“Erihnâ Yâ Bilâl!”….

Yorulduğumuzu hissettiğimizde, yaptıklarımızın kâfi olduğunu düşündüğümüzde, bu vesile ile sorumluluklarımızı ertelediğimizde, mazeretler arkasına saklanarak görevlerimizi ötelediğimizde, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur, O’nun huzurunaçağır, ey Bilâl…

Despot, zalim, müstekbir ve tağuti rejimlerin ve sistemlerin baskı uygulayıp, ezmeye çalıştığında, müminleri inançlarından, teslimiyetlerinden, benimsedikleri hayat tarzlarından, kitabi ve mektebi öğretilerinden vazgeçirmeye çalıştığında, imtihan süreçlerinde ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…

Hayatta dost, veli, kardeş, arkadaş, can-ciğer olarak bilinen insanların zamanla dünyevileşip, bunların yerine; karabet ve aşiret yer aldığında ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…

Kuru ekmek ve bir yudum suyu paylaştıktan sonra, Allah’ın fazlından ve kereminden, rızkından ve katından verdiği dünya metaını, doları, eoruyu, dinarı, riyalı, lirayı paylaşamadığımızda; dün ümmetin malı, bu gün benim malım dediğimizde, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…

İmtihan gereği, müminlerden dört duvar arasına girenlerin; ülkelerini, ailelerini, işlerini bırakmak zorunda kalıp hicret edenleri unutulmaya yüz tutuğumuzda, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…

Dirliğimiz ve birliğimizin, samimiyet ve bağlılığımızın, kardeşlik ve dostluğumuzun, velayet ve bütünlüğümüzün yok olmaya başlamasıyla sünnetullahın işleyeceği helak ve (kevni büyük kıyamet gelmeden, daha dünya hayatında iken yaşayacağımız) kıyametten önce ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…

Bizleri ayağa kaldır ey Bilâl…

Kur’an ayetlerini hep başkasına okuyup kendimizi unuttuğumuzda, hep başkalarıyla uğraşıp kendi nefsimizi unuttuğumuzda, başkalarını eleştirip kendimizi ‘Beraat belgesini’ almış gibi hissettiğimiz, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…

Davet yolunda dökülenleri üzülerek (bazen de bıyık altında gülerek/sırıtarak) okurken, çok geçmeden tökezlenirken farkında olmadan hayata devam ettiğimizde, bu hal apaçık ortadayken hidayet üzere kendimizi hissettiğimizde, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…

Öğrendiklerimizin entelektüel boyuta düşüp, ihlaslı pratiklerden yoksun kaldığında, amellerimizi övünç kaynağı saydığımızda, yeni amellerimiz olmadığından geçmiş kahramanlıkları (!) saya saya bitiremediğimizde (!),‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…

Bilgimiz ve bildiklerimizle; makam, mevki, sosyal statü, para, pul ve dünyevi olanaklarımızdan dolayı istiğna hastalığı bizde belirdiğinde, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…

Müminleri kardeşlik kategorisinden çıkardığımızda, onları ötekileştirdiğimizde, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…

Çalışmaların egoyu tatmine dönüştüğü zaman, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…

Ey Bilal! Buluştur bizi Rabbimizle… Ey Bilâl, seslen de Rabbimizin huzurunda el-pençe duralım; kulluğumuzu şuur edelim… Zaaflarımızı, marazlarımızı, fakirliğimizi, miskinliğimizi, muhtaç oluşumuzu fark edelim. Bizi çağır ilahi huzura. Duralım ki, üzerimize O’nun sekineti, yardımı, ihsanı, rahmet ve bereketi insin.

‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…O’nun huzurunda huzur bulmaya çağır, kendimizle yüzleşmeye çağır…

Bizi buluştur ki, iç dinamiklerimiz güçlensin, zihnimiz ve kalbimiz halisleşsin, ufkumuz genişlesin, dünyevileşmiş temayüllerimiz uhrevileşsin… Kendi gerçeğimizi, gerçeklerimizi görüp ‘yola devam’ arzumuz arttın…

‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl… Sesini çok özledik ey Bilâl! Senin gür, parazitsiz, samimi ve hesapsız nidanı çok özledik.. Seslen de icabet edelim. Tüm benliğimizi, hesaplarımızı, meşguliyetlerimizi ve su-i zanlarımızı bırakıp, haykırdığın o tevhidi ilke, haykırışlara icabet edelim…

[1] ‘Erihnâ Yâ Bilâl!” Sözü kelime kelime tercümesi ‘Ey Bilal, bizi rahatlat”tır.Fakat bu çevirisi makalenin içeriğine göre ‘Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl” demeyi daha uygun bulduk. Bu, Hz. Peygamber’in (s.a.s), Bilâl’e namaza kamet getirmesi için söylediği bir sözdür. Müslümanlar arasında sıkıntı, kargaşa, korku, bitkinlik, moral bozukluğu, bezmişlik, yorgunluk vs. hasıl olduğunda, Hz. Peygamber (s.a.s), Bilal’e (r.a) ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl” derdi. O da namaz için kamet getirir, Peygamber’in (s.a.s) imametinde Müslümanlar namaz kılarlardı.

Abdullah Gunduz…


30 Yanıt

  1. muhteşem bir yazı…
    tamda ihtiyaçlarımıza yönelik nefsimize yönelik…
    allahım kalbinizi ve yolunuzu nurdan inşa eylesin…
    hayırlı geceler

  2.  

    Günaydınım.. Günümü aydın edenim..Gözlerimi açınca Sen varsın yanı başımdaSeninle uyanmak ne güzel.. karanlıklardan..Yüzümde şükre vesile bir tebessüm olur,Seninle başlayan her günün sabahındaYüreğimi teslim ettiğim.. yüreğimin sahibi..Kalbimi Senden başkasına bırakmadın bu sabahta..Kalbim Seninle dolu yineAdın yüreğimde uyanmak ve adın ile inşirah bulmakBeni hayata bağlayan Senin Sevdan..Bana hayatı veren Sensin..Hayatım Senin..Her zerre gibi bende Seninim..Kalbim Seni anar.. andıkça Sevdan ile yanar..Sen ol demeseydin olmazdımVarettin varlığına aşikar eyledinSebeb-i varlığımı emir buyurduğun nimetlerle güzelleştirdinSen ki kulluğa layık gördün beni, emrin başım üstüne..!Sen ki gel dedin bana.. gelmem mi..Sen ki lutfeyledin.. bilmem mi..Ben ki misafirinim bu dünya da, sahiplenmekten çekinmem mi..Sen ki beni önemseyen, kendine kul eyleyen,Sen ki yalvarışımı yakarışımı duymak isteyen Rabbul Alemin..Ben ki lutfunla can bulan bir nefes,Ben ki aczim ile şükrümle el açan kulunum!Ellerim hep açık istemekte,Varlığımı rızanın yollarına kurban eyle..!Kalbim Seni anar..Varedişinle var olan bedenimi tarifsiz bir huzur kaplar..‘Rüzgar esmeyince dal sallanmaz, Allah demeyince kalp uyanmazmış’Kalbim uyanır adını andıkçaAnmayan kalbin hali ne olur zifiri karanlıklardaSeninle uyanır kalbler, seninle diri kalır bu bedenler..Seninle kurtulur karanlıkların kuytusundan..Anmazsam karanlık… Anmazsam Senden uzakta zülumdur dünya bana..Karanlıkların kuytusunda bırakma Ya Rabbim..Sensizlik zindanında mahkum etme bizleri..Adını anmayan kalbi neyleyim..Bu yürek emanet bu bedene, Senden gayrısını doldurursa içine, emaneti nasıl teslim edeyim..Kalbimi Senin ile atmaya.. Seninle can bulup, Sana koşmaya aşikar eyle bedenimi..Varlığımı rızanın yollarına kurban eyle..Kalbime her daim adını andır.. her daim aşkın ile yandır..
    Ya Rabbim…Amin…alıntıdır…

  3. slm cnm kardeşim. ALLAH RAZI OLSUN COK GÜZEL BLOĞ..

  4. allah rasulunün asrı saadette hz bilal için buyurduğu bu söz,kıyamet sabahına  kadar allah ve rasulünün yolunda müdavim her bilale şamildir.selam olsun bilallere..selam olsun mücahid ve mücahideler..
    allah razi olsun selam olsun mücahid.. ne güzel bir paylaşım..

  5. Efendimiz (sas) Hazretleri\’ne çok eziyet ve cefa yapanlar olmuş, bu eziyet ve cefalara üzülenler de acıyarak:

    -Ya Resulullah, bu zalimlere lanet okuyup, beddua etseniz de layıklarını bulsalar.. diye teklifte bulunmuşlar. Ancak âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz:
    -Ben lanet okuyan bir peygamber değilim. Bana zulmedenlerin helak olmasını değil, ıslah olup imana gelmelerini diliyorum.. buyurmuş, şahsına kötülük edenlere bedduaya yönelmemiştir.
    Anlaşılan odur ki, zulmedenler ıslah olmasa da gelecek nesillerinin ıslah olması hatırına yapılan eziyet ve cefalara sabrediyor, beddua gibi sonucu nesillerine kadar uzanacak olan bir musibete maruz kalmalarını istemiyordu.
    Ancak, şahsına yapılan bunca zulüm ve eziyetlere sabır gösterip tahammül ederek bedduadan hep uzak duran Efendimiz, toplumun birlik, beraberliğini bozma fitnesi çıkaranlara karşı aynı şekilde sessiz kalmamış ve herkesin bildiği meşhur duasını yaparak:
    -Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin!. demekten geri kalmamıştır.
    Niçin toplum içinde ayrılık fitnesi çıkaranlara beddua etmekten çekinmemiştir? Çünkü toplumu bölüp parçalama fitnesi öyle sessiz kalınacak basit bir kötülük değildir. Bundan dolayı şahsına yapılan bütün zulümlere sabreden Allah Resulü, milletin birliğine kast edip beraberliğini bozmaya yönelen fitnecileri bedduaya layık görmüş, caydırıcı olması için de bedduasını yapmaktan çekinmeyerek:
    -Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet etsin! ikazında bulunmuştur.
    Bilinen bir gerçektir ki, Müslüman bir toplumu düşüncelerindeki farklılıklardan dolayı cephelere bölüp de birbirine düşman hale getirilmesine ne Allah razı olur, ne de Resulü. Nitekim Casiye Sûresi\’ndeki ayetinde Rabb\’imiz farklı görüş ve anlayış içinde olanları kaynaştırıp birleştiren ölçüyü şöyle vermektedir:
    -Kim iyi düşünce ve davranış içinde olursa kendi lehinedir. Kim de kötü düşünce ve amel içinde olursa o da kendi aleyhinedir. Her ikisinin de hesabını ahirette Allah görecektir. Burada kimse kimsenin hesabını görmekle görevli değildir!.
    ***
    Acaba birliğimizi bozmaya çalışanlara böyle beddua eden Efendimiz, bozulan birliğimizi düzeltmeye, küsleri barıştırıp kardeşliğimizi kuvvetlendirmeye çalışanlara ne buyuruyor? Ona da bir göz atalım isterseniz Ebu Davud\’daki hadisin işaretinden. Buyurmuş ki:
    -Size namaz, oruç, hac sevabı gibi büyük sevaplar kazandıran güzel bir iş haber vereyim mi?
    – Ver ya Resulullah, demişler. Şöyle açıklamış:
    – Küsleri barıştırın, kırgınları kaynaştırın, toplumun birlik beraberliği için çaba sarf edin, sevabınız bu saydıklarımın sevabından az olmayacaktır..
    Demek ki bizim namazımız, orucumuz, haccımız nasıl vazgeçilmezlerimiz ise, küsleri barıştırıp dargınları kaynaştırarak toplumun birlik beraberliğine çaba sarf etmemiz de aynı derecede vazgeçilmezlerimizdendir. Bu sebeple Müslüman hep barıştıran olur, ayrıştıran olmaz. Çünkü toplumu düşman kamplara bölmeye çalışanlar fitne çıkaran kimselerdir. Fitne çıkaranlar ise Resulüllah\’ın bedduasına müstahaktırlar. Müslüman ise böyle bir bedduayı göze alamaz. Nitekim Bakara Sûresi 2O8\’ndeki ayetin ikazı da Müslüman\’a böyle barışçı olma görevi vermektedir:
    -Ey iman edenler! Topyekûn barışa girin, şeytanın peşine düşüp de birlik beraberliğinizi bozmayın. Birliğinizi bozmak isteyen şeytan sizin apaçık düşmanınızdır.!
    Anlaşılan odur ki, bir ülkede şuurlu dindarlık kuvvetlenirse birlik beraberlik de kuvvetlenir, barış kazanır, fitne kaybeder. Çünkü Müslüman, Allah\’ın lanetine müstahak olacak bir fitne içinde olmayı göze alamaz. Onu göze alanlar, bu İlahî ikazlara değer vermeyenler olurlar…
    —————————————————————————————————————————-
    Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…O’nun huzurunda huzur bulmaya çağır, kendimizle yüzleşmeye çağır…Bizi buluştur ki, iç dinamiklerimiz güçlensin, zihnimiz ve kalbimiz halisleşsin, ufkumuz genişlesin, dünyevileşmiş temayüllerimiz uhrevileşsin… Kendi gerçeğimizi, gerçeklerimizi görüp ‘yola devam\’ arzumuz arttın…
    SELAM VE DUA İLE CAN KARDEŞCİK.RABBİM HER İKİ ALEMDE SENDEN RAZI VE HOŞNUD OLSUN.SELAMETLE CANN…

  6. s.a..hayırlı akşamlar..
    orda inşirah suresini gördüm,kısaca son ayette dediği gibi:
    ان مع العسر يسراً  her zorlukla birlikte bir kolaylık vardır.
    …………..ve son ayette :
    و الي ربك فارغبْ  ve ancak Rabbine rağbet et..
    Rabbim Kendine rağbet edenlerden eylesin….selam ve dua ile..

  7. Ahirzaman Bilalleri Musa HUB
     
     

    Bir ümrân doğuyorken Kâbe rûhundan mülhem;Bir tuğlalık boşluğa hayal kurmuştu sinem.Duâlar tutunurken Arş eşiğine bîmecâl;Ezanlar yağıyordu göklerden Bilâl, Bilâl!.Yıkılış devrinin mahzûn şairi Yahya Kemal Beyatlı ‘Ezansız Semtler’ isimli makalesinde, Ezân-ı Muhammedî’nin günde beş defa ruhlara seslendiği bir çevrede yetişenler ile ezansız semtlerde yetişen nesillerin ‘anne millet’ karşısındaki nihaî tavırlarını mevzuubahis ederek, derin bir serzenişle der ki: “Biz ki, minareler ve ağaçlar arasında ezan seslerini işiterek büyüdük. O mübarek muhitten çok sonra ayrıldık. Biz böyle bir sabah namazında anne millete dönebiliriz. Fakat minaresiz ve ezansız semtlerde doğan, Frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlayamayacaklar!”Şükürler olsun ki, bizler bugün, dünkü ezansız semtlerin çocuklarından verilen kayıpların âh ü efgânı ile onların yâdigârlarına sahip çıkma istikametinde gözyaşı ve alın teri döken ezan misyonlu hamiyetperver bir neslin varlığıyla müteselli oluyoruz. İstanbul’un şehâdet parmakları olan zarif minarelerin esrarlı gölgesinde coşan Yahya Kemal, ‘Ezân-ı Muhammedî’ şiirinde, ‘Muhammedî cihan’ dediği İslâm topraklarını, Ezân-ı Muhammedî’nin sadâsının kâmetine kâfi görmez; “Keşke sekiz yıllık padişahlığında doğuyu fetheden Yavuz Sultan Selim genç yaşta ölmeseydi de, onun kılıcıyla bütün bir âlemi, şân-ı Muhammedî fethetseydi!” temennisinde bulunur ve hislerini mısralara şöyle döker:“Emr-i bülendsin ey ezân-ı Muhammedî,Kâfi değil sadâna cihân-ı Muhammedî.Sultan Selim-i Evvel’i râm etmeyip ecel,Fethetmeliydi âlemi şân-ı Muhammedî.” Batıda Viyana kapıları, kuzeyde Kırım, güneyde Afrika kıtasının kuzey şeridi ve doğuda Mâveraünnehir’e kadar yayılan bir coğrafyada dalgalanan Muhammedî sancaklar, bir gün gerisin geriye çekilmek mecburiyetinde kalmıştı. Üsküp’ten, Edirne’ye kadar okunan Ezân-ı Muhammedîlerin yerini ıssız bir sessizlik kaplamıştı. Dün üç kıtada kükreyince sadâsı hemen her yerde duyulan muhteşem ecdadımızın, dişleri çekilip, tırnakları sökülerek üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımadaya sıkıştırılmasından alınacak çok ders vardır. Ecdadımızın en büyük mefkûresi kuru bir toprak kavgası değil, onun üzerindeki bayrak sevdası, iman davası ve ezan aşkıydı. Bütün yeryüzü Allah’ın bir mülkü olduğu hâlde, neden O’nun yâd-ı cemîli sadece İslâm topraklarında yankılanıyor?!.. Neden yeryüzünün şehâdet parmakları minareler, dünyanın her yerinden göklere doğru yükselmiyor?!.. Neden minarelerden bütün kâinata Ezân-ı Muhammedîler yayılmıyor?!.. Ezana hasret ülkeler, şehirler ve köyler.. hiç ezan sesi duymamış dağlar, ovalar, yaylalar, vadiler, ağaçlar, hayvanlar var. Daha ilerilere yayılacak iken, ezanın bir de okunageldiği İslâm coğrafyalarının küçümsenmeyecek bir kısmından da sürgün edilişi ve en azından susturuluşu karşısında Yavuz Sultan Selim’e, Kanûnî Sultan Süleyman’a, Fâtih Sultan Mehmet’e, onların şahs-ı mânevîsinde temsil edilen Yüce Ruh’a (sas) davetiyeler çıkarmayalım da ne yapalım?!.. Gökler ötesinden gelen davete icabet etmiş çağın Yavuzlarına, Selimlerine, Süleymanlarına, Fâtihlerine, Mehmetlerine selâm ve sevgilerimizi sunmamak mümkün mü?!.Üst üste yıkılışlardan sonra yaşanacak olan diriliş de, takdir-i ilâhîce ezan sesli olacaktı aşikâr. Şah Veliyyullah Dıhlevî’nin tespitiyle, ezan, risâlet vazifesinin Asr-ı Saadet’ten gelecek yüzyıllara bir uzantısı idi. Ve peygamber vârisleri âlimler, ârifler ve veliler, o ezan misyonunu, yani Hakk’a dâvet vazifesini îfâ ve icrâ ediyorlardı. İşte tam bu noktada devrin gürültülerini bastıran Davûdî bir ses yükseliyor ve diyordu ki: “Ey muhataplarım! Ben çok bağırıyorum. Zîrâ asr-ı sâlis-i aşrın (yani on üçüncü asrın) minaresinin başında durmuşum; sûreten medenî ve dinde lâkayt ve fikren mâzinin en derin derelerinde olanları câmiye dâvet ediyorum.”O, çağının müezzini idi. Doğuya vâiz-i umumî atanmak istenmişti de, o bu teklifi reddetmişti. Çünkü vâiz başkası olacaktı ve bu sefer vaaz batıdan başlayacaktı. Işık doğuda yanmış, batıyı aydınlatmaya başlamıştı, mumlar gibi. Ezan ve müezzin birer sembol olmuştu. Müezzin milleti camiye toplayan ezanı okuyacak, daha sonra da beklenen vâiz gelecek, namaz öncesi ümmete va’z ü nasihatte bulunacak ve onlara dinlerini öğretecekti. Vaaz bir işaret, vâiz bir remiz, hatta bir Râmiz’in soyundan olacaktı. ‘Orda uzakta bir cami’ vardı, ‘o caminin hatibi’ vardı. Minarelerin gölgesinde göz nuru, gönül aydınlığı nur topu gibi genç bir nesil yetişecekti ve –elhamdülillah- yetişmişti. Vâizler nesli, hatipler ordusuydu onlar. Kulaklarında Ezân-ı Muhammedî, kalblerinde sevdâ-ı Muhammedî. Edâlarında vâiz-i mev’ûdun edâsı, hâllerinde Hatîb-i Andelîb’in hâli vardı…Hz. Muhammed’den (sas) aldıkları mukaddes mefkûreyi gerçekleştirmek için binlerce defa niyet, yüzlerce defa biat etmişlerdi mânen, fikren, hissen, kalben ve rûhen. Mademki Ezân-ı Muhammedî Hakk’a çağrıdır, o hâlde cihanın dört bir tarafında gözlerinin yaşını ve alınlarının terini döken eğitim gönüllüleri de insanlığı hakikate çağırmakla “ezan misyonu”nu îfâ etmektedirler. Onlar, ezan neslidirler; ezansız semtlerin halklarını secdegâha çağırırlar; bütün insanlığı camiye, mescide, namazgâha, seccadeye ve ibadete davet eden ‘Âhirzaman Bilâlleri’dir. Onlar ‘minaresiz ve ezansız semtlerde doğan, Frenk terbiyesiyle yetişen çocukları’ ‘anne millet’e götürme işini üstlenmiş mürebbîler ve mürebbiyeler, muallim ve muallimelerdir; Bilâl-i Habeşî’nin (ra) Asr-ı Saadet’te okuduğu ezân-ı Muhammedî’nin Âhirzamandaki temsilcileridir. Bilâl (ra) denilince, akıllara birçok güzellikle birlikte, onun Efendimiz’in (sas) vefatından sonra Medine’den ayrılışı, bir daha ezan okumayışı, yıllar sonra bir gün Medine’ye döndüğünde ise ısrarlara dayanamayarak okuduğu ezan gelir. Onun (ra) Medine’de bir defa daha başlattığı ezan misyonunu cihanın dört bir tarafında tamamlamaya azmetmiş o sahabe-misâl nesillerin yürekleri de, tıpkı Bilâl’inki (ra) gibi, Devr-i Saadet’in hasret ve hicranıyla yanıp tutuşmaktadır. Gönüllerinde ocaklar yananlara selâm olsun! Birinde Bilâl-i Habeşî’nin (ra) sesi, diğerinde Amr İbn-i Ümm-i Mektûm el-A’mâ’nın (ra) nefesi, diğerinde Ebû Mahzûre’nin (ra) nağmesi, başkasında Sa’d el-Karad’ın (ra) yorumu. Kimdir onlar? Ülkelerin burçlarına tırmanmış, ellerini kulaklarına götürmüş, avazlarının çıktığı kadar Asr-ı Saadet’i bugüne üfleyen Âhirzaman garipleri… Onlar; “Benim mesajım güneşin doğup battığı her yere ulaşacaktır.” buyuran Allah Rasulü’nün (sas) bu müjdeli mesajını cihanın dört bir yanına taşımak için ağır bir yükün altına girmişler, yollara düşmüşlerdir. Âhirzaman Bilâlleri, Hz. Bilâl’in (ra) on dört asır önce Medine’de okumaya başladığı ezanı bugün bütün cihan coğrafyasında zamanın ruhunu yansıtan nefesleri, sözleri ve fiilleriyle tamamlamaya çalışıyorlar.
    ERİHNA YA BİLAL
    Etkilenmemek mümkün değil be gül yürekli can abim
    Selamların ve duaların en güzeli seninle olsun
    hayırlı geceler…

  8. Allah Resûlü hasta yatağında soğuk terler döküyor. Hazreti Aişe\’nin gözü yaşlı, Hazreti Ebu Bekr\’in başı yerde, Kainatın Efendisi ebedi yolculuğun eşiğinde son nefeslerini sayıyor. Medine soluk almadan bekliyor.Buruk yürekler, endişeli bakışlar ve köşelerde sessiz sessiz akıtılan göz yaşları… Tek istenilen şey, bir haber. Habibin sıhhat haberi. Fakat Alemlerin Rabbi daha fazla uzatmayacaktır dünya gurbetini Habibinin. Ahmedi’nin yüreğini daha üzmeyecektir bu çöllerde.İşte son an… son nefes… ve Habibin dudaklarından dökülen son söz: "Er\’rafiku-l a\’la! Er\’rafiku-l a\’la!" " Yüce dost! Yüce dost!"Kainatın Sevgilisi ulaşıyor dostunaEzan vaktidir. Resûlullah\’ın yokluğundaki ilk gecenin sabahı. Bilal elini kulağına götürmek için hazırlanıyor. Mukaddes daveti duyuracak. Lakin yüreği yanıyor. Yanık sesi, yanık yüreğiyle hepten hüzne bürünmüş başlıyor ezan-ı Muhammedi. Ve tam "Eşhedü enne Muhammederrasûlullah…" derken bir hıçkırık kopuveriyor Bilal\’in ciğerlerinden. Bilal ağlıyor, sahabeler ağlıyor. Dalga dalga hüznüyle yayılıyor gülbang-ı Ahmedî. Peygamber müezzini ezanı güçlükle bitirebiliyor.Medine… Peygamber şehri. Hiç böyle görmemişti bu şehri Bilal. Her bir taşından göz yaşı damlıyordu sanki. İşte bu sokaklardan yürümüştü Allah Resûlü. Bu mescitte oturmuştu. Şu kütüktü yaslanıp da hutbe okuduğu. Mübarek ayaklarının değdiği toprak bu topraktı. O\’nun gül kokusu sinmişti bu yerlere. Medine O\’nu bulduğu gün can bulmuştu. Ama şimdi o yoktu bu şehirde. Her zerresine hasretini nakşedip göçüp gitmişti işte. Bilal Medine\’de duramazdı artık. Baktığı her yönde O\’nun hatırasının canlandığı, yüreğine hicran ateşleri yağdıran bu şehirde kalamazdı. Hasretini bağrına basıp Şam\’a gitti. Aradan seneler geçti. Medine peygambersiz, ezanlar Bilalsiz seneler geçti. Halife defalarca Bilal\’i Medine\’ye çağırdı. Tüm ısrarlara rağmen peygamber müezzini kabul etmedi bu davetleri. Fakat bir gece Efendimiz (sav) rüyasına geldi Hazret-i Bilal\’in. Allah Resûlü (sav) nurlar içinde ona bakıyor, sitemvâri bir tavırla: "Ne zamandır beldemize uğramaz oldun Ya Bilal!" diyordu. Ertesi sabah Bilal, emri alan asker gibi fırladı. Derhal Medine yollarına koyuldu. Bilal\’in ne sıcakta pişen vücudu ne uzayan yollara bakan gözleri vardı. Hissettiği tek şey kalbindeki tarifsiz sızıydı. Özleten, ağlatan, yandıran bir sızı.Günlerce süren yolculuğun ardından Bilal, sevgilisini gömdüğü hicran şehrine ayaklarını basıyordu işte. Ve o gün Medine bir zamanlar çok iyi tanıdığı bir sesle açıyordu gözlerini sabaha. Sesi duyan daha iyi işitebilmek için kapılara koşuyordu. Sokaklara dökülen insanlar heyecan içinde birbirlerine tek bir şeyi haber veriyordu. "Bilal gelmiş! Seneler sonra Bilal Medine\’ye dönmüş." Kalpler sanki yerinden çıkacaktı. Sokaklarda kadınlar, çocuklar… Medine böyle bir şey görmemişti. Bütün şehir mescide akıyordu. Onlar bu sesi hep peygamber hayattayken duymuşlardı. Bu sesi işitip de gittiklerinde mescide Allah Resûlü\’nün o mübarek yüzünü görmüşlerdi yıllarca. Peki ya şimdi? İşte bu ses Bilal\’in sesiydi. Yoksa Muhammed Mustafa (sav) , kainatın biricik sevgilisi şimdi de mescitte miydi? Birisi deseydi ki: "Evet, Peygamberimiz (sav) mescitte, müminleri namaza bekliyor." Şüphesiz buna inanmayan kalmayacaktı. Bir anda çağlayan hisler o koskoca hakikati unutturuvermişti. Allah Resûlü artık aralarında yoktu ve dönmesi de mümkün değildi. İşte o dem herkes koyuverdi kendini. Genç, ihtiyar, kadın, çocuk herkes herkes ağlıyordu. Her şey ortadaydı. Bu ses bu semalarda Muhammed Aleyhisselamsızdı.Bilal de yüreğinin yangınlarına su serpiyordu gözyaşlarıyla. O da ağlıyordu.Hıçkırıklara karışan bu ezan bütün Medine\’yi ağlatmıştı. Bu Hazret-i Bilal\’in okuduğu son ezanı oldu. Şam\’a döndükten bir süre sonra o da Hakk\’ın rahmetine ulaştı.Alıntı

  9. ALLAH RAZI OLSUN BU ARALAR TAM İHTİYACIMA KARŞILIK BİR YAZI..
    Aslında ..diye başlar cümlelerim..
    Yüklem almadan biter gider her biri..
    Son nokta konulmaz nedense hiç birine..
    Kıyılmaz belki de , noktanın virgülüne..
    Aslında , asl iken yanıbaşımda..
    Aslıma kim(i) düşer, kimi karşı(m)da
    Tezahürü aynada gördüğü yüzüm
    Asl\’ımdır aslında , aslı kör/düğüm…

  10. Medine kokulu bir gül getirin bana Mekke kokulu bir bahar. Ravzadan bir ilik meltem getirin bana Yesil kubbeden kanatlanip uçan bir bülbül getirin, konsun gönlümün otagina. Ask nagmeleriyle inletsin ruhumu. Kizgin çöllerin yakan kumlarini koyun avuçlarima yüzüme süreyim. Onun ayak izlerinin degdigi sokaklari ben saçlarimla süpüreyim. Süpürüp her zerreyi basimin üstünde gezdireyim. Medine kokulu bir gül getirin bana, Mekke kokulu bir bahar. Nur dagindan bir inilti yayilsin çinlasin kulaklarimda. Bedirde bir dua okunsun bende amin diyeyim. Uhud da göz yasi dökülsün her damlada ben dizüstü çökeyim. Alin ruhumu bedenimden götürün Beytullaha, ilk söz veriste ki gibi secdeye varayim ve birakin o secdeden sevgilinin ebedi yurduna uçayim. Medine kokulu bir gül getirin bana Mekke kokulu bir bahari müjdeleyin. Ravzaya selamimi götürün, Minaya ahimi, Safa ile Merveye göz yaslarimi, Arafata dualarimi götürün. Allah\’ım nasibette uyanayim Medine kokulu bir gülün yaninda Mekke kokulu bir bahara. Çöllerin kavurucu sicaginda günahlarimi yakayim. Asip bütün mesafeleri o kutlu beldeye varayim. Nasibette varayim ve ya orada kalayim yada orada ebediyete uyanayim… Hz.Bilal yeniden ezanlar okusun. Necasi yeniden kucagini açsin, Taifte ki bütün taslar güllere dönsün. Gönüllerde ki putlar bir bir kirilsin ufkumuz da yeniden dolunay dogsun. Gelsin SEVGILI düslerime gelsin ben serabina dalayim,Onun huzurun da mumlar gibi eriyip sefkatine kanayim. Gayri hasretle yanan gönlümün Ondan baska tesellisi yok gelsin artik SEVGILI ve ben hep o rüyada kalayim… Hiç uyanmayayim. alıntı
     
    selam ve dua ile nur kardeşim …Rabbim yardımcın olsun…

  11. Neyin eksilir? 

    Belin kırılacak eğilme yazık!Şöyle dik durursan neyin eksilir?İnkâr tarlasına çakılan kazıkTakvada erirsen neyin eksilir?
    Gecikme, sen senden kaçıver birazDoğru ne, yalan ne seçiver birazYumma gözlerini, açıver birazGerçeği görürsen neyin eksilir?
    Putperesttin, ya ki puttun ne olduFarz et ki dünyayı yuttun ne olduGaddarlara alkış tuttun ne olduMağduru korursan neyin eksilir?
    Çok dolaştın gel-git bölgelerindeGözükmedin tevhit bölgelerindeHep kurudun ifrit gölgelerindeIşıkta kurusan neyin eksilir?
    Değildir bu zaman ricat zamanıEğlenme, kaçıyor necat zamanıVermen gerekeni hacet zamanıTalibe verirsen neyin eksilir?
    Muhalif rüzgârlar savurur taş, kumDalma rehavete değişir durumKestirme yollarda çoktur uçurumDüz yolda yürürsen neyin eksilir?
    Değmedi eline gül desteleriÇıkmadı ağzından aşk besteleriBenliğe saplanmış keresteleriBirliğe sürürsen neyin eksilir? Abdurrahim Karakoçblog konusuyla alakalı değil ama sevdiğim bir şiir paylaşmak istedim dua ile..s.a.

  12. S.A………(ERİHNA  YA  BİLAL !)MUTTEŞEM  Bİ YAZI   ……ÇOK AMA   ÇOK GÜZEL  …DEFALARCA OKUDUM.BİZLERİ AYAĞA KALDIR EY BİLAL,  BİZİ RABBİMİZLE BULUŞTUR ,ONUN HUZURUNDA HUZUR BULAMA YA ÇAĞIR… KENDİMİZLE YÜZLEŞMEYE ÇAĞIR. SAOL   ………. AHMED_İ PAK KARDEŞİM….RABBİMSENDEN RAZI OLSUN……ABLAN RUKAYYE.

  13. İmtihan gereği, müminlerden dört duvar arasına girenlerin; ülkelerini, ailelerini, işlerini bırakmak zorunda kalıp hicret edenleri unutulmaya yüz tutuğumuzda, ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…Dirliğimiz ve birliğimizin, samimiyet ve bağlılığımızın, kardeşlik ve dostluğumuzun, velayet ve bütünlüğümüzün yok olmaya başlamasıyla sünnetullahın işleyeceği helak ve (kevni büyük kıyamet gelmeden, daha dünya hayatında iken yaşayacağımız) kıyametten önce ‘Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Bizi Rabbimizle buluştur ey Bilâl…
     
    ALLAH RAZI OLSUN…SELAM VE DUA İLE…
     
    Erihnâ Yâ Bilâl!

  14. Vaktiyle, yol üzerinde bulunan bir dergahın dervişleri, yoldan geçen herkesi misafir kabul ediyordu. Burada hiç konuşulmuyordu. Dervişler anlatmak istediklerini kalben ifade ediyorlardı. Bir gün dergahın kapısına bir yolcu geldi. Yolcu kapıda öylece durdu ve bekledi. Burada, misafir geldiğini dervişler firaset yoluyla anlıyorlardı, o yüzden kapıda tokmak yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerdeki derviş, kapıda duran yolcuya baktı. Bir selamlaşmadan sonra söz\’süz konuşmaları başladı. Gelen yolcu, dergahta kalmak istiyordu. Derviş içeri girdi, sonra elinde ağzına kadar suyla dolu bir kapla döndü ve bu kabı yolcuya uzattı. Bu, yeni bir misafiri kabul edemeyecek kadar doluyuz demekti. Yolcu dergahın bahçesine girdi, aldığı bir gül yaprağını kabın içindeki suyun üstüne bıraktı. Gül yaprağı suyun üstünde yüzüyordu ve su taşmamıştı. Derviş kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı. Suyu taşırmayan bir gül yaprağına her zaman yer vardı.
      Gül yaprağı olmak üzere …Asrı saadetin güllerine selam ve muhabbetle…
    Allah razı olsun kardeşim selamet ve hayırla kal inşallah.

  15. Bilal..! Müezzinimiz..! Medine, Mekke, Hicaz derken, bugün ezanın dünyaya yayıldı, ey Bilal! Sadece dünkü Medine değil, bütün dünya bekliyor ezanını bugün..! Belki sesimiz kısık, sosyal talebimizi seslendirecek bir Ömer yok aramızda, hatırı sayılan..! Seninle hasbihal edebilecek kametten yoksunuz… Boynuna sarılıp yalvaracak bir Hasan ve Hüseyin\’den de mahrumuz bugün..! Bir fetret yaşıyoruz ki sorma..! \’Gel artık!\’ diyebilecek ne dudaklarımızda fer, ne de dizlerimizde derman kaldı. Bir bükük boynumuz var; akışı değiştireceğine inandığımız bu acziyetimizle, halimiz bir lisan, gözlerimiz rahmet kapısında ve ezanımızın okunacağı günü, bayram yaşayacağımız anı bekliyoruz."Erihnâ Yâ Bilâl!”….
    SEHADET sonumuz,FIRDEVS yurdumuz,KEVSER hayat suyumuz,PEYGAMBERIM (S.A.V) komsumuz,CEMALULLAH\’I SEYRETMEK enbüyük onurumuz olsunYA RAB…AMIN!!!
    yüreğin gibi saf yüreğin gibi temiz sayfanda bu güzellikliklere yer verdiğin için teşekkürler gül yürekli Ahmed kardeşim RABBİM seninle inşallah SELAM SEVGİ VE DUALARIMLA…

  16. Kesif bir kuşatılmışlığın içinde çırpınmanın yorgunluğudur üzerimizdeki. Kasırgalar, zayıf bedenimizi oradan oraya çarpıp durmakta. Nicedir güneşe hasret gözlerimiz ufku tarıyor umut içinde.Uzayan bu gece ne zamana dek?Ne zamana dek sürecek güneşe hasretliğimiz ey Bilal?
    Kalbimiz çelik bir mengeneyle sıkılıp duruyor. Necis ayaklar sinelerimizi çiğnemekte. Küfrün kirli pençeleri gırtlağımızı sıkıyor acımasızca. Boğulduk boğulacağız, daha ne duruyorsun ey Bilal? Ferahlat bizi, en hüzünlü anlarında ferahlattığın gibi Sevgililer Sevgilisini. Garip bir zamanın çocuklarıyız. İman, elimizde bir kor parçası, yakıyor inan. Sırtımızda ateşten bir gömlek, giymek ne zormuş ey Bilal! Ahir zamanmış içinde yaşadığımız. Ve bundanmış demek sünneti ihya etmenin fazileti. Dağlar gibi belaların altında eziliyoruz! Lut (as)’un çaresizliğidir an be an yaşadığımız. Erihna ya Bilal, sabahın yakın olduğu müjdesi bize de verilsin.
    Küfrün necis eli, en kutsal değerlerimize bile dokunmanın cür’eti içinde. Necaset gözlüğüyle görenler, örtüsüne tahammül edemiyor bacılarımızın. İnancını yaşamak isteyenlere ha bire daraltılıyor dünya. Bundan daha acısı da ey Bilal, kabahat işleyen insanların suçluluğu var inançlı insanlarda. ‘Ehad!’ diyecek insanları ne çok özlüyor gözlerimiz, bir bilsen! Erihna ya Bilal, dağ taş göğsünü gere gere İslam’ını haykırsın.
     En vahşi işkenceler üzerimizde denendi. Bileklerimizden kelepçeler hiç eksilmedi inan. Esaretin hüzünlü kokusu ilmek ilmek genlerimize dokundu. Kanlarımızla karılıyor harcı, karanlık hücrelerin. Karanlık ve soğuk, zehirli akrepler gibi etlerimizi ısırmakta. Rüyasına tabir isteyen arkadaşlardan da yoksunuz şimdi, ey Bilal! Züleyhalar çoğaldı, haddi hesabı yok kaprislerinin. Erihna ya Bilal, Yusuf (as)’u vezirliğe götüren yol bize de açılsın.
    Eriyip gidiyoruz bir kardeş kavgasının içinde. Sen-ben mücadelesinin üzerine kuruluyor bütün hesaplar. Gücümüz tükendi birbirimizle uğraşmaktan. Dağılıp parçalandık, bölünüp yutulduk. Sonra da azgın iştahlıların kursağında yem olduk. İmanla fethedilen topraklar bir bir çıktı elimizden. Kardeşliğimizi unutalı üşüştü üzerimize çakallar. Köleler konumuna düştük kendi vatanımızda. Erihna ya Bilal, uhuvvet anlamını bir kez daha bulsun.

    Kutsal bildiğimiz beldelerin hepsi işgal edildi. Mallar talan, canlar heder edildi. Oluk oluk kan akıyor mescidlerimizden. Oturup seyrettik kadınlarımızın namusuna el uzatılırken. ‘Bana dokunmuyor ya, yılan bin yıl yaşasın’ dedik. Kanıksamış gözlerle seyrediyoruz, biliyor musun çiğnenirken ırzlar. Ölüm sessizliğiyle izliyoruz Kudüs’ün, Mescid-i Aksa’nın harabiyetini. Erihna ya Bilal, Ben-i Nadr’i dize getiren gayret bize de verilsin. En azgın belaların ortasında yapayalnız kaldık. Bizi bağrına basacak bir Habeş ülkesi, adaletine güveneceğimiz bir Necaşi yok bugün. Yüzümüzü nereye çevirsek, yeryüzü daralıyor üzerimize. Vatan olacak bir Yesrib’e, evini paylaşacak Ensar’a büyüyor hasretliğimiz. Nereye dönsek Taif yüzlüler çıkıyor karşımıza. Üzerimize ha bire taşlar atılıyor sefih ellerden. Sığınacağımız ne bir bahçe, ne de haklılığımızı ikrar edecek Ninovalı Addas var. Resul (as)’ün hüzün ve şikâyetini daha iyi anlıyoruz şimdi. Erihna ya Bilal, Cebrail (as) dağlar meleğini bir kez daha getirsin. Eskisi gibi net değil saflar ey Bilal! Azizler tard edilip sefihler azizliğe soyundular. Tarumar edildi emanet ehliyetsizlerin elinde. Başımıza en radikal dindar kesildi çatal dilliler. Öncü diye takdim edildi İbn-i Selul’ün, Baura’nın torunları. Dinden nasibi olmayanların dilinde en temel farizalar bile tartışılır oldu. Hiç utanmadan, pervasızca değerlerimizi küçümsedi âlim bildiğimiz şahsiyetler. Durup izliyoruz bütün bunları bağlanan ellerimiz, gem vurulan dillerimizle. Temeli takva ile atılan mescitlerin yerinde yeller esiyor. Nifakın konuşulduğu mekânlar daha revaçta şimdi. Erihna ya Bilal, daha ne duruyorsun? Öyle bir ferahlat ki, fitne kokan mekânlar bir bir yıkılsın, münafıklar secdeye kapansın. İman sahipleri sıkışıp kaldı yüzlerce tercih arasında. Dünya mı, ahiret mi önceliği zorluyor bizi. Firavun daha bir pervasız şimdi elimizden düşeli asâ. Ateş dolu hendeklerin başında bekletiliyoruz kahkahalar arasında. İbrahim (as)’in tevekkülünden yoksunluğumuz daha bir kudurgan yapıyor ateş sahiplerini. Erihna ya Bilal, ateş bir kez daha serin ve selamet olsun.Hançereni yırtarcasına yükselt sesini yeniden, insu cin duysun tekbirlerini. Bizi de ağlat, Kudüs’te, Ömer (ra) ve arkadaşlarını ağlattığın gibi. Üzerimizdeki ölü toprak silkelensin, kırılsın boynumuzdaki esaret zincirleri. Kâinata meydan okuyan iman bir kez daha dolsun sinelerimize. İmdadımıza gelsin yeniden Cebrail (as)’in önderliğinde melekler, kalplerimize sekineyi indirsin. Kâfirin kalbi bir kez daha çatlasın, “Yürü ya Hayzum!” nidasıyla. Fetih Suresi’nin indiği ortamı yaşatsın bize ezanın. Bir öndere olan ihtiyacımız sinelerimizi dağlamasın artık. Erihna ya Bilal, Resul (as)’ün ardı sıra bağladığımız saflar yeniden sıklaşsın.
     
    Selam Dua ile güzel kardeşim.Hakkını helal et

  17. Bilal-i Habeşi mescide oturuyor, derin bir tefekküre dalmış. Aleminden neler geçiriyor bilmiyoruz; ama o tefekkür sırasında zaman zaman galeyana gelir ve:
    -ALLAH, ALLAH, Allaaaah!… Diye feryat eder. Biraz ötede bulunan Hazret-i Ömer bunu yerinde bir hareket olarak görmez. Efendimiz (SallALLAHu Aleyhi ve Sellem) Hazretleri\’ne şikayette bulunur.
    -Ya Resulullah, Bilal mescidde huzurumuzu bozuyor, zaman zaman ALLAH, ALLAH, Allaaaah!… Diye bağırıyor.
    -Niçin öyle yaptığını sordun mu?
    -Hayır sormadım.
    -Öyle ise çağır Bilal\’i de sebebini soralım. Az sonra Bilal huzura gelir. Efendimiz sorar:
    -Ya Bilal, nedir böyle zaman zaman coşmanın sebebi?
    Bakın Bilal neler anlatır:
    -Ya Resulullah der, ALLAH sana her şeyi vermiş; ama istediğin kimseye hidayet etme imkanı vermemiştir. Düşünüyorum da şayet Rabb\’im sana insanlara hidayet etmeyi de vermiş olsaydı, Habeşli bir köleye hidayet etme sırası gelir miydi, İslam\’ın ilk günlerinde? senin çevrende Mekke\’nin büyükleri, Haşim-i ailesinin yakınları, vardı. Önce onlara hidayet etmeyi isteyecektin. Habeşli siyahi köleye hidayet sırası kim bilir ne zaman gelecekti.

    Ama şimdi ben bu hidayet nimetine sahibim. Mekke\’nin ileri gelenlerinde olmayan saadete ermişim. İşte tefekkürümde bunları düşününce coşuyor, sevincimden ALLAH ALLAH, Allaaah! diye feryat etmekten kendimi alamıyorum. Taşkınlığımı hoş görüp bağışlasın, Ömer kardeşim beni.
    Ne dersiniz? En büyük nimet nedir?

    Bizim de şükretmemiz gerekir mi, Habeşli Bilal Efendimiz gibi? Bu taç bizim başımıza da konmuş mu? Farkında mıyız?
    selam ve dua üzerine olsun sözü fikri duası nur kardeşim…Firdevs bahçelerinin en Nurlu köşeleri senin olsun inş…dua ile …

  18. Kesif bir kuşatılmışlığın içinde çırpınmanın yorgunluğudur üzerimizdeki. Kasırgalar, zayıf bedenimizi oradan oraya çarpıp durmakta. Nicedir güneşe hasret gözlerimiz ufku tarıyor umut içinde.Uzayan bu gece ne zamana dek?Ne zamana dek sürecek güneşe hasretliğimiz ey Bilal? Kalbimiz çelik bir mengeneyle sıkılıp duruyor. Necis ayaklar sinelerimizi çiğnemekte. Küfrün kirli pençeleri gırtlağımızı sıkıyor acımasızca. Boğulduk boğulacağız, daha ne duruyorsun ey Bilal? Ferahlat bizi, en hüzünlü anlarında ferahlattığın gibi Sevgililer Sevgilisini.  Garip bir zamanın çocuklarıyız. İman, elimizde bir kor parçası, yakıyor inan. Sırtımızda ateşten bir gömlek, giymek ne zormuş ey Bilal! Ahir zamanmış içinde yaşadığımız. Ve bundanmış demek sünneti ihya etmenin fazileti. Dağlar gibi belaların altında eziliyoruz! Lut (as)\’un çaresizliğidir an be an yaşadığımız. Erihna ya Bilal, sabahın yakın olduğu müjdesi bize de verilsin.
    Küfrün necis eli, en kutsal değerlerimize bile dokunmanın cür\’eti içinde. Necaset gözlüğüyle görenler, örtüsüne tahammül edemiyor bacılarımızın. İnancını yaşamak isteyenlere ha bire daraltılıyor dünya. Bundan daha acısı da ey Bilal, kabahat işleyen insanların suçluluğu var inançlı insanlarda. \’Ehad!\’ diyecek insanları ne çok özlüyor gözlerimiz, bir bilsen! Erihna ya Bilal, dağ taş göğsünü gere gere İslam\’ını haykırsın. En vahşi işkenceler üzerimizde denendi. Bileklerimizden kelepçeler hiç eksilmedi inan. Esaretin hüzünlü kokusu ilmek ilmek genlerimize dokundu. Kanlarımızla karılıyor harcı, karanlık hücrelerin. Karanlık ve soğuk, zehirli akrepler gibi etlerimizi ısırmakta. Rüyasına tabir isteyen arkadaşlardan da yoksunuz şimdi, ey Bilal! Züleyhalar çoğaldı, haddi hesabı yok kaprislerinin. Erihna ya Bilal, Yusuf (as)\’u vezirliğe götüren yol bize de açılsın. Eriyip gidiyoruz bir kardeş kavgasının içinde. Sen-ben mücadelesinin üzerine kuruluyor bütün hesaplar. Gücümüz tükendi birbirimizle uğraşmaktan. Dağılıp parçalandık, bölünüp yutulduk. Sonra da azgın iştahlıların kursağında yem olduk. İmanla fethedilen topraklar bir bir çıktı elimizden. Kardeşliğimizi unutalı üşüştü üzerimize çakallar. Köleler konumuna düştük kendi vatanımızda. Erihna ya Bilal, uhuvvet anlamını bir kez daha bulsun. Kutsal bildiğimiz beldelerin hepsi işgal edildi. Mallar talan, canlar heder edildi. Oluk oluk kan akıyor mescidlerimizden. Oturup seyrettik kadınlarımızın namusuna el uzatılırken. \’Bana dokunmuyor ya, yılan bin yıl yaşasın\’ dedik. Kanıksamış gözlerle seyrediyoruz, biliyor musun çiğnenirken ırzlar. Ölüm sessizliğiyle izliyoruz Kudüs\’ün, Mescid-i Aksa\’nın harabiyetini. Erihna ya Bilal, Ben-i Nadr\’i dize getiren gayret bize de verilsin.   En azgın belaların ortasında yapayalnız kaldık. Bizi bağrına basacak bir Habeş ülkesi, adaletine güveneceğimiz bir Necaşi yok bugün. Yüzümüzü nereye çevirsek, yeryüzü daralıyor üzerimize. Vatan olacak bir Yesrib\’e, evini paylaşacak Ensar\’a büyüyor hasretliğimiz. Nereye dönsek Taif yüzlüler çıkıyor karşımıza. Üzerimize ha bire taşlar atılıyor sefih ellerden. Sığınacağımız ne bir bahçe, ne de haklılığımızı ikrar edecek Ninovalı Addas var. Resul (as)\’ün hüzün ve şikâyetini daha iyi anlıyoruz şimdi. Erihna ya Bilal, Cebrail (as) dağlar meleğini bir kez daha getirsin.  Eskisi gibi net değil saflar ey Bilal! Azizler tard edilip sefihler azizliğe soyundular. Tarumar edildi emanet ehliyetsizlerin elinde. Başımıza en radikal dindar kesildi çatal dilliler. Öncü diye takdim edildi İbn-i Selul\’ün, Baura\’nın torunları. Dinden nasibi olmayanların dilinde en temel farizalar bile tartışılır oldu. Hiç utanmadan, pervasızca değerlerimizi küçümsedi âlim bildiğimiz şahsiyetler. Durup izliyoruz bütün bunları bağlanan ellerimiz, gem vurulan dillerimizle. Temeli takva ile atılan mescitlerin yerinde yeller esiyor. Nifakın konuşulduğu mekânlar daha revaçta şimdi. Erihna ya Bilal, daha ne duruyorsun? Öyle bir ferahlat ki, fitne kokan mekânlar bir bir yıkılsın, münafıklar secdeye kapansın.  İman sahipleri sıkışıp kaldı yüzlerce tercih arasında. Dünya mı, ahiret mi önceliği zorluyor bizi. Firavun daha bir pervasız şimdi elimizden düşeli asâ. Ateş dolu hendeklerin başında bekletiliyoruz kahkahalar arasında. İbrahim (as)\’in tevekkülünden yoksunluğumuz daha bir kudurgan yapıyor ateş sahiplerini. Erihna ya Bilal, ateş bir kez daha serin ve selamet olsun. Hançereni yırtarcasına yükselt sesini yeniden, insu cin duysun tekbirlerini. Bizi de ağlat, Kudüs\’te, Ömer (ra) ve arkadaşlarını ağlattığın gibi.  Üzerimizdeki ölü toprak silkelensin, kırılsın boynumuzdaki esaret zincirleri. Kâinata meydan okuyan iman bir kez daha dolsun sinelerimize. İmdadımıza gelsin yeniden Cebrail (as)\’in önderliğinde melekler, kalplerimize sekineyi indirsin. Kâfirin kalbi bir kez daha çatlasın, "Yürü ya Hayzum!" nidasıyla.  Fetih Suresi\’nin indiği ortamı yaşatsın bize ezanın. Bir öndere olan ihtiyacımız sinelerimizi dağlamasın artık. Erihna ya Bilal, Resul (as)\’ün ardı sıra bağladığımız saflar yeniden sıklaşsın.

  19. Nasıl Olur da Sana Secde Etmez Bir İnsan
    Kaç trilyon hücreden, yaratırsın bedeni,Her bedene yüklersin, bir varoluş nedeni.Evrendeki her zerre, tesbih ederken seni,   Baş eğerken emrine, bu kâinat , bu mîzan;   Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.
     
    Ömür yetmez, verdiğin bir nefesin şükrüne,Ne mümkün bedel biçmek, yaşattığın bir güne.Cennetleri vâdettin, hem de Kur\’ân üstüne.   Haykırırken tabutlar, musallada an be an;   Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.
     
    Mûcizeler verirsin; kulak duyar, göz görür,Kalp atar, dil konuşur, el tutar, ayak yürür.Mal, mülk, evlât verirsin; hepsi de yüz güldürür,   Sağnak sağnak yağarken, bunca rahmet ve ihsan;   Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.
     
    Fırtınalı denizden, kurtarırsın kulunu,Bir şans daha verirsin, ve açarsın yolunu,Lâkin; Sana eş koşar, cübbesini, çulunu,   Bu büyük nankörlüğü, reddederken o vicdan,   Nasıl olur da Sana, secde etmez bir insan !.

  20. Ben Yalnızlık…, Sen kimsin? Her insan gibi bir çok şeyden bunalmış ve belkide isteklerinin gerçekleşemediğini görmüş bir halde bir kenara çekilmiş oturuyor , kendi kendisine düşünüyordu… Belki isyanın eşiğine gelmişti belkide ne olduğu bilmediği bir debdebe de hayatın vermiş olduğu yorgunlukla kalakalmıştı. Öylece düşünüyordu. Kimsenin kendisini göremeyeceği bir yere çekilmişti. Tek olmak istiyordu zaten yalnız olduğuna inandığı dünyada… Sağ omzuna biri dokundu ; tamda ağlamaya başlamışken ve aralarında şu diyalog geçti : -Niye ağlıyorsun -Neden ağlamayım , yalnızım… -Nasıl bu kanıya vardın? -Baksana kim var yanımda? kime derdimi anlatabiliyorum? kaç isteğim yerine geldi? hep kaybettim hep… -Peki sen yanında her zaman senin iyiliği düşünen , her zaman sana doğruyu gösteren , kalbinin en derin ve saklı yerlerindeki düşünceni bilen ve onları bilerek sana en güzeli veren birisi olsun istemezmisin? -öyle birisi yok ki… -Sen seni her zaman dinleyecek ve senden daha çok anlayacak ve senden hiç sıkılmayacak ne zaman istersen ister gecenin bir yarısı ister sabahın kör bir vakti ister öğlen vakti ne zaman istersen kapısını açacak bir dostun olmasını istemezmisin? -kim istemez ki… -Böyle bir dostun zaten var. -Benimle dalga mı geçiyorsun? öyle biri yok. Hani nerde? -O Allah -celle celalü- ; söyle bana : kaç kere ALLAH\’a sığındın? kaç kere O\’na dua ettin? kaç kere her işini O\’nun emirlerini düşünerek yaptın? Halbuki O hep senin yanındaydı ve her zaman seni gözlüyordu. Hep senin iyiliğin için sana yardım eyledi ve seni korudu. olmadı dediklerinin hepsinde bilmediğin hikmetler vardı. -Ben bir işe girmek istemiştim olmamıştı o hayırsızmıydı yani? -O işyeri parasal sıkıntıya düştü şimdi işçi çıkarıyor. -Ben bir adamla evlenmek istemiştim o da mı hayırsızdı yani? -O islam ahlakına sahip birisi değildi bak şimdi evlendiği kişiye kan kusturuyor. ALLAH kitabında "sizin şer bildiklerinizde hayır hayır bildiklerinizde şer vardır" buyuruyor. Hiç duymuşmuydun? -Hayır… -O halde artık duydun. ALLAH\’uTeala herkesin yanındadır. Sen yalnız değilsin seni her daim gözetleyen ALLAH var. O\’na uy,zira senin en yakın ve en iyi dostun "ALLAH\’ın yardımı sabredenlerin ve şükredenlerin yanındadır" diyor. -Ben O\’na hep isyan ettim beni kabul eder mi? -Sen isyan ettiğin süre zarfında sana rızk vermedi mi? -verdi… -Sıhhatini hep iyi tutmadı mı? -tuttu… -Geçiminde yardım etmedi mi? -etti… -İsyan ettiğin haldeyken bu kadar nimet veren O-na yönelince daha çok nimet vermez mi? -Doğru söylüyorsun… -Peki sen kimsin bana bu kadar şey anlatıp bana neden yol gösterdin? -Ben kalbinde yıllardır nefsine olan düşkünlüğünle yalnız bıraktığın vicdanınım

  21. ALLAH RAZI OLSUN KARDEŞİM
    NAMAZ DİNİN DİREĞİ EVİN HUZURU  BEREKETİDİR.
    RABBİM BİZLERİ HUZURUNDAN KOVMASIN.AMİN

  22. Seni Öyle Özledim ki
    Sana geleceğim açılsın yollarBitmiyor hasretim içim kan ağlarBu gönül derinden ah edip sızlarSenin aşkın yakar beni akar sultanımSenin aşkın yakar beni sultanım
    Öyle özledim ki sultanım seni Aşkın tutsak etti hem düşlerimiSevdalıyım sana kabul et beniSenin aşkın yakar beni yakar sultanım
    Sana kavuşursam tüm yaram dinerHasretim dertlerin kederim biter Duy bak aşığı sana ne söyler Senin aşkın yakar beni yakar sultanımSenin aşkın yakar beni sultanım
    Öyle özledim ki seni sultanım seniAşkın tutsak etti hem düşlerimiSevdalıyım sana kabul et beniSenin aşkın yakar beni yakar sultanımSenin aşkın yakar beni sultanım
    Sensiz gündüz gecem tarumar olduBilenler derdimi hep ağlar olduHayattan umudum bir nazar olduSenin aşkın yakar beni yakar sultanımSenin aşkın yakar beni sultanım
    Öyle özledim ki seni sultanım seniAşkın tutsak etti hem düşlerimiSevdalıyım sana kabul et beniSenin aşkın yakar beni yakar sultanımSenin aşkın yakar beni sultanım

  23. Ey biçareler! Mezaristana göçtüğünüz zaman, "Eyvah! Malımız harab olup, sa\’yimiz heba oldu; şu güzel ve geniş dünyadan gidip, dar bir toprağa girdik." demeyiniz, feryad edip me\’yus olmayınız… Çünki sizin herşey\’iniz muhafaza ediliyor. Her ameliniz yazılmıştır. Her hizmetiniz kaydedilmiştir. Hizmetinizin mükafatını verecek ve her hayır elinde ve her hayrı yapabilecek bir Zat-ı Zülcelal, sizi celb edip, yer altında muvakkaten durdurur. Sonra huzuruna aldırır. Ne mutlu sizlere ki; hizmetinizi ve vazifenizi bitirdiniz. Zahmetiniz bitti, rahata ve rahmete gidiyorsunuz. Hizmet, meşakkat bitti; ücret almağa gidiyorsunuz. Mektubat-Bediüzzaman 
    SELAM SEVGİ VE DUALARIMLA HAYIRLI GECELER HAYIRLI CUMALAR DİLİYORUM KAL SAGLICAKLA GÜL AHMED KARDEŞİM

  24. EY SİYAH GÜL…
     
    Vakit gecenin derinliğinde demleniyor şimdi ..Siyahlar içinde yer gök ,Sokaklar sessiz …Ve siyah çiğ taneleri düşüyor gözlerinden , günahtan kararmış yüreğime …Tenim siyahi değil belki , tenim kimseyi rahatsız etmiyor ..Peki ya yüreğim …Uykusuz kaldığım siyah gecelerde , gözlerimi yakan siyahi yüreğim ..Ya Bilal ,Bedeni siyahlar içinde olan,Ve ama yüreği yıldızlardanda parlak zat !..Siyah Gülüm …Hangi kelimelerle anlatabilirim ki acizliğimi ?Hangi kelime seni anlatmaya muktedir ki ?Senden asırlar sonrasında .Ve dahi seni bile bile , Senden öte O\’nu bile bile ,Terketmişken bedenimi siyahi boşluklara ,Yüzüm yok bir harf bile söylemeye..ama yok kimsem … O\’ndan başka ,O\’nun dostlarından başka kimsem yok derdimi söylemeye ..Ey siyah gül !..Gül\’e dost oldun , Gül\’ün kokusunu duydun ,Bedenin taşlarla zulmedilip, yüreğin satın alınmak istenirken ,Ehad ! dedin , daha da yüreklendin ..Birkez bile isyan etmedin siyahi tenine ..Yüreğine sığındın her \’\’ siyahi köle \’\’ seslenişlerinden ..Çünkü AŞK vardı yüreğinde , gerçek AŞK ..Şimdi ben yüreğimi görmek istesem ,Yüreğimde ne var diye sorsam ..Karanlık sokaklar karşılar ancak gözlerimi,Lambasını yitirmiş siyahi sokaklar ..Ey siyah gül ! ..Gözlerinden dökülen siyah çiğ taneleriyle yıkasam yüreğimi ,Gözlerimi yıkasam , dost kabul edermisin beni ?..Öyle zor ki buralarda yaşamakKalabalık yalnızlıklar sardı şehirleri ,Evlerde şeytanlar hüküm sürüyor artık ,Ve şeytan hiç zorlanmıyor işini yaparken !..Dillerde kutsal kelimeler geziniyor bolca,Ama gözler hep boşlukta , bedenler yalanda …Kelimelerin ve dahi herşeyin Rabbine sığınırken ,Korkuyorum bu günlerde ey Bilal ! …Ya sevmezse O beni ..O sevmezse sen de sevmezsin diye korkuyorum ..Korkudan üşümüş ellerimi tutsan , dua etsen bana ..Yıldızlardan parlak yüreğinle ,Senden asırlar sonrasında yaşayan bu acize dua etsen …Şimdi gözlerimde hayalin ,Okunan ezanlarda sesini duymuşçasına yad ederken seni ,Seni seviyorum ey Bilal ,Gül\’ü seviyorum çünkü ,O\’nu seviyorum ..
    alıntı

  25. İşte asrı saadette bir gün, kâinatın kalbi olan Medine\’de, kainatın övünç kaynağı Resûlü (sallallahu aleyhi vesellem) konuşuyor: “Erihnâ Ya Bilal” (Ezan ile bizi ferahlandır) İşte Hazreti Bilal (radıyallahu anh) ezan okuyor ötelerden… Aman Ya Rabbi! Keşke bir kez duyabilseydik, Resûlü\’nün müezzininden bu muhteşem sedayı. Ey mübarek sedâ-yı Dâvûdî!Muhteşem ezan, ezanım, ezanımız; o gün de ferahlattın sineleri, bugün de seninle ferahlıyor mahzun yürekler, susamış bağırlar. Yüreğim sıkılıyor; bütün iç disiplini tahrip edilmiş, manadan yoksun yürekler karşısında… Ferahlat yüreğimi, kuşatsın gönlümü ahengin, ey sevgili mübarek ezanım! Zaman durur, kâinat seni dinlerken, doldurur evreni eşsiz bir huzur ve sûrur. Susma ne olur, düş yüreğimin sınırlarına, koru fıtratımı, çalmasınlar şahsiyetimi, şerefimi, yâdımı. Hayata madde ve şehvet gözlüğünden bakan kokuşmuş yaklaşımlar karşısında; iman adına, mukaddesat adına, insanlık adına bu çağın beklediği nefes; ötelerden süzülüp gelen pörsümez, solmaz yeni, senin nefesin! Kulaklarını bu sese tıkayıp özgürlük teranesi okuyanlar, işte bu seda, işte bu ses, özü gürleştiren, özgürleştiren bedenleri ve ruhları… Rabbe kul olmanın çağrısı bu, söz verip de tutamadığımız ahitlerimiz… Takımlar tuttuk, partiler tuttuk, adamlar tuttuk ama kendimizi tutamadık. Uyduk tutamadığımız nefislerimize. Ey ezanım!.. Ulvi ve garip sedam, tut beni ne olur!Ahenginle, gelişinle her vakit efsunla vicdanımı, vicdanlarımızı… Oğlunu cepheye uğurlayan Anadolu gibi, ana gibi, hani demişti ya: "Oğlum babanı Dimetoka\’da, dayını Şıpka\’da, ağabeylerini de Çanakkale\’de kurban verdim. Git! Sen de git oğul! Minareler ezansız, camiler Kur\’an\’sız kalmasın!" diye…Sen susma ezanım! Susturmasın seni Yüce Mevlam, kalmasın minareler ezansız. Yadellerde sana hasret olanların hüznü var derunumda, koşarken vatanına bir ezan sesi duymak için. Erihna Ya Bilal! Ferahlat bizi kıyamete kadar, sonsuza değin… Ruhlar eskimeyen esvaplarını giyiniyor, bahar yüklü ıtırların. Suyun içinde ahenkle raks eden yosunları seyreder gibi, yağmur damlalarının duru sulara düşüşü gibi sen düşerken kâinatın bağrına; bir kayanın üzerine oturup da dinlesem seni, bu girift halimi dinlesem seninle birlikte. Şair; "Mecnunsan sus" diyor. İşte sustum, seni dinliyorum…ZEKERİYA MARALGülistan Dergisi
     
    selam ve dua ile kardeşim Ahmed-i nur…

  26. Aşkın AşkıHüdanın sırrı var aşk ateşindeAşka aşığım ben leylaya değilGiderim canana aşk güneşindeYolların hangisi Mevla’ya değilAşkıyla sararıp solmaya geldimMarifet nuruyla dolmaya geldimFazilet yolunda olmaya geldimBir ekmek uğruna kavgaya değilBu gönül yar için kurbana giderManadan manaya seyrana giderGönülden gönüle canana giderRağbetim dışarı dünyaya değilAşkıyla sararıp solmaya geldimMarifet nuruyla dolmaya geldimFazilet yolunda olmaya geldimBir ekmek uğruna kavgaya değilYücelir manaya bel bağlayanlarHakikat yolunda zevk sağlayanlarBeden ve gönülle göz eyleyenlerDünyaya dalmıştır sevdaya değilAşkıyla sararıp solmaya geldimMarifet nuruyla dolmaya geldimFazilet yolunda olmaya geldimBir ekmek uğruna kavgaya değil
    h.sabahlar günün güzel geçsin cann s.a Rabbim seninle inşallah
     

  27. Yüzüm tutmuyor seni terki dile getirmeyeSecde de yüzüm olur musun ey namazBak, beden kirinden arınmışBükülmez denilen bel rükü naralarındaSeni terk eden halim yine senin haline bürünmüşEdebine boyar mısın beni ey namazSabahım olur musunHer tekbir bir tövbe misaliGirizgaha niyet misali cennete hazırlığım olur musun
    Sana geldim ey namazYüzüm tutmuyor nefsi sana tercih ettiğimi söylemeyeBeni günahıma tercih eder misin ey namazGünün bölünmüşlüğünde seni düşünmedimDünya ile hal olup keyfin haline girdimGün ortasında beni toplayan hal olur musunGünün gelişmesinde sükunete gelişim olur musun ey namaz
    Sana geldim ey namazYüzüm tutmuyor hadisi unuttum demeye“Kim sabah ve ikindi namazını kılarsa cennete girer”Dilim varmıyor seni kazalarda terk ettim demeye
    Sana geldim ey namaz nefsi kazalarımaYaramı sarar yardımım olur musunBak, toprağa gelmeye dizlerim secdendeDilim varmıyor kibrimi söylemeyeKibrimi yakan kibritim olur musunHer yanış bir yıkanış misaliCennete hazırlığım olur musun ey namaz
    Işığına yandığım güneş gitmek üzereYıldızlar keşfe çıkacakmış sankiAldandım güneşlerin ışığına yıldızların nazınaAkşamları karanlığıma nur olur musun ey namazSustu alem, bir ezan gökkubbedeKıyamet mi kopacak koşturmada bedenlerFarzına yetişeceğim en güzel telaşım olur musun
    Sana geldim ey namazAkşamıma nur olur musunAyın her hali seni anlatırEtrafında yıldızlar saf tutmaktaAşıklar seni seyre dalmaktaBedenler kıyamda ruhlar gökkubbede sohbetteRahman ve Rahime götürenim olur musun ey namazSana geldim geldim ey namazBeş vakitte birliğimi O’na götürür müsün?
    Senai Demirci
    Allah senden razı olsun Ahmed kardesım her daim bir yazınla hızır oluyorsun hayata :\'((((
    Erihnâ Yâ Bilâl!”…. Erihnâ Yâ Bilâl!”….
              Erihnâ Yâ Bilâl!”….
     

  28. Yâ Rasûlallah Seni sevmek dü âlemde saâdet yâ Rasûlallah Ona vuslat da sendendir bu âdet yâ Rasûlallah Seni sevmekle eşyayı yarattı Kadir-u Hallak Bu sırra ermeye senden şefâat yâ Rasûlallah Buna şâhid ve bürhandır hitabı Rabbimin "levlâk" Senin şanın dü kevneyne seyâdet yâ Rasûlallah Dedi Allah "Habibim, rahmeten li\’l-âlemînsin sen" Bu rahmetten kime olmaz meserret yâ Rasûlallah Harîm-i "kabe kavseyne" eren yoktur cüdâ senden Ulüvv-i kadrine eyler şehâdet yâ Rasûlallah Sana derse "Habîbim" bir şerîki olmayan Allah Habîb olman bize eşsiz keramet yâ Rasûlallah Gönül ister ki hubbun bahrine dalsın fenâ bulsun Kerem et âh n\’olur artık, murâd et yâ Rasûlallah
     
    selam ve dua ile kardeşim…Rabbime emanetle nurum…

  29. On dört asır evvel Bilali getirmişlerdi yerin kalbine ve ne olur bize bir defa daha ezan okur musun demişlerdi. Kıramamıştı büyük Ömeri ve gelmişti işte. Ezanı okumuş ve yarıya gelmişti ki tamamlayamamıştı, dizlerinin bağı çözülmüş ve yarıda kesmişti. Ne yapsın ki Muhammed Resulullah diyecekti ama o yoktu ki. Sadık dost yoktu ve Bilal tamamlamayacaktı ezanı. Sonra izin isteyip ne olur bana izin verin Resulullah yoksa okuyamam, izin verin şama geri döneyim. Gözleri yaş dolu ve hıçkırık kabenin etrafında. Hıçkırıklar içinde ayrılıp gitmişti yarım kalmış ezanıyla. Bilalin yarım bırakmasında aslında bir remiz vardı ve manası açıktı. Mahzun nebi ismim üzerinde güneşin doğup battığı her yere gidecek demişti yani Muhammed Resulullah söylenecekti. Yani ezanın ikinci kısmı tamamlanacaktı ahir zamanda elbet. Bu ezanı asrın Bilalleri okuyacaktı besbelli. Gittikleri her yere Muhammed Resulullahı götürecek ve Bilalin gırtlağında takılıp kalan kelimeyi cihana haykıracaklardı.Yirmi ve yirmi birinci asır, siyahi insanların hüzün yılları olacaktı. Siyah denecek ve hor görülecekti Bilalin nesli. İşte bu asırda yeni Bilaller doğacaktı Anadoluda. Anadolu, ana olacak Bilaller doğuracaktı ezana ve öyle oldu. Şimdi Bilalin nesline bu topraklardan ezan götürme vakti ve onun neslinin başını okşama zamanı.Şamda medfun şu anda nebinin müezzini. Ama yirminci asrın minaresinde oturmuş asrın müezzini, camiye daveti başlatırken aynı zamanda İslam aleminin doğuş hutbesini de Şam da hutbe-i şamiye namıyla okuyacaktı. bu hutbenin okunduğu yerin Şam olması ilginçti ama tesadüf değildi elbette. Alemin, islamın hastalıklarını tespit edecek ve reçetesini yazacaktı. Sonra dönecekti Anadoluya.Şimdi Anadolu bu reçeteyi cihana yayma gayretinde ve Şam’ın misafirine ezanı okuma vakti.Selam size asrın Bilalleri selam size asrın hatibi….Ezanı gür okuyun ne olur ve çabuk duyurun cihana. Namaz vakti daraldı çabuk okuyun ezanı alem kalksın kıyama. Ümmete gür okuyun bilalin nağmesini. Okuyun ki mahzun olmasın Bilal.Sıkılınca erihne ya Bilal diyordu mahzun nebi. Bizi rahatlat ferahlat ya Bilal… ve Bilal başlardı ezan okumaya. Eller kulaklara ve rahatlatın ümmeti ve rahatlatın Bilali. Muhammed Resulullah’ı cihana yayın…Selam size ey Bilaller, selam size ey muştulu nesil….Şerif Aydın
     
    selam ve dua ile hayırlı sabahlar can kardeşim…

  30. Fethullah Gülen Hocaefendi Anlatımıyla;Bir gün rüyasında Efendimiz’i görmüş, ‘Beni ziyaret etmeyecek misin?’ diyerek kendisini Medine’ye davet etmişti. Bu davete büyük bir şevkle icabet etti. Medine’de eski hatıraları yeniden tüllendi. Resul-i Ekrem’le beraber yaşadığı şeyleri bir kere daha yaşadı. Her tarafı dolaştı, zaman zaman gözyaşlarını tutamayarak ağladı.Mescid-i Nebevi’nin etrafında dolaşırken onu görenler çevresini sardı. Müezzin-i Resul, Peygamber’in (sas) Müezzini gelmişti. Hazreti Hasan ve Hazreti Hüseyin boynuna dolandı. “Ne olur Ya Bilal, ne olur bir kere daha oku ezanı!” diye yalvardılar.Efendimiz, ezan vakti gelince, “Erihna yâ Bilâl!”, “Bizi ferahlat ey Bilâl!” demez miydi…Yıllar sonra bir daha mescidin duvarına çıktı. Kalbi, elleri, dudakları, göz pınarları titriyordu. Tarihin son kez şahit olacağı Bilâl’e has son ezanı okumaya başladı.İlk “Allahü Ekber, Allahü Ekber” dediğinde mesciddekilerin dizlerinin bağı çoktan çözülmüştü. Bütün Medine ahalisi akın akın Mescid-i Nebevi’ye koşmaya başladı.Ses, Peygamber’in müezzininin sesiydi.O mu (sas) gelmişti? Bir mucize miydi, yaşanan… Geldiğini sandılar koşarken…Mescide girdiklerinde Bilal’i gördüler ezan okurken… Sıra “Eşhedü enne Muhammeden Resulullah”a gelince Bilal bunu ancak bir kez söyleyebildi. İkincisine ne onun ne de onu dinleyenlerin takati kalmamıştı.Peygamber dostlarının, peygamber âşıklarının kucağına yığılıverdi.Mescid-i Nebevi’yi hıçkırıklar sarmıştı.Ezan-ı Muhammedî’yi, Efendisi’nin (sas) emriyle ilk okuyan oydu.İki Cihan Serveri’nin vefat ettiği gün de son ezanı yine o okumuştuMEVLAMA EMANET OLUN İNŞALALH

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s