…Kendi iktidarınıza değil, o Muktedirin iktidarına itimat edin…

Hasbıhâl..

 

“ZAMAN DEĞİŞTİ!” demeyin ne olur, zaman değişse de zamanın gerçekleri değişmedi, değişmiyor. “Artık eskisi gibi değilim, değiştim…” de demeyin, siz değişseniz de sizde tecelli eden renkler değişmedi, değişmiyor, ya da sizin tasarrufunuzdan azade değişimler okunuyor hayatınızın sayfalarında, kah rahmetin engin rengine boyanıyor hayatınız, kah celalin hakim olduğu safhalarda seyrediyor…

“İmkanlar dahilinde..” de demeyin. Zira imkanlar kendi imkanlarıyla sonuçlara kavuşmuyor. Dünü bugüne kavuşturan kudretin hakimiyetinde herşey! Hiçbirşey kendiliğinden yarına, kendi (!) yarınına ulaşmıyor.

“Artık bitti!” yi hiç söylemeyin. Hiçbir şey bitmiyor, bir olay diğerini takip ediyor, bitmeksizin evrilerek devam ediyor. Zihninize kazınıyor olaylar, kalbinize yazılıyor ve siz görünüşte değişmeseniz de, o olaydan sonraki tepkileriniz, tepkilerinizden beslenen hayalleriniz değişiyor.

“Gidenler geri gelmez!” mi dersiniz? İşte, gelenlerin gidenlere kavuşacağı günler geliyor. Herşey ve her olay gidip o meydandaki havuza akıyor. Gidenler geri gelmese de, gelenlerle o meydanda buluşuyor. Geçti ve gitti dediğiniz herşeyi orada hazır, Rabbinizi nazır ve kendinizi huzurda muntazır buluyorsunuz.

“Bu hatalardan sonra mağfirete mecal mi bulunur” derseniz; böyle denildiği sürece mağfiret kapısı açılmaz derim. Zira O’nun katında sözü gecen Yakup aleyhisselam gibi biri, haddi aşan evlatlarına “Rabbinizin rahmetinden ümidinizi kesmeyin, O’nun rahmetinden ancak kafirler ümit keser!” buyuruyor. İşte Rahman’ın kelamı “O Zatına rahmeti yazdı” yı, “Ey haddi aşan kullarım, Bana —Rahim olan Rabbinize— dönün!” fermanını ilan ediyor.

“Bir çiçekle bahar olmaz!” mı dersiniz? Geçmişin sayfalarına isimlerini yazdıranlara dikkat edin, onlar da bir zamanlar kış ortasında birer çiçektiler, bahar kuvvetinde çiçekler oldular, kendilerinden sonraki zemini ve zamanı çiçeklerle donattılar, onlar da sizin gibi topraktan ve sudan yaratılmışlardı, kendinize itimadınız yoksa da, Rabbinize itimat edin! Birer bahar kuvvetinde çiçekler olmak için dua edin ve ahdedin, her bahar ilk açan bir çiçekle başlar, açan ilk çiçeğin siz olmayacağınızdan emin olmayın, ömrünüzün son anı olduğunu dahi zannetseniz, hak bir kelam söyleyin, siz o baharı göremeseniz de, uzattığınız o ipe tuttunarak sizin adınıza baharlar gelmesi için dualar edecek yürekler bulunur, onlar için zeminler hazırlayın…

“Böyle gelmiş, böyle gider!” denilirse, nerede Ad ve Semud kavmi, nerede Firavunlar ve Nemrutlar, ekmeğin karneyle verildiği zamanlar… Şimdi de Nemrutlar ve Firavunlar var derseniz eğer, onların da bir devri ve zamanı vardır, gözetleyin, yarın açılacak sayfalar için kalbinizi açık tutun, baharların ardından kışları getiren, kışların ardından baharlar halketmeye muktedirdir. Kendi iktidarınıza değil, o Muktedirin iktidarına itimat edin…

Mahvoldum, bittim diyenler için: O ölmedi, hala dipdiri ve hala seni gözetiyor…

Salih ÖZAYTÜRK

Reklamlar

10 Yanıt

  1. Anlatıldığına göre kalp Dört şeyle nurlanır 1-Midenin Açlığı 2-İyi ARkadaş 3-Geçmiş Günahları Düşünmek 4-Uzun Emeli Terk Etmek Bir kimsenin emeli uzun olursa,Allahu (c.c) teala onu dört şeyle cezalandırır. 1-Taat\’a karşı tembellik verir. 2-Dünyada dertlerini çogaltır. 3-Dünyada malı toplamaya karşı hırslı kılar. 4-Kalbini karartır. Kalbin kararması: 1-Dolu mide               -2-Kötü arkadaş 3-Geçmiş günahları unutmak 4-Uzun emelli olmak

  2. taşları yemek yasak
     
    Ormanın derinliklerinde yürümekte olan bir avcı ağaçlardan biri üzerinde bir levha görmüş.
    Levhanın üzerinde şu sözler yazılıymış:
    Taş Yemek Yasaktır.
    Bu alışılmadık uyarı karşısında avcı meraka kapılmış.
    Levhanın asılı olduğu ağacın önündeki ayak izlerini takip etmeye başlamış ve izlediği yol onu bir mağaraya götürmüş. Mağaranın ağzında bir derviş oturmaktaymış
    ve avcı yeterince yaklaştığında konuşmaya başlamış:
    Zihnine takılan soruyu biliyorum. Şimdiye kadar taşları yemeyi yasaklayan bir uyarı levhası hiç görmedin, çünkü insanların taş yemeye zaten ihtiyaçlarıyok. İnsanları zaten yapmaya eğilimleri olmayan bir konuda uyarmak niye? İnsanlar arasında taş yeme adeti yoktur, onlara yapmayacakları şeyi yapma demenin ne anlamı var?
    Ancak şuna dikkat et:
    İnsanlar arasında adet haline gelmiş öyle davranışlar, öyle alışkanlıklar vardır ki,bunlar insan için tıpkı taş yemek gibidir. Eğer zararı bakımından düşünürsen taş yemekten çok daha büyük tahribat yapan işlerdir bunlar.
    Bunlar taş yemek kadar budalaca, insanın öz niteliklerine yabancı tutum ve davranışlardır.
    Eğer insanlar acınacak haldeyse, insanlar arasında zulüm, haksızlık, merhametsizlik, yozlaşma ve ihanet hüküm sürüyorsa bunun sebebi insanların sanki taş yermişçesine yedikleri bunca nesneden, taş yemeye mümasil tavırlardan doğmaktadır.
    Senin levhayı gördüğün yerde bir pınar olmuş olsaydı ve ben oraya su zehirlidir yazmış olsaydım sen bunu manalı bir söz sayacak, yerinde bir uyarı kabul edecektin.
    Büyük bir ihtimalle de benim ayak izlerimi takip edip buraya gelmeyecektin.
    Çünkü yasaklanan şey senin aklına uygun gelecekti.
    Gerçekte suyun zehirli olduğunu yazan insanın emrine uymuş olacaktın.
    Kendi aklına uyduğunu sanarak benim keyfime uygun davranmış olacaktın.
    Ama orada taş yemeyi yasaklayan bir levha gördün ve acaba bunu hikmeti nedir diye kendine bir yol açtın.
    Ben de sana insanların gerçekte yaptıkları birçok işte taş yemeye benzer davranışlar gösterdiğini ve aslına bakılırsa taş yediklerini söyledim.
    Eğer söylediklerimi anladıysan aramızda hakikatın bir parçası tecelli etti.
    İşte Allah\’ın insanlar için gönderdiği emir ve nehiyler böyledir.
    İnsan ancak bu emir ve nehiylerle hakikatin nasıl tecelli edebileceğini öğrenebilir.
    Eğer Allah\’ın emrettiği ve yasakladığı şeylerle ilk karşılaşan insan bunu tabi karşılarsa, aklına uygun bulursa bu emir ve nehiylerden hiçbir şey öğrenemez.
    Ama bazı izleri takip edip bu emir ve nehiylerin nelere tekabül ettiğini öğrenebilirse hakikate varabilir.
    İnsanın taş yemeye ihtiyacı yok diyorsun.
    Öyleyse şunu düşün: İnsanın ihtiyacı olandan fazlasını elinde tutması kendisi için taş gibidir.
    Bu yalnız mallar, servet,güç gibi nesnelerde geçerli değil.
    Merhamet, şefkat, tevazu gibi şeyler için de böyle.
    Eğer herhangi bir şey insanların istifadesine açıksa ancak istifade edildiği kadar o «şey» olur,o şeyden istifade edilmezse artık o taştır ve gerçekten onu istifadeye konu etmeksizin kullananlar taş yemiş olurlar.
    Sana yaramıyorsa bırak başkasına yarasın.
    Sana yaramadığı halde sende olan hem senin hem başkasının aleyhinedir.
    Taşları yeme, taşları yemek yasak.
    İsmet Özel
    SELAM VE DUA İLE CAN KARDEŞCİK ALLAH RAZI OLSUN HAYIR AKŞAMLAR ABLASININ KUZUSU..

  3. Onlar, sözü dinler ve en güzeline uyarlar.Zümer Sûresi, 39:18
    Yüce Allah’ın, kitabında övgüyle tarif ettiği kulların bir özelliği de,(1) sözü, yani Allah’ın kelâmını dinlemek,(2) sonra da, dinlediği şeyin en güzeline uymakşeklinde anlatılıyor. Bu öylesine kapsamlı bir tanımdır ki, ideal bir mü’mini anlatmak için, başka bir tarife ihtiyaç yok dersek, herhalde abartmış olmayız.“En güzeli” deyiminde, birkaç yönden büyük bir kapsamlılık vardır.Birincisi: Mü’min, zaten güzel olanın peşindedir ve güzel olan şeyleri yapmakla emrolunmuştur. Onun kulak verdiği söz, sözlerin en güzeli olduğu gibi, ağzından çıkacak sözün ve ortaya koyacağı davranışların da güzel olması, zaten kendi yaratılışının ve imanının gereğidir.Yine Zümer Sûresinin 23. âyeti, “Allah sözlerin en güzelini indirmiştir” buyurur.İsrâ Sûresinin 53. âyetinde ise, “Kullarıma söyle, sözün en güzelini söylesinler” emri vardır.Nahl Sûresinin 125. âyetindeki “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütlerle çağır” buyruğu da aynı yöndedir.Gökleri ve yeri güzel isimlerinin hesapsız güzellikleriyle donatan Allah, en güzel bir şekilde yarattığı insana da, kendi çabasıyla erişeceği güzellikleri hedef olarak göstermektedir.İkinci kademede, güzel olan şeyler arasında bir seçim vardır. Yüce Allah, kullarının önüne, hepsi de güzel olan çeşitli davranış örneklerini, buyruklarını, öğütlerini sermiş; bunlar arasında bir tercih yapacağı zaman ise, kuluna yaraşan şeyin, iki güzel arasında daha güzelini seçmek olduğunu bildirmiştir. Kur’ân’da bunun pek çok örnekleri vardır.Daha önce sözünü ettiğimiz Bakara Sûresinin 237. âyetinde bu örneklerden birini görmüştük. Yine aynı sûrenin 271. âyetinde, açıktan verilen sadakalar “güzel” olarak nitelendikten sonra, bundan daha güzeli dikkatlere sunulur ve teşvik edilir: gizlice vermek.Yine Bakara Sûresinin 280. âyetinde, borçlu borcunu ödemekte güçlüğe düşecek olursa, rahatlayıncaya kadar ona süre tanınması emredilir; sonra da bundan daha güzel bir yol öğütlenir:Onun borcunu bütünüyle bağışlamak ise, bir bilseniz, sizin için daha da hayırlıdır.Bir başka örnek, ceza ve af arasında serbest kalındığı zaman, tercihin af yönünde kullanılması şeklindedir. Meselâ, zulme uğradıktan sonra hakkını isteyen kimsenin suçlanamayacağını bildiren Şûrâ Sûresinin 41-43. âyetleri şöyle son bulur:Bununla beraber, kim sabreder ve bağışlarsa, işte bu, uğrunda azmedilmeye değer işlerdendir.Hz. Musa’ya Tevrat levhalarının verilişinden sonra Yüce Allah’ın ona “Kavmine de emret, onun en güzelini alsınlar” buyurduğunu bildiren A’râf Sûresinin 145. âyetinde de, inanan insanı en güzel olana yönlendiren bir teşvik vardır.Üçüncü aşamada ise, kötü olan şeye en güzel bir şekilde karşılık vermek vardır. Bunu da Yüce Kitabımızın âyetleri tekrar tekrar bize hatırlatır:Onlarla en güzel bir şekilde mücadele et. Çünkü Rabbin kendi yolundan sapanları iyi bilir; doğru yolda olanları en iyi bilen de Odur.(1)Sabretmelerinden dolayı onlara ödülleri iki kat verilecektir. Çünkü onlar kötülüğü iyilikle savarlar; kendilerine verdiğimiz rızıktan da bağışta bulunurlar.(2)İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğe en güzeliyle karşılık ver.(3)Mü’minler için bir hidayet ve rahmet olan Yüce Kitabımız, böylece,(1) güzel olana uymak,(2) güzel şeyler arasında en güzelini tercih etmek,(3) kötülüğe karşı da en güzel olan şeyle karşılık vermekşeklinde üç aşamalı bir terbiye ile, insanın içindeki bütün güzellikleri ortaya çıkarıyor ve onu, bütün güzel isimlerin müsemmâsı ve sonsuz güzellik sahibi olan Yer ve Gökler Rabbinin hoşnutluğuna yaklaştırıyor.Yazar: Ümit Şimşek
    cok güzel  bir yazı ellerine saglık kardeşim selam sevgi ve dualarımla…
     

  4. Sorun bu soruyu! Ya da soruyu şöyle sorun: “Bir insan ne yapabilir ki?”
    Herkes kendine dönüp sorsun: “Bir gülle bahar gelir mi?” ya da “Bir insan ne yapabilir?”
    Bu sorunun cevabını merak edenler, kokusu çağları aşıp bize kadar ulaşan “Medine’nin Gülü”ne baksınlar, âlemlere rahmet Hz. Muhammed’e baksınlar.
    Ki, O bir güldü. Çölün ortasında açmış bir gül. Bıtırak tarlasına döndürülmüş bir dünyaya baharı müjdeleyen bir gül.
    Cins bir gül fidanıydı, bu açık. Çünkü vahiy, adeta, “Neden başkasını değil de beni seçtin Rabbim!” sorusuna bir cevap olsun diye, O’nu şöyle tanıtmıştı:
    “Çünkü, Sen muhteşem bir ahlâka sahipsin!”
    Bu gül fidanını Allah seçmişti. Cebrail gibi cins bir bahçıvanın elleriyle, vahyin projesine uygun olarak yetiştirildi. Vahyin O Gül’e dönük iki tasarrufu vardı: Tanıtmak ve inşa etmek.
    Ama daha çok da inşa etmek. O’nu vahiy inşa etti. Öyle bir inşa ki bu, sonunda O, “ahlâkı Kur’an olan” biri oldu. Adeta O, şu sorunun canlı cevabıydı: “Kur’an’ı insana dönüştürsek, ortaya nasıl biri çıkardı?”
    Bu sorunun cevabı belliydi: Efendimiz aleyhissalâtu vesselam.
    O’nu kitaba çevirmek mümkün olsaydı, ortaya nasıl bir şey çıkardı?
    Bu sorunun da cevabı belliydi: Kur’an vahyi.
    İşte O Gül, çölün ortasında tek başına açtığında, kimse bir Gül ile baharın geleceğini düşünemezdi. Öyle ya; bir çiçekle bahar gelir miydi?
    Eğer o çiçek baharı doğuracak bir bedeli ödemeyi göze alırsa, evet. Bir çiçekle bahar gelirdi. Üstelik bu bahar bin bahara bedel bir bahar olurdu. Öyle ki, bu baharın getirdiği kokuyu bin güz silemezdi. Üzerinden geçen asırlar, o baharın yeryüzünü yeşertme potansiyelini yok edemezdi. Ne kadar şiddetli geçerse geçsin, her kış istese de istemese de sonunda o baharın hizmetkârı olmak zorunda kalırdı.
    Bir insan ferişteh olsa ne yapabilirdi ki?
    Ferişteh olmasına gerek yok, ölümlü biri olarak dahi bir insan tüm bir dünyayı omuzlayabilir, bıtırak tarlasına dönmüş bir dünyayı gülistana çevirebilirdi. Yeter ki, imanı sınırsız bir imkân bilsin. Yeter ki, O Gül’ün bıraktığı mirasa ihanet etmeyip sadakat göstersin. Yeter ki, O Gül’ün kokusunu duyan bir yüreğe sahip olsun.
    Hz. Peygamber bir çiçekle gelen baharın, bir kişiyle yeryüzünün gülistana dönüştürüleceğinin en güzel örneğiydi. Allah, O’nu bunun için “örnek” gösterdi. Gül olmak isteyenlere, “adam” olmak isteyenlere, bıtıraklara karşı mücadele etmek isteyenlere…
    O’nun örnekliği, en sonunda gelip bir ilahi yasanın şahsında somutlaşıyordu: Bedelsiz ödül olmaz.
    Bakın şu örneklere: O, Taif’e bir umut diyerek gitmişti. Çünkü Mekke’nin kini, O’nun varlığını ortadan kaldırmayı düşünecek noktaya gelmişti. Taif’te gülle karşılanmayı umarken gülleyle, taşla, küfürle, hakaretle karşılaştı. Kan-revan geri döndü. Fakat Mekke’sine de giremedi. Bu öyle bir bedeldi ki, artık “gücün bittiğinin, kuvvetin tükendiğinin” resmiydi.
    Ve koyverdi çığlığını: “Bittim ya Rabbi!”
    Bu çığlığı bekliyordu öteler. “Yettim kulum!” nidası bunun ardından gelecekti. Çünkü, Allah’ın yasası buydu: Biten ve bittim diyene, “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyene, “Allah’ın yardımı çok yakın!” diyen bir Rahîm Rab vardı.
    İşte, O’nun için ilahi yardım Sevr Dağı’nın tepesinde geldi. Peki, oraya kadar çıkmak şart mıydı? Tepede gelen yardım, dibinde gelemez miydi? Evet, öyle! Çünkü ilahi yasa bu. Allah yasasını, muhatap Âlemlere Rahmet Hz. Muhammed bile olsa bozmazdı.
    Peki, biz neyi bekliyoruz? O evrensel Gül için bozmadığı yasayı, biz dikenler için bozmasını mı? İşte bu olmayacak.
    Dünyanın Gül’üne, sonsuz salât ve selam ile…
    (mustafa islamoğlu)
    selam ve dua ile nur kardeşim… hayırlı akşamlar Rabbim razı olsun ebeden…en kalbi muhabbetlerimle  nurum…

  5. GÜZEL YAŞAMAK GÜZEL SON DEMEKTİR Yaşamak, nefes alıp-vermek değildir. Yaşamak duygu ve düşünce güzelliğidir. Bu güzelliği hayata aktarma gayretidir. Bu gayretten doğan saâdettir. Evinde sinir gerginliği içersinde, öfleyip-pöfleyip duran veyâ sonu gelmez bezginlikler içinde vakit öldüren kişi sâdece nefes alıp-veriyordur da, oyuncakları arasında kendini unutan çocuk, hayretler içinde kitabına gömülmüş talebe yaşıyordur, vura-tuta çalışan işçi yaşıyordur. "En kolay iş severek yapılan iştir," derler. Kadın erkeğin eşi, evin güneşidir" derler. Sevdiği eşi ve işi bulan kişi dünya cennetine girmiştir de, istemeye istemeye çalışan, can çekişiyordur. Problemsiz bir dünyâ hayâldir. "İnsan ölümlü, gün akşamlı." Yaşamak için kaygılardan, sorunlardan âzâde bir dünya arıyorsak, kıyâmete kadar aramak zorunda kalacağız demektir. Yaşamak, kaygılardan kasâvetlerden bir çıkış yolu ararken telaşlanmamak, elimizin ayağımızın birbirine dolaşmaması demektir. "Deniz dalgasız, insan kaygısız olmaz"mış. Kaygı verici olayları, olumsuzlukları, problemleri çözüp aşmaya çalışırken hırçınlaşmazsak, paniğe kapılmazsak, insanlara darılmazsak, bu büyük bir başarıdır. Seneler önce, intihar eden bir binbaşının, oğluna şöyle bir not bıraktığını okumuştum: "Oğlum, ben bu insanlarla kafa barıştırmadım. Sen, durumu idâre etmenin bir yolunu bul." Rahmetli yaklaşık olarak söyle söylüyordu. Bu tavsiyeden anladığım şudur: "Her ne kadar ben bu dünyâ ile barışık yaşamanın bir yolunu bulamadımsa da, sen, olup-bitenler karşısında gerilime girmemenin bir yolunu bul. Mâdem ki bu insanlarla yaşamak durumundasın, gerginleşmenin faydası yok. Bâzan görmemezlikten, bâzan duymamazlıktan gelerek, bâzan da deliliğe vurdurarak rahatlamaya bak. Kanâatimce, bu tavsiye doğru bir tavsiyedir. Herkesin bizim gibi düşünmesini, bizim gibi olmasını bekleyemeyeceğimize göre, insanları oldukları gibi kâbul etmek bir çıkış yoludur. Anlatmaya çalıştığım, "gelen ağam, giden paşam" anlayışı değildir. Doğruyu yaşarken de, doğrunun mücâdelesini verirken de "yaşama sevinci"mizi sürdürebilelim demek istiyorum. Yaşamak, huşû\’ ile kılınan namaz, içten okunan bir fâtiha, sıcak bir duâdır. Rüyaya benzeyen hayâtımızda iz sürüp iz bırakmaktır. Yaşamak demek üretmek demektir; kafa gıdâsı gönül gıdâsı, mîde gıdâsı üretmek. Üretmek yorucudur ama netice de bir cennet sevinci getirir. Tembellik fiziken rahatlık getirse de rûhen yorgunluk getirir, kabir sıkıntısı getirir. Üretkenlik memnun olma hâlidir ama bu, fayda çizgisini aşıp rıza-yı ilâhî sınırına kadar varamıyorsa ruhsal tatmin sürdürülemeyecek, dik yamaçtan dönüp gelinecektir. "İn ecriye illa alâllah = Üretim Allah\’a aittir" sularına ermek, illâ ki bir şart-ı âzamdır. Yani, kişi ne beklerse Allah\’tan (c.c) bekler duruma gelmelidir. Yaşamak, gönül dünyâsıın şenliğidir. Yaşamak, âile saâdetidir. Saâdet, "meşrik-ı dil"den doğan sevgi güneşidir ki dünyâmızı aydınlatır ve ısıtır. Yaşamak, şânı yüce Allah\’la (c.c) kurulan irtibâtın getirdiği yüksek bir heyecandır. Bu irtibat sâyesinde dünyâmızın genişlemesi, hayâlimizin ötelere uzanmasıdır. Bu mânâda, Allah demek hayat demektir. Yaşamak, irâdemizi kullanabilmek, kendimizi sınırlandırabilmektir. Eldekiyle yetinebilmek, sevinebilmektir. İmkânlarımızı çoğaltamıyorsak ihtiraslarımızı azaltabilmektir. Yaşamak, "damlanın deryâya koşması" gibi birşeydir. Yaşamak, durmadan dinlenmeden yol alma, merhaleden merhaleye ulaşma sevdâsıdır. Yaşamak, "haremde doğup puthânede ölmemek için, şuurla sabırla sürdürülen uzun nefesli bir mücâhede ve mücâdele"dir. Yaşamak "istiğna" sularında yıkanıp, gönül zenginliğine ermektir. Mahşer sabahında tebessümle uyanabilmek için, dünya günlerini mertebe mertebe yükseltmek ve güzelleştirmek demektir.

    13 Kasım 2008
    4 yorum
    değerlendirme yok

    GÜZEL MÜSLÜMAN GÜZEL İNSAN ZARİF İNSAN DEMEKTİR…..
    GÜZEL MÜSLÜMAN GÜZEL İNSAN ZARİF İNSAN DEMEKTİR……… "Toplum içinde güzel müslümanlara ihtiyaç var" demek, abesin ifadesi değildir. Özellikle günümüzde… İnsanlığın derin savruluşlar yaşadığı bir zamanda "Güzel Müslüman", tutunup kurtulunacak Rabbani bir sütun gibidir evren içinde… İnsan insandan ümit kesmeyecekse, insan klasiği tarzında, yani insanın eskimeyen değerleri ile yaşayan sembol simalara ihtiyaç vardır. Yüreğine bak, yüreğini tanzim et. Davranışlarına bak, davranışlarını tanzim et. Dünyayı ukbayı algılama tarzına bak, dünya ve ukba görüşünü tanzim et. İzine bak, adımlarını tanzim et. Haline bak, halini düzenle. Din, "Et – ta\’zim li – emrillah, v\’ eşşefekatü li – halkillah – Allah\’ın emrini yüceltmek, Allah\’ın yarattıklarına karşı şefkat beslemek" şeklinde tarif edilmiştir. "Allah\’ın emrini yüce bilmek, yüceltmek" demek, insanın kendi cirmini idrak etmesi demektir. Bunu idrak eden, insan benini en çok iğfal eden "kendi kendine tapınma – gurur" illetinden kurtulur. "Emri – işi" Yüce bir Varlığa bağlar. Müslümanlık, hayatın o Yüce Varlığa bağlı olarak tanzim edilmesi olarak telakki edilir. Din, Allah emrine inkıyad, boyun eğme, bağlanma, sarılma, demek olur. Buradan yola çıktığınızda da, Allah\’ın yarattığı her şeye karşı şefkat, merhamet, rahmet, re\’fet, ülfet, meveddet dünyasına varırsınız. İşte bu "Güzel müslüman" demektir. Allah adamı. Gönül adamı. Sevgi adamı. Rahmet insanı. Allah dostu. Ben derim ki, her beldede böyle bir gönül insanı olmalı. Bir tür sütun. Savruluşlarda tutunulacak. Bir tür kandil. İnsanlar bakınca gönülleri ışıyacak. İnsanlar bakınca arınma duygusu uyandıracak. İnsanlar bakınca onlara Allah\’ın sevdiği insanı hatırlatacak.
     

  6. s.a tek bir satır yazabilirim…ama üzülmeyin..dosrtlar vardır ebedi kalır…ve yine dostlar vardır…bir elikelimesi kadardeğeri olmaz… selam ve dua ile…zaman her şeyin ilacıdır……ne diyeyim…sadece dua dan başka….huzurda kalın…

  7. Ben bir damlacıktım denizlerde dolaşan. Deryada bir damla,dünyada bir zerre.. Akıntılarla dünyayı dolaştım kaç sefer. Dalgalarla kıtalara gidip geldim. Güneşin erişemediği yerlere inip çıktım. Hiçbir an bir yerde duramadım. Bir damlaydım,ama deniz bendim aynı zamanda. Bir damla olarak kalmaya razı değildim. Deniz olmak da yetmezdi bana. Bütün bunların ötesinde başka bir duam vardı benim"bir yudum su olmak" Günler ve geceler boyu yakardım Alemlerin Rabbine. Şevkle hevesle denizden denize koştum,bir gün dualarım kabul olacak diye. Bir gün güneşin tebessümüyle dualarıma cevap geldi. Bir parça ışık bir parça sıcaklık erişti uzayın derinliklerinden. Ve bir kuş gibi havalandım.Fazlalıklarımı denize bırakıp saf bir su damlası halinde yükseldim göklere. Benimle birlikte niceleri yükseldi. Yer ve gökler Rabbinin emriyle arınan sayısız su damlalarıyla beraber,meleklerin ellerinde,görünmez bir ordu halinde uçtuk uçtuk. sonra"toplan"emri erişti. bulutlarda toplandık. Dokuz gün,dokuz gece göklerde uçtuk durmadan. nice ovalar,nice dağlar,nice kıtalar aştık. Sonra "in"emrini alan yeryüzüne indi. Kimimiz toprağın altına sızdı,kimimiz göllere doluştu. Bense bir akarsuya karışıp her saniye yüz milyar yeni arkadaşımla tanışarak aktım günler boyunca. Dağlardan ovalardan geçtim bir yudum su olmak için. Deniz olmak yetmezdi bana. bulutlar akarsularda yetmezdi. Ben bir yudum su olmak istedim. Bir yudum su için dua eden bir tende dolaşmak istedim. Onunla beraber, onun diliyle ,onun zerreleriyle Alemlerin Rabbini zikretmek istedi dilim. Ben onun için dua ettim,onun içi bir yudum su olmak istedim ve oldum…..

  8. Hz.Allah SevgisiHz.ALLAH sevgisi, tıpkı Hz.ALLAH korkusu gibi, yaşamamız, duymamız ve davranışlarımıza yansıtmamız gereken ve bizi güzel ahlâka ve ebedî mutluluğa ulaştıran en yüce sevgidir.Hz.ALLAH’ı seven, Hz.ALLAH’ın yarattıklarını da Hz.ALLAH için sever, herkese karşı bir sevgi yumağı kesilir, gerçek mutluluğa ulaşır ve ne dünyada, ne âhirette üzüntü duymaz.Bunun dışında Cenâb-ı Hak, Hz.ALLAH sevgisinin önemli belirtilerini şöyle bildiriyor: “Hz.ALLAH onları sever, onlar da Hz.ALLAH’ı sever. Onlar mü’minlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı izzet sahibidirler; Hz.ALLAH yolunda cihad ederler ve dil uzatanların kınamasından korkmazlar. Bu, Hz.ALLAH’ın bir lütfudur ki, dilediğine verir.Hz.ALLAH’ın ihsânı geniştir ve O ihsânına lâyık olanı hakkıyla bilir.”1Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: “ Hz.ALLAH şöyle buyurdu: ‘Kulum kendisine farz kıldıklarımdan Bana göre daha sevimli hiçbir şeyle Bana yaklaşamamıştır. Kulum nâfilelerle Bana yaklaşmaya devam eder. Nihâyet Ben de onu severim. Onu sevdiğim zaman, onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden bir şey dilerse onu veririm. Bana sığınırsa onu korurum.”2Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: “Şu üç şey kimde bulunursa, o kişi îmânın tadına erer:1- Hz.ALLAH ve Hz.ALLAH Resûlünün(s.a.v. kendisine her şeyden daha sevimli olması. 2- Sevdiğini sırf Hz.ALLAH için sevmesi.3-Hz.ALLAH kendisini küfürden kurtardıktan sonra, tekrar küfre dönmekten ateşe atılacakmışçasına nefret etmesi.”Hz.ALLAH için olmazsa, yaratılmışları sevmek belâlı bir musibete dönüşür. Çünkü sevdiğin şey, çoğu zaman seni tanımıyor, seni bilmiyor, seni anlamıyor. Birden bire ortadan kayboluyor ve seni üzüntüde bırakıp, gidiyor. Gençliğin, malın ve paran gibi. Sen istemediğin halde senden ayrılıp gidiyor. Acısını sana bırakıyor. Oysa Hz.ALLAH sevgisi hem dünyada, hem âhirette, hem darlıkta ve hem bollukta kişinin elinden tutuyor, kişiyi Hz.ALLAH’ın rızasına götürüyor. Kalp, Hz.ALLAH’ın nazar kıldığı bir ayna olduğundan, o nezih kalp ile doğrudan ancak Hz.ALLAH sevilmeli, başka şeyler doğrudan ve kendileri için değil, Hz.ALLAH namına ve Hz.ALLAH için sevilmelidir.Anlaşılıyor ki,Hz.ALLAH sevgisini yaşayan kimsede şu belirtiler görülür:1- Hz.ALLAH sevgisini yaşayan kimse dînini ciddî sever, dîninin emirlerini baş tacı yapar ve dîninin gereklerini yerine getirir. Farzları ihmal etmez. Nafile ibadetlerini artırmaya çalışır.2- Hz.ALLAH sevgisini yaşayan kimse mü’minlere karşı mütevazi, kâfirlere karşı izzetli olur.3- Hz.ALLAH sevgisini yaşayan kimse, H.Z için H.Z yolunda çalışır, Hz.ALLAH’ın dînini yaşamaya ve yüceltmeye gayret eder.4- Hz.ALLAH sevgisini yaşayan kimse, insanların ileri geri konuşmalarından korkup dînini yaşamaktan geri durmaz.5-Hz.ALLAH sevgisini yaşayan kimse Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) Sünnet-i Seniyesine elinden geldiğince uyar.6- Hz.ALLAH sevgisini yaşayan kimse Hz.ALLAH için işitir, Hz.ALLAH için görür,Hz.ALLAH için tutar,Hz.ALLAH için yürür, amellerinde Hz.ALLAH’ın rızasını arar ve ister.7-Hz. ALLAH sevgisini yaşayan kimse, Hz.ALLAH dostlarını Hz.ALLAH için sever.8- Hz. ALLAH sevgisini yaşayan kimse, eşi, ailesi, çocukları, annesi, babası, akrabaları, komşuları ve Müslümanlar ile iyi geçinir. Bağışlayıcı ve merhametli olur. Kimseye zararı dokunmaz. İyiliklerini artırmaya çalışır. Dipnotlar:1- Mâide Sûresi: 54, 55, 562- Riyâzu’s-Sâlihîn, 3853- Câmiü’s-Sağîr, 2/847Hayırlı cumalar ..s.a.

  9. HİSLERİ İYİ BİLMEKÜstâd Bediüzzamân Hazretleri; ´Dokuzuncu Mektûb´da şöyle der: "Tahmin ederim ki, nâsihlerin (nasihat edenlerin) nasîhatlari, şu zamanda te´sirsiz kaldığının bir sebebi şudur ki: Ahlâksız insanlara derler: ´Haset etme! Hırs gösterme! Adavet (düşmanlık) etme! İnat etme! Dünyayı sevme!´ yani, ´Fıtratım değiştir!´ gibi, zahiren onlarca mâlâyutak (takat yetmez) bir teklifte bulunurlar. Eğer deseler ki: ´Bunların yüzlerini hayırlı şeylere çeviriniz, mecralarını değiştiriniz!´ hem nasihat te´sir eder, hem dâire-i ihtiyarlarında bir emr-i teklif olur."Demek ki insandaki hisler, Cenâb-ı Hakk´ın fıtrat-ı beşere dere ettiği, imhası ve set çekilmesi mümkün olmayan, bir su memba´ı gibidir. Nasıl ki, bir su memba´mı yerin altına hapsetmek mümkün değildir. Aynen öyle de, hislerin önüne set çekmek ve yok etmek mümkün değildir. Bir su memba´ının üzeri reddedilse, başka bir menfezden yol bulup yine yeryüzüne çıkar. Çıktığı yer tekrar reddedilse, başka bir yerden yol bulup yine çıkar. İmhası ve şeddi mümkün olmayan bu su memba´ının, çıktıktan sonra yönünü çevirmek ve istenilen tarafı tevcih etmek gayet derecede mümkün ve kolaydır.space değişince bayram notunu görmedim abi,Allah razı olsun..

  10. RABBİM RAZI OLSUN hak bir kelam söyleyin, siz o baharı göremeseniz de, uzattığınız o ipe tuttunarak sizin adınıza baharlar gelmesi için dualar edecek yürekler bulunur, onlar için zeminler hazırlayın

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s