“Ah keşke kavmim de bir bilseydi..” diye müjde vermek için yanıp tutuşuyor şehitler…

Gazze için sabah ezanı vakti

Bilâl’in hiç açılmayacak göz kapaklarına doğacak güneş az sonra. Taze gün ışıkları sessizce yırtacak karanlığın perdesini. Ama Bilâl perdeyi çoktan kapattı. Karanlığı yırtan ışıklar, zulmün zifirisine sabahı getiremiyor şimdilik.

Bebek Bilâl. İki aylık yüzüne kan çizmişler Bilâl’in. Barut doldurmuşlar bakmaya doymamış gözbebeklerine. Gözleri harama değmemiş Bilâl, bu sabah ezanını duyamadı, duyamayacak. Perdelerinden içeri mehtap değil, bomba şavkı yağdı. Yastığı kül oldu Bilâl’in. Yatağı buz oldu. Uykusu kan oldu. Yüzünü aynalar paylaşmadan önce, kör şarapneller parça parça alıverdi.

"Allahüekber… Allahüekber…"

Babasının kucağına uyanamayacak Zehra bu sabah. Kucağında ölüm var babasının. Omuzlarına taştan katı, ateşten yakıcı zulmün molozları yığılmış. Yetim kaldığını anlayacak yaşta değil Zehra. Evlerine oyuncak diye ateş doldurmuş üniformalı amcaları. Kravatlı amcaları "ölebilir Zehra!" diyor. "Ölmeli…" diyenleri de var. Televizyon ara veriyor savaş haberlerine. Aradan çikolata reklamı geçiyor. Zehra’nın kanının renginde paketleniyor yüz kremleri. Şampuan arıyor anneler küçük kızlarının saç tipine göre. "İnce kuru" saçları çok geliyor Zehra’ya. Mutfakta Nescafe kokmuyor. Kan akıyor musluktan. Dudakları ağlamayı bile bilmiyor Zehra’nın. Ağladığında kim duyacak ki? Bir nefeslik bile teselli sunamıyor yanık baba cesedi…

 

"Allahüekber… Allahüekber…"

Seccadesi köşede katlı duruyor Ahmet Yasin’in. Abdestini yeni almış. Suyla değil kanla tamamlamış guslünü. İğne başı kadar bile kuru yeri kalmamış. Tepeden tırnağa mazlum, masum. Secdeye koyacak başı kalmamış. Yüzü yok kıbleye dönecek. Uğrunda öldürüldüğü imanını şahit bırakmış cesedinin yanı başına. Cenazesini kaldıracaklar bile öldürülmüş, öldürülecek… Ateşten seccadeler seriliyor sokak aralarına. Başı eğilmiyor zalime şehitlerin. İblis soyunun hesapları bencilliğe varıyor, kibre dayanıyor. Şefkat başını uzatamıyor pencerelerden. Korku bile korkuyor nursuz suratlarından.

"Eşhedü en lâ ilahe illalah…"

Sabaha kan çorbası hazırlıyor zalimler. Katliam partisi ihraç ediyorlar oturma odalarına. Uyuyor mudur Olmert acep? Onun da gözleri var mıdır uyumaya hasret? Sakinleşir mi rüya görürken nefreti? Söner mi azgınlığı yüzüne su vururken? Zehrâ’nın yaşında bir kızı var mıdır füzeyi ateşleyen askerin? Gece utanıyor gece olduğuna; karanlığıyla gizlediği tanklar ateş dolduruyor bebelerin süt kokan ağızlarına. Sabahın gönlü yok gün ışığını görmeye; ölü kuşkanatlarıyla örtüyor ölü kızların utangaç saçlarını. Alev topu düşüyor "lâ ilâhe" ile "illallah" arasına… Kinlerini ilah edinenler namlunun gerisinde duruyor, "illâ Allah" diyenler namlunun ucunda kül oluyor, gül oluyor. Keskince bir "lâ…" yükseliyor Leylâ’nın kan sızan dudaklarından… "Allah…" diye akışıyor son nefesi; ateşleri söndürüyor bakışının güneşi.. "Şahit olduk yâ Rab, Sen de bize şahit ol…"

"Eşhedü enne Muhammed’ürresûlullah…"

Az daha büyüseydi Muhammed, olur a, belki öğrenirdi adını. "Muhammed" diye seslenince müezzin; belki dudakları kıvrılır, gözleri çevrilirdi. Adı yüzünden katledildi Muhammed bebek. Adını çekemeyenler ancak tetik çekebiliyorlar. Muhammed’lerin varlığını hazmedemeyenler, Ebuleheb gibi ateş taşıyorlar dudaklarında, haset üstüne haset yığıyorlar kalplerine. Kuruyasıca elleriyle ateş sütunları örüyorlar etraflarına. Kendi kendilerini hapsediyorlar alevden parmaklıkların ardına. Nefret aleviyle kundakladıkları Muhammed bebenin ölü yüzüne yerleşen tebessümün, kremle besledikleri kendi yüzlerine niye yakışmadığını anlamayacaklar.

"Hayyâlessalâh…"

Haydin namaza ey Gazzelilerin uykucu kardeşleri. Kardeşleriniz ağlarken gülebilen dudaklarınıza hiç olmazsa Fatiha değsin. Bebelerin kahvaltı saatinde kurşun yediği Gazze’nin komşuları, çocuk çığlıklarına dayanamayıp kapattığınız kulaklarınıza hiç olmazsa ezan değsin. Gözlerinin içine utanmadan bakabildiğimiz kızımıza, "sen Gazzeli çocuklardan biri olsaydın, ben sen öldürülürken de uyurdum" diyebiliyorsak, uyumaya devam edelim.

"Hayyâlelfelâh…"

Kurtuluş kervanı çoktan göçtü. "Ah keşke kavmim de bir bilseydi.." diye müjde vermek için yanıp tutuşuyor şehitler. Ezan mı? Gazze’de bu sabah ezan yarım kaldı. Belki de hiç başlayamadı.

  Senai DEMİRCİ

 

 

Reklamlar

16 Yanıt

  1. Şu kadarını söyleyeyim.bu son yaşananlar içime çok oturdu kanıma çok dokundu..siyonist yahudi milletinden daha çok nefret ettim..ve içimde büyük bir intikam ateşi yandı..açık diyorum..onların yaptığı gibi bu zalimleri kafalarından tek kurşunla onlarki gibi haince değil mertçe tek bir kurşun sıkarak gebertmeyi çok isterdim…ama malesef böyle bir şansım yok..düşündüm onlardan nasıl intikam alabilirim diye hemde çok düşündüm…ve kararımı verdim eğer Rabbim izin verirse bu davaya adam gibi adam adanmış ruhlar yetiştirerek inş..yada yetişenlere yardım ederek inş..selam ve dua ile..hayırla kalın

  2. “Dua da bir ibadettir.”Geceydi… Kurşun sesinde bir cenin duaya durmuştu…Gönülden ve gizlice… Sakınarak ve umarak… Israrla ve devamlı…Söz değil, bir hâl… Söze hükümran mecal… Kelebeklerin kanadı gibi titrek, seher bülbülünce zeyrek…Dünyanın eşiğinden öteye akıştı o dua; gaflet perdelerinden öteye bakıştı o dua. Denizleri dolaşan katreler gibi, tesbih tesbih dökülen taneler gibi.Yıldızlar tutar açılan elleri, şafaklar öper deyen dilleri. Umutların ritmiyle atan nabızda gizliydi, gönüllerin teliyle çalan sazda gizliydi.Tevbeleri izleyen gözyaşıydı dua, her işte bir hayrın başıydı dua. İlahî yazıların gizemli şifresiydi; yoldaşın yoldaşa gülen çehresiydi.İçten içe bir niyazdı o, gelinlik giyside beyazdı o. Bağırlar yakan közler de, söylenmeyen sözler de…Geceydi… Kurşun sesinde bir cenin duaya durmuştu ve çoğaltmıştı çığlıklarını…Dua savaşa giderken, dua düğün ederken. Dua yağmur yağmurdu, dua tuzdu, hamurdu… Ağlarken de, çağlarken de… Dua babadan oğula, dua azdan çoğula… Dua belalar def’i, dua makamlar ref’iydi… Allah kulunu dinliyor gibiydi dua, sebiller suyuna inliyor gibiydi… Dayanılmaz dertlerden, düşmanı sevindiren felaketlerden; başa gelen fenalıklardan, sese hasret tenhalıklardandı…Geceydi… Kurşun sesinde bir cenin duaya durmuştu…O dua idi ay aydın karanlıklardan, o dua idi yıldızlara karşı aydınlıklardan… Dua yıldırım akışlıydı, dua cemale bakışlıydı… Söylemesi imkânsız bir şeyler içindi, hüzzamı hüzün dokuyan neyler içindi… Dua ölüm kadar özeldi, dua ölüm gibi güzeldi…Duası olmayanın ola mı umudu; duaya durmayanın kala mı sûdu? Duadan ayrılsa kul mu kalır, insan mı kalır; duadan özge eylül mü kalır, nisan mı kalır?Gelin dua edelim, Hakk’a gidelim. Mavi bir şeyler girsin hayallerimize, aklar ve yeşiller vursun hallerimize. Zaman ve mekânı bahşedelim süveydalarımıza, sevdalarımızı nakşedelim zamanlar ve mekânlarımıza.Kabul olunmayacak duadan O’na sığınarak gelin dua edelim, düşelim yollarına görüşelim, varalım illerine yalvaralım.O vermek istemeseydi istemeyi vermezdi bize; O sevmemizi istemeseydi sevmeyi istetmezdi bize.İsteyebilmeyi istemekler nasip et bize Allah’ım; sevebilmeyi sevmekler nasib et! Nasib et de sular canına kadar çekilenlerin, feryadı mabet mabet dikilenlerin… Çığlıkları boğazlarına yürüyenlerin, geceyi kurşun kurşun sürüyenlerin… Vatanında özgürlükten koğulanların, gözyaşlarında acıyla boğulanların… Can sermayesi savaşta bitenlerin, cananı kurşun kurşun yitenlerin… Duası kabul olan insanların ve cinlerin, sesi çığlık çığlık olmuş ceninlerin kalplerindeki istemeleri iste, çaresâz ol çaresizlere…Allah’ım! Gönlümüzde olanı hakkımızda, hakkımızda olanı gönlümüzde eyle. Rahmetinden umut kestirme Tanrı’m!.. Sevginden taşra fırtınalar estirme Tanrı’m!.. Zulme kimseyi giriftâr tutma ey Rab! Zalim elinde kulunu unutma ey Rab!..Elini kalbime koy, duy beni Rabbim!… Kırık bir kalp en iyi parçam…Gazze içinGazze!.. Ey Ebubekir’in sesiyle şehadeti yankılanan belde!. Ey İmam Şafiî’nin doğduğu toprak! Ey kurak iklimlerde bereket yeşerten vadi!.. Ey milyonla Haçlı ayakların çiğnediği ve kahraman Selahaddin’in kurtardığı vilayet!. Sen ki kadîm Mısır’ın kapısı, sen ki Yavuz Sultan Selim’in sancağıydın!. Sen hac yolumuzdaki durak; sen sürre alayımızın emin vadisi!Sen ey Gazze! Bu toprakların çocukları senin için dalga dalga şehit düştüler. Tarihten tarihe, çağdan çağa, devirden devire tam dört yüz yıl (1517-1917) tekrar tekrar şehit düştüler. En çok da, en sonunda şehit düştüler ve son asker de son nefesini verdiği gün sana ağlayacak kadar bile gücümüz kalmamıştı.Gazze! Ey en acı günlerini en son yaşayan şehir! Zalimler, vahşiler, haydutlar elinde kaldın. Senin için bir şey yapamadık, yapamıyoruz!.. Bir duamız var sana dair. Elimizden gelen bu!.. Ve bir de verebileceğimizi vermek!.. Maldan ve candan… Bugün imtihan günü!.. Prof.Dr.İskender PALAALLAH c.c. razı olsun emeğinize sağlık..s.a.

  3. senai demirci kardeşimiz yine duygularımıza tercüman olmuş.inş kardeşlerimizn acılarını içimizde hissettiğimiz gibi yarın ateş kes olur olmaz kardeşlerimzii unutup sen ben davasına düşmeyiz ahdimize sadık kalıp bugün düşündüklerimizi ömür boyu uygulamaktan vazgeçmeyiz.oradaki yavrulara imkanımız nispetinde yardımcı oluruz inşallah.biz yolumuza devam edersek vazifelerimizi tam yaparsak onların kafalarına kurşun sıkarak elde edemiyeceğimiz şekilde hzmet ettmiş oluruz.onların gibi düşünmemize gerek yok zaten değilmi canım asudem.mevlam razı olsun can oğlum.selam ve dua ile..

  4. kaç günden beri televizyon başındaki insanların seyir ettiği,kimsenin anlayamayacağı acıyı yaşıyan filistin hergün katlediliyoriyi günde yanında olanlar şimdi neredeler??nerede bu çocukların elinden tutması gerekenler? nerede annelerin -babalarınölmesini istemeyenler?ama bu zamanda gelselerde o güzel gözlerinden yaş akan,sevimli suratlarından acı yansıyan çocukların annelerini babalarını ablalarını abilerini sevdiklerinigeri getiremezlerkimsenin acısını tamamen dindiremezlertelevizyonda gördümbir çocuk küçücük bir çocuk babasının cesedi yanında ellerini yumruk yapmış,hiç farketmediği halde babasını kaybetmiştiağlayarak yanında cansız bedeni bulunan babasına sarılıp kin dolu yüreğinin acısını belkide dindirmeye çalışıyorduağlıyordu yardım bekliyordukimsenin yapamadığı yardımı bekliyordubelkide ailesinin diğer fertlerinin nerede olduğu bile bilinmiyorduonun canı acyordutek onun değil tüm filistinlilerin canı acıyorBİZ ARTIK KİMSENİN CANI ACISIN İSTEMİYORUZKAHROLSUN İSRAİL

  5. İnsanlık kayboldu Filistin‘de… Seni kaybettik bebek; insanlığımızı kaybettik…O emzikten acıyı emdin çoğu zaman…şimdi senin için kurtuluş vakti…Biz kendimize acıyalım bebek…Bilmem kaç milyarlık İslam âlemi (!) senin başını okşayamadı… Vicdanlar sükût etti…Kefenlediğimiz senin minicik vücudun değil ruhlarımızdı. Ruhlarımızı gömdük toprağa…Arkadan ağıtlar yaktık, dualar ettik; ama aslında yaptığımız sadece nefsi tatminden öte bir şey değildi.Kendimizce bir şey yapıyoruz gösterişiydi belki de yapılan her şey…Bak, işin edebiyatını güzel yaptık; güzel şiirler yazdık, marşlar okuduk…Gönderdiklerimiz kefen paran mıydı bebek?Seni yaşatamadık beri kefen paranı göndererek vicdanımızı susturalım düşüncesi mi bağladı ellerimizi ayaklarımızı?Sen, gülen herkese gülerdin bebek…Bilmezdin şiddeti, acıyı ve kötülüğü…Büyükler ne kadar da kötüymüş bebek…Bir kez daha insanlığın sükûtunu gördük sende…Sana bedenimizi kurban edemedik bebek…Sen kurban oldun bizim için…Yeni bebekler ölmesin, çocuklar annesiz babasız kalmasın için miydi kurban oluşun?300 yıllık uykunun sabahında kılınan namazın abdesti senin kanınla mı alınacaktı?Erken gittin bebek…Belki de biz çok geç kaldık…Şimdi sen en güzel bahçelerde dolaşıyorsun…Biz ne mi yapıyoruz bebek?Geride kalanlar ne mi yapıyor?İnsanlığımızı arıyoruz bebek, Filistin’de bir kez daha kaybettiğimiz insanlığımızı… Hakan Baykal/samanyolu haber

  6. selam ve dua ile can kardeşim… bugün gazzeden gelen bir yazarı dinledim…şöyle söylüyordu" oraya gitmeden önce onların halini göz önüne getirerek acılarını hissetmeye ve yazılarla aktarmaya çalışıyordum… Oraya gittiğimde ise hayallerimdekiyle yaşananların hiç alakası yokmuş benim anlatmak istediklerim,anladım sandığımla oların yaşadıkları farklıymış… biz onları sadece direniyor sanıyoruz… oysa onların direnişleri sadece direniş değil ,onlar bizim için direniyorlar…ve şöyle diyorlar (filistindekiler) eğer biz zulmü burda hapsetmezsek diğer müslüman ülkelere sıçrayacak başka bir yerde devam edecektir… biz direnişi bıraksak başka yerde zulüm görecek kardeşlerimiz…biz müslümanlara yapılan bir oyunun parçası olduğumuzu düşünüyoruz… bugün bizim çocuklarımız ölmese sizin çocuklarınız ölecek…. biz sizlerin çocukları yaşasın diye kendi bebelerimizi kurban ediyoruz… bu düşünce içinde direniyorlar diye sözünü tamamladı yazar…onlar ,bizler müslümanlar için kendilerini feda ederken biz ne yapabiliyoruz….. şu an gazze israilin eline geçse bu zulüm yine bitmeyecek yine müslümanlar ezilecek… bir şeyler yapmak için bizim canımızın mı yanması gerekiyor… Unutmayalım bu da geç değil Türkiye de bir çok toprakları satın almaya başladılar……………………………………………………………………….Haydin namaza ey Gazzelilerin uykucu kardeşleri. Kardeşleriniz ağlarken gülebilen dudaklarınıza hiç olmazsa Fatiha değsin. Bebelerin kahvaltı saatinde kurşun yediği Gazze\’nin komşuları, çocuk çığlıklarına dayanamayıp kapattığınız kulaklarınıza hiç olmazsa ezan değsin. Gözlerinin içine utanmadan bakabildiğimiz kızımıza, "sen Gazzeli çocuklardan biri olsaydın, ben sen öldürülürken de uyurdum" diyebiliyorsak, uyumaya devam edelim. selam ve dua ile can kardeşim yüreğine sağlık Rabbim razı olsun…

  7. Hey çocuk! Çocuk hey!Bak bir uçurtma.. Ne güzel kuyruğu var. Nasıl da uçuyor?! Gökyüzünün uçsuz bucaksız masmavi denizinde, sanki minicik bir kayık gibi…Bir uçurtma geçiyor…Hey çocuk, çocuk hey! Bak bir beyaz bulut.. Develer gibi bulut sürüleri geçiyor. Koyunlar gibi, papatyalar gibi, annenin saçları gibi bulutlar… Babanı da özlemiştin ya, bak! Babanın yüzü gibi bembeyaz… Kirsiz ve lekesiz ömür, “Temurru merres-sehab”* geçiyor..Hey çocuk, çocuk hey!Bak, leylekler geçiyor. Serçeler ve martılar şen şakrak türkülerde.. Güvercinler bak! Aksa’nın bembeyaz ve tertemiz güvercinleri…Şarkılar geçiyor, marşlar geçiyor, ilahiler geçiyor… Âyet âyet Kur’an geçiyor…Güvercin kanatlarında, melekler geçiyor.Hey çocuk, çocuk hey!Bak bir gökkuşağı, rengarenk… Ve tadına vurulduğun şekerlemeler gibi…Bir zafer takı kurulmuş gökyüzünde, bayram yakın mı ne? Altından, bir halk geçiyor…Hey çocuk, çocuk hey!Bak roketler geçiyor! Bak, kurşunlar ve zalim uçaklar geçiyor…Bak gözyaşı geçiyor, bak ağlamak geçiyor, bak acı geçiyor. Kanayan yara, hasret, açlık ve mahpusluk geçiyor…Hey çocuk, çocuk hey!Başını kaldır da hele bir bak!Gökyüzündeki zafer takının altından, uçurtmalarla, güvercinlerle, bulutlarla,Şen şakrak türkülerle, marşlar ve ilahilerle, âyetler okuyarak,Filistinli kardeşler geçiyor…Hey çocuk, çocuk hey!Başını kaldır!Ve asla eğme!Yolun, Cennetten geçiyor…İktibas Dualarınla inş kardeşim.Hayırlı geceler

  8. AŞKA KÖR , NİMETE NANKÖR OLMAMALI‏ Aşk söz konusu olduğunda kalp ile aklın ezeli bir savaşı gündeme gelir. Âşık olup hicran ve acı çekmek mi, yoksa hiç riske girmeden, acılı ve dolambaçlı gönül labirentlerine girmeden sade bir hayat yaşayarak terk-i diyar eylemek mi daha doğru?Ben merkezli, haz odaklı bir hayata talip olanlar -tıpkı hedonistler gibi- hayatlarının mutlak amacını haz olarak belirlemişlerdir. Bunlar hazza o denli saplanmışlardır ki; eğer hazza giden bir yol üzerinde acılı duraklar var ise, asla o yola tenezzül etmezler. Bunlar pasif hazcı olarak isimlendirilirler. Bu türden insanlar için aşk bile, eğer acı ihtimali varsa tercih edilecek bir şey değildir.Her şey bir yana aşk haddi zatında acıyla yoğrulmuş bir hamur gibidir. Özellikle mecazi manada aşk yoluna giren kişi, bu acılı hamuru yemeye talip olmuştur bir kere. Ondan sonra ise öyle bir hale gelir ki; kendini aşk acısından “ah-u vah” edip diğer yandan ise bu belanın kendisinden asla kaldırılmamasını niyaz eder bir halde bulur. Bunlar aşka müpteladır.Hem hayat hiç de hedonistlerin iddia ettikleri gibi hazlarla örülü değildir. Mutlak mutluluk ve mutlak güzellikler dünya metaı değillerdir. Adeta bu cevherlerden dünyada bulamazsınız. Bin yıl boyunca Ferhat’ın dağları deldiği gibi delseniz her yeri, yine de mutlak rahat ve mutluluğa dünya şartlarında erişemezsiniz. Bu sanki ilâhi bir kural gibidir.Sayısız acziyet ve ihtiyaçlar ile bezenmiş insanın hassas kalbi elbette dünyada da tatmin olmayı istemektedir. Her kalp, atışının karşılığında bir yankı duymak ister. Kendi kalbine mukabil bir kalp bulduğu zaman ise kendini mutlu hisseder. Ancak sonra herhangi bir zeval halinde yeniden ümitsizliğe ve hüzne gark olur. İşte insan bu şekilde hayatı boyunca sayısız kalp kırıklığı ve meyusiyetler içinde döner durur. Bazen bunlar öyle ayyuka çıkar ki, insanda depresyon denen hale sebep olur. Gerçek şu ki modern çağın insanlarının çoğunluğu da depresyondadır.Kalbimiz âşık olmayı, aşk girdabına kapılmayı arzuladığı ölçüde, aklımız yahut daha hedonist yanlarımız bize dur demek ister. Bu savaştan çoğunlukla kalp galip çıkar. Akla galebe çalan kalp ise hemen ardından aşka teslim bayrağını çeker ve onun güdümüne girer. Aşk rüzgârları da insanı bir oraya bir buraya savurur durur. Bir kalp aşka açıldıysa eğer, ebediyen kanar. Ya kalbini hiç aşk-ı mecaziye açmayacaksın ya da sonuna kadar kanayacaksın…***Seçenekler sahiden bu kadar az mı? Aslında değil. Aşk başlı başına büyük bir nimet olarak insana sunulmuştur. Tıpkı diğer hislerimiz gibi aşk da insandaki istidatlardan biridir. Her kabiliyet her insanda aynı oranda ortaya çıkmadığı gibi aşk istidadı da herkeste aynı oranda tecelli etmez. Bir de onu hakkıyla yaşamak ve hakkıyla bilmek gerekir. Aşka layık olmak ve aşkı layık olana sunmak demektir aynı zamanda bu. İnsan her şeyin başında kendini tanımalıdır. Bütün mutlulukların temelinde kendini doğru tanımak koşulu vardır. Eğer kendimizi tanır ve duygularımızı doğru analiz edersek o zaman bize verilen hisleri, duyguları bize zarar vermeyecek yönde kullanabiliriz. Kim nefret dolu bir dünyada yaşamak ister ki? Kim sevgisiz kalmayı arzular ki? Ve kim aşkın olmadığı bir diyarda bir an dahi olsa durmaya razı olur ki? Bu sorulara hangi birimiz “Ben” diyebiliriz? O halde kimse aşkı yadsımaya, dışlamaya, yok saymaya kalkmasın. O vardır ve gerekli olduğu için vardır. Tıpkı insana verilen diğer bütün duygular gibi. Evet, aşk acıtır, acı verir çoğu zaman kanatır insanı ama bu bizatihi aşkın suçu değildir. Bu olsa olsa hedonist insanların suçudur. Bir kere ben merkezli bir insan asla âşık olamaz, aşka yaklaşamaz. Zira o kişi kendi egosuna öyle saplanmıştır ki gözü başka hiçbir şeyi görmez. İşte bu sebepledir ki tasavvuf yoluna girmek isteyenlerde aranan en birinci özellik “aşk istidadıdır”. Bu belki bir çile yoludur insan için ama doğrudan yahut dolaylı herkes bu yola zaman zaman girmektedir. Hayatı aşka uğramayan “insan” ise gerçekte neredeyse yok gibidir. Kişi kendini tanıdıkça hırslarından, egosundan vazgeçer. Çünkü mutlak mutluluğun bunlarda olmadığını anlayacaktır. İşte o zaman, gerçek manada arındıysa eğer, aşka layık ve muvafık hale gelebilir. Böyle bir arınmışlığa sahip olanlar ise aşkta ne acı verir, ne de acı görürler. Çünkü arınmış bir ruha sahip olan insan, aşkın netice verdiği bazı ben merkezli duygulardan da arınarak, aşkın bir üst mertebesi olan şefkat iklimine girebilir. İşte şefkat güneşinin altında açan aşk çiçeği etrafa yaydığı ebedi rayihası ile kendisine müptela olan gönülleri mesut eder. Demek ki tıpkı Fuzuli’nin de şiirlerinde ifadesini bulduğu gibi “Aşka istidat” gerekir. Onu kirli ellerinde bulunduranlar ise aşkı sanki pis ve mülevves bir meta gibi gösterebilirler. Ama elmas çamura düştüğünde değerini yitirmediği gibi, aşk da layık olan ve layık olduğu kalbe girdiğinde bir elmas gibi parıldar ve değer kazanır. Kalbinde böylesi bir aşkı barındıran insan elbette hakiki mutluluğu hissedecek ve bir daha hedonist hazların peşinde koşmayacaktır. Aşkın en büyük özelliklerinden biri olan ebediliği anlayamayan bir insanın ise “âşık oldum” demesi komikliktir. Ebediyete inanmayan aşka inanamaz zira. Ebedi olmayan bir aşk, aşk değil ancak hevesattır. Ebedi olan aşk ise, herhangi bir kayıt ile mukayyet olamaz. Ebediyet kayıt altına alınamaz çünkü. Demek ki aşkları karşılığından şart öne sürenler, aslında hevesatlarının peşinden koşmaktan başka bir iş yapmıyorlardır. Basit hevesler ise basit insanların işidir. İnsan ise basit olmayacak kadar yüksek değerde yaratılmış ve olağanüstü duygularla bezenmiştir. Zahirde aciz, zayıf, muhtaç görünen insanoğlu ise kendisini var eden Mutlak Kudret ile muhatabiyeti ölçüsünde değer kazanır ve bu mertebesinde artık basit heveslere zerre kadar yer yoktur. ***Dünya hayatını çekilmez kılan da hep basit heveslerimiz değil mi? Belki bu sebeple insaniyet aşkı kaybetti. Aşka olan istidadını kaybedince, hayat damarları kurudu. Meşhurdur; “dünya bile aşk ve muhabbet ile döner” denilir. Aşk ve muhabbet ise hayatımızdan çekilince dünya adeta durmuş gibi bir hâl alır. Çok kan, çok irin ve çok haz vardır dünyada ama bunların hiçbiri insanın kalbini tatmin etmez. Aşk konusunda şüpheye düşen ve bu hususta aklıyla mücadele edenler, en baştan kendilerini tanımalı, aşka olan istidatlarını keşfetmelidirler. Kendini anlama ve arınma neticesinde açığa çıkan aşk ile ve şefkat ile hak ettiği değeri ve mutluluğu kendiliğinden bulacaktır. Yeter ki aşka kör ve nimete nankör olmasın…SLM VE DUA İLE CAN ABİM RABBİME EMANETSİNİZ İNŞ SAYGILARIMLA

  9. Selam : Kıblelerin karıştığı günümüzde Kabe-i Muazzama\’ya yönelen kıble ehlineSelam : Dünya zevkini bırakıp ;Rıza-i Bari\’ye gönül veren ruh ve iman mihrabımızın güzide ve fedakar mimarlarınaSelam :Ben ahlakın en güzelini tamamlamak için gönderildim Buyuran Şanlı Peygamberimizin ahlakına bürünenlereSelam :Susuzluktan dudakları kurumuş insanlara Resulullah\’ın aşk denizinden bir katre su götürenlereSelam :Kurtuluş mesajlarını tebliğ etmenin azim ve kararında bulunan hakikat yolunun Güzel yolcularınaSelam :Dil,göz ve aklı bir kenara itip,kalp gözüyle konuşanlaraSelam :Kalbine nur verilen Allah dostlarının elinden tutup ,günahlarını tevbe ateşinde kavuranlaraSelam :Sonu gelmez karanlıkları gönlündeki iman şavkıyla aydılatanlaraSelam :Fani hayatın yok olmaya mahkum sevetini terkedip,Ebedi hakikatın aydınlığında soluklananalaraSelam :Gönüllere Ashab-ı Kiramın rahatlatıcı soluğundan üfürecek bir rüzgarı estirenlereSelam :Hakka ve zulme çıkan yollarda Hakka yönelenlereSelam :Selamımızı bekleyen yarınlara… Daim selamet ve hayırla Allaha emanet ol inş…abimm

  10. "Hayyâlessalâh…" Haydin namaza ey Gazzelilerin uykucu kardeşleri. Kardeşleriniz ağlarken gülebilen dudaklarınıza hiç olmazsa Fatiha değsin. Bebelerin kahvaltı saatinde kurşun yediği Gazze\’nin komşuları, çocuk çığlıklarına dayanamayıp kapattığınız kulaklarınıza hiç olmazsa ezan değsin. Gözlerinin içine utanmadan bakabildiğimiz kızımıza, "sen Gazzeli çocuklardan biri olsaydın, ben sen öldürülürken de uyurdum" diyebiliyorsak, uyumaya devam edelim. "Hayyâlelfelâh…" Kurtuluş kervanı çoktan göçtü. "Ah keşke kavmim de bir bilseydi.." diye müjde vermek için yanıp tutuşuyor şehitler. Ezan mı? Gazze\’de bu sabah ezan yarım kaldı. Belki de hiç başlayamadıs.a. oğum…yüreğine sağlık…Allah razı olsun…Yüreklerimiz bütün müslüman kardeşlerimiz bir atıyor inşallah…Dualarla göz yaşlaryla Hak katına yükseliyor… Yasinlar ,fatihalar ulaşıyor gönül dergahlarından.. Acıyan kalplerle acıyor kalplerimiz yanıyor anaların yürekleri yüreğimizde…Gazze yüreğimizde yanıyor… selam ve dua ile oğul…Allah\’a emanet ol..

  11. Selâm Sana, Âlemlerin Rahmeti, Gönüllerin, iki cihan serveti, Yedi katlı semâların zîneti, Selâm Sana, Yâ Muhammed Mustafa. Selâm Sana, Âlimlerin yücesi, Göklerdeki ilk Nûr’un üç hecesi, Şâhit Sana âyetlerin nicesi, Selâm Sana, Yâ Muhammed Mustafa. Selâm Sana, ümitlerin elçisi, Kıyâmet gününde, sırat bekçisi, Ümmetin, Allah’a yalvaran sesi, Selâm Sana, Yâ Muhammed Mustafa. Selâm Sana, Cennetlerin yoldaşı, Sevgi san’atının, usta nakkaşı, Rabb’in en sevgili kulu, sırdaşı, Selâm Sana, Yâ Muhammed Mustafa. Selâm Sana, Peygamberler Sultânı, Gönüller mimârı, canlar cânânı, Mahşer tayfununda, ruhlar mekânı, Selâm Sana, Yâ Muhammed Mustafa. Selâm Sana, ad ve sıfat zengini, Cihana vermedi, Allah dengini, Ve kimseye, o nûrâni rengini, Selâm Sana, Yâ Muhammed Mustafa. Cengiz Numanoğlu SELAMLARIN EN GÜZELİYLE SELAMLIYORUM CAN AHMED KARDEŞİMİ MEVLAMIZA EMANET EDİYORUM HAYIRLI AKŞAMLARIN OLSUN YÜREĞİN DERT GÖRMESİN

  12. ne kadar güzel anltamış Gazze\’yi yazar. Gözyaşları içinde okudum.Allah ölümün en güzelini inş bize de nasip eyler.hayırlı akşamlar "gönüllerin sultanı, tertemiz sevgilerin adamı" hayırlı akşamlar "hiç unutmayan vefalılar vefalısı, gelemeyenlere de giden can insan"hayırlı akşamlar…..

  13. slm güzel kardeşim seninde cuman mübarek olsun gelip bıraktıgın güzel dualar için sonsuzzzz tşk ellerine yüreyine saglık kendine çok cici bak ALLAHA EMANETSİN BY

  14. Rabbimiz Mücahid kardeslerimize cesaret merhamet ve ümit ver…İşgalcilere karşı direnen mücahidlere selam olsun..Rabbimiz Mücahid kardeşlerimize zalimlere karşı yardım et ve üzerlerine sabır ya dır…Rabbimiz zalimlerin tuzaklarını kendi başlarına geçir…Rabbimiz kardeşlerimiz zulüm altında cihad ederken bizleri şuursuz ve duyarsız kılma…Rabbimiz kardeşlerimize iki güzellikten birini nasip et; ya zafer, ya şehadet…Rabbimiz bizleri de o şehit kardeşlerimizle birlikte cennetinde komşu kıl…Rabbimiz bizlere de şehadeti, şehadet bilincini ve bu bilinçle tavizsiz bir hayat sürdürmeyi nasip et…Rabbimiz şüphesiz ki güç, izzet ve şeref ancak senin yanındadır…Rabbimiz bizler sana güvendik, velimiz ancak sensin…Rabbimiz Mücahid kardeşlerimize cesaret merhamet ve ümit ver…Rabbimiz kafirlere ise korku, yılgınlık ve ümitsizlik ver…Rabbimiz bizlere kafirler toplulu una karşı zafer ve başarı ver…Rabbimiz hamd ancak sana aittir, ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım isteriz…aminnnn….aminnn allaha emant olun

  15. ESSELAMUNALEYKÜM VE RAHMETULLAHİ VE BEREKATÜHUHz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: Altı şey güzeldir. Fakat şu altı sınıf insanda daha güzeldir. Adalet güzeldir, fakat ümerada (idarecilerde) daha güzeldir. Cömertlik güzeldir, fakat zenginde daha güzeldir. Verağ (haram olduğu şüpheli olan şeylerden kaçınmak) güzeldir, fakat âlimlerde daha güzeldir. Sabır güzeldir, fakat fakirlerde daha güzeldir. Tövbe güzeldir, fakat gençlerde daha güzeldir. Haya (utanmak) güzeldir, fakat kadınlarda daha güzeldir. Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: Bana 6 şeye titizlikle uyacağınıza dair söz verin, ben de size cennete gireceğinize dair söz vereyim… Konuştuğunuz zaman asla yalan söylemeyin. Söz verdiğinizde sözünüzden dönmeyin. Size bir şey emanet edildiğinde emanete hıyanet etmeyin. Gözünüzü haramdan sakının (harama bakmayın). Elinizi (haramlardan) çekin. İffet ve namusunuzu koruyun! Arkadaşlarım nette dolaşırken aşağıdaki dua ile karşılaştım. Ne kadar içten yazmış kardeşimiz. Allah razı olsun. Hep birlikte amin diyelim. ***Eûzübillâhimineşşeytânirracîm BismillâhirrahmânirrâhîmElhamdülillâhi rabbil âlemîn, essalâtü vesselâmü alâ rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihî ecmeîn. YA İLAHİ! Semadan yeryüzüne indirdiğin yağmur taneleri adedince, yeryüzünde yarattığın ağaçların ve çiçeklerin yaprakları adedince, denizlerdeki kumlar adedince, Sevgili Peygamberimiz Muhammed\’e salat eyle! Hem öyle bir salat eyleki o salat bütün her şeyi aşsın. Yâ ilâhel âlemîn ve yâ ekramel ekramîn ve yâ erhamerrahimîn, kalplerimizi Kur\’an ve iman nurlarıyla nurlandır yâ rabbî. Niyetlerimizi halis eyle, bizlere tam ihlas ve kamil iman nasib eyle. Günahlarımızı affeyle, bize merhamet eyle, bizi her türlü azaptan muhafaza eyle YâRabbî. Senin büyüklüğünü, bizim küçüklüğümüzü bize her zaman duyur YâRabbî. Seni daima yanımızda hissettir, yüzümüzü sana çevir, sana kulluk ettir, senden istet, senden başkasına el avuç açtırma YâRabbî. Dualarımızda bizi samimi eyle, çok dua eden, çok tevbe eden, duası ve tevbesi kabul olan kimselerden eyle Yâ Rabbî. Yâ Azîm, Yâ Kerîm, bütün mülk senindir. Yer senin, gök senindir. Senin her şeye gücün yeter. Bizler gayet aciziz. Sen bize güç vermezsen biz güçlü olamayız, sen bize yardım etmezsen bizler hiçbir şey yapamayız. Elimizi kaldırmamız, yürümemiz, çalışmamız, yiyip içmemiz, hep senin kudretinle oluyor. Bize kalsaydı bunların hiçbirini beceremezdik. Bütün güç senindir. Yer-gök senin elindedir. Senin istediğin şekilde yaşamaya çalışırken bizleri güçsüz bırakma YâRabbî. İradelerimize fer ver, kalplerimize derman ver, gönüllerimize inşirah ver, sinelerimize genişlik ver YâRabbî. YâRabbî, senin üzerimizde o kadar çok nimetin var ki, ne kadar şükretsek azdır. Bizi müslüman olarak yarattığın ve müslüman olarak yaşattığın için sana kainattaki varlıklar adedince şükürler olsun YâRabbî. Bizleri müslüman olarak ölmeye muvaffak eyle. İmanla yaşat, imanla öldür YâRabbi. Bizlere verdiğin nimetlerin hakiki şükrünü eda etmeye bizleri muvaffak eyle. Şükrünü eda edemediğimiz nimetlerden dolayı da bizleri hesaba çekme YâRabbî. Bizlere verdiğin bu hayat ve iman nimetine karşılık, senin dinini yaşamayı ve senin yolunda hizmet ederek, mübarek adını dünyanın her tarafına duyurmayı bize kolay eyle YâRabbî. Senin adının bütün gönüllerde duyulması işinde bizleri kullan YâRabbî. Bu işi yaparken, yerde ve gökte bizler için sevgi yarat, herkes bizi sevsin Yâ Rabbî. Bizi, gerçekten iman etmiş olan, güzel ve salih ameller işleyerek kendisini sevdiğin ve sevdirdiğin kullarından eyle. Bu mübarek hizmetlerin her tarafta boy atıp gelişmesini nasib eyle. Bizlere hizmetten başka bir gaye edindirme YaRabbi.Dinimizi, milletimizi, hizmetimizi daima payidar eyle. Bu güzel hizmetleri başlatanlardan, devam ettirenlerden, şu anda da devam ettirmekte olanlardan ebediyyen razı ol YâRabbî. Onlar hürmetine bize de ömrümüzün sonuna kadar hep hizmet ettir. Yine onlar hürmetine bizi affeyle, bizi onların şefaatine nail eyle, bizi onlarla beraber haşr ve neşreyle. Ailemizi, akrabalarımızı, milletimizi onlar hürmetine cennetlik eyle Yâ Rabbî. Senin yolunda hizmet etmek bizim için, bir lütuftur, bir şereftir, en büyük makam, en büyük payedir. Bu şerefi, bu lutfu bizden alma, bizlere bu payenin hakkını vermeyi nasib eyle YâRabbi. YâRabbî, bizlere dünyada da ahirette de hep güzellikler ver, bizi azaptan koru, bize gücümüzün üstünde yük yükleme, bizi çok zor imtihanlarla imtihan etme YâRabbî. Bizi annelerimizi, babalarımızı ve bütün mü\’minleri hesap gününde affet YâRabbî. Kalplerimizi hep sana açık eyle. Kardeş, dost, muhib, taraftar ve sevenlerin kalp ve gönüllerini sana aç Yâ Rabbî. Bizi işlerimizde, hizmetlerimizde, sıkıntılı anlarımızda yalnız bırakma, rahat anlarımızda da seni unutturma YâRabbî.Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hürmetine, O\’nun şanlı sahabisi hürmetine, senin dostların olan evliya ve asfiya hürmetine, büyüklerimiz hürmetine bu duamızı kabul eyle. AminCUMA\’MIZ MÜBAREK VE HAYIRLARA VESİLE OLSUN İNŞALLAH AHMED ABİM

  16. Esselemanun Aleyküm Abim çok üzel şeyler yazmışsın Spaces Alanına Rabbim Arttırsın Herşey Gönlünce olsun…. Kardeşin….. YaSeMiN….. SeLaM Ve DuA İLe……

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s