Vermek O’nundur, almak O’nun. Vermek dilediğinde, istemek verir, hakkıyla isteyene açar hazinesini…

NİCELERİ BENİM SANDI…
Başlamak cesaret ister. Sağlamlık, birikim ve güç ister.

Başlamak, herkesin işi değildir. Her başlangıç, cesur bir adım ister. Cesur bir adım varsa atılacak, üstünde gidilecek dosdoğru bir yol ister.

Yanlış yolları adımlamak cesaretle, cahilliği gösterir her seferde. Sonu hüsran olur yanlış yolların. Sonu, harcamak olur koca bir ömrü…

Aydınlık seferlere açmışken, aydınlık yollar bağrını, ey cesur adım sahibi girişimciler! Başka yollara, göz ucuyla bile bakılmaz.

Herkese “Hadi başla” demez Rabbim. Herkese cesur adımlar atacak ayaklar vermez. Kıymetini bilerek bu nimetin, nankörlük etmeden, O’nun verdiği güçle, O’nun yoluna hizmet etmek gerekir.

“Ne güzel konuşuyorsun” diyorlar, inanma! Ses senin değil, dil senin değil! Kelimeleri sen sıralamıyorsun. Sahibinin tüm bu güzellik. Almak isterse alır.

Benim değil duyduğunuz ses! Benim değil aldığım nefes! Sahibinin…İstediği anda almaya kâdir olanın.

Ses dediğin nedir? Gırtlağına bir tümör musallat ediverir Rabbim, ânında kaybedersin. Dil dediğin nedir? Kaslarına bir gevşeklik getirir de Allah, döndüremezsin.

Sözden sorarsan, Rabbim izniyledir sıralanışı. O dilemezse, adını bile söyleyemezsin.

O’ndan gelir bütün lütuf, O’ndan gelmesi gibi cefanın. Hepsinde bir ayrı hikmet! Takdir edip, hakkıyla, çoğu zaman bilemezsin!

Başlamak cesaret ister. Sağlamlık, birikim ve güç ister!

Herkese nasip olmaz “Hadi bismillah !” demek! Rabbim, dilediğine söyletir, dilediğine verir gayreti.

Vermek dilediğinde, istemek verir. Hakkıyla istemeyi bilene açar hazinesini. Geniştir lutfu. Büyüktür rahmet denizi. Dileyeni alır içine, hatta dilemeyeni bile, farkında olmadığı hazinelerle zenginleştirir.

Sanma ki kahırdır, sanma ki zulümdür ondan gelen. Yalnızca hakkıdır, hak edenlerin. Gelen cefa hakkımızdır. Zulüm değil, karşılıktır.

Hayırsız evlada vurulan tokat, şefkatten uzak mıdır?

Sevgiliye sitem etmek, onu sevmemek midir?

Tembel öğrenciye zayıf not veren öğretmen, zalim midir?

Zulüm yok! Adalet var! Hak’tan halka yalnızca, şefkat dolu bir mesaj var. Okuyabilen mesut. Okuyamayanda bir hayret! Ne oluyor?! Neden oluyor?!

Bu hayret bile rahmet. Nedenini sorup, öğrenmek için…

Her şeyin boş ve yalan olduğunun anlaşıldığı o noktada, aslında hiçbir şeyin sebepsiz olmadığını da anlamak ne saadet!…

Laf dinlemeyen yavrusuna olanca şiddetiyle kızıp vururken, kendi laf dinlemez halini unutuverip, gelen belalara isyan etmek ne cahillik!

Nimete isyan, kadere isyan…

Emre uymadan, uyarıları duymadan, hayırlı olmadan, yalnızca istemek… Sınırsızca, kayıtsızca,daima ve mutlaka istemek.

Oysa bulmadan önce aramak, aramadan önce ihtiyaç duymak vardır.

Muhtaç olduğumuzu bile, O’nun kudretiyle biliriz. Muhtaç olduğumuzu, gerekirse bir süre ertelemeyi ve bulunca şükretmeyi, O’nun kudretiyle biliriz.

Ama unutup bazen “Ben” deriz. Hep “Ben”deriz.”Ben yaptım, ben söyledim, ben verdim, ben kazandım, ben,ben var ya ben!…”

Hey gidi ben!

Sana acıyorum. Aslında ne acizsin. Acizliğini bile göremeyecek kadar aciz… Kaslarındaki kuvveti bir alsa Allah, günde üç-dört kez etrafı pisletirsin de, haberin bile olmaz!

Böbreklerin iş yapmasa, idrar torban sıkışıp haber vermese, tuvalete gitmeyi bile akıl edemezsin!

Miden sinyal vermese, acıktığını da doyduğunu da anlamazsın!

Sen nesin ki? Sen kimsin ki?

Ne güzel gözlerin var derler sana. Senin mi sanırsın o gözleri? Onlar yaratılırken katkıda bulundun mu? Sordular mı sana, “Rengi ve biçimi hakkında nasıl bir tercihiniz olur?”diye…

Hiç uğraşmadıysan, hiç karışmadıysan, nasıl hak iddia edersin o gözler için? Nasıl “Benim gözlerim” dersin?

Nasıl övünürsün gözlerinle? Ne hakla övünürsün kaşlarınla? Nasıl övünürsün boyunla?

Sen ne yaptın ki onlar için? Hiçbir şey!

Emeksiz övünmek de ne oluyor, emeğiyle bile övünmemek gerekirken?..


Kudretiyle yaratan Rabbim!

Kudretinle, verdiklerinin emanet olduğunu da hatırlat!

Bir trafik kazası, benim sandığım bacağımı kestirebilir!

Bir gırtlak kanseri, benim sandıkları sesimi alabilir!

Bir nezle, bir grip bile yataklara düşürebiliyorken insanı, ne bu gurur, ne bu hal ey insan? Kendini ne sanıyorsun?..

Güç O’dur! Güzellik O’dur! Şefkat O’dur! Kaş O’nundur, göz O’nundur, el, kol, bacak O’nun. Ses O’nundur, söz O’nundur, ağız, dil, kulak O’nun.

Yalansın sen, yalan dünya gibi…

Bu yalanı görmek nasip olmaz herkese… Hayırlı son nasip olmaz herkese… Hayırlı bir adım ile başlamanın nasip olmadığı gibi…

Vermek O’nundur, almak O’nun. Vermek dilediğinde, istemek verir, hakkıyla isteyene açar hazinesini.

Takdir, çalışanındır. Ödül, kazananındır, ceza da…

Sanma ki zulümdür ondan gelen… Yalnızca hakkıdır hak edenlerin. Gelen cefa hakkımızdır. Zulüm değil, karşılıktır. Şefkat dolu bir tokattır!

Gözlerimi kapattım. Yine de gördüm. Duyduklarım bir resim olup canlandı hayalimde.

Kulaklarımı tıkadım. Hayalimdeki o resim, yine de silinmedi. Anladım ki, ne gören gözdür, ne duyan kulak…Akıl, resimleri çizer. Akıl acı verir ve mutlu eder akıl… Ya aklı kim verir?

Nasıl övünürsün gözlerinle? Nasıl övünürsün aklınla?

Veren Allah değil mi? Almayı bile bilmediğin zamanlarda sana veren onları, kim?

Bir gecede aklını kaybedip, sabaha deli çıkanları hatırla.

Bir anlık korku ile dili lâl olanları hatırla!

Bir kaçılmaz hastalık yüzünden, âmâ kalıverenleri hatırla!

Tığ gibi yiğit delikanlının, akşam yatağına yatmadan önceki o canlı, o hayat dolu halini ve sabaha yıkanan cenazesini hatırla!

NİCELERİ KENDİSİNİN SANDI.

Niceleri sahiplendi emaneti.

Sarı saçlarıyla hava atardı. Saçkıran olalı iki yıl geçti.

İpek gibi cildim var diyordu. Halbuki dört-beş aydır yüzünde sivilceler çıkıyor da, doktorlar çare bulamıyorlar.

Malı mülküyle pek övünürdü. Son depremde sahip olduğu bütün binalar, kağıt helvaya döndü.
“İlah benim !” diyordu Nemrut, bir sineğe güç yetiremedi de, başını duvarlara vura vura öldü.

NİCELERİ BENİM SANDI….

AMA O’NUN OLDUĞUNU, ER GEÇ, ÖĞRENDİ HERKES!

NESLİHAN NUR TÜRK

 
www.hossada.biz alıntı

29 Yanıt

  1. Slm Ahmet kardeşim! Kim olduğumuzu ve tüm varlıklarımızın Allah\’a ait olduğunu hatırlatan bu yazıyı yayınladığın için, Allah için yaptığın çalışmalardan dolayı Allah senden razı olsun kardeşim. Dilerim geç olmadan herşeyi gereği gibi tefekkür etmek tüm inananlara nasip olsun. Dualarla Allah\’a emanet ol.

  2. SELAMÜNALEYKÜM, maşaallah, barekallah..Allah razı olsun,bir kere daha "Ey nefsim,fahirlenme" demek gerek..
     
    "SEN EY MAĞRUR NEFSİM!ÜZÜM AĞACINA BENZERSİN,FAHİRLENME;SALKIMLARI O AĞAÇ KENDİ TAKMAMIŞ.
    EVET,LEZZETLİ ÜZÜM SALKIMLARININ HASİYETLERİ,KURU ÇUBUĞUNDA ARANILMAZ.İŞTE BEN DE ÖYLE BİR KURU ÇUBUK HÜKMÜNDEYİM."

  3. tek kelimeyle… muhteşemdi…

  4. Yalansın sen, yalan dünya gibi…Bu yalanı görmek nasip olmaz herkese… Hayırlı son nasip olmaz herkese… Hayırlı bir adım ile başlamanın nasip olmadığı gibi…Vermek O’nundur, almak O’nun. Vermek dilediğinde, istemek verir, hakkıyla isteyene açar hazinesini.
     
     
    " O\’ndan geldik yine O\’na döneceğiz…" nedir bizde kalan …bir emanet değilmidir verilen geri alınmak üzere .. bunu idrak edebilmek ne güzeldir… Rabbim gönül gözümüzü kör eyleme… verdiğin emaneti en güzel şekilde geri vermeyi nasip eyle…..
    selam ve dua ile nurum…Rabbim razı olsun değerli paylaşım için…

  5. Senin Gibi Olmak Bize Zor Geldi Ey Rasül….Senin gibi olmak zor geldi bize ya Rasul!Senin gibi anlamak, senin gibi ağlamak, senin gibi olmak zor geldi bize…Neler yapmadık ki,neleri atmadık ki hayatımızdan,düşünmeden, anlamadan geçen nice zamanlarımız oldu…Neler demedik düşünmeden…Hep biz olmalıydık, dedikHer şeyi ben bilir ben yaparım, dedikHerkes bana bakmalı, benimle ilgilenmeli, benim olduğum yerde başkası olmamalı, dedik…En yakışıklı erkek, en güzel kız ben olmalıydım nidaları hiç düşmedi dilimizden, bu uğurda neler yapmadık, kimleri harcamadık ki…Hep büyük olmak istedik,her zaman her yerde tek olmayı, ulaşılmaz olmayı istedik…Para dedik, parayı aradık ve onu bulduğumuz yerde herşeyi kaybettik…Neler yaptırmadı ki bize, kimleri sevdirmedi, kimlerden nefret ettirmedi,nice dostları kaybettik onu kazanmak içinvenice düşmanlar kazandık onu kaybetmemmek için…Para dedik parayla yandık…şöhret dedik şöhretle yandık…Hep ben dedik benlikle yandık…Ama ALLAH deyip ALLAH aşkıyla yanmak zor geldi bize…insanları küçük görmek en büyük zevkimiz oldu.Makamımız, mevkimiz enaniyetimizi körükledikçe bizden daha büyük kimse yok dedik.Her halimiz, her sözümüz benlik emarelerinden kurtulamıyordu…ismimiz altın harflerle yazılmalıydı kitaplara…Resmimiz yapılmalı ve her yere asılmalıydı…Dillerden düşmemeli, akıllardan hiç çıkmamalıydık…Ve istediklerimiz oldu…ismimiz altın harflere olmasa da altın yaldızlı harflerle yazıldı kitaplara…Resmimiz yapıldı ve resmimizin altına "işte o" yazıldı…Heykellerimiz dikildi köşe başlarına ve herkes hayran gözlerle izledi…Dillerden hiç düşmüyor, akıllardan hiç çıkmıyorduk.işte artık her şeye sahiptik…Bütün bunları kazanırken birtek ve en önemli şeyi kaybettiğimizi hiç düşünemedik…dünya öylesine sarmıştı ki bizi,gözlerimiz öylesine perdelenmişti kikazandıklarımız öylesine tatlıydı ki…en önemli kazancımızıdünya ve ahiret saadetimizin anahtarınıgönlümüzün huzurunugözümüzün nurunu kaybettiğimizi göremedik, anlayamadık, hissedemedik.Evet bunları kazanırken imanımız elden kaçıyordu.Artık ALLAH\’ı unutuyor, O\’nun emirlerine karşı lakaydlaşıyorduk.Bize sunulan nimetlere nankörlükveemanetlere ihanet artık hayatımızın bir parçası haline gelmişti…Bilemedik, anlayamadık…Dönmek, doğruya yönelmek, hatalarımıza kalem çekmek zor geldi bize…Ama ne pahasına olursa olsun;dünyanın her türlü nimetinden mahrum kalmak,insanların alaylarına maruz kalmak,itilmek,kakılmak,küçük düşürülmekevet ne pahasına olursa olsunartık vazgeçiyorum dünyanın bütün nimetlerinden.Artık RABBiME yönelmenin, O\’nu bulmanın, O\’nu anlamanınO\’nun aşkıyla yanmanın, O\’nun varlığında yok olmanın zamanı gelmişti…Bütün insanlara,bütün sahte dostlarıma,bütün düşmanlarıma,bütün fantazilere,bütün günahlara,bütün dünyaya sesleniyorum…Ben Rabbimi buldum sizi kaybetsem ne olur…Ben Rabbimi sevdim sizi sevmesem ne olur…Ben Rabbime kul oldum size köle olmasam ne olur…Ben gerçeği buldum siz anlamasanız, dinlemeseniz ne olur…Artık bırakma vaktidir sizi,artık yönelme vaktidir Rabbime,artık secdeye varıp ağlama vaktidir bugün,artık Azraille olan buluşmaya en güzel bir şekilde hazırlanma vaktidir bugün,artık dünyadan göçüş müjdesi gelene kadarALLAH\’a kul olmaALLAH aşkıyla yanmaALLAH\’ın varlığında yok olma vaktidir bugün…….!
    SELAM VE DUA İLE GÜL YÜREKLİ KARDEŞCİK RABBİM RAZI OLSUN CAN ÇOK GÜZEL BİR PAYLAŞIM

  6. Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık,Anla ki yok, Allah’tan başkasıyla yakınlık… 
    Allah’ın hakimiyetini hücrelerinde, organlarında hissedenler; evvela ilmen, sonra imanen bu hakimiyetin farkında olanlar, sürekli mutlu olurlar. Her halin Allah’tan geldiğini bilen insanı hangi mesele isyana götürür? Allah’ın her verdiğine razı olan, huzursuz olur mu? “Benim için Allah, bu hali uygun bulmuş, elhamdülillah!” diyebilmek…
     Atmosfer, hava ne kadar değişirse değişsin, bu değişiklikleri yapanın Allah olduğuna inananlar hayretle olanı biteni seyrederler.
    Nasıl ki bir çocuk anne kucağında rahattır, nasıl ki bir kuş göklerde rahattır, nasıl ki kökler toprakta rahattır; aynen öyle de Allah’ın hakimiyetini anlayan, buna bütün ruhuyla inanan insanlar da, her şartta ve dünyanın her yerinde rahat ederler.
    İman bir intisaptır. Yani bağlanmaktır.İnanan insan bağlanmıştır. Sağlam bir yere bağlanmıştır. Fırtınalar da kopsa o ağacı kökünden kimse sökemez.
    Dalgalar o gemiyi sürükleyemez. Heva ve heves, onu yerinden oynatamaz! Böylece o ruh, sürekli huzurda sabittir…Yok olmayan, var olamaz! Bu yokluklar insanı kuşatacak ki, insan Allah’a sığınmaktan başka çare aramasın.
    Dağ gibi dalgalar yükselecek, vücut gemisi bir liman arayacak. Sonunda sünnet-i seniyye dairesine girip kurtulacak. Eğer o fırtınalar olmasaydı, o gemi limana giremezdi.Bir insan, bir kazada yahut bir hastalıkta çok zor bir duruma düşer.Doktor diyor ki: “Tıbbın yapacağı bir şey yok.” İlgililer der ki: “Para işe yaramıyor.” Tanıdıklar, “Geçmiş olsun.” der gider. Akrabalar sabır diler.
    Birdenbire o kişi her şeyini kaybetmiştir. Güvendiği dağlara kar yağmıştır. Tutunduğu dallar kırılmışır. İşte o zaman şöyle der: “Ya Baki, Entel Baki!” Baki olan sensin Allah’ım! Merkez Efendi buyurmuş ki, “Her şey merkez-i mahsusundadır!” Yani her şey kendi hususi, olması gereken yerindedir.
     Öyleyse “başımıza gelen her şey”, sevk-i İlahi’nin tayin etmesiyledir. Bu tayin, bizim için en güzel olanıdır. Kısacası; razı olmak kadar insanı mutlu eden bir şey yoktur.Mutlu olmanın bir maddesi de başkalarının mutluluğu için çalışmaktır.
    HEKİMOĞLU İSMAİL
    çok güzeldi ALLAH razı olsun dua ile s.a

  7. Benimki benim,seninki de senin!…" Bu ŞERİATTIR."Seninki senin,benimki de senin!…" Bu TARİKATTIR.“Ne seninki senin ne benimki benim…Herşey Allah\’ın.."Bu da HAKİKATTIR.HZ. MEVLANA
     
    selam ve dua ile abicim

  8. Var edilmek bir sürprizdir, kocaman bir sürpriz! Yokluğun koynunda yokluğundan bile habersiz silinip gitmek üzereyken, hatta silinmeye bile gerek duymayan siliklik içindeyken, var edildin. Sen yoktun ve varlığın yokluğuna tercih edildi. Can verildi tenine, nefes verildi cesedine. Bir insan yüzüyle süzüldün âlemin eşiğinden içeriye. Hayat sahibi kılındın; hayat sofrasına buyur edildin. İnsan olman irade edildi. Sadece insanların çağrıldığı, insan olmayanın çağrılsa bile tadına varamayacağı eşsiz bir ziyafete buyur edildin.
    Sürpriz! Varsın, hayattasın ve insansın.
    Varlığın isimsiz bir taş kadar kalabilirdi.Üzerine basılıp geçilebilirdi meselâ. Kalbin olmazdı, kalbinin olmayışına ağlayacak bir kalbin bile olmazdı. Hiç yoktan hayat verildi tenine. Hayatın bir dağın adı konmamış bir yamacında yalnız yaşayan bir ağacınki kadar olabilirdi. Hiç ummadığın halde insanlık üflendi çamuruna. İnsan oldun diyelim; bir olan Rabbe “kul” olmanın sonsuz güveninden, her şeyin sahibine muhatap kılınmanın eşsiz ayrıcalığından yoksun olabilirdin. Tıpkı yanıp yakılmış bir ağacın kömürleşmiş dallarını ve köklerini bir arada tutmakla teselli devşirmeye çalışması gibi, kaybettiklerini kaybettiğinin farkında olmayan, yitirdiklerinin eksikliğini çekmeyen acı bir inançsızlığın ortasında kıvranıyor olabilirdin.Hiç ummadığın hediyeler almak gibidir var olmak. Hiç hak etmediğin sofralara buyur edilmeye benzer yaşamak. Hiç beklemediğin bir tacı giyinmek gibidir hayatta olmak. Bunu bilmişken, sonsuz minnettar olman gerekmez mi? Bunu bilmişken, iltifatlara boğulmuş bir adam gibi hep mahçup bir yüzle yürüyor olman gerekmez mi? Bunu farketmişken minnetini ifade etmek için telaşla koştuman beklenmez mi? Yoksa, verilenlerin hakkın olduğunu düşünüp daha fazlası niye yok diye sızlanan geçimsiz bir nankör olmaya mı adaysın? Yoksa, sana yapılan iltifatları az bulup “daha, daha, daha..” diye bağıran, asık suratlı, bir türlü memnun edilemeyen, hiçbir şeyi beğenmeyen açgözlü biri olmaya mı heveslisin?
     
    Senai Demirci
     
    selam ve dua ile nur kardeşim..Rabbime emanetle…

  9. Geceyi,gündüzü,güneşi ve ayı yaratan O\’dur;her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor.
    (ENBİYA-33)
    SELAM VE DUA İLE…MY BROTHER…

  10. Parmak uçlarından ötesi…
    Parmak uçlarını görüyorsun önce. Gördüğünden habersizsin. Görür olduğunu bilmiyorsun. Sadece görüyorsun. Görür ve görünür halde buluyorsun kendini. "Önce" gördüğünü bile bilmeden görüyorsun. "Sonra"lardan haberin yok… İlk hareketin oldukça basit ve sessiz: Başparmağını işaret parmağına değdiriyorsun. Dokunma duyusuyla tanışmak üzeresin. İlk kez dokunuyorsun. Parmak uçlarında buluyorsun varlığını. Parmağının parmağına değmesi için kalbinin tıkır tıkır çalıştırıldığını bilmiyorsun henüz. Farkında değilsin ama parmak ucun dokunabilsin diye, parmak ucun dokunulabilir olsun diye kılcal damarlarında adlarını ezberleyemeyeceğin, sayılarını hesap edemeyeceğin, gözünle göremeyeceğin, hızlarına yetişemeyeceğin kan hücreleri dolaşıyor. Parmağının parmağına değmesine izin veriliyor. İzin verildiğinin bile farkında değilsin. Harekete niyetlenir niyetlenmez alıyorsun izni. Hiç bekletilmiyorsun eşikte. Dilediğini dilediğince yapıyorsun. Parmağın parmağına bitişiveriyor hemen. Sayısız kere ve sancısız. Zahmetsizce ve hiç bedelsiz. Adını bilmediğin eklemlerin hiç itirazsız söz dinliyor. Hiç görmediğin incecik kasların teninin altında kasılıp gevşiyor. Parmağını parmağına bitiştiriyorsun sinirlerinden geçen sayısız ve sessiz, hızlı ve hikmetli mesajlar sayesinde. Şaşırman gerektiği halde şaşırmıyorsun. Olsun. Şaşırmamana da şaşırmalı. Nasılsa her şey bildik ve tanıdık geliyor sana. İki parmağının devamında alışık olduğun avucunu buluyorsun. Her zamanki avuçların. Hem sağda hem solda. Avuçlarından geriye doğru uzanıyor kolun. Hem sağdan hem soldan. Gövdeni buluyorsun omuz başlarının altında. İnip kalkıyor göğsün. Nefes alıp verdiğini fark ediyorsun. Ayakuçlarına kadar uzanıyor gövden. Ağırlığını ilk defa tartıyorsun tabanlarında. Üzerine bastığın toprağı fark ediyorsun birden. Az sonra öğreneceksin ki, kocaman bir dünya dolduruyor toprak zeminin altını. Sen yürüyesin diye taşları pişiren ateşler yakılıyor dünyanın göğsünde. Sen ne üşümeyesin ve kavrulmayasın diye belli bir uzaklıkta tutuluyor yer küresi. Farkında değilsin henüz. Farkında olsan da, unutmaya hazırsın hemencecik. Yollar buluyorsun ayaklarının önünde. Senden önce hazırlanmış, senden önce yürünmüş yollar. Patika. Asfalt. Uzun. Kısa. Dar. Geniş. Yürüyebiliyorsun. Hiç ummamıştın bu kadarını. Adımlarına eşlik ediyor çiçekler, kelebekler, kuşlar, kokular. Sürpriz gölgelerle karşılaşıyorsun yol üstünde. Kaldırıp başını ağaçlarla tanışıyorsun. Önüne uzatıyorlar dallarını. Kulağına hışırtılarını dokunduruyorlar. Serinlik okşuyor yüzünü. Meltem dokunuşunu hiç beklemiyordun. Esintiyle ferahlamayı zevklerin arasında bilmezdin. Bu da varmış meğer! Rüzgâr değiyor alnına. Az ötede denizi buluyorsun. Mavi. Sessiz. Derin. Martı çığlıkları. Dalga çağıltıları. Köpük köpük sevinçler. Maviden yeni bir maviye açılıyor gözlerin. Gökler uzanıyor ufkun ötesinde. Ak bulutlar. Yağmurdan haberin yok daha. Yağabilecek yağmurları beklemenin lezzeti mutluluk envanterinde yerini almamış henüz. Saçlarını ıslatacak, yanağını okşayacak çiselerin sevinci bekliyor seni. Sağanak yağmur şıpırtıları, rüzgârda yaprak hışırtıları, yağmur sonrası toprak kokuları, böğürtlen tadı, yeşillikler içinde yaban çileği bulmalar henüz menüde görünmüyorlar. Seni bekliyorlar. Güneşi buluyorsun ötelerde. Ardında sürpriz olarak yıldızları sakladığını henüz bilmiyorsun. Hiç beklemiyordun buncasını. Güneş bile yeterdi sana. İki parmağının arasına dönüyorsun tekrar. İzinle bitiştirdiğin parmakların arasında bir kâğıt parçası buluyorsun. Bir gazete okuduğunu fark ediyorsun birden. Bir makale. Senin için yazılmış. Sen seni hatırlayasın diye beyaz sayfalar üzerine döşenmiş kara mürekkep lekelerine değdiğini görüyorsun göz bebeklerinin. Hep bildiğin gibi. Hep alıştığın gibi. Hiç olağanüstü bilmediğin bir işte buluyorsun kendini. Okuyorsun. Hatırlıyorsun. Unuttuğunu hatırlıyorsun şimdi.O muzlarının üzerinde bir baş taşıdığını. Görebildiğini. Göz kapaklarını açar açmaz renklerin, biçimlerin, tonların, sevdik tanıdık yüzlerin kolayca görünür kılındığını fark ediyorsun. Onların da sana görünür olması için kalplerinin çalıştırıldığını, kan damarlarında sayısız hücrenin, hesaba gelmez hızlarda koşturulduğunu hatırlıyorsun. İzinle görüyor gözlerin. İzinle görünüyor gözbebeklerinin sevincinde kendini bulduğun sevdiklerin. Yüzünün onlar için sevimli tanıdık kılındığını yeniden fark ediyorsun. Yüzünün hiç kimseye benzemeyecek kadar biricik olduğunu hemen şimdi hatırlıyorsun. Var edenin sana yüzünün her kıvrımında, parmak uçlarındaki izlerde “bi’tanemsin” dediğini şimdi anlıyorsun. Bir yazı okuyorsun. Okuyabilir olduğunu fark ediyorsun. Okuyabilir olmana hayret ediyorsun. Anlayabilecek biri olmak yoktu hesaplarında. Anlıyorsun. Şaşırıyorsun. Varlığına, insan kılındığına, akıl sahibi edildiğine, iman edebildiğine hayret ediyorsun.İzinle bitiştirdiğin işaret ve başparmaklarının arasındaki bu incecik kâğıt parçasına muhatap edilmek için yıllarca hazırlandığını fark ediyorsun. Şimdi aziz bir misafir olarak ağırlandığını, zamanın başköşesinde şerefli bir varlık olarak el üstünde tutulduğunu anlıyorsun. Daha da heyecanlanıyorsun. Kalbinin atışlarını hissediyorsun. Yaşatıldığını fark ediyorsun. Seni konuşur eyleyene, seni görür eyleyene, seni işitir eyleyene, seni anlayabilir eyleyene, seni yokluktan çıkarıp şu anın tadını fark ettirene sonsuz minnetini, sınırsız teşekkürünü yine O’nun öğrettiğince söylüyorsun: “Elhamdülillah…” Şimdi usulca kapa gözlerini. Göz kapaklarının pürüzsüz ve sessiz perdesi iniyor ışıkla arana. Uykunun tatlı okyanusuna dalıyorsun. Bırakıyorsun bedenini. Kalbini unutuyorsun. Kalbini unuttuğunu unutuyorsun. Kalbini unuttuğunu bile unutmaya razısın. Nefes alıp verdiğini hissetmiyorsun bile. “Elhamdülillah” demeni bile unutturacak kadar nezaketle veriyor verdiğini Rabbin. Hissettirmeden veriyor. Verdiğini fark ettirmeden verecek kadar cömertçe sunuyor. Ya her defasında ölümlerden döndüğünü bilecek kadar yüreğin ağzında bekleseydin bir sonraki nefesini! Ya yoğun bakımda “sağlık durumu ciddi” denilecek tehlikelere düşebileceğini hissederek geçirseydin her gecenin uykusunu!.. Ya derin bir nefes alıp “Elhamdülillah!” dedirtecek denli felaketlerden kurtarıldığını hissetseydin, ne ederdin? Elhamdülillah demeyi unutabildiğin için de Elhamdülillah, değil mi?Senai Demirci
    SELAM VE DUA İLE….CAN KARDEŞİM…
    EN GÜELE (MEVLAYA) EMANET OL….

  11. Başlamak cesaret ister. Sağlamlık, birikim ve güç ister. GÜZEL BİR PAYLAŞIM…SELAM VE DUA İLE MY BROTHER:)))

  12. KurşunkalemÇocuk, büyükbabasının mektup yazışını izliyordu. Birden sordu :> >>\’Bizim başımızdan geçen bir olayı mı yazıyorsun ? Benimle ilgili bir hikâye olma ihtimali var mı ? \’> >>Büyükbaba yazmayı kesti, gülümsedi ve torununa şöyle dedi :> >>\’Doğru, senin hakkında yazıyorum. Ama kullandığım kurşun kalem yazdığım kelimelerden çok daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sen de seversin.\’> >>Çocuk kaleme merakla baktı ama özel bir şey göremedi.> >>\’İyi ama bu kalem benim hayatımda gördüğüm diğer kalemlerden hiç farklı değil ki ! \’> >>\’Bu tamamen nesnelere nasıl baktığınla ilgili. Bu kalemin beş önemli özelliği var ve sen de bu özellikleri kendinde benimseyebilirsen hep dünyayla barışık bir insan olursun.\’> >>\’Birinci özellik : Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Allah\’dır ve her zaman kendi kudretiyle bizi O yönlendirir.\’> >>\’İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar.\’> >>\’Üçüncü özellik : Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir.\’> >>\’Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur.O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın.\’> >>\’Beşinci ve son özelliği ise her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın.\’> >> KUDRET\’İ İLAHİYE HER ZAMAN GÜVENİP, HER PİŞMANLIĞIMIZDA O\’NA BİRAZ DAHA YAKLAŞABİLMEMİZ DUASIYLA

  13. Ayet-i kerime su ikazi yapmaktadir:- Yaptigin iyilikleri Allah?tan, kötülükleri ise nefsinden bil!.. (Nisa-79)

    Iste bu ikaz insani dengede tutar, benlik ve enaniyet duygusuna düsmekten kurtarir. Nasil mi kurtarir? Çünkü Allah?in kendinde tecelli ettirdigi iyilikleri nefsine almiyor ki, kibre yönelsin, gurura sapsin, benlik tuzagina düssün… Ayrica yaptigi yanlislari, hatalari da nefsinden biliyor, kendi kusuru ve hatasi olarak görüyor. Bu sebeple hep tövbe, istigfar halinde oluyor, simarma ve haddini asmaya nefsinde gerekçe bulamiyor. Iste bu saglam anlayis insani dengede tutuyor. Dengesini böyle kurmayip da iyilikleri hep kendinden bilen insan ise bir de bakiyorsunuz ki, kibir, gurur örnegi haline geliyor, itici ve iddiaci bir tip ortaya çikiyor.
    Böyle itici ve iddiaci bir tip haline gelmemek için irsat eserlerinde bizlere misaller veriliyor, ibret alacagimiz örnekler sunuluyor. Iki tanesini arz etmek istiyorum bugün ibretlerinize. Bakalim yasanmis olaylar ne mesaj veriyor bizlere…
    Yaptigi iyilikleri hep kendi nefsinden bilen bir adam, kendisini çevredekilerin en büyügü olarak görmeye baslar. Bu gibi üstünlük duygulari içinde iken de mescide girer. Efendimiz (sas) adamin içindeki benlik duygusunu kesfetmekte geç kalmaz da sorar:
    – Buraya gelirken içinden ne gibi duygular geçirdin, anlatir misin?
    – Bu cemaatin içinde benden degerli biri yoktur, diye düsündüm.
    – Senin farkin nedir ki, kendini bu cemaatin en degerlisi olarak gördün? Adam, kendine göre yaptigi iyilikleri hayal eder. Bunlari kendi yaptigi için büyük oldugu yorumunu yapar. Ama bu yorum kabul görmez. Çünkü insanin iyiliklerini kendine mal etmeye hakki yoktur. Iyiligi yapma imkanini da, sevkini de veren Allah?tir. Bunu nefsine mal etmesi ise bir duygu sapmasidir. Iste bu duygu sapmasindan Allah?a siginan Efendimiz, orada ellerini açar:
    – Ihfazna ya Rab! der… Bizi böylesi benlik duygusundan koru!.. Derler ki: – Sen de mi Allah?a siginiyorsun böyle duygulardan? Efendimiz, söyle açiklar durumu:
    – Insanin kalbi, Allah?in kudret parmaklari asindadir. Çevirmesi bir an meselesidir. Insan niyetini degistirirse Allah da onun kalbini degistiriverir, bir de bakarsiniz ki, ?ben.. ben..? diyerek kendini herkesten üstün görmeye baslayan bir kibir örnegi çikmistir ortaya! Evet, iyilikleri hep Allah?tan, kusur ve yanlislari nefsinden bilecek insan ki, kibir örnegi haline gelmesin, ben bu cemaatin en üstünüyüm.. gibi iddialara yönelmesin. Mütevazi bir insan mütekebbirin teki durumuna düsmesin… Gazali Hazretleri çok kimselerin ayaginin kaydigi bu benlik duygusuna kapilanlardan bir ibretli örnek daha verir bizlere. Kimsesiz bir adam sicak çölde yürüyordu. Önünde ise basinda bir bulutun gölge yaptigi bir baska zat gidiyordu. Yaklasip boynunu bükerek:
    – Ben dedi, kimsesizin biriyim. Ne olur yaninda yürüsem de basinda giden bulutun gölgesinden ben de istifade etsem?
    Adam olur diyerek birlikte yürüdüler. Ama yavas yavas benlik duygulari kipirdamaya, ben gölgesinde adam barindiran büyük biriyim.. demeye basladi. Bu sirada yol kenarindaki bir çesmenin basina sapip su içerek dinlendikten sonra tekrar yoluna devam etti. Ancak artik basinda bulut yoktu. Geriye dönüp bakti ki, ?ben.. ben..? demeye basladigi andan itibaren kendini terk eden bulut, çesme basinda kalan iddiasiz adamin basinda gölge yapmakta, kendisiyle birlikte gelmemektedir…
    Anlasilan odur ki, Rabb?imiz benlik duygusuna sapan insanlari sevmiyor, onlara ihsan ettigi nimetleri geriye aliyor, nefsine mal etmeyen mütevazi kimselere veriyor… Bu sebeple de ayetinde pesinen ikazini yapiyor: – Sende tecelli eden iyilikleri Allah?tan, kötülükleri de nefsinden bil!..? Bil de haddini asma, benlik iddiasina tasma, kibirli kimse durumuna düsme!..
     

  14. Yeniyi Bulmak
    Mehmet ERDOĞAN

     

    Yeniyi bulmak için eskiyi bilmek gerek. Yoksa bulduğunu zannettiğin şey bir eskinin küfü ve pası olabilir. Yeniyi bilmek için eskiyi bilmek gerek. Yoksa bildiğini zannettiğin bilgi mazide ölmüş çürümüş bir bilginin kadavrası, yahut iskeleti, yahut fosili olabilir.İnsan yeni diye bir arayışa girdiyse, eskinin bütününü kuş bakışı görmesi gerekmez mi?İnsanların yanıldıkları birinci nokta eskiye sırt çevirmeleridir. Eskiyi kolaçan edenler yeni şeyler söylemeye hak kazananlardır. Eskiyi hallaç edenler bilginin Hallac-ı Mansur\’u olmaya elyak olmuşlardır. O yolda ölseler de bu onlar için şereftir, şandır.Maziden kopuk her nefes daha ilk başta eskimeye namzet bir soluktur. Maziye kapalı her kapı geleceği göstermeyen bir menfezdir. Ne kadar ileriye dönük gibi görünse de, geriye kapalı olan ileriye de kapalı olduğu için, görünen zahiri açıklığı sadece bir göz yanılmasıdır. O kapı geleceğe tamamen kapalıdır. Hattâ kilitlidir.Yahya Kemal; "Aslan gerilir de öyle atlar" diyor bir mısraında. Bu gerilmek geriye doğru bir adımdan başka bir şey değildir. Zaman perspektifinde bu gerilmek, maziye doğru bir geri adımdır ki, ileriye doğru atılmanın ilk işareti işte her riski göze alabilen bu adımdır.Bu hamle gericilik, korkaklık ve irtica ile yaftalanabilir, ama ileriye atılmak için bundan başka çare var mıdır?Okun yayda gerilmesi, bir engeli geçerken geri geri gitmek ve ileriye sıçramak, hep güç kazanma hareketidir.\’Yeni\’ arayışı, eskimemekten geçer.Eskimemek için bir şeyin niçin eskidiğini yakînen görmek gerektir. Bu bir nevi müşahededir. Yani tam görmek ve temaşa etmek. En ince kılcallarına kadar eskimenin sırrına vakıf olmak, en küçük çizgilerine kadar onu anlamak…Bunun yanında eskide bulunup da günümüzde devam eden, eskimezlik ve ölümsüzlük iksiri içmiş düşünce ve hislerin de niçin böyle olduğunu yakînen görür, geriye bakmasını bilenler. Yanlışları tekrar etmezler, güzellikleri yeni zamanlar teknesinde tekrar yoğurup şekillendirirler. Böylece yeni bir üslûp kazanırlar.Hem de ölümsüzlük tiryakı yudumlamış bir üslûp…Her yeniyi arayış, ızdırap imbiğinden geçmek ile başarılabilir.Bu yolun zaferi sabır ile çalışmak, sarsılmadan gayretten başka nedir ki?Hemen yorulanlar, bırakın yeniyi, bu yolda bir kırıntı bulmayı bile başaramazlar.Bunlar bu yolun yolcusu değillerdir ki, başarıya ulaşsınlar.Hz. Musa sorar Allah\’a: "Ya Rabbi, insanlara ne oluyor ki, sana gelirlerken, senin yolunda epeyce yol almışken biraz sonra geriye dönüyorlar. Bu ne iştir, senin yoluna girenlerin geriye dönmelerine bir türlü aklım ermiyor." Allah, cevap verir: "Ya Musa onlar benim yolumun yolcuları değil. Benim dışımda bir takım fani gayeler için bu yola düşmüş olanlardır. Benim hakiki yolcularım asla geriye dönmezler."İşte bu misalde olduğu gibi bir sanatkâr eğer yeniyi arıyorsa, yeni bir üslûp için çırpınıyorsa mutlaka onu bulur; çile çeker, ızdırabı bir zehir gibi yudumlar, acılara katlanır ve sonra maksuduna erer. Ama gerçekten böyle bir derdi yoksa daldan dala sıçrar; çileden kaçar. Zor işlerin adamı olmaktan istinkâf eder. Hemen yılıverir. Zira arayış aşkı bir potansiyel olarak yürekte yoksa insan çabuk tükenir. Âşık maşukunu arar. Sevmeyen niçin arasın ki?Bu her şey için geçerli bir formüldür.Bu sebepten yeniyi arayan eskiyi bilmelidir.Eğer kişi, eskiyi bilmek hamulesi ve yükü ağır geliyorsa ve bu işin altından kaçıyorsa, gerçek arayan değildir demek; lâfta bir yolcudur. Sahtekâr bir yenilik yolcusu…Yeniyi bulmak eskiyi kaybetmemekle mümkündür.Eskiyi kaybeden, yeniyi bulsa da onu anlayamaz, onu bulup bulmadığını bilemez…Hadi son söz bir Batılı\’nın olsun:"Neyi aradığını bilmeyen aradığını hiçbir zaman bulamaz…"
    S.A. CAN ABİSİ BU YAZIMHAZIRLAMIŞ OLDUĞUN KONUYLA LAKALI DEĞİL AMA İŞTE Bİ DAHAKİNE GÜZEL Bİ YORUM YAPARIM BU KONUK DEFTERİN İÇİNDİ AMA BURAYA YAPIŞTIRIYORUM 🙂 KENDİNE İYİ BAKASAN SELAMLARIN VE DUALARIN EN GÜZELİ SENİN ÜZERİNE OLSUN İNŞ…
    NİCELERİ BENİM SANDI….AMA O’NUN OLDUĞUNU, ER GEÇ, ÖĞRENDİ HERKES!

  15.  
    ALLAH\’IN ELÇİSİ BÖYLE SESLENDİ      Sahabeden Hz. Cerîr r.a. anlatıyor:    Bir sabah vakti, huzurunda bulunduğumuz Rasul-i Ekrem s.a.v.’in yanına çıplak (üzerlerinde tam bir elbise bulunmayan) bazı kimseler geldi. Yünden yapılmış çizgili kumaşları ortalarından delerek başlarından geçirmiş, kılıçlar kuşanmışlardı. Çoğunluğu (belki de hepsi) Mudar kabilesine mensuptu.    Rasul-i Ekrem s.a.v. bunları böyle ihtiyaç içinde görünce yüzünün rengi değişti. Evine girdi, bir süre sonra tekrar mescide çıktı ve Bilâl’e ezan okumasını emretti. Bilâl ezan okuyup kamet getirdi. Rasulullah s.a.v. öğle namazını kıldırdı. Sonra da bir hutbe irad ederek şöyle buyurdu:   – Ey insanlar! Sizleri bir tek candan yaratan, ondan da yine onun eşini var eden ve ikisinden erkek ve kadınlar türeten Rabbiniz’den korkun.    Adını öne sürerek birbirinize dileklerde bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Çünkü Allah, sizin üzerinizde tam bir gözetleyicidir.(1)    Ey iman edenler! Allah’tan korkun. Herkes yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.(2)    Herkes altınından, dirheminden, elbisesinden tasadduk etsin. Buğdayından bir ölçek, hurmasından bir ölçek versin. Yarım hurma da olsa herkes sadaka versin.   Bu hutbe üzerine Ensar’dan birisi bir çıkın getirdi. Derken insanlar yardım için birbirini izledi. Öyle ki, yiyecek ve giyeceklerden iki yığın oluştuğunu ve Rasul-i Ekrem s.a.v.’in yüzünün parıldadığını gördüm. Sonra şöyle buyurdu:   – Her kim İslâm’da iyi bir çığır açarsa, ona hem açtığı bu çığırın sevabı, hem de kendisinden sonra o yolda yürüyecek olanların sevabı kadar sevap verilir. Bununla birlikte o yolu izleyenlerin sevabından birşey eksilmez.    Kim de İslâm’da kötü bir çığır açarsa, ona hem açtığı bu çığırın günahı, hem de kendisinden sonra o kötü çığırda yürüyenlerin –kendi günahlarından birşey eksilmeksizin– günahı yüklenir.    (Müslim, Nesaî)   Hz. Enes r.a. anlatıyor:    Rasulullah s.a.v. şöyle buyurdu:   – Ey insanlar! Allah, sizin için din olarak İslâm’ı seçti. O halde İslâm şerefini cömertlik ve güzel ahlâk ile süsleyin.    Dikkat edin! Cömertlik cennette bir ağaçtır ki, dalları dünyadadır. Cömert kimse o dallardan birine tutunmuş demektir. Allah bu sayede onu cennete götürür.    Dikkat edin! Cimrilik ise cehennemde bir ağaçtır; onun dalları da dünyadadır. Cimri kimse o dallardan birine tutunmuştur ki, bu haliyle Allah onu cehenneme sokar.    Sonra Rasulullah s.a.v. buyurdular:    – Allah yolunda cömertlik yapın! Allah yolunda cömertlik yapın!    (Hayatu’s-Sahabe)      1 Nisa Suresi, 1.   2 Haşr Suresi, 18.

  16. Doğruyu bulmanın çaresi

    Sual: Bugün birçok fırka, grup var. Hepsi doğru olan biziz, ötekiler yanlış yolda diyor. Hangisi doğru yoldadır? Bunu nasıl biliriz?CEVAPBu konuda imam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki: [Tirmizi’nin bildirdiği] (Ümmetim 73 fırkaya ayrılır, 72’si Cehenneme gider, yalnız bir fırkası kurtulur. Bu fırka, benim ve Eshabımın yolunda gidenlerdir) hadis-i şerif, 72 fırkanın Cehennemde azap göreceğini fakat, Cehennemde sonsuz kalacağını bildirmiyor. Sonsuz kalmak, imansızlar yani kâfirler içindir. 72 fırka, Cehennemde itikadlarının bozukluğu kadar yanar. Yalnız Ehl-i sünnet Cehennemden kurtulur. Bunlardan kötü iş yapanların günahları tevbe veya şefaat ile affolunmadı ise, bunlar da günahları kadar Cehennemde kalırlar. (3/38) Ehl-i sünnet itikadına uymayan bozuk, sapık inançlara bid’at ve dalalet yolları denir. Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiğine uymayan, her mana yanlıştır. Çünkü her sapık, Kur’ana ve hadise uyduğunu iddia eder. Kısa görüşü ile, bunlardan yanlış manalar çıkarır, doğru yoldan kayar. Allahü teâlâ, (Kur’an-ı kerimde verilen misaller, çok kimseyi saptırır, çok kimseyi de doğru yola iletir) buyurdu. (Bekara 26)Ehl-i sünnet âlimlerinin anladıkları manalar doğrudur. Çünkü, bu manaları, Eshab-ı kiramdan ve Tâbiinden almışlardır. Kurtuluş yolunu, yanlış yollardan ayıran onlardır. Onların hidayet ışıkları olmasaydı, bizler doğru yolu bulamazdık. İslamiyet’i bozulmaktan koruyan onların çalışmasıdır. Onlara uyan kurtulur. Onlara uymayan sapıtır, herkesi de sapıtmaya çalışır. (m. 286)Bir hadis-i şerifte, (Rabbim bana vahyetti ki: “Ya Muhammed, eshabın gökteki yıldızlar gibidir. Bazısı bazısından daha parlaktır. Onlardan birine uyan hidayet üzeredir”) buyuruldu. (Deylemi)Kur’an-ı kerimde mealen, (Her fırka, doğru yolda olduğunu zannederek sevinir) buyuruldu. (Rum 32) [m.80]Peygamber efendimiz ise, (Kurtuluş fırkası, benim ve Eshabımın gittiği yolda bulunanlardır) buyurdu. Resulullah efendimiz, kendini söyledikten sonra, Eshab-ı kiramı da, söylemesine lüzum olmadığı halde, bunları da söylemesi, (Eshabım benim yolumdadır, benim yolum, Eshabımın yoldur. Kurtuluş yolu, yalnız Eshabımın gittiği yoldur) demektir. Ancak Eshab-ı kiramın yolunda giden Ehl-i sünnettir. Nisa suresinin 79. âyetinde, (Resule itaat, Allah’a itaattir) buyuruldu. Allah’a itaatin, Resulüne itaatten başka olduğunu sananlar için buyuruluyor ki: (Allah’ın yolu ile, peygamberlerin yolunu birbirinden ayırmak isteyenler kâfirdir.) [Nisa 150,151]Resulullah efendimiz, (Eshabımın yolundan gidin) buyurduğu halde, Eshabın yolunda gitmeyip de, Peygambere uyduğunu söyleyen, Ona uymuş olmaz. Böyle yol tutan kurtulamaz. Mücadele suresinin, (Doğru bir şey yaptıklarını sanıyorlar. Biliniz ki, onlar yalancıdır) mealindeki 18. âyeti bu gibilerin halini gösteriyor. (m. 80)İhtilafları çözmek için de sünnete ihtiyaç vardır. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:(Anlaşamadığınız bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve Resulünden [hadisten] anlayın.) [Nisa 59] Buradaki anlayın emri, âlimler içindir. Çünkü Kur’an-ı kerimde, (Bilmiyorsanız âlimlere sorun) buyuruluyor. (Nahl 43)Kur’ana, Sünnete ve eshaba uyabilmek için dört mezhepten birisine uymak gerekir. (Mizan-ül-kübra)Seyyid Ahmed Tahtavi hazretleri buyurdu ki: Bugün her Müslümanın 4 mezhepten birinde bulunması vaciptir. 4 mezhepten birinde bulunmayan Ehl-i sünnetten ayrılır. (Dürr-ül-muhtar haşiyesi)Kimlerle bulunduğumuz önemliBirçok kültür dalında bilgisi olan aydın kimseye entellektüel denir. Bir yabancı yazar ise, entellektüeli, ihtisas alanına girmeyen her konuda konuşan ve sözlerinde hiç mesuliyet hissi duymayan sorumsuz kişi olarak tarif ediyor. Böyle kimselere, entellektüel bozuntusu veya ukala da diyorlar. Kimi de yarım aydın, çeyrek aydın diyor. Herkes, bildiği işte, ihtisas alanına giren konuda fikir yürütür. Bu normaldir. Ama dini konu olunca, bilsin bilmesin herkes, ulu orta konuşur, müctehid kesilir. Dini, bir şahsın fikri gibi tenkide tâbi tutuyorlar. Mesela şöyle diyorlar: (Tek kaynak Kur’andır, herkes Kur’andan anladığı ile amel etmeli)(Namaz Türkçe kılınmalı)(Tesettür teferruattır, ilim öğrenmek için, saçları açmalı)(Ehli kitapla iman birliğimiz var, onlara yaklaşmalıyız)(Horozdan, balıktan kurban olur)Herkes ancak ihtisas alanında konuşmalı, her işe burnunu sokmamalı. Maalesef bu fikirleri söyleyenler arasında ilahiyatçı olanlar da vardır. Onlar da, (Biz Kur’ana göre konuşuyoruz) diyorlar. Her grup, (Bizim yolumuz doğru) diyor. Kur’an-ı kerimde de, (Her fırka, her grup doğru yolda olduğunu sanarak, sevinmektedir) buyuruluyor. Hadis-i şerifte de, bu ümmetin 73 fırkaya ayrılacağı, sadece içlerinden bir fırkanın doğru olduğu bildiriliyor. Bunların arasında kurtuluş fırkasının alameti de bildirilmiş, (Bu fırkada olanlar, benim ve Eshabımın gittiği yolda bulunanlardır) buyurulmuştur. Peygamber efendimizin, kendini söyledikten sonra, Eshabını da söylemesi gerekmezken, bunları söylemesi; (Benim yolum, Eshabımın yoludur. Kurtuluş yolu, yalnız Eshabımın gittiği yoldur) demektir. Akla uyarsak doğruyu bulmak çok güç olur. Her fırkadaki insan, “Bu fırka doğru yolda” diyor. Bu işte selim olmayan akıl ölçü olmaz. Ölçü olsaydı, 72 sapık fırka meydana çıkmazdı. Her fırkaya girenler de, aklına göre bu fırkaları tercih etmiştir. Akla uyulursa, insan sayısı kadar fırka meydana çıkar. Soracak âlim yoksa veya bir kimsenin gerçek âlim olup olmadığını bilmiyorsak ne yapacağız? Dinimiz, bunun da yolunu bildirmiştir. Allahü teâlâ, İslamiyet’i doğru olarak öğrenmek isteyene, bunu nasip edeceğine söz vermiştir. Rabbimiz sözünden dönmez. Bunun için dua etmelidir. Cenab-ı Hak ona doğru yolu gösterir. Dua ederken, duanın şartlarını da gözetmeli. Şartlarına uygun dua edilince, dua kabul olur. Dua kabul olunca da, doğru olan, hak olan bulunmuş olur. Bütün kerametler bize verilse, fakat itikadımız düzgün değilse, halimiz haraptır. Eğer bütün dertler bize verilse, itikadımız doğru ise, üzülmek gerekmez. Doğru itikad, ehl-i sünnet itikadıdır. Felaketten kurtulmanın tek çaresi, kurtulanlarla beraber olmaktır. Kıtmir, köpek iken, Eshab-ı kehf ile beraber olduğu için Cennete girdi. O halde kim olduğumuz değil, kimlerle bulunduğumuz önemlidir.Akıl büyük nimettir Büyük bir nimet olan akıl ile gerçekleri görmek mümkün olur mu? Selim olan akıl ile gerçekler görülür. Selim olan akıl ise ancak Peygamberlerde bulunur. Selim olmayan kendi aklımıza uyarsak doğruyu bulmak çok güç, hatta imkansızdır. Çünkü her gruptaki insan, “Bu grup doğru yolda” diyerek ona girmiştir. Bu işte, selim olmayan akıl ölçü olmaz. Ölçü olsaydı, bu kadar grup meydana çıkmazdı. Bu gruplara girenler de, aklına göre bu grupları tercih etmişlerdir. Akla uyulduğu için sayısız grup, sayısız hizip meydana çıkmıştır. Hatta akla uyulduğu için, beşeri dinler uydurulmuştur. Akla uyulduğu için, bu ümmetin arasından da 72 sapık fırkanın çıkacağını Resulullah efendimiz haber vermiştir. “Hangi grup çoğunlukta ise doğru odur” mantığı ile hareket edilirse, yine doğruyu bulmak mümkün olmaz. Çünkü Allahü teâlâ, (İnsanların çoğuna uyan sapıtır) buyuruyor. (Enam 116)Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyanlar, doğruyu bulur. Doğru olan bir taife her zaman bulunur. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki: (Her devirde doğru yolda olan bir taife bulunur. Bunlara, hiç kimse zarar veremez.) [Mişkat] Kitapçılarda bulunan İslam kitapları arasında bozuk olanları çok ise de, doğru olanları da vardır. Bu doğru kitaplar hiçbir zaman yok olmaz. Bunların koruyucusu Allahü teâlâdır. Dinimiz ilme ve âlime büyük önem verir. Bize ilmi bildiren âlimlerdir. Hadis-i şerifte, (Âlimler, Peygamberlerin vârisleridir) buyuruldu. Peygamberlerin vârisleri olan âlimlere dil uzatan, onları âlim oldukları için kötüleyen kimsenin imanı gider. Bir de İslam âlimi sanılan ve dinimizi içten yıkmaya çalışan dinde reformcular vardır. Bunların ihanetlerini bildirmek, kötülemek olmaz. Dinin emrine uymak olur. Kötüye kötü, kirliye pis demek yanlış değildir. Temize pis demek kötülemek olur. Kötülerin kötülüğünü açıklamak, Müslümanları, onların zararından korumaya çalışmak farzdır. O halde bütün insanları bunların zararından korumaya çalışmalıdır. İslamiyet’i yanlış anlatan kötü din adamları, büyük vebal altındadır. İnsanların çektikleri sıkıntıların sebebi kötü din adamlarıdır. Kötü din adamları için, (Bu kimselerin hiç iyi tarafı yok mudur?) denilmesi doğru değildir. Cenab-ı Hak, imansızların yol, köprü, cami, yaptırmak gibi hiçbir ameline sevap vermiyor, Cehenneme atıyor. Böyle kötü din adamları, din, iman hırsızlarıdır. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Âlimlerin kötüsü, insanların en kötüsüdür.) [Bezzar](İlmini ticarete alet eden kötü âlimler yazıklar olsun. Devlet adamlarına yaklaşır, menfaat temin etmeye çalışırlar. Bunların yaptıkları ticaret, kesada [darlığa, kıtlığa] uğrasın!) [Hakim](Bir zaman gelir ki, camiler ve hafızlar çoğalır, ama, [hakiki] âlim bulunmaz.) [Ebu Nuaym](Zebaniler, günahkâr hafızlara, puta tapanlardan daha önce azap yapar. Çünkü bilerek yapılan günah, bilmeyerek yapılandan daha kötüdür.) [Taberani](İlmi ile amel etmeyen âlim, kıyamette en şiddetli azaba düçar olur.) [Beyheki](Kıyamette, ilmi ile amel etmeyen âlimin Cehennemde çıkardığı kötü kokudan, Cehennem ehli rahatsız olarak şöyle seslenir: "Ey kötü kimse, çektiğimiz eziyet ve bu acı durum yetmiyormuş gibi, bir de senin çıkardığın kötü kokuya mı katlanalım? Sen ne yaptın da bu duruma düştün?" Âlim ise, "İlim sahibi idim, fakat ilmimle amel etmezdim" diye cevap verir.) [İ. Ahmed

  17. THANKS YOUR VISITING
    KISSES AND HUGS
    IYI GECELER
     

  18. SENIN İÇİN ÖLMEK NE GÜZEL
    Senin için ölmek Bütün yolların sana çıkması ne güzel yâr Beni bu koca şehirde yalnız bırakma. Akşamın kızıllığında bul beni. Ufkun denizle sarmaş-dolaş olduğu yerde kucakla. Hani kan kırmızı ağlar ya gökler aydınlık tükenirken, İşte ben ; Göklerin yanağından süzülen gözyaşıyım yâr! Ufukta kaybolan kuşların kanadında gözyaşım var. Ey yâr! Gecenin karanlığında bul beni. Gecenin göğsü delik deşik olduğu demde kucakla. Hani gecenin bağrı yanar ya perdeler çekilirken, İşte ben; Gecenin bağrındaki yangınım yâr! Yıldızların ateşli alınlarında yangınım var. Toprağın sıcak bağrında bul beni, Toprağın sinesi parça parça olduğu demde kucakla Hani toprağın içi sızlar ya tohum çatlarken İşte ben ; Toprağın içindeki sızıyım yâr ! Tohumların çatlayan bağrında benim sancım var. Suçum sevmekse benim Cezası sevdam olsun en karasından Sürsünler beni Fersah fersah uzaklara salsınlar Boynumu vursunlar Ömrümün üstüne binlerce kalem kırsınlar, Ne çıkar… -Ölümden ötesinde senin olman ne güzel yâr- Sen ateşler yakıyorsun içimde ; Ben külünden şiirler yazıyorum Sen uzaklara atıyorsun Ben vuslatın için ağıtlar yakıyorum… Yüreğimde sancı Yüreğimde hâr Ben senin için yanıyorum yâr Senin için Ya’kub gibi yanmak ne güzel. Hasreti tac diye saçıma taktın, Hicran avuçlarıma aktı bir duâ sonrası Dualar yetmez oldu yâr ! Dualar yetmez oldu … Dönmemek için geriye Bütün gemileri yaktım. Korsan kalyonlarında ırgatlık yaptım. Ben senin aşkın için dönüşü olmayan yollara girdim Seninle başladığım bu yola yüreğimi verdim Gün-be-gün kem bakışlar önünde bittim Bir kutlunun gözyaşıyla büyüttüğü güller Ölmesin diye Bin defa ölmeye yemin ettim Ben seni ölümüne sevdim yâr Ölümüne sevdim. Senin için ölmek ne güzel… NURGÜL ÖZCAN
    selam ve duaile kal can ALLAH seninle olsun.

  19. Sadece benim yüreğim değil,tüm yürekler senin sevgi yağmurlarına muhtaç Efendim! Küçük elleri büyük yürekleriyle,ebabiller gibi zulmün üstüne taş olup yağan,Filistinli çocuğun kalbine de yağdır sevgi yağmurunu sağanak sağanak.. Sadece inancını yaşamak,iffetin timsali örtüsüyle toplum sahnesine çıkmak istediği için,alay edilen,dışlanan ve yok edilmeye çalışılan Zeynep’lerin yüreğine de yağ ey Nebi!! Yağ ki;bu sevgi yağmurları onlara direnme gücü versin .Her türlü zulme rağmen ,sevgiyle ve güler yüzle bu kutlu dava yolunda yürüme azmi versin…. ZALİMLERİN YÜREĞİNE DE YAĞ EY NEBİ!!!!!! Gerçi onların yürekleri taş,beyinleri taş,ruhları hep taş ama;Hz. Ömer’in ve Hz. Halit’in taşlaşmış gönüllerinde bile iman tohumlarını yeşerten Mevla’m, belki onlardan da yeni Ömer’ler yeni Halit’ler yeni Vahşi’ler çıkartır.Eğer hidayet nasipleri değilse,eğer iman tohumları yeşermeyecek kadar kalpleri taşlaşmışsa,onların üzerlerine azap olup yağ ey Nebi,tıpkı Bedir’de Ebu Cehil’lerin üzerine yağdığın gibi…… Bütün bunlardan sonra yine banagel! Şu günahkar,şu katı kalbime, sevgine muhtaç,aşkına susamış yüreğime gir Ya Muhammed!! Ay’ı böldüğün gibi yüreğimi de aşkınla ikiye böl! Bir tarafında EN BÜYÜK SEVGİLİ taht kursun en zirveye,bir tarafında sen kur saltanatını Ey Nazlı Sultan! İbrahim’in baltasını al eline ve kır yüreğimdeki bütünputları.Musa’nın elini getir yüreğime ve aydınlat yüreğimi. Musa’nın asasını vur gönlüme! Böl yürek denizimi ikiye ve EN BÜYÜK SEVGİLİ’ NİN sevgisiyle senin sevgin,el ele geçsin yüreğimin en derinine ve en zirvesine giden yoldan ve sonra kapansın yürek denizim, firavunî sevgiler boğulsun iman denizlerimin dalgalarında.
     
     

  20. kalbe dokunan incidir aşkvuslatı hayal ederken hasret ateşinde yanmaktırnefes alırken var\’lığını her bir zerrene çekmektir aşkkalbin yanışı, aslına uzana ellerin boşluklarda kalmasıdıryanmak ama başkaiçin kavrulur, kor olur yakar yüreğinises çıkarmazsın adı aşksevgilinin hasretidir yakansevgilinin sevgisine ulaşmak sevdasıdırbazen yokluktur;sanki hiçbir şeye sahip değilmişçesinebazen varlıktır ki o sevgilinin varlığı dünyada hiçbir şeyle kıyaslanamazo öyle bir sevgilidir ki, bir bakışı alemi küle çeviriro öyle bir yar’dır ki onun sevgisi ömrüne en büyük hediyedirzamanı varlığı ve yokluğu diye ikiye ayırmaktır aşkçölleri yurt edinen bedeni güneşin yakamayışıayağına batan binlerce çakıl taşının kanattığı yaraların sızını duymayışıdır aşkdünya nimetlerinden yoksun kalışrızkının yalnızca “aşk” olduğuna şükretmektir aşksu değil, onun bir bakışıyla susuzluğa kanmaktırbal değil, onu sevmek öyle tatlıdır ki hiçbir tat o olamazyakar ciğerini belki, bakışı yoktur su niyetine ama tatlıdır işte;adı AŞKölümü özlemekkapı eşiklerinde ölüm meleğini beklemek bazenama sığınmak Yaradan’aölümü güzel kılacak sevgiyi dilenmek her duadayaşadığın her dakikayı onu severek geçirmenin hazzına varmakbir dirhem daha fazla sevebiliyorum diyerek her geçen saniyede O’na şükretmektir aşksevgilinin hayaliyle kucaklaşmako güzelin kapısına serilip ayaklar altında kalmaktırçarmığa gerilip kızgın demirlerle dağlanırken  demektir;adı aşktonlarca ağırlıktaki kayanın altında Bilal’i Habeşi olmaktır aşkEyyüb a.s sabrı,yunus a.s duası,Yusuf a.s gibi kuyularda uyanmaktıraşk benliğini yar’a boyamaktırben demeden o olmakaynada ona bakmakkanın damarlarından çekilişini gidişiyle hissetmektiren çok haykırmak istediğinde kainatadayanılmaz olduğunda bütün sancılarınsevgisine sığınıp susmaktırsorulara verecek cevap o iken yok demektirkapılar ardında kalırken her adımda yar’sız kalmaktır aşkama yar’sız kalırken yar’a uzanmaktırbilmez kimse çektiğinianlamazlar ne hissettiğiniyemekten, içmekten kesilirsin de kınar seni bakışlarama açlık yoktur kionu sevmek doyuruyorrızkını Yaradan en fazlasından veriyoraşk böyle bir şeydir işteben aşkı en azıyla yaşıyorumen az bu kadar sevebiliyorumbir gün vuslata erdiğimdeyar’ın karşısında yar varsaişte aşk o zaman benim yeniden doğuşum olacakaşk bende,ben Yaradan’da, Yaradan aşk’da..     alıntı

  21. Allah\’ım
    Allahım sen büyüksün,sensin en yüce Bizi affet, rahmetini saç bize Aşkını indir,katılaşmış kalbimizeİslamı yaşat bize, harf harf,hece hece
    Selim Arzuman

     

     
    Değerli Ahmed Kardeşim Saygı, sevgi, selam ve Dua İle  Allah\’a Emanet Olunuz

  22. Hak Safvet SENİH

     

    Halik’ın namütenahi adı var en başı Hak,Ne büyük şey kul için, Hakk’ı tutup kaldırmakYoluna kanlar dökülen, canlar feda edilen mana… Uğruna ağaç budanır gibi kâinatın elden geçirileceği, sistemlerin bozulacağı, arzın başka bir şekil, dağların kum yığını ve serap denizlerin bir tutam meşale, yıldızların saçılıp savrulan tespih taneleri haline getirileceği mefhum: Hak… onun kanatlan altından ayrılmayan hukuk ve hakikat… O’nu tebliğ için bazen Nebiler gönderilir. Bazen zalim bile keskin kılıç haline girer intikamı için… Li hikmetin.. Tahakkuk etsin diye, zaman olur güneşler batar, an gelir şafaklar söker… Adına niceler ter döker, niceleri için ne yas, ne yaş, ne ter, ne keder, ne de kan yeter… Ama o ne söner, ne biter… Vakit olur ansızın beliriverir; ıssız sessiz kendini hissettirir. Dem olur ortalığı gümbür gümbür titretir. Bazan da Meta kaçar kaybolur, sabır biter kuvvet yiter, görünmez o hala ortalıkta… Yeis sarar da insan sanır ki, ona yetişmeye ne ömür yeter, ne takat… Fakat gün olur, devran olur, yavaş yavaş hissedilir sesi soluğu… Sonunda Hak gelir batıl ölür. Bu bir kanundur. Evet, hiç ümitsizliğe değmez, çünkü belki zaman çürür ama Hak ip olup incelse de ne solar ne kopar. Yollar patika da olsa, sarp da olsa, birer birer hepsinden geçer, hepsini aşar. Onun elinden tutacak, ayağına çelme takacak hiçbir pehlivan bulunmaz, O, rakiplerini tuşlaya tuşlaya işin sonuna varacaktır. Her ne kadar kıyamet herşeye satırını savursa da ona hiç birşey yapamayacaktır. Lafa ne hacet, en uzun ömürlü bir mahlûk olan zaman dahi onu tutup bağlayamaz da, hak o hendeği de atlar ve kıyamet ötesinde ölümsüzlerin ellerinden tutar.Hem Hak her şeyin medet aldığı, dayandığı esas merci.. Hiç- birşey onsuz olmuyor. Batıl bile zayıf cılız bir rabıta ile ona temas etmedikçe, hayatiyetini devam ettiremiyor. Onda dahi bir dane-i hakikat var, ona dayanıp, O zerrecik kadar hak ile kendisini bütün bütün haklı gösterip gelişmeye çalışıyor.İstidat ve kabiliyetler bir vadi gösterir. Vermek istemeseydi, istemek verir miydi? «Ya Hak!» diyen balık denizde boğuldu mu? Sana solungaç verilmedi de, Hakk-ı hayatsız mı kaldın karada? Karanlık deniz diplerindeki projektörlü balık ve kendisi için binler çeşit gıda hazırlanan mide buna delil değil mi?Ama herşeyin hakikatine göre bir hakkı vardır. Yumurta piliç olacak bir hakikati taşıdığı için vasat müsait olunca, kabuğunu çatlatır meydana çıkar. Çekirdeğin yalan söyleyip ağaçtan başka birşey olacağını mı zannediyoruz? Ama şartlar unutulmayacak. Yoksa şairimizin dediği gibi:“Bir pınarın başına bir testiyi koysalarKırk yıl anda durursa kendi dolası değil…”«Ya Hak!» diyen sarıçiçek, yeryüzünü istila edip nevinin bayrağını dikmek arzu edince ona paraşüt gibi kıldan kanatçıklar ihsan edilmedi mi? Biz Hak metotla hakikate dayanıp yola çıktıkta, ters yüz mü edildik? Gün aşığı güneşe döndü de pul pul sarı altın gibi arz-ı didar etmedi mi? Biz 24 ayar olmak için Şems-i Hakikate yöneldik de, bakır mı kaldık?Hür olmak istiyoruz, fakat nefsimizi hala Hakka esir edemedik «Hakka tapanların hakkı»nı gözlüyoruz, ama hala Hak önünde boyun bükmedik. Evet, Hak vadini yerine getirir. «Gelecektir vaat ettiği günler Hakkın» «Kimbilir…». Ama unutmayalım kuvvetin de bir Hakkı var, Hak metot ve vesilenin de bir hakikati var, küfür mani değildir.Eğer hak tahakkuk etmiyorsa, batıl metot ve vesilelerle sarılmış olabiliriz. Zaman ve zemine göre tuttuğumuz yolun nasıl olduğunu kontrol etmemiz; durum muhakemesi yapmamız icap eder.Biz çok şeyler istiyoruz, hâlbuki elde olmayanı istemek, eldekini sarf etmekle olacaktır. Hiç birşeyin yoksa aczini anlayıp ağlayarak istekte bulunan çocuk kadar da mı olamıyor, Kadıy’ül-Hacat’a gözyaşlarını sunamıyorsun? Evet, dua etmek de bir hakikate yetişmek içindir. Ama dua da çeşit çeşittir. Sen hangi dille yaptın duanı? İstidatla mı, ihtiyaçla mı, ızdırapla mı, ey kendisinin muhtaç ve muzdar olduğunu dahi bilmeyen ?..SELAMLARIN VE DUALARIN EN GÜZLİ SENİNLE OLSUN İNŞALLAHHHH!!!

  23. HAVE A NICE NIGHT
    KISSES FOR YOU
    BYE

  24. yorum eklemeye utanıyorum sizin sayfanızı grdükçe tıkladıkça ne kadar boşşeylerle uğrştığımı ve boş şeylere kafa yorduğumu anlyrm ve bilgimin olmadığını görüp utanıyorum…sayfanız çokk güzel…teşekkür ederim bilginizide paylaştığnz için … iii akş…

  25.  OY   HAVARYangınlar, Kahpe fakları, Korku çığları Ve irin selleri, aç yırtıcılar, Suyu zehir bıçaklar ortasındasın. Bir cana, bir başa kalmışsın vay vay! Pusatsız, duldasız, üryan Bir cana bir de başa Seher vakti leylim – leylim Cellât nişangâhlar aynasındasın. Oy sevmişem ben seni… Üsküdar\’dan bu yan lo kimin yurdu! He canım… Çiçekdağı kıtlık, kıran, Gül açmaz, çağla dökmez. Vurur alnım şakına Vurur çakmaktaşı kayalarıyla Küfrünü, Medetsiz, Munzur. Şahmurat Suyu kan akar Ve ben şairim. Namus işçisiyim yani Yürek işçisi. Korkusuz, pazarlıksız, kül elenmemiş, Ne salkım bir bakış Resmin çekeyim, Ne kınsız bir rüzgâr Mısrâ dökeyim. Oy sevmişem ben seni… Ve sen daha demincek, Yıllar da geçse demincek, Bıçkılanmış dal gibi ayrı düştüğüm, Ömrümün sebebi, ustam, sevgilim, Yaran derine gitmiş, Fitil tutmaz, bilirim. Ama hesap dağlarladır, Umut, dağlarla. Düşün, uzay çağında bir ayağımız, Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri Düşün, olasılık, atom fiziği Ve bizi biz eden amansız sevda, Atıp bir kıyıya iki zamanı Yarının çocukları, gülleri için Herbirinin ayvatüyü, çilleri için, Koymuş postasını, Görmüş restini. He canım, Sen getir üstünü. Uy havar! Muhammed, İsa aşkına, Yattığın ranza aşkına, Deeey, dağları un eder Ferhadın gürzü! Benim de boş yanım hançer yalımı Ve zulamda kan – ter içinde, âsi, He desem, koparacak dizginlerini Yediveren gül kardeşi bir arzu Oy sevmişem ben seni…

    .

    Ahmed Arif

  26. Din düşmanlarının taktikleri

    Sual: Din düşmanlarının taktikleri nelerdir? Bunları bilirsek daha dikkatli olabiliriz.CEVAPDin düşmanlarının [ateist, misyoner vesaire], yıllardır yaptığı saldırılar aşağıda maddeler halinde bildirilmektedir. Bazen mezhepsizler de kısmen aynı taktikleri uygulamaktadır. Bunların maksatları, Müslümanları kendi uydurdukları hurafelerle uğraştırmak olduğu gibi, itikadlarını sarsmaktır. Asıl gizli maksatları ise kendi dinsizliklerini örtbas etmek, gündeme bile getirmemektir. Kendi dinsizlikleri, bozuk itikadları hiç gündeme bile gelmemektedir. Müslümanlar, kendilerini ve mukaddes en son din olan İslamiyet’i hesaba çekmeye çalışan bu din düşmanlarının tuzağına düşmemelidir.Din düşmanlarının bazı taktikleri:1- Âlemlerin rabbi Allahü teâlâya inanmıyorlar, yaratıcı falan yoktur diyorlar. Evrimle çoğaldık, ayıdan maymundan geldik diye insanlığı hazmedemiyorlar. Her şeyi cansız tabiat yapıyor diyorlar.2- Allahü teâlâya hesap sormaya çalışıyorlar. Niye şöyle yarattı, niye böyle yarattı, böyle yapması adaletli değil, mantıklı değil diye hâşâ Yaratana hesap sormaya çalışıyorlar. Yaratılan, Yaratıcısını nasıl, ne ile, hangi kuvvetle hesaba çekebilir? Bir sivrisineği veya bir buğday tanesini bile yapmaktan aciz olan ahmak insan, hâşâ Rabbini nasıl hesaba çekebilir?3- Dinleri kabul etmiyorlar. Buna rağmen bozuk dinleri İslamiyet’e tercih ediyorlar. Bazı saf Müslümanlar da, madem öyle, gelin birlik olalım, ortak noktalar bulalım diye nefes tüketiyorlar.4- Âlemlere rahmet olarak gönderilen, son peygamber için, hâşâ postacı idi, Kur’anı getirdi, vazifesi bitti diyerek peygambersiz din meydana getirmeye çalışıyorlar. “Yalnız Kur’an, Kur’andaki din, Herkes Kur’andan anladığına uysun” diyerek dini değiştirmeye, yozlaştırmaya çalışıyorlar.5- Bunlar, işlerine gelince hadisi delil gösterirler, gelmeyince de hepsi uydurma derler. Bunların en bariz hile ve taktiği, olmuş bir olayı bozarak, Bektaşi gibi bir kısmını alıp diğer kısmını almayarak yarım anlatırlar, olayı değiştirerek, yarısını alıp yarısını gizleyerek Müslümanların şüpheye düşmesine çalışırlar. Bunları iyi tanıyıp tuzaklarına düşmemeli.6- Âlimler köprüsünü yıkmak istiyorlar. Çoban da anlar diyorlar da, İmam-ı a’zamın, İmam-ı Malikin, İmam-ı Rabbaninin, İmam-ı Gazalinin anladığını kabul etmiyorlar. Hak mezheplere bölücülük diyerek yıkmaya ve herkesi mezhepsiz yapmaya çalışıyorlar.7- Eshaba olan itimadı sarsarak, hadislerin ve Kur\’anın doğruluğundan şüphe uyandırıyorlar.8- Gerçek halife olmadığını, onların hilafetinin sahih olduğunu söyleyen binlerce âlimin de gerçek âlim olmadığını, dolayısıyla bu âlimlerin sözlerine itimat edilemeyeceği fikrini yaymaya çalışıyorlar.9- Geri kalışımızı ictihad yapılmayışına bağlamak, Kur\’an-ı kerimin yalan yanlış şekilde tevil ederek yeni ictihadlar çıkarmak suretiyle dini bozuyorlar.10- Resulullah Kur\’an-ı kerimi açıklamış, onun hadis-i şeriflerini de âlimler açıklamıştır. Din düşmanları bunları hiçe sayarak herkesin bizzat Kur\’an-ı kerimden kendi anlayışının ölçü alınmasını istiyorlar. Böylece herkese göre farklı din meydana çıkarmaya çalışıyorlar.Bunları uzatmak mümkündür. Müslümanlar, bunlara dikkat etmelidir.

  27. Huzurundayim rabbim
    Kıyâmınla kıyâmetini başlatıyorsun. Kalk ayağa. Kıbleye yönel. Tekbir getir: “Allâhu Ekber..” Ayağına takılan, yolunu kesen, emellerini yok eden, hayallerini engelleyen ne varsa, hepsinden daha büyüktür O… Ayağına takılanı kaldıracak inceliği, emellerini gerçekleştirecek şefkati, seni hayallerine eriştirecek gücü O’nun büyüklüğünde bulacaksın. Bunu bilerek, teslim ol Rabbine, kaygılarını ve korkularını rahmetinin kucağına bırak usulca… Kaldır ellerini ve bir gün nasılsa huzurunda hareketsiz kalacak bu bedeni, bütün hücreleriyle O’na teslim et. Ayağa kalk ve: “-Buradayım ey Rabbim!..” de. “Evinden kaçan kulun, yuvadan uçan kölen yine Sana geldi. Buradayım! Geldim! Huzûrundayım!” * * * Elini bağlamakla kötülükten çekiliyorsun. Dünya telâşının nabızlarını ne kadar da kuvvetli alıyorsun. Öyle bir rüya ki dünya, içinde uykunu da uyanıklığını da kaybetmişsin, uyanmaktan korkuyorsun. Rüyasında gördüğü rüyayı anlatan adam gibi, kendini uyanık sandığın yerde, uykunun en derin yerindesin. Kendini burada kalmaya râzı etmişsin, şimdiye râzı olmuşsun. Ötesine gönlün de, gözün de kapalı. İşte şimdi, dünya telâşını ellerinle geriye atıp tekbir getiriyorsun. Büyük bildiklerinden de büyük olanın huzûrunda kaygılarını küçültüyorsun, telâşlarını durultuyorsun, korkularını dağıtıyorsun. Sağ elini, sol elinin üzerine koyup şerden el çekip hayra uzanıyorsun, yokluktan yüz çevirip varlığın kalbine akıyorsun. Varlığın göğsünde cılız bir nefes kadar hafifliyor, sadeleşiyorsun. “Sübhâneke” fısıltısında, sonsuz gürültüler ortasında, bitmez telâşlar arasında, meyvesiz koşturmalar sonrasında seni işiten, en ince sızılarına, en gizli arzularına kulak veren Rabbinle tanışıyorsun. * * * Eğilmekle doğrultuyorsun kendini… Rükûlarında koca bir dünyanın yükünü atıyorsun omuzlarından… Azîm olan Rabbinin huzurunda eğilip başkalarına izzetini îlân ediyorsun. “Sübhâne Rabbiye’l-Azîm.” Bedenin eğiliyor; rûhun doğruluyor. Başın alçalıyor; kalbin duruluyor. Yüzün yere dönüyor; alnına rahmet dokunuyor. Yalnızlaşıyorsun rükûda; telâşlarda unuttuğun, dünya çölünde kaybettiğin kendini, yeniden buluyorsun. Tutup dizlerinden, kendini kendine doğru çekiyorsun. Kendine gelmek için kendinden geçiyorsun. Oturmakla hayatın kalbinde yer tutuyorsun. Tahiyyâta otur şimdi ve gözlerini ellerine kilitle. Diri olan her şeyin selâmını söylerken dirileri diriltene, ölüleri diriltene dön, ellerini eline vereni bil. Ellerinin ne kadar da küçük kaldığını hatırla, hırsların karşısında… Elinde kalanların seni avutamayacağını anla… Sahiplendiklerinin hepsi avuçlarının içinde, ama avucun boş olacak bir gün… Biriktirdiklerinin hepsi şimdi yanında, ama avucun boşalacak bir günün akşamında… * * * Secde ederek başını göğe ağdırıyorsun. Yüzünü toprağa sür şimdi. Evine dön. Sılana koş. “Sübhâne Rabbiye’l-A’lâ.” Başını yere koyarak sıfırla kendini. Rabbine de ki: “-Sen varsın. Sen a’lâsın. Eksiklikten uzaksın, noksanlıktan muallâsın, kusurdan mukaddessin. Kusur bende. Benden yana eksiklik. Bende saklı âcizlik. Bende bekler fakirlik. Yalnız Sana muhtaç olma zenginliğimdir secdem. Yalnız Sana kul olma şerefimdir secdem.” Secdeler rûhunun saltanatıdır. Varlığını huzurunda hiçlediğin andır secden. Rabbinin şahdamarı yakınlığından kalbine yakınlıklar emdiğin yerdir secde. Rûhunun muştular bulduğu demdir. Mîracının «kâbe kavseyn»idir secde. Seni beni aradan çıkardığın yerdir secde. De ki: “Dediğini yapıyorum, secde edip yaklaşıyorum. Sana yaklaşıyorum. Tüm uzaklıkları uzaklara bırakıyorum. Tüm aldanışları tuzaklarda bırakıyorum.” * * * De ki: “Yüzümde secdelerimin izini bırak, ey Rabbim. Alnıma rahmetinin nefhasını bırak, ey Rabbim. Kalbime En Sevgili’nin aşkını bırak, ey Rabbim. Secdemden dirilt beni. Secdemde öldür beni. Secdemde durult beni. Secdemde doğrult beni.” * * * Tenini kalbine bitiştiriyor, her namaz. Ve sabah gelince yeniden, tenine dokunur ötelerin hülyası… Göğsüne değer bin İsâ nefhası. Yûsuf kokulu gömlekler sarılır tenine. Mûsa gibi ellerini göğsünden çıkarırsın. Uzakta bir ateş görmüşsün gibi kıvılcımlanır gökler. Yeniden dirilir gibisin. Unuttuğunu da unuttuğunu hatırlarsın yastığının kuytusunda. Rüyâlardan dönersin. Yeniden yüklenirsin hicranları. Biriktirmeye başlarsın yeniden. Çoğaltmaya ayarlarsın kendini yine. Lâkin, hâlâ yırtıktır hayatın cepleri. Ayaklarının ucuna dökülüyor zamanın parçaları. Bir secdenin pınarında söndürüyorsun kalbinin yangınlarınıSELAM SEVGİ VE KALBİ DUALARIMLA HAYIRLI GECELER CAN DOST HAYRIN BOL OLSUN ABLASI…

  28. Bil ki allah biliyor Denemekten , çabalamaktan Yorulup Cesaretin Kirildiginda, Bil Ki… Allah Ne Kadar Ugrastigini Görüyor, Kalbin Tas Kesilecek Kadar Agladiginda, Bil Ki… Allah Döktügün Gözyaslarini Sayiyor, Hayatin Durdugunu, Zamanin Aleyhine Isledigini Düsündügünde Bil Ki…. Allah Seni Izliyor, Hayallerin Yikilmis, Umudun Kalmamis Ve Kendi Kendine Neden Böyle Diye Soruyorsan Bil Ki… Allah Cevabini Biliyor, Hiç Neden Yokken Içinde Tuhaf Bir Huzur Hissettiginde, Bil Ki… Allah Sana Fisildiyor, Bütün Islerin Yolunda Gidiyor Ve Tesekkür Etmek Için Her An Bir Neden Daha Oluyorsa, Bil Ki… Allah Seni Kolluyor, Bütün Kalbinle Diledigin Sey Sonunda Gerçek Olduysa, Bil Ki… Allah Sana Gülümsüyor, Nerede Olursan Ol, Ne Düsünürsen Düsün, Ne Yaparsan Yap, Bil Ki… Allah Biliyor…
    GECEN HAYIRLARA GARK OLSUN GÖNLÜ GÜZEL  CAN KARDEŞİM RABBİM SENİNLE OLSUN

  29.  ~~Allahım~~
    Ben üşüyorum, Sen, Dost’un gözleriyle ısıt beni.Ben kanıyorum, Sen, dokunuşu merhamet olanlarla sar beni.Ben korkuyorum, Sen, kalbime verdiğin îmanla koru beni.Ben ağlıyorum, Sen, ülfetinle avut beni.
    Ben savruluyorum, bilinmezlere hazan yaprağı gibi… Sen tut beni.Ben kayıyorum sırattan, Sen bırakma beni.Bende kimsenin uğramadığı izbe köşeler var, karanlığın bile girmekten ürktüğü… Bende açılıp kapanmayan yaralar, rûhumu döven hırçın dalgalar var sonra… Dönüşü olmayan yollar uzaklığım kadar uzayan; dinmeyen gözyaşları var içime kanayan…
    Küçük bir kız çocuğu var, yetim bayramlar yaşayan… Âhlar var, geceleri uyku tutturmayan… Soğuk kışlar var, bir bakış olup gözümde donan… Yakan ateşler var, öfkem olup çarpan…
    Bende, derin bir muhabbetin yok; ulvî kılan, mümin yapan, arıtan, çoğaltan, merhamet olup yetim başlar okşayan, şefkat olup mâtemlerin civarında dolaşan, fakir sofralarda zengin kılan, cömertlik olup mahrumlara dağıtılan, cesâret olup İslâm’a engelleri yıkan.
    Bende, derin bir muhabbetin yok; beni unutturup bana, sadece Sen’i hatırlatan, gündüz olup yüzler aydınlatan, gece olup hataları örten, kilit olup hayırlara açılan, merhamet olup hasta ruhuma dokunan…Bende, derin bir muhabbetin; uzaklığıma rağmen, bana şah damarımdan daha yakın olan… Bende derin bir muhabbetin yok; edep edip başkalarını özlemekten, Sen’i özlettiren… Vefâ olup; hatırladıklarımı Seninle râbıtalı kılan…
    Bende, derin bir muhabbetin yok; rüzgâr olup çöllerde iz iz Nebî’yi arayan, peyk olup bir Kutb’un etrafında dönen…Bir derin muhabbetin yok bende; beni Sen’den kılan.Sen varsan, neyim yoktur ki…Sen yoksan gönlümde, neyim vardır ki…
    Cumanız mubarek olsun dua ile s.a.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s