Veda eder hazan yaprağına, baharda gülde seni bulalım diye, veda eder kış soğuğa, yazda senin şefkatinin sıcaklığına bürünelim diye…

Her Veda Sana Kavuşmakmış..
Her veda bir adım daha sana gelmekmiş, ayrılıklar yeni doğuşlara gebeymiş, her yol bitişi zannedilen nokta sana dönüşün bir nişanesiymiş. Oysa yolun başında veda ile sözlenmiş, ayrılıkla nişanlanmış, düğün olarak ithaf edilen vuslata böylece varmıştık. İlk veda sözümüzdü, “Elestü birabbiküm” kelamına verilen “Belâ” yanıtı, bu yanıt ki, bir nevi ruhlar âlemine veda edip, müthiş bir intizamla donatılmış rahim köşküne kısa bir süreliğine misafirliğe sürükleyendi, aciz varlığımızı. Sayılı her gün yeni bir vedayı büyütür derinliklerinde, beklenen gün gelir ve ufukta yeni bir veda bekler bizleri. Bu veda ömür hikâyesinin üçüncü sayfası dünyanın koynuna salar, tüm varlığımızı.
Belki de vedaların yorgunluğunu en çok hissettiğimiz limandır, dünya hayatımız. Onca yaşanılana şahit olmuştur, her ayrılığın adımını sinesine kazımıştır titizlikle. Dünya semasından her daim veda yağmurları yağmış olsa da, rahmeti ve bereketi bizim yüreklerimizde hep senin iklimini yeşertti. Veda ettik bebekliğimizin sevimliliğine, veda ettik çocukluk muzipliğimize, veda ettik gençlik heveslerimize, veda ettik erişkinliğin sorumluklarına, veda ettik yaşlılığın yorgunluğuna gün geldi. Her veda hüznün rengi olsa da, başka bir baharında habercisi oldu. Her vaktin üzerine çöken veda seherinin ardından, muhakkak bir vuslat güneşi doğdu.

Vedalar ki, varlık tülünün aralanış sebebi, vedalar ki, hayat yolculuğunun kaldırım taşları, vedalar ufukta açılan yeni kapılar, veda eşittir yeni doğuşlar. Her veda’nın hüzün rüzgârı savursa da varlığımızı, acıtsa da yürek derinliklerini, ya da umutsuzluğa bürüse de bir anlığına hayallerimizi, her seferinde kapına bıraktı, biçare varlığımızı, kâh yorgun, kâh çaresiz, kâh umutsuz ama her ne olursa olsun senin kapına ulaştırdı bizleri.

Veda eder hazan yaprağına, baharda gülde seni bulalım diye, veda eder kış soğuğa, yazda senin şefkatinin sıcaklığına bürünelim diye, veda eder bulut yağmura, toprağın bağrından ikram ettiklerine şükredelim diye, veda eder gün geceye, koynunda sakladığım seni çıkarmak adına. Veda eder bülbül güle, güle olan sevdasını değil Onu yaratana olan hayranlığını anlatmak için. Veda eder çöller yağmura sen sen diye kavrulmak adına. Veda eder rüzgârlar sensiz iklimlere. Veda eder sevdalılar cismani sevdalarına, yürekteki hakiki sevdana kavuşmak için. Veda eder her varlık, bir önceki suretine yeniden seninle var olmak adına. Kâinat her vedanın ardından el sallarken, her yeni doğuşa da kucak açmakta.

Velhasıl gün gelir bu fani dünyaya yapılan son veda da sana kavuşmaya atılmış koca bir adım oluverir. Veda ile yıkanmış koca bir hikâye haşir sabahıyla ebedi bir vuslatı bağrında yeşertir. Her veda biraz hüzün, bir tutam burukluk, bir nebzede özlem bıraksa da üzerimize, her kaybettiğim dediğimiz, bitti dediğimiz, sonların şarkılarını ezberlediğimiz bir zaman da “ben buradayım” sözünü fısıldadı ruhlarımıza. Vadenin yalnızlığa sürükleyen koylarında dolaşırken, şah damarından daha da yakınlarda birinin varlığı serinletti, ayrılığın kavurucu ateşiyle tutuşmuş benliğimizi. Belki her veda da bir şeyler bırakı verdi ellerimizi, ama sen hep yeni başlangıçlarla, sana kavuşmakla süsledin ezeli ve ebedi düşlerimizi…

Varsın vedalara teslim olsun bu gönül, her veda sana bir adım daha kavuşmakmış ya…

Reklamlar

24 Yanıt

  1.  
    Ölüm Aşkımın Adı Olsun…
     
    Ruhum susamış suya… Kalbim özler seni Gözlerimi senin sevdiğin şeylere çevirdim, Kulaklarımı seni çağıranın ülkesine bıraktım. Ve susan bir toprak gibi bitkin kaldım. Biliyorum, çünkü senin sevgin yasamdan iyidir, Senin isimlerin lezzetidir dilimin, Kalbimi senin yoluna koydum. Ve ellerimi senin dergahına açtım. Bundan sonra da sana gelecek, senden bekleyeceğim. Böylece ruhum doyacak, kalbim vuslatını bulacak. Çünkü elimde, dilimde ve kalbimde senin övgün olacak. Seni zikrettiğim zaman, evrenin de zikrini duyuyorum. Görüyorum ki yalan değilim. Seni bizimle birlikte söyler alem, hem her anında. Senin meleklerindir dualarımıza amin katan. Ne güzel bir arzuyla ve rahmetin kokusuyla yağar yağmurlar, Sanki senin adini çağlar. Güneş ve ay, senin nurundan almış nasibini. Güneş senin sevginden böyle ateş, ay böylesine mahzun. Yıldızlardır seni müjdelerken göz kırpan. Irmaklar senin hasretinden böyle çağlar, Deniz bu ayrılıktan deli, böyle dalgalı… Ve hüzünlü hep ağlamaklı… Kuşların ümidi sen, Bitkilerin neşesi, çiçeklerin rengi sen… Ve insanların hiç bitmeyen duası sen! Müminlerin kalbi sen! Rahim sen! Sen, sonsuz aydınlıksın. Kalplerimizin hiç batmayan güneşisin. tüm varlığımla senin yolundayım. Tüm kalbimle arıyorum seni. Ne zaman sesleneceksin bana? Günahlarımın ve isyanlarımın karanlığından mi uzaklığın? Ama sen, sen ey Rabbim! Adaletinle değil, merhametinle gel bana. Tüm güzel sözlerimizi ve söyleşilerimizi katına kabul et. Dostluğunu verdiğin insanlar, gücümüz olsun. Bizi onların yoluna kat. İman, sevgi ve gözyaşının duygusunu canlandır Ve bu birlikle yeşert kalplerimizdeki ümidi ve neşeyi Şeytanın hilelerinden uzak eyle, Meleklerin hafifliğine kat bedenlerimizi. Yıpranmış hislerimizin mabedinden yalvarırız sana. Sonsuz rahmetinle yaralarımızı kapat. Karanlıkları indirmiş olsak da biz senin beldelerine, Nolur yalnız bırakma bizi. Yalvarırım bizi bir an olsun bize terk etme. Sevgin içimizde hep uyanık kalsın! Ve biz daima seninle yaşayalım, seninle ebedi olalım! Sevgiden öte bu Rabbim, Sana AŞIĞIM. Sen beni, kendine dost seçinceye kadar yaşat. Ve aşkınla yandığım bir anda canımı al, Ki, ÖLÜM “AŞKIMIN ADI”olsun!
     
    selam ve dua ile s.a…

  2.  kardesım   cok guzel o guzel yureyıne saglık     rabım senınle olsun ve senı korusun ahmet kardesım.

  3. Bir ses çınlatıyor kulaklarımı, arzdan bir tınlama sarıyor bedenimi, beynim işlevselliğini yitiriyor. Feryadıma bir cevap, çok ötelerden bir kokuyla geliyor atmosferime. Bin bir renk anka kuşları, uçuyor boşlukta… Bir ses, bir ses geliyor kulaklarıma, iki hece, tek yürek atışı… Öylesine doyumsuz, öylesine vazgeçilmez ki… Bir ses geliyor yüreğime, rüzgar beyaz tülleri uçuruyor, bir neyzenin nefesindeki noktasız o kelimeyle, huzura bulayıp her yeri dolaşıp duruyor dört bir yanımda.
    Öylesi güzel ki, yüzümdeki tebessümün son-suzluğa uzanan boyutu… Öylesi güzel ki, ötesini hayal etmek fiziğin… Ayaklarımın yerden kesilip Yaradan’a teslimiyeti…
    Öylesine güzel ki, Kur’an sesleriyle mest olan bir aleme misafir olmak, katlarda çekilen tesbihlerle bir zikir şölenine konukluk… Öylesine güzel ki, Hakk’ı tavsiye edip sabredenlerle hemhal olmak… Hayal bile olsa öylesine güzel ki, Yaradan’ı seyir… Senin Adın’la, doksan dokuz, hatta sonsuza varan en güzel isimlerle Sen demek; , , , demek. Adın ne güzel Rabbim…
    Hiçliğimin, acizliğimin, bir nokta misali ufalıp, değerimi yitirdiğimin, görüntüsüz, fulu bir hale geldiğimin tek ispatı. Oysa ben bir hiçmişim, oysa ben ne hoyrat harcamışım her anımı, Adın’ı zikretmeden. Meğer ne zavallıymış zamanın Sensiz gecen kısmı. Adın ne güzel, Adın ne güzel Rabbim. İki hece, tek yürek atışı… Öylesi güzel ki, Adın!… İçimde kavgalar bitmiş, dünya şuracıkta dursun der gibiyim şu an. Senin Adın’la gözlerimi kapayıp zahiri unutmak ve ebedi hayatin kapısından içeri girmek ne güzel. İnce ince işlenmiş, göz nuruyla bezenmiş çini misali, yüreğimin süslenişi.
    Ne güzel Adın!… Nasıl da yakıştı kalbimin hecesine… İki hece, tek yürek atışı… Daha önce hiç farketmemiştim, Adın’la zenginleştiğimi, sonsuz bir hazineye doğru yol aldığımı. Öylesi güzel ki, adın!… Az önce bir arkadaş verdin bana… Adı, huzur. Ne de güzel ona yaslayıp başımı, hiç konuşmadan anlaşmak. Hiç gitmesin istiyorum yanımdan. Sen diyor, Sen diyor hep. Aman Yarabbi!!! Ne güzel bir dost, adı huzur, adı huzur.
    İki hece, tek yürek atışı… Bugün bütün beyazlar, bütün maviler, hatta bütün turuncular hatta en güzeli yeşilin, bir başka güzel. Sen, bir başkasın bugün ya da ben. Lakin yanılmıyorum galiba bugün her şey çok güzel, en çok da Sen, en çok da Sen, Rabbim.
    Az önce gözlerime gelen, yanaklarımdan süzülüp düşerken tuttuğum gözyaşlarımı doyasıya sevdim. Nedenini bilmiyorum ama hıçkırarak ağlıyorum, kulaklarımda aynı ses. İki hece, tek yürek atışı…
    Öylesi güzel ki, Adın!… İçimi saran tuhaf bir hasretlik, kasıp kavuran bir yangın, büyüyor sanki. Hiç böylesine bir özlem çekmemiştim. Tarifini bulamıyorum, Sen varken bile Sensizliği yaşamak gibi. Gelememek yanına ve görememek Seni, hiç bu kadar acıtmamıştı beni. Hayalin ötesine geçip bir vuslat anını yaşamak için neler vermezdim ki… Adın bile bu kadar mest etmişken beni, kim bilir, kim bilir Cemalin’i görmek nasıl da doyumsuz bir güzelliktir. Sağır ve dilsiz bir gecede, Sana ait olan yüreğime bütün güzelliğiyle Adın girdi. Şahidim yıldızlar olsun!
    Adın ne güzel Rabbim! İki hece, tek yürek atışı…
    Adın’la bütünleşmek, Adın’la kocaman bir ufka yol almak, Adın’la gönlüme yansıyan sıcacık bir huzura sahip olmak, ne güzel!… Ucu bucağı olmayan o bahçede gülleri koparmadan koklamak, incitmemek gülün yaprağını… Papatyaları hiç etmemek, seviyor, sevmiyor tesellisinde… Ve güvercinlerin küçük gagasındaki kuru ekmeği paylasma telaşında, Senin sergilediğin en büyüleyici kainat filmini seyretmek.
    Adın’la bugün, Ankara’nın puslu gecesinin aydınlığına kavuşma anını yaşamak ve sabah ezanıyla yeniden uyanışı karşılamak. Dokunulmamış, taptaze bir güne, Adın’la başlamak ne güzel… Ve kulaklarımda hala o ses; iki hece, tek yürek atışı… Rabbim, Sana güvenmeyi öğrenmek, Seninle karşılığı olmaksızın sevmek her şeyi, beklentisiz olmak, vermek vermek ve hiç almamak, Seninle kalanını yaşamak ömrümün ne güzel. Sen Rabbimsin, bense bir YARATIĞIM. İşte bunu bilmek bir kez daha hissetmek, sonsuz hamdımın, şükrümün kabulü olsun. Dualarım ve Senden istemelerim hiç bitmeyecek. Artık ne istediğimi çok iyi biliyorum. Sadece Adın, sadece Adın…
    Kainatın en güzel melodisi… İki hece, tek yürek atışı…
    Al-lah, Al-lah, Al-lah, Al-lah, Al-lah… Adın ne güzel… Adın güzel ötesi, Rabbim (c.c.)…
    RABBİM SEVGİLİME KAVUŞMAK ÜZERE ÖLÜMLE İFTAR EDİNCEYE KADAR DÜNYA İLE ORUÇLU OLMAYI NASİP ET BANA… selam sevgi ve duaile kal cann yüreğine saglık ellerin dert görmesin Rabbim daim seninle olsun

  4. veda…Diyorsun ya alıştırma elleri vedaya…Kim ne zaman- ne ara alıştırdı bilemedim kiBir elim uzanırken ona, tutunduğum dal elvedaBırakırken kendimi boşluğa, ey hayat sana da elvedaVe ölürken son nefeste aldığım her soluğa elvedaUlaşırken rabbimin huzuruna, kara toprak sana da elveda…Bak gördün mü? Hayat ne çok elveda…
     
     
    Solupta bir daha açamayacak olan çiçeğe elveda..Hüzünle yoğrulunca akan yaşım elveda…Nefes verirken verdiğinde elveda,Kaçınılmaz son nefeste hepsine koca bir elveda..Ne kadar alışırsan alış,Bir gün alışkınlıklara da elveda..Secdene değince başın İnşallah günahlara elveda..Her elvedanın bir sonuna..sonların yeni başlangıçlarına…Elveda..
     
    SELAM VE DUA İLE CAN AHMED KARDEŞİM  HER VEDAMIZ RABBE KAVUŞMAK OLSUN İNŞAALLAH RABBİME EMANET OL ABLASININ KUZUSU..

  5. Ellerini alıştır vedaya… Ve duaya…Son defa bakıyorum sana bulutlar, gökyüzü… elveda! Kuşların çığlığı, s/ağırlığı dünyanın… elveda! Acıyanlarım bana; (da) elleri böğründe kalanlarım… üzülmeyin; biter bir gün, acı yanlarım… Salkım saçak sancılarım… elveda!Ey gel geç Leyla, ey dünya… Ey kör sevdalarım… elveda… Ey, çöllerin Serabı… Ey, yandıkça yandıran tuzlu suyu denizlerin… elveda…Atamadığım çığlıklarım… Yollardaki izim… Dinmeyen sızım… Besteleri boynu bükük sazım… elveda…Gün b/atımları, hey! Dayanamam bu sarı/solgun bu "olgun" ayrılığa…Bu her akşamki kıyamete… Ah, ben ki sabahlardan geliyorum… Birdenbire bu vakitli elveda?Ellerini alıştır vedaya… Ve duaya…Bak, avuçlarında tuttuğun zamanlar dağların ardına düştü… Titrek bir istasyona, çığlık bir v/edaya hazır mısın?Ne zaman gelir bu giden bahar! Bu kış hangi ölümdür! Sonbahar yaprakları kaç veda mektubudur! Ömrümüz kaç elveda… Kaç sonbahar, kaç çığlık… Saydın mı aynalarda değişen yüzlerini…Ellerini alıştır vedaya… Ve duaya…Yol uzun… Her adım bir ayrılık… Kapı arkası gurbet ya… Yaka paça götürüyorlar bizi… Çocukluğumuzu, gençliğimizi…Bilsen ki her an bir zelzele… Duysan ki ne velvele…Sen iyisi mi ellerini alıştır vedaya… Ve duaya… Her derde devaya…selam ve dua ile abiim….

  6. FELIZ FDS  / HAPPY WEEKEND
    ACREDITE !!!Ainda há pessoas especiais como vocêe que fazem minha tristeza ficar menos tristeTe Amuuuu

    IT BELIEVES !!!Still you have people special as youand that makes my sadness to be less sadLove Youuuuu

    Beijokas and kisses, com todo meu carinho
    kisses And Beijokas,, with all my affection
     (`\’·.¸(`\’·.¸(`\’·.¸ ¸.·\’´)¸.·\’´)¸.·\’´) ♥ BJUS NO CORAÇÃO♥ (¸.·\’´(¸.·\’´(¸.·\’´ `\’·.¸)`\’·.¸)`\’·.¸) 
    LULUASOL – Luz, Paz e Amor sempre
    LULUASOL – Isik, Baris, Ask  her zaman

  7. …kimi zaman bulut olmak ister insan.Gitmek, uzaklara, çok uzaklara, yükselmek, kimsenin ulaşamayacağı, erişemeyeceği kadar yükseklere çıkmak ister.Sıyrılmak herşeyden, herkesten ve kendinden kaçmak.
    …imkansızdır oysa kendinden gitmek.Nereye gidersen git kendini, yüreğini ve biriktirdiklerini götürürsün.Dağları, tepeleri aşarken, taşlara basarken sadece heybendekini taşırsın farkında olmadan.Ardında bıraktığını sanırken herşey orada duruyordur.Taki sen görene dek…
    …sonra çok yükseklerden geçersin, hayal edemeyeceğin kadar yükseklerden.Arkana baktığında yürüdüğün adımlardan, ayak izlerinden başka birşey kalmamıştır.Sen izlerini bile yok etmek isterken bu bile yürümene, gitmene, uçmana ağır gelir artık.
    …bir bulut nazeniyle dolanırken dağ tepe, gittiğin yolları geri gelme endişesi düşer süveydana.Herşeyi geri bırakarak düşmüştün oysa.Kendini bile feda etmişken, ruhunu bir ağacın dalına asmışken bu geri dönüş de nerden çıkmıştı?Başka hazineler aramaktı umudun, başka kefişler keşfetmekti.Önüne bakmadan hep uzaklara dalarak, hep uzaklarda arayarak çıkılan bir yolculuktu bu.Ya şimdi?
    …zaman geri dönüş zamandıydı.Bütün saatler buna kilitlenmişti artık.Kum saatinden akıp giden kumlardan kalan sadece bir kaç toz zerresiydi.Aklında asılı duran o sorulara verilecek cevap hazırdı artık…

    …dönmek, gitmek kadar kolay olmasa gerekti.Ama güzeldi dönmek, güzeldi geri gelmek, geri gelebilmek.Bir dağ yamacından geçerken bir çiçek bekliyordu artık, bir filiz, bir umut.Zorluklarla dönülen bu dönüş yolunda sarılar, yeşiller, maviler bekliyordu artık.
    …yollar vardır, uzayıp giden uzaklara.Yollar vardır götürmek isteyen başka diyarlara.Yollar vardır birbirine, başka yollara bağlayan.Yollar vardır hayal edilen, gidilesi, dönülesi yollar.Bütün bunların ötesinde ve ötekisinde öyle bir yol vardır ki, yıkılması o kadar kolay iken kurulması zorluğun ta kendisidir.Bütün yollar gidilebilir, bütün yollara çıkılabilir ve bütün yollardan dönülebilir ve bütün yollara köprü kurulabilir ama en önemli yolumuz kalp yolumuz değil midir?Kuracağımız köprüler kalpten kalbe kuracağımız köprüler değil midir?Kurulması bu kadar zor iken yıkılmasına gösterdiğimiz bu kolaylık niye?Bu tanıdığımız tolerans niye?Bir daha, bir daha ve binlerce defa düşünmemiz gereken yollarda kaybolmayalım.

    …nereye gidersek gidelim yine götüreceğimiz kendi yüreğimiz değil midir?Başka diyarlarda arıyoruz hep , başka diyarlarda bekliyoruz, başka istasyonlardan trenleri bekliyoruz, önümüzde duran gülleri ezdiğimizi hiç farketmeden…

    …nereye gidersek gidelim dönüşümüz hep kendimize değil midir?
     
    selam ve dua üzerinize olsun kardeşim…selametle inş…

  8. Şahit ol kalem! …
    Dökülsün aynanın sıralarıGöğsümde kişneyen atlarınToynaklarına vurup duranSesin ritmiyleDoğrult beni! …
    Kandillerin bir bir döküleceği gündeNur ile süzül defterimeŞahit ol kalem! …Nun.Kaleme ve yazdıklarıma and olsun ki*
    Her şey Aşk için
    İstikametlerimde,şefkatli ellerinAnne merhametiyleBütün köşelerini tutuyorum hayatınArtık sevgisizliğe sobe! …
    Dağların yürütüldüğü gündeKesilir adımların,toprak tutmazAyak uçlarınŞahit ol Kalem! …Nun. Kalem ve yazdıklarıma and olsun ki*
    Her şey Aşk için
    Firak perdesinin ardında seyredilenDağların hızlı adımlarıylaErişilecektir vuslata
    Nun. Kalem ve yazdıklarıma and olsun ki*Kalem 68/1
    Filiznur
       
    Konuk defterine yazmış olduğun önemli notu okudum.Ve sonuna kadar katılıyorum.Bazen o kadar rahatsız edici insanlar, cahil insanlar oluyor ki .İnsan; insanlar bu kadar kendini küçültür mü diye düşünüyor geçekten.
    Allah işlerinde kolaylık versin.Selam ve dua ile kal.Hoşçakal.A.E.O.

  9. Veda Busesi…

    Bundan tam 1366 yıl önceydi. Yine bir Haziran günüydü. Zamanın dudakları veda busesindeydi. Çölün kızgın kumları, sanki örsle çekiç arasında dövülen kızgın demirden çıkan kıvılcımları sağa sola savuruyordu. Kumlar sıcaktan kımıl kımıl kaynıyordu. Kerpiç evler, sokaklar hatta gölgeler bile buhur buhur yanıyor ve ne Bilal\’in en soğuk kuyulardan getirdiği serin sular, ne de Aişe Anamızın alnına koyduğu buz gibi ıslak bezler çare oluyordu. Çöl yanıyor… Medine yanıyor… \’ın Peygamberi yanıyordu… İnsanlığın ızdırabıyla bir ömür boyu içten içe korlaşan ateş, sanki birden harlanmıştı. Bir seher vakti… Gecenin dudaklarından veda şarkıları dökülüyordu. Bilal\’in sesinin, bülbüllerin avazesine karıştığı andı… Aişe Anamız, aklı başından uçarcasına; “Koş Bilal! \’ın Rasulü yanıyor!” Bilal kovayı kaptığı gibi seherde serin kuyulara doğru koşuyordu. En serin suyu bulmalıydı. O sular Peygamber\’in ateşiyle savaşacaktı. Güneş, bağrında uyuduğu geceyi bile yakıyordu. Ufuklar bir gül gibi kızarmış, gün kapıya dayanmıştı. Bilal, kerpiç duvarın üzerine tırmanarak sabah ezanıyla göklere kanatlandı. Bilal biliyordu ki, ezanı duymamak, hummanın ateşinden daha ziyade yakardı \’ın Peygamberi\’ni. Ezan biter bitmez yine kapının önündeydi Bilal. Aişe Anamız açtı kapıyı; “Peygamberimiz sana iletmemi istedi ki; bundan önce bu kadar güzelini okumamışsın.” Çünkü bu, O\’nun duyduğu son sabah ezanıydı. İçerden Efendimiz\’in iniltileri geliyordu. Ateş avucunda sıkıyordu \’ın Rasulü\’nü. Serin sular, kovalarla dökülüyordu başından aşağıya. Bir an kendine gelip gözlerini açtığında , “Namaz kılındı mı?” diye soruyor ve yine bayılıyordu. Bir kelimelik takati vardı ve onu namaz için kullanıyordu. Ayıldığında yine aynı soru. Şafaklar ağarıncaya kadar “ ümmetim” diye ağladığı, ayakları şişinceye kadar namaz kıldığı, \’a yalvardığı geceler geride kalmıştı. Yerinden zor kalkıyordu. Ashabı ise; birlikte inşa ettikleri mescitlerinde O\’nu gözlüyordu. Hep O\’nun arkasında namaz kılmışlardı… O\’nun sesine aşina idiler. Hangi makamda okuyordu? Nasıl yanık okuyordu? Bilemiyoruz… Bildiğimiz bir şey varsa kâinat lâl kesilip onu dinliyordu. İki koluna girerek mescide getirdiler. Görünce güller açtı, yıldızların yüzünde. Onu gören güller gülse de, kan ağlıyordu Güllerin Efendisi. Namazdan sonra ashabına döndü. Ebu Bekirler, Ömerler, Aliler, Osmanlar, Bilaller oradaydı. Yüzlerine baktı. Mahzun ve yetim Nebi, hıçkırıklarını tutamadı. Gözlerinden akan yaşlar gül rengindeydi. Ashabını çok seviyordu. “Onlar benim yıldızları.” diyordu. Ayrılık vaktiydi… Zamanın dudaklarında hüzzam türküler vardı. O yıl… Mekke\’yi son defa görmüş, Veda Hacc\’ını yapmış, Veda Hutbesi\’nde; “Ey insanlar söyleyeceklerimi iyi belleyin; çünkü bu yıldan sonra sizinle buluşacağıma ihtimal vermiyorum.” demişti. Güneş doludizgin guruba koşuyordu… Zamanın dudakları veda busesindeydi. Yüreklerde yangın yüzlerde hüzün vardı. Mahzun bakışlı Yetim, gecenin geç vakitlerinde Ka\’be\’ye geldi. Bir zamanlar; bir başına burada namaz kılmış, burada tartaklanmış, burada hakaretlere maruz kalmış ve yine buradan göklere yükselerek ilahi teselliyle taltif edilmişti. Geceler boyunca çöllerde kız çocuklarının minik yüreklerinden çığlıklanan feryatlar… Kölelerin ve zayıfların derilerinde ıslıklanan kırbaçlar… Taif\’ten dönerken taşlandığı günler… Gerilerde kalmıştı. Yine o yıl… Uhud şehitleriyle de vedalaşmıştı. Medine\’nin ilk muhaciri Mus\’ab oradaydı. Sanki elinde sancak öylece duruyordu. “Rasulullah\’a selam söyleyin. Uhud\’un verasından Cennet\’in kokusunu duyuyorum.” diyerek son nefesini veren Sa\’d b. Rebi\’ orada yatıyordu. Amcası Hz. Hamza iki elinde iki kılıç yine önüne kattığı küffarı kovalıyordu. “Yakında yanınıza geliyorum.” diyerek dualar etti. Ve yine aynı yıl… Daha bir kaç gün önce… Cennet\’ül Baki kabristanına giderek önden gidenlerle de vedalaşmıştı. Her şey ayrılıktan dem vuruyordu. Cibril\’le her yıl bir mukabele okuyorlardı. O yıl iki defa okumuşlardı. Aralıksız 23 yıl boyunca sağanak sağanak yağan vahiy yağmurları da dinmişti. Ve son günleriydi… Artık olmayacaktı kıyamete kadar… Kızgın şişler girip çıkıyordu Medine\’nin yaralı yüreğine. Kalbi durmuştu Peygamber Şehri\’nin. Genç Üsame, getirdi bayrağı Peygamber\’in kapısının önüne dikti. Ateşe düşmüş bir yaprak gibi tutuşmuş yanıyordu bayrak. Ve mahzun mahzun dalgalanıyordu. Şimdi o bayrak, bir serdar bekliyor… Ve o bayrak yeni bir rüzgâr bekliyor…
    __________________SEVGİ GÜNEŞİNİN GURUB ETTİĞİ KARANLIK BİR DÜNYADA ,İNSAN BÜTÜN DÜNYANIN SULTANI OLSA NEYE YARAR Kİ?
     
    allah arzi olsun ahmed kardeşim…vedan uzun sürmez inşeallah…allaha emanet ol..

  10. Ya Rabbi ! Bir yol üzerinde sıratı mustakimi arar dururuz. Bizi sıradı mustakiminden ayırma İlahi ! Gönüller Seni zikredince mutmain olur. Bizi Senin zikrinden mahrum bırakma İlahi hani galü belada söz vermiştik ya Bizi Ahde vefasızlıktan koru. Sözü ve özü bir olanlardan eyle ALLAH\’ım … Gel nefsin karanlığında kaybolmuş gönlümüze Lutfunla aydınlat kararmış yürekleri Merhametinle kuşat Sevgisiz kalmış gönülleri… Amin amin amin…
     
    hayırlı sabahlar oğlum.RABBİM hayırlı yolculuklar versin inş.can oğul..selam ve dua ile..
     

  11. Duy Şikayet Etmede Her An Bu Ney Duy şikayet etmede her an bu ney, Anlatır hep ayrılıklardan bu ney. Der ki feryadım kamışlıktan gelir, Duysa her kim, gözlerinden kan gelir. Ayrılıktan parçalanmış bir yürek İsterim ben, derdimi dökmem gerek. Kim ki aslından ayırmış canını, Öyle bekler, öyle vuslat anını. Ağladım her yerde hep ah eyledim, Gördüğüm her kul için dostum dedim. Herkesin zannında dost oldum ama, Kimse talip olmadı esrarıma. Hiç değil feryadıma sırrım uzak, Nerde bir göz, nerde bir candan kulak? Aynadır ten can için, can ten için, Lakin olmaz can gözü her kimsenin. Ney sesi tekmil hava oldu ateş, Hem yok olsun, kimde yoksa bu ateş! Aşk ateş olmuş dökülmüştür ney\’e, Cezbesi aşkın karışmıştır mey\’e. Yardan ayrı dostu ney dost kıldı hem, Perdesinden perdemiz yırtıldı hem. Kanlı yoldan ney sunar hep arz-ı hal, Hem verir Mecnunun aşkından misal. Ney zehir, hem panzehir, ah nerde var, Böyle bir dost, böyle bir özlemli yar? Sırrı bu aklın bilinmez akl-ile, Tek kulaktır müşteri, ancak dile. Gam dolu günler zaman hep aynı hal, Gün tamam oldu, yalan, yanlış, hayal. Gün geçer yok korkumuz, her şey masal, Ey temizlik örneği sen gitme, kal! Kandı her şey, tek balık kanmaz sudan, Gün uzar, rızkın eğer bulmazsa can. Olgunun halinden ah, anlar mı ham? Söz uzar, kesmek gerektir vesselam. (Farsça, çev: F. Halıcı)  YUREYINE SAGLIK CAN KARDESIM HERSEYIN HAYIRLISI SENIN OLSUN .

     

    Mevlana Celaleddin Rumi

  12. Anı yaşa
    Bugün son günün olsa…
    Nasıl yaşardın
    Sadece 24 saat nefesin kalsa?
    Hiç yalansız,
    Tamamen riyasız,
    Ne yapardın? ..
    Daha mı çok tebessüm eder?
    Uyumaz yıldızlara mı bakardın?
    Demek çekinmeden sevgini söyler,
    Dostlarını arardın?
    Belki gezebildiğin kadar gezer,
    Bir o kadar çiçek koklardın.
    Acaba düşmanın kalır mıydı
    Gönlünü alıp barışmadığın?
    Hadi… Zaman geçiyor.
    Dakikalar su gibi akıyor.
    Son anların olsa bunlar
    Ne yapardın?
    Birikmiş tüm paranla
    İhtiyacı olanlara yardım eder,
    Harcayabildiğince harcar mıydın?
    Sanırım eleştirmezdin kimseyi,
    Vakit iltifatlarına yetmezdi!
    Peki neden bugün değil… sonra!
    Son günün olması ne katacak sana,
    Artık anla!
    Dün gitti,
    Yarın gelmedi;
    Anı yaşa! 
     

  13. Hüznümü Hasretine Adadım Ey Nebi…
    Rahmanın Adıyla… Bir Nûr Yaratıldı, Kâinata Rahîm Olanın Rahmetini Muştulayan. Selâm Olsun O Müjdeciye!
    Ve gözlerin düşer gecelerime! Gözlerin düşer, gecelerde üşüyen yüreğime. Gözlerin, kâinattaki her bir zerreye düşer tek tek, hakikâti gösteren bir nûr olarak. Rahmân ve Rahîm olanın mâhlukata bir büyük ikrâmıdır siyah gözlerin. Ki onlardır zulmeti nûra çeviren, nazar kıldığı yerde güller bitiren… Ve bir bakışıyla âlemi âşka doyuran!
    Hamdolsun bizi bir çift siyah gözde âşka düşürene! Hamdolsun, seni kendine sevgili eyleyene! Seni en güzel şekilde terbiyene edene hamdolsun. Hamdolsun sana hikmeti verene, sana kitabı indirene, seni âlemlere uyarıcı olarak gönderene… Seni bize peygamber; bizi sana ümmet edene hamdolsun! Ve hamd yalnız Ona olsun!
    Ey Nebî; sana, zaman denilen mâhluku sıyırarak aradan, mahcubiyetle, hasretle ve elbette muhabbetle sesleniyorum, haddim olmayarak. Seni anlayabilme nimetinden beridir, görmeden sana inanıp bağlanmanın hadsiz hesapsız şerefini ve saâdetini tadıyorum, şükür ile… Benim gibi belki kâinat da senin gelişine hiçbir zaman şâhit olamadı. Âlemlerin nefes alışı belki senin hilkâtinle başladı. Senden aldı sanki melekler zârafeti; senden aldı ahlâk, letâfeti… Ve olacaksa bu arzın hüsranı, seni unutup yitirmekten… Rabbinin nûrundan bir ziyâ idin sanki. Hiçbir şey bilmezken seni, belki sen Rabbinin Ol emrindeydin! Âdemin tevbesindeydin, İbrahimin duasında… Nuhun gemisindeydin, İsanın müjdesinde…
    Ey Nebî, sen teşrif edince yeryüzüne, zaman belki yaratılışından beri en güzel, en mutlu ânını yaşadı. Çünkü Âlemlerin Rabbinin Habibim dediği o mukaddes nûrunun gölgesi düşüvermişti arza. Şerefine bu olayın, yer gök bayram etti. Nice küfür sarayı yıkıldı, nice küfür ateşi söndü zuhûrunun hürmetine, zuhûrunun haşmetiyle… En çok Rabbin sevmişti seni. Sen de en çok Onu… Sonra melekler sevdi seni, kanat gerdiler sana, başının üzerinde rahmet bulutu oldular kimi zaman… Ve sonra insanlar!.. Ne güzel dostların vardı senin ey Nebî! Seni canından çok, her şeyden çok seven… Sen güneşsen onlar ışığını senden alan yıldız oldular karanlık gecelerimize. Sen son peygamberdin, sen Allahın Habibiydin! Daha ötesi nedir ki? Ve gelince vakit, bırakıp nûrundan bir parça bize, sen Refîk-i Âla ile vuslâta erdin. Bize ise hep hüzünler düştü ey Nebî! Bir boşluktu sanki senden ayrı kalmanın sonu!
    Halbuki ne zaman açabilirdi seninle aramızı, ne de sonu toprak bir beden yakınlaştırabilirdi seninle bizi; farkedemedik…
    Bilemedik! Senin o siyah gözlerinin nûru bir miskinin, bir fakirin gözlerinde saklıymış meğer; göremedik…
    Bilemedik! Senin ellerinin sıcaklığını hissedebilmek için bir yetimin başını okşayabilmek yetermiş; düşünemedik…
    Ve yine bilemedik ey Nebî; seni sevindirmek, senin gönlünde yer edinebilmek, karanlıklar içerisinde kalan bir kalpte sevginin ateşini yakabilmekmiş; beceremedik…
    Yolda kalmışlığımızın, şaşıp durmuşluğumuzun kusuruna bakma ey Nebî!
    Hani sen kral gibi değil de kul gibi yaşayan bir peygamber olmayı tercih etmiştin. Sıkıntı, ezâ, hüzün… sanki senin en yakın yol arkadaşlarındı. Bir gün tok olursan bir gün aç olurdun. Ve hani yatışsın diye açlığın, bir değil de iki tane taş bağlamıştın ya mübârek karnına! Biz de sanki gönlümüze sayısız taşlar bağlamışız ey Nebî, seni unutmamıza sebep olan… Sanki, sana muhtâç ruhumuzun üzerine demirden ve betondan yaptığımız gökdelenlerle koca bir şehir inşâ etmişiz de seni anmak istersek, seni bulmak istersek o şehrin sokaklarında kaybolup değil seni, kendimizi dâhi unutalım, bulamayalım diye!
    Ey Nebî, nefesini ver bize! Nefes ver sensiz kalmaktan, seni hatırlayamamaktan kurumuş gövdelerimize! Nefes ver ki dile gelelim ve dem vuralım firâkından… Nefes ver ki bize yeşersin gövdemiz, gülzar olsun bedenimiz… Nefes ver bize; bitsin artık bu asırlardır süren ümmetinin kara kışı; nefes verdiğin baharları teneffüs edelim senin kokundur diye, kokusu sensin diye…
    Ey Nebî! İçimdeki hüznümü hasretine adadım… Ne zaman sensizliği tüm hücrelerimle hissedebilsem takatim kalmıyor. Nefesim kesiliyor da, kanım donuyor. Ey Nebî, yolda kalmışlığımızı yüzümüze vurma nolur! Pürkusur hâlimizle gelip de aklayamazsak kendimizi mizanda, bizi önce sen sitemli gözlerinle utancın nârına atma, nolur!
    Ey Nebî! Seni yaratılmış tüm zerreler miktârınca sâlat ve selâmla anıyoruz; utanarak… Ey Nebî! Şefaâtini umarak…
    Allahım! Peygamberimiz Muhammede, âline ve ashâbına selâm olsun… Allahım! Sen peygamberimize vesîleyi ve fazîleti ihsân et. Ve onu vaad ettiğin Makâm-ı Mahmûda eriştir. Âmin!
     
    selam ve dua ile nur kardeşimm…

  14. Belki de vedaların yorgunluğunu en çok hissettiğimiz limandır, dünya hayatımız. Onca yaşanılana şahit olmuştur, her ayrılığın adımını sinesine kazımıştır titizlikle. Dünya semasından her daim veda yağmurları yağmış olsa da, rahmeti ve bereketi bizim yüreklerimizde hep senin iklimini yeşertti. Veda ettik bebekliğimizin sevimliliğine, veda ettik çocukluk muzipliğimize, veda ettik gençlik heveslerimize, veda ettik erişkinliğin sorumluklarına, veda ettik yaşlılığın yorgunluğuna gün geldi. Her veda hüznün rengi olsa da, başka bir baharında habercisi oldu. Her vaktin üzerine çöken veda seherinin ardından, muhakkak bir vuslat güneşi doğdu.
    Varsın vedalara teslim olsun bu gönül, her veda sana bir adım daha kavuşmakmış ya…
     
    selam ve dua ile kardeşim…

  15. FELIZ SEMANA  / HAPPY WEEK AND LOTS OF FUN
    Há, no mundo, milhares de formas de alegria,mas no fundo todas elas se resumem a uma única: a alegria de poder amar.

    She has, in the world, thousand of joy forms, but in deep the all they summarizethemselves to an only one:the joy of being able to love.

    Beijokas and kisses, com todo meu carinho
    kisses And Beijokas,, with all my affection
     (`\’·.¸(`\’·.¸(`\’·.¸ ¸.·\’´)¸.·\’´)¸.·\’´) ♥ BJUS NO CORAÇÃO♥ (¸.·\’´(¸.·\’´(¸.·\’´ `\’·.¸)`\’·.¸)`\’·.¸) 
    LULUASOL – Luz, Paz e Amor sempre
    LULUASOL – Isik, Baris, Ask  her zaman

  16.  
    Sana zenginlerle konuştuğun zaman vakarlı, fakirlerle konuştuğun zamansa mütevazi olmanı tavsiye ederim. Allah-ü Teala (CC) Hz.lerinin senin bütün hallerine vakıf olduğunu düşün; daima mütevazı ve samimi ol! Birtakım sebeplere dayanarak onlara Yaradanı (CC) ithama kalkışma. Bütün hallerde o Yaratıcıya (CC) güven. Aranızdaki samimiyete güvenerek kardeşinin hakkını yeme. Gönlü, gözü tok olan Allah (CC) yolunun yolcuları ile sohbete devam et… Onlara karşı mütevazi ve terbiyeli ol… Nefsin isteklerini keserek ıslah etmeye çalış… Allah’a (CC) insanların en yakın olanı, güzel huylu ve ileri görüşlü olanıdır. Amellerin en iyisi Hakk’la (CC) olmaktır…
    Sana daima hak ve sabır tavsiye ederim. Hakk’a (CC) güven, sabırlı ol.
    Dünyada sana iki şey yeter; fakir ile sohbet, Allah (CC) dostlarına hizmet… Fakir yalnız Hak zenginliği ile var olandır…
    Senden aşağılarla çekişme, küçük düşersin.
    Senden üstün kimselerle uğraşma, gücünü boş yere sarfetmiş olursun…
    Kendin gibilerle itişme; huysuz sayılırsın…
    Fakr ve tasavvuf iki ciddi şeydir. Şakaya gelmezler; Allah (CC) bizi, sizi ve bütün Müslümanları bu yolun hakikî yolcuları arasına katsın, bu yolun hakikatine ermeye muvaffak buyursun. Amin!…
    Ey veli! (Allah’ı CC. seven) Allah’ı (CC) hiç unutma; bu hale devam et; çünkü hayır bundadır.
    Ey veli! (Allah CC. dostu) Allah’ın (CC) emirlerine iyi sarıl; çünkü bütün kötülükler bununla def olur…
    Ey veli! (Allah CC. sevgilisi) Hayatla sana gelecek bazı güçlükler olur; bunları hoş karşıla: (Belki hakkında hayırlıdır…)
    Şunu iyi bil ki sen bütün halinden, sükûn ve hareketinden sorumlusun; bunun için en iyi iş hangisi ise onu yapmaya çalış…

  17. Veda ettik bebekliğimizin sevimliliğine, veda ettik çocukluk muzipliğimize, veda ettik gençlik heveslerimize, veda ettik erişkinliğin sorumluklarına, veda ettik yaşlılığın yorgunluğuna gün geldi. Her veda hüznün rengi olsa da, başka bir baharında habercisi oldu. Her vaktin üzerine çöken veda seherinin ardından, muhakkak bir vuslat güneşi doğdu.
    ALLAH RAZI OLSUN OĞLUM…BÜTÜN VEDALAR KAVUŞMAKTIR ASLINDA NE KADAR DOĞRU NE KADAR GÜZEL…VUSLATA ERİŞEN KULLAR OLMAK DİLEĞİ İLE…ALLAH\’A EMANET OL..SEVGİLER…

  18. MUHABBET BAĞINDA BİR GÜL AÇILDI
    BİR DERDİM VAR BİN DERMANA DEĞİŞMEM!
     
     
    YÜKÜM LAL-İ GEVHER MERCAN SAÇARIM
    BİR DERDİM VAR BİN DERMANA DEĞİŞMEM!

  19. Gurbet gülünün dikenleriDertler renk renk, acılar çeşit çeşit… İçinden çıkılmaz çileler, solduran sancılar, inleten elemler, imbik imbik süzüle üzüntüler, üzerinden silindir gibi geçen gamlar… Yük ağır, yalnızlık daha ağır… Yalnızlık ağırlığıyla yürümek yoruyor, keder kelimeler kalbi kanatıyor… Kanatlar kırık, rüzgâr esmiyor, neşe yağmıyor… Umut bulutlar uzakta, eller boş, yürek sızı dolu… Çağlayan acılar ağlatıyor… Yalın ayak koşturuyor; yetişemediği serap sevgilerin peşinde… Ayağı kanıyor, yüreği yanıyor… Yağmurlar nerdesin? Buzdan canlar, camdan evlerde yaşıyor ruhunun üşümüşlüğünde… Toprak cana, canın toprağına sığınmak, sancılarını dindirmek diliyor; dil suskun, gönül suskun, gül solgun… Sokaklar sıkıyor, caddeler cezp etmiyor, şehir neşe vermiyor… Dertlerin daralttığı, kederlerin kapattığı dar geçitler geçit vermiyor… Yüzü yırtık, yüreği yırtık, yürüyor yine de… Kabuk bağlamış kederler, düğüm olmuş dertler, dönmeyen çare çarklar, açılmayı bekleyen kapılar, akmayı bekleyen bereket nehirler… Bekletip de gelmeyen vefa, yanından ayrılmayan cefa, “canım” diyen cansız sözler, canım; bu kafes dar mı geldi sana? Dertlerden dertlere sığınmak, cefalardan cefalara bürünmek, çaresizliği çare diye içmek, kurumuş umutları dişlemek, düşleri gerçek gerçekleri düşmek görmek, düşmeye göresin; elinden tutan kim? Kimsesizlikte kendine konuşmak, kar etmeyen kalabalıklardan kendine koşmak, suskunlukla söylemek; teli kopuk saz başka ne yapsın ki? Gece suskun, ay renk vermiyor, yıldızlar yar değil, yollar kıvrım kıvrım, yalnızlık yanı başında; yürü yürü yürü, yol bitmiyor… İstersen bir türkü tuttur: “ uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece” “ bilmiyorum ne haldeyim, gidiyorum gündüz gece” ne çare… Duran ve dinleyen olmadıktan sonra… Dur ve dinle öyleyse; sessizliğin sesini, kederin kalbini, elemlerin inlettiğini, gecenin dillendirdiğini, rüzgârın söylediğini, yıldızların yaldızlı sözlerini; diyecekler ki : “ benim sadık dostum kara topraktır”… Dinleyemiyorsan, ömür perdeleri kapanırken; “biz dünyadan gider olduk, kalanlara selam olsun” diyemez, sonsuzluk sabahında selamla dirilemezsin… Dileklerin dirildiği, duaların cevap verildiği diyarda, melek kanatlarla uçamazsın… Saf sevgiyi, sınırsız şefkati, perdesiz güzellikleri, gecesiz gündüzleri, güneşin sönük kaldığı aydınlığı, sevincin çağlayışını, coşkunun parlayışını, yalnızlığın uzaklaşması yârin yakınlığını, elemsiz lezzetleri, kedersiz kavuşmaları, gönlün gönüllü gülüşünü hissedemezsin… Hislerin perişanlığını, zihninin karanlığını, düşüncelerinin donukluğunu yırt; altından ümit filizlerin çıkışını seyret… Sonsuz süruru düşün; düşlerinin derinliğinde, hislerinin enginliğinde… Karanlığın kara toprakta kayboluşu doğsun zihninde, fikrin fezaların üstünü seyretsin… Anla ki her şey seyirlik ve geçici… Geçtiğin dikenli yolları, aldığın elemli nefesleri boş sanma; bir sabah doğduğunda, her şeyin dili çözülecek, şifreler açılacak, kapılar kalkacak, duvarlar yıkılacak, her şeyin anlamını anlayacaksın… Can evinden, canlar cananına kirli kanatlarla uçamazsın… Anla ki kader, kederi, kirli kanatları temizleyesin diye veriyor; bana çabuk, bana rahat gelesin diye… Ey kaderin sahibi… Kolaylaştır, güç ver güçsüzlüğüme… Elimden tut yalnızlığımın… Şefkatinle okşa kalbimi, rahmetinle sar yaralarımı… Sevginle sık ruhumu, sana sevgim çıksın… Çıkılmazlıklardan çıkaracak, düşkünlükten yüceltecek, perişaniyetimi giderecek yalnız sensin… Kanatlarımı kuvvetli kıl ki kolay kavuşayım sana… Gurbet gülünün dikenleri kalbimi kanatıyor, kalbim sana emanet, ey kalbimin sahibi…
    selam ve dua ile can kardeşim…Rabbim işlerinizde kolaylık gönlünüze ferahlık versin inş…Rabbime emanet olasan…

  20.  
    Bir tevekkül iliştir kalbime ey Rabbim…;
     
    Ilık bahar rüzgârları gibi ferahlatsın yaralarımı. Sürüklesin sonbaharı, eylülü hatta hüznü bile. Ben ikindi vaktinin yorgun tutsağıyım. Uzayan gölgemle birlikte kısalan ömrüm, kızıllaşan gökyüzüne dalmış sönük gözlerim var. Muhtaçlığımı, acizliğimi katıp duama bir tutam tevekkül istiyorum Rabbim; bakışlarıma, yitiklerime, kaybedişlerime. Bir tevekkül istiyorum Rabbim; gözlerimin kapandığı yer umut, açıldığı yer Allah u Ekber! Bir tevekkül iliştir kalbime ey Rabbim!
    Suskunluğumun adı olsun. Ayaza çekmiş gecelerimin sızılarını sustursun önce. Dindirsin bütün hesaplarımı, kavgalarımı, anlamsız gürültülerimi. Sakin ve suskun bir teslimiyette bulayım âlemin huzurunu. Biliyorum, sessizlik gecenin üzerinde bir yük değildir sadece. Her kalem kâğıtlara önce sessizliği yazar ve her sessizlik önce aşka bular kendini. Meryem suskunluğuna bulanmış aşk-ı tevekkül istiyorum senden ey Rabbim. Yalnızca senden ve yalnızca senin aşkını istiyorum. Bir inşirah, bir genişlik, bir tevekkül… Kalemimin ilk hecesi sükût, son hecesi Nûn… Bir tevekkül iliştir kalbime ey Rabbim!
     
    Tebessümler bıraksın yüzümde. Baharı bekleyen tohumlarım filizlensin kalbimin otağında. Ufak bir çocuk saflığıyla bürünsün duam ellerime. Gözyaşlarım beklediğim muştularımı beslesin. Bir tevekkül bahşet ey Rabbim gönlüme, duama, sabrıma. Yeni bir dirilişi müjdeleyen bir bahar örülsün hayatıma. Gözyaşlarımın dilini bilen sensin, tut kelimelerimin niyazını, tut ellerimi, tut beni ey Rabbim ve bir tevekkül kondur yüreğime…
    Bir tevekkül iliştir kalbime ey Rabbim!
    Armağanım olsun. Yağmur damlası gibi usulca ıslatsın çatlamış ruhumu. Bütün dayanaklarımı ve bütün tutamaklarımı bırakıp ardımda senin sağlam ipine sarılayım sımsıkı. Seni bulayım hep aramaklarımda. Titresin kalbim ismini her duyduğumda. Şah damarı yakınlığında değsin alnım secdeye. Atmasına izin verdiğin kalbim senin aşkınla atsın. Senin isminle başlasın başlamaklarım. Ben aceleye meyyal gönlümle hicretini tamamlayamayan bir muhacirim. Ellerim boş, boynum düşük, dizlerim titrek.
    Bir tevekkül istiyorum Rabbim; sana giden yollarımı açan, yüreğime bir fetih, hasretlerime bir vuslat…
    Fazlından bir tevekkül istiyorum ey Rabbim beni sana bağlayan, yalnız sana, sadece sana.
    La ilahe illallah
    Muhammedür Resulullah.
    Hayır ve Sevgiyle kalınız inşaAllah abicim…

  21. veda hayali depreştiren sahilde denizedoğru yüremek kaynaşıyo ruhumuz depreşiyo yüreğimiz kimizaman sevmekvarya çok kalıcı birduygu vazgeçemiyo gönlüm tekrar kavuşmakistiyo gönlüm

  22. belgin hayat bişekilde geçiyo acısıyla tatlısıyla birsensarsılmaz öğretmenim izmirde oturuyor bugün evinegittik ayselle eşim götürdüokızımla izmiri gezdi beni almaya geldiler sonra birsenhocam eşim kızım değirmemkahvede çayiçtik ahenk senkaçyaşındaydın dedi 17 dedim lisedeyken duygulandı hocamla kızım

  23. belgin şuan 52 yaşındayım yaşadıklarım bir roman gibi hangisini anlatsam bilemiyorumki içimde bir buruk sızı kalan sadece bunu söyler bunu bilirim

  24. nasıldım önceleri nasıldın önceleri farklıydık degilmi genceciktik heyecanlıydık akşam gneşinin batışını birlikte seyrederdik nemuluyduk degilmi keşke hepöyle kalsaydık

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s