan ayırma! Bizleri sâlih kullarından eyle! Üstün ahlâk ve irfan ile bizleri donat!Nurten ALTILAR
     
     
     
    Rabbim cümlemizi kendisine teslim olan kullardan eylesin.bizi cemalinle müserref kil…Allah senden daimen ebeden razi olsun sevgili kardesim, kendine iy bak, Hafiz olana emanetsin.selam ve dua ile…
     
     

  21. Sevgi, Allah ın bizi sevmesini dilemektir. Sevgi, Peygamberimize “Habibim” hitabıdır Allah-u Tealâ nın. Sevgi, Ali İmran suresinde, “Eğer beni seviyorsanız Habibimi sevin ve O nu dinleyin ki,
     Ben de sizi seveyim ve affedeyim” ayetidir. Sevgi, Rabbimizin “Habibim, sen olmasaydın kainatı yaratmazdım” ifadesidir. Sevgi, Cennetin kapısında “La İlahe İllAllah Muhammed Rasulullah” yazmasıdır. Sevgi, Hazreti Adem in, “Ya Rabbi, Muhammed kulun hürmetine beni affet” duasıdır. Sevgi, Efendimize bir şey olur diye mağaranın tüm deliklerini tıkadıktan sonra,
    tıkayacak bir şey bulamayınca son deliği de parmağıyla tıkayan
    Ebu Bekir in buna rağmen sabaha kadar uyuyamamasıdır. Sevgi, Sahabe Efendilerimizin her söze,
     “Anam babam sana feda olsun Ya RasulAllah” diye başlamalarıdır. Sevgi, Canların canı uğruna canından geçmeyi cana minnet sayan Hazreti Ali nin,
    O nun yatağına tereddütsüz yatmasıdır. Sevgi, Hazreti Ömer den yağmur duası istendiğinde hemen
    Hazreti Abbas ın elinden tutup yukarı kaldırarak, “Ya Rabbi bu elini tuttuğum Rasulullah ın amcasıdır,
     onun yüzü suyu hürmetine yağmur ver” duasıyla,
    daha eller inmeden yağmurun başlamasıdır. Sevgi, Kendisinden Miraç hakkındaki fikri sorulduğunda Hazreti Ebu Bekir in,
    “Eğer O söylüyorsa mutlaka doğrudur” tasdiğidir. Sevgi, “Biliyorum ki sen bir taşsın, bir işe de yaramazsın
    değilmi ki O seni öptü” diyerek Hazreti Ömer in Hacerül Esved i öpmesidir. Sevgi, ] Kendilerine mahsus bir mezarı bile çok gören
     Hazreti Hamza ve Abdullah bin Cahş ın Uhud un bağrında sırt sırta aynı mezarda yatmasıdır. Sevgi “Zelihayı Yusufa aşık oldu diye ayıplayan kadınlar,
     benim Efendimin sadece parlak alnını görselerdi,
    bıçakları parmaklarının yerine sinelerine saplarlardı da, acı bile duymazlardı”
    ifadelerinde saklıdır Hazreti Aişe nin. Sevgi, Efendimizi evinde misafir etmekle şereflenen Eyüp El Ensari nin,
    ya sesten rahatsız olursa diye altı ay uyuyamamasıdır. Sevgi, Bu duygu ve düşüncelerle adını dahi duymadığı coğrafyalara
    Allah ve Rasulünün adını duyurmak için yardan, anadan, arkadaştan geçmektır Sevgi, Hasılı sevgi, Allah ve Rasulü nün bizatihi kendisidir..
     
    ALLAH razı olsun oğlum..selam ve dua ile… 

  22. Kalbin gece uyanışı:  Teheccüd
    Kapı çalınıyor.
    Gecenin yarısı… Kim olabilir?
    Hz. Ali r.a. ile Hz. Fatıma r.a.\’yı bu geç vakitte uyandıran kim?
    Bir şey mi oldu? Önemli bir haber mi var? Herkesin uykuda olduğu şu vakitte kapı neden çalınıyor?
    İkisi birden uyanıyor. Bakıyorlar, kapıyı çalanın Rasul-i Ekrem s.a.v. olduğunu anlıyorlar. Gelen O… Alemlerin övüncü, Allah\’ın son elçisi. Gece ibadetine kalkmaları için geldiğini biliyorlar.
    Efendimiz s.a.v. onları uyandırdıktan sonra kendi evine dönüyor. Namaza duruyor, Aişe r.a. Validemiz\’in her zaman güzelliğinden ve uzunluğundan sitayişle bahsettiği teheccüd namazına. (Buharî, Teheccüd 16)
    Namaz uzun sürüyor. Efendimiz s.a.v. selam verip namazından ayrıldıktan sonra, tekrar Hz. Ali r.a. ile Hz. Fatıma r.a.\’nın evine gidiyor. Onları uyandırmıştı, ama kalktıklarına dair bir emare göremedi. Tekrar uyandırmaya gidiyor ve bu sefer sesleniyor:
    – Kalkın. İkiniz de Namaz kılın!
    İkisi de uyanıyor. Hz. Ali r.a. gözlerini ovalıyor. Uykulu halde belki de iyice düşünmeden ağzından bir söz çıkıyor:
    – Vallahi Allah\’ın bize farz kıldığından başka namaz kılamayız. Canlarımız Allah Tealâ\’nın elindedir. Bizi uyandırmayı dilerse, uyandırır.
    Rasul-i Ekrem s.a.v. hemen geri dönüyor, bir taraftan da ?Allah\’ın bize farz kıldığından başka namaz kılamayız? sözünü iki kere tekrar ediyor ve şu ayeti okuyor:
    -Zaten insan tartışmaya pek düşkündür.? (Kehf, 54) (Buharî, Teheccüd 5)
    Uykusunu bölen o bahtiyar kullar
    Uykunun en tatlı yerinde uyanmak, abdest alıp namaza durmak çok özel, çok güzel bir şey? Ama kolay değil. Buna teheccüd denir. Efendimiz s.a.v. biricik kızını ve çocukluğundan beri yanından ayırmadığı damadı Hz. Ali r.a.\’ı teheccüde kaldırıyor. Farzlardan sonra Allah\’a en sevimli olan namaza çağırıyor. (Müslim, Sıyam 202)
    Yüce Mevlâ, gecenin bir kısmında namaza kalkmasını Rasulullah s.a.v. Efendimiz\’e zaten emretmişti:
    -Gecenin bir kısmında da uyanıp kalk ve sana mahsus olmak üzere nafile namaz kıl; ola ki bu sayede Rabbin seni övgüye değer bir makama ulaştırır.? (İsra, 79)
    Efendimiz s.a.v. de her gece kalkar, Rabbi\’nin emrine uyarak namaz kılar, secdelere kapanır ve uzun uzun O\’na yalvarırdı. Secdede iken yaptığı dualardan biri şöyleydi:
    – Allahım! Sadece sana secde ettim. Yalnız sana iman ettim. Sana teslim oldum. Benim yüzüm, kendini yaratıp ona şekil veren, kulağını ve gözünü var eden Rabbi\’ne secde etti. Ahsenu\’l-hâlikîn olan Allah çok yücedir.? (Müslim, Müsafirîn 201)
    Alemlerin Rabbi, Rasulü\’nün sünnetine uyarak geceleyin kalkıp namaz kılan, dua edip ibadetle meşgul olan, yalvarıp yakaran kullarını da kitabında şöyle anlatıyor:
    Korkuyla ve ümitle Rablerine yalvarıp dua ettikleri için bedenleri yataklardan uzak kalır ve kendilerine verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak onlar için kendilerini mutlu edecek ne güzel nimetlerin hazırlanıp saklandığını hiç kimse bilemez.? (Secde, 16-17)
    Takva sahibi olan kullar, Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar. Onlar bundan önce dünyada güzel davrananlardı. Geceleri pek az uyurlar, seher vakitlerinde de bağışlanma dilerlerdi. Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.? (Zariyat, 15-18)
    Gece uykudan uyanıp namaz kılmak, müekked sünnetlerin en başında yer alır. Mümine kazandırdığı çoktur. Bunun için teheccüd ibadetine engel olmak isteyen şeytanın ilginç hileleri vardır. Sabahtan hayata yorgun başladığından şikayet edenler, teheccüd ibadetinde bir şifa bulacaklardır. Rasul-i Ekrem s.a.v. şöyle buyurmaktadır:
    Biriniz uyuduğu zaman şeytan onun ense köküne üç düğüm atar. Her bir düğümü attığı yere, ?gecen uzun olsun, yat, uyu\’ diye eliyle vurur. Şayet o kimse uyanarak Allah\’ı anarsa, düğümlerden biri çözülür. Abdest alırsa, bir düğüm daha çözülür. Bir de namaz kılarsa, şeytanın attığı bütün düğümler çözülür ve böylece neşeli ve huzurlu bir şekilde sabahlar. Allah\’ı anmaz, abdest alıp namaz kılmazsa, uyuşuk ve tembel bir şekilde sabahlar.? (Buharî, Teheccüd, 12; Müslim, Müsafirîn, 207)
    Ne zaman, ne şekilde?
    Rasululah s.a.v. Efendimiz, yatsı namazını kıldıktan sonra vitir namazını kılmadan evine dönerdi. Bir miktar uyuduktan sonra gecenin ilerleyen vakitlerinde kalkar teheccüd namazını kılardı. Teheccüd namazından sonra biraz dinlenip vitri eda ederdi. Teheccüd namazını, ikişer ikişer veya dörder dörder sekiz rekat kılar, arkasından vitre geçerdi. (Buharî, Teheccüd 16; Müslim, Müsafirîn 125)
    Efendimiz s.a.v. Sahabe-i Kiram\’ı teheccüd ibadetine şöyle teşvik ederdi:
    ?Bir kişi eşini geceleyin uykusundan uyandırıp birlikte namaz kıldıklarında, Allah\’ı zikreden erkekler ve kadınlar arasına yazılırlar.?
    Ve…
    ?Ey insanlar! Selamı yayınız, yemek yediriniz, insanlar uyurken geceleyin namaz kılınız. Böyle yaparsanız selametle cennete girersiniz.? (Tirmizi, Et\’ime, 45)
    Selametle cennete girenlerin arasında yer alma ümidi ve duasıyla…
    KARDELEN.

  23. SELAMÜN ALEYKÜM HAYIRLI GUNLER KARDEŞİM SELAN VE DUA İLE
     
    O NUR KI
    Bir nur ki alem yaratılmadan daha önce doğduO nur Amine’ den olma, . Abdullah’ın tek oğluyduO mübarek günde , Gökyüzü ve bütün alem meleklerle doluyduKullarını o nurdan, şefaatinden mahrum etme Allah’ım!
     
    Yıl beş yüz yetmiş bir., Aylardan nisanın yirmisiydiAdem oğlu o günü bin dört yüz kusur süre kesintisiz andıO gün neydi Allah’ım? Dünyaya gelen O ne büyük insandıO mübarek imandan, şefaatinden mahrum eyleme Allah’ım!
     
    Yüce Allah Dünyaya, sönmeyen nurlu ışık ile yaktı,Alemler ayaklandı, o gün melekler hayretle baktı.O insan gelmeseydi ,alemler böyle güzel olmayacaktı.O günün hatırından, şefaatinden mahrum etme Allah’ım!
     
    Sendin Ya Rasulullah , sendin o gün Dünyaya gelen !Sana inen kitabı yazamaz hiçbir zaman kalem.O Gün Gökler ve yerler yaratıldı şenlendi bütün alem.O mübarek sözlerden, şefaatinden mahrum eyleme Allah’ım!
     
    Bahşettiğin bu insan, yüceler yücesi Dünyanın incisi,Sallallahu Aleyhi vesellem geldi Mevlit kandil gecesiO’nun ismiyle düştü Kur’an-ın her harfi,her hecesiO mübarek isminden, şefaatinden mahrum eyleme Allah’ım!
     
    Affet Ya Rabbi biz günahkar kulları onun hatırı için!O mukaddes kitabın her harfi , her hecesi, her satırı için.Unutturma bizi benliğimizi,Allah’ım senin aşkın içinMahrum etme bizi Rasulullahın şefaatinden Allah’ım!

  24. Ey dünyamın sahibi!Sensiz bir hayat boş; sensiz bir düşünce yalan…Ey rahmeti göremediklerime ve bilemediklerime ulaşan!Sensiz olanlar benden beri olsun.Seni bilmeyenlerin tüm hüznü bende olsun.Ey şefkat bakışlım!Benden rahmetini esirgeme.Göz pınarlarımdaki yaşlar sensiz kalmasın.Sana olan özlemimi dindirme.Ey beni terbiye eden!Titrek dudaklarımı isminin nuruyla okşaHamd edişlerimi hüzünsüz bırakma.Ey üstümde hiçbir şey olmadan topraktan kalktığım o acı günün sahibi!Beni tebessüm ederek kalkanlardan eyle; ne olur!Rasulünün sancağında dinlenmeme izin ver.Sıramı beklerken hüzne boğma beni.Ey secdemin muhatabı!Ey gerçek yardım edenim!Eğilişlerimdeki ürkekliği bağışlaYere sürten yüzümü süründürme.Ey yolumu belirleyenim!Senin yardımına muhtacım,Sana muhtacım,Sana açım.Yoluna al beniYolunda al beniEllerim üşüyor işteTitriyorum…Senden istiyorum.Ey başucu kitabımın sahibi!Ne olur ilet beniYüzleri parlayanların yoluna,Hüsrana uğrayanların değil…
    rabbim nurundan ayırmasın kardeşim hayırlı geceler…

  25. s.a çok bi güzel paylaşımlarda bulunmuşsunuz Allah razı olsun inş…elinize emeğinize ve yüreğinize sağlık….selam ve dua ile…a.e.o.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s