…Ümitsizliğe düşmeyecektik ve sabredecektik. Zorluklardan asla çekinmeyecektik…

NEFİS MUHASEBESİ

İnanç ve etik anlayışımızın iç dünyamız, tutum ve davranışlarımıza nasıl yansıdığıyla ilgili nefsimizle yaptığımız bir muhasebemiz oldu mu şimdiye kadar?

Hani inanç ilkelerini, doğru bildiklerimizi önceliklerimizin başına koyacaktık. Hani ne pahasına olursa olsun inançlarımızdan asla taviz vermeyecektik. Allaha olan imanımızın gereği olarak her şeyde bir hikmet arayacaktık. Dünyaya çok geniş bir bakış açısı olan iman penceresinden bakacaktık. Ne olursa olsun baktığımız her şeyin arkasındaki gizli eli görmeye çalışacaktık. Zerrelerden galaksilere kadar her şeyin bir kader ölçüsü içinde hareket ettiğinin ve bu nedenle de olağan üstü durumlarda dehşete kapılmamıza gerek olmadığının şuuruna varacaktık. Öte alemle ilgili işlerimizi, dünya işlerimize tercih edecektik. dünya geçicidir gerçeğini tutum ve davranışlarımıza yansıtacaktık. Sönük kafa fenerimizi değil de dünyamızın güneşi olan Resulullahı(asm) rehber edinecektik. Her asırda huzur ve barışın yalnız ve yalnız Onun kutlu mesajında olduğuna inanacaktık. Reslullahın saadet asrındaki eğitimi sayesinde öyle cılız toplumdan nasıl sevgi medeniyeti filizlendiğini, kıyametin kopmasına kadar da bütün asırları ışıtan sevgi kahramanlarının nasıl yetiştiği ise ilgimizin odağı olacaktı. Reslullah (asm)ı sevmeyi Allahı sevmenin bir gereği kabul edecektik. Sevgiyi hayatımıza sokacaktık. Her şeye sevgiyle yaklaşacaktık. Ölümü hayatımızın bir parçası kabul edecektik, hatta onu sevecektik. Zor anlarımızda yalnız ve yalnız Allaha sığınacaktık, başka hiçbir şeyden korkmayacaktık. Musibetlerin karşısında sabredecektik. Allah en büyük dayanağımız olduktan sonra olumsuz şeylerden telaşa düşmeyecektik yılmayacaktık. Haksız hiçbir baskıdan korkup bildiğimiz doğrudan şaşmayacaktık. Özgür olacaktık. Özgür olduğumuz kadar, her saniye ve her an kontrol altında tutulduğumuzun şuurunda olacaktık.


Asla yalan söylemeyecektik. Aldatmayacaktık, aldanmayacaktık. Bir adım sonra ölüm bile olsa ne birini ne de bir toplumu yanılmayacaktık. Her zaman doğrunun yanında olacaktık. En yakınımız bile olsa asla haksızdan yana tavır koymayacaktık. Eşit muameleyi ilke haline getirecektik. Hak ve hukuka saygılı olacaktık kusuru başkasında değil nefsimizde arayacaktık. Kardeşimizin kusurunu görmezlikten gelip ayıplarını örtecektik. Kardeşimizi şerefte, makamda, ilgide ve hatta maddi çıkarda nefsimize tercih edecektik. Her canlının rızkı Allahın taahhüdü altında olduğuna göre, geçim darlığından telaşa düşmeyecektik. Alçak gönüllü olacaktık, insanlara tepeden bakmayacaktık. Düşkünlere yardım edecektik.

Tutuculuğa hiç yer vermeyecektik. Başkalarına toleranslı olacaktık. Kendi düşüncelerimizle övünmeyecek, başkasının fikrini yermeyecektik. Hangi meşrebe sahip olursa olsun herkese kapımızı açacaktık. Davamızı başkasını tenkite alet etmeyecektik. Kardeşimizin yaptığı güzel işleri alkışlayacaktık. Özellikle iman davasına sarılmışlarla müfritne irtibat içinde bulunacaktık. Huzur bozucu ve yararsız kıskançlığa kendimizi kaptırmayacaktık. Yaptığımızı Allah için yapacaktık. Kuds davayı omuzlamada başkalarının yardımından son derece memnun olacaktık. Yalnız kendi meşrebimizi hak bilmeyecektik. Başkalarının görüşlerine de saygılı olacaktık haykırılan her hakikati her zeminde alkışlayacaktık. Başkalarıyla tartışmaya girmeyecektik. İstenildiğinde fikrimizi açık açık söylemekten çekinmeyecektik. Ümitsizliğe düşmeyecektik ve sabredecektik. Zorluklardan asla çekinmeyecektik. Yaptığımız kusurlardan içten utanacaktık. Günahlardan tövbeye sarılacaktık.

Ve yarınları kurmaya bütün ümidimizle hazır olacaktık.

Cemil Karakullukçu


Reklamlar

23 Yanıt

  1. NEREDE O YEMİNLERKadrim bilinmedi deyip darılma!Bilinmeden göçüp gitti büyükler.Darılıp cepheden sakın ayrılma!Himmet bekler taşınacak bu yükler.Sen azmedip yürü, bilenler bilsin!Yürü ki zirveler rükua gelsin..Geçtiğin yerler yeşerip dirilsin.Yolunu bekliyor yerler ve gökler.Makam arzusu, mansıp düşüncesi,Pusuda bekleyen menfaat hissi.Yokdu önce bunların hiç birisi,İhlas tütüyordu bütün emekler.Bir yangın görürsen söndürecektin,Gerekirse içine girecektin,And içmiştin canını verecektinNerde o yeminler ve o dilekler. Fethullah Gülen

  2. can kardesım ellerıne saglık evet enbuyuk muslumanlık dosdogru olmaktır o guzel yureyıne saglık kardesım selam ve dua ıle kal.

  3. Hatalara hayat hakkı tanımamak gerek Cenab-ı Hak bizleri İman\’a ve Kur\’an\’a hizmette daim kılsın. Şu hayat yolunun neresinde bariyerler açılıp "haydi yolun dışına" denilecek belli değil. Bir-iki dakika içinde, "sizi dışarıya alıyoruz" diyebilirler. İnsan O\’na giderken, kalbi O\’nunla irtibat içinde, hizmet düşüncesiyle dopdolu olmalı ve hayırlı bir işle meşgulken gitmeli. Evet, hayatın bazı anları nuranî geçmemiş, kirli dakikalar da yaşanmış olabilir; fakat sonuç, akıbet ve netice çok önemlidir. Hani bazen, şimdilerde de çok konuşulan pişmanlık yasasını değerlendiriyorlar; zindanlık bir insan, "pişman oldum, iyi bir insan olmaya azm ü cezm ü kast eyledim" deyince onu pişmanlık yasasına tabi kılıyorlar. Ahiretle alakalı mevzularda da böyle bir pişmanlık affa vesile olabilir; fakat insan elinden geldiği kadar hayatında kirli bir sayfa bulunmamasına dikkat etmelidir. Bunu umumi manada kullanıyorum, ne zihnî, ne ruhî ve ne de hissî bir kirlenmeye fırsat vermemelidir. Ferdin hayatında, yaşama hakkı en az olan şeyler hatalar ve günahlar olmalıdır. Kul, tabiatı gereği bazen sürçse ve düşse de hemen kalkıp doğrulmasını bilmeli, sürçme ve düşme sürelerini en aza indirmelidir. Kul kayıyorsa, bir inhiraf yaşıyorsa o mevzuda yapılması gerekli olan şey, hemen Allah\’a yönelme, tevbe- inabe- evbe kulvarına girmedir. Kendisini affedebilecek bir Rabb\’i olduğunu bilme, "yine düştüm, yine sütü devirdim, bir daha yaramazlık yaptım; ama pişmanım ve hacalet içindeyim" deme, içine düşülen kötü durumdan hemen uzaklaşmaya çalışma çok önemlidir. Belki Allah\’ın hususi bir iltifatı vardır, O\’nun yolunda başkalarından farklı gayret gösterenlere. Bediüzzaman hazretleri bu hususu Kur\’an talebelerinin imanla kabre girecekleri şeklinde bişaretlendiriyor. Diyor ki, herkes birbiri hakkında duacı olduğundan dua külliyet kesbediyor.. Kur\’an dairesindekiler sadece tek bir şahıs olarak dua etmiyor, milyonlar ağızlar şeklinde duaya duruyorlar. İhvanena, ehavatina…(kardeşlerimiz, bacılarımız..) deyince ne seviyede olursa olsun, işin tam altına girmişlerin yanında, Kur\’an hizmetinin kenarından köşesinden, bir ucundan tutmuş, "sadece duayla bile olsa benim de payım bulunsun" diyen her insan o sözün içine girer. Sen\’den başka kapı mı var ki ona gideyim? Keşke bizim gönlümüzü her an muhasebe duyguları kaplasa ve nefis muhasebesine dair sözler bizim vird-i zebanımız olsa. Kendi vicdanımızı söyletsek. "İşte kabrime girdim kefenime sarıldım. Teşyîciler beni bırakıp gittiler. Senin afv u rahmetini intizar ediyorum." deyip her an herkesin başına gelebilecek olan ölümü yaşıyor gibi olsak ve şöyle devam etsek: "Eğer kemal-i rahmetinle beni de kabul edersen, mağfiret edip rahmet edersen, zaten o Senin şanındandır. Çünkü Erhamurrâhiminsin. Eğer kabul etmezsen; Senin kapından başka hangi kapıya gideyim? Hangi kapı var? Sen\’den başka Rab yok ki, dergâhına gidilsin. Sen\’den başka hak Mâbud yoktur ki, ona iltica edilsin!…" Evet, günah ve hataların ötesinde Cenab-ı Hakk\’ın rahmeti var, O dilerse çok küçük şeylerden dolayı da affeder. Hem Üstad\’ın, hem İmam Gazalî\’nin ve hem de Muhasibî\’nin dediği gibi hayattayken insan korkuyla tir tir titremeli; ama çaresiz kaldığı ölüm anında ümide ve recaya sarılmalı ve "Ya Rab, benim hiç sermayem yok; sadece "Lâ ilâhe illallah, Muhammedün Resûlullah"la Sana geliyorum" demeli. Sekerat-ı mevtte recaya sığınmalı ve "Artık elimden bir şey gelmez; fakat Senin rahmetin melceimdir, rahmeten lilâlemîn olan Habîbin de şefaatçim." duygusunda olmalı. Ne var ki, o zorlu dakikalarda bu hali yakalayabilmek her şeyi yerli yerine koymaya ve temiz olup temiz kalmaya bağlıdır. İnsan, iyilik yapma, iyi bir kul olma, her işi ihlasa bağlama hususunda katiyen kanaatkâr olmamalı.. kulluk hususunda hırsla, ölesiye daha iyiyi, daha güzeli talep etmeli. Başka türlü davranmak dûn himmetlik olur. Üzerindeki lütufları, elde ettiği başarıları kendi kabiliyeti, istidadı ve becerilerine bağlayanlar manen terakki edemezler. İşleri Allah\’a verince Cenab-ı Hakk ruhta bir inkişaf yaratır. Zannediyorum, herkes kendi hayatı açısından meseleyi değerlendirse bir tarafa çekilmiş, çağrılmış, hatta bir hayır yoluna zorla sürüklenmiş olduğunu görür. Çok samimi talebe olduğumuzu söyleyemeyiz. Bir Bediüzzaman Hazretleri gibi kendimizi yürekten bu işe verdiğimizi, hiç sönmeyen bir heyecanla, bütün mülahazaları kafamızdan atarak milletimize hizmet ettiğimizi söyleyemeyiz. Fakat böyle işin kenarından köşesinden tutuyorsak, uhrevî yanı itibariyle bu bile Cenab-ı Hakk\’ın büyük bir lütfudur. Yoksa bütün bütün zayi olup gideriz. Kabiliyetimiz değil, istidadımız değil, O\’nun lütfu sadece. ÖZETLE 1- İnsan ahirete, hayırlı bir işle meşgulken yürümeli. Hayatın bazı anları nuranî geçmemiş, kirli dakikalar da yaşanmış olabilir; fakat, akıbet ve netice çok önemlidir. 2- Ferdin hayatında, yaşama hakkı en az olan şeyler hatalar ve günahlar olmalıdır. Kul, tabiatı gereği sürçse ve düşse de hemen kalkıp doğrulmasını bilmelidir. 3- İyilik yapma, iyi bir kul olma, her işi ihlasa bağlama hususunda katiyen kanaatkâr olmamalı, kulluk hususunda hırsla, ölesiye daha iyiyi, daha güzeli talep etmeliyiz. (FETHULLAH GÜLEN) SELAM VE DUA İLE CAN KARDEŞCİK RABBİM RAZI OLSUN SELAMETLE VE HAYIRLA KAL ABLASININ NURU..

  4. Bizlere yol ve yön gösteren, doğruları bulma konusunda bizlere ışık ve işaret olan çok güzel çalışmanızdan dolayı Allah Razı Olsun Sevgili Ahmed kardeşim.Rabbimiz bilincinizi ve direncinizi artırsın. Rabbimiz yar ve yardımcınız olsun.Saygı, sevgi, selam ve dua ile. Rabimize Emanet Olunuz Sevgili Kardeşim.

  5. …Ümitsizliğe düşmeyecektik ve sabredecektik. Zorluklardan asla çekinmeyecektik…Evet oğlum, kötülüğe düşmemek için sabredecektik…Yalana bulaşmaya,samimiyetle yol almaya,sözümüzün eri olmaya,riyasız sevmeye,gönülden sığınmaya gayret edecek ve ram olabilmek kul olabilmek için bütün engelleri aşarak gelen müsibetlere sabredecektik…İbadetlerimizde devamda nefsin engellerine boyun eğmemede sabredecektik…Biz şükretmeyi bildik mi ki, Sabretmeyi bilelim….Allahu Teala rızasına mazhar eylesin cümlemizi…Allah razı olsun oğlum çok güzel bir yazı…Yüreğine sağlık.

  6. Benlik-Nefis-Ruh Münasebeti ve Kamil İnsan Üzerine Bazı Düşünceler Dr. Selim AYDIN Her insan, yaşadığı çağın birikimleri ve geçmişin mirası ışığında kâinatı ve hayatı anlamlandırır. Yirmi birinci yüzyılın bilim anlayışı, insan ve kâinatın içiçe geçmiş bir sistemler ağı kabullenmesi üzerinde gelişecektir. İnsan, kâinat ve hayat üçgenini; Kuran-ı Kerim\’in mesajları doğrultusunda birbirine bağlamamızı ve bu üç hakikatin bütüncül bir resminin çizildiğini görmemizi mümkün kılacak bilgi parçaları, yeterli seviyede, ancak dağınık parçalar halinde üretilmiş bulunmaktadır. İhtiyaç duyulan şey, "bütüncü-sistemci" düşünebilmeyi öğrenmek, muradımızı ve gayretimizi bu sentezi yapmaya yoğunlaştırmaktır. Kur\’ân perspektifinden insan, kâinat, hayat üçgenini anlamaya çalıştığımızda, Kur\’ân\’ın, bu üç hakikatin çekirdeklerini içerdiğini ve "insan, hayat, kâinat" üçlemesinin, kâinat kitabında, kudret kalemiyle detaylı şekilde resmedildiğini görürüz. İnsanın özünde var olan iyilik (hissî potansiyel), güzellik (fizikî potansiyel) ve doğruluk (zihnî potansiyel); büluğ çağına girildiğinde aktif hale geçen nefis ve güçleri tarafından bencillik maskesiyle gizlenmeye başlar, insanın ruhu ile bedeni arasında bir perde oluşturan nefis güçlendikçe, kötülük yeşerir. Nefsanî isteklerin sınırsızca karşılanması ruhun kendi güzelliklerini sistemde ifade etmesine engel olur. İnsanın nefis-akıl-kalp üçgeninde cereyan eden imtihanında; nefis, kötülüğün ve negatif kuvvetlerin merkezi ve şeytanın kullanabileceği bir santraldır. Şeytanî özellikler nefis üzerinden insana hâkim olurken, melekî-insanî özellikler, kalp ve vicdan üzerinden insana yayılır. Akıl ise; iyilik ve kötülüğü, doğru ile yanlışı, faydalı ile zararlıyı ayırt eden bir âlettir. Dolayısıyla akıl; nefse de, kalbe de hizmet edebilir. İnsan nefsinde üç temel his olan; öfke, şehvet ve akıl, "akleden kalbin" kontrolüne verilirse, insanın kötülüğe meyli azalır. Akleden kalbin kontrolündeki nefsin üç gücünden öfke gücü, yiğitliği; şehvet gücü, iffeti; akıl gücü de hikmeti üretir. Kur\’an\’da nefsin yedi mertebesinden bahsedilir. Nefs-i emmare, levvame, mülhime cismanî merkezli hayata hâkim olan nefis çeşitleri iken; nefs-i mutmainne, zekiyye, raziyye, safiyye ise, ruhî hayata hâkim nefis çeşitleridir. Bazı İslâm âlimleri nefsi, üçlü motif üzerinde de gruplamışlardır. Bu perspektiften insandaki nefis, nefs-i emmare (arka beynin ve limbik sistemin kumandasında olan nefis); nefs-i levvame (önbeynin devreye girdiği ve arka beyni ve limbik sistemi kontrol edebildiği ve şuurî farkındalığın oluştuğu nefis) ve nefs-i mutmainne (gelişimini tamamlamış, kendini kontrol edebilen ve hakka teslim olmuş nefis) şeklinde üçe ayrılır. İnsan; hayra, iyiliğe ve güzelliğe yatkın yaratılmıştır. Bediüzzaman, Kur\’ân penceresinden bakıldığında, kâinatta hayır ve güzelliğin esas, şer ve çirkinliğin de zahiri olduğunu belirtir. Ancak insan, bu dünyaya imtihan için gönderildiğinden, insanın bu imtihanı kazanması ve fıtratındaki hayır ve güzellikleri temsil edip, kendini Yaratan\’a ayinedârlık edebilmesi, nefsini terbiye edebilmesine bağlıdır. Bir başka deyişle, nefisteki şehvanî ve gadabî güçlerin isteklerinin, aklın kontrolünde, meşru çizgide karşılanmasına bağlıdır. Ancak kontrol altına alınmamış nefsin, O\’na ayinedârlık etmesi mümkün olmadığından, İslâm\’da nefis terbiyesi ve insanın kendini tanıması önemli yer tutar. Nefsin veya benliğin mahiyetini oluşturan zihnî (akıl), hissî (his) ve fizikî (mide-beden) kapasitelerin; az yemek, az konuşmak, az uyumakla kontrol edilmesi, İslâm\’ın önemli bir terbiye metodudur. Nefsin terbiyesine tefekkür ve okumakla da katkıda bulunarak, kalbin yolculuğunda denge gözetilmiş olur. Bediüzzaman\’ın "akleden kalp" ifadesinde buna işaret vardır. Nefsî güçlerin üç faziletinin (iffet, yiğitlik ve hikmet) ortaya çıkışını ve devamını sağlayan adaletin gerçekleşmesi de, akleden kalbin sisteme hâkim olmasına bağlıdır. Kâmil insan olma nefsin ve benliğin terbiyesiyle mümkündür. İnsan-ı kâmil olma yolculuğu, nefse hizmet eden aklı, nefsin kumandasından çıkarmaya; istekleri meşru daire ile sınırlandırıp, aklı kalbin kumandasına vermeye bağlıdır. Yolculuk esnasında da ifrat ve tefrite düşmemek için, kalbî hayatı; akıl, mantık ve adaletle dengelemek gerekir. Kişi, bu nefis terbiyesini, ya velâyet yolu ile (az konuşma, az yeme, az uyuma) ya da zikir, fikir ve şükürle veya ikisinin birleşimi olan "akleden kalp -reşha" ile yapabilir. Şeytan, nefsin isteklerini kullanarak insanın kalbine fısıldar ve ona fesatlık eker. İnsanı bir gemiye benzetirsek, tayfa personeli, nefsi ve nefsin arzularını temsil eder, geminin tertip ve düzeninden sorumludur. Kaptan da ruhu ve onun tahtı olan kalbi temsil eder; gidilecek hedefe gemiyi götürmekten sorumludur. Akıl, hem tayfaya hem de kaptana hizmet eden, ihtiyaçları gideren ve hayatın sırlarını çözen bir unsurdur. İslâm\’da nefis, terbiye edildikten sonra, benlik hapishanesinden çıkılır. Kâmil insan olmak için kalbin zümrüt tepelerine yolculuk başlar. Ruhî ve kalbî hayat yaşandığında, nefsin ihtiyaçları meşru dairede karşılanır. Ancak beden merkezli hayat sürdürüldüğünde de çoğu kez, kalp ve ruhun kendini ifade etmesi ve tekâmülü engellenir. İnsan, nefsini ıslah ettiğinde, kalp ve nefis arasındaki zıtlaşma da sona erer; kalp ilhama açık hale gelir. Kalpten beslenen akıl da, ilham ve sezgilerden beslenme imkânına kavuşur. İslâm\’da nefis öldürülmez ancak ıslah edilip, ruhun inkişafına mani olmayacak seviyede arındırılır. Ve kendine özgü varlık mertebelerine doğru yükselir. Nefsin ölmesi demek, biyolojik sistemin çökmesi ve ruhun ahiret âlemine göç etmesi anlamına gelir. Vicdan, ruhun bir alt bileşeni olarak, insana doğruyu, iyiyi ve güzeli hatırlatır. Ruhun sözcülüğünü vicdan yaparken, nefsin sözcülüğünü, insî ve cinnî şeytanlar yapar. Kişi, dikkat ve enerjisini ön beyniyle kontrol edip şuurlu şekilde yönlendirmek isterse (nefs-i emmareden, nefs-i levvame derecesine) kendi üzerinde gözlem yapması, kişilik ve benlik hapishanesinin motiflerini keşfetmesi gerekmektedir. Normalde hayatını arka beynin kontrolünde sürdürmeye yatkın olan insanın asıl vazifesi, şuurlu bir hayat sürmek, ülfet-gaflet tuzağına düşmeden şükür ve tefekkür çizgisinde Allah\’a ayinedârlık yapmaktır. Özetlersek, insanın kendini tanıması, her işin başlangıç kısmını oluşturur. Eski çağlarda filozofların kapısında "Kendini bil!" yazılı imiş. "Kendini bilen, Rabbini bilir; kendini unutan, Rabbini de unutur." sözü de bu açıdan çok anlamlıdır. Kur\’ân\’da tefekkürün enfüsî ve afakî olmak üzere iki tarzda gerçekleştiği belirtilir. Bediüzzaman, enfüsî tefekkürü tamamlamayan veya buna girmeyen bir insanın afakî tefekkürde muvaffak olamayacağı üzerinde durur. Enfüsî tefekkür; insanın kendi mahiyetini keşfetmesi, iç gözlem ve iç sorgulama yapması, üstün ve eksik taraflarının farkına varması ve bunları şuurlu bir şekilde kontrol edebilmesi gibi faaliyetleri kapsar. selamların ve duaların en güzeli üzerinde olsun nur yüreklim…

  7. ahmet abicim çok güzel bir yazı olmuş yine emğine gönlüne sağlıkkçok içten söylüyorumki rabbim yollarını açık eylesin ve herkesede bu hakikatleri yaşamayı nasib eylesindualarda buluşmak ve siz gibilerin hürmetine bizlerind affolması duasıyla…

  8. slm cnm kardeşim böle güzel faydalı olmak her yiğiidin harcı değil neden nefse uymuş..birbirimizden duayı esirgemeyelim .rabbim bizleri doğru yoldan ayırmasın amin ALLAH SENDEN RAZI OLSUN ..

  9. s.a. çok güzel bir yazı emğine gönlüne sağlıkyaptıgınız güzel calışmlardan dolayı tşkrler RABBİM RAZI OLSUN SİZDEN VE ALLAH YOLUNDA GİDENLERDEN RABBİM DOĞRU YOLDAN AYIRMASIN AMİN..slm ve duayla

  10. SEVGİLİ KARDEŞİM İNŞALLAH UYGULAMAYI DA RABBİM NASİB EYLESİN ÇOK GÜZEL OLMUŞ RABBİM CÜMLEMİZİ BAĞIŞLADIĞI KULLARDAN EYLESİN AMİN.

  11. İmâm-ı Gazâlî “Rahmetullahi Aleyh”NEFİS MUHASEBESİ“İmâm-ı Gazâlî” ki, müctehid, âlim bir zât.Kimyâ-yı Seâdet’te şöyle eder nasîhat:Hak teâlâ Kur’ânda buyurdu bir âyette:(Terâzi kuracağım mahşer günü elbette.O gün, aslâ kimseye zulm edilmiyecektir.Herkes ne işlediyse, ortaya gelecektir.Zerre kadar olsa da, her ameli, muhakkak,Mîzâna koyacağım meydana çıkararak.)Bunu haber verdi ki, “Mahşer günü” gelmeden,Her kişi, hesâbına baksın henüz ölmeden. Zîrâ hazreti Ömer buyurdu ki: (Ey insan!Gör kendi hesâbını, gelmeden vakt-i mîzân.) İşte bu yüzdendir ki, eski din büyükleri,Saydılar bu dünyâyı, sanki bir “Pazar yeri”.Kendi nefislerini, koyup “Ortak” yerine,Şirket kurup, şartnâme yaptılar hemen yine.Henüz işe girmeden, dediler ki: (Ey nefsim!Herbiri “Hazîne”dir benim her bir nefesim.Çünkü o nefeslerden ibârettir sermâyem.Yâni “Ömrüm”den başka, bir şeyim yok benim hem.Öyle kıymetlidir ki bu “Ömür”, bu “Nefes”ler,Zîrâ geçen her ânım, tekrar geri gelmezler.Her nefes alışta da, azalır bu sermâyem.Halbuki “Seâdete ermek”tir benim gâyem.Öyleyse ticârete başlıyalım, vakit az.“Âhiret” uzunsa da, ticâret yapılamaz.Aman nefsim dikkat et, yitirme sermâyeyi.Giderse, ne yapsan da gelmez o tekrar geri.Farz et ki “Ecel” geldi, istedin bir gün izin.Velâkin verilmedi, o zaman ne edersin?Farz et ki, daha sonra verdiler sana onu.Düşün, şimdi “O gün”ün içinde olduğunu.Ne yapacak idiysen ey nefsim o “Son gün”de,Yap onu işte bu gün, zîrâ fırsat elinde.“Cennet”i, o günde de eğer kazanamazsan,Olur mu senin için bundan büyük bir ziyân?Yedi adet kapısı vardır ki “Cehennem”in,Onlar da, yedi adet uzvundur işte senin.Sen bunları “Haram”dan korumaz isen şâyet,Ve onlarla Rabbine yapmazsan çok ibâdet,Sana cezâ veririm, kendine gel ey nefsim!Yoksa cehennemdeki azaplar gâyet elîm.Zîrâ Resûl buyurdu: (Aklı olan bir insan,Ölmeden, hesâbını görendir zaman zaman.Ve “Ölüm”den sonraki hayâtı düşünerek,Kulluğunu yapandır, Allaha şükrederek.)“Nefis” âsî ise de, nasîhat dinler ancak.Ona, çok tesir eder isteğini yapmamak.) S.A CAN KADEŞİM YÜREĞİN DERT GÖRMESİN RABBİM SENDEN KAT KAT RAZI OLSUN BÖYLE GÜZEL PAYLAŞIMLARIN İÇİN TEŞEKKÜRLER HAYIRDA KAL HAYIRLA KAL SEVGİLERİMLE…

  12. s.akardeşim çok guzel olmuş allah arzı olsun inş daha guzel şeylerin devamını bekleriz.inş tanışırız acar_mustafa_05@hot istiyen kardeşlerimiz ekliye bilir.GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR GÜZEL DÜŞÜNENDE HAYATINDAN LEZZET ALIR.DÜNAYADA RIZIK İÇİN GAM ÇEKENİ,KABRE KOYPDA TOPRAKDA ÇÜRİYENİ ADAMDAN SAYMADULARDA BULAULAIM İNŞ (S.A ALLAHA EMANET OLUN CAN DOSTLARIM .

  13. Hani söz vermiştik Alem-i Ervahta.. “Belâ” demiştik “Elestü bi rabbiküm” sualine,Yaratıcı, rızık verici ve yegane kanuna koyucu olarak Allah’tan başka İlah, önder olarak da O’nun Resûlünden başkasını tanımıyacaktık.Hani söz vermiştik,Hani söz vermiştik Erkâm’ın evinde,Hangi şart ve ortamda olursa olsun İlay-ı Kelimetullah misyonunu yürütecek Musibetlerden yılmıyacak hiçbir tehditten korkamayacak, Gerekirse ölümlerin en güzeline talib olacaktık.Hani söz vermiştik Akabe tepesinde Kendimizi ve ailemizi koruduğumuz gibi Kanımızla, malımızla ve canımızla koruyacaktık Resülullah’ıHani söz vermiştik Akabe tepesindeDoğru olan her şeyde Resule itaat edecektikRabbani davayı elden ele gönülden gönüle balçıkla sıvanmayan hakikat güneşini Cihadsız ve şehadetsiz bırakarak lekelemiyecektik.Hani söz vermiştik Medine’de,Hani söz vermiştik dünya kardeşliğinin en güzel teşekkül etmeye başladığı Medinede,Kıyamete kadar tüm müslümanlar kardeş olacaktıVe bizler… “Muhakkak ki bütün müminler kardeştir” Ferman-ı İlahisine gönülden bağlanacak Vücudun azaları gibi hepimizin derdiyle dertlenip sevinçlerimize ortak olacak Komşusu aç iken yatan bizden değil düsturuna,Evrensel komşuluk bildirisine, Kardeşliğin en alt eşiği olarak bakacaktık.Nemlenmemiş bir gözle, yara almamış bir bedenle huzuruna varmaya utanıyoruzAhde vefa gösteremedik Allah’ım !Bunu biliyoruz…Ama şunu da biliyoruz ki;Rahmet deryanda ufacık bir damlayız ,Yüzümüz yerde ama..Affet Allah’ım!..Affet Allah’ım!

  14. SELAMÜNALEYKÜM VE RAHMETULAHİ VE BEREKATİ SEVGİLİ CAN DOSTLARIMIZ HEPİNİZİN YAZILARINDAN FAYDALANIYORUM ALLAH CC SİZLERDEN RAZI OLSUN SİZLERİ YETİŞTİRENLERDENDE RAZI OLSUN…N İHAYETİNDE ÜMMETİ MUHAMMED SAV.DEN RAZI OLSUN BİZLER ONUN ÜMMETİYİZ VE ASHABINDAN R.A LARDAN DA RAZI OLSUN VE İSLAMA HİZMET EDEN BÜYÜKLERİMİZİN BAŞTA PEYGAMBER SAV.EFENDİMİZ BİLERE SEFAATÇI OLURLAR İNŞALLAH DUA…İLE…ALLAH CC EMANET OLUN

  15. umutsuzluk değildir hayat belkide bazen hayatın kendisidir umutsuzluk yüreğinizde umut ve sevgi hiç eksilmesin sevgi ve saygılarımla kendinize çok çok iyi bakınız

  16. Birbirine zıt yaratmış Yaradan.. biri artı, biri eksi; gönül ile nefsin mücadelesi… İnsanoğlu bedeninde taşır ikisini de, ne elle tutulur, ne gözle görülür. İkisinin emrindedir akıl. Anahtar ne tarafa dönerse insan o tarafa yönelir. Gönül çırpınır durur, kulun hayırda yürümesi için. Geldiği yeri, verdiği sözleri, gideceği zamanı bilir. Bu yolun sabır yolu olduğunu, çileli olduğunu, canının yanacağının bilincindedir. Hep fısıldar gönül, haydi gayret, pes etme! Sakın örtme üstümü benliklerinle. Dikenlerin içinden gül dermeyi öğreneceksin, sonunda başaracaksın der demesine de, nefs bırakır mı meydanı gönüle? Öyle acımasızdır ki sarar da sarar insanoğlunu. Başlar fısıldamaya, dünya güzel, yaşamak güzel, hazlar arzular var. Yaşamak için geldin dünyaya, gez eğlen, ne işin olur senin maneviyatla. Boşver, fırsat elindeyken, kaçar mı hiç. Yaşamana eğlenmene bak, der de der, bıkmadan usanmadan… Akıl şaşırmış bir durumda, hür irade elinde, iki yol var önünde. İkisi de gel diyor. Dünyaya bakıyor, bütün cazibesini kullanmış madde, gel bana kul ol, ben buradayım, elle tutulur gözle görünürüm. Gel bana hayatını yaşa diyor. Yöneliyor kişi ona doğru. Ama ya öteki yol, ona da bakmalıyım, sonra karar vermeliyim diyerek dönüyor yönünü Hakk yoluna. Gönül, sevgiyle sesleniyor akıla.. "Bende hayırlar var, bende sevgi var, bende şükür var. Rahmet bende, sabır bende, aşk bende. Yolum dikenli, yolum taşlı. Yolum zor, ama bu yolda iman var, inanç var. Sonunda okyanusa ulaşmak, Yaradana kavuşmak var. Seç yolunu insanoğlu, akıl denen anahtarı, hayra doğru döndür. İradeni hayırda kullan ki Yüce Yaradan senden razı olsun. Yalan olan dünyaya aldanma, hepsi emanet. Sen bile senin değilsin, daha ne düşünürsün. Kır nefsinin zincirini, aç gönül kapısını, gir çiçek bahçesine, güllerden bir demet yap. Öylesine güzel çiçekler yetiştir ki her birisi diğerinden güzel olsun. Ne bakmaya doy, ne de koklamaya. Eline aldığında çiçek demetini, Yüce Yaradanın huzurunda: Rabbim senin rızanı kazanmak için yetiştirdim. Çileli yollardan sabrederek, şükrederek yetiştirip getirdim. İstediğim senin sevgin Ya Rabbim, istediğim senin rızanı kazanmak."Yüce Yaradan kapısından döndürür mü kulunu, döndürmez elbet. Kazanmıştır gönül, çünkü akıl Hakk yolunda, sevgi yolunda. Başarı onundur artık, sevgi sarmış her bir yanını, yok olmuş engin denizde, mutlu mu mutlu, umutlu mu umutlu. Mutlu ve umutlu olmanız dileği ile.. Selamet ve hayırla inş kardeşim.

  17. Geceler Örtün Beni Üşüyorum Allah karanliklarinda RabbidirHem karanlikta kalanlarindaOyle olmasaydi dogarmiydi gecenin gobegine gunesIsitirmiydi bir anne gibi karanlik sokaktaSogukta kalan garipleriOyle olmasaydi imamlik yaparmiydi gunduz geceyeVe alirmiydi onu arka safinaOyleyse sen ey iman yolcusu!Avuclarini ac semayaVe hatirla gok kubbe kararinca Kalanlari karanlikta ve soguktaGoz yaslarindan lambalar ser yollarinaIsiktan yollar, asktan kopruler yapKalmasinlar ote yandaOnlarda gecsin ask koprusundenVe katilsinlar kervanaOyleyse sen ey iman yolcusu!Dualarinla isit onlari…Kalmasinlar soguktaTitremesinler geceler boyuDuan isitsin onlari gunes gibiBilirsin sen de degil mi?Anne gibi yapilan dualarAncak gunes gibi sicak olurBana kalirsa ey iman yolcusu!Gunes te sicagini annelerin kalbinden alirOyleyse ey iman yolcusu!Sende anne gibi sefkatli ve sevgi dolu ol kiKusatsin Rabbimin merhameti senideVe insin gok kubbe yuregineVe teslim ol alemlerin Rabbine IbrahimcesineBilgin Erdoğan SEVGİLİ CAN AHMED KARDEŞİMselamların en güzeliyle selamlıyorum;güzel bir hafta gecirmenizi temenni ediyor ;RABBİME emanet ediyorum. SEVGİLERİMLE…

  18. Reslullah (asm)ı sevmeyi Allahı sevmenin bir gereği kabul edecektik. Sevgiyi hayatımıza sokacaktık. Her şeye sevgiyle yaklaşacaktık. Ölümü hayatımızın bir parçası kabul edecektik, hatta onu sevecektik. Zor anlarımızda yalnız ve yalnız Allaha sığınacaktık, başka hiçbir şeyden korkmayacaktık. Musibetlerin karşısında sabredecektik. Allah en büyük dayanağımız olduktan sonra olumsuz şeylerden telaşa düşmeyecektik yılmayacaktık. Haksız hiçbir baskıdan korkup bildiğimiz doğrudan şaşmayacaktık. Özgür olacaktık. Özgür olduğumuz kadar, her saniye ve her an kontrol altında tutulduğumuzun şuurunda olacaktık.selam ve dua üzerine olsun can kardeşim gönlüne huzur ve sağlık versin mevlam… Paylaşımların için Rabbim binlerce kez razı olsun… hayırla kal ablası…

  19. DOCE SEMANA / SWEET WEEK AND LOTS OF FUNÉ no silêncio dos teus olhosQue escuto todos os sons de tua almaE do teu coração….http://i33.tinypic.com/30szshs.gifIt is in the silence of your eyesThat i listen to all the sounds of your soulAnd your heart…..http://i35.tinypic.com/51u3uw.jpgBeijokas and kisses, com todo meu carinho kisses And Beijokas,, with all my affection (`\’•.¸(`\’•.¸(`\’•.¸ ¸.•\’´)¸.•\’´)¸.•\’´) ♥ BJUS NO CORAÇÃO♥ (¸.•\’´(¸.•\’´(¸.•\’´ `\’•.¸)`\’•.¸)`\’•.¸) LULUASOL – Luz, Paz e Amor sempreLULUASOL – Isik, Baris, Ask her zaman

  20. Hayatı ayakta karşıla! (Bazen hatırlamakta fayda var!)…..\’Şu an dışarı çıkın. Yola yüzükoyun yatın ve ne gördüğünüzü bana anlatın’ desem ne yapardınız?Buna mecbur değil kimse, ama; yola çıkıp yüzükoyun yatamayanlar da en azından hayalen yapsın bu işi.Evet, ne gördünüz? Görülecek şeyler besbelli:Tozlar… Ayakkabılardan dökülmüş kuru çamur kalıpları… Çakıl taşları… Üzerine basılmış çeşit çeşit sigara izmaritleri… Yanmış kibrit çöpleri… Kurumuş yapraklar…Ve küçük bir böcek.Başka?O kadar. Hah, bir de buruşuk kâğıt parçası. Yeter. Oturun şimdi dizlerinizin üzerine. Tekrar bakın, ne gördüğünüze.Ta ileride küçük bir su birikintisi. Onun yanında biraz çamur… Tümseğe varmadan önce; kuruduğu için gövdesinden kopup düşen dal parçası. Kalkın ayağa artık. Neler gördüğünüzü şimdi söyleyin.Pek seçemiyorum ya, yolun kıvrıldığı yere yakın köprü var insanlar geçsin diye. Onun altından akan ırmak geniş bir ovayı suluyor. Ufuktaki dağın sivri doruğu bulutlarla pençeleşmede… Onun ardında da büyük bir ova olmalı. Ordaysa belki başka bir şehir vardır. Sırada şimdi o dağın zirvesinden seyretmek var ufukları. Haydi koş… Ufuklar seni bekliyor, zirveler seni. Aş bütün engelleri.-Peki.Dur… Zirveye vardığında da şunu düşün:Tozları, izmaritleri ve çakıl taşlarını sadece burnun yerde yatarken görebilirsin!Ufukları yukarılardan seyret;Ve hayatı ayakta karşıla!…..(Bul Beni kitabımızdandı…)StopMuammer Erkul24 Eylül 2006 Pazar ALLAH c.c. razı olsun dua ile..s.a.

  21. İnsanın var olup ayakta kalabilmesi, toplu olarak yaşama ve dünyayı yaşanılır halde tutma becerisine bağlı diye düşünüyorum. Dünyada her şey birbiriyle ilişkili yani hiçbirşey birbirinden bağımsız değil. Dünyanın bir ucunda yapılan bir iyilik, diğer ucundakini etkiler, yapılan kötülüklerde öyle. Çünkü, dengeler hassastır ve etkilenmeye müsaittir. İşte insan olma bilinci, kendisine, kendisinin dışındakilere ve dünyaya katkıda bulunmak amacıyla yeryüzüne gönderilmiş şerefli bir misafir anlayışıyla yaklaşmayı gerektirir. İnsanın önce kendi dengelerini sonra da çevresindekilerin dengelerini korumak gibi sorumlulukları vardır. Bu ise insan olma ve erdemli bir hayata talip olma bilgisi ve bilincini zaruri kılmaktadır.Bizleri yaratan hazreti Allah, ne yapar ve nasıl yaşarsak en ideal konumda bulunacağımızı, yaratan, küllî iradeye sahip ve yeterli bilginin kuşatıcılığı ile bizlere bildiriyor. Bize düşen, sınırsız bir teslimiyetle anlamak ve hayata geçirmek.Bunun için kesintisiz bir bilgilenme sürecinin bizim gündemimizin baş köşesinde yer alması gerekir. Bunu yaşayanların hayatlarında o inanılmaz güzellikleri görmek mümkün. Yaşamayanlarınki de ne yazık ki ortada. Şimdi onları birazcık tasnif etmeye çalışalım.Kendini eğitmeyi önemseyenler; öğrenmeyi yaşama biçimi olarak gören ve öğrenme odaklı yaşayanlar ve soru soran ve cevap arayanlardır aynı zamanda. Bu insanlar, başkalarından daha çok kendi içlerine ayna tutarlar. Karşılaştıkları her şey bir öğrenme vesilesidir. Olay ve durumlardan bir ders çıkarır ve ayaklarının altına alarak yücelmek için basamak yapar. Böyle yaşayanlar başkalarından daha çok rüzgarı ve rotayı hesaba katar.Hayat, zihni dolu olanlara hitap eder ve ne istediğini bilerek çalışmaya niyeti olanlara ise fırsatlar göz kırpar. Kendini eğitmiş insan, risk faktörlerini hesaba katar, kâr-zarar dengesini gözetir. Bu kendisiyle ilgili hata ve yanlışları en aza indirme, verimliği arttırma ve hayatı doğru yaşama gayretidir ve aynı zamanda Allah’a vereceği hesabı azaltmak ve mükâfatları çoğaltmak için “Oku” emri gereği, olmak, için bilmek eyleminin yolcusu olmak demektir. Rab’bimiz “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer 93) derken, bilmenin, insanı bilmeyenlerden ayıran ve nitelik kazandıran bir ayıraç olduğuna işaret ediyor. İşte bilenler safında yer alabilmek için, insan olabilme bilgi ve bilincini yakalayabilmek için seferberlik halinde olmak ve Rab’bimizin işaret ettiği ve sevgili peygamberimiz (s.a.v.) örneklediği, bilmek, olmak ve kalmak sürecini olabildiğince güzel yaşamaktır. Bilenlerin, bilgiyle hayatı örenlerin, bilginin gösterdiğini görenlerin ve önce kendini görmek ve bilmek konusunda mücadele verenlerin eylemidir kendini eğitmek.Yanlıştan ve kul hakkından korkmak, hüzün ve gözyaşının kendisiyle ilgili olmasından ödü kopmak ve bunun için kendini nakış nakış, oya oya dokumaktır, olayları ve insanları doğru okumaktır. Kimi zaman da Rab’bimizin bazı olaylarla ve kişilerle bizi eğittiğini bilerek, tedbir alıp takdire teslim olmaktır ve sabırla olgunlaşmayı ummaktır. Biz ne yaparsak yapalım, sadece tedbirin hakkını vermiş olacağımızı bilmek ve Rab’bin tasarrufuna gönülden rıza göstermektir, kendini eğitmek ve yetiştirmek,Kendini eğitmek, aynaya bakacak yüzü olmak demektir. Çünkü, yaptığı her şeyin insanın kendisine dönük tarafı vardır ve etkisi önce kendisinedir. Eğitimli olmak, kendini nakış nakış işleyip, hayata nadide bir armağan gibi sunmaktır. Zihnini doğru bilgilerle donatıp, her zaman doğru davranmanın omuruyla başı dik durmaktır. Yapana yapmak gibi ucuz bir oyuna gelmemek ve aslında kendisini, karşılık vermekten korumaktır. Duygu ve düşünce kumaşını doğru kalıba göre şekillendirmektir. “ Hayat sadece benden ve istediklerimden ibaret değildir.” diyerek, başkalarını da önemseyip değer vererek, bir şey diyecek ya da yapacakken, başkalarına da olacak etkiyi hesaba katmaktır. Kendini eğitmek, sıradanlığa düşmemenin ilacıdır. elinden, ayağından, gözünden, kulağından sorumlu olduğunun bilincinde olmak ve kendini davranış ve yaşayış olarak iyi bir yerde görmektir.Eğitilmiş insan, hayata kaba, yobaz, bağnaz ve hayata at gözlüğü ile bakmaktan korktuğu için, bilginin koruyuculuğuna sığınmış insan demektir. Kendini eğitmek, “insanın mesul olduğu işle ilgilenmesi farzdır” emri uyarınca, işi insan olmakla ilgiliyse, nasıl daha iyi insan olunacağı bilgisiyle donanmaktır. Kendini yetiştirmek, insanın ağzından çıkanların,karşısındakinin zihninde en iyi şekilde anlaşılması için ve kelimeleri hizaya getirme, kontrolsüzlüğe müsaade etmeme refleksini kazanma eylemidir. Önce kendi zihninden niyeti başta olmak üzere onay almayı önemseyenlerin, önce kendi gözlerinde kendilerini aklama gayretidir. Bütünü bunlar için zihninize “Haydi” komutunu verecek bir komutana ihtiyaç vardır. Bu komutan ise doğru kaynaktan edindiğimiz BİLGİ dir. Eğitilmemiş olanlar ise;Çevreyi koruyup da insanı korumayanlarTertibi-düzeni koruyup da insanı korumayanlarAğacı koruyup da insanı korumayanlarHayvanı koruyup da insanı korumayanlarKuralları koruyup da insanı korumayanlar ( Kendilerini koruduğu oranda kuralları savunanlar.)Bu görüntü pergelin sabit ayağı merkezde kalacak şekilde eğitilmemiş ve aynı zamanda kendisini eğitmeyi de bilememiş olanların çerçevesindeki manzaradır ve aynı zamanda elinden ve ayağından çıkanların hesabını vereceğinin farkında olmayanlardır bunlar. (SALİHA ERDİM ) SELAM VE DUA İLE CAN AHMED KARDEŞCİK HAYIRLI GECELER HAYIRLA KAL İNŞAALLAH ABLASI.RABBİM HER İKİ ALEMDE SENDEN RAZI OLSUN SELAMETLE..

  22. YÂR’e küsmüşsün diyorlar, HA-K-erem ASLI VAR mdır.! Ezelî, Ebedî-dir AŞK, molası, faslı var mıdır! TOPRAK’tan mı yaratılmış, ne demek;” Başladı… bitti ” Kâinat’ a bak hiç AŞK’tan, ölmüş te yaslı var mıdır!NEY’e insanın kanışı, GÖLGE’ler gelinlik giymiş, Doğumu hatırlamayız, ölümse UYKU gibiymiş. Her insan BİR SORU imiş ve CEVAP ta kendisiymiş. İnsanın nesli ÂDEM’den, ÂDEM’in nesli var mıdır!??? Ağlamak AŞK için ağlar örmektir, DİKEN’ler İÇ’inde GÜL’ü görmektir. AŞIK-lık CÂNÂN’a CAN-ın vermektir, VAR-lığa neden ne AŞK’tan ziyade. DÜŞ’teki İNSAN’a DÜŞ değil HAYY-at, Hep BAHAR ya da hep KIŞ değil hayat. AŞK’ın gözü kördür, diyene inat, Gördüğüm var mıdır AŞK’tan ziyade. GECE’nin İÇ’inde SABAH’lar saklı, AŞK’ı anlayamaz insanın aklı, YÂR’e GÖNÜL veren, ÖZ’ünde HAK-lı, HAK nerde bulunur, AŞK’tan ziyade. Leyla mı düşürdü Mecnun’u çöle, MEVLA’nın YOL’unda sefâdır çile, Mirac’ta Muhammed (sav), Cebrail ile, ÇİZGİ’yi geçen kim, AŞK’tan ziyade. HAYY ile hayatta, HAYR-ET’ te insan, Ya HAYR’a ya ŞERR’e gayrette insan, SÛR’a dek SIRR’ına SÛRET’ te insan, SÎRET’in bilemez AŞK’tan ziyade. Doğumdan ölüme AŞK hikâyesi, “ÖLMEDEN ÖLMEK” tir AŞK’ın gayesi. NEYZEN’siz duyulur mu NEY’in sesi, NEYZEN’in kim olur, AŞK’tan ziyade.

  23. Ne Dünyadan Vazgeçebiliriz, Ne Ahiretten‏Mehmed Saki EROL • Haziran 2000 Dünyayı bir denize, akıp giden ömrümüzü de bu denizde yol alan bir gemiye benzetir birçok mütefekkir. Gerçekten de bizler, geleceğe doğru yol almakta bulunan ve geriye dönüşü olmayan hayat gemisine binmiş yolcular gibi değil miyiz? Dünya denizinde seyreden biz yolcular, ancak üzerimize düşen görevleri yerine getirdiğimiz takdirde kurtuluş limanına sağsalim ulaşabiliriz. Göz diktiğimiz kurtuluş limanına doğru yol alırken, birer yolcu olduğumuzu unutmamak; geminin de, denizin de ve nihayet varacağımız o limanın da sahibi olanın talimatlarına uymak vazifemiz değil mi?O talimatlar, en küçük ferdî vazifelerden, bütün insanlığı ilgilendiren en kapsamlısına kadar hayatta dengeyi murad ediyor. Alabora olmamak için denge… Bu denge nasıl kurulacak? Elbette, bir yanda rotamızı döndürdüğümüz o kurtuluş limanına, yani ahiret saadetine ulaşma çabasının yanında, dünya hayatımızla ilgili vazifeleri de gereğince yerine getirmekle bu denge kurulacak. Dönülecek asıl yerin beka yurdu olduğunu bize sürekli hatırlatan Kur’an-ı Ke-rim’de, yeryüzüne dağılıp Allah’ın fazl u kereminden rızkımızı aramamızın da emredilmesi, işte bu sebepledir.Dünya ve ahiret dengesi açısından bakıldığında, bütün insanlar üç gruba ayrılabilir:Birinci grup, sadece maddi varlığı ve dünyası için çalışanlar; ahiret hayatını tamamen ihmal eden kimselerdir. Bunların kendilerini ebedi zarara uğrattıkları, ayet-i kerimeler, hadis-i şerifler ve bütün alimlerin ittifakıyla sabittir. İkinci grupta bulunanlar, dünya hayatını tamamıyla ihmal ederek ifrata düşmüş olanlardır. Hıristiyan ruhbanlarını andıran böyle bir hayatı İslâm’ın kesinlikle teşvik ve tasdik etmediği bilinir. Üçüncü grupta ise, orta yolu tutan kimseler bulunur. Bunlar, ne dünyası için ahiretini ve ne de ahireti için dünyasını bırakmayan; her iki hayatın da hakkını verenlerdir. İşte dinimizin istediği hayat tarzı, yani denge budur. Hayatlarında bu dengeyi bulabilen insanlar, dünyanın ahirete giden bir yol olduğunu bilen; dünya hayatı ile ahiret saadetini elde eden bahtiyarlardır. Hayatı bu şuurla yaşayanların sadece ifa ettiği farizalar değil; helal rızık çabaları, yemeleri-içmeleri ve hatta uykuları bile ibadet değeri kazanır.İnsanın şerefini mukaddes sayan dinimiz, geçici de olsa dünyada sefil bir hayatı mümine layık görmez. Ebedi ahiret saadetine hazırlanırken dünyalık için de çalışıp, kimseye muhtaç olunmamasını ister; veren eli alan elden üstün ve hayırlı görür. Dolayısıyla tembellik ve miskinlik, sadece fıtrat kanunlarına değil; aynı zamanda İslâm’a da aykırıdır. Eşsiz rehber Fahr-i Alem (A.S.) Efendimiz, günlük hayatında bir taraftan ibadetle meşgul olurken, diğer taraftan müslümanların ve aile fertlerinin işlerini tanzim buyurur, gıda ve diğer ihtiyaçlarını temin için uğraşırlardı. Bununla da kalmazlar, ihtiyaç sahiplerinin sıkıntılarını gidermek için çabalar, hastaları ziyaret eder, akraba ve dostlarının hallerini sorar, yardımcı olurlardı. Bütün bunları yaparlarken, bir idareci olarak müminler arasındaki sorunları çözdüğü gibi, düşmanlar tarafından gelebilecek zararları bertaraf etmek üzere en güzel tedbirleri alırlardı. Risalet vazifesinin gereği olarak da daima halkın arasında bulunur, onları irşad etmekle meşgul olurlardı. Resul-i Ekrem (A.S.) Efendimiz’i örnek kabul ediyorsak, onun hem bu dünyayı hem de ahiret yurdunu hedef alan gayretlerini görmezden gelebilir miyiz?Ayrıca, yalnızca maddi varlığın tatminine yönelik bir hayatın bir tür hayvanlaşma anlamına geldiği; maddi varlığın göz ardı edilerek yalnızca ruhî zevkler için çabalamanın da, insanı bir hilkat garibesi durumuna getirip, bu alemde rezil ve rüsva edeceği yeterince açık değil mi? Yüce dinimiz, insanı böylesi düşüklüklerden korumak için madde ile mana, ruh ile beden, dünya ile ahiret arasında sarsılmaz bir denge kurmuştur.Cenab-ı Mevlâ, bu dengeyi şöyle öğretir bize: “Allah’ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara; dünyadan da nasibini unutma. Allah’ın sana iyilik ettiği gibi, sen de öylece iyilik yap. Sakın yeryüzünde fesat çıkarma. Doğrusu Allah, fesat çıkaranları sevmez.” (Kasas/77) Rabbimizin bizzat terbiye buyurduğu o mübarek elçi de bu dengeyi şöyle anlatır:“Dünyanızı iyileştiriniz ve ahiretiniz için çalışınız.”“Dünyayı hakir görmeyin. Zira o, ahireti kazanmanın vasıtasıdır.” “Dünya ahirete götüren bir yoldur. Ey ümmetim! Siz insanlar üzerine yük olmayınız.” Yazık ki tarih boyunca tasavvufun hakikatini anlamamış birçok kimse, ‘dünyada çalışmaya, yorulup terlemeye ne gerek var? Nasıl olsa dünya geçicidir. Dünya için ömrü harcamaya gerek yoktur’ gibi saçma sözlerle kendilerini tembellik ve zilletin pençesine kaptırmıştır. İslâm’ın emirleriyle asla bağdaşmayan bu düşünce, sahibini dünya ve ahirette perişanlıktan başka nereye götürebilir?Son birkaç asırdan beri müslümanların büyük sıkıntı ve ızdıraba uğramalarının birçok sebebinden biri de, tembellik ve vurdumduymazlıktır. Maddi-manevi sonsuz zenginliklere sahip bulunmasına rağmen, bu zenginliklerin kendisine verilmiş bir emanet olduğu şuurundan uzaklaşan İslâm dünyası, bu gafletin ve tembelliğinin bedelini halen ödemekte.Oysa İslâm, tamamıyla faaliyettir. Dünya ve ahiret için faydalı çalışmalar bütünüdür. Miskinliğin, tembelliğin, dünyadan kopmanın İslâm’da yeri yoktur. Zaten dünyası için gevşeklik gösteren, büyük ihtimalle ahiretini de ihmal etmez mi? Gavs-ı Bilvanisi (K.S.) Hazretleri bir sohbetlerinde: “Siz kişinin dünya çalışmasına bakınız. Eğer dünyası için çalışkan, mahir biriyse ahireti için de öyledir. Dünyanın pehlivanı, ahiretine de pehlivandır.” buyuruyorlar.Evet; dünyada tek bir müslüman kalsa dahi, onun görevi muntazam ve dürüst bir şekilde dünyası ve ahireti için çalışmak, Allah’ın emrine uyarak dünyayı mamur etmek, iyilikleri yayıp, insanlar arasında hayrın hakim olmasını sağlamaktır. “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik-güzellik ver, ahirette de iyilik-güzellik ver. Bizi cehennem ateşinden koru.” (Bakara/201)Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun abim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s