Hilm sahibi olmak zor mu kuluyken el-Halîm’in?…

ÖFKEYİ ‘HİLM’ DE ERİTMEK

NİCE AĞLAMAKLARIMI BİLİRİM BEN; incitici sözlerden sonra… Karşıdakinin hassas yüreğinin incineceği düşünülmeden söylenen, yazılan, çizilen, saldırı hükmündeki sözlere ağlarım. Çünkü yüreğim emanettir bana Yaratandan. İncitenin yüreği de öyle.

Bilmezler mi ki, kendisini sevsinler diye yarattığı yüreklerin hırpalanması Rabbimin hoşuna gitmez!

Bilmezler mi ki, o kalpler aynalardan dolu bir saray. Lüzumlu mu orada çirkin bir görüntünün hâsıl olması? Hiç gerekir mi kristallerden ince ince işlenmiş çiçeklerin kırılması?

İşte öfke adlı zaaf tüm bunları unutturur da insana, zihnindeki kelimeleri acıya bular. İncitici hale getirir, ve fırlatır bir ok gibi karşısındakine…

 

Oysa böyle mi olmalıdır tepkiler? Hilm sahibi olmak zor mu kuluyken el-Halîm’in? Yumuşacık akınca sular hoş değil mi? Sel sularıyla hangi bağ bahçe beslenebilmiş ki?

İçinde karşısındakine söyleyecek sözlerini biriktirmiş patlamaya hazır bir bomba olmak ve öylece dolaşmak akıl kârı mı?

Ve en olmadık yerde patlamak…

‘Kalp aynalarla dolu bir saray,’ demiştim. Erzurumlu İbrahim Hakkı merhumun dilince:

“Dil beyt-i Huda’dır, ânı pak eyle sivâdan
Kasrına nüzul eyler o sultan gecelerde…”

İşte, Sultan kasrına nüzul eylediğinde, kendini görmeli aynalarda; öfke ile incitilenlerin buruk görüntülerini değil… Burukluk yerleşir kalplere, ve epeyce orada kalır. Düşüncesi bile üzer, incitir insanı. Aynalara yansır bu inciniş.

Tüm bunları düşünemeden dilinin verdiği harabiyete dur demeyen insan, farkında mıdır sözleri nereye gider? Farkında mıdır, o sözler nereleri deler de ne izler bırakır?

Öfkeyi ‘hilm’de eritmek ne güzel… Karşıdakinin kalbinde çiçekler açtırmak, hoş olmayan görüntüleri bir çırpıda değiştirmek ne güzel… Hem o zaman Sultanın nüzulüne hazır hale gelir kalp. Arınır kötülüklerden, kötü emellerden. İşte hilmin en büyük semeresi: kalbi temizlemesi…

Öfke gelip kapıya dayandığında, bunları ve dahasını düşünmeli inceden inceye.

En iyisi, gülümsemeli ve geçmeli öteye.

Geçmeli el-Halîm’in safına…

Rabia Nazik KAYA

Reklamlar

16 Yanıt

  1. Dinimizde kızmamak değil, öfkesini yenmek istenmiştir. Dinimizin emirlerine uyup yasak ettiklerinden kaçan öfkesini yener, sabra kavuşur. İslamiyet, yapılması imkansız olan şeyi emretmez. Hadis-i şerifte (Hak teâlâ, kendini sabretmeye zorlayanı sabretmeye muvaffak kılar.) buyuruldu.
    Muhammed Masum hazretleri buyuruyor ki: İnsana gelen elemler, belalar takdir-i ilahi ile gelmektedir. Razı olmak gerekir. İbadetlere devam, belalara sabretmelidir. Allahü teâlânın kereminden afiyet beklemelidir! İnsanlardan birşey beklememeli, herşeyin Hak teâlâdan geldiğini bilmelidir! Dertlerden, belalardan kurtulmak için duâ ve istigfar etmelidir! Onun takdiri, iradesi olmadıkça, kimse kimseye zarar veremez. Bununla beraber, sebeplere yapışmak, Peygamberlerin yoludur. Sebeplerin tesirini de Allahü teâlâdan talep etmelidir!
    Hz. Hızır buyurdu ki: (Güleryüzlü ol, hiddetlenme! Hep faydalı iş yap, az da olsa zararlı iş yapma! Lüzumsuz dolaşma, boş yere gülme, hiç kimseyi kusurundan dolayı ayıplama, günahların için ağla!)..SELAM VE DUA İLE ABİİM..

  2. Gülün kalbidir Sen’in yüreğin. Gülün kendisidir her dem açılan.Gül kokar Sen’in nefesin. Sesin fısıltısı, sözün gülün ruhudur.Gül yağıdır Sen’in terin. Gül toprağıdır Sen’in yerin, Ey Gül!..İçimde tarifi imkansız duygular var… ALLAH RAZI OLSUN GÜL YÜZLÜ KARDEŞİM A.E.O.

  3. ÖFKE Dr. Arslan MAYDA
     
    Öfkenin tedavisi:
    Öfkenin tedavisinin yapılabilmesi için önce öfkenin hangi tipten olduğunun belirlenmesi gereklidir. Öfkeli bir kişi eğer yakından tanıdığımız biri ise, veya bir hekim olarak tedavi etmemiz gerekiyorsa öfke tiplemesini yapmamız şarttır. Öfke tiplemesini en güzel şekilde yapan Peygamber Efendimiz (s.a.s)’dir.Peygamber Efendimizin öfke tiplemesi: Tip 1: “İnsanlardan bazıları vardır ki hemen öfkelenmez. Öfkelendiği zaman da öfkesi çabuk geçer.”Tip 2 : “Bazıları da vardır ki, çabucak öfkelenir, öfkesi de çabucak geçer.”Tip 3: “Dikkat ediniz! Onlardan bazıları da vardır ki, çabucak öfkelenir, öfkesi de çabucak geçmez. Onlardan hayırlısı çabucak öfkelenmeyen öfkelendiği zaman da öfkesi çabucak geçendir. Dikkat ediniz onların en şerlisi de çabucak öfkelenen ve öfkesi de çabucak geçmeyendir.”Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in çok açık olarak ayırmış olduğu öfkeli kişinin tipi iyi bilinirse, yapacağı zarar kestirilebilir. Özellikle 3. tip öfkeliler en tehlikelilerdir. Bu tip insanlar öfkeyi içlerinde yıllarca saklayabilirler ve fırsat buldukları zaman da yapacaklarını yaparlar. Öfkeli insanların psikiyatrik tedavisinde ayrıca öfke sonucu suç işlemiş mahkûmların tedavisinde, bu tiplemeye dikkat etmek gereklidir.Öfkeli insanın öfkesini yenmesi için Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in tavsiyeleri:1.Öfkeyi Bastırma: Baskılama, öfkelenen kişiye en zor gelen bir durumdur. Ceza ve saldırganlık hissinin iptal edilmesi gerekir ki bu da içten gelen menü isteklerin aşılmasıdır. Peygamber Efendimiz (s.a.s) “Güçlü olmak insanları yenmekle değildir, gerçekten güçlü olan kimse öfkelendiği zaman kendisine sahip olandır.” buyurarak öfkeyi kaynağından kurutup yol açacağı zararları önlemektedir. Baskılamada inancın, eğitimin, kültürün ve kişi yapısının önemi büyüktür. 2.Öfkelendiği ortamı terk etmek: Burada uyarıcı sebepten uzaklaşmaktır. “Öfkelenen kimse Allah’a sığınsın, abdest alsın ve öfkelendiği çevreyi değiştirsin.” Kendisine, muhatabına ve çevresine zarar verecek ortamdan ayrılmak, uyarıcı sebeplerden kaçmak demektir. Kaçarken de her şeyi bilen, olayları ve hadiseleri görüp gözeten, onlara müdahale eden sınırsız bir güce sığınılmalıdır. 3.Banyo yapmak: Öfkenin, insanın içine düştüğünde kalbini etkileyen, bazal metabolizmasını artıran ve sempatik boşalmaya sebep olan ateşi, banyo yapılmak veya abdest almak suretiyle sempatik semptomların tedavisi yoluna gidilmelidir.4.Pozisyon değiştirmek: Ayakta iken oturmak, müsait bir ortam varsa uzanmak, sempatik etkinin vücuttaki tesirlerini azaltma veya öfkenin ayakta yapacağı saldırganlık fiiline zıt bir pozisyon kazanmaktır.Öfke için koruyucu hekimlik adına Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in “Öfkelenme, öfkelenecek iş yapma” hadisi öfkeli olmamayı ve öfkelenecek işlere girişmemeyi tavsiyesidir. İnsanların kendisini ve karşısındakileri öfkelendirecek hareket ve davranışlardan sakınması lazımdır. Her öfkenin sonucu zarardır; zarar, öfkenin süresi ve ceza ile doğru orantılıdır. İnsan günahlarına, hatalarına, nefsinden gelen zararlı içgüdü ve dürtülerine öfkelenmelidir. Bu öfkenin iyi yolda kullanılmasıdır.Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in öfke için koruyucu hekimlik ve tedavisindeki tavsiyelerine uyan her insan, öfkesiz, hoşgörülü, tahammül eşiği yüksek, insanların kusurlarını görmeyen, kendi kusurlarını görüp, kendi nefsine öfke duyan şahsiyetler olarak yetişir.Toplumdaki barış ortamı böyle inşa edilir. Öfkeli insanlar gibi öfkeli milletler de tarih boyunca kin, nefret, düşmanlık, silahlanma gibi konularda yarışa girmişlerdir. Milletler arası barış sağlanamamıştır. Çünkü öfke, basireti bağlar, değer ölçülerini hiçe sayar, nefsin tatmin duygusunu alevlendirir, değerlendirmelerdeki objektifliği ve dengeyi bozar. Milletçe ihtiyacımız olan öfkesiz ve hoşgörülü günlere …
     
    SELAMLARIN VE DUALARIN EN GÜZELİ İLE GÜLÜM….CAN ABİSİİİ….

  4. Öfkeyle gecen her dakikaniz, mutlulugunuzdan calinmis 60 saniyedir…Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı. Arabasının patlayan lastiği onun işe bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski püskü pikabı çalışmayı reddetmişti.Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu. Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti. Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu,dalların uçlarına her iki eliyle dokundu.   Kapı açıldığında ; adam şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi.Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde ; ağacın yanından geçerken merakım daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı sordum.   "O,benim dert ağacım," dedi. "Elimde olmadan işimde bazı sorunlar çıkıyor, ama şundan eminim ki o sorunlar, evime, eşime ve çocuklarıma ait değil.  Bunun için bu sorunları her akşam eve girerken o ağaca asıyorum. Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz? Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını görüyorum.   " Öfkeyle geçen her dakikanız, mutluluğunuzdan çalınmış 60 saniyedir.

  5. Ölen bir Müslüman, dünyaya gelse ne yapacağını hiç düşündük mü? Mübarek bir zat, bir Müslümana ait kabrin önünde durup, talebelerine sorar: — Bu kabirdeki kişi, tekrar dünyaya gelse sizce neyle uğraşır, ne yapar? Talebenin birisi der ki: — Elbette sürekli namaz kılar. Diğer bir talebe de der ki: — Devamlı oruç tutar. Bir diğeri de der ki: — Cihat eder, emri maruf yapar. Her talebe faydalı bütün işleri sayar. O zat buyurur ki: — Bu mezarda yatan kişinin dünyaya tekrar gelip gelemeyeceği şüphelidir; ama sizin oraya gideceğiniz kesindir; yani siz de onun gibi öleceksiniz. O halde neden şimdi bu söylediklerinizi yapmıyorsunuz? Neyi bekliyorsunuz? Onun kaybettiği fırsatı, siz bir ganimet bilmelisiniz, yarına bırakmadan bu faydalı işlerle uğraşmalısınız.
     

             DEĞERLİ ÇALIŞMALARININ DEVAMINI DİLERİM
                                                               SELAM VE DUA İLE CAN ABİM:))_________________

  6. allah razi olsun kardesim dualarim seninle

  7.                                                             ÇİVİ
     
    BİR ZAMANLAR çok öfkeli ve hırçın bir çocuk vardı. Çocuk, sonradan üzülse de, kolayca öfkelenip hırçın davranışlar göstermekten kendini alamıyordu.
    Bir gün, yaptığı bir hırçınlığın ardından öfkesi yatışıp üzüntü hissetmeye başladığı bir vakit, babası bir torba çivi verdi çocuğa. Ve, ne zaman sinirlenip hırçınlık yapar ise, bu çivilerden birini arka bahçedeki çitlere çakmasını söyledi.
    Çocuk, ilk gün otuzyedi çivi çaktı. Daha sonraki günlerde çakılan çivi sayısı gitgide azaldı. Çocuk, öfkesine hâkim olmanın arka bahçeye gidip çivi çakmaktan daha kolay olduğunu zamanla farketmişti.
    Sonunda çocuk öfkesine hâkim olur hâle geldi. Gidip durumu babasına sevinç içinde anlattı. Babası, bu defa, kendisini tutabildiği her gün için çivilerden bir tanesini çitlerden sökmesini istedi oğlundan.
    Günler, haftalar geçti ve en sonunda çocuk babasına tüm çivilerin bittiği haberini verdi. Bunun üzerine, babası “Aferin oğlum! İyi iş becerdin ve öfkene hâkim olmayı başardın” dedi ve çocuğun elinden tutup onu çitlerin yanına götürdü. Eliyle çitlerdeki delikleri göstererek, “Ama şu çitlerdeki delikleri görüyor musun? İşte o çitler bir daha asla aynı olmayacaklar” diye ekledi. “Öfkelenip de kötü sözler söylediğin veya kötü hareketler sergilediğin zaman, insanların kalblerinde işte bu çitlerde gördüğün gibi delikler açmış olursun. Ardından özür dilesen de, o yaranın izi orada kalır. Onun için, özür diler hallederim diye düşünmektense, sonradan özür dilemek zorunda kalacağın bir hareket yapmamaya çalışmalısın.”
    …DUALARDA BULUŞMAK DİLEĞİ İLE ALLAH\’A EMANET OLUN ABİCİM 

  8. Hz. Âişe annemizden (Radiyallahu Anh):– Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdu ki:"Yumuşak huyluluk, bulunduğu yeri süsler, bulunmadığı yeri ise, çirkin kılar."—"Allah refikdir. Rıfkı (yumuşak söz ve davranışı) sever. Şiddet ve hiddete vermediğini, yumuşak söz ve davranış için verir."(Müslim ve Ebû Dâvud)—Hz. Cerîr’den (Radiyallahu Anh):– Allah Resûlü (Aleyhissalâtü Vesselâm) buyurdu ki:"Kim ki rıfk (yumuşaklık)tan yoksun olursa, bütün iyiliklerden yoksun olur."(Müslim ve Ebû Davud)
    – – – – –
    Efendimiz buyuruyor:"Üç şey vardır ki, bunlardan biri kendisinde bulunmayan adamın hiçbir şeyine itibar etmeyiniz. Bunlar: kendisini isyandan koruyacak takva, adi kimselerden kendisini koruyacak hilm ve insanlarla geçinecek güzel ahlak." (Ebu Nuaym\’dan )
     
    selam ve dua ile can kardeşim..Rabbim yardımcın olsun…

  9. Cenneti dünyaya akıtmanın formülüYUMUŞAK HUYLULUK… O zaman, seninle arasında düşmanlık bulunan kimsenin yakın bir dost gibi olduğunu görürsün."(41/34)Enes b. Malik radıyallahu anh, bu ayetin tefsirinde : "O, öyle bir adamdır ki, başkası kendisine kötü sözler söylediğinde, ‘Doğru söylüyorsan Allah beni, yalan söylüyorsan seni af etsin.’der.”Hilm–Yumuşak Huyluluk Güzel insanlar her zaman aranmıştır. Kötülerin sesi sel gibi çok çıksa ve zayiat verse de iyiler pınar gibi ve sessiz diriltici soluklarını hep insanlığa hediye etmişler ve kazançlı çıkmışlardır. Hayatı kucaklayan hilm sahibi, yumuşak huylu insanlar olmuştur.Çevrenizi gözlemleyin; kaba insanların sert ve kırıcı, kaba davranışlarının yarattığı duyguyu ölçün; bir de kibar, nazik, yumuşak huylu insanların etraflarındaki sevgi halesini düşünün. Birisi ne kadar itici ve iğrenç, diğeri de ne kadar hoş ve çekicidir. Bütün varlık hoş ve çekici olanın arkasından gider. Kabalık hastalıktır, Aslolan nezakettir, iyi, yumuşak huylu olmaktır.Adamın biri, diğerine: "Sana öyle kötü söz söyleyeceğim ki, mezara da seninle gelecek." deyince, diğeri: "Hayır, o benim mezarıma değil, senin mezarına gelecek; çünkü her kötülük, sonunda onu yapanın yakasını bırakmaz." diye cevap verir.Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: "Beş şey peygamberler ahlakındandır : Haya, hilm (yumuşak huyluluk), kan almak, misvak kullanmak, güzel koku sürünmek." (Tirmizi)Bir başka Hadis–i şerifte de şöyle buyuruyor: "Müslüman, yumuşaklığı ile gündüz oruç tutan ve gece ibadet edenler seviyesine yükselir. " (Taberani)Adamın birisi şöyle dua eder: "Ya Rab! Benim kimseye verecek bir şeyim yok, yani hayır yapacak halde değilim. Kim benim aleyhime bir şey konuşursa, ben ona hakkımı bağışladım, ona bir sadakam olsun."* * *Her zaman diliminin kendisine has olumlu ve olumsuz yönleri vardır; çünkü hayat zıtlardan meydana gelmektedir. Yaşadığımız zamanın belki de en belirgin özelliği, saygının ve sevginin azalmasıdır. Değer yargısı olarak maddenin (paranın) öne çıkması, her davranışı çıkara göre eğip bükmüştür ve insanları kaba ve hırçın yapmıştır. Bir yerde kabalık saltanat kurmuşsa, orada yaşamak eziyettir. Bu hayat, uzun zamanda insanı kendine yabancılaştırır.Özellikle büyük şehirlerin yaşam yoğunluğu, bunun doğurduğu stres, insanları sabırsız hale getirmiş ve dokunsan patlayacak bombalar konumuna düşürmüştür. Maalesef, bombanın arkasına düşen güvenlik güçleri var da, insanın sonsuzluğunu alıp götüren bu görünmez bombayı zararsız hale getirecek bir el yok! Trafikteki basit bir münakaşa cinayetle sonuçlanabiliyor, cebindeki küçük bir para için cana kıyılabiliyor!… Ve bütün bu durumlar kanıksanıyor, kimsenin kılı kıpırdamıyor!Ailede, okulda, iş yerinde, sokakta, toplumun başka birimlerinde insanı insan yapan yumuşak huyluluk, nezaket, iffet, rikkat, nesafet, letafet, uhuvvet… (Maalesef bunların da anlamlarını bilmiyoruz.) gibi güzel ahlak gitmiş, yerine kabalık, saygısızlık, vefasızlık, sevgisizlik, bencillik… gibi kötü ahlâklar gelmiştir. (Hayatı çekemiyorum, diyenler; içinizdeki kötü ahlâkları çekip atın, hayat nasıl cennete dönüşecektir, hayretle göreceksiniz.)Efendimiz buyuruyor: "Üç şey vardır ki, bunlardan biri kendisinde bulunmayan adamın hiçbir şeyine itibar etmeyiniz. Bunlar: kendisini isyandan koruyacak takva, adi kimselerden kendisini koruyacak hilm ve insanlarla geçinecek güzel ahlak." (Ebu Nuaym\’dan )Bütün mesele, Müslümanın dinini iyi bilmesi ve onu yaşamasıdır. Cehaletten daha büyük düşman yoktur. Ne yazık ki, günümüz insanı cehaleti bir madalya gibi hep boynunda taşımaktadır.Cehalet nedir? Allah\’ı bilmemektir. Peygamberi tanımamaktır. Ahirete inanmamaktır. Hal böyle olunca, Allah\’ın yarattığı ve en büyük sanat eseri olan insan da tanınmamaktadır. Bundan daha büyük bir zulüm mü olur? Bu sayılanlar yalnız bireysel planda değil, toplumsal alanda, ülkeler arasında da cereyan etmekte, güçlü, zayıfı yok etmeye çalışmaktadır ve bütün bunlara da "Çağdaş demokrasi" denilmektedir.Yine bir Hadis–i şerif de Efendimiz sallâllahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: "Bilmiş olunuz ki insanlar çeşitli tabakalarda yaratılmıştır. Kimi geç kızar, çabuk barışır; kimi çabuk kızar, çabuk barışır. Bunlar birbirine yakındır. Kimi çabuk kızar, geç barışır. Bilmiş olunuz ki bunların en hayırlısı, geç kızıp çabuk barışan; en kötüsü de çabuk kızıp geç barışandır."Bir başka sözünde de: "Karşılıklı kötü söz söyleyenler, birbirinin şerefini zedeleyen iki şeytandırlar. "İmam–ı Şafii rahmetullahı aleyh\’ in de güzel bir sözü vardır: "Kızdırıldığı zaman kızmayan eşektir; kızgınlığı geçtikten sonra barışmayan da şeytandır." * * *Modern zamanlarda her şeyimizi dünya menfaatine ve nefse göre ölçtüğümüz için, değer yargılarımızı kaybettik. Fakat her şeye rağmen sabırla ve güzel ahlâkla çağın hayat algısına direnmek, müslümanın en önemli görevi olmalı ve bunu ahlâk yapısı haline getirmelidir. Kendimize yapılan kabalıklara karşı aynı kabalıkla cevap vermek gibi bir davranışımız asla olmamalıdır. Mevlâna\’nın sözünü hatırlayalım: "Köpek beni ısırdı. Ben insandım, onu ısıramazdım; dudağımı ısırdım." Siz siz olunuz, iki dudağı arasında köpek tüyü ile dolaşandan köpekten kaçar gibi kaçın; dudağı kanamalı insan arayın.Yine Sevgililer Sevgilisi buyursun: "Allah–u Teâla bir ev halkını sevdiği zaman onların arasına yumuşaklık (uysallık) sokar da tatlı geçinirler." Adam gibi adam odur ki kendisine kötülük edene o dua ve istiğfar etmiştir ve böylece yükselmiştir. Allah aşkıyla taşan gönül katilini bile af eder. Olur, mu demeyin, olur olur!Âlemlerin Efendisi buyurdu: "İlim, müminin samimi dostu, hilm veziri, akıl delili, amel fayda ve koruyucusu, rıfk (tatlılık) annesi, mülayemet (uysallık) kardeşi, sabır ise ordu kumandanıdır." (Ebu\’ş Şeyb\’den)* * *Peygamberlerden biri ümmetine: "Kızmamak üzere bana söz veren, derece bakımından benimle olduğu gibi, sonunda da benim halifem olur." dedi. Gencin biri, "Ben varım, bunu en iyi olarak ben yerine getiririm, kimseye kızmam." dedi ve sözünü yerine getirdi, nihayet onun yerine geçti. Bu genç Zü\’l– Kifl adındaki peygamberdir. Buna Zü\’l – Kifl denmesi, kızmamaya söz verdiği, yani bu kefalet altına girdiği ve sonra da sözünde durduğu içindir. Kızan insan aynaya baksa kendinden utanır: Kükrer, rengi değişir, şuursuzca sağa sola saldırır, ağzından salyalar akar, gözleri kızarır, burun delikleri açılıp kapanır, suratı insan suratı olmaktan çıkar… O anlar, insanlıktan istifa edildiği anlardır. Ölüm gelip çatsa, müflis diye gidecek..Gerçekten insan olmak, insanca yaşamak en büyük sanattır. Bu sanatı bize bağışlayan San\’i olan Allah–u Teala\’ya sonsuz şükürler olsun…
     
    SELAM VE DUA İLE GÜL YÜZLÜ KARDEŞCİK RABBİM BİZLERİ KURAN VE RESULULLAH AHLAKIYLA AHLAKLANDIRSIN İNŞAALLAH SELAMETLE KAL CANNN.

  10. El-Halim"El-Halim" i sıfat yapmış kendine Mutlak-ı EzelKabaran öfkeyi "hilm" de eritmek ne güzelHalim ol yumuşak akan sular gibiYıkma etrafını azgın akan seller gibiBağ bahçe sulanmaz sel sularıylaİnsan felakete sürüklenir öfke yularıylaKalp kırar öfkeyle söylenen her sözKırılan gönülde bırakır derinden bir izÖfken kabarınca bunu düşün inceden inceDüşün ki pişman olmayasın öfken geçinceÇünkü gönül sarayıdır Rabbi-Rahim\’inGönlüne nüzul eder O Sultan mü\’mininBilmeden kırdıysan bir kalbi helallik dileKalmasın kırılan kalpte bir çizik bileHak nazar ettiğinde bir kırık görmesin gönüldeYoksa nazar etmez yüzüne mahşer günündeÖfke denen zaaf unutturur bunları insanaÖfkeni "hilm" de erit ki zarar vermesin sanaSadık ALTINKAYNAK
    SELAM VE SEVGİLER CAN KARDEŞİM DUALARINDA BİZLERİ UNUTMA İNŞALLAH

  11. Hadislerden Öğreniyoruz
    Son söz olarak kelime-i tevhidi söylemek. Ebu Davud

    Kibir, hıyanet ve borçtan uzak iken ölmek. İbni Mace

    İftitah tekbirine yetişecek şekilde kırk gün mescidde cemaate devam etmek. Tirmizi

    Kadının namazlarını kılıp, orucunu tutması, iffetini zedelememesi ve eşine itaat etmesi.
     Ahmed, İbni Hibban 

    Musibetlerin ilk anında sabırlı olup çizgiyi aşmamak. İbni Mace

    Üç çocuğu öldüğü halde kadere karşı itiraz etmeyen bir mümin olmak. İbni Mace

    Çocuğun babası için istiğfarda bulunması.  İbni Mace  

     Çocuğun babasının rızasını elde etmesi. Tirmizi Yetime göz kulak olmak.  Buhari 

     İki dudağın ve iki bacağın arasını garanti edene cennet garantisi vardır. Buhari 

     Kur’an okuyup, amel edenini cennete götürür ve oradaki derecesini yükseltir. Tirmiz  

     Selamı yaymak,yemek yedirmek, sıla-ı rahimi korumak,
     gece namazı kılmak cennete götürür.  İbni Mace

                                                  İlim tahsili için bir yola koyulmak. Müslim 
                                                                                                                                                       

                                                  Seyyid’ül istiğfara devam etmek.

  12.  
    Söyleyecek hiçbir şeyin yoksa, susmaya ne dersin?
    Söyleyecek sözü olanları dinlemeye, anlamaya ne dersin?
    Kitap sayfalarının arasında dolaşmaya…
    Kâinatı okumaya…
    Suratını okşayan rüzgârı, saçlarını ıslatan yağmur damlasını, ayaklarındaki kum tanelerini hissetmeye…
    Güneşin batışını, hayata dair anlatacakları olan bir filmi, yıldızları, uzaklaşan bir gemiyi izlemeye…
    Hastanedeki hastaları, cezaevlerindeki mahkûmları, kabristandaki mezar taşlarını görmeye…
    Yollardaki bir taşı, bir düşeni, bir kendini kaybedeni kaldırmaya ne dersin?
    Biraz düşünmeye, geçmişe, geleceğe gitmeye…
    Sorular sormaya, hayata, kendine, dünyaya dair…
    Kafa yormaya, hep ertelediğin konularda…
    Bir cevap bulmaya, bir cevap veren bulmaya; içinden çıkamadığın problemlere dair…
    Söyleyecek hiçbir şeyin yoksa, söyleyecek bir şeyi olanlardan bir şeyler öğrenmeye ne dersin?
    Bugüne kadar söylenmiş sözlerin üzerinde durmaya; kiminin altını kırmızı, kiminin mavi, kiminin siyah kalemle çizmeye; kiminin üstünü çizmeye, kimine bir harf, bir kelime, bir ünlem eklemeye ne dersin?
    Yeni bir şey söylemeyeceksen, daha önce söylenmiş sözleri bu kadar yüksek sesle, bu kadar kendi keşfinmiş gibi bağıra bağıra söylememeye ne dersin?
    Kendini biraz hesaba çekmeye, cevaplarının doğruluğunu kontrol etmeye, hatalarını kabul etmeye…
    Biraz bozmaya ezberlerini…
    Biraz değiştirmeye kurduğun cümleleri…
    Teslim bayrağını çekmeye…
    Yeni şeyler öğrenmeye…
    Yeni şeyler söylemek için susmaya…
    Ama susarken de içine hiçbir ima katmadan, sadece susmaya…
    Bir şey biliyormuş gibi değil. Kâle almıyormuş gibi değil. Kendini ağırdan satıyormuş gibi de değil. Gümüş olan söze tercih edilesi bir altın değerinde olduğundan hiç değil…
    Daha yolun başındaymış, daha öğrenecek çok şeyi varmış, söyleyecek hiç ama hiçbir şeyi yokmuş gibi susmaya…
    Bir “Konuşursam yer yerinde oynar havasında” değil. “Fırtına öncesi sessizlik” gibi de değil. Sesini akort ediyormuş gibi hiç değil.
    Söyleyecek sözü olmayan herhangi bir insan gibi…
    Susmaya ne dersin?
     
    Murat ÇETİN
     
    HER GÜNÜN YÜREĞİN GİBİ NURLU VE HAYIRLA GEÇSİN İNŞAALLAH SELAM VE DUA İLE CAN KARDEŞCİK ..

  13. Ey Dünya Çekil Yolumdan!
     
    Bütün cazibenle, haşmetinle, nefsime hoş gelen güzelliğinle karşıma geçmiş, beni kendine çağırıyorsun. "Bana gel, bana bak, beni sev" diyorsun. Halbuki, ben ruhlar âleminden yola çıkmış, senin bağrına inmiş, oradan da bir süre oyalandıktan sonra ebed tarafına doğru gidecek olan bir yolcuyum.Sen ise, yolumun üzerindeki bir konaklama yerisin. Bir misafirhanesin. Ama insanları oyalamak için o kadar çok çeşitli ve çok güzel oyuncakların var ki, gafil kalpler bunların gerçek ve ebedi olduğunu düşünerek bütün sevgilerini seni sevmek için kullanıyorlar. Yolculuğun diğer etaplarını unutup, senin yanında ebedi kalacaklarmış gibi yaşıyorlar. Sen de sahte bir sevgi ile onları bağrına basıyorsun… Geçici güzelliklerinle insanları kandırdığını bilen feraset sahibi insanlar sana "Yalan Dünya" demişler. Geçici olduğun için de, "Fani Dünya" diyenler olmuş. Gerçekten de sen de benim gibi fânisin. Yaşın milyarlara varsa da, bir gün gelecek senin de ömrün tükenecek. Seni ısıtan güneş tavanında nurlu bir kandil gibi parlayan ay ve etrafında ışıldayan diğer yıldızlar ve güneşlerle birlikte bir gün sen de yok olacaksın. Yani de benim gibi fânisin. Halbuki benim Üstâdım, " faniyim, fani olanı istemem" diyor. Öyleyse, ben de seni istemiyorum. Ben, bütün duygularımın ebediyen tatmin olacağı ebedi bir âleme yönelmişim. Sahte sevgililerle beni oyalamaya, yolumdan eylemeye çalışma. Ey dünya, çekil yolumdan… Ne insanlar geldi geçti üzerinden. Firavunları bağrında barındırdın. Senin haşmetli cazibene kapılarak kendilerini tek hâkim güç zannettiler. Gökyüzüne merdiven dayayıp ilâhlık iddiasında bulundular. Ama bir sineğe mağlup olarak göçüp gittiler. Ne sultanlar geldi geçti üzerinden. Kendilerini saltanatın cazibesine kaptırıp, misafir olduklarını unuttular. Saltanatlarının ebediyyen devam edeceğini zannettiler. Ama görüldü ki, ne sultanlar ölümsüz, ne de saltanatları edebî imiş. Askerlerinin çokluğuna, hazinelerinin zenginliğine, topraklarının genişliğine bakarak, "Acaba bu devlet yıkılır mı?" diye soranlar olduğu gibi " bu dünya bir padişaha çok, iki padişaha az gelir" diyenler de oldu. Ama onlar da sonunda bir mezarlık paylarına razı olup göçüp gittiler. Geride türkülere ve ağıtlara yansıyan hüzünlü ezgiler bıraktılar. Benim gibi bir âcizin ise, geride bırakacağı hiçbir şeyi bulunmuyor. Aczimden başka sermayem yoktur. Ey dünya, ömür sermayem, çok az, yapmam gereken lüzumlu işler ise pek çoktur. Bana faydası olmayan, uzun yolculuğumda işime yaramayacak olan ve bana ayak bağı olmaktan başka bir işe yaramayan meşguliyetlerle beni oyalama. İşim acele, çekil yolumdan…
    yüreğin dert görmesin selametle kal Cann.

  14. İmam-ı Rabbani Hazretlerinden İnciler –  119
     

    Tabîbler diyor ki, hasta perhîz yapmalıdır. İyi olmadan önce ona gıdâ iyi gelmez. Yağlı kuş eti bile böyledir. Hattâ hastalığını arttırır. Fârisî mısra\’ tercümesi:
     
    Hastanın yidiği hastalığı arttırır!
     
    Bunun için, önce hastayı iyi etmeyi düşünmek lâzımdır. Bundan sonra, uygun gıdâ vererek, eski kuvvetli hâline kavuşturulması düşünülür.
     
    Bunun gibi, (Kalblerinde hastalık vardır) meâlindeki âyet-i kerimede bildirilen kalb hastalığına yakalanmış olanların hiçbir ibâdeti ve tâati fayda vermez, belki zarar verir. (Çok Kur\’an-ı kerim okuyanlar vardır ki, Kur\’an-ı kerim bunlara lânet eder) hadis-i şerifi meşhûrdur. (Çok oruç tutanlar vardır ki, onun orucdan kazancı, yalnız açlık ve susuzluktur) hadis-i şerifi de sahihdir. Kalb hastalıklarının mütehassısları olan tasavvuf büyükleri de, önce hastalığın giderilmesi için yapılacak şeyleri emir buyururlar. Kalbin hastalığı, Hak teâlâdan başkasına tutulması, bağlanmasıdır. Belki, kendisine bağlanmasıdır. Çünkü herkes, herşeyi kendi için ister. Çocuğunu sevmesi, kendini sevdiği içindir. Malı, mevkı\’i, rütbeyi hep kendi için ister. Onun mâbudu, tapındığı şey, kendi nefsidir. Nefsinin istekleri arkasında koşmaktadır. Kalb, bu bağlılıklardan kurtulmadıkca, insanın kurtulması çok güç olur. Bundan anlaşılıyor ki, aklı başında olan ilim adamları ve kalbi uyanık olan fen adamları, herşeyden önce, bu hastalığın giderilmesini düşünmelidirler. Fârisî mısra\’ tercümesi:
     
    İçerde kimse varsa, bir söz yetişir!

  15. Kalb kırmanın dindeki önemi nedir?
     
     
       
     
    İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:Kalb, Allahü teâlânın komşusudur. Allahü teâlâya kalbin yakın olduğu kadar
    hiçbir şey yakın değildir. Mümin olsun, asi olsun, hiçbir insanın kalbini incitmemelidir.
    Çünkü, asi olan komşuyu da korumak lazımdır. Sakınınız, sakınınız, kalb kırmaktan pek sakınınız! Allahü teâlâyı en ziyade inciten küfürden sonra, kalb kırmak gibi büyük günah yoktur. Çünkü, Allahü teâlâya ulaşan şeylerin en yakın olanı kalbdir. İnsanların hepsi,
    Allahü teâlânın köleleridir. Herhangi bir kimsenin kölesi dövülür, incitilirse, onun efendisi elbette gücenir. Her şeyin biricik Maliki, sahibi olan efendinin şanını, büyüklüğünü düşünmelidir. Onun mahlukları, ancak izin verdiği, emir eylediği kadar kullanılabilir.
    İzni ile kullanmak, onları incitmek olmaz. Hatta, onun emrini yapmak olur. (C.3, m.45)
     
      
       

  16. burda en güzel kişinin yardımcısı sabır öfkelenmemek sabırlı olmak bide bunu yapabilmek acaba o an çokmu zor olur En iyisi, gülümsemeli mevlam hep tebessüm etmeyi nasip etsin böyle durumlarda allahım razı olsun sizdende mevlam öfkesine hakim kullarından olmayı nasip etsin cümlemize

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s