…Ona abd olmak ve asker olmak ne kadar kârlı bir ticaret…

                                             Risalei Nur Külliyatından Altıncı Söz

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
اِنَّ اللهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ
"Allah mü’minlerden canlarını ve mallarını, karşılığında Cenneti onlara vermek suretiyle satın almıştır.” Tevbe Sûresi,111.

NEFİS VE MALINI Cenâb-ı Hakka satmak ve Ona abd olmak ve asker olmak ne kadar kârlı bir ticaret, ne kadar şerefli bir rütbe olduğunu anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciği dinle:

Bir zaman bir padişah, raiyetinden iki adama, herbirisine emaneten birer çiftlik verir ki, içinde fabrika, makine, at, silâh gibi herşey var. Fakat fırtınalı bir muharebe zamanı olduğundan hiçbir şey kararında kalmaz; ya mahvolur veya tebeddül eder, gider. Padişah, o iki nefere, kemâl-i merhametinden, bir yaver-i ekremini gönderdi. Gayet merhametkâr bir ferman ile onlara diyordu:

“Elinizde olan emanetimi bana satınız; ta sizin için muhafaza edeyim, beyhude zayi olmasın. Hem muharebe bittikten sonra size daha güzel bir surette iade edeceğim. Hem güya o emanet malınızdır; pek büyük bir fiyat size vereceğim. Hem o makine ve fabrikadaki aletler benim namımla ve benim destgâhımda işlettirilecek; hem fiyatı, hem ücretleri birden bine yükselecek. Bütün o kârı size vereceğim. Hem de siz, âciz ve fakirsiniz. O koca işlerin masârifâtını tedarik edemezsiniz. Bütün masarifatı ve levâzımatı, ben deruhte ederim. Bütün varidatı ve menfaatı size vereceğim. Hem de terhisat zamanına kadar elinizde bırakacağım. İşte beş mertebe kâr içinde kâr!

“Eğer bana satmazsanız, zaten görüyorsunuz ki, hiç kimse elindekini muhafaza edemiyor. Herkes gibi elinizden çıkacak. Hem beyhude gidecek; hem o yüksek fiyattan mahrum kalacaksınız. Hem o nazik, kıymettar aletler, mizanlar, istimal edilecek şahane madenler ve işler bulmadığından, bütün bütün kıymetten düşecekler. Hem idare ve muhafaza zahmeti ve külfeti başınıza kalacak. Hem emanette hıyanet cezasını göreceksiniz. İşte beş derece hasâret içinde hasâret!

“Hem de bana satmak ise, bana asker olup benim namımla tasarruf etmek demektir. Adi bir esir ve başıbozuğa bedel, âli bir padişahın has, serbest bir yaver i askeri olursunuz.”

Onlar şu iltifatı ve fermanı dinledikten sonra, o iki adamdan aklı başında olanı dedi: “Başüstüne! Ben maaliftihar satarım, hem bin teşekkür ederim.”
Diğeri mağrur, nefsi firavunlaşmış, hodbin, ayyaş, güya ebedî o çiftlikte kalacak gibi dünya zelzele ve dağdağalarından haberi yok, dedi: “Yok yok, padişah kimdir? Ben mülkümü satmam, keyfimi bozmam.”

Biraz zaman sonra birinci adam öyle bir mertebeye çıktı ki, herkes haline gıpta ederdi. Padişahın lûtfuna mazhar olmuş; has sarayında saadetle yaşıyor. Diğeri öyle bir hale giriftar olmuş ki, herkes ona acıyor, hem “Müstehak!” diyor. Çünkü hatasının neticesi olarak, hem saadeti ve mülkü gitmiş, hem ceza ve azap çekiyor.

İşte, ey nefs-i pürheves! Şu misalin dürbünüyle hakikatin yüzüne bak. Amma o padişah ise, Ezel-Ebed Sultanı olan Rabbin, Hâlıkındır. Ve o çiftlikler, makineler, aletler, mîzanlar ise, senin daire-i hayatın içindeki mâmelekin ve o mâmelekin içindeki cisim, ruh ve kalbin ve onlar içindeki göz ve dil, akıl ve hayal gibi zahirî ve batınî hasselerindir. Ve o yaver-i ekrem ise, Resul-i Kerîmdir. Ve o ferman-ı ahkem ise, Kur’ân-ı Hakîmdir ki, bahsinde bulunduğumuz ticaret-i azîmeyi şu âyetle ilân ediyor:

اِنَّ اللهَ اشْتَرٰى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ اَنْفُسَهُمْ وَاَمْوَالَهُمْ بِاَنَّ لَهُمُ الْجَنَّةَ "Allah mü’minlerden canlarını ve mallarını, karşılığında Cenneti onlara vermek suretiyle satın almıştır.” Tevbe Sûresi, 111.   Ve o dalgalı muharebe meydanı ise, şu fırtınalı dünya yüzüdür ki, durmuyor, dönüyor, bozuluyor ve her insanın aklına şu fikri veriyor: “Madem herşey elimizden çıkacak, fânî olup kaybolacak. Acaba bâkîye tebdil edip ibkà etmek çaresi yok mu?” deyip düşünürken, birden semâvî sadâ-yı Kur’ân işitiliyor. Der:

“Evet, var. Hem beş mertebe kârlı bir surette, güzel ve rahat bir çaresi var.”

Sual : Nedir?

Elcevap: Emaneti sahib-i hakikîsine satmak. İşte o satışta beş derece kâr içinde kâr var.

Birinci kâr: Fânî mal bekà bulur. Çünkü Kayyûm-u Bâkî olan Zât-ı Zülcelâle verilen ve Onun yolunda sarf edilen şu ömr-ü zâil, bâkîye inkılâb eder, bâkî meyveler verir. O vakit ömür dakikaları, adeta tohumlar, çekirdekler hükmünde, zahiren fena bulur, çürür; fakat âlem-i bekàda saadet çiçekleri açarlar ve sünbüllenirler ve âlem-i berzahta ziyâdâr, mûnis birer manzara olurlar.

İkinci kâr: Cennet gibi bir fiyat veriliyor.

Üçüncü kâr: Her âzâ ve hasselerin kıymeti birden bine çıkar. Meselâ akıl bir alettir. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, öyle meş’um ve müz’iç ve muacciz bir alet olur ki, geçmiş zamanın âlâm-ı hazinanesini ve gelecek zamanın ehvâl-i muhavvifanesini senin bu biçare başına yükletecek; yümünsüz ve muzır bir alet derekesine iner. İşte bunun içindir ki, fâsık adam, aklın iz’aç ve tacizinden kurtulmak için, galiben ya sarhoşluğa veya eğlenceye kaçar. Eğer Mâlik-i Hakikîsine satılsa ve Onun hesabına çalıştırsan, akıl öyle tılsımlı bir anahtar olur ki, şu kâinatta olan nihayetsiz rahmet hazinelerini ve hikmet definelerini açar. Ve bununla sahibini saadet-i ebediyeye müheyya eden bir mürşid-i Rabbânî derecesine çıkar.

Meselâ göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyirle şehvet ve heves-i nefsaniyeye bir kavvad derekesindebir hizmetkâr olur. Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîrine satsan ve Onun hesabına ve izni dairesinde çalıştırsan, o zaman şu göz, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir mütalâacısı ve şu âlemdeki mucizât-ı san’at-ı Rabbaniyenin bir seyircisi ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar.

Meselâ dildeki kuvve-i zâikayı Fâtır-ı Hakîmine satmazsan, belki nefis hesabına, mide namına çalıştırsan, o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derekesine iner, sukut eder. Eğer Rezzâk-ı Kerîme satsan, o zaman dildeki kuvve-i zâika, rahmet-i İlâhiye hazinelerinin bir nâzır-ı mâhiri ve kudret-i Samedâniye matbahlarının bir müfettiş-i şâkiri rütbesine çıkar.

İşte, ey akıl, dikkat et! Meş’um bir alet nerede, kâinat anahtarı nerede? Ey göz, güzel bak! Adi bir kavvad nerede, kütüphane-i İlâhînin mütefennin bir nâzırı nerede? Ve ey dil, iyi tat! Bir tavla kapıcısı ve bir fabrika yasakçısı nerede, hazine-i hassa-i rahmet nâzırı nerede?

Ve daha bunlar gibi başka aletleri ve âzâları kıyas etsen anlarsın ki, hakikaten mü’min Cennete lâyık ve kâfir Cehenneme muvafık bir mahiyet kesb eder. Ve onların herbiri öyle bir kıymet almalarının sebebi, mü’min imanıyla Hâlıkının emanetini Onun namına ve izni dairesinde istimal etmesidir. Ve kâfir hıyanet edip nefs-i emmâre hesabına çalıştırmasıdır.

Dördüncü kâr: İnsan zayıftır; belâları çok. Fakirdir; ihtiyacı pek ziyade. Âcizdir; hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâle dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azap içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar. Ya sarhoş ya canavar eder.

Beşinci kâr: Bütün o âzâ ve aletlerin ibadeti ve tesbihâtı ve o yüksek ücretleri, en muhtaç olduğun bir zamanda Cennet yemişleri suretinde sana verileceğine,ehl-i zevk ve keşif ve ehl-i ihtisas ve müşahede ittifak etmişler.
İşte bu beş mertebe kârlı ticareti yapmazsan, şu kârlardan mahrumiyetten başka, beş derece hasâret içinde hasârete düşeceksin.

Birinci hasâret: O kadar sevdiğin mal ve evlât ve perestiş ettiğin nefis ve hevâ ve meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, senin elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükletecekler.

İkinci hasâret: Emanete hıyanet cezasını çekeceksin. Çünkü en kıymettar aletleri en kıymetsiz şeylerde sarf edip nefsine zulmettin.

Üçüncü hasâret: Bütün o kıymettar cihazât-ı insaniyeyi hayvanlıktan çok aşağı bir derekeye düşürüp hikmet-i İlâhiyeye iftira ve zulmettin.

Dördüncü hasâret: Acz ve fakrınla beraber, o pek ağır hayat yükünü zayıf beline yükleyip zevâl ve firak sillesi altında daim vâveylâ edeceksin.

Beşinci hasâret: Hayat-ı ebediye esasatını ve saadet-i uhreviye levazımatını tedarik etmek için verilen akıl, kalb, göz, dil gibi güzel hediye-i Rahmâniyeyi, Cehennem kapılarını sana açacak çirkin bir surete çevirmektir.
Şimdi satmaya bakacağız. Acaba o kadar ağır birşey midir ki, çokları satmaktan kaçıyorlar?

Yok, kat’a ve asla! Hiç öyle ağırlığı yoktur. Zira helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır. Allah’a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez. Vazife ise, yalnız bir asker gibi, Allah namına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı. Kusur etse, istiğfar etmeli.

“Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin” demeli ve Ona yalvarmalı.
 

Reklamlar

13 Yanıt

  1.  can kardesım bu kadar olur bu guzel bıloklar ellerıne saglık  o guzel yureyınede sen hep var ol eyer senı bu nete gormesem  cok cok uzulurum kardesım sevgıler ve cok cok saygılarımla sana saygı deyer  rabım senı korusun  ahlakı ve ıslamı konuları cok guzel bızlere gosterıyorsun rabım bunların karsılıgını sana en guzel sekılde versın amın amın amın.

  2. ZULME KARŞI DURMAK İÇİN NEHİR OLUP AKAN GELSİNKÜFRE KORKU SALMAK İÇİN ÖLÜMLERE KOŞAN GELSİNİNTİKAMLAR ALMAK İÇİN SELLER GİBİ COŞAN GELSİNKIYAMLARA KALKMAK İÇİN GÖZÜ KARA OLAN GELSİNMÜŞRİKLERİ YIKMAK İÇİN GÖNLÜ YARA OLAN GELSİNİMAN İLE ÖLMEK İÇİN ŞERİATA UYAN GELSİN…..
    Eline yüreğine sağlık canım kardeşimin rabbim rızasından bir saniye bile ayırmasın slm ve dua ile hep hayırla kal

  3. AZİZ,SIDDIK AHMED ABİCİĞİM,ALLAH RAZI OLSUN..
     
    Organlarımızı Allah\’a satmakİnsan vücudu bir çiftliğe benzer. Bu çiftlik bize emaneten verilmiştir. Organlarımız, çiftlikteki aletler, makineler gibidir.Bu çiftliği çiftlik sahibinin isteğine uygun çalıştırmamız lazım. Bunun için de çiftlik sahibi diyor ki:"Organlarınızı bana satın… Karşılığında cennet gibi bir fiyat vereceğim. Hem görüyorsunuz, organlarınıza sahip çıkamıyorsunuz. Çeşitli hastalıklar, sakatlanmalar, yaşlılık, organlarınızı sizden alıp götürüyor. Kalp uzmanı dahi kalbine sahip çıkamıyor. Eğer organlarınızı, hakiki sahibi olan Allah\’a satarsanız, onların değeri birden bine çıkacak."Nasıl ki kıymetli şeyler müzede muhafaza ediliyor, aynı şekilde insanların kıymeti de gösteriyor ki, bu organlar ebediyet müzesinde korunmalıdır.Acaba bu organları Sahib-i Hakikisine satmak çok mu zor?Hayır çok kolay!..Mesela elimiz Allah\’ın bize verdiği emanettir. Bu el ile kadeh tutmayıp, kitap tutsak elimizi Allah\’a satmış oluruz.Gözümüzü haramdan çekip helale bakarsak, gözü sahibine satmış oluruz. Şimdi hanımlar açık kıyafetler giyinip çok cazip jestleriyle mimikleriyle sokaklarda kendilerini gösteriyorlar. Gözümüzün sahibi diyor ki: "Onlara bakma!"Haramlardan para kazananlar, insanları gözünden ve kulağından avlıyorlar. Göz görüyor, gönül çekiyor…Kulak, din düşmanlarının eline en kolay geçebilecek organlarımızdan biridir. Kulağımızdan tutup, bizi cehenneme götürebilirler. Bazı şarkılarda türkülerde isyan ediliyor.Küfür, dedikodu, yalan… Bunlar, gözden ve kulaktan vücut sarayına giren hırsızlardır.Kin, inat, akıl, hafıza, şehvet, konuşmak… Bunlar da manevi organlarımızdır.Haramlara kin güdülürse, kin duygusu sahibine satılmış olur. Helalleri yaşamak ve ibadet etmekte inat edilirse, inadımız da Müslüman olur.Hafıza, Hafız-ı Mutlak olan Allah\’ın emanetidir. Ne yazık ki bugünkü hafızaların çoğu ilmin çöplüğü haline gelmiştir. İnsanlar çok gereksiz şeyler öğreniyor. Öğrenilmemesi gerekeni öğrenenler, öğrenilmesi gerekeni öğrenemediler.Şehvet, şiddetli istek demektir. Bu duygumuzun Sahib-i Hakikisine satılması evlenmekle olur.."Allah, karşılık olarak cenneti verip, mü\’minlerden canlarını ve mallarını satın almıştır."(Tevbe 9/111)Hekimoğlu İsmail

  4. Allah\’a abd ve hizmetkar olana her şey hizmetkar olur.Bu da,her şey Allah\’ın mülk ve malı olduğuna iman ve iz\’an ile olur." (Bediüzzaman)…
    ellerine yüreğine saglık cankardeşim rabbim yar ve yardımcın(yardımcımız )olsun.aminn selam ve dualarımla…

  5.  
           "Güzel ahlak, Allah’tan razı olmak demektir.
              Yani hayrı ve şerri Allah’tan bilmek,
               Nimetlere şükür, belalara sabretmektir."
    Haftanız hayra ve güzelliklere vesile olsun inşallah kardeşim

  6. “Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin” demeli ve Ona yalvarmalı
    Selamün aleyküm abim hayırlı sabahlar inşaALLAH.6, sözü gerçekten Çok güzel hazırlamışsınız inşaALLAH resimlerde ayrı bir güzellik katmış ALLAH razı olsun emeğinize sağlık ALLAH bizleri hakiki abd eylesin.Dualarda buluşmak dileğiyle abim Yaradana emanet olun.ALLAH yar ve yardımcınız olsun.

  7. UTANIYORUM
    Utanıyorum ım….Ondört asır önce çekilen eziyetleri hayırlayıp, çekilenleri bilince….Saçma sapan sebepleri sorunmuş gibi büyüttüğüme….O dostlarının çektikleri onca çileye ve yılmadıklarını düşününce….Utanıyorum yıldığım o günlere….Sebepsiz üzüldüğüm “çare”li çaresizliklerime….İmkansız sandığım her bir şeyi önüme sunulmuş görünce….Utanıyorum, kimsem yokmuş gibi yakındığım günlere….Annem babam olduğu halde hemde….Oysa Sultanlar Sultanının (s.a.v.) ne annesi oldu ne babası….Bunun için eziğim ki öyle….İmkanım ve zamanım olduğu halde değerlendiremediğim günlere….Cahiliye dönemini yaşamışız diye….Utanıyorum, uykumu ibâdetime tercih ettiğim gecelere….Rabbe en yakın vakit gecedir, bunu bile bile hemde….Duanın red olunmadığı, o eşsiz gece vakitlerinde, ..Alnımı seccademde yeterince tutamadım diye….Elimi dua için açamadığım gün ve gecelere….Utanıyorum, Rabbimin ve Resûlünün (s.a.v.) adını yeterince anamadım diye….Yemek yerken, aç kalanları hatırlıyamadığım günlere….Bir kaç hurma ile doyan Resûl-i Ekrem’i ve Ashabını bilince….Sıkıntıyı dert ettiğim “sıkıntısız” hâlime….”Sıkıntı nedir, bilmedik ki..” gerçeğini bilince hemde….Şükretmeyi unuttuğum anlara, acziyetime….Her şeye utanıyorum işte….Kusursuz ni’metlerle yaşadığımız için şükredeceğimize,..Ni’metleri görmeyen körlerden oldum diye….Utanıyorum, her yeni bir kıyafet aldığımda,..Senelerce aynı kıyafetiyle dolaşanları göremedim diye….Utanıyorum aynaya her bakışımda….Kusursuz yaratıldığımızı farkedemiyoruz diye….Utanıyorum, bilmediklerimi şimdi bilmeye, ..Görmediklerimi şimdi görmeye….Çok utanıyorum ım.!..Senden bir şey istemeye….Derim hep, “istemek” benden, vermek “isteme hissini verenden” diye….Şimdiye kadarki hiçbir isteğimi bu kadar eziklikle istemedim….Rabbim, dünyada utandım, Ahirette utandırma….Huzurunda utandırma…..Yine de utanıyorum isterken….”Ben lâyık mıyım diye….İlâhi, Sen içleri en iyi bilensin….Affet, merhamet et….Azabından koru..
     
    SELAM VE DUA İLE CAN KARDEŞCİK RABBİM KENDİNE LAYIK KUL, HABİBİNE LAYIK ÜMMET, ANNE BABALARIMIZA LAYIK EVLAT, MÜMİN KARDEŞLERİMİZE LAYIK KARDEŞ OLMAYI NASİP ETSİN İNŞAALLAH…

  8. allah yar ve yardımcımız olsun…aeo

  9. Fânî mal bekà bulur. Çünkü Kayyûm-u Bâkî olan Zât-ı Zülcelâle verilen ve Onun yolunda sarf edilen şu ömr-ü zâil, bâkîye inkılâb eder, bâkî meyveler verir. O vakit ömür dakikaları, adeta tohumlar, çekirdekler hükmünde, zahiren fena bulur, çürür; fakat âlem-i bekàda saadet çiçekleri açarlar ve sünbüllenirler ve âlem-i berzahta ziyâdâr, mûnis birer manzara olurlar.Allah razı olsun oğlum…Okumak bir lütüf,anlamak daha büyük lütüf,hayata geçeirmekse karı olmalı…inşallah okuduk anladık..Hayatımıza katmak  yaşamakta nasip olur…
    Allah Teala yolundan ayırmasın,istikamet rızası olsun… selam ve dua ile…

  10. ”HER TERCİH BİR VAZGEÇİŞTİR"
     
    Bir arkadaşımı hacca uğurlamaya gitmiştim. Çok heyecanlıydı, daha gitmeden çok farklı bir atmosfere girmiş gibiydi. Sevgili peygamberimize ve kutsal topraklara Rabbimin evine bizden de selam götürmesini rica ettik. Oralarda bizler içinde dua etmesini rabbimizin bizlere de haccı nasip etmesini diledik. Ne kadar kalacağını sorduğumda, arkadaşım elli gün civarında nasip derse deyince çok şaşırmıştım. . Ben nedense kısa dönem yaparlar diye tahmin ediyordum. Çünkü arkadaşımın iki mağazası vardı mağazalarla bu uzun zamanda kim ilgilenecek dedim? Arkadaşım; şaşkın şaşkın yüzüme bakarak;…..Sana senin hep söylediğin bir cümleyle cevap vereyim dedi,”HER TERCİH BİR VAZGEÇİŞTİR” eğer değer verdiklerimizden için vazgeçemiyorsak imanımızdan şüphe etmeliyiz. Elindeki bardağa süt doldurmak istiyorsan, önce bardakdaki suyu boşaltmayı göze almalısın. Zira dolu yüreğe başka bir sevgi sığdıramazsın, sığdırmaya uğraşsan da çok eğreti olur, Mağazaları Mülkün gerçek sahibine emanet ettik başına da birer bekçi koyduk. ’tan rızasını talep etmeye gidenin,cennet umuduyla yola çıkanın dünya çöplüğünde ne gözü olur ki,dedi.Arkadaşıma bu soruyu sormuş olmaktan utancımdan yerle bir olmuştum. Yüzüne bakamadan, Rabbim tercihinin mükafatını versin deyip ayrılmıştım. Eve gelirken hep söyledikleri beynimde döndü durdu. Hayata dair kendi tercihlerimi düşündükçe beynim karıncalandı. Bizim binanın önünde yer olmayınca arabayı komşu binanın önüne park edip, her zamanki alışkanlığımla bahçelerindeki güllere baka baka yürürken, komşuyu güllerden birini budarken gördüm. Ve günün ikinci gafını yapıp komşuya selam vermeden,…..Komşuuu ne yapıyorsun? Diye bağırmaya başladım. Komşu şaşkın bir halde bana dönüp;…..Keşke önce selam verseydin. Gördüğün gibi gülü buduyorum. Bunda kızacağın ne vardı anlayamadım? Dedi.…..Komşu kusura bakma kabalığımı hoş gör, ben her buradan geçişte mutlaka durur güllere bakar dallarında kaç tane gül var diye sayar kuruyanlara üzülür yeni açanları gözlerimle okşar geçerim. Budadığın güller henüz solmamış ki neden buduyorsun? Nasıl onları çöpe atacaksın nasıl kıyıyorsun?Komşum biraz alaycı birazda beni teskin edici bir sesle;…..Madem gülleri bu kadar seviyorsun, neden güllerin nasıl yetiştiğini bilmiyorsun? Ben bu gülleri sık sık budamasam yeni güller açmaz ve sende bu bahçeye bir daha dönüp bakmazsın. Gül dalında sürekli gül görmek istiyorsan, gül ağacının daha gür olmasını istiyorsan sık budamalısın. Daha gür dallar için ve daha çok açacak olan güller için açmış birkaç gülü feda etmelisin. Bulmayı umut ettiğin kaybettiğinden daha cazipse gözünü kırpmadan benim yaptığımı yapıp kesip makasla gülleri götürüp çöpe atacaksın. Arkasından gülerek ekledi;…..Şimdi sen ya gidip o çöp kutusunun başında solan güllere bakıp bakıp ağlarsın, gül çöpte solar sen başında solarsın, yada bahçede budanmış gül dalının başında durup onun açtığı yeni güllere bakıp gözünü gönlünü hoş edersin. HER TERCİH BİR VAZGEÇİŞTİR Seninse kârda veya zararda oluşun neyi ne için feda ettiğindedir. Dedi.…..Bu iki oldu. Dedim. Ne iki oldu dedi? Boş ver dedim.…..Komşu haklı olan sensin duygusal bakan benim ama mevsim kışa girdi sence bu mevsimde yinede güller açarmı? Dedim.…..Güneşi görürse açar şayet göremezse kıyamet kopmazsa önümüzde bahar var. Her bahar yeni bir ümittir yeniden varoluş. Ben bunları ümit ederek budadım. Dedi.…..Ümit etmek dedim sonra sustum. Sonra nasıl dedim yine sustum. Halimi gören komşum bir açıklama getirdi;…..Eğer Hz. Yusuf’ ın rızasına nail olacağını ve cennetle mükafatlandırılacağı ümidini taşımasaydı Züleyhaya karşılık Zindanı tercih etmezdi. Züleyha(80 yıllık dünya hayatı)=kısa bir dönem mutluluğu. Zindan= ın rızası+ebedi cennet hayatı. Hz. Yusuf’un bu tercihi yaparken şu budadığım gül gibi canı acımamışmıdır? Düşünki insanın arzuladığı hayat ellerinin altında olduğu halde bundan vazgeçmesi öyle kolaymıdır? Ama Züleyha’dan vazgeçmeseydi Mısıra sultan olamazdı. Züleyhayı tercih etseydi hayatı boyunca Züleyha ya köle olarak, Mısırda da köle olarak yaşardı.…..İşte olaylara bu noktadan bakıp neyi neye tercih ettiğimiz çok önemli. ……Evet komşu sanırım benim bugün yaşadıklarımın ve ömür verirse yaşayacaklarımın anahtar kelimeleri;“Her tercih bir vazgeçiştir” ve“Ümit etmek” Sence ben bunları başarabilecek miyim? Dedim. Attığın her adımdan dolayı Allahtan korkar, aklını duygularının önüne geçirirsen başarırsın dedi. Eğildim yere düşmüş gülleri aldım kokladım. Komşu sert bir sesle onları çöpe at dedi. Kıyamam dedim. Belki bu bir başlangıç olur vazgeçmeyi öğrenmelisin dedi. Kıyamam dedim. Peki o zaman eve götür ve avuçlarında solmasını kurumasını seyret belki onun kuruyup dağıldığını görmekten mutlu olursun dedi. …..Birden gözlerim karardı. Ellerimde sımsıkı tuttuğum güllere baktım, GÜLÜM dedim gülüm sen kuruma, sen dağılma, sen solma. Kıyamam gülüm kıyamam dedim. Komşu;…..Güllere kıyamazken canına kıymışsın ellerin kanıyor at onları çöpe dedi.…..Bir çöpe, bir gülüme, bir kanayan elime baktım…Baktım……..Baktım……..Baktım……..Komşunun sesiyle irkildim…. Gül solmasın diye aklını yitiriyorsun, bu arada da hem ellerini kanatmışsın hem gülü avuçlarında sımsıkı tutmaktan güllük halini bırakmamışsın. Cesaretin varsa avuçlarını açıp ta elindeki güle bir bakar mısın güle benzer bir tarafını kalmışmı.?Ümit ettiğin sona ulaşman için sağlam tercih yapmalısın. Bunu yapamadığın sürece şu anki manzaradan hiçbir zaman kurtulamayacaksın…alıntı
     
    selam ve dua ile ablası… Sabah-ı şerifler hayr olsun…

  11. Gideceğimiz yerler sadece maddî, şeklî olanlar değildir. Asıl manevî olanlardır. Manen gideceği yere varamayanlar, maddeten hiç varamazlar. Gideceği yeri, iç dünyasına kodlayamamış olan, hedefine asla ulaşamaz. Hatta manen gideceği yeri olmayanların, maddeten de gidecekleri yeri olmaz; hiç olmaz. En hızlı vasıtalar, en sağlam araçlar onları hiç bir yere götüremez. Çünkü manevî hedeflerini kaybedenler, maddî hedeflerini de yitirirler. Gidecekleri yer kalmaz. Onlar gitmezler, götürülürler. Hatta sadece sürüklenirler. Bu sebeple, en acınacak insanlar, araçsızlık yüzünden yolda kalanlar değil, araçları olup da gidecekleri yeri olmayanlardır. Gitmek, gövdeye değil, gönüledir. Gittiğiniz yerde gönülsüz bir gövde bulacaksanız, varışınız da boşunadır. O zaman, gittiğiniz yere ulaşamazsınız, sadece varmış olursunuz. Varmış olmak, vuslata ermiş olmak değildir. Vuslat, gönüle varmaktır. Sevgi dolu bir gönüle ulaşmaktır. Vuslat gönül işi olduğu için, varmak da gövdeyle olmaz, gönülle başarılır. Bu sebeple, gönül varışlarının vasıtaya ve maddeye ihtiyacı olmaz. Biri kuzeyde, diğeri güneyde iken de, bir ve beraber olabilirler. Mesafeler, birliğe, buluşmaya, kavuşmaya asla engel olamaz. Bir olan gönüllerin arasına kilometreler giremez; en uzak gurbet bile ayıramaz onları, unutturamaz. Asıl mesafe, asıl uzaklık, yanı başındakini unutturanıdır. \’\’Dizimin dibindeki, Yemen\’de; Yemen\’deki de dizimin dibindedir\’\’ der Mevlânâ… Göremediğin gönülden ırak olursun. Gönül görmek diye bir çaba var mı hayatımızda? Giremediğin gönüle eremezsin. Hiç olmazsa, yanı başınızdakilerin gönüllerinde misiniz? Yanı başınızdakiler gönlünüzde mi? Aynı dili konuşanlar değil, aynı gönlü paylaşanlar anlaşırlar. Büyük bir üzüntüyle ifade edeyim ki, aynı evde yaşadığı halde, ayrı olanlar vardır. Çünkü yakınlık manevî varlığımızla sağlanır. Gövdelerin yakınlığı ile gerçek yakınlık yakalanamaz. Kafa ve kalp uyuşması, insanı yakından daha yakın eder, hatta tekleştirir. Böylesine bir ve beraber olmuşları, hiçbir şey ayıramaz. Hiç bir mesafe aralarına giremez. Gönül ne kahve ister, ne kahvehane Gönül sohbet ister, kahve bahane… Can Yücel bir şiirinde, bizi birbirimizden ayıran mesafeyi şöyle açıklıyor: En uzak mesafe ne Afrika\’dır, Ne Çin, Ne Hindistan, Ne seyyareler, Ne de yıldızlar geceleri Işıldayan En uzak mesafe İki kafa arasındaki Mesafedir, Birbirini Anlamayan…Gül, hep bir gönül alma aracıdır amma her şey bir kırmızı gül kadar ucuz ve kolay olmamalı. Her şey, bin bir emekle, sevgisi bereketlendirilmiş bir gönülle halledilmelidir. Yüreğin, sevginin renkleriyle bin bir çeşit yediveren güle döndüyse, varsın elinde bir gül bulunmasın. Gül müsün kardeşim, elin gülsüz de olur. Gönlün gülleşmişse, o yeter bana. Geldiğin yer gülüyorsa Seni gören gönül eğer Gülistana dönüyorsa Ne mutlu sana… Sen gül olmuşsan, gülden sana ne? Bırak o kalsın dalında Üstelik gülleşmiş gönlün dikeni de yoktur. Ne batar, ne kanatır, Hep cana can katar Hep mutluluk ve huzur sunar.. (( Vehbi Vakkasoğlu ))
     selam ve dua ile gül kardaşim

  12.  

     
    Hep iman anlatılıyor.Anlayan üçü beşi geçmiyor.
    İmanı anlamaktan maksat,
    imanı içine, iliklerine sindirmektir. Tahkir edilecek şeye hürmet etmek,
    hürmet edilecek şeyi ise tahkir etmek,insanı imandan çıkarır.Ehli sünnet itikadı,asırlardan beri emin ellerden emin ellere geldi.
    Bu, büyük emanettir,miras falan değildir.Büyükler bu emanetin
    büyüklüğünü bildikleri ve gördükleri için,sıhhatleri pahasına insanlara
    bu emaneti ulaştırmak için,gece gündüz çalıştılar.Çünkü emanet çok büyük.
    Büyük emanetin büyük hesabı vardır.Allah göstermesin,bırak bir insanı,
    bir kediyi ateşe atsalar karşısında nasıl durup da eğlenebilir,
    nasıl gülebilir insan? İşte büyüklerin ızdırabı bu,onlar için dünya
    artık yoktur.Onların bir düşüncesi vardır;
    bir Allah’ın kulu daha
    yanmaktan nasıl kurtulur?
     
     

  13.              SELAMUN ALEYKÜM KARDEŞİM  HAYIRLI SABAHLAR SELAM VE DUA İLE ALLAH EMANET OL .

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s