“ Yemin olsun asra, muhakkak ki insan hüsrandadır. Ancak iman eden, güzel işler yapan ve birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden müstesna” (Asr Suresi) …

Dünyevileşmeye direnmek

DÜNYA DÜNYEVİLEŞMEYE dönüyor… Değerler devriliyor, dinamikler düşüyor, dirençler gevşiyor… Boş vermişliğin boşluğunda içsiz savrulmalar yaşanıyor, sorgulamasız ve sorumsuz nefesler gelip geçiyor, esir edilmiş sadırlardan…

Şaha kalmış dünya duygular, yere çakılmış ulvi hisler… İçler içilmiş, özler yutulmuş, uyutulmuşluğun derin deminde… Gafletin derin uykusunda gördüğü rüyayı intibah diye yoran Naimlerin görüntüsü ve gürültüsüyle doluyor zırhsız zihinler, savunmasız duygular…

Sığ suların kokuşmuşluğu misk diye sunuluyor kristal kavanozlarda… Camla elmas karışık satılıyor silik pazarın tezgâhlarında… Hikmet öksüz, sevgi yetim kalmış sahte sahiplenmelerin terk edilmişliğinde… Fertçilikte fanilik fazilet, benlikte boğulma dirilme addedildi “Ad” laşan, “Semud” çehreli, Firavun kafalı, Nemrut suratlı asırda…

İnsan hüsranda; kopan ihtiyaç rüzgârlarında çaresiz, gemini koparan nefis peşinde sürüklenmekten muzdarip… Sanki sarsar esen, sanki sular sokakları şehirleri doldurmuş önüne kattığını sürüklüyor… Koşuşturma ve kaçış var, nereye gideceğini kime sığınacağını bilmeden, aranan Nuh’un gemisi…

 

Her köşe kuşatılmış, bütün yollar tutulmuş; zihinler zembereğini yitirmiş, kalpler kurak, bedenler yanıyor, ruhlar üşüyor…

Aşina yüzler yabancı, yalancı yarlar yürekleri yaralıyor… “An” da akan zevklerin peşinde koşmaktan tükeniyor sonsuzluk sermayesi ömür… Tükeniş yücelme, bitiş büyüklenme gösteriliyor cüceliğin uzun gölgesinde…

Yavan dünya doyurmuyor, açlığı arttırıyor… Dönüşü hep yalana, yanlışa değil; esmaya ve sonsuzluğa bakan iki yönü daha var… O yönüyle ukbaya uçuran bir Burak dünya… Yönü ve yüreğini bu yöne çevirenler esaretten kurtulanlar… Yokluk ve sonsuzluğu, geçmiş ve geleceği, çekirdek ile meyveyi “An” da buluşturup yaşayanlar; anlık zevklere aldanmayan, deni dünyaya dalmayanlar…

Aldanış dirilişi öldürüyor, rahat zevki, huzuru rahatsız ediyor… Ekşi ayran, zehirli bal aşikâre satılırken susmak değil, “Asra yemin olsun ki insan hüsrandadır”ı haykıra bilmek…

Havai fişeklerin yıldızları gizlemesi gibi, hevai hislerin ulvi duyguları örtmesini görebilmek ve gösterebilmek… Her yer ve yönden fani dünya çağırırken “ben sende fena buldum” diyebilmek ve kalben kaçabilmek… Zırva zevkleri terk ederek, kalbin zümrüt tepelerine çıkabilmek… Faniliğin altında gizli beka mührünü okuyabilmek… Suri güzelliklerle gülünmeyeceğini bilebilmek… Geçicilikte oyalanmaktan vazgeçebilmek; dünyayı ahirete tercih etmemek, camı elmasa değişmemek.

Değişime dönen dünyada değişmeyen, asırlar akan zaman ırmağında ilk ve son damla;

“ Yemin olsun asra, muhakkak ki insan hüsrandadır. Ancak iman eden, güzel işler yapan ve birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden müstesna” (Asr Suresi)

Dünyevileşmeye direncimizi arttırmak için bu sureyi ne kadar okumalı okutmalı, yaşamalı yaşatmalıyız?

Hüseyin EREN

Reklamlar

19 Yanıt

  1. .Her yer ve yönden fani dünya çağırırken “ben sende fena buldum” diyebilmek ve kalben kaçabilmek… Zırva zevkleri terk ederek, kalbin zümrüt tepelerine çıkabilmek… Faniliğin altında gizli beka mührünü okuyabilmek… Suri güzelliklerle gülünmeyeceğini bilebilmek… Geçicilikte oyalanmaktan vazgeçebilmek; dünyayı ahirete tercih etmemek, camı elmasa değişmemek. s.a yine cok güzel bir blog olmuş emegine sağlık … …ALLAH emanet olun ..slm ve duayla ..

  2. Selamün Aleyküm sevgili Ahmed kardeşim! Güzel paylaşımlarından dolayı Allah razı olsun. Evet, ne hakkı hak olarak anlıyoruz ve nede hakkı tavsiye edene kulak asıyoruz. Çoğu zaman his ve duygularımız neyi emrediyorsa onun peşinde koşuyoruz. Kulaklarımızı öyle tıkamışızki hakka, ama birgün hakkın elinden kaçamayacağımızıda düşünmek istemiyoruz. İçten içe \’\’Allah\’ın kendi ruhundan üflediğine\’\’ (vicdan) hesap verirken, bizi bu dünyada bile kimin hesaba çektiğinin de farkında değiliz. sadece içten yaşadığımız bir huzursuzluğu rüya görür gibi hissediyoruz. Oysa hesap günü bile henüz gelmeden, içimizde ki Alla\’ın kendi ruhundan üflediği vicdanımızın pençesinde kıvranıp duruyoruz. Selam ve dua ile Allah\’a emanet ol sevgili kardeşim.

  3. İnsanın hüsrandan kurtulması için gerekli olan; imandan sonra salih ameldir. "Salih" kelimesinin anlamı bütün iyiliği kapsar. Küçük ve büyük iyilik de buna dahildir. Ama Kur\’an\’a göre kökü imana dayanmayan hiçbir amel salih amel sayılmaz. Herhangi bir amel Allah ve Resulü\’nün bildirdiği hidâyete uygun işlense de, iman olmaksızın salih amel sayılmaz. Onun için Kur\’an-ı Kerîm\’de nerede amelden söz edilmişse, orada iman da zikredilmiş ve salih amel imandan sonra anılmıştır.Çünkü insan, iman iddiasına rağmen Allah ve Resulü\’nün gösterdiği yoldan başka yol takip edebilmektedir. Onun için Kur\’an\’da verilen müjdeler, iman etmenin yanında salih amel işleyenler için geçerlidir. Bu surede de, insanın hüsrandan kurtulması için, imandan sonra, salih amel işlemesi gerektiği bildirilmiştir. Diğer bir ifadeyle, salih amel olmadan sadece iman ile bir insan hüsrandan kurtulamaz. Bu surede daha sonra, hüsrandan kurtulmak için gerekli iki sıfat daha açıklanmıştır. Bunlar, iman ettikten ve salih amel işledikten sonra, birbirine Hakk\’ı telkin ve sabrı tavsiye etmektir. Bunun anlamı, birincisi; iman edenler ve salih amel işleyenler bunu ferdî olarak yapmakla kalmamalı, aynı zamanda mümin ve salih bir toplum meydana getirmelidirler. İkincisi; bu toplumu bozulmaktan koruyabilmek için her fert kendi sorumluluğunu idrak etmelidir. Onun için toplumun bütün üyelerinin, birbirlerine hakkı ve sabrı telkin etmeleri farzdır.İslâm\’ı ve bütün hükümlerini kabul edip, yeryüzünde yaşanıp uygulanmasını tavsiye etmenin yanısıra; ehl-i iman ve onların toplumunun hüsrandan kurtulabilmesi için toplum üyelerinin birbirine sabrı telkin etmesi de şart koşulmuştur. Yani İslâm\’ı, hakim kılmanın uğrunda karşılaştıkları bütün zorluk, musibet, meşakkat, zarar ve mahrumiyetler karşısında birbirlerine, sebat göstermeyi telkin etmelidirler. Her fert, bu şartlara karşı sebat göstermesi için diğerine cesaret vermelidir.Abdulvehhab ÖZTÜRK

  4. Allah’ın hudûdunu çiğneyerek dünyevîleşenlere şunu sormak lâzım: “Kendisine isyan ettiğin hallerde bile rızkını kesmeyen Allah Teâlâ, kendisine itaat edip O’nun rızâsı istikametinde dâvâ adamı olarak yaşadığında mı rızkını vermeyip kesecek?” Bazıları ‘dünyada mekân, âhirette iman’ der; ama doğrusu şöyle olmalı: ‘Dünyada sağlam iman, Âhirette cennet gibi mekân.’ Kim Allah’a sahip o neden mahrum? Kim Allah’tan mahrum o neye sahip? İki dünyalılara, iki dünyası arasında denge kuranlara, âhiretini dünya karşılığında satmayan akıllı tüccarlara ne mutlu! “İnsanlar uykudadır, öldükleri zaman uyanırlar.” “Akıllı insan, kendini hesaba çeken ve ölüm sonrası için çalışandır.” “Önünüzde çok zor ve güç bir yokuş var. Ancak yükü hafif olanlar onu aşabilecektir.” “Dünya derin bir denizdir. Çok kimse burada boğulmuştur. Bu deryada boğulmaktan kurtulmak için gemin takvâ, yatağın iman, yelkenin Allah’a tevekkül olsun ki, batmaktan kurtulabilesin. Yoksa kurtuluş zordur.” “Dünyayı kendinize efendi edinmeyin ki, o da sizi kendisine köle etmesin. Servetinizi kaybolmayacak yerde toplayın.” “Hasta adam, hastalığı sebebiyle yemeğin tadını alamadığı gibi, dünyaya meyleden de dünya sevgisi sebebiyle ibâdetlerin tadını alıp zevkine varamaz.” “Bunca varlık var iken, bitmez gönül darlığı.” “Bazıları ‘dünyada mekân, âhirette iman’ der; ama doğrusu şöyle olmalı: ‘Dünyada sağlam iman, Âhirette cennet gibi mekân.” “Âhirette mü’mini bekleyen nimetler, güzellikler yanında, dünya hayatı ne kadar güzel ve şâşaalı bile olsa, zindan gibi kalmaktadır.” “Ey insan! Dünyaya kalıbınla sahip ol; fakat kalbini ve himmetini ondan ayır.” (Abdullah bin Ömer) “Mü’min, dünyada, doktoru yanında olan bir hastaya benzer. Doktoru, ona faydalı olanı ve olmayanı bilir. Hasta kendisine zararlı bir şeyi isterse ona engel olur. Mü’minin hali de buna benzer. O, birçok şeyi arzu eder; ama imanı, ona zararlı olan şeylere mâni olur. Ölünceye kadar, bu böyle sürer gider.” (Selmân-ı Fârisî) İki yol var: Biri dünyevîleşme, dünyayı âhirete tercih; ikincisi ise dünyayı ebedî hayatın kapısı yapmak. Bugün yol ayrımındayız: Ya nefsimizin hevâsı veya Rabbimiz. Ya geçici menfaat veya dâvâ. Ya fâni olan, ya bâki olan. Tercih bize kalmış. Tercihini Allah’tan yana yapanlara selâm olsun! ALLAH c.c. razı olsun oğlum.selam ve dua ile..

  5. selam ve dua ıle can kardesım rabım senı korusun . İnsanları ne kadar düşünürsen düşün, Onların seni o kadar düşünmediklerini öğrendim. Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini, Ama yok etmek için saniyelerin bile yettiğini öğrendim. Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil, Hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim. İnsanın ancak 15 dakika çekici olabildiğini, Ondan sonra alışıldığını öğrendim. Kendimi karşılaştırmak için, başkalarının en iyi yaptıklarını değil, Kendimin en iyi yaptıklarını kıstas almam gerektiğini öğrendim. İnsanlar için olayların değil, Onların daha önemli olduklarını öğrendim. Her ne kadar ince kesersen kes, Kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim. Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini, Belki bu son defa, son görüşün olabileceğini öğrendim. Her ne kadar onu çok düşünsen de, Yine de gidebileceğini öğrendim. Kahramanların, yapılması gerekenleri ne pahasına olursa olsun, Yapanlar olduğunu öğrendim. İnsanların seni hep hesapsız sevdiğini, Ama bunu nasıl göstereceklerini bilemediklerini öğrendim. Sinirlendiğimde gerçekten buna değse bile,Asla acımasız olmamam gerektiğini öğrendim. Gerçek dostluğun ve gerçek aşkın, Aramızda uzak mesafeler olsa bile, büyüdüğünü öğrendim. Birisinin seni istediğin gibi sevmemesi, Onun seni tüm benliğiyle sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim. Bir arkadaşın ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğiniVe senin yine de onu affetmen gerektiğini öğrendim. Bazen başkaları tarafından affedilmenin yetmediğini öğrendim. Kendini de affetmeyi öğrenmelisin. Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun, Dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim. Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini, Ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim. İki kişinin tartışmasının, Birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediğini öğrendim. Ve tartışmadıkları zaman da sevdikleri anlamına gelmediğini. Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim. İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile Farklı şeyler görebildiklerini öğrendim. Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin, Sonuçları önemsemediklerini öğrendim. Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin, Hayatını, birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim. Verebileceğin bir şey kalmadığında bile bir arkadaşın ağladığında, Ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim. Yazmanın, konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim. En fazla önemsediğim kişilerin, Benden hep uzaklaştırıldığını öğrendim. İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin Çok zor olduğunu öğrendim. Sevmeyi, ve sevilmeyi öğrendim…VE KALBİMİ ASIL ACITANINYİNE KENDİM OLDUĞUNU ÖĞRENDİM!…

  6. Asr\’a Andolsun Ki İnsan Ziyandadır Rahman Ve Rahim Olan Allah\’ın Adıyla “Asr\’a andolsun ki insan ziyandadir. Yalniz iman edip, salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesna…” Asr suresi 1-3 Kalplerinde Allah\’ın ayetlerinin sıcaklığını hissedebilen her Mümin gibi üzülerek görüyoruz ki; “Insan ziyandadır”… Her gün takvimden düşen yapraklara, her gün doğup-batan güneşe, saatlerimizin dakikalarını ve saniylerini sayan akrep ve yelkovana, zamanın nasil gectiğinin nişanesi yüzümüzdeki çizgilere, yılların tanığı yalansız tozlu aynalara andolsun ki; insan ziyandadır… İnsanın ziyanda oluşu zamanın geçmesinden midir bilinmez… Çünkü bir Çin atasözü derki; “Insan mı geçer zaman mı?” Aslında geçen insandır… Zaman öylece durur ve duran zamanın içinden insanlar usulca gelir geçer… Çünkü zaman cansızdır, dolayısıyla geçip geçmemesinden, hızlı ya da yavaş oluşundan hesaba çekilmeyecektir… Ama insan öyle değildir… İnsan imanından amelinden ve birbirinden sorumludur. İman etmiş olmaktan, imanını muhafaza etmekten sorumludur. Çünkü hilafet emanetini insan yüklenmiştir ve yürek hazinesinin en değerli taşı insana bahşedilmiştir… ”Ey iman edenler! İman edin” diye tekrar tekrar imana davet eden bir dinin mensupları olarak imana sahip olmaktan ziyade, onu zamanın kir ve pasına karşı gözyaşı ve duayla korumakla sorumlu tutulmuştur insan ve insanın adı “mümin” olmuştur… Bütün hayatı kapsayan inanç, güven ve sadakatin bileşkesi iman ameli varlığına şahit kılmıştır… Amelin salih olması şartı hayatı anlamli hale getirmiştir… İman ettikten sonra bırakılacağını zanneden insana amelinde sadakati ve teslimiyeti sorulmuştur… İsmi VEDUD olan sevgilinin kalpleri eriten, yaşama ışık tutan, zamana anlam veren buyruğuna teslimiyet, ameli salih kılmıştır… Ve insanın adı “müslüman” olmuştur… Ömrü kendisine emanet insan, bazen hayatın akışı içinde salih amel ve imanın gayesini şaşırıp, anlamını bozuduğunda Rahmanın yeryüzündeki halifeleri aldıkları emanetin gereğini yerine getirirler… Birbirlerine imanda hakkı ve amelde sabrı tavsiye edenlerden olmanın yarışı içinde Rabblerinden, ziyanda olanların müstesnası olmayı dilerler… Çünkü adı “mümin” ve “müslüman” olduktan sonra, kurtuluşu sadece kendisi için dilemekten haya eder insan. İşte bu yüzden yalandan ve tekebbürden ve hıyanetten muhacir olan herkese ensar olur muminin yüreği… Rahmanın vaadine kavuşmak için…! Çünkü artık onlar Rablerinden, Rableri de onlardan hoşnuttur ve insanın adı “ümmet” olmuştur…(SEVGİ ALTUNDAL)SELAMLARIN VE DUALARIN EN GÜZELİ ÜZERİNE OLSUN CAN AHMED RABBİMİN RIZASI DOĞRULTUSUNDA GÜZEL BİR HAFTA DİLİYORUM.HERŞEY GÖNLÜNÜN GÜZELLİĞİNCE OLSUN ABLASININ NURUU..

  7. Bismillahirrahmanirrahim. Asr"a yemin olsun kı; insanlar husrandadır. Ancak, iman edenler, salih amel işleyenler ve birbirlerine Hakkı ve sabrı tavsiye edenler mustesna! (Asr Suresi) Ey Rabbimiz bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan yüzümüzü ağartacak nesiller ver. Bizi muttakilere önder olanlardan eyle! Rabbimiz bize dünyada ve ahirette iyilik ver ve bizi ateşin azabından koru! Rabbimiz günahlarımızı bağışla, unuttuklarımızı ört ve bize iyilerle beraber ölmeyi nasib et! Rabbimiz bize Rasullerine vadettiklerini ver ve kıyamet günü kovulanlardan eyleme! Sen sözünden asla caymazsın! Rabimiz biz nefislerimize zulmettik, eğere sen bize acımazsan ve bize merhamer etmezsen hüsrana uğrayanlardan oluruz! Rabbimiz bizi zalimlerden eyleme! Rabimiz bizimle kavmimizin arasını Hak ile aç, sen fatihlerin en hayırlısısın! Rabbimiz üstümüze sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al! Rabbimiz bizi zalimlerin fitnesine düşürme ve rahmetinle kafirlerin elinden kurtar! Rabbimiz sen gizlediklerimizi de açıkladıklarımızıda bilirsin. Yeryüzünde ve gökyüzünde Allaha gizli olan birşey yoktur! Rabbimiz bize kendi katından bir rahmet ve davamızda zafer ver! Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı (davanda) sabit kıl, kafirlere karşı bize yardım et! Rabbimiz sen rahmetinle ve ilminle herşeyi kuşattın, tevbe ederek senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru! Rabbimiz onları ve babalarından eşlerinden ve çocuklarından salih olanları vadettiğin Adn cennetine koy, muhakkak sen aziz ve hakimsin! Rabbimiz bizden azabı uzaklaştır, biz müminiz! Rabbimiz bizi ve imanda bizden önce olan kardeşlerimizi bağışla, iman edenlere karşı kalbizmizde en ufak bir kin bırakma, Rabbimiz sen raufsun rahimsin! Rabbimiz sana tevekkül ettik, sana yöneldik ve dönüşümüzde sanadır! Rabbimiz nurumuzu tamamla ve bizi bağışla, sen her şeye kadirsin! Rabbimiz unuttuklarımızdan ve hatalarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma! Rabbimiz bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yükler bize yükleme! Rabbimiz gücümüzün yetmeyeceği şeyleri bize yükleme, bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et, sen mevlamızsın, kafirlere karşı bize yardım et! Rabbimiz hidayete erdikten sonra kalblerimizi kaydırma, bize kendı katından bir rahmet ver, sen Vehhabsın! Rabbimiz günahlarımızı ve israfşarımızı bağışla, ayaklarımızı (davanda) sabit kıl, kafirlere karşı bize yardım et! Rabbimiz sen kimi ateşe koyduysan o mahvolmuştur, zalimlerin yardımcısı yoktur! Rabbimiz biz "Rabbinize iman edin" diye çağıran bir davetçiye uyduk ve iman ettik!

  8. ……Cennet: kaybettiğiHavva: bulamadığıYıllarca Adem Havva’yı aradı.Hiç pişman olmadı, hiç şikayet etmedi.Kalbi hiç kaymadı, güveni hiç sarsılmadı.Yoruldu ama yolundan dönmedi. ~ ~ ~Bütün yorgunlukları arkasında bırakmış, aşılmaz zannedileni aşmakla onanmışBir kere değil çok kere, bir şeyle değil çok şeyle sınanmışBir dünya yolculuğu geçmişti üzerinden Adem’in.Ama belli ki cennet bir kere yitirilse bile kazanılabilir bir şeydi.Baştan ayağı dikkat kesildi Adem ve Havva’yı bekledi.Belliydi Havva’nın geleceği, gelmeyecek olan böyle beklenmezdi.Bir rayiha gibi içine düşen umutla Adem: “bekliyorum öyleyse gelecek” dedi.Bu kadar çok çağırdığı için. Bir devri kapadığını, bir devri açtığını fark etti.Ân geldi;Adem, Havva ile iki dünyanın birleştiği yerde bir araya geldi.Gelen Havva değil, yitirilmiş cennetti..Nazan Bekiroğlu / Lâ ~ لا SELAM VE DUAİLE CAN KARDEŞİM MEVLAM DAİM SENİNLE İNŞALLAH

  9. -"ALLAH İCİN ATESE ATILMAK VARDIR.LAKİN ATESE ATILMADAN ONCE KENDİNDE İBRAHİMLİK OLUP OLMADIGINI ARASTIR.CUNKU ATES SENİ DEGİL İBRAHİMLERİ TANIR VE YAKMAZ.."(((MEVLANA)))

  10. Dünyaya kıymet verenlerin hali Selçuklu sultanı Rukneddin,Hz Mevlanaya beş kese altın gönderdi.Mevlanaya altınlar arz edilince;"Beni hakikaten seviyorsanız,bu altınları dışarıdaki çamurun içine atın"buyurdu. Emri derhal yerine getirdiler.Dünyaya kıymet veren bazı kimseler,bu altınları almak için çamurun içinde aramaya başladılar.Fakat üstleri,başları,yüzleri çamurdan görünmez hale geldi.Mevlana,talebelerine onların bu vaziyetlerini göstererek;"Bu altınlar,şu gördüğünüz dünya ehlinin üstünü başını batırdığı gibi,ahiret ehli olanlarında kalbini karartır,kirletir.Çeşitli günahlara sevk edip, ibadetlerden alıkoyar.Bu sözlerimi yanlış anlamayınız. Dünya için çalışmayınız demek istemiyorum.Dünya malının muhabbetini kalbinize koymayınız diyorum.En büyük saadet,en büyük sermaye,helalinden kazanıp,hayır ve hasenat yaparak ahirete göndermektir.Buna rağmen asıl sermaye;Mal,mülk,para sahibi olmak değil,İlim,Amel,İhlas ve Güzel Ahlak Sahibi Olmaktır buyurdu…***ALLAH razı olsun..s.a.

  11. İmanlı Genç! İmanlı Genç!Sen bizim her şeyimizsin.İmanlı Genç! İmanlı Genç!Sen bizim tek umudumuzsun.İmanlı Genç! Sen bizim her şeyimizsin. Dünyadaki ve ülkemizdeki Müslümanları ezilmekten, sindirilmekten, sömürülmekten ve yok edilmekten kurtaracak olan sensin. Çünkü sen ışıl ışıl parlayan gözlerin ve ter temiz yüreğinle bizim tek umudumuzsun. Davamızın aydınlığı, aşkımızın sembolüsün. Filistindeki gözü yaşlı anaların hüzünlerini sen dindireceksin. Irakta Amerikan bombardımanı altında ana babalarını kaybeden masum yavruları sen güldüreceksin. Rus zulmü altında inleyen Çeçen mücahitlerin dertlerine derman olacak sensin. Ve sen bu halinle tüm zalimleri ürküteceksin. Görmüyor musun dünyadaki vampirler susadıkça susamışlar ve ancak Müslümanların kanları ile tatmin oluyorlar. Onların heveslerini kursaklarında bırakacak olan ve hain planlarını yüzlerine çarpacak olan sensin.Söyle yiğidim! Dünyadaki bu zulmü senden başka kim durduracak? Akan kanların hesabını zalimlerden kim soracak? Söyle yiğidim söyle! Müslüman genç bu zulüm karşısında hep böyle eli bağlı, dilli bağlı, yüreği mühürlü mü kalacak? Yoksa bütün bu zulümleri unutup da falanca topçunun veya popçunun ardına mı düşecek? Dünya coğrafyasında Müslümanlar kimliklerini kaybetmeden, inançlarını alçak bir projeye kurban etmeden uyanmalı ve uyandırmalısın. Senin televizyon karşısında veya bulunduğun şehrin sokaklarında şuursuzca vakit kaybetmeye hakkın yok. Sen büyük davaların büyük adamı olmalısın. Sen Müslümansın yiğidim! Öyle bilinçsizce gavurları taklit edemezsin. Onlar gibi düşünüp, onlar gibi giyinip, onlar gibi saç kestirip, onlar gibi kulağına küpe takamazsın. Senin ecdadın onlara benzememek için direndi, savaştı ve hatta canlarını verdiler. Sen bugün onların kültür emperyalizmine hoyratça alet olamazsın. Sen duruşunla, ciddiyetinle, vakarınla, giyim ve kuşamınla onların karşısında izzetli durmayı başarmalısın. Çünkü Yüce İslamın izzeti ancak senin bu tavırlarınla temsil edilecek. İmanlı genç! İslam davasına sahip çıkmak bugün senin körpe omuzlarına yüklendi. Sakın ola ki "bu kadar büyük bir yükü taşıyamam" deme! Sen yeter ki azmet, o yüke omuz verecek ve sana yardım edecek Mevlamızın nice melekleri vardır. Sakın ola ki bu yolda zalimlerden korkmayasın. Çünkü müminlerin yardımcısı Mevladır. Kullarını darda bırakmaz, perişan etmez, yeter ki sen buna böylece iman et! Sen çalışmaya, yorulmaya ve gayret sarf etmeye devam et. Efendimizin bin bir zorluklarla insanlığa tebliğ ettiği bu din böyle garip ve sahipsiz kalmasın. Onun davasına sahip çıkanlar böyle aciz kalmasın. Avrupa Birliği diyenler bas bas bağırırken İslam Birliği diyenler sakın susmasın. Başını açanların alkışlandığı, örtenlerin dışlandığı bu uğursuz ortamda davasına bağlı kalanlar sessizce bir köşeye pusmasın.İmanlı Genç! Zalimler sanki bir gölge gibi üzerimize üşüştüklerinde, senin gözlerindeki ışıltı kurtaracaktır bizi… O gözlerde imanı gördükçe İslam davasına olan aşkımız yeniden yeşerecek ve yolumuza her zamankinden daha sıkı bağlanacağız. O zaman başımızdaki bütün dertlere ve sıkıntılara rağmen her gün kendi kendimizi zalimlere inat yeniden doğuracağız. Ve sanki her şeye bugün yeniden başlıyormuşuz gibi yepyeni bir heyecanla, Büyük Türkiyeyi kurmaya bıraktığımız yerden devam edeceğiz. Yarınlar imanlı gençlerin ve takva sahiplerinin olacak! İşte o zaman Nur Suresinin 55. ayetindeki şu müjdeyle imanımız yeniden coşacak:"Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vadetmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca bana ibadet ederler ve bana hiç bir şeyi ortak koşmazlar. Kim ki bundan sonra küfre saparsa, işte onlar fasık olandır."İmanlı Genç! Bir Kuran kıssasında geçen Eshab-ı Kehften kendine ibret al. Onlar yaşadıkları çağdaki zulüm düzeninden kaçarak mağaraya sığınan bir grup gençtir. Yüce Allah o gençleri dönemin hukuk tanımaz zalim idarecilerinin şerrinden korumuş ve onları bir mağarada muhafaza etmiştir. İşte bugün sen de bu düzenin parçası olmaktansa gerekirse kendi mağaranı tırnaklarınla yontmalısın. Yönetim alanındaki haksızlıklardan ve adaletsizliklerden rahatsız olan bu gençler, Kuranda zikredilmek suretiyle bir şeref kazandılar. Öyle ki onların peşlerine takılan kıtmir adındaki bir köpek de Kuranda zikredilerek bu şereften nasibini aldı. Demek ki bu yolda zalim düzenleri benimsemeyen bir topluluğun peşine takılan bir köpek bile çok kıymetlidir. Bu nedenle sakın ola ki zulüm düzenine alternatifler üreten ve onlarla mücadele eden dava adamlarını hor görüp de mukallitlerinin yanında yer alma. Geçici dünya menfaati için onlardanmışsın gibi görünüp de dava adamlarına sırt çevirme. Görmüyor musun dünya üzerindeki Müslümanların şehirleri bombalanıyor, evleri başlarına yıkılıyor, bebekleri doğranıyor. Bizleri temsil edenler ise o zalimlerle buluşup nasıl da kırıtıyorlar. Onların kraliçelerinin karşısında top cambazlığı bile yapıyorlar. İmanlı genç! Bütün bunların farkında olacak olan ve onlara "Müslüman dediğin izzetli olur" diye haykıracak olan sensin. Sen zalimler karşısında kükremezsen, bil ki zalimler titremeyecektir. İmanlı genç! Bugün İslamın ahkamı, nizamı, ahlak sistemi hepten garip kaldı. Efendimizden sonra biz Müslümanlar birçok badireler atlattık. Onun açtığı kutlu yoldan layıkıyla yürüyemedik. Ve bunun için başımıza türlü türlü belalar geldi. Sonunda gaflete dalan kalplerimiz bizi öyle bir bunalıma sevk etti ki, oturduğumuz lüks evler, bindiğimiz arabalar ve gittiğimiz büyük alış veriş merkezleri de bizleri tatmin edemez oldu. Şimdi ellerimiz boş, gönlümüz harap, bizi Efendimizin huzuruna yeniden götürecek olan o davanın başarısını bekliyoruz. Bu duygular içerisindeyken Hz Ebubekirin, Hz Ömerin, Hz Osmanın, Hz Alinin, İslam davasını dert edinen halleri geliyor aklımıza. Onlar bugün sanki dertli bakışlarıyla bizlere sitemkar bakıyorlar. Kerbelaanın büyük mazlumları Efendimizin gonca gülleri Hz Hasan ve Hz Hüseyinin gözyaşları sanki yüreğimizi dağlıyor. Her bir damlası bir buyruk olmuş ve davasından uzaklaşmış olan bizlere "Biz hangi dava uğruna şehid olduk, anlayın artık bunu" diye bağırıyor.Bu büyük şahsiyetlerin hayali yanı başımızdayken bunca büyük günahlarımızdan utanmak acaba hangi büyük kabahatimizi örtmeye yetecek? Onlara layık olamamanın acısını dindirebilecek bir ilaç var mıdır? Caminin sütunlarına başlarımızı vursak bir çözüm olur mu? Onlar görevlerini yaptılar ve emaneti yüz akıyla teslim ettiler. Peki ya biz görevimizi yaptık mı? Biz zalimlerin karşısında yeteri kadar dik durabildik mi? İmanlı Genç. Efendimizin alnından öpeceği güne kadar sakın davandan vazgeçme. Ve yaşın kaç olursa olsun hep böyle imanlı genç olarak kal. Allah gazanı mübarek etsin.ANADOLU GENÇLİK DERGİSİAydın Başarselamve dua ile can kardeşim.a.eo

  12. Günah Bana Yakışmıyor…Günah Bana Yakışmıyor; Ama Af Sana Öyle Yakışıyor ki!Dua, Rabb’imize karşı yapılan çok sırlı, gizli ve kudsi bir ubudiyettir. Evet o, en halis bir kulluk tavrıdır. Dua, insanın ihlas ve samimiyetle Rabb’isine yönelip O’ndan bir şeyler dilemesi halidir.Kur’an-ı Kerim, ‘Kullarım Beni Senden soracak olurlarsa, bilsinler ki Ben pek yakınım. Bana dua edenin duasına icabet ederim.’ (Bakara Sûresi, 2/186) ‘Bana dua edin ki size icabet edeyim.’ (Mü’min Sûresi, 40/60), ‘Duanız olmazsa Allah indinde ne ifade edersiniz ki!’ (Furkan Sûresi, 25/77)… gibi ayet-i kerimelerle duanın ehemmiyetini dile getirmektedir. Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) de ümmetine dua etmeleri mevzuunda sık sık tavsiyelerde bulunur ve kendisi de hayatı boyunca yaptığı mübarek dualarla, ondan hiç dûr olmaz. Hatta Peygamber Efendimiz’in yaptığı dualara bakıldığında O’na ‘O, bir dua adamıdır’ demek de mümkündür. Bu kadar tahşidatla anlatılan dua, müminin hayatında çok önemli bir yere sahiptir. Dua ile Rabb’ine ellerini kaldıran bir kul, adeta O’na şöyle demektedir: ‘Esbab bütün bütün sukut edebilir. Tabiattaki hadiselerin hiçbir tesiri olmayabilir.. ve kimse bana el uzatıp, dertlerime derman olmayabilir. Ben her zaman sesimi duyan, soluklarımı işiten ve bana şah damarından daha yakın olduğunu ihtarla bana yakınlığını hatırlatan, sonra da duama icabet edeceğini vaat eden ve vaat ettiği şeyleri yapmaya gücü yeten, söz verip de ne yapayım gücüm yetmedi demeyen, o Yüceler Yücesi Zat’a ellerimi kaldırdım ve O’na dua ediyorum.’Kul, duasında, gözüyle görmese bile, âsârıyla gördüğü Allah’a O’na hitap edecek kadar bir kurbet hissiyle yönelir. Biz, güneşe uzak olduğumuz gibi O’ndan da uzak olabiliriz. Ancak O, tıpkı güneş gibi rahmetinin şualarıyla her zaman başımızı okşamakta, her halimize nigehbân bulunmakta ve kendisine açılan elleri boş çevirmemektedir. Evet O, kuluna kendi anne ve babasından daha şefkatlidir. Allah Resûlü bu hakikati etrafındaki sahabilerine şöyle bir tabloyu göstererek anlatmaktadır: Bir savaş sonrası esirler arasında çocuğunu arayan bir kadın, çocuğunu bulmak için sağa sola koşuşturup durmaktadır; koşturup durmakta ve kendi çocuğu diye bazı çocukları alıp bağrına basmaktadır. Kendi çocuğu olmadığını görünce de onu da bırakıp aramasını sürdürmektedir. Arayan bulur fehvasınca nihayet o da çocuğunu bulur, onu bağrına basar ve koklamaya durur. İşte o esnada Allah Resûlü, arkadaşlarına bu tabloyu gösterir ve ‘Şu anneyi görüyor musunuz? O, bağrına bastığı bu çocuğunu hiç cehenneme atar mı?’ diye sorunca ashabın cevabı bellidir: ‘ Hayır ya Resûlallah, atmaz!’ Bunun üzerine Allah Resûlü, ‘Allah kullarına karşı o anneden daha merhametlidir’ buyurur. ‘Rabb’imize nasıl dua etmeliyiz?’ meselesine gelince özetle şunları söyleyebiliriz: Dua ederken, evvela Cenab-ı Hakk’ın kabul edeceğine gönülden inanarak ve ciddi bir itminan içinde dua edilmelidir. ‘Olsa da olur, olmasa da olur’ veya ‘Falan şeyi bana verir misin ya Rabbî?’ şeklinde dua edilmemelidir. Çünkü Allah ‘ın hazinesi çok geniştir ve O’nun her şeye gücü yeter. İsterse bir an ve bir lahzada gedayı sultan eder. Onun için dua ederken himmetler âlî tutulmalı ve O’ndan yüce şeyler talep edilmelidir. Mesela, Allah ‘tan Cennet yerine Firdevs istenmelidir. İşte bu şekilde dua etmeyi bize Allah Resûlü öğretmektedir.İkincisi biz, istediğimiz şeyleri yerine getirir diye Allah ‘ın kudret ve kuvvetini kabul ediyoruz. Yine biz, ‘cennet gibi bir âlemi hazırlamasına O’nun gücü yeter’ diyor ve O’ndan cenneti istiyoruz. Bu, sadece dua etmek ve birine halimizi arz etmek değildir, bu derin bir arz-ı hal ve bu arz-ı hal içinde Cenab-ı Hakk’ın bütün evsaf-ı kemaliyesi ve esma-i hünsasıyla ifade edilmesi demektir. İşte böyle bir dua, hâlis bir ubudiyettir ve katiyen reddedilmez.Ayrıca dua ederken insan gevşek durmamalı, özenerek dua etmelidir. Hani camilerin önünde dilencilik yapan insanlar vardır; onlar, bazen öyle içli laflar ederler, öyle gönülden isterler ki, insan mutlaka onlara bir şey verme zaruretini hisseder. İşte bizler de kul olarak Rabb’imize öyle yalvarmalıyız ki, bu yalvarışlar Rabb’in rahmetini ihtizaza getirsin.Bazı insanlar, yapmış oldukları bu içli yalvarışlarla kurtulmuşlardır. Mesela birisi aşkla coşunca, ‘Ya Rabbî! Kendimi biliyorum. Ben bu amelimle cennete zor girerim ama Sen lütfedersen olur. Beni cehenneme de koysan, Sana öyle tutkunum ki, ben oradakilere de hep Seni anlatırım.’ Bir başka Hak âşığı ise şöyle der: ‘Ya Rabbî! Ben Sana baktım, bir de kendime baktım. Bana günahlar yakışmıyor; ama Sana af öyle yakışıyor ki.’ Evet bu tür yürekten ifadeler rahmeti ihtizaza getirir ve Cenab-ı Hak da kendine yakışanı yaparak bu duaları onların afvına vesile kılar.Alıntıdır…SELAM SEVGİ VE DUALARIMLACAN AHMED KARDEŞİM GÜZEL PAYLAŞIMLARINA TEŞEKKÜRLER MEVLAM DAİM SENİNLE OLSUN İNŞALLAH H. GECELER

  13. Korku düştü karanlığa,Korku düştü cahilliğe,Bekliyor zaman;Alemlerin en güzeliniKainatın nurunu,Sevgililer sevgilisiniİbrahim`i yakmayan ateşin ışığı,Vuruyor Kabe yeBüyüyor KabeMabetlerin odak noktasıEbrehelerin kafası karışık,Geceyi gündüzü aydınlatıyorMekke ye düşen ışıkEbabil kuşlarının ilk görevi;Kureyş ruhlu fil ordusunu yenmekHangi kuvvettir ona dayanacak?Mümkün mü,O` nun ol dediğine direnmek?Uzak dursun şekiller, sıfatlarMananın klavuzu geldiYaradanın sevgilisi,Kullar içinde,Muhammedül Emin`diŞahit olmadı hiçbir tarih,O güzel ahlakın ta kendisi,Hiç kimse sevilmedi O`nun kadarBütün güzel sıfatların efendisiYaradılış anlamını kazandı,Kulluk özgürlüğü büyüyorYıkılıyor insan beyninin putlarıAdem`le başlayan nur Menziline yürüyorZillet içinde kölelik,Mağlup kibir ve öfkeEşitliğe sembol oluyor Habeşi Bilal,Haram kalelerini yitiriyor,Yeni hükümransa helalYarattığı kulları yanmasın diye,Rehberler gönderir Yüce Allahİşte insanlığa sunulan ülkü,"La ilahe illallah,Muhammedun Resulullah\’\’Selam , Sevgi ve Saygılarımla

  14. Su, ates ve ahlak dostluk kurmuslar; dolasirlaken birbirlerini merak etmeye baslamislar.Suya sormuslar, "Kaybolursan seni nasil bulacağız?"Yanit, "Nerede bir şırıltı duyarsanız ben oradayım."Ateşe, "Seni yitirirsek ne yapalım?"Ateş, "Bir duman gördüğünüz yerde ben varım."Sıra ahlaka gelince, yanıt şu olmuş:"Beni kaybederseniz, bir daha kesinlikle bulamazsınız!" SELAM VE DUALARIN EN GÜZELİ ÜZERİNİZE OLSUN HAYIRLI GÜNLER ABİCİM

  15. Hayatımıza şöyle bir bakınca şükür duygusu mu duyuyoruz, yoksa şekva duygusuna mı giriyoruz? Bu iki duygunun tespiti çok önemlidir. Çünkü insanın hayatında şükür duygusuna girmesi yahut da şekvaya yönelmesi örnek aldığı hayat şekilleriyle ilgilidir. Kimlerin yaşayışlarını kendimize örnek alıyor, kimlerin hayatıyla kendimizi kıyaslıyorsak, duygu ve düşüncelerimiz de ona göre ayarlanıyor, ona göre ya şükür duygusuna giriyor, yahut da şekvaya yöneliyoruz. Çevremizdeki hayat çeşitlerine bakınca görüyoruz ki, iktisatla yaşayan mütevazı bir çoğunluk var. Bir de israfla yaşayan gösterişli azınlık söz konusu. Biz hangisine bakıyor, hayatımızı hangisine göre yönlendirmek istiyoruz? İktisatlı yaşayan çoğunluğa göre mi, yoksa israflı yaşayan azınlığa göre mi? Şayet israflı yaşayan azınlığı örnek alıyorsak hayatımız şekvaya kayıp gitti demektir. Ömür boyu şikâyetçi olacağız kendi hayatımızdan. Çünkü örnek aldığımız israflı hayatın son sınırı yoktur. Nereye varsanız üstünde başka israflı örnekler var. Ömür boyu çabalarsınız ama israflı hayatın tatmin eden son noktasına ulaşamazsınız. Bu durumda şöyle sakince bir düşünüyoruz. Acaba Efendimiz (sas) Hazretleri hangi hayat tarzını örnek almamızı işaretliyor? Bediüzzaman hazretlerinin tabirleriyle (israfçı azınlığı mı, iktisatlı çoğunluğu mu ) örnek almayı tembih ediyor? "-Size halk ekseriyetinin yaşadığı israfsız hayat yakışır." manasındaki sevad-ı azam hadisi örnek alacağımız kesimi işaretlemiş oluyor. – Ekonomik konularda kendinizden aşağıda yaşayanlara bakın! Evet, sünnet bize bu ölçüyü vermektedir. Şayet böyle değil de (israfçı azınlığı) örnek alacak olursak hayatımızı sevemeyiz, sahip olduğumuz nimetleri de göremeyiz, şükür duygusuna da giremeyiz. Bu sebeple maneviyat büyükleri diyorlar ki: – Ekonomik imkanlarınız ne olursa olsun hep mütevazı yaşayanlar örnek alınmalı, hep mütevazı hayat tercih edilmeli, şekva değil şükür duygusu içinde yaşanmalıdır! Siyer yazarları da örnek alınacak hayatları şöyle naklediyorlar bizlere: Halife Hazreti Ömer\’in huzuruna giren Ahnef bin Kays sofradaki tek çeşit yemeği görünce sorar: – Ey müminlerin emiri, halife olduğunuz halde de mi tek çeşit yemekle yetiniyorsunuz? Şöyle cevap verir örneğini hiç şaşırmayan halife: -Elbette halife olduğum halde de tek çeşit yemekle yetiniyorum. Çünkü der, örnek aldığım benden önceki halife Ebu Bekir de tek çeşit yemekle yetinmişti. Onun örneği olan Allah Resulü de tek çeşit yemeği tercih etmişti. Bizler örneklerini şaşırmayan kimseleriz. Sen bu soruyu kimi örnek alacaklarını bilemeyenlere sor. Halife sözlerine tarih boyunca tekrar edilen şu gerçeği de ekleyerek der ki: -Ey Ahnef! Sofradaki yemek haramsa azabı, helalse hesabı vardır. Bunu hiç unutmamak gerek! -Ne dersiniz, bu olaylar bizlere kimleri örnek almamızı işaretliyor? İsrafçı azınlığı mı, iktisatlı çoğunluğu mu? Kaç çeşit yemek bulunuyor soframızda? Çeşit azalınca neden mutsuzluk hissine giriyor, şekvaya yöneliyoruz? Bir örnek yanlışlığı mı söz konusu yoksa bizde de? İsrafçı örnekler mi yönlendiriyor bizleri de? Şöyle sakince bir düşünmekte fayda var mı?(AHMED ŞAHİN)SELAM VE DUA İLE CAN KARDEŞCİK HAYIRLI AKŞAMLAR ABLASI SAĞLICAKLA KAL EMİ CANNN.

  16. Bir öbektir dünya Dikkatli bakmak…Ve iyi görmek lazım:Dünya, bir öbek mezar toprağıdır esasen!*Dünyanın bir mezar toprağı öbeği olduğunu anlamak; hayatın lezzetini daha da arttırır, değil mi?Ve sohbetlerin ve oruçların ve hatta bayramların!*Topraktır şu dünya, evet. Hem de mezar toprağıdır; durmadan aktarılan, aktarılan, tekrar tekrar aktarılan…Şimdi, bunları “anlaşılsın” diye yazan kişi; eğer yazdıklarını kendisi anlamış olsaydı; acaba okur muydu, yazar mıydı bunca yıl?..*Mezar, uzaktakileri veya sadece çevremizdekileri yutacak bir ağız değil;O, aslında “ben” için yutkunuyor!..*Bir “toprak öbeğidir” dünya, şimdi iyice anlıyorum;İki mezar taşı arasına yığılı!..Ve aktarılan ve aktarılan ve aktarılan!..*Sanki sivrisinekler gibiyiz; tam da emmek için ona hortumumuzu soktuğumuzda, yumruğu yiyoruz dünyadan!..Ve… Emmek için yapıştığımız yere gömüyorlar bizi!*Az önce de söylemiştim, değil mi?Dikkatli bakınca görüyor insan;Dünya, bir öbek mezar toprağıdır esasen!Muammer ErkulHayırlı cumalar..s.a.

  17. SUSMAK SÜKUTTUR HER ZAMAN UNUTMAYIN BUNUKaygılı bir bekleyiş. Ne olacağını kestiremediği hallerde insanın giydiği bir zırh. Cevaplanamamış soruların sığınağı, aczin ikamet adresi. Korkudan nutku tutulmak, sözü kıyamet alameti saymak. Uzun uzun bomboş duran ellerimize bakmak. Fakrın keskin bir idraki, bir afallayış. Benliğin derin bir uçuruma yuvarlanışı…Sessizlik ölümdür. Boşluk, yok oluş. Anlamsızlık, yahut anlam arayışı. Can çekişen bir nefesin, konuşmaya takat yetiremeyişi belki. Acının çığlıkta dahi ifade edilemeyeceği anlaşıldığı anda yapışılan can simidi. Bir hükümsüzlük bildirgesi, bir varlık istifası. Bir kendinden vazgeçiş. Bir kutsal arama çabasını yitiriş…Sessizlik duadır. Kimi zaman duanın en güzelidir hatta. İstemeye bile ar ediş. Kelimelere yüklenemeyen taleplere uzanmış bir el. Beni gör demenin, halimi anla demenin en soylu biçimi. Haliliyet makamından Habibiyet makamına bir uruc. İstiğnadan örülmüş bir heybetli kaftan. ‘Ben’i Rabb’e emanet ediş. Nefsten ruha avdet ediş. Bir güven. Bir “O en iyisini bilir” deyiş. Bir cehalet deklerasyonu. Bir teslimiyet biçimi…Sessizlik karanlıkta yükselen bir duvar. Aramıza giren, sesimizi duyuramadığımız, her anlamı yutan, her çabayı boşa çıkaran, sevgiyi boğan, tüm varlığı bağrında kara bir delik gibi soğuran. Yumruklasan nafile, ellerini kanatsan kimin var ki şifa üflesin yaralarına? En yakınlarınla arandaki perde sessizlik. Artık ortak bir varlık alanına sahip olamama. Uzaklara burnunun dibinden daha yakın olma. Tefekkürden istifa, bir müzakere zemini bulamayış. Ortak bir dil tutturamayış. Bir yabancılaşma. Düşüncesiz bir boşluk. Tahassüs denizine ölümcül bir dalış. Bir dil, bir akıl, bir gönül tutulması…Sessizlik umuttur. En küçük varlık kımıltısından medet umuş. Kulaklarını dikip pür dikkat kesiliş. En ince hesapları yapmak için durup bekleyiş. Gözlerini kırpmaksızın geleceği yakalamak istemek. Gelmesi mukadder olanı geldiği zaman karşılamaya hazır olmak. Son ayarlamaları yapmak. Düşen yaprakların, göz kırpan yıldızların üzerine muskalar yazmak. Bir zikri fark ediş, bir ahenkle baş sallayış, bir kainatla terennüm. Bir mihrapta diz çökmek. Bir bıçağa usulca boyun uzatmak. Varlıkla gözle görülmez bağları hissediş…Sessizlik hayaldir. Gerçeklerin soğuk yüzünden insanın öz vatanına, evine dönüş. Bağrında çiçeklenen hayal bahçelerinde bir gezinti. Özlenilenlerle dilsiz bir konuşma. Bir bakışma, bir sukutla kucaklaşma. Muhayyilenin geniş vadilerinde huzur arama. Orada kimsenin görmediği varlıklarla hemhal oluş. Bir çıldırma sınırında devşirilen güzellik. Bir aşk tasavvuru. Bir dalıp dalıp gidiş. Bir gizli hazine keşfi. Bir beyaz kanatlı at…Sessizlik hem bilgeliktir. Ulu orta söylenemeyecek, sahibinden başkasına verilemeyecek bilginin amansız nöbet tutucusu. Kutsal bir emanet gibi sırrı sadrında taşıyıp, yükünden yorulup, bir parçasını bile kimseye veremeyiş. Ağrıyan sırtını yaslayacak bir arkadaş bulamayış. Bilginin laneti, gülün dikeni, dudaklarda acı bir kilitleniş. Koynunda taşıdığın bir ateşten name. Mührü bir kez kırılsa kıyameti koparacak bir hikmet. Sukuttan bir kitap…Sessizlik bir ihanettir. Bir kuyruklu yalan. Bir zulme iştirak. Bir dilsiz şeytaniyet. Konuşmanın hayat verdiği yerde bir idam fermanı. Bir hain pusu. Bir yüze tükürüş. Bir aşağılama. Bir yok sayma. Umursamazlık ve arsızlıkla varlıkla dalga geçiş. Bir küfür.Bir kalpsizlik. Bağra saplanan bir hançer. Zulmün en katmerlisi, sonsuz varlığı sonsuz yokluğa tebdil. Değeri ademe mahkum ediş. Her sese açgözlülükle saldırış, kalbi kanatan bir karanlık. Soğuk bir yüzde donuk bir gülüş, bir küçümseyen bakış…Sessizlik bir yenilgidir. Bir umut kesiş. Bir kopuş. Bir ebedi firak. Uçuruma yuvarlanış. Yanlış yolda olduğunu ani bir kavrayış. Tüm çabalarının boşa gittiğini acıyla fark ediş. Bir serzeniş, bir sitem. Bir beklememezlik. Bir şaşkınlık. Bir kalp istifası. Gözyaşlarını terk ediş. Ağlamayı bile beceremeyiş…Sessizlik bir utançtır. Bir yüz kızarış, bir mazeretsizlik. Ne söyleyeceğini bilememe. Bir günah çıkarma, bir itiraf. Bir derin pişmanlık. Karanlığın bağrında bir acılı diş sıkış.Bir kendi kendini kınama. Bir çile doldurma, bir uzlet. Bir içe kapanış. Bir tevbe. Bir sabr-ı cemil. Bir arınma çabasıdır sessizlik…İnsan hakkı bilemeyince ne yapar? Bir şaşkınlığın, bir yol tutamayışın, bir seçim yapamayışın, hiçbir şey elinde olmayışın, hiçbir meselede fikrinin sorulmayışının aczini nasıl sağaltır ruhundan insan? Furkan ona verilinceye kadar susar. Gerçek ortaya çıkıncaya, yardım erişinceye, durum vazıh oluncaya, bir yola gayri iradi sevk edilinceye, işareti gelinceye kadar susar. Zira susmak İsa(as)’ya gebe olmaktır. Dudakları emr-i ilahi gelinceye kadar kilitlemek bir Yahya beklemektir.“Unutmak için şarkı söyleriz, zira insan şarkı söylediğinde daima güzel şeyleri düşünür” der İvo Andriç. Acıyı unutmak için terennüm eden insan, acıyı ve beraberinde varlığını hissetmek için susmalıdır. İnsan hatırlamak için susar. Kendini hatırlamak, Rabbini hatırlamak, anlamı hatırlamak ancak sessizlikledir. Sessizlik acı verir. Ama şifadır. Sessiz kalmayı başarabilen mutlaka bir mucizeye şahitlik edecektir. Sünnetullah değişmez…Sessiz kalın ki hayat parmak uçlarına basarak yanınıza sokulabilsin. Güneşin battığı yerde cennet ışıklarının şavkı yüzünüze vurabilsin. Sem ve basar Rahman’a yönelebilsin. Susun ki Rabb sizinle de konuşabilsin. Çünkü kimi zaman tek çare susmaktır…

  18. Her köşe kuşatılmış, bütün yollar tutulmuş; zihinler zembereğini yitirmiş, kalpler kurak, bedenler yanıyor, ruhlar üşüyor… Aşina yüzler yabancı, yalancı yarlar yürekleri yaralıyor… “An” da akan zevklerin peşinde koşmaktan tükeniyor sonsuzluk sermayesi ömür… Tükeniş yücelme, bitiş büyüklenme gösteriliyor cüceliğin uzun gölgesinde… Yavan dünya doyurmuyor, açlığı arttırıyor… Dönüşü hep yalana, yanlışa değil; esmaya ve sonsuzluğa bakan iki yönü daha var… O yönüyle ukbaya uçuran bir Burak dünya… Yönü ve yüreğini bu yöne çevirenler esaretten kurtulanlar… Yokluk ve sonsuzluğu, geçmiş ve geleceği, çekirdek ile meyveyi “An” da buluşturup yaşayanlar; anlık zevklere aldanmayan, deni dünyaya dalmayanlar… Aldanış dirilişi öldürüyor, rahat zevki, huzuru rahatsız ediyor… Ekşi ayran, zehirli bal aşikâre satılırken susmak değil, “Asra yemin olsun ki insan hüsrandadır”ı haykıra bilmek… hüsrana düşmeyen,son nefesi hüsranla bitirmeyen bir kul bir ümmet eylesin Rabbim bizleri… Paylaşımın çok güzel olmuş Rabbim razı olsun ablası… kalbi uyanık bir nas olmak dileğiyle….

  19. çok güzel paylaşımdı mevlam razı olsun sizden Bu dünya imtihan yeridir. Onun yüzü yaldizla ve çesitli yüzlerle süslenmistir. Sureti nakislidir. Çirkin bir kadin gibi kasi çekilmis, yanaklari boyanmis. Ilk bakista tatli gelir, göze tazelik ve canlilik hayali verir; lâkin gerçekte o üzerine koku sürülmüs cifeye benzer. Sineklerin ve kurtlarin içine doldugu bir çöplük gibidir. Su gibi görünür, o bir seraptir, Seker suretinde zehirdir. Içi harap ve çok kötüdür. Bu süsü ve hayasizligi ile söylenenlerin ve anlatilanlarin hepsinden serlidir.Onun asiki sefih ve büyülüdür. Fitneye düsmüs, çildirmis ve aldatilmistir. Kim onun görünüsüne aldanirsa ebedi kayip zehiri ile zehirlenmistir. Kim onun tazeligine ve tadina bakarsa sonsuzluga kadar pismanlik duyar. Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v) söyle buyurmustur:\\"Dünya ve âhiret iki kuma gibidir; birini razi etsen, digeri darilir.\\" Dünya nedir? Dünya nedir, bilir misin? Kadin, çocuk, mal, makam, reislik, oyun, oyuncak, lüzumsuz islerle ugrasmak… Bütün bu sayilanlardan hangisi seni alip Allah\\\’tan baska seylerle oyalayip perdelerse, o dünyaya dahildirImam Rabbaniden

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s