“İnsanlık öldüyse, mezarı Filistin olsun”…

Bir yerde zulüm varsa,

inlemek de aşırı olacaktır, isyan da!

Tekmelenenler türkü söylemez!

Bazı insanlar, bütün insanlık için

ölürler. Bütün insanlık için yaşadıkları gibi.

Zulüm, kısmak istediği sesi nârâ yapar.

Ve bazı ölüler, yaşayanlardan çok daha

yüksek sesle konuşur…

M. Selâhaddin Şimşek (1954-1994)

Şehirlerin sadece ismi yoktur, sıfatları da vardır. Bir mıknatıs gibi çeker insanı kendine doğru…

Gitmeseniz, görmeseniz de o şehirleri seversiniz. Bursa gibi, İstanbul, Konya, Erzurum gibi…

Mekke, mübarek bir suyla, zemzemle karşılar sizi. Medine, hurmasıyla; Şam, tatlısıyla; Kudüs ise, inciri ve zeytiniyle… Bir yudum içtiniz mi suyundan, bir lokma tattınız mı meyvesinden, bir defa olsun soludunuz mu havasını, siz oralısınızdır. O şehri seversiniz, unutmazsınız artık.

Şehirleri insanlar kurar ama, İlâhî öğreti, Allah’ın, melekleri vasıtasıyla bazı peygamberlere, kurulacak şehirlerin yerlerini bizzat gösterdiğini de söyler bize.

Tarihin ilk şehirlerini, bölgesini Allah’ın göstermesi sonucunda peygamberler kurmuşlardır. Oralarda yaşanan hayat, daha canlı, daha kıvamlıdır. Aslına ve kendi öz karakterine daha da yakındır insanın.

Şehirler insan olarak denendiğimiz, sınandığımız merkezler. Yaratılışın ve yeryüzündeki ana maksadın, yani imtihanın gerçekleştiği yerlerdir. Unutma!

Meleklerde, şehirlerde, şeytanlarda.. Ey insan sınandığını sakın aklından çıkarma.

Unutma, Mekke’yi, Medine’yi, Şam’ı, Kudüs’ü unutma! O mukaddes bölgeyi hiç aklından çıkarma. Hicaz’ı, Sina’yı ve Filistin’i de… Hiç unutma… Sınandığını da.

Ortadoğu, yüzyıllardır çetin sınavların yaşandığı hareketli ve bereketli bir yer… Şimdilerde hepten öyle.

İlk medeniyetin mimarları olan peygamberlerin çıktığı bu mübarek topraklar, rahat değil, her yeri fokur fokur kaynıyor. Hele de Gazze’de. Bir doğum öncesinin sancıları yaşanıyor sanki. Osmanlı’nın terk ettiği topraklar hiç kimseye yar olmuyor. Ama orada olanlar oluyor, analar babalar kan ağlıyor. Kalbimiz ağlıyor.

Kalp nasılsa, vücut da öyledir. Buraları bütün bir insanlığın kalbi. Kalbimiz hasta, hem de çok hasta. Biz de hastayız ve de yastayız.

Hergün ama hergün karşımızda hiç bitmeyen bir insanlık faciası yaşanıyor. Bu felâket daha ne kadar sürecek? Kardeşlerimiz katlediliyor. Susalım mı? Bir mü’min yüreğinin duâsı da yok mu? Olmasın mı? Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan değil midir? Susalım mı? Susup da yaftalanalım mı? Ne diyelim, nasıl söyleyelim?

Bir söz gerek… Bir cümle gerek… İçine bütün insanlığın kalbini koyacağı bir söz. İçine kalbini koymadığın sözler boştur. Boş söze de gerek yoktur. Mahmud Derviş’in şiirleri gibi meselâ:

“Ama bir gün yükseldi sesimiz: / Korkmuyorum! / Gücünüz yetiyorsa onu kırbaçlayın. / Sesim ki, hâlâ yükseliyor madem. / Korkmuyorum! / Düşün peşine yankıların!”

Ne desin daha; gençliğini yaşayamayan, çocukluğunu hiç yaşayamayan bu insanlar daha ne desin, ne söylesinler…

Bir başka Filistinli şair; “Çatışma ortamında, çocuklar adam doğar” diyor. Nelerin yaşandığını oralarda, bütün dehşetiyle anlatıyor…

İsrail parlamentosunda, yazdığı şiirler tartışmalara yol açan Filistin direnişinin güçlü sesi Mahmud Derviş’i dinleyelim yine:

“Geldi artık çekip gitme zamanınız. / Nerede isterseniz orada ölün / Ama ölmeyin aramızda. / Yapılacak işlerimiz var toprağımızda. / Burada bizimdir mazi. / Bizimdir hayatın ilk sesi. / Bizimdir bugün; bizimdir gelecek. / Burada bizimdir dünya ve ahiret. / Çıkıp gidin toprağımızdan. / Denizimizden, karamızdan. / Buğdayımızdan, tuzumuzdan, taşımızdan. / Defolun her şeyimizden. / Defolun! / Hafızamızdaki anılardan. / Ey yürüyenler eğreti sözcükler arasında!”

Anlık fotoğraflar, anlık haberler, vahşetin boyutlarını anlatmakta yetersiz. Bir ânı dondurup gösteriyor o kadar. Oysa acı çok derin. Ateş düştüğü yeri yakar.

Bazıları için, ölenlerin durumu sadece haberlerdeki rakamlardan ibaret. Halbuki bir insan, bir kâinat demektir. Şehit düşenlerin içinde, bir yakınımız, bir sevdiğimiz ya da kendi öz evlâdımız olsaydı böyle tepkisiz mi kalırdık? Duâlar bu kadar isteksiz mi olurdu? Sanmıyorum. Oysa onlar bizim mü’min kardeşlerimiz. Görmesek de, bilmesek de, Allah’ın (cc) Kur’ân’la gerçekleştirdiği bir kardeşlik bağı bu. Kardeş kardeşe bu kadar uzak olur mu? Kameralar, bir babanın kucağında evlâdının cesedini taşırken yüzündeki acıyı gösterdiğinde, insaniyeti ölmemiş hangi yürekten bir çığlık yükselmez ki? Çığlık, çığlığa eklenmez mi? Mü’min kalplerden yükselen her çığlık, bir çığ olup akacak oralara, hedefine ulaşacak İnşaallah. Gözyaşlarımız kan olup akacak, bir sel olup çağlayacak. O kurak topraklara, zalimlerin taşlaşmış yüreklerine de ulaşacak İnşaallah.

Ey Filistin, ey Kudüs, ey Gazze! Şayet unutursam seni; sen de unut, sen de unut beni. Hz. Peygamberimin (asm) ayak bastığı ve oradan Mi’raca yükseldiği mübarek belde.. Şayet unutursam seni, sen de unut beni, sen de… Beni, bizi, hepimizi sen de unut, sen de…

O kan orada akar da, mü’min yürekler durur mu burada? Madem bir vücudun azaları gibiyiz; bilsin kardeşlerimiz, çoktan duâya durdu dilimiz ve semaya doğru açıldı ellerimiz…

Kirlettiler kanımızı. Zehir ettiler hayatımızı. Oysa kan, damarda durmalı, damarda kalmalıydı. Çünkü kan damarda temizdir. Bir damlası aktı mı, önü alınamaz olur felâketin. Habil, Kabil kıssası bize neler söylemez ki? O günün zulmü katlanarak bu günlere de ulaşır. Kim ölürse ölsün dünyanın bir yerinde, eğer mazlûm ve mağdur ise, eğer bir de mü’minse ölen, aslında ölen biz, vurulan da bizizdir.

Gözlerimizin önünde mü’min kardeşlerimiz katlediliyor, öldürülüyor. Allah’ım, bu zalimlerin, bu hunhar, bu kan emici vampirlerin, bu kalbimizi sızlatan hainlerin zulmünü yanlarına bırakma. Bu vahşete engel olmak için çırpınanlara maddî ve mânevî kolaylıklar nasip eyle. Allah’ım, o, hiç kimsenin tahmin edemediği ve ne zaman geleceğini bilemediği İlâhî inayetini, Hendek gecesi, Bedir öncesi gibi füc’eten nasip eyle. Mazlûmların âhı şüphesiz arşa ulaştı. Duâlarımızı da o masumlar hürmetine kabul eyle. Bu kıt’adan, bu topraklardan, bu zulmü reva görenleri, bir daha hiç dönmemek üzere bu mukaddes beldelerden def et, çıkar. Zillet ve meskenetin en ağırını ahiretten önce dünyada da onlara tattır yâ Rab!

 

Dayan be kardeşim… Dayan be minik kuşum… İnsanlık öldüyse mezarı Filistin olsun. Mezar taşı da Kudüs olsun. Ya da bu topraklar, insanlığın yeniden dirilişi olsun. Küllerinden yeni bir anlayış, yeni bir örnek topluluk doğsun İnşaallah. Niyazımız bu. Bu temenni ve bu duânın şimdilik gerçekleşmesi uzak gibi görünüyorsa da, Rabbimizin kudreti sonsuz. O’na hiçbir şey ağır gelmez.

Nice zulüm dağları, nice ihlâslı duâlarla yıkıldı. Kendilerini en güçlü zannettikleri bir zamanda nice imparatorluklar, nice krallıklar, bir gecede gümbür gümbür çöktü gitti. Tarihte nice ibretlik olaylar yaşandığı malûm.

Kur’ân’da, bağıyla bahçesiyle övünen bir adamın durumu anlatılır. Bir sabah kalktığında o zat, gurura kapıldığı tarlanın yerinde dımdızlak bir harabe bulur.

Bu herkes için her alanda geçerli ibretlik bir olaydır. Bu dünyada günahlarına ve zulümlerine rağmen hâlâ başına bir şey gelmediğini görerek, şımarıp azanlar ya da kendilerini özel bir statüye koyanlar, hak ettikleri cezayı ve tokadı hiç ummadıkları bir vakitte öylesine şiddetli yerler ki, onlar da hayrette kalırlar.

Biz duâya devam edeceğiz, tâ ki o duânın vakti kaza oluncaya kadar.

“Nasılki güneşin gurubu (batması), akşam namazının vaktidir. …Ve beliyyelerin istilâsı ve muzır şeylerin tasallutu, bazı duâların evkat-ı mahsusalarıdır (özel vakitleridir) ki; insan o vakitlerde aczini anlar, duâ ile, niyaz ile Kadir-i Mutlak’ın dergâhına iltica eder. Eğer duâ çok edildiği halde beliyyeler def’olunmazsa, denilmeyecek ki: ‘Duâ kabul olmadı.’ Belki denilecek ki: ‘Duânın vakti kaza olmadı.’ Eğer Cenâb-ı Hak fazl ve keremiyle belâyı ref’etse; nurun alâ nur.. o vakit duâ vakti biter kazâ olur.” (Bediüzzaman, Sözler)

Bütün dünya, bu vahşeti, bu faciayı seyrediyor. Yüreğinden kopan bir çığlık, kocaman bir çığ olup düşmüyorsa, seyreden de suçludur. Kılı kıpırdamıyorsa insanların, zulüm dünyayı sarmış demektir. Bu ise başlı başına bir felâketin habercisi ve dâvetçisidir. Eğer insanlık öldüyse mezarı Filistin olsun… Mezar taşı da Kudüs olsun.

Zulme rıza da zulüm olduğundan, zalimlerin icraatlarına seyirci kalmak kadar, zerrece olsun kalben meyletmek dahi büyük bir tehlikedir. Dünyanın fitili bir yerden tutuşursa hiç şaşırmamak gerek. Buna en uygun zemin de sanki bu coğrafyada hazır durumda.

Dün Çanakkale’de, Bosna’da, Çeçenistan’da… Bugün ise Filistin’de ve daha birçok yerde hep mazlûm, hep mağdur biziz. Bizleriz. Müslüman kardeşlerimiz…

Bizim de uyanma zamanımız geldi artık. Aramızdaki kini düşmanlığı tepeden tırnağa, içten dışa söküp atmadan başkalarından yardım ve merhamet, Allah’tan ferec ve rahmet beklemeye hakkımız yok.

Duâlarımız ve kalplerimizdeki duygularımız birleşmeyen su damlaları gibi değil, ittihad etmiş, aynı idealde erimiş olarak akmalı. Kendi içimizdeki engelleri kaldırmadan rahmetin coşmasını bekleyemeyiz. İnşaallah bunu gelecek güzel günlerin hatırına ve yavrularımızın, torunlarımızın mutlu yarınları adına Rabbimizden, gönülden arzu edip isteyelim.

Birlikte duâlar edelim. Biz bir ve berabersek, etten ve kemiktensek eğer, Rabbimizin rızası da rahmeti de bizimledir İnşaallah… Netice bize ait değil… Rabbim, nefsimize ve şeytanımıza fırsat verme. Gazzeli, Filistinli ve dünyanın her yerindeki Müslüman kardeşlerimizi muhafaza ve muzaffer eyle. Sızlayan ve inleyen gönüllerin, gözyaşı döken gözlerin duâsını kabul eyle. Rabbim, düşmanlarımızı kahruperişan eyle. İslâm’ı ve Müslümanları her yerde Azîz isminle şereflendir. Baştaki başlara akıl ve kalplere iman nasip et. Âmin.

***

Saadet asrından ibret alınacak bir hatıra.. Müslümanlara her fırsatta zarar veren ve aramızdaki birlik ve beraberliği bozmaya çalışan Yahudilerin iç yüzlerini gösteren bir olay:

Birgün birkaç Müslüman genç, samimî bir havada sohbet ederken ihtiyar bir Yahudi bunları gördü. Bu hâlin İslâm’ın gittikçe kuvvetlendiğine bir alâmet olduğunu ve böyle giderse kendi aleyhlerine olacağını düşünüp korktu. Hemen gidip genç bir Yahudi buldu ve “Evs ve Hazrec kabilelerinin eski mücadelelerini hatırlat, onları tahrik et, aralarında fitne çıkart” diye onu Müslümanların yanlarına gönderdi.

O Yahudi de o iki Arap kabilesinin cahiliye devrindeki kavgalarını anlatan şiirler okuyup gençleri tahrik etti ve birbirine düşürdü.

O genç Müslümanlar da kahramanlık damarıyla birbirlerinden korkmadıklarını göstermeye yeltendiler. Hemen koşturup silâhlarını kapıp bir meydanlıkta toplandılar.

Bu Yahudi fitnesi, o heyecanlı gençleri kanlı olaylara sürüklüyorken, bu olaydan haberdar olan Resul-i Ekrem (asm) Efendimiz, hemen o gençlerin yanlarına gitti. Peygamber Efendimizi gören o genç sahabeler durakladılar. Rehber-i Ekmel olan Peygamberimiz o topluluğa hitaben şöyle buyurdu:

“Ey Müslümanlar! Allah’tan korkunuz. Allah’tan korkunuz. Aklınızı başınıza alınız! Daha ben sağ iken, içinizde bulunurken hâlâ cahiliyet işleriyle, vahşiyane dâvâlarla mı uğraşıyorsunuz?! Bu hareketlerinizin sonucunun ne olacağını hiç düşünmüyor musunuz?..”

Kaynayıp taşmak üzere olan bir süte soğuk su katıldığında nasıl bastırıyorsa, Peygamberimizi (asm) dinleyen gençlerin galeyana gelmiş duyguları da sönüp gitti. Ve pişman olup ağlaşarak kucaklaştılar.

Bütün bu yaşadıklarımızın bir güzel tarafı da, bütün Müslümanların aynı duygularda, aynı gaye ve duâlarda birleşmesi olsa gerek… İnşaallah imandaki, kitaptaki, kıbledeki, duâlardaki, duygulardaki bu birliktelik, aradaki mesafeleri ve engelleri yok edip, hasretini çektiğimiz bütün Müslümanların tekvücut olduğu günleri yakın edecek. Umudumuz ve duâmız bu. Allah (cc) her şeye kâdir…E-Posta: sgunduzalp@yeniasya.com.tr

 

 

 

Reklamlar

20 Yanıt

  1. Bütün bu yaşadıklarımızın bir güzel tarafı da, bütün Müslümanların aynı duygularda, aynı gaye ve duâlarda birleşmesi olsa gerek… İnşaallah imandaki, kitaptaki, kıbledeki, duâlardaki, duygulardaki bu birliktelik, aradaki mesafeleri ve engelleri yok edip, hasretini çektiğimiz bütün Müslümanların tekvücut olduğu günleri yakın edecek. Umudumuz ve duâmız bu. Allah (cc) her şeye kâdir…selam ve dua üzerine olsun kardeşim..Rabbim razı olsun güzel paylaşımların için… İnş. tek yürek olan dualar hürmetine bu zulüm son bulur…Rabbime emanetle….

  2. Filistin denilince içinize bir ateş düşüyor mu? Kalp atışlarınız hızlanıyor, boğazınıza kocaman bir yumruk gelip oturuyor, nefes almakta zorlanıyor, dilinizin ucunda söylenmemiş sözler birikiyor mu?Eminim, bazılarınızın gözleri yaşarıyor, burnunun direği sızlıyor, içinizde hiç bir şey yapamamanın pişmanlığı kabarıyor. Ben Filistin ismini duyunca, bir baba ve oğulun üzerlerine sıkılan mermilerden korunmak için birbirine sokulmasını hatırlıyorum. Sonra da babanın ölen yavrusuna boğulurcasına haykırarak sarılışını.Evet Filistin…Dünyanın gözü önünde çocukların tanklarla vurulduğu, derme çatma yuvaların füzelerle dağıtıldığı, evsiz barksız insanların yaşadığı sahipsizler ülkesi.Burada canlar sahipsiz, çocuklar sahipsiz, kadınlar, babalar kısacası İNSANLIK sahipsiz. Dile kolay, 500 can…500 Filistinli daha öldü son bir haftada kurulan kurtlar sofrasında. Bir de diş kirası istediler giderken.İşin acı yanı, ölüm en kolayıydı Filistin’de. Ya ölenlerden, yıkılanlardan sonra yaşamak? Yıllardır, anneler babalar evlatlarını, çocuklar kardeşlerini ya da anne babalarını kaybetti. Budanmış fidanlara döndüler. Sahipsizdiler, şimdi kimsesizler.Son birkaç gündür acıyla atılan çığlıklar binlerce kilometre ötelerden duyuldu da, dünya kulaklarını tıkayıp gözlerini yumdu. Müslüman’ı, Hristiyan’ı, cumhuriyetçisi, demokratı, sosyalisti, kapitalisti, hümanisti, kimsecikler duymadı seslerini. Dünyanın orta yerinde yalnızdılar, yine yapayalnız kaldılar.İnsan acıya alışır mı? Onlar alıştılar belki de. Yalnız ağlamaya, aç yatıp aç uyanmaya, her an çatılarından giren bir füzenin bedenlerini, evlerini dağıtmasına. İngiliz yardım kuruluşları, Gazze’de “son 40 yılın en büyük insanlık dramı yaşanıyor” dedi. Dünya zaten alışıktı ya Filistinlilerin ağlamasına. Yine kıpırdamadı vicdanları, insanlıkları.Artık onlar da inanmıyor, 5 yıldızlı otellerde, loş ışıklı salonlarda, bakımlı insanların süslü masalar etrafında, alkış tufanları arasında attıkları insanlık nutuklarına. Zor oldu sahipsiz ve kimsesiz olduklarına inanmak. İnsan hakları denilen şeylerin kendilerini açıkta bırakan bir şemsiye olduğunu kabullenmek, zor oldu onlar için.Ama kabullendiler.Duyan oldu mu 500 canın yitip giderken imdat çığlıklarını. Gören oldu mu, çocukların yardım isteyen ağlaşmalarını? Bütün dünyanın yapayalnız bıraktığı Filistin, artık insanlığı vicdanıyla baş başa bırakmış durumda. İmdat bile demiyorlar görüyor musunuz?Suskunlukları ise kalp taşıyan her insana bir şamar gibi. Her bir Filistinli çocuğun susuşu; “Haykırdık duymadınız, el uzattık tutmadınız, açtık doyurmadınız, susuzduk bir damla su yollamadınız. İNSANdık, sizi İNANDIRAMADIK”, der gibi çarpıyor vicdan sahibi insanların yüzüne, yüreğine.Ama artık sustular.Acıya da, ölüme de, sahipsizliğe de alıştılar. Şimdi bir el uzatılırsa onlardan çok, insanlık kazanacak. Biz kurtulacağız, bunca yıldır sırtımızda biriken “onları sahipsiz bırakmışlığımızın sorumluluğundan”. Biz kurtulacağız sorulacak hesaptan, vicdan azabından.Yediklerimiz, içtiklerimiz, rahat yataklarımızdaki uykularımız o zaman temize çıkacak ancak.selam ve dua ile can kardeşim…Sizce de onların da Kimse Yok Mu susuşlarına biz varız demenin vakti gelmedi mi hala?

  3. Hicretimiz; Günahtan sevaba, Zulmetten Nura, Kaçışımız her daim Allah’a olsun.. Ya Rab İslam\’ı ve müslümanları aziz eyle.. Ya Rab hilelerini kendilerine çevir! Qahhar ismi şerifinle kahru perişan eyle! Ya Rab İslam Alemini ve fert fert uyuyan yürekleri derin uykularından uyandır! Yeniden dirilişi nasibeyle, Nice zulüm dağları, nice ihlâslı duâlarla yıkıldı. Kendilerini en güçlü zannettikleri bir zamanda nice imparatorluklar, nice krallıklar, bir gecede gümbür gümbür çöktü gitti. Tarihte nice ibretlik olaylar yaşandığı malûm. duaya devam inşallahselam ve dua ile cankardeş mevlam cümle inanaların yardımcısı olsun.

  4. Selamün Aleyküm sevgili kardeşim! Öcelikle blog yazısının içinde geçen dualara gönülden Amin diyoruz, en az bir o kadarda biz dua ekliyoruz. Allah, Kur\’an ayetleriyle bize haber veriyor; \’sizin şer bildiklerinizde hayır, hayır bildiklerinizde şer olabilir\’ diyor. Zalimler ise Allah\’ın hesabından habersiz olarak kendi hesaplarını çok iyi yaptıklarını sanarlar. Ama Allah\’ın hesapları ortaya çıkınca, zalimlerin yanlış hesapları da ortaya çıkar, ve iş işten geçmiş olur. Yine blogda yahudilerin geçmişlerinden bu yana yeryüzünde sürekli bozgunculuk çıkardıklarının bir örneği olarak Ensar ve Muhacir müslüman gençleri birbine düşürmek istedikleri örneğinde olduğu gibi, ülkemizde de bunları yapmaktadırlar. Kimimizi kürt-türk diye, kimimizi şii-sünni diye vs. yıllardır aramıza nifak koyarak siyonizmin Arz-ı Mevud (yahudilere Allah tarafından vadedilen topraklar ki; şimdiki kürdistan diye adlandırılan bölgede buna dahildir) inançlarına kavuşma çabalarının ve kendileri istedikleri için Allah\’ın da kendilerine biçtiği fitne rolu oynamanın bir tezahürüdür. Biz inananlara düşen rol ise; \’fitne kalmayıp din yalnız Allah\’ın oluncaya kadar fitneye karşı savaşmaktır\’. Yani tüm yeryüzünde nerde bir müslüman varsa bizim kardeşimiz, nerde bir Allah\’a ve dinine düşman varsa onuda düşman bilmemiz bir ümmet şuuru olmalı. Taassuplarımızın ırk ve mezhepten yana değil, sadece hakk-batıl noktasında hakk\’tan yana olan taassup olmalı. Böyle bir şuura kavuşabilmemiz içinde, Kur\’an\’ı tozlanmış raflarımızdan alıp, tozlanmış gönüllerimizi onunla temizlemekle mümkündür ancak. Tüm güzel paylaşımlarından dolayı Allah senden ve tüm kardeşlerimizden razı olsun kardeşim. Selam ve dua ile Allah\’a emanet olun inşaallah.

  5. Evet, görüyoruz ki, alelekser, gaddar, facir zalimler lezzetler, nimetler içinde pek rahat yaşıyorlar. Yine görüyoruz ki, masum, mütedeyyin, fakir mazlûmlar zahmetler, zilletler, tahkirler, tahakkümler altında can veriyorlar. Sonra ölüm gelir, ikisini de götürür. Bu vaziyetten bir zulüm kokusu gelir. Halbuki kâinatın şehadetiyle, adalet ve hikmet-i İlâhiye zulümden pak ve münezzehtirler. Öyleyse, adalet-i İlahiyenin tam mânâsıyla tecellî etmesi için haşre ve mahkeme-i kübraya lüzum vardır ki, biri cezasını, diğeri mükâfatını görsün.İşaratü’l-İ’câz, s. 60, (yeni tanzim, s. 99)***Hem, o celâl ve izzete uygun bir dâr-ı mücâzât olacaktır. Çünkü, ekseriyâ zâlim izzetinde, mazlûm zilletinde kalıp, buradan göçüp gidiyorlar. Demek, bir mahkeme-i kübrâya bırakılıyor, tehir ediliyor; yoksa, bakılmıyor değil. Bâzan dünyada dahi ceza verir. Kurûn-u sâlifede cereyan eden âsi ve mütemerrid kavimlere gelen azablar gösteriyor ki, insan başıboş değil; bir celâl ve gayret sillesine her vakit mâruzdur.Evet, hiç mümkün müdür ki, insan, umum mevcudât içinde ehemmiyetli bir vazifesi, ehemmiyetli bir istidadı olsun da, insanın Rabbi de insana bu kadar muntazam masnuâtıyla kendini tanıttırsa, mukabilinde insan İmân ile O\’nu tanımazsa; hem, bu kadar rahmetin süslü meyveleriyle kendini sevdirse, mukabilinde insan ibâdetle kendini O\’na sevdirmese; hem, bu kadar bu türlü nimetleriyle muhabbet ve rahmetini O\’na gösterse, mukabilinde insan şükür ve hamd ile O\’na hürmet etmese, cezasız kalsın, başıboş bırakılsın, o izzet, gayret sahibi Zât-ı Zülcelâl, bir dâr-ı mücâzât hazırlamasın?Hem, hiç mümkün müdür ki, o Rahmân-ı Rahîmin kendini tanıttırmasına mukabil, İmân ile tanımakla ve sevdirmesine mukabil, ibâdetle sevmek ve sevdirmekle ve rahmetine mukabil şükür ile hürmet etmekle mukabele eden mü’minlere bir dâr-ı mükâfatı, bir saadet-i ebediyeyi vermesin?Üçüncü HakikatHiç mümkün müdür ki, zerrelerden güneşlere kadar cereyan eden hikmet ve intizam, adâlet ve mîzanla Rubûbiyetin saltanatını gösteren Zât-ı Zülcelâl, Rubûbiyetin cenâh-ı himâyesine ilticâ eden ve hikmet ve adâlete imân ve ubûdiyetle tevfîk-ı hareket eden mü’minleri taltif etmesin ve o hikmet ve adâlete küfür ve tuğyan ile isyan eden edebsizleri te’dib etmesin? Halbuki, bu muvakkat dünyada, o hikmet, o adâlete lâyık binden biri insanda icrâ edilmiyor, tehir ediliyor. Ehl-i dalâletin çoğu ceza almadan, ehl-i hidâyetin de çoğu mükâfat görmeden buradan göçüp gidiyorlar. Demek, bir mahkeme-i kübrâya, bir saadet-i uzmâya bırakılıyor. (…)Hakikî adâlet ister ki, şu küçücük insan, şu küçüklüğü nisbetinde değil, belki cinâyetinin büyüklüğü, mahiyetinin ehemmiyeti ve vazifesinin azameti nisbetinde mükâfat ve mücâzât görsün. Mâdem, şu fânî, geçici dünya, ebed için halk olunan insan hususunda öyle bir adâlet ve hikmete mazhariyetten çok uzaktır; elbette, Âdil olan o Zât-ı Celîl-i Zülcemâlin ve Hakîm olan o Zât-ı Cemîl-i Zülcelâlin dâimî bir Cehennemi ve ebedî bir Cenneti bulunacaktır.Sözler, s. 66-67, (yeni tanzim, s. 110-114)Allah\’a emanet ol Aziz,Sıddık Ahmed Abiciğim,slm,dua ve muhabbetle..

  6. Ademe secde ettinse, uzak değil yakındasın Mürşide biat ettinse, elestünün farkındasın Nuh nebiyi düşündünse, tufan görmüş ummandasın Ehl-i Beyte yüz sürdünse, sultan ile sultandasın Nefis putunu kırdınsa, İbrahim’le divandasın Benlik arından geçtinse, İsmail’le kurbandasın Sabır yolunu seçtinse, Yusuf ile zindandasın Eyüp sırrını bildinse, her dertliye dermandasın Kendi Tur’una çıktınsa, Musa ile Sina’dasın Ali’ye turab oldunsa, Fatime’yle Mina’dasın Davut’a sapan oldunsa, Filistin’de devrandasın Gerçeğe agâh oldunsa, İsa ile seyrandasın Ahmediyeti çözdünse,aşk denilen fermandasın Ebül Ervah’ı gördünse, Muhammed’le Kur\’andasın Tevhid nurunu bildinse, Lâ’da değil İlla’dasın Sırrın o aşka halidse, Allah ile Allah’tasın Allah\’a emanet ol selam ve dua ile abicik…

  7. canım kardesım allah razı olsun

  8. allah razı olsun

  9. FİLİSTİNİN ACISIKime sitem edeyim, kime derdim diyeyim?Filistin’in acısı yüreğime oturmuşBoğaza takılmadan nasıl lokma yiyeyim?Filistinli yavrumu almış kurşun götürmüşDuaya kalkmış eller amin amin sesleriŞehadetle tükendi, şehidin nefesleriNeydi kimbilir garip mazlumun hevesleriFilistinli gencimi almış kurşun götürmüşBombalar yağmur yağmur tepeden iniyorkenBedenler gözyaşına kana bürünüyorkenBittim yarab diyerek ümitler sönüyorkenŞehadet yankıları ümitleri getirmişGözü dönmüş zalimin zulümleri can yakarNice masum yavrudan oluk oluk kan akarİnsanlık nasıl durup bu zulmete bön bakarZalim kanlı toprağa yavruları batırmışHani sevdalı mümin hani davaya tutkunNeden dünya seyirde? Neden diller hep suskunNeden mayışmış kalmış mücadeleler bitkinKınanmış! olmaz olsun bu ne biçim hatırmışYavrusunun başında ana feryad ediyorYurdunu yuvasını terk ediyor gidiyorGeriye dönüp dönüp maziyi seyrediyorKahrolası caniler ümitleri bitirmişDuyulmazmı bu feryat, duyulmazmı ağıtlarArtık boştur nasihat artık boştur öğütlerŞimdi kıyama dursun intifada yiğitlerYurduma toprağıma aç köpekler oturmuşBizde sizden yanayız yan gelip yata yataNasıl iman bizdeki kahkaha ata ataBizde duada varız keyifler çata çataİşte bizim katkımız sade üç beş satırmış

  10. Ey Filistin’li kız!Senin feryadın tüm bedenimi sardı.Vücudum diken diken oldu,Ve titredim öyle bir titremeyle.Nasıl titremiyeyim ki,Belki Arş’ı Ala bile titredi.Senin feryadına ve göz yaşına,Müslümanlığından utandı,İnsanlar ve ben.Çaresizliği yaşıyorduk hep beraber,Oturmakla zulüm kalkar sanıyorduk.Yıllarca böyle uyutulduk,Yahudiyi tanımıyorduk.Çünkü Kur’an-ı okumuyorduk,Gerçeği göremiyorduk. Ey feryadıyla ümmeti ağlatan kız!Baba hasretiyle yanan,Buna yıllarca dayanan.Tank ve tüfekle uyanan,Çocukluğunu unutan.Zulme meydan okuyan,İşgale karşı duran.Onu şiar yapan,Her gün şehadete koşan.Onu düğün sayan,O aşkla yanan ve tutuşan.Davası büyük olan,Ölüme meydan okuyan.Mermilere göğüs açan,Her tarafa nur saçan.Ümmete yol açan,Toprağa bereket katan.Şikaki ve Yahya’ya kutsal bir davaya,Mescid’i Aksa’ya.Bunlar için savaşmaya,Yıllarca dayanmaya.Rahmana kavuşmaya,Şereflice vurulmaya,And içtin böyle bir sona.Ey feryadıyla bizi uyandıran kız!Gözler ağlamasada kalpler ağlar,Merhameti olan bunu anlar.Sen bunu bize yaşattın,Yahudiye taş attın.Bunu direniş yaptın,Bıkmadın usanmadın.Yolundan geri kalmadın,Ağladın durdun,Gözyaşlarına boğuldun.Bazen Zekeriyya bazen Yahya oldun,Şehadete razı oldun.Ama ihanetçi olmadın,Davayı paraya satmadın.Şehitleri sızlatmadın,Kanını boşa akıtmadın.Peyğambere hürmet yaptın.Mescid’i Aksa’ya baktın,Namaza hasrete kaldın.Özlem ve hasretle yandın,Özgürlüğü anladın.Onun için vardın,Ellerini açtın,Şehadete ant içtin.(alıntı)

  11. slm cnm kardeşim alanımı yine ziyaret edip o içimiziz acıtan resimleri bırakmışsın tşk dilerim o insanlıktan çıkışmış cenabı allahı unutmuş kişiler bir gün bu uyyumalardan uyanırda dogru yol için cenabıallahıma merhamet etmesi için dilensinler rabbim magdurların yardımcı sı olsun inş. tabi bizimde tekrar tşk kib by

  12. Senin Saçların Daha Güzel Gazze! Gazze uyan geç kaldın okula. Erken yat diyorum sana. Uykunu alamıyorsun. Gazze uyan yüzünü yıka kızım.Gazze kahvaltın hazır hala uyanmadın mı? Sütün soğuyor ama.Gazze pazarlık yok! Tabağındakiler bitecek, az bir şey koydum zaten. Hadi kızım oyalanma okula geç kalıyorsun.Gazze çantan hazır mı? Kitapların çantanda mı?Annen seni bekliyor tarağı ve tokalarını al. İstediğin renkleri alabilirsin. Biraz sabret ağlama hemen. Saçların içiçe geçmiş. Açılmazsa sonra daha çok acıtır.Gazze çıkıyoruz kızım. Derslerine dikkat et, öğretmenine iyi kulak ver. Merak etme gelirim, seni ne zaman okulda bıraktık kızım? Her zaman aynı şeyi söylüyorsun. Tamam geç kalmam. Üzerine bir şeyler giymeden bahçeye çıkma Gazze. Hava çok soğuk, hasta olursun.İyi dersler Gazze.**Okul nasıl geçti kızım? Beslenme çantandakileri yedin mi Gazze?Tamam giderken dergi alırız kızım. Ama bu sefer diğerinden alalım hep aynı dergiyi tutturuyorsun Gazze. Hem bak o kız hiç bize benzemiyor. Saçmalama kızım senin saçların daha güzel. Hem herkesin saçlarının düz ve sarı olması gerekmiyor.Senin saçların daha güzel Gazze.Tamam bugün birlikte okuruz kızım. Şiir de okuruz Gazze.Gazze annene yardım edecek misin mutfakta? Tamam çorbayı sen karıştır kızım. Fazla televizyona takılmak yok ona göre. Ödev verdi mi öğretmenin? Yardım ederim kızım.Sümeyye’lere hafta sonu gideriz Gazze. Ona da dergi alırız elbette.**Kızım bu saatte dışarı çıkılmaz.Gazze onlar havai fişek değil kızım. Onlar bomba! İçeri gir kızım pencereden bakma. Gökyüzünde parlayan her şey bomba Gazze.Misket, bombanın adı Gazze.Bombanın adı misket.**Akşam erken yat Gazze olmaz mı? Üstünü açıp duruyorsun geceleri, dikkat et.Ama ölme Gazze lütfen.Gazze ölme…Ölme kızım.Tarık TufanALLAH c.c.razı olsun..s.a.

  13. gün gelecek bombalar sana patlayacak için sızlayacakoturup ah ne yapmışım diye vicdanın seni sürükleyeceknice analar babalar ve kardeşleri katletmiştim diye ahhhanlamsız kalacaktır bu kelimeler sana adı israil denen azrail bir gün gelecek köpekler gibi ağlayacaksın seni tutan devletler dışlayacakarkasına saklanacağın ne ülke ne bir şehir nede bir halk kalacak saklanacak bir delik bulamacaksın iblis israil iblisler gibi arzail gibi çöktün müslümanın üstüne kıyametler koparcasına yerle bir ettingün gelecek seninde evin başına yıkılacak anne dediğin kişiye top tüfek mermisi değecektir vucudu parçalanacaktır sende insansın sarkozy sonunda gelecektir gün gelecek bir dilenci gibi af merhamet dileyeceksin ama geç olacaktır israill

  14. GÖZYAŞLARIMIZ AYNI GÜLMELER Mİ FARKLI Attığımız taş aynı yere, aynı yöne neden gitmiyor, elimizdeki TAŞLAR mı farklı ? Doğru olan bir konuda aynı görüşe neden varamıyoruz, kafamızdaki FİKİRLER mi farklı ? Selam vermemek için neden yön değiştiriyoruz, gittiğimiz YOLLAR mı farklı ? İncir çekirdeğini bile doldurmayacak sebeblerle neden küsüyoruz, DERTLER mi farklı ? Su, geminin altında olmalı diyorlar , ancak sular geminin içinde YÜZMELER mi farklı ? Para cepte olursa iyi diyorlar, ancak şimdi vicdanlarda, CÜZDANLAR mı farklı ? Bıçak hekimin elinde olmalı diyorlar, ancak katillerin elinde MESLEKLER mi farklı ? Toplama, çıkarma, bölmeler aynı, ÇARPMALAR mı farklı ? Yağmur yağmayınca yağdır Allah\’ım, debrem olunca durdur Allah\’ım, Hasta olunca şifa ver Allah\’ım, darda, yolda, karda kalınca yetiş Allah\’ım diyoruz Mal-mülk, makam-mevki, nimet ve servet işine gelince kullara dayanıyoruz. DUALAR mı farklı. ?

  15. Yeryüzünü yakmak (Hüseyin EREN) KALBİNİ KATLEŞMİŞ, vicdanını öldürmüş, aklını satmış, ruhunu boğmuşlar ne anlar ölümden; hayat onlar için cehennem, dünya ise zindan… Çocuk öldürmek, kadın öldürmek, ihtiyar öldürmek, savunmasızları öldürmek onlar için adiyattan; ait oldukları yeri haber veriyorlar, şerefsizliğin en dip kuyusundan gönderdikleri zulüm silahlarıyla…Ölen Filistinliler mi, zulüm kusan İsrailliler mi? Hayat size huzur verecek mi, emniyette olacak mısınız, sevdiklerinizle mutlu müreffeh bir hayat geçirecek misiniz, masum insanları öldürdükten sonra? Siz değil misiniz Peygamber katilleri, siz değil misiniz yüzyıllar boyunca zelil bir sürgünlük içinde hayat geçiren, her milletten tokat yiyerek vatansız yaşayan…Şimdi insanlığınızı öldürerek insanlıktan intikam mı alıyorsunuz? Nerde Nazi, onunla zulümde yarış mı ediyorsunuz, sonunuzun ondan farklı olmayacağını mı zannediyorsunuz? Hayır hayır siz bu dünyalı olamazsınız, kalbinizin ateş kuyusunda kaynıyorsunuz, gayzınızdan çatlayacak gibisiniz…Dünya bu zulmü taşıyamaz, insanlık bu kamburla yaşayamaz, hayat bu zilleti kabul etmez; kriz, kalbi ve ahlaki, bunu bütün kalbimle iman ediyorum… Evet, dünyada kriz var; Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da ve zulüm gören diğer beldelerde; dün Bosna’da, Çecenistan’da, Azerbaycan’da v.d olduğu gibi…Ekonomiden önce çöken izzet, şeref, sevgi, şefkat; bunlar olmayınca bol sıfırlı hesaplar, arabalar, yatlar, bilmem ne lüks tüketimler, petroller, madenler ne kıymet ifade eder? Çocukları füze ile öldürmek nasıl bir çöküştür, bunu izah edebilecek biri, birileri var mı? Hangi milletten olursa olsun – isterse İsrailli olsun – ölen çocuksa, masumsa bunu işleyen zalimdir, zulüm kardır, ona taraftar olan da zulmü işleyen gibidir… Yeryüzünde iki millet vardır zalimler ve mazlumlar; hangi rengi, hangi inancı taşıyorsa taşısın, nerede yaşıyorsa yaşasın, hangi soydan geliyorsa gelsin değişen bir şey yoktur; zulmü işleyen zalimdir, zulme maruz kalan da mazlum… Nemelazım demek, zulme görmezlikten gelmek, hatta teviller yapmak; zulüm yaklaşıyor demektir…İnsanlığın müşterek hatasının cezası da müşterek olacaktır; masumların ahı yeryüzünü yakmadan önce kalbimizden başlayarak, dilimizle, gücü yettiğimiz kadarıyla elimizle zulme karşı koyabilirsek kurtuluruz… Masumların gözyaşından daha güçlü bir güç yok; tarih buna şahit, anlamayanlar için tekerrür edip duruyor… En yakınından Hitler bir şey hatırlatmıyorsa size, anlatacak bir şeyimiz yok; muhatabımız aklı sönmemiş, kalbi kömürleşmemiş, vicdanı ölmemişler için… Siz ne anlarsınız hayattan, ölümün hayattan istediğinden; düştüğünüz ateş kahrolmanız için yeter, biz insan olmanın haysiyetini kurtarma telaşındayız… Tepkimiz sadece İsrail’e değil, içinde zulüm taşıyan ve işleyen herkese.TEPKİMİZ SADECE İSRAİL\’E DEĞİL,İÇİNDE ZULÜM TAŞIYAN VE İŞLEYEN HERKESE…. SEVGİ VE SELAMLARIMLA ALLAHA EMANET OL "CAN "

  16. Gazze yanıyor. Gazze’nin başından aşağı bombalar yağıyor. Gazze kuşatıldı. Gazze’liler ölümü soluklarını tutmuş bekliyor. Sabah olduğunda yıkımlarını görecekler. Gazze karanlık. Gazze’nin dar sokaklarında yalnız silahların ayak sesleri işitiliyor. Gazze’nin boğazından kan olukları taşıyor.Şimdi ben bu sıcak eve, bu gürültüsüz geceye, bu tuzu kuru hale şükrederek sızımı dindirmiş olur muyum? Gazze’li kadınlar, Gazze’li çocuklar bana imrenir mi? Onların acısını paylaşamadığım için, o topraklara doğmadığım için, füzelerin evime, canıma kastederek, hayatımı onlarla gözden çıkaramadığım için, sadece en çaresizlerin yaptığı gibi yapıp ağladığım, yalnız ağlayabildiğim için, elimin kolumun bağlı oluşundan utanışım Filistinlilerin yarasına merhem olur mu? Benim utanışım, benim gözyaşım şehirlerini istila eden yangını yutabilir mi? Köşe bucağını tutan, dört bir koldan saran vebayı iyileştirebilir mi?Füzelerin çocuklara giden istikametini değiştirebilir mi?Tankların önüne atılıp geçitlerini tıkayabilir mi? Karanlığı, Gazze’nin karanlığını aydınlatabilir mi?Atılan her kurşunda, patlayan her bombada sıçrayan minik yürekleri serinletebilir mi?Gözyaşım, Gazze’yi dalga dalga savuran, bütün gözlerin kapalı, bütün kulakların sağır kaldığı bu hengâmede bir dilim ekmek, bir yudum su, bir şişe ilaç, bir parça battaniye olsa, ya da barış iksiri olup bütün ağızlardan hücrelere inse, bundan böyle savaş ta yok, yoksulluk ta yok, baş kaldırış, boyun eğiş de yok, yalnız Hakka teslimiyet, yalnız Hakka kulluk ve kulun yalnızca nefsini ezişi, nefsini katledişi, nefsini zincire vuruşu olsa. Olabilir mi? Gözyaşım bir kendini akıtmakla, gelecek bütün akıntılara set olsa. Gözyaşım Filistin’e atılan bir tohum olsa, boy boy hayat serpilse gülüşünde, buram buram yaşam tüten buhur olsa, her mevsim biçilen ekin olsa, yüzlere oturup hiç kalkmayan sevinç olsa, elleri tutan hiç bırakmayan esenlik olsa, gözlere dolan hiç düşmeyen abıhayat olsa. Kendi eriyişinde yeni canlar boy verse. Gözyaşımı sana adadım Gazze. Gözyaşımdan kendine bir memba kur. Gözyaşım sana hediye. Ve bir medet kaldı dudaklarımızda. Bütün çarelerin tükendiği an çattı. Tek çare dua. Ben ki kirli ağzımla nasıl ileteyim derdimi ona. Nasıl bu namert avuçlarımı tutayım katına. Nasıl döneyim bu mürai yüzle beytine. Medet Ya Rasûlallâh! Bedir’deki aslanlarınla, Uhud’daki Hamza’nla, Hayber’deki Ali’nle, Hendek’teki Selman’ınla, Mute’deki Halid’inle, daha nice gaza arkadaşlarınla bu himayesiz, bu mağdur, bu kimsesiz kardeşlerine yardım et, Ya Rasûlallâh. Sen ki ümmetin için beşiğindeyken bile inlemiştin. Şimdi kabrinde, ölü olmadığın o yerden bir inayet düş bize. Gazze düşmeden. Zeynep HİCRETSELAM VE DUA İLE ABLASININ NURU RABBİME EMANETLE…

  17. MEVLAM TÜM MÜSLÜMAN KARDEŞLEİMİZİ KORUSUN ELİMİZDEN GELEN DUALARIMIZ DUALARIMIZI EKSİK ETMEYELİM YETER BU KARDELERİMİZ İÇİN MEVLAM BU ZULÜMÜ EN KISA ZAMANDA DUDURUR İNŞALLAH ALLAHA EMANETSİNİZ

  18. BAZAN YAZILANLARDA ALINGANLIK EDIYORUM ÇÜNKÜ ÇOK EKSİK OLDUGUMUZU DÜŞÜNUYORUM .HALA YAHUDI MALALRI EVLERIMIZDE VE HALA MÜSLÜMANLAR BİLİNCLI OLAMIYOR.İNSANLIK ÖLMUŞ EVET HEYHATT.ALLAH BİZLERİ BU MAZLUMLARIN HESABINI SORMADAN ONLAR İÇİN BİRSEYLER YAPMAYI NASİB EYLESİN .

  19. Resimin orjinal boyutunu görmek için buraya tıklayın. Ey insanoğlu! Allah’ı sevmek, Allah’a gitmek istiyorsan, maddi ve mânevi her işinde edeb ile gir, irfan ile çıkmaya çalış. – Beni Rabbim edeblendirdi. Ve ne güzel edebledi. – Âdemoğlunun edebden nasibi yoksa, insan değildir. – Edeble süslenmeyen akıl, silâhsız kahramandır. – Edeb: Aklın dıştan görünüşüdür. – Edeb: Eline, diline ve beline sahip olmaktır. – Edeblerin anası, az konuşmaktır. – Edeb olmadıkça asalet düzelmez. – Edeb, şeytanı öldüren bir silahtır. – Edeb, en hayırlı sanattır. Hakk’a giden yolun azığıdır. – Edeb, olgunlaşmanın ilk şartıdır. – Edebi terk eden, ârif değildir. – Edebden mahrum olanlar, Hak dergâhından kovulurlar. – Edebi olmayanın güvenilir ilmi yoktur. – Hakikat’ten maksat, ancak edebdir. – Hakiki edeb, nefsi terketmektir. – Ayıplarınızı edeble örtünüz. – Hakiki güzellik, ilim ve edeb güzelliğidir. – İnsanın ziyneti, edebin tamamıdır. – Evlâdına edeb öğretmeyen, düşmanlarını sevindirir. – Ruhen yükselmek, ancak edeble mümkündür. – Akıllı, edebi edebsizden öğrenir. – İlim şerefi ve edeble Âdem, melekten üstün oldu. – Şeytan Allah’ın huzurundan, edebi terkettiği için kovulmuştur. – Edeb dışı hareketler, feyzi keser. Ve sahibini sultanın gönlünden uzaklaştırır. – Sohbet bir cesettir. Edeb ise, o cesedin ruhudur. – İmanın hakikatine ermek için, yakîn bilgi; yakîn için, ihlâslı amel; ihlâslı amel için, farzları edâ; farzları eda için, sünneti tatbik; sünneti tatbik etmek için de, edebi korumak lâzımdır. – Edeb; insanı her türlü hatadan koruyan bilgi ve prensiplere sahip olmaktır. – Her şey çoğaldıkça ucuzlar. Fakat edeb çoğaldıkça, değeri artar. – Edeb, kendisinden yükseğini çok görmemek, kendisinden aşağısını da hor görmemektir. – Üstadının edebi ile edeblenmeyen, sünnet ve hadisle edeblenemez. Sünnet ve hadisle edeblenemeyen de âyet ve Kur’an’la edeblenemez. – Edeb güzelliği, kişiyi nesebe muhtaç etmez. – Edeb, insanı utanılacak şeylerden koruyan melektir. – Edeb, Rasûlullah’ın sünnetine uygun hareket etmektir. – Edebden daha üstün şeref yoktur. – Edeb kaidelerinin en alt derecesi, bir kimsenin, cehaletini sezdiği yerde durup, onu gidermesidir. – İlim elde etmek isteyen, edebli olsun. – İyi amel sahibi olmak isteyen, edebli bir şekilde ilim sahibi olmaya baksın. – Muhabbet ehli, sevgi işinde iyi niyete sahip oldukça, edebleri artmaya başlar. – Edeb, nefsi gerektiği şekilde terbiye etmek ve güzel ahlâk ile süslemektir. – Edeb, insanın mutlak bir fazilet kaynağıdır. – Cennet’teki makamlara, amel ve edeble ulaşılır. – Edebin dostları: Hayâ, Samimiyet, Teslimiyet, Muhabbet, Niyet, İtaat, Gayret, Sohbet ve Hizmettir. SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM

  20. Dost FilistinCan Filistin, dost Filistin, canım sana kurban Filistin Canu gönülden düşmana karşı dayan Lem’u Hey sancağını indirme yere Vur kâfiri girme onun düzenine Can Filistin, dost Filistin, canım sana kurban Filistin Canım dostum sen canım içinde cansın Ehli imanın yanında sen sahibi şerefu şansın Savaş meydanında en büyük kahramansın Can Filistin, dost Filistin, canım sana kurban Filistin Bir gün olur bu hesap onlardan sorulur O zaman gelir Mehdi’yi zaman Yahudi ye kapitalizme kaldırır büyük fermanı Can Filistin dost Filistin canım sana kurban Filistin Bir gün gelir Mehdi Ali Resul Allah’ın yanında çok şerefli çok makbul Sana söylüyorum kardeş Filistin Yahudi’ye sakın olma kul Can Filistin, dost Filistin, canım sana kurban Filistin Savaş islamın üzerine farzı ayndır Savaştan kaçanlar ne mutmaindir Savaşın sahibi Muhammed Emin’dir Can Filistin, dost Filistin, canım sana kurban Filistin Filistin toprağı islam’ın kanıyla boyanmış Kahraman Filistin’liler imana dayanmış Din iman için nice gençler yanmış Can Filistin, dost Filistin, canım sana kurban Filistin Dağları taşları islam’ın kanı, ne büyüktür şerefi şanı Sensin kul Hüdavendi’nin derdinin dermanı Filistin yürüttü aşkın iman kervanı Can Filistin, dost Filistin, canım sana kurban Filistin Filistin dağlarına çökülmüş dumanı Filistin gençlerinin kalbi doludur din imanı Canını verirler emri Hazret-i Kur-an’ı Can Filistin, dost Filistin, canım sana kurban Filistin Genci ihtiyarı iman ile doludur Gittikleri yol Allah Muhammed’in yoludur Filistinliyi sorarsan Allah’ın doğru kuludur Can Filistin, dost Filistin, canım sana kurban Filistin Muhammed için Allah için canı fedadır Allah’ın kapısında kul ile gedadır Yüz bin Filistinli’nin Allah için canı fedadır Can Filistin, dost Filistin, canım sana kurban Filistin Dağlar taşlar sizin sesinizi dinliyor Filistin toprağı sizin derdinizden hüngür hüngür ağlıyor Nice canlar Hakk için intihar ediyor Can Filistin dost Filistin canım sana kurban Filistin Filistin gençleri ana baba elini öperler Din iman için intihara giderler Ehli imanın derdine derman ederler Can Filistin, dost Filistin, canım sana kurban Filistin Hangi gencini sorarsan İslam’ın başı Savaş ederler ağaç ile taşı Düşmanın karşısında kırpmazlar gözlerin kaşı Can Filistin, dost Filistin, canım sana kurban Filistin Hakk için düşünmezler mal ile ayalı Kıymet vermezler dünya malu mayalı Düşmana karşı savaşırlar demez ihtiyar demez kalı Can Filistin, dost Filistin, canım sana kurban Filistin

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s