…Bedenimi verdim, ruhumu da veremem. Hayır! Ben ebediyet yolcusuyum. Yolcu yoluna gitmeli!…

Ben İnsanım

Akik, bir taştır. Gül, bir çiçektir. Arı, bir böcektir. İblis, bir şeytandır. Hâme, bir cindir. Cebrail, bir melektir. Ben, bir insanım. Kendi türünü temsil eden bu varlıklar arasında yerim neresi benim? Kimim ve kimin içinim?
“Nefsini bilen, Rabbini bilir.” Madem öyle, ben önce kendimi bilmeliyim. Rabbimi tanımak ve dünyadaki yerimi belirlemek için kendimi bir anahtar gibi kullanmalıyım. Çevremdeki her şeyi de o zaman anlayabilirim ancak. Zira, bakılandan ziyade, “bakış” önemli. Kendimi tanırsam, “insan”ı da tanımış olurum. “Cüz”ler, “küllî”lerin aynasıdır.

Ben, insanım. Varlık bezmi etrafımda pervanedir. Cebrail, benim için Rabbimden haberler getirir, haberler götürür. İblis, benim için Rabbine düşman kesildi. Hâme, o görünmez varlık, benim mensubu bulunduğum “bir güzel insana” ümmet oldu da şereflendi. Akik, benim iltifatımla değer kazandı. Gül, bir anlık nazarım için gülümser. Arı, bana hizmet etmenin şevkiyle bal yapar.
Aslım topraktır, ama ruhum görünmez fezalarda uçar. Gayb ile şehadet bende buluşur, mânâ ile madde bende birleşir. Efendi de benim, köle de. Cihanın sultanıyım, ama Onun kuluyum. Zirveyim, seçilmişim. Omuzumda üstünlük nişanı takılı, akıl nurudur başımda parlayan.

Kendi başıma bir hiçim. Varlığım bir gölge, elimde olana “benim” deyişim bir vehimden ibaret. Neyim varsa O verdi. Ben, Onun için varım. İlmim, iradem ve kudretim hep Rabbimden. Ben, Mabuduma kulluk etmek için buradayım. Acizliğimi bilir kudretine sığınırım,zayıflığımı görür kuvvetine dayanırım, fakirliğimi anlar rahmetine güvenirim, kusurumu fark eder affımı isterim.

Ben define arayıcısıyım, sırlar ülkesinin yolcusuyum. Onun yolundayım, Onunlayım, Ona giderim. O yolun merhaleleri hem kavuşmadır, hem ayrılık. Her adımda bin ızdırap ve bin lezzet tadarım. Bir yerde duramam, yeter diyemem, gaflet öldürür beni.
Yol tehlikelerle dolu. Bu sırlar ormanının her ağacı ardında bir düşman pusu kurmuş. Nefsim, can düşmanlarımla işbirliği halinde. Ben, Ona gitmek isterim. İblis beni aldatıp kendi yolunda yürütmek ister.
Önümde, gidilebilecek son noktaya kadar giden bir Rehberim, ilimde marifet yollarını tarif eden söz mucizesi bir Kitabım var. Bilirim, gözüm kitapta, özüm izde oldukça İblis beni aldatamaz.
Bütün kapılar bende açılır, bütün yollar benden geçer ve Ona gider. Hem yolcuyum, hem yol. Hem kapıyım, hem anahtar. “Enfüsî tefekkür” bendedir, kendime girer Ona giderim. “Afakî tefekkür” benim işimdir, ibretle cihan kitabını okur, okuturum. Her eser şiirimdir; hisseder, anlatırım.

Her neye baksam Onun sıfatlarını görüyorum. Ne yana dönsem Onun fiilleriyle karşılaşıyorum. Hangi varlığın sinesine kulağımı yapıştırsam, bana Onun güzel isimlerini sayıyor.
Bana, “Niçin akikten, gülden, arıdan söz ediyorsun? Taş, çiçek ve böcek bu kadar mı önemli?” derler. “Tefekkür” sırrını bilmeyene neyi, nasıl anlatmalı? Hayır, onların kendi başlarına bir önemleri yok, farkındayım, ama madem beni aradığıma götürüyorlar, olabildiğince önemlidirler. Meselem akik, gül, arı değil, ben Rabbimi anlamaya çalışıyorum. O, kendini “eser”leriyle tanıttı, ben de Onu eserleriyle anlatıyorum. Gül bir nebî değil, ama Rabbimden haber veriyor. Kitabımın âyetleri gibi Onu tanıtıyor, hâl diliyle sessiz sözler söylüyor. Ben kulum, kula yakışanı yapma çabasındayım. Akik, gül, arı, hepsi birer ayna, gösterdikleri mânâ olmasa ne önemleri var. Ben fâni aynaları değil, onun içindeki bâkiyi gösteriyorum.

Ben, mânâ arısıyım. Varlıktan varlığa uçar, bal özü toplarım. Işıl ışıl yıldızları, dalga dalga denizleri, dumanlı dağları, esen rüzgârları, yağan yağmurları, gülümseyen çiçekleri harman eder, gönül dünyamda “iman” balları yaparım. Bülbül olur “marifet” iklimine uçarım, Yûnus olur “muhabbet” denizine dalarım. Yerdeyim, gökteyim, denizdeyim, dağdayım; kâinat bahçemdir benim, gönlümce gezerim. Bazen cihan dar gelir, Rabbimin sonsuz isimler ve sıfatlar âlemine doğru kanatlanırım.
Sonsuza yürümekten yorulan ve beni bugüne çağıranlara şunu derim: “Güncel”in sığ sularında mı boğulayım? Bu gün var yarın yoklarla mı oyalanayım? Dalga uğruna denizden mi vazgeçeyim? Elması bırakayım da, “cam” için can mı vereyim? Altın için bile olsa elması terkedene akıllı denilir mi?

Benden, yere mıhlanmamı istiyorsunuz, farkında mısınız, siz benden “beni” istiyorsunuz. Elimde olmayanı nasıl veririm? Ben, kendimin değilim, Onunum. Onsuz hayat, yaşanmamıştır. Gafletle geçen zaman ömür değildir.
Anlayın artık, sizinle olamam. Bedenimi verdim, ruhumu da veremem. Hayır! Ben ebediyet yolcusuyum. Yolcu yoluna gitmeli!

Ömer Sevinçgül

Reklamlar

22 Yanıt

  1. Dillerimiz yana yakıla, feryat ederek diyelim Niyâzî-i Mısrî gibi: "Bir ticaret yapmadım, nakd-i ömür oldu hebâ, Yola geldim; lâkin göçmüş cümle kervan bîhaber… Ağlayıp, nâlân edip, düştüm yola tenhâ, garib; Dîde giryan, sîne biryan, akıl hayran bîhaber…"
    Selam ve Dua Temennisiyle…ELLERİNE SAĞLIK ….EN GÜZELE EMANET OL…KARDELEN

  2. Hani Rabbin meleklere: \’\’Muhakkak ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim\’\’ demişti. Onlar da: \’\’Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin?\’\’ dediler. (Allah:) \’\’Şüphesiz sizin bilmediğinizi ben bilirim\’\’ dedi. (BAKARA; 30)
       Çalışmaların da başarılar ve Allah\’tan kabulünü diliyorum sevgili kardeşim. Allah\’ın selamı üzerine olsun.

  3. Selamunaleyküm….
    Ahmet kardeşimhmm… düsünüyorum.. Bir Garip yolcuyuz yolcu yolunda gitmeli…dogru..Yüce Rabbimize döneceyiz…Insallah…Ama nasil bir yolcuyuz? hazirliklimiyiz?yoksa hazirliksizmi? Nasil olmaliyiz??? SORUYORUM! NASIL BIR YOLCU OLMALIYIZ??
    ..Hayatini baskalarini yasatmaya adamis görünmez kahramanlar vardir.Isimleri duyulmaz; ama varliklari, ideallerine göre yogurup adam kivaminda sekillendirdikleri nesillerin gözlerinden okunur.Bir taraftan kendi evlatlarini büyütmenin , ailesinin hizmetini eksiksiz yapmanin telasini yasiyan bu sefkat kahramanlari, en yakin cevreden dünyanin öbür ucundaki masumlara kadar ellerini uzatmaya calisirlar!Gönülleri milyarlarca insanin sigabilecegi kadar genistir!Kalplerinde ne cennet sevdasi ne cehennem korkusu vardir. Tek gayeleri ALLAHIN c.c in SEVDIGI BIR KUL BIR YOLCU olabilmektir!!Bu Kullar, öyle ahlaklandirilmislarki:Dininde kuvvetli, yumusaklikta kararli, imanda yakinli, ilimde hirsli, sevgide sefkatli, zenginlikte iktisatli, fakirlikte kanaatli, tamada tutarli, helalinden kazancli, istikamette dogru, dogrulukta neseli, sehvettde hakim, düskünlere aciyandir.Allah c.c. müminleri koruyor, kizdigina zulüm etmez, sevdigi icin günaha girmez, emaneti zayi etmez, kiskanmaz hased etmez, kötülemez, lanetlemez, sahidi olmasada hakki itiraf eder, kimseye kötü lakab takmaz, namazda husulu, zekattda süratli, sarsintida tutarli, genislikte sükürlü, öfkede israr etmez, murad ettigi iyiligine cimriligi karsi koymaz, insanlara karismasi ögrenmek icindir, onlarla konusmasi anlamak icindir, zulmete ugrasa sabreder, taki intikamini ALLAH alincaya kadar…
    iste böyle… dilerimki yüce Rabbimden bizleri böyle hayirli imanli dogruluktan sasmayan layik bir kul bir YOLCU olmayi nasip eder insallah!!! Amiiiinn…
    Allah Razi Olsun degerli ”kardeşim”….Hakkini helal eyle insallah…Allaha emanet olun…
    sevgi, saygi ve dua ile…. Selamunaleyküm…

  4. Efendi de benim, köle de. Cihanın sultanıyım, ama Onun kuluyum. Zirveyim, seçilmişim. Omuzumda üstünlük nişanı takılı, akıl nurudur başımda parlayan. Kendi başıma bir hiçim. Varlığım bir gölge, elimde olana "benim" deyişim bir vehimden ibaret. Neyim varsa O verdi. Ben, Onun için varım. İlmim, iradem ve kudretim hep Rabbimden. Ben, Mabuduma kulluk etmek için buradayım. Acizliğimi bilir kudretine sığınırım,zayıflığımı görür kuvvetine dayanırım, fakirliğimi anlar rahmetine güvenirim, kusurumu fark eder affımı isterim.
    YA RABBİ BİLİNEN BİR İNSAN OLMAYI DEĞİL SENİ ÇOK İYİ BİLEN BİR İNSAN OLMAYI ARZU EDİYORUM SEN CÜMLEMİZE NASİB ET(AMİN)
     
    SELAM VE DUA İLE CAN KARDEŞCİK BU HARİKA PAYLAŞIMINDAN DOLAYI RABBİM HER İKİ CİHANDA SENDEN HOŞNUD VE RAZI OLSUN ABLASININ GÜL YÜREKLİSİ..

  5. Bu İsimsizlikte.. 
     Üstü başı dökülen (artık) zamana (T)aşınmalar yüzyılındayız. ***Eskiden "eskiyen eşya"lar, "eskiyen ev"ler olurdu /olurmuş. Şimdi daha eşya ile tanışmadan yollarımız ayrılıyor. Evlerimizin adresini öğrenemeden başka evlere taşınıyoruz. ***"Taşınmalar" yüzyılındayız. ***Eşyalarla, evlerle tanışmıyoruz da… kendimizle, insanlarla zamanla aramız çok mu iyi! İnsanın hatırının olmadığı, sorulmadığı yerde eşyaların sözü mü olur?***Bir çöküş, bir veda, belki de yepyeniliklerle tanışmalara geldik. Huysuz çocuklara döndük…oyuncaklarını beğenmeyen…***Hem savurup hem savrulduğumuz “bu isimsizlik”te sık sık “yanlış adres”lere düşüyoruz, düşürülüyoruz. Adreslerin, kavramların, bakışların, nakışların ne anlattığını kim biliyor?***Konuşan sadece paraysa… orada konuşulmaz ki… Mal mülk değer olmuşsa bir yerde; esaret, hürriyet diye biliniyorsa; akşamlar sabaha, uzaklar yakına karışmışsa, “bir evden ötekine yüzyıllar” varsa…***İçimize dönüşü de yanlış anladık. Kapandık kaldık dar dünyamıza, mağaramıza. Gün ışığından, merhabadan, nasılsından korkar olduk. Kimseler bizden bir şey istemesin, kimselerle ekmeğimizi paylaşmayalım, sessizce yaşayıp gidelim! Yaşamak bu muydu!***“Ağır bir zaman”a düştük. Zaman, çağ, mesafeler, madde… sırtımıza bindi, kalbimize girdi. Kımıldayamaz, nefes alamaz olduk. Aklımın köşesinden geçmezdi hal hatır soran evlerin köşeciğine çekileceği. Aklımın köşesinden geçmezdi bir selamın bunca aranır olacağı. ***Ağır, sağır, mutantan, keşmekeş, çilekeş, serkeş zamanların misafiri olduk. Zahmet rahmet dengesi mi desek? Zahmetin bolluğu sonsuz rahmetin kapısını aralar diye ümit ediyoruz. ***“La taknetû!”Ali Hakkoymaz
     
    Kendi başıma bir hiçim. Varlığım bir gölge, elimde olana “benim” deyişim bir vehimden ibaret. Neyim varsa O verdi. Ben, Onun için varım. İlmim, iradem ve kudretim hep Rabbimden. Ben, Mabuduma kulluk etmek için buradayım. Acizliğimi bilir kudretine sığınırım,zayıflığımı görür kuvvetine dayanırım, fakirliğimi anlar rahmetine güvenirim, kusurumu fark eder affımı isterim.ALLAH C.C. razı olsun.Gayretiniz,hizmetiniz daim olsun .Rahmana emanet olun ..s.a.

  6. EY RABBİM!
    BİR SEN ESKİMEDİN, ESKİMEZSİN.EY RABBİM,HER ŞEY NASIL DA ESKİYORMUŞ,GÜN GELİP DE NASIL UNUTULUYORMUŞ İNSAN BİLMİYORDUM.EN SIKI DOSTLARIN BİLE TERKEDİP GİDECEKLERİNİ HAYATIN ELLERİMDE NASIL PARÇALANACAĞINI BİLMİYORDUM.YALNIZ YAŞAMAYA ALIŞAMAM DİYE DÜŞÜNÜRDÜM HEP,OYSA YANLIZLIK KADERİMİN BİR PARÇASIYMIŞ BİLEMEDİM.HERKESİN FARKLI BİR DERDİ VARMIŞ, DÜŞÜNÜLMEZMİŞ KARŞIDAKİ İNSAN,GERÇİ EN MUTLU GÜNLERİMDE BİLE DÜŞÜNÜLMEMİŞTİM AMA,YALNIZ DA DEĞİLDİM.KİME YASLADIYSAM SIRTIMI,NASIL PARAMPARÇA OLDUĞUNU ARTIK BİLİYORUM.HER İNSANA GÜVENİLMEZMİŞ,GÜN GELİR ONA EN ÇOK İHTİYACIN OLDUĞUNDA VURURMUŞ SENİ,DÜŞÜNMEDEN SENİ, HİÇ UMRUNDA OLMADAN ÇEKİP GİDERMİŞ,GEÇ DE OLSA FARKINA VARDIM.ESKİYORMUŞ DOSTLUKLAR,BİR ZAMAN YAŞAM UMUDU OLAN ŞEYLER UNUTULUP GİDİYORMUBEKLENMİYORMUŞ SEVİLEN VE BEKLEMİYORMUŞ ARTIK SEVENHERŞEY BİTİYORMUŞ BİR GÜN,BİTİYORMUŞ DA BUNU DA ÖĞRENDİM YİNE TÜM ACISIYLAEY RABBİMANLADIM ARTIK SENDEN BAŞKASINA SIĞINAMAM,GÜLEN GÖZLERİN HEPSİNDE MUTLAKA YALAN OLURMUŞ,BİR TEK DOĞRUYU SENDE BULURMUŞUM,ACI DA OLSA ANLADIM.SEN Kİ, HİÇ BİR KULUNU ÇARESİZ BIRAKMAZSIN,HER KAPI KAPALI OLDUĞUNDA TEVBE KAPISINI HEP AÇIK TUTARSINPİŞMANDIR KULUN ONU HEMEN ANLARSINHER ŞEY ESKİYİP GİDERKEN,BİR SENİN BÂKİ KALDIĞINI ANLADIMÖĞRENDİM Kİ, SENDEN BAŞKASI NE BANA CAN, NE DE OLUR CANAN,AYIRMA BENİ O SONSUZ< HAYIR BULUNAN YOLUNDAN,SANA SIĞINIRIM HER TÜRLÜ GÜNAHLARDAN,BIRAKMA BENİ YA RABBİM,KENDİ HALİME BIRAKMA,AYIRIP DA YOLUNDAN,UZAKLARA ATMA YA RABBİM.

  7. Kendi başıma bir hiçim. Varlığım bir gölge, elimde olana “benim” deyişim bir vehimden ibaret. Neyim varsa O verdi. Ben, Onun için varım. İlmim, iradem ve kudretim hep Rabbimden. Ben, Mabuduma kulluk etmek için buradayım. Acizliğimi bilir kudretine sığınırım,zayıflığımı görür kuvvetine dayanırım, fakirliğimi anlar rahmetine güvenirim, kusurumu fark eder affımı isterim.
     
    çok çok güzel bir paylaşım olmuş nurum…bugünlerde imanımızın en güzel hediyemiz olduğu şükrünü yaşarken dimağımı tazeleyen bir yazı olmuş ALLAH c.c razı olsun…yine senin bizlerle paylaştığın bir yazıdan şu sözler hiç çıkmıyor aklımdan…ve sürekli tekrar ediyorum..
     
    "bugün imanımın en güzel hediyem olduğunu düşünüyorsam zerreler adedince şükürler olsun  Rabbim.."
     
    ve milyonlarca insanın arasında ,bu iman lezzetini tadmayan tadamayanlar arasında hakkıyla layık olamasakda Rabbim bizleri kendisini tanımakla şereflendirdi Elhamdülillah…
     
    Rabbim yardımcın olsun iki cihandada bahtiyar eylesin gül yüzlüm…
     

  8. Kapındayım, medet ey sonsuz Şefkat Sahibi, ey Yüce Rahmet Sahibi affet. Şanının yüceliğini bir kez daha göster. Açılsın gül yaprakları gibi perde perde rahmetin, her affedişinde öyle bir güzellik tecelli etsin ki melekler bile şaşsın buna. Affet ALLAH’ım affet. Yolundan, adından, kitabından, kılavuzundan uzak kaldığımız günler ve çöllerdeki kumların adedince, o kumlara gömülü gecelerin ve yıldızların sayısınca affet. Şanın için, merhametine, affına sığındım. Azametin ve rahmetin için ve sevgili Habîb’in için affet. SEN’den istemek de güzel ALLAH’ım. Çünkü isteten de SEN\’sin. Kapındaki bu dilencinin elini değil, ruhunu dolduran gözyaşlarına bari KEREM et, affet. Şimdi yine SEN\’i söylemek isteyen bir dil olmak için dilleneceğim, bin bir dil olacağım. Yer yüzündeki çiçekler kadar serilip, serpilip, her güzelliği içimde bilip, SANA sunacağım. Beyhude geçen hayatımı, başı boş giden günlerimi, dakikalarımı affet. SEN ki, kâinat sana muhtaç. SEN ki EHAD’sin ben de kapında SANA muhtaç. Ey SAMED olan ALLAH’ım beni affet. Duayı öğretmesen, dua edecek dili ve kalbi vermesen bu duaları da edemezdim ya. Ben SEN’den başka kimsenin değilim ALLAH’ım. SEN’in nezaketin hürmetine o nazik şefkatin adına beni affet. SEN çok naziksin, nazifsin, paksın, her türlü kusurdan sonsuz derecede uzaksın. ALLAH’ım, affet. Tertemiz o güzelim isimlerin için, fiillerin, sıfatların için beni affet. SEN’i lâyıkıyla bilememenin cehaleti içinde bu dünyadan göçüp gitmekten korkuyorum. SEN’i nasıl bilmek gerekiyorsa öyle bildiren ve öyle anlatanlar hürmetine, gönderdiğin resuller adına affet. Semadan meleklerinin indirdiği her bir kar tanesinin ve her bir yağmur damlasının hürmetine tövbelerimi kabul et ALLAH’ım. Bilemedik, bilemedik işte affet. Ama bir gün olur, bilir, anlar, hissedersek ne olur kapını o güne kadar açık tut, yüzümüze kapama ALLAH’ım. Yok SEN’den başka RABB, yok SEN\’den başka İlah, yok senden başka SEVGİLİ. Kalpler ancak SEN\’in adını anmakla huzur buluyorsa eğer söyleyecek tek sözüm var kabul et. Bu kalbim, bu dünyam zaten SEN’in ama söylemek iradesini de bahşettiğin için, sevinerek ve içten gelerek söylüyorum ki; bu hayatım ve bu dünyam ne varsa SEN’in sevdiklerinin yoluna feda olsun. Sermayem bu kadar, koskoca bir hiçim. Ama SEN bu hiçin karşısındaki her şeysin ALLAH’ım. Madem ki ben özelim, madem ki ben güzelim, ey güzellerin güzeli olan ’
    ALLAH\’ım, kim bilir SEN nasıl bir güzelsin. Bütün sevdiklerimle beraber ebediyet yurdu olan Cennet’ten Cemâl’ini ve merak ettiğimiz bütün güzelliklerini görmeyi lütfet, nasip et.Selim Gündüzalp 
     
     
    selam ve dua üzerine olsun kardeşim Ahmed-i nur…

  9. İNSAN BİR YOLCUDUR…
    İnsanoğlu hakkında neyin hayırlı neyin hayırsız olduğunu bilmekte o kadar aciz olmasına karşın mahiyetindeki ene sayesinde o acizliğinin de farkında olamıyor çoğu zaman…
    Ama bir bilse aczden münezzeh fakrdan müberra bir Halıkının olduğunu tüm yükünü gemiye bırakırsa ne kadar rahat edeceğini… Bir bilse ne kadar rahatlayacağını….İşte o zaman nerde kalır depresyonlar nerde kalır isyanlar kavgalar savaşlar…
    Evet insandaki psikolojik bozuklukların çoğu Rahman Rahim olan Halıkımızı eksik tanımamızdan kaynaklanıyor kanımca.
    Evet Halıkını tam manasıyla tanıyan hangi abd ye’se düşer,ademe vucut rengi verir,ademden korkar.
    Halıkını tanıyan o zat ki kainata dost olur mevcudatı ona musahhar mahluklar olarak görür.Her daim ümit-var olur
    Yaratıcısını doğru tanıyan abd ancak tam manasısyla Halıkını sevmiş olur.Çünkü biz biliyoruz ki İnsan bilmediği şeyin düşmanıdır ve yine biliyoruz bütün mükemmellikler tanındıkça daha çok sevilir hele de o mükemmel ZAT I AKDES ise…
    Evet önce MARİFETULLAH ile başladık tahkiki iman seyahatimize.MUHABBETULLAH hasıl oldu marifetimizden.En nihayet asıl ulaşmamız gereken mertebeye vasıl olduk:İMANIBİLLAH…
    İşte Bediüzzaman hazretlerinin bize gösterdiği bu tarikle kazanırız İMAN I TAKKİKİYİ:
    “ Marifetullah” “Muhabbettullah” “ İmanıbillah
    Cenab ı hak İsm i Azamının yüzü suyu hürmetine bu tariklerden hakkıyla geçip İman ı Tahkikiyi elde eden kullarınından eylesin bizi
    AMİN

  10. FELIZ SEMANA  / HAPPY WEEK AND LOTS OF FUN
    Enquanto houver um louco, um poeta e um amante haverá sonho, amor e fantasia. E enquanto houver sonho, amor e fantasia, haverá sempre esperança."

    WE ARE CHILDREN OF UNIVERSE
    NOS SOMOS CRIANÇAS DO UNIVERSO

    Beijokas and kisses, com todo meu carinho
    kisses And Beijokas,, with all my affection
     (`\’·.¸(`\’·.¸(`\’·.¸ ¸.·\’´)¸.·\’´)¸.·\’´) ♥ BJUS NO CORAÇÃO♥ (¸.·\’´(¸.·\’´(¸.·\’´ `\’·.¸)`\’·.¸)`\’·.¸) 
    LULUASOL – Luz, Paz e Amor sempre
    LULUASOL – Isik, Baris, Ask  her zaman

  11.  
    Yokluğumun Resmidir…
    Attığım her adım benden uzaktaBastığım her yerde yokmuşum meğerÇırpınırken “ben” denilen tuzakta”Ben” bana saplanan okmuşum meğer…Aklım kumsal iken, ben toz paresiÇıktıkça yükseğe alçalır oldumDüşündüm derdimin nedir çaresiSusarak konuşmak, sonunda buldum…Esrarlı vuslata bir adım kalaHasretin vecdiyle, ben kement attımDeryada boğulmak ne güzel belaBattıkça kurtuldum, çıktıkça battım…Görünmez cevheri buldum diyerekKörlüğü kör ettim, deli bir taşlaBilmeyi bilmeden, bildim diyerekBoşluğu doldurdum, dolu bir boşla…Nasılların sebebini sorarkenSualimi cevapladım “niçin” deÇokluğumda yokluğumu ararkenYalnız kaldım yığınların içinde…Satır satır böldü beni hecelerHer kırkımı, kırka yardım savuştumBoşluğumu kucakladı gecelerSessizlikte, gürültüyle boğuştum…Var’da yoku, haykırırken her sedaAklım ki, aklımı başımdan aldıO’na gidiyorum, bana elvedaSonsuz olan sona, bir nefes kaldı..

    Uğur Işılak
    Ben, mânâ arısıyım. Varlıktan varlığa uçar, bal özü toplarım. Işıl ışıl yıldızları, dalga dalga denizleri, dumanlı dağları, esen rüzgârları, yağan yağmurları, gülümseyen çiçekleri harman eder, gönül dünyamda “iman” balları yaparım. Bülbül olur “marifet” iklimine uçarım, Yûnus olur “muhabbet” denizine dalarım. Yerdeyim, gökteyim, denizdeyim, dağdayım; kâinat bahçemdir benim, gönlümce gezerim. Bazen cihan dar gelir, Rabbimin sonsuz isimler ve sıfatlar âlemine doğru kanatlanırım. harika dizeler ALLAH (C.C) razı olsun senden paylaşımın için teşekkürler cankardeş yüreğine saglık selam ve duaile…
     

  12. Her aşkın sonu pişmanlık mıdır?   Hayat ya doğrudan, ya da dolaylı olarak ebediyete dönüktür… İnsan sonsuzu arayan, sonsuz saadete ulaşmayı hedefleyen varlıktır. Bu yüzden dünyevi lezzetler insana az gelir… Hep daha fazlasını ister… Daha fazlasına ulaşmak için çırpınırken yerleşik kuralların dışına çıkar.Hatta bazen insanlıktan bile çıkar: Şu meşhur “sanat çevreleri”nde yaşanan hayatlara bakarsanız ne dediğimi anlarsınız.Meşhur “sanatçı”lardan birinin yakınması hâlâ kulaklarımda: “Bir süre sonra her şeyin tadı kaçıyor. Karanlık bir boşlukta kala kalıyorsunuz.”Sanat çevrelerinde sapık ilişkilerin, uyuşturucunun, kısacası saçma sapan hayatların yaygınlığı, hep bu karanlık boşluğu doldurma çabasıdır.Yaşanan sahtekârlıklar, ikiyüzlülükler, aykırılıklar, yapaylıklar yine aynı sebebe bağlı olarak gelişmektedir.Düşünün: Sevgiler gerçek değil… Aşklar gerçek değil… Dostluklar gerçek değil… Nefretler gerçek değil… Kavgalar gerçek değil… Ayrılıklar gerçek değil… Sevinçler gerçek değil… Acılar gerçek değil… ölen babasına çok üzüldüğünü, adeta kahrolduğunu söyleyen artistin gözlerinin içi gülüyor. (Akraba-arkadaş cenazelerinde kara gözlükler takmalarının sebebi, “Oh ne âlâ biri daha gitti” hesabıyla duydukları sevincin gözlerine yansımasını göstermeme çabası olmasın)… Zaten bir süre sonra babasıyla arasının iyi olmadığı, babasına bakmadığı ortaya çıkıyor…Kısacası, “sanat dünyası”nda müthiş bir sunilik (yapaylık) hüküm sürüyor.Bundan bıktıkları için hayatın ebediyet boyutuna (saadet-i dareyn arayışı) sığınıp kendilerine çeki düzen vermeye çalışanlar da var elbet.Amerikalı bazı sanatçılar bu yüzden Uzakdoğu dinlerine merak sarıyor. Maksat ruhun sükûna ve huzura kavuşması…Bunu sağlamak için meditasyon yapıyorlar… Yoga yapıyorlar… Uzakdoğu’ya filan gidip kendilerini bulmaya çalışıyorlar. Onları izlerken, ruhu bedenle bütünleyip Yaratıcı’ya sunan namazı bilmeleri halinde yogaya filan ihtiyaç duymayacaklarını düşünüyorum.Onlar yine kendini okuma, kendi gerçeğini arama çabası içinde…Bizimkilerde (birkaçı müstesna tutulacak olursa) böyle bir çabadan eser yok.çeşit çeşit eğlencelerde var olmaya çalışıyorlar.Eğlencelerde var olmaya çalıştıkça da yok oluyorlar!Keşke ne giyecekleri üzerine kafa patlattıkları kadar, insan olmak üzerine de kafa patlatsalar!Gerçekten sevinmeyi, gerçekten sevmeyi, gerçekten aşık olmayı öğrenseler.Hayat onlar için, kuşkusuz daha kolay olur, en azından bu kadar dramatik boyutlar kazanmazdı.-“Sevgi”, “aşk” dedim de, geçenlerde bir dostumun yaptığı itiraz aklıma geldi…“Sevgi ve aşk üzerine yaptığınız yorumlar kâğıt üstünde güzel, ama aşkın akıbeti insanı pişman eder” demişti…Ben de şu fani âlemde sonu hüsran olmayan, pişmanlık olmayan birkaç şey göstermesini istemiştim…Muhatabım dini inançlardan ve ibadetlerden söz etmek zorunda kalmıştı.“Hayat doğrudan, ya da dolaylı biçimde ebediyete dönüktür sevgili kardeşim” demiştim, “içinden ebediyet geçmeyen dünyevi yönelişlerin tümünde hüsran vardır. Ama acaba aşk dünyevi bir olgu mudur?” “Dünyevi” ise Hz. âlişan Efendimiz’in Hz. Hatice ve Hz. Ayşe’ye karşı aşkını (bu o kadar bellidir ki, örneklemeye bile ihtiyaç yoktur), Hz. Yusuf’un Züleyha’ya duyduğu derin sevdayı, Mevlâna’yı, Yunus’u fani dünyanın neresine koyacaksınız?Her aşkın ebedi bir boyutu vardır…Her aşk bir anlamda sonsuzu arayıştır. Bununla birlikte varsayalım ki, sevgili okurumun iddia ettiği gibi, “Aşk pişman eder”.Şunu bilin ki, aşktan doğan pişmanlıklar, o duyguyu hiç tanımadan ölmek kadar derin ve yakıcı değildir!Daha önce de yazdığımı sanıyorum: On yaşındaki dünyalar tatlısı kızını toprağa teslim eden bir annenin, kızının taze mezarını okşaya okşaya söyledikleri ilgimi çekmişti…Şöyle diyordu: “İyi ki var oldun kızım, iyi ki doğdun, iyi ki bana anneliği tattırdın, evlât sevgisini öğrettin…” O zaman anladım ki, bazı olgular sonuçları itibariyle acıtsalar da, vaktiyle verdikleri mutluluğu yok etmezler. İşte o zaman öğrendim, acıyla bitebilecek sevgilere ulaşmanın erdemini. çeşitli kuşkular ve korkular yüzünden hiç sevmemekten, sevememekten bir şekilde sevmenin çok daha iyi olduğunu.Bence aile içi sorunları çözmenin sihirli anahtarı da sevgidir. Mutluluğa ulaşmanın yolu yine sevgiden geçer. Ayrıca başarıya çıkan merdivenin basamakları da sevgiden örülmüştür.İnsan pervane, aşk ışık: Mevlâna misali dönüşlerle, yanma pahasına ışığı tavaf etmek, belki de hamlıktan olgunluğa geçişin tek çaresidir!“Dinimiz sevgi dini, Efendimiz rahmet Peygamberidir” diyenlerin, sevgisizlik ve merhametsizlik gibi lüksleri olabilir mi?

  13. ALLAH BİZİ GÖRÜYOR
     
    Yüce Rabbimiz Allah\’a  karşı hakkıyla ve layıkıyla esas bir duruş gösterebilmemiz için; Yüce Allah\’ın varlığına, birliğine, gücüne, kuvvetine ve kudretine inanıp iman ettiğimiz gibi, Yüce Allah\’ın bizleri gördüğüne ve bizlerin yaptıklarını bildiğine inanıp iman etmemiz gerekmektedir.
     
     Kur\’an-ı Kerim\’e Göre
    Allah yaptıklarımızı mutlaka gözetlemektedir.
    (Nisa 1-Yunus 61)
     
    Allah içimizden geçeni dahi bilmemktedir.
    Allah bize şah damarımızdan daha yakındır.
    (Kaf 16)
     
    Nerede olursak olalım her zaman ve her yerde Allah bizimle beraberdir.
    (Hadid 4)
     
    Söylediğimiz sözler, yaptığımız işler sağımızda ve solumuzda duran
    görevli iki melek tarafından deftere yazılmaktadır.
    (Kaf 17,18-Zuhruf 80)
     
    Küçük-büyük yaptığımız herşey bu deftere satır satır yazılmaktadır.
    (Kamer 52,53)
     
    Ellerimiz ve ayaklarımız ahirette dile gelip yaptıklarımız hakkında
    lehimizde yada aleyhimizde şahitlik yapacaklardır.
    (Yasin 65-Fussilet 20,21,22)
     
    Rabbimiz Yüce Allah tarafından bu derece sıkı bir yakın takip altında tutulduğuna, her zaman ve her yerde ilahi bir mercek altında izlenildiğine inanıp iman eden bir kimse bu dünyada gelişi güzel yada başı boş hareket edebilirmiz.
     
    DEĞERLİ AHMED KARDEŞİM
    SAYGI, SEVGİ, SELAM VE DUA İLE
    HUZURLU BİR HAFTA DİLİYORUM

  14. SENİ SİTERİM YA RAB
    Bir bebek uyanır seher vaktinde,Avuçları sana doğru,
    Kulağı ezan sesinde kayaların,Sular sürünerek sana gelir Rabbim,Dal uçları sana doğru,Bende Seni isterim…Alnı secdelerde duran hatırına,Hesabı nefsine soran hatırına,Gözlerini ilimle yoran hatırına,Hasta ziyaretine varan hatırına,Emaneti yoluna seren hatırına,Kuran hatırınaKuran hatırına,Kuran hatırına,Alemi affet.Ey rabbül-âlemin!Yüzüm yok amma,Benide alemlere dahil et.Hastalar şifa sayıklar,Sürgünler vatan.Aç için tek lokma dünyaya bedel.Anne için çocuğun manasını bilirim.Kanattır kuşları gökyüzünde tutan,Bende Seni isterim.Uçan kuşun bıraktığı iz hatırına,Vurmayı sakladığın yüz hatırına,Seni sevindiren söz hatırına,İffeti için ölen kız hatırına,kabede ağlayan diz hatırına,Ve Habibini örten bez hatırına,Alemi affet.Ey Rabbül-âlemin,Yüzüm yok amma,Benide alemlere dahil et…Senden başka sevdiğim,Senin kadar sevenim yok.Suda boğulurken kurtulmak isterya insan,Meçhulün değil hislerim,O insandan daha çok,Bende Seni isterim.Menzili hakikat yollar aşkına,Alnı ak yaşayan dullar aşkına,Adınla senlenen diller aşkına,Ömrü cihad olan kullar aşkına,Resulullah kokan güller aşkına,Alemi affet.Ey rabbül alemin,Yüzüm yok amma,Benide alemlere dahil et….Daha kafir diye ağzını açarya cehennem,Ufuktan mümin beklerya cennetin gözleri,Nasıl kelime-i şehadet ararsa dil son dem,Yarabbi yıllardır açık ellerim,Mekkenin resulü özlediği gibi,Bende Seni isterim.Kapılar kapanmadan, tövbe vakti dolmadan,Yüce dağlar parça parça olmadan,Ümitler kaybolmadan,Gezegenler çarpışıp yoğrulmadan,Ölüler kabrinden doğrulmadan,Alemi affet.Ey Rabbül alemin,Yüzüm yok amma,Benide alemlere dahil et…Ey her türlü mekândan münezzeh,Ve kafat kalbime sığan Rabbim!Kevser diye tutuşur kadeh,Ve feryad eder şefeatine muhtaç olduğum:Ya Rabbi ümmetim,Ya Rabbi ümmetim!Teşbihte hata varsa tövbeler olsun.Bende Seni isterim.Seni tesbih eden küre hürmetine,Alınların secdede kaldığı süre hürmetine,Gazada alınan yara-bere hürmetine,Şehide son damla suyu veren dere hürmetine,Aşere-i mubeşşere hürmetine,Alemi affet!Ey Rabbül alemin,Yüzüm yok ammaBenide alemlere dahil et…!
    SEVGİLİ CAN AHMED KARDEŞİM HAYIRLI SABAHLAR HAYIRLI GÜZEL BİR HAFTA DİLİYORUM.
    SELAM SEVGİ VE DUALARIMLA MEVLAM YAR VE YARDIMCIN OLSUN. 

  15. selam ve dua ile 🙂

    Küçük bir fâre kocaman bir devenin yularını kapmış, eline almış, kurula kurula gidiyordu
    Deve, kendi huyu, uysal tabiatı yüzünden, onunla yol alıp giderken fâre, kendi küçüklüğünü göremeden: "- Meğer ben ne müthiş bir pehlivanmışım, develeri sürükleyebilecek bir yiğitmişim!" diye böbürleniyordu
    Gide gide bir nehrin kenarına geldilerNehri gören fare, kibrinin şaşkınlığı içinde donup kaldı
    Onun kibrinin farkında olan deve ise, mânidar bir şekilde: "- Ey dağda, ovada bana arkadaşlık eden! Neden durakladın? Neden böyle şaşırıp kaldın? Haydi, yiğitçe nehrin içine gir
    Sen benim kılavuzum, öncüm değil misin? Yol ortasında böyle şaşırıp kalmak, sana yaraşır mı?" dediMahcup düşen fâre, kekeleyerek şöyle cevap verdi: "-Arkadaş! Bu su pek büyük, pek derin bir su; boğulurum diye korkuyorumDeve suyun içine girip:"- Ey kör fâre! Su diz boyu imiş, korkmana gerek yok!" dediFâre çaresiz ve mahcup itirafına devam etti: "- Ey hünerli deve! Nehir sana göre karınca, bize göre de ejderha gibidir
    Çünkü dizden dize fark vardır
    Benimki gibi yüz tane diz üst üste koysak ancak senin bir dizin eder"Bunun üzerine akıllı deve, fâreye şu nasîhatte bulundu:"- Öyleyse, gurur ve kibire aldanıp bir daha terbiyesizlik etmeye kalkma; haddini bil! Sana olan hoş görüş ve müsâmahama kapılıp şımarma; çünkü Allâh, şımaranları sevmez!Var git; sen, kendin gibi fârelerle boy ölçüş!"Artık iyiden iyiye gerçeği anlayıp utanmış bulunan fâre: "- Tevbe ettim, pişman oldum
     için olsun şuöldürücü, şu boğucu sudan beni geçir!" diye yalvardıBöylece deve, yine merhamet edip ona acıdı da: "- Haydi! Sıçra da hörgücümün üstüne çık, otur! Bu sudan geçmek veya başkalarını geçirmek benim işimdir
     Zîrâ vazîfem, senin gibi yüz binlerce âcize hizmetten ibarettir
     dedi ve fareyi nehrin öbür tarafına geçirdiHazret-i Mevlânâ\’nın Mesnevî\’de anlattığı bu hikâyede fâre; başından büyük işler görmeye kalkışan, kendini başkalarından üstün gören, böbürlenen bir kişinin sembolüdür
    Deve ise sabırlı, tecrübeli, hünerli ve kâmil bir insanın remzidirHazret-i Mevlânâ\’nın bu kıssayı nakletmekten murâdı da, ondan nice ibretli düşünce, fikir ve hisseler aksettirmektir
    Cümlelerinin her birini bir irfan deryâsı hâlinde söyleyen Hazret-i Pîr, buradan çıkarılması gereken nükteleri de yine kendisi şöyle ifade buyurur:"İblis, önceleri melekler arasında büyük tanınmış, kendini üstün görmeye alışmıştı
     Bu alışkanlığı yüzünden şımardı ve Allâh\’ın emrinin azamet ve haşmetinin farkına varmadı; Âdem(a
    \’ı hakîr, aşağı gördü
    Böylece aşağıların aşağısı bir âkıbete dûçâr oldu"Bil ki, bakır, altın olmadıkça bakırlığını bilmez
    Gönül de mânevî kıvâma ulaşmadıkça hatalarını görmez, süflîliğini anlamaz
    Ey gönül! Nefsin kibir ve gurur çukurundan kurtul da sen de bakır gibi iksîre hizmet edip bir altın hâline gel! Gönülleri kuşatan sevgiliye hizmet et!"Bu sevgililer, gönül sahibi olanlardır
    Gece ile gündüz birbirinden nasıl çekinir ve ayrılırsa, onlar da dünyadan öyle çekinir, öyle kaçıp dururlar
    Bütün bu anlatılanlar gösteriyor ki, "benlik" ve "iddiâ"nın girdiği yerde mevkî ve rütbenin putperestliği başlar, orada aslâ rahmet tezâhür etmez
    Zîrâ benlik ve iddiâ, rûhânî hayâtın kanseridirBenlik ve iddiânın kaynağı ise, insanın, ilâhî kudret karşısında kibirlenmesidir
    Yani büyük bir sahrada bir kum tanesi bile olmamasına rağmen bu mevkîini unutarak elindeki, Allâh\’ın ihsan ettiği birtakım emânet imkânlara aldanmak sûretiyle kendisini büyük görmesi, kibirlenmesidir
    Kibir ise, hiç şüphesiz insana, onu olduğundan daha güçlü, hünerli ve kabiliyetli gösterir
    Oysa mahlûkâtta ne kadar güç varsa, Cenâb-ı Hakk\’ın ihsân ettiği güç değil midir? Bu hakîkati idrâk edemeyenlere çok yazık! Nitekim Firavun ve Nemrud\’un ilâhlık iddiâsına kadar varan kibirleri ve neticede ilâhî intikâma dûçâr olmaları mâlûmdur
    Onun için Cenâb-ı Hak, Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- ve ashâbına, bilhassa büyük zaferlerden sonra dâima tevâzu ve teslimiyet telkin buyurmuş ve onların nefsânî bir böbürlenme içine girmelerine mânî olmuştur
    İslâm\’ın var oluş mücâdelesi olan Bedir muzafferiyeti hakkında, mü\’minlere, onların ihlâslarına göre önce bin, sonra üç bin, daha sonra beş bin melek gönderdiğini beyân buyurmuş ve:"(Rasûlüm!) Attığın zaman sen atmadın, Allâh attı!
    " âyetini inzâl eylemiştir
    Bu yüce ve ilâhî terbiye neticesinde Rasûlullâh -sallâllâhü aleyhi ve sellem- ve sahâbe-i kirâmın hâli, bütün ümmete ebedî bir örnek teşkil etmektedir
    Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-, Mekke\’yi fethinde, o gün aslında içine girdiği şehirden çok gönülleri fethetmişti
    O mübârek beldeye girerken de zafer işaretleriyle değil, şükrân hisleri içinde ve devesi üzerinde secde hâlinde idi
    İşte bütün bu yüce hâller:"Nefsini bilen Rabbini bilir!
     düsturunu tâlim etmektedir
    Zîrâ kendi hâl ve mevkiini bilen her kul, ona göre hayat sürer, yâni yaratıcısını ve onun yüce emirlerini idrâk ederek yaşar
    Yoksa hikâyede geçen fârenin deve karşısında şımarması, onun kendi cüceliğinden habersiz oluşundandır
    Nitekim kendini bilince devenin gücünü de idrâk etmiştir
    Yine bir karınca da, eğer fil ile güreşmeye kalkarsa, bu da onun kendi acziyetinin farkında olmamasından dolayıdır
    İşte insan da, eğer Rabbine kulluk etmiyor ve kibir, gurur bataklığında geziyorsa, o da kendisinden haberdar değildir, âdetâ ilâhî azamet karşısında bir körebe oyununun içindedir, demekti
    Onun için en mühim mesele, kendimizi tanımak ve böylece Rabbimizi tanımaktır
    Kendini tanıyanlar, hiçbir zaman kibre ve gurura düşmez, bilâkis tevâzularını artırır ve mahfiyete bürünürler
    Kendini tanıyanlar, devamlı şükür ve secde hâlinde yaşarlar
    Kendini tanıyanlar, ebedî saâdete hazırlanırlar
    Kendini tanıyanlar, yüce Allâh\’a, Rasûlullâh\’a ve ehl-i îmâna dost olarak hayatlarını devam ettirir, sonsuzluk kervânına dâhil olurlar
    Kendi yaratılış hikmetinden habersiz olanlar ise, bütün bu güzelliklerden mahrûmdur
    Şeyh Sâdî\’nin dediği gibi:"Fıstık misâli kendisinde bir iç var zanneden kimse, soğan gibi hep kabuk çıkar
    Böylelerini Hazret-i Mevlânâ -kuddise sirruh- şöyle îkâz buyurur:"Ey gâfil insan! Madem ki peygamber değilsin, ötelerden haber alamıyorsun, sana uyanlar da yok; bu yolda haddini bil, kendi safında kal; ileri gitme! Yürüdüğün hakîkat yolunda da büyük bir velînin arkasından yürü ki, bir gün nefsaniyet kuyusundan çıkıp Hz
    Yûsuf gibi bir mânâ padişahı olasın
    "Madem ki Hakk\’ta fânî olup Hakk\’ın lisânı olamadın; bâri kulak kesil! Bir şey söyleyeceksen bile suâl tarzında söyle de, sözün bir şeyler öğrenmeye yarasın! Padişahlar padişahıyla hiçbir şeyi olmayan fakir ve muhtaçlar gibi konuş!""Kibrin ve kinin başlangıcı her türlü nefsânî arzulardan, bilhassa Karun gibi bir zenginliğe ve dünyevî isteklere karşı duyulan aşırı sevgidendir
    Bu aşırı arzuların gönüle yerleşip kalması, kök salması da âdet ve alışkanlıktandı
    "Kötü huy alışkanlıkla kuvvetlenince, seni ondan vazgeçirmek isteyene kızarsın, kin bağlarsın
    Puta tapanlar bile alışkanlıkla puta tapmayı huy edindiklerinden, putun etrafında toplanırlar; onları yollarından alıkoyanlara düşman kesilirler
    Bu kibir hâli ise, nefret edilecek olmasının yanısıra bir o kadar da acınacak bir perişanlıktır
    Nitekim merhametin pek çok şûbesi vardıBunlardan biri de, zayıfa, fakire ve garîbe acımaktan ziyâde; gururlu ve kibirliye acımaktırbir bakıma mağrur; sefih vicdânına uymak, nefsinin esîri olmak ve gönlünü perişan etmekle kulluk haysiyetini ziyân eylemiş ve iblisin arkadaşı olmuş bir zavallıdır
    Rabbimiz, bizleri kibir ve gurur şaşkınlık ve şımarıklıklarından muhâfaza buyursun! Nefsimizi tanıyarak Hakk\’a kulluk ve ibâdet dolu bir hayat yaşayan sâlihlerden eylesin!Âmîn!

  16. Efendimiz aleyhisselatü vesselam bulundugmuz mübarek günler hakkinda söyle beyan buyurmuslardir: (rabbim sefeatine nail eylesin)
    "Hiçbir ibâdetin kıymeti, Zilhicce ayının ilk on gününde yapılanın kıymeti gibi olamaz."Efendimiz (s.a.v) Daim hayır ve selametle kal kardeşim

  17.        sesli dinlemek isterseniz aderesi tıklayın..                                                       http://ilyasucar.com/siirler/498-onum-arkam-sagim-solum-huzun.html   

                                                                 Ey hüzün!saklanma, çık karşıma suçlu değilsin.Dokun, ne olur dokun yüreğim incinsin.Bir daha asla sensizliğe yummam gözümü,dokun çoraklaşmış bedenime can gelsin.Ne zaman aklıma düşsen, devrilir dağlar,kanadı kırılır minik kuşların,çoşkun bir nehirde boğulur sevdam.Ne zaman aklıma düşsen, bulanır zihnim,uyuşur parmak uçlarım, titrer ellerim,ve vurulur şakağından son kalan hülyam.Ey hüzün!işte tülû etti görünmez yüzün.Gezerken sevdanın tepelerinde avare,bir çığ oldu yanan dünyama o serin sesin.Meğer mutluluk yaramaz bir çocuk imiş,atlı karıncalara binip atta gitmiş,yüzümü görmedi bir kere bile,ama, buğulu camlara resmimi çizmiş.Gah kazanan bendim, gah kaybedendim,tek kişilik bu oyunda kendimi yendim,üzülme, ne olur o şemsî yüzünü asma.İşte birkez daha ben ebelenedim.İlyas Uçar – Evvâh – Ebu Rudeyha
    can kardesım hayırlı aksamlar en guzeler senın olsun  dua ıle kal.

  18. Bildik ki, siz insanların en lütufkârısınız… Bir köleyi, bir çocuğu dahi geri çevirmezdiniz.Birnin elini tuttuğunuzda,, elinizi tutan kimse bırakmadıkça elini bırakmazdınız.Çölün aziz misafiri.Suskunların kutlu sözcüsü.Hüzünlerin sabırlı bekçisi.Teselli yağmuru.Huzur pınarı.Efendimiz..Kokunuz duyuldu önce.Saçları rüzgârın yakasına tutuşmuş çocuklardan biri ellerini kumlardan çekip koştu. Gözlerini yukarı çevirdi. Yukarıların habercisinin, yücelerin gezginin yüzüne bıraktı kalbini. Kanatlarını sessizliğin avucuna yayıveren kelebekler asılı kaldı havada.Rüzgâr nefesini tuttu.Kum tanecikleri gül yüzünüzün kıvrımlarına koşuştu.Billur elleri uzandı nur ellerinize.Eline avucuna yığdı çocuk sevinçlerinin hepsini. Bakışlarını akıttı yüzünüze.Gözlerinize, ta gözlerinizin bebeğine baktı Efendim.Varlığınızın çölü gül(l)e çevirdiğini, ölümü sonsuza bitiştirdiğini bilerek b/aktı gözlerinizin içine.Kendisinden önce kardeşlerini yutan çölün tozları/nı temizle/n/di ellerinizle yüzünden. Nefes aldı gözlerinizle buluşunca gözleri.Belki de delice seğirtti ardınızdan.Siz de onu beklediniz belki; hepimizi, her şeyimizi, bütün kızlarımızı kucaklayan, yitirdiklerimizi bize yeniden vaad eden tebessümünüzle beklediniz. Kız çocuğunun dudağında sonsuza goncalanan tebessüm gülleri açıldı.Sizin karanlıkları dağıtan, hüzünleri silen, korkuları boğan tebessümünüze dokundu bakışları. “Kal” dedi gözleri, “biraz kal, gitme…” Avucunuza bıraktı avuçlarının huzurunu… Belki birkaç adımı birlikte attınız Efendim.Yavaşladınız.Ki hiç acelenizin olmadığını bilirdik.Boyu hizasında eğiliverdiniz.Bize döndüğünüz gibi, yükseklerin en yükseği miractan iner gibi. Bizim hatırımıza indiğiniz gibi el üstünde tutulduğunuz semâdan arzın çölüne. Gözümüzün yaşını silmek için alkışlandığınız göklerin cezbesinden sıyrılıp bulandığınız gibi dünyanın hüznüne.Sırf bizi sevindirmek için Yakınlık makamından uzak kalmaya razı olduğunuz gibi.. Eğildiniz Efendim, eğiliverdiniz.Yanımıza döndünüz. Yüzümüze baktınız.Hatırımızı saydınız.Nazladınız. Kız çocuklarımıza ebedî teselliler getirdiniz deste deste .Kucakladınız sımsıcak.Medine’li kız çocuğunun elinden tuttunuz.Adı kâh Hacer, kâh Maria, kâh Samaneh belki Rojda ya da Lena oluverdi.Fıtratı İslam idi kız çocuğunun…Onun sevincini öncelediniz; sonraya bıraktınız başkalarını.Onu sevindirmeyi önemsediniz, bekleyenleri ötelediniz.An dondu.Mekan doğruldu.Çöl dirildi.Zaman yeniden kanatlandı bakışlarınızın göğünde.Tebessüm ettiniz. Küçük kız çocuklarının hatırını her şeyin önüne aldınız.Onlar için çektiğiniz sancıları sakladınız onun gözlerinden.Onlar için kanayan ayaklarınızı unuttunuz onun sevincinde.Dualarınızın göğünde bir güneş gibi yükselttiniz kız çocuğu mutluluklarını. .Ellerinizin nuruyla ışıdı kızın yüzü.Ve kızın ışıyan yüzünden yansıyan ışığın aksi sevinç sevinç pencere önlerimize kadar taştı. Ve kızın gözlerine nakşolan gül yanağınızın kokusu döndü dolaştı kızlarımızın yanağına bulaştı. Şimdi, o kızın yanağından miras bir ışıltıyı ve kokuyu taşıyor kızlarımızın yanaklarıOnların lüle saçlarında, ceylan titrekliğindeki iri gözlerinde, beyaz gülüşlerinde, yarım kalmış, acemi ve masum dualarında sizin tesellinizi içiyoruz her gün.Küçük kızlarımızı seviyoruz Efendim sayenizde.Onlar için umutlanıyorsak, sizin müjdenizleOnları sevindirebiliyorsak, sizin hatırınıza Efendim…Ne varsa sevgiden yana elimizde avucumuzda, mayasını sizin tebessümünüzden devşirdik Efendim.Efendimiz,Neden hâlâ elini tutmaktan uzak düştüğümüz kızlarımız var bizim.Elimize tutunan yetimleri, öksüzleri ötelere öylece düşüncesizce itiverdik biz.Kızlarımızın sımsıcak tebessümlerini soluğumuzdan buz tutmuş dipsiz kuyulara savuran buzdan heykelleriz biz.O masum dudakların “Baba!” deyişlerini huzursuz ve telaşlı saatlerin yüzünde par(ç)alayan babalarız biz…Şimdi, kapı arkalarında baba yolu bekleyen nazenin kız çocuklarını babasız bırakanlarla aynı şehirleri paylaşıyoruz biz.Bir gün olsun, âh bir an olsun, kızımız tutunca elimizden, hiç bırakmamaya ahdederken biz, o bırakmadıkça onun elini bırakmamaya niyetlenirken biz, hatıranı ete kemiğe bürüyüp giyinebilir miyiz? Nasıl olur da o billur elleri salıveririz ellerimizden nâr görüp çözülüvermiş buz gibi biz?Niçin gözlerinizin içine büyüdüğümüz zaman da o ışıltıyla bakamayız o kız gibi biz?Acaba biz kimlerdeniz?Sizin tuttuğunuz eli tutamayıp itenlerden miyiz?Ellerinizden kızlarımızın gül kokladığı Efendimiz…Özür dileriz..Menbaı siz olan, kızlarımızın yüzünden bize yansıyacak bir sadakalık ışıltı dileniriz…Affımızı isteriz… Senai Demirci
     
    selam ve dua ile can kardeşim…

  19. GOOD NIGHT KISSES
    HAVE A NICE DAY
    THANKS YOUR BEAUTIFUL COMMENT

  20. harika biir yazı olmuş kardeşimmmşimdiden hayırlı bayramalarrallahım yolllarını açık eylesinn

  21. can kardesım bu bılogu cok kez okudum ınsan cok derınlere dalıyo ınanılmaz guzel rabım butun yaratıklarının ıcınde en ustun bızlerı ınsan oglunu yaratı ınsaallah en ustun olan mertebeyede layık oluruz ınsaallah ellerıne ve yureyıne saglık selam ve dua ıle kal kardesım.

  22. sen yolcu bu yalan dünyada hancıdıröyle bir gün varki yürekde sancıdıryer gök bir olupda hesap soruluncaen sevdigin bile senden davacıdırmevlama emanet olun güzel bir paylaşımdı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s