…”İçim serinliyor ilk defa cehennemin varlığından. Haykırdım kaç kere: “Seni seviyorum cehennem…”

Taşları utandırdığın yetti; al kalbini, git cehenneme odun ol!

Taşlar sözünde durur. Nereye koyduysak, öylece kalır orada. Yerinde ağırdırlar. Hangi biçimi verdiysek, sadık kalır yonttuğumuz haline. Beklerler bıraktığımız yerde bizi. Kaypaklık etmezler. Dönmezler verdikleri sözden. Ama senin kanlı dudağından çıkınca söz , "söz" olduğuna utanıyor.

"Dönmek" bile dönüyor anlamından. "Cayma" kelimesi kendi yüzüne bakamaz hale geliyor. Senin durduğun yere ayakucuyla bile girmekten korkuyor vaadler. Fırıldakların başı dönüyor senin dönekliğine bakınca..

Güvenilir taşlara. Emniyet verirler. Yaslanırız kucaklarına. Sırtımızı dayarız hiç kuşkulanmadan. Omuz verirler umutlarımıza. Sert olmaya serttirler ama güleç yüzlerini gösterirler duvar oldukları odalara. Olduğu gibi görünür, göründüğü gibi dururlar. Ama senin yüzün duvardan da duvar… Soğuk. Isınmıyor. Sırtımızı dönmeye gelmiyor. İnsafın kelimesine bile oda olamıyor kalbinin katılığı. Aldatıyor "aldanma"yı bile. Kancık köpeklerin kuyruğuna kuyruk oluyor kanla çapaklanmış kirpiklerin.

İnsaflıdır taşlar yine de. Sular dokununca sırtına, eğilir, erir, yol olurlar. İncecik kökler değince ayak uçlarına, bölünür, dağılır, toprak olurlar. Tazecik filizler dokununca omuzlarına, dönüp bakar, yol verir, çatlayıverirler ortasından. Göz göz pınarlaşır yumuşacık dudaklara değesice. Dereler boyu yoldaşlık eder su serinliğine. Ama senin şom ağzından kin ve nefret akıyor. Senin yüzünü görünce tebessümler donuyor, umutlar kaskatı kesiliyor. Kalbin insafı un ufak ediyor, kovuyor, yok ediyor. İnsaf yüzünün uğursuz kıvrımlarında boş yere yer arıyor kendine.

Çocukla çocuk olur taşlar. Kibirlenmezler. Ele avuc a gelirler. Hoplayıp zıplarlar. Sapan taşı olup sevindirirler çocukları. Çakıl gibi ufalanıp yastık olur çocukça koşmaların kıyısında. Ama senin kalbinin olduğu yerde ufalanıyor çocukça mutluluklar. Senin kalbine değen kibir de utanıyor, kin bile kirleniyor. Kalbinden taşan ateş çocuk ellerini yakıyor, bebe yüzlerini parçalıyor. Sevinçleri doğduğuna pişman ediyor.

 

Gölgesi olur taşların. Serinlik sunarlar yanı başına gelenlere. Ateşi perdelerler. Yangından uzak tutar evleri, odaları. Soğurur alevleri. Ama senin kalbinin gölgesi bile yok. Gölgesinin değdiği yeri bile ateş topuna çeviriyor. Azıcık serinlik vaad edec ek olsa, gölgeleri bile kıskanıyor,kavuruyor. Gölgen bile alev alev yanıyor, yakıyor.

Yapıcıdır taşlar. Üste üste koyabiliriz onları. Yerlerini bilirler. Altta kalan üstteki kardeşinin hatırını bilir. Üstteki alttakinin üstüne en fazla kendi ağırlığını bindirir. Ama senin kalbin utanmaz, arlanmaz yıkımlar pompalıyor kuruyasıca ellerine. Altta kalmaya razı değilsin, nefret üstüne nefret yığıyorsun. Üste çıkınca hepten azıyorsun. "Ayak yolu"na bile döşenmez senin kalbin. Basmaya bile değmez üstüne. Daha ayakkabılarım değmeden kirletiyor, pislik püskürtüyor suratından.

Hatır bilir taşlar. Toprağımızı beklerler. Kabrimizin başında nöbet tutarlar. Adımızı kazısak üzerlerine, unutmaz, unutturmazlar. Yüzümüzü yontsak yüzlerine, kansız da olsa, cansız da olsa, gülümserler, bakarmış gibi yaparlar. Enselerini dönmezler yüzlerimize. Tükürmezler. Ama senin kalbin ne bebek ağlayışına kanar, ne anne çığlığına yanar. Soğuğu bile titretir senin kalbin, buzları buz kestirir. Balgam bile iğrenir taş kesilmiş kalbinin ifrazatından.

Utanır taşlar. Çeşme olup ağlarlar. Kıvrana kıvrana yola düşerler. Kaldırımlarda kimsesizlere yoldaşlık ederler. Köprü altlarında yetimlere teselli sunarlar. Çıplak ayakları yumuşacık, sıcacık okşarlar. Ama senin kalbin taşları bile utandırır. Senin kalbin taşların başını yarar, taşları korkutur. Senin kandan heykelin, senin ateşe kesilmiş etin taşların kalbini çatlatır, yuvalarından kaçırır.

Değil mi ki senin soyundan kimilerinin cürümleri, katı taşlardan daha da katı etmişti kalpleri, soyun gibi sen de taş ol! Değil mi ki, taşın Yaradan’ı, kalplerin Yaradan’ı, senin ve kimi atalarının kalplerini örnek gösterdi katılıkta taşlara, o ataların gibi sen de defol! Değil mi ki, taşlar sağırlıkta, soğuklukta, duyarsızlıkta geri kaldı soydaşın zalimlerin kalplerinin yanında, sen de yok ol!

Kalbini uzak tut taşların başından… Taş ol. Kalbini sök ve al bizimkilere benzeyen bağrından. Al , o çaresiz çocukların attığı taşlardan birini de kalbinin yerine koy. Def ol yeryüzünden, ufalanıp toz ol! Çek o utanç heykeli yüzünü aynalarımızdan. Bizimkini andıran, "insan" sanılan, kokuşmuş cesedinin içinden kaç. Yok ol!

Senin taş kalbinden merhamet umanlar taş olsun. Senin alev kesilmiş dudağının ateşkesine inananlar ateş olsun. Çekil aramızdan.. . Uzak dur göğümüzden. Al ,o tedavülden kalkmış "insan"lığını. Al, o taşları utandıran kalbini de, git, göğsündeki taşınla, soyunu da utandıran kahrolası "insan"lığınla cehenneme yakıt ol!

İçim serinliyor ilk defa cehennemin varlığından. Haykırdım kaç kere: "Seni seviyorum cehennem…" Sayende.. Sayende. Senin sayende…

SENAİ DEMİRCİ  

10 Yanıt

  1. Kalbini uzak tut taşların başından… Taş ol. Kalbini sök ve al bizimkilere benzeyen bağrından. Al , o çaresiz çocukların attığı taşlardan birini de kalbinin yerine koy. Def ol yeryüzünden, ufalanıp toz ol! Çek o utanç heykeli yüzünü aynalarımızdan. Bizimkini andıran, "insan" sanılan, kokuşmuş cesedinin içinden kaç. Yok ol! Senin taş kalbinden merhamet umanlar taş olsun. Senin alev kesilmiş dudağının ateşkesine inananlar ateş olsun. Çekil aramızdan.. . Uzak dur göğümüzden. Al ,o tedavülden kalkmış "insan"lığını. Al, o taşları utandıran kalbini de, git, göğsündeki taşınla, soyunu da utandıran kahrolası "insan"lığınla cehenneme yakıt ol! İçim serinliyor ilk defa cehennemin varlığından. Haykırdım kaç kere: "Seni seviyorum cehennem…" Sayende.. Sayende. Senin sayende… selam ve dua ile can kardeşim Ahmed-i nur..paylaşımın için Rabbim razı olsun…

  2. Senin taş kalbinden merhamet umanlar taş olsun. Senin alev kesilmiş dudağının ateşkesine inananlar ateş olsun. Çekil aramızdan.. . Uzak dur göğümüzden. Al ,o tedavülden kalkmış "insan"lığını. Al, o taşları utandıran kalbini de, git, göğsündeki taşınla, soyunu da utandıran kahrolası "insan"lığınla cehenneme yakıt ol! Ne güzel söylemiş Senayi kardeş…Ne güzel yazmış.Allah razı olsun ondan ve yayınladığın için sende de oğlum…Evet defolsunlar dünyamızdan…Taş olsunlar atılan taşlarla beraber…Cehennemi yaşattılar Gazzeye cehennem olsun kalpleri,cehannem olsun yansın yansınlar yaktıkları yürekler gibi…İnsan nedir? Kimdir? Medeniyet nedir? Nerde kaldı..Onlar kanlı,onlar cani,onlar vahşi ama insan değil…değil…utanırım insan demeye,utanırım hayvan demeye…hakaret olur insanlara ,hakarettir hayvanlara çünkü onlar yapmaz yaptıklarını…Böylesine kan akıtan olmaz onlar gibi…Ya Rab akıttıkları kanlarda boğ onları.. Def et başımızdan..Yanan yürekler hatırına,düşen bebeler,tevhir getiren diller hatırına yeryüzünden def et,yok et onları Ya Rab…Bu Zulümleri dindir Allahım…Yardım et…Yardım et…Senin her şeye gücün yeter…Selam ve dua ile oğlum.Allah\’A emanet ol..

  3. Bir tarafta şehadeti arzulayan, diğer tarafta cehenneme susayan… Bir tarafta korkusuzca Allah\’a kavuşmayı uman, diğer tarafta hem dünya hem ahiret için korkusunu bastırmaya çalışan… Din\’ler tarihine baktığımız zaman hep aynı tekrarları görmekteyiz. Yahudiler hep sinsi ve şeytani planlar kurmuştur kendilerinden olmayan diğer insanlar ve tüm yeryüzü için. Kur\’an\’ı Kerime baktığımızda, diğer dinlerle diyalog kurun, onları dost edinin diye hiçbir kavrama rastlayamıyoruz. Aksine onları dost ve veliler edinmeyin ikazlarıyla karşılaşıyoruz. Hiçbir Yahudi\’nin bulunmadığı Mekke şehrinde nazil olan ayetlerde özellikle dikkat çekilmiştir Yahudi ve hristiyanlar gibi olmayın, onlara benzemeyin diye. Ayetlerde herzaman denilmiştir onlar (yahudi ve hristiyanlar) sizin açık düşmanınızdır diye. Tabiki bu düşmanlık onlara adaletsizlik etme anlamında değildir. Sadece fırsat verilmemesi anlamındadır, onları dost edinmeme anlamındadır, onlara güvenmeme anlamındadır. Günümüz müslümanlarının bir kısmına baktığımız zaman ise, Allah\’ın tüm uyarılarına rağmen onlarla ittifak kurmakta ve onları dost edinmekte olduğunu görmekteyiz. Bunun adı ne olursa olsun; ister hedefe ulaşmakta bir basamak denilsin, isterse dini hakim kılmanın çabası denilsin. Allah kendisinin çizdiği sınırlar dışına çıkmayı yasaklamıştır, ve çizginin dışına çıkıldığı zaman (şeytani çizgi ile) Allah\’ın göstermiş olduğu hedefe ulaşamayacağını kesinlikle bilmemiz gerekiyor. Tevhid\’i sona hiçbir zaman şeytani çizgiden ulaşılamaz. Hakk\’a, şeytani yoldan gidemeyiz. Allah\’a kavuşmayı umuyorsak eğer, Allah\’ı ve dostlarını severek, Allah\’ın ve dostlarının çizgisinden giderek kavuşabiliriz. Aksi halde ancak şeytana ve cehenneme kavuşmayı umabiliriz.Selam ve dua ile Allah\’a emanet ol sevgili kardeşim.

  4. Yaşasın zalimler için cehennem!Eğriyi doğrudan, hakkı batıldan ayırd eden Furkan’ı da indirdi. Allah’ın ayetlerini inkâr edenlere pek çetin bir azap vardır. Öyle ya, Allah daima mutlak galibdir, mazlumların intikamını alır. Dünya var olduğu günden beri, mazlum ile zalimin mücadelesi devam etmektedir. Binlerce yıl süren bu mücadelenin neticesi ya idam sehpaları, ya da hapishaneler (Yusufiye) olmuştur. Zalim düşünce sahipleri silah olarak zulmü kullanmışlar, çoğu zamanlarda da zulümlerinin neticelerini almış olarak görülse de sonunda kendi zulümlerine boğulmuşlar ve akıbetleri perişan olmuştur. Nasıl perişan olmasın ki Allah Celle Celalühu\’nun vaadi vardır; Allah daima mutlak galibdir, mazlumların intikamını alır. O vaadinden asla dönmez. Dünya tarihi zalimin, mazluma zulmü ile doludur. Zalim devamlı zulüm üzerine olmuş, mazlumda her zaman hak yolda yürümüş……Ateşe atılmakta olan İbrahim Aleyhisselam\’a, Cebrail A-leyhisselam geliyor ve Ya İbrahim! Rabbımın sana selamı var, İbrahim\’in emrine gir, sana ne emrederse yap diyor.An meselesi, ateşe düşecek! Bizler olsak ne deriz; hemen ateşi söndür! Veya beni kurtar. Ama İbrahim Aleyhisselam emsalsiz bir teslimiyetle: "Hasbünü veni’mel vekîl",-O, beni görüyor, O\’na teslim olmuşum, O ne güzel vekildir. Ey, Cebrail! Senin yar-dımına ihtiyacım yok”.İşte belaya karşı sabır ve tevekkül. Peki bu sabrın mükâfaatı ne olmalıydı? Kur’an’ı Kerim konuyu şöyle izah buyuruyor:"Bir şeyi dilediğinde O’nun buyruğu, sadece "ol" demektir, hemen oluverir". Ateşe; "Ey ateş! İbrahim\’e karşı serin ve selamet ol".Bu manzarayı dışarıdan seyredenler, beşer gözü ile ateşin son sürat yanmakta olduğunu, İbrahim Aleyhisselam\’ın da ateşin tam ortasına düştüğünü gördüler. Artık İbrahim\’in kurtuluşu yoktu, bu ateş onu bir anda yakıp kül etmişti! Gerçeğin böyle olmadığını ateş söndüğünde ancak anlayabildiler.Baktılar ki; ateşten geri kalan küllerin üzerinde bir insan namaz kılıyor, alemlerin Rabbına niyazda bulunuyor. Bu hal nedir diye sorduklarında, “Rabb\’ım beni üç gündür bu bahçede rızıklandırıyor”.İşte sabrın ve Allah\’a dayanmanın mükâfaatı burada anlaşılıyor. Bazı kullara bela ve musibet, makamlarının ve derecelerinin yükselmesi için gelir. Bazılarına da günahlarına keffaret olsun diye. Zulüm sahiplerinin sonu niçin sefalet ve perişanlıktır?Allah Celle Celalühu bir kudsi hadiste buyuruyor ki:"Ey kullarım, ben kendi zatıma zulmü haram ettim, onu sizin aranızda da haram kıldım. Ey kullarım birbirinize zulmetmeyin…"(7) Allah Celle Celalühu\’nun zulme hiç bir şekilde rızası olmadığı gibi, cezası da pek şiddetlidir. Zalim ve katillerle elbette mahşer gününde büyük hesaplaşma vardır!A. Zeki SARUHAN

  5. rabbim rabbim BENİM HALA UM…(Çevrimdışı)yazan: EY HURMA KÜTÜĞÜ BANA AŞKI ÖĞRETSENEBir hurma kütüğüne dayanarak hitapta bulunurdu. Pür dikkat dinleyen aşıklarına. Duyulan ihtiyaç üzerine bir minber yaptılar SULTANA (s.a.v.). Onun üzerinde hutbe vermeye başlayınca Kendisini terketmesi üzerine Hurma kütügü, Bir deve inleyişi gibi İnleyip ağlamaya başladı. Alemlerin NURU zirve Peygamber(s.a.v), minberden inip kütüğü meshedip okşadı. Kütük inlemeyi bırakıp sükunet buldu. O seviyordu ya artık aglamıyor,inlemiyordu. Emir verdi GÜL SULTAN.(s.a.v): -Kurursa bu hurma kütüğü aşkından minberin altına gömün, İsterim bizden ayrılmasın. KURUDU….! GÖMDÜLER….! Ey Taş Gönlüm Duyuyormusun…! Bir Kütük Bile Olamıyorsun…! Ey Hurma Kütüğü Bana Aşkı Ögretsene.. Günahlarımdan utanıyorum Efendimi İstiyorum Yardım Etsene…. SLM VE DUA İLE CANIM ABİMM KONUYLA BİRAZ ALAKASIZ AMA İDARE EDİN OLURMU :)) RABBİME EMANETSİNİZ CANIM ABİM BENİMM

  6. “ES-SÂKITU AN-İL HAK… ”İTABINDAN KORKARAK…KILICIMI BİLEYİP,HAKTAN NUSRET DİLEYİPTEKMİL YURDU TARADIM.ÇIKAR BİR YOL ARADIM…EN BÜYÜK PUTA KARŞI,BESTELEYİP HAK MARŞI,OLDUM ONA TERCEMAN…LÂKİN AHVAL VE ZAMAN,ZEHİR KATTI AŞIMA,BEL YAĞDI BAŞIMA!..***YALANLAR ŞÂYİ OLMUŞ,GERÇEKLER ZÂYİ OLMUŞ,VE İKBALDEYKEN PUTLARÇEŞİT ÇEŞİT MÂBUDLAR,BÖYLE OLURDU ELBET…MELÂL DOLU BİR GURBET,GELDİ ÇATTI KARŞIMA,ERDİM KEMAL YAŞIMA,TIRNAKLARIM KAN REVAN…VURUŞTUM HAYLİ ZAMAN…KELÂM VE KALEM İLE,ASRIN SİLÂHI DİYE!…***SONUNDA ŞAFAK SÖKTÜ!..KÜFRÜN SONU GÖZÜKTÜ…TE’DİBİ BİTTİ HAKK’IN,BİR ROL OYNAMAZ HALKIN***ARTIK ASLA KUSURU,ÇATLADI KÜFRÜN SÛRU…ZİRA ERDİ KEMÂLEYÜZÜ DÖNDÜ ZEVÂLE!..YAKLAŞTI İŞTE VİSAL,ÖMER BUNA BİR MİSAL;YETİŞİP ONA HİMMETAZMETTİĞİ CİNÂYET,ERMEDEN NİHÂYETEULAŞTI HİDÂYETE…EĞER DİLERSE ALLAH,“MEKERÛ MEKERALLAH… ”TECELLİ EDİP BİR ANNÛRA GARK OLUR DEVRAN!..İŞTE BÖYLE BİR ZAMANGELİYOR Kİ, PEK YAMAN!..***“VE KUL CÂEL HAK… YAKIN!..”BAŞLAMAK ÜZRE AKIN!..MÂNİLER KALKACAKTIR,PUTLAR YIKILACAKTIR!..BELKİ ÇOĞU KUCAKTAOYUNDA, OYUNCAKTAYARINKİ SÜVARİLER,DAVRANMA VELİLER..FECR-İ SÂDIK ÂNIDIR,HAZIRLIK ZAMANIDIR…GELİYOR DEVR-İ SEFÂ…BELDEMİZİN BU DEFA,FETHİ “TEKBİR” İLEDİR!..FETHİ “TEKBİR” İLEDİR!.. LONDRA 1984Kadir Mısıroğlu’nun “CEMRE” isimli eserinden iktibas edilmiştir. ALLAH razı olsun ..s.a.

  7. İslam Dünyası Filistin İçin KıyamdaRahman ve Rahim olan Allah\’ın adıyla…İzzetli olan fakat vehme düşmesiyle zayıf düşmüş bulunan İslam Ümmetine selam olsun. Allah\’ın vasat kılıp diğer ümmetlere de şahit kılacağı değerli ümmetim Allah\’ın selamı, rahmeti, bereketi üzerinize olsun.Yazım; soyu alemlerin Rabbi tarafından lanetli, eli kanlı yahudilerin, suçları(!) Allah\’a Aziz ve Hamid olarak inandıkları için Filistinde ki kardeşlerimize yaşattığı zulme karşı yürüyüşler düzenleyip destek toplantıları yapan değerli Müslümanlara bir çağrıdır.Bugün, "Filistinde yapılanlar" diye başlayıp İslam coğrafyasının neredeyse tamamını anarak bitirebileceğimiz bir alanda yapılan savaşlar ve katliamlar sadece ve sadece "MÜSLÜMAN" ismimiz sebebi ile başımıza gelmektedir. Bu daha önce iman eden herkesin başına geldi. Bu daha önce Uhdud ashabının başına geldi. Belki de bütün Nebilerin ve Rasullerin başına istisnasız benzer şeyler geldi. Bu anlamda öncelikli olarak hatırlamamız gereken bir ayet vardır;"İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?" Ankebut Suresi 1. AyetBu hatırlatmadan sonra inancımızı imtihan üzerinde yoğunlaştırılmalı ve tabiri caizse öğretilen doğru cevabı vermeliyiz. Yani bir nevi tam not almak için çabalamalıyız. Öyle ki bu çabanın sonunda Allah\’ın cennet ikramı var. Ya da göstereceğimiz yılgınlık ve gaflette cehennem azabı. Bu anlamda çalışmalıyız öğretildiği gibi dersimize. Öyle ya Rabbimiz bize evvelkilerin hallerini Kerim kitabına bir kaç hikaye sığdırayım diye değil bizzat Rasul olarak seçtiği Muhammed\’in (a.s.) kalbini yatıştırmak ve bizlere bir öğüt ve ibret olacak şekilde anlatmıştır."Peygamberlere ait haberlerden kalbini yatıştıracak olanlardan her türlüsünü sana kıssa olarak anlatıyoruz. Bunda da sana bir hakikat, müminlere de bir öğüt ve ibret gelmiştir." Hud Suresi 120. AyetHaber verilen imtihan sonucunda başa gelecekler ve bunların def edilmesinde ki yüntemler daha evvelkiler üzerine işlemiş olan Allah\’ın sünnetidir. Rabbimiz bizlere Firavunu anlatırken, saltanatının büyüklüğü ve Rasule asiliğini ortaya koyuyor. Bununla birlikte Musa\’yı (a.s) ve kavmini nasıl küçük gördüğünü ve sonunda ne hale geldiğini anlatıyordu. Kuranda kıssası anlatılanların hepsi, bütün kavimler hakkında aynı kanun işliyordu. İmtihanı haber veren Rabbimiz aynı şekilde akibeti haber verip yatıştırıyordu kalpleri… Sahabe topluluğu Ahzab günü "Bu Allah\’ın ve Rasulunun bize vaad ettiğidir. Allah ve Rasulu doğru söyledi" dediler ve bu onların imanını ve teslimiyyetini arttırdı. Acaba o müthiş kalabalıkta ne gördüler. Halbuki hepsi kılıçlarını kendilerini öldürmekten başka bir şey için bilememişti. Onlara ölüm sunuyorlardı. Bu grup onları katletmekten başka bir şeyi arzu etmiyorlardı. Ne gördülerde imanı arttı. Onlar Alemlerin Rabbinin bahsettiği tabloyu gördüler. İmtihan olunacaklarını ve bu imtihanın kolay olduğunu anladılar. Çünkü karşı tarafta Alemlerin Rabbinin tanıttığı kafir grup vardı. O halde Allah azze ve celle kendi taraflarında idi. Bu bahsedilen İman-Küfür savaşı idi. Galibi belli olan bir savaş idi. Galip geleceklerdi çünkü Allah\’ın tarafında idiler. Galib geleceklerdi çünkü anlatılan hiç bir kıssada Allah mağlup değildi. İşte burada yapmaları gerekli olan tek şeyi yaptılar. Allah ne emretti ise -zamanı, mekanı, gücü kuvveti hesab etmeksizin- yaptılar. Güçleri neye yetiyorsa.. Çünkü biliyorlardı ki başlarına her ne gelirse gelsin zarar edecek olanlar imanında yalancı olanlardan başkası değildi. Bu da emredileni yapmayıp kaçınmaktan ileri geliyordu."Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır." Ankebut Suresi 3.AyetO halde sevgili kardeşlerim bizlerden evvelkilerin başlarına geldiğinde yaptıklarını yapalım. Başımıza gelen musibete Rasul ne reçete yazdı ise onu uygulayalım. Düşmana darbelerimizi arttıralım. Darbe vuranlara yardım edelim. Onları kuvvetle destekleyelim. Ta ki Allah\’ın emirlerine uymuş olalım da sonrasında hayırlı akibeti bizde görebilelim. Bilinmeli ki hiç bir savaş kayıpsız olmaz. Bu savaşa sebep olan Bizim İSLAMIMIZ olduğuna göre ve de İSLAM\’DAN vazgeçemeyeceğimize göre ne emredildi ise onu yapalım. Bu hususta gevşeklik göstermiyelim. "Nice peygamberler vardı ki, kendileriyle beraber birçok Allah dostları çarpıştılar; Allah yolunda başlarına gelenlerden yılgınlık göstermediler, zaafa düşmediler, boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever." Ali İmran 146Allay yolunda cihadı şiar eden kardeşlerimize yerlerin göklerin övüneceği bir ordu kurmaları için destek verelim. Canımızla malımızla destek olalım. Sohbetlerimize onların başarılarını konu edinelim. Ta ki kaplerimiz zafer müjdeleri ile yatışsın. Bulunduğumuz bölgelerde bu canileri nasıl rahatsız edebiliyorsak öyle rahatsız edelim. Gerekirse elçiliklerinin önünde sabahlayalım. Hiç bir şey yapamazsak yüzlerine ayakkabı, yumurta atalım. Ta ki onlara olan kinimizin bir kısmını gösterelim. Afganistan\’da Çeçenistan\’da Irak\’ta ve diğer beldelerinde Kudüse yol hazırlayan kardeşlere kuvvetle destek olalım. Yaşanılan kukla memleketlerde ki kukla başkanların hükümetlerini devirelim. Ne yaparsak yapalım. Onlara olan buğzu ve kini yüzlerine haykıralım.Bunları yapmak için ikinci, üçüncü, dördüncü katliamı beklemeyelim. Başımıza bela geldiğinde yeni intifadalar başlatmak yerine hiç dinmeyecek bir sesle dünyaya iman mücadelemizi haykıralım ve devamlı bir mücadele içinde olalım. Bugün caddelerde başlattığımız ayaklanmayı yarın savaş meydanlarına taşıyalım. Ve yine diyorum ki; Ne Yaparsak Yapalım. Onlar Nasıl Ara vermeden saldırıyorlarsa ara vermeden saldıralım. Yaşanan bu katliamlara karşı duruşumuz mesai gibi addedilirse yarın başka katliamlarda buluşmak üzere… Yok eğer haber verilen o izzet dolu akibet için ise DURMADAN YILMADAN KIYAMA DEVAM…Selam ve Dua ile…Allah\’a muhtaç kardeşiniz Ebu Hafs__________________

  8. Ben Filistinli çocuk;Yoksul aç,Bir dilim ekmeğe,Bir yurdum suya muhtaç. Ben Filistinli çocuk; Açsa güzel çiçekler,Görmez gözüm Bana silah uzanır,Gül ve çiçek yerine… Burda gül değil,Gülleler vardır. Ben Filistinli çocuk; Unuttum oynamayı,Unuttum oyuncakları Bir tek oyun var bldiğim;Sapanla savaşmak… Silahtan başka,oyuncak da görmedim zaten.. Ben Filistinli çocuk; Doğduğumda kendimi savaşın içinde buldum. Gözümden yaş değil,Kan gelir… Ben dövüşürüm,Zulmün tankına karşı. Oyun nedir? tatmadım ben, Benim oyunum savaşmak, Hem oyunda vurulursam; \’EBE\’ olunur. Ben oynarken,Şehit olurum… Ben Filistinli çocuk; Ne zaman duyulacak feryadım? Ne zaman duyulacak ahım!! Ne zaman!… Ne zaman yok artık,Düşünecek vakit de!… Sen okula başladığında,Ben savaşta olacağım. Kitap,defter görmedim.Kuş nedir?Çiçek nedir?Ninni nedir?Sevgi nedir?BİLMEDEN!!… Ben Filistinli çocuk; Söyleyin,söyleyin! Nedir benim gunahım?… Ne zaman duyulacak ahım! Ne zaman !… Vatanında garip esir, Gülmeyi unutmuş… Gözlerinden boncuk boncuk, Yaş değil KAN gelen Çocuklar da olduğunu bilmenizi isterim. Ey yeryüzü çocukları!.. İnsanlık ölmesin diyenler!… Kardeşsek eğer; Gelin de!… Beraber gülelim, Beraber oynayalım, Beraber yaşayalım.DUA DUA DUA AMİN.

  9. Bu konuda Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.”(Talâk 65/3)“Müminler, Allah’a tevekkül etsinler.”(İbrahim 14/11) “Eğer müminseniz Allah’a tevekkül edin (güvenip dayanın).”(Mâide 5/23.)Abdullah b. Mesud’un (r.a) rivayet ettiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: Hac mevsiminde bana ümmetler gösterildi. Ümmetimin dağları ve ovaları doldurduğunu gördüm. Onların bu durumu ve çokluğu çok hoşuma gitti. Bana, ‘Razı mısın?’ denildi. Ben de, ‘Evet’ dedim. Allah şöyle buyurdu:‘Onlarla birlikte, ümmetinden yetmiş bin tanesi hesapsız olarak cennete girecektir. Onlar, dağlama yapmazlar, uğur için kuş uçurmazlar (fal ile uğraşmazlar), üfürükçülük yapmazlar ve rablerine tevekkül ederler (Her halde O’na güvenip dayanırlar).’Bunları işiten Ukkâşe b. Mihsan ayağa kalkarak, ‘Yâ Resûlallah! Allah’a dua ediniz de beni onlardan yapsın’ dedi. Resûlullah (s.a.v), ‘Allahım, bunu onlardan yap’ diye dua etti. Bir başkası daha ayağa kalkarak, ‘Allah’a dua ediniz, beni de onlardan yapsın’ dedi. Resûlullah (s.a.v),‘Ukkâşe seni geçti’ buyurdu.”(Ahmed, Müsned, 1/403, 404; İbn Hibbân, Sahîh, nr. 6084; Ebû Ya‘lâ, Müsned, nr. 5318, 5319; Heysemî, ez-Zevâid, 9/304. İlk kısmı hariç bk. Buhârî, Tıb, 17; Müslim, İmân, 374; Tirmizî, Kıyâme, 16)Ebû Abdullah-ı Rûzbârî demiştir ki: Ömer b. Sinan’a, “Bana Sehl b. Abdullah-ı Tüsterî’den bir şey anlat dedim” şunları söyledi: Sehl dedi ki: “Tevekkül sahibinin alâmeti üçtür: Kimseden bir şey istemez. Verileni geri çevirmez. Eline geçen malı kenarda biriktirmez (infak eder).”Ebû Musa-i Debîlî demiştir ki: Bâyezid-i Bistâmî’ye, “Tevekkül nedir?” diye soruldu; o da bana, “Bu konuda sen ne diyorsun?” diye sordu. Ben de, arkadaşlarımız içindeki âlimler bu konuda şöyle diyorlar: “Tevekkül, seni sağından ve solundan yırtıcı hayvanlar ve yutucu yılanlar sarsa, bundan dolayı sırrında (kalbinde) bir hareketlenme (korku ve endişe) olmamasıdır.”Bunun üzerine Bâyezid-i Bistâmî şöyle dedi: “Evet, bu, tevekküle yakın bir tariftir. Fakat gerçek tevekkül şudur: Cennet ehli cennette nimetler içinde keyif etse, cehennemlikler de ateşin içinde azap görse, sonra sen bunlardan birini diğerine tercih etsen (Allah’ın bu tercihine aynen katılmasan) tevekkül halinden çıkarsın.”Sehl b. Abdullah-ı Tüsterî demiştir ki: “Tevekkül makamının evveli, kulun Allah Teâlâ’nın önünde yıkayıcının elindeki ölü gibi olmasıdır. Ölüyü yıkayan onu istediği tarafa çevirir; ölünün ona karşı hiçbir hareketi ve müdahalesi olmaz.”Hamdûn Kassâr demiştir ki: “Tevekkül, Allah Teâlâ’ya tam bir şekilde itimat etmektir.”Adamın biri Hâtim-i Esamm’a, “Nereden yiyor ve içiyorsun?” diye sorunca hazret, “Göklerin ve yerlerin hazineleri Allah’a aittir. Fakat münafıklar bunu anlamazlar”(Münâfikûn 63/7.) âyetini okuyarak cevap vermiştir.Kuşeyri Risalesi / Menzil.net Hayır ve selametle inş kardeşim.Dualarınla

  10. RABBİME EMANET OLUN,RABBİM EBEDEN RAZI OLSUN SİZDEN İNŞALLAH okudukca nefesim kesildi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s