Kalbin direnişini kaybedenler, ellerindekileri imkânı da dillerindekileri fırsatları da kullanamazlar, kullanmazlar…

Biz "ateşkes"meyeceğiz!

 Adı İmtisal. Yaşı henüz 10 bile değil. Yirmi gün boyunca sokaklarda sabahladı. Karanlığın soğuk koynuna sarıldı. Sadece gecenin değil, gecenin gömleğini yırtarak savrulan alevlere direndi. Kalbi kaç kez kaç gürültüyle delindi, delindi, delindi. Sonunda evine döndü.

Sokağının başında şöyle bir durdu. "Ateşkes" sonrasıydı. Yokluklar içindeki sokaklarında yine de yankılanan çocuk seslerini duymak istedi. Ama ne sokak yerindeydi, ne de evleri onu bekliyordu. Evlerinin enkazında ilk bulduğu yırtık bir gömlekti. Annesini emen küçük kardeşinin gömleği. İlk hıçkırığı yırtık gömleği bir daha deldi. Sonra okul çantaları çıkıverdi. Tozluydular. Belki de kanlı. Dört tane. Onlar da İmtisal’in kardeşleri. Yeni hıçkırıklar geldi. Annesi, babası, amcaları, kardeşleri, hem gözlerinin önünde, hem de kendi evlerinde hiç sebepsiz kurşuna dizilmişti. Şimdi annesizlik kalbinde bin yangın İmtisal’in. Şimdi babasızlık bin köz gibi büyüyor göğsünde. Her kardeşin hasreti bin ateş İmtisal’in gönlünde. Söyleyin ey zalimler, ateşi kesseniz de, ateşi kesilir mi İmtisal’in?

 

Şifa Hastanesi’nde ateşi yükseliyor hastaların. Pek kesilecek gibi değil. Dinleme aletleri sahipsiz. İlaçlar yetersiz. Yanmış hastaların acıları tarifsiz. Yaralıların yüzü bir daha aynaya bakamayacakları kadar parçalanmış. Dr. İhab Medhun, Dr. Muhammed Ebu Hasira’nın odaları boş. Ambulansa ateş açılmış. Doktorlar da öldürülmüş. Ateşkesten sonra fark edildi bıraktıkları boşluk. Tek taraflı "ateşkes"miş zalimler ama hastaların ateşi kesilmiyor. Ateş kesildi ama Dr. İhab, Dr. Muhammed’in kızlarının yetim kalplerinde ateş hiç kesilmiyor. Yetimlerin ve öksüzlerin hepsi yanıyor, kanıyor, ağlıyor. Ah’larının yalazına yürek dayanmıyor.

"Bu dünyada yaşıyor muyum bilmiyorum" diyor Delal Ebu Ayşe. On üç yaşındaki bir çocuğun ağzından duymaya alışık olmadığımız kadar yakıcı bu cümle. Ailesinden kimse kalmamış. "Babacığım.." deyip de sarılacağı biri beklemiyor Delal’i. Çaldığı hiçbir kapının ardında bir anne sıcağı olmayacak. Kardeşi, henüz dört yaşındaydı ama yanmayı öğrendi. "Annem dört yaşındaki kardeşimi kucağında taşırken tamamen yanarak hayatını kaybetmiş." diyor. Zar zor ayakta duruyor. Konuşması derin hıçkırıklarla kesiliyor. Ailesinden geriye kalan tek canlı kedileriymiş. Kedinin gözlerinde aradığı teselliyi bir türlü bulamıyor. Ateşkes günlerinde evinin sıcağını arıyor Delal. Bulamıyor. Ve yaşadığını bilmeyecek kadar sancılar içinde kıvranıyor. Ateş, düştüğü yerde, Delal’in minicik ruhunda yanmayı sürdürüyor. Zalimler tek taraflı ateş kesiyor ama Delal’in her tarafı ateş kesilmiş.

 

"Kim bir kötülük görürse onu eliyle düzeltsin, buna gücü yetmezse diliyle düzeltsin. Buna da gücü yetmezse, kalbiyle buğz etsin. Bu imanın en zayıfıdır." Böyle diyor Şefkat Peygamberi (asm). Bizim "çok büyük iş" sandığımız elle veya dille engellemeye değil de, özellikle kalbin direnişine vurgu yapıyor. Kalbiyle buğz etmeyi "iman" olarak niteliyor. Zayıf olsa da "iman!". Küçük olsa da "iman!" Cılız da kalsa "iman!". Bir şey "iman" olarak nitelenmişse, zayıf da olsa önemlidir, az da olsa çoktur. Çünkü başka her işi anlamlı kılan imandır. Varlığın hepsini arkada bırakan bir önceliktir iman. Eşyanın cümlesini aşağıda bırakan bir yükseliştir iman. Bir eylemin arkasında iman yoksa, o eylem anlamını kaybeder, sahteleşir. Eylemi "salih" eyleyen "iman"dır. "İman edenler ve salih amel işleyenler…" "İman", ameli sahici kılan iksirdir. İmansız eylem, ne kadar büyük olursa olsun küçüktür. Zayıf da olsa o "iman"dan yoksun isek, yani kalbimizdeki buğzu kaybetmişsek, dilimizle yapacağımız itirazı da, elimizle yapacağımız karşı koyuşu da baştan yitirmişizdir. Allah adına olan o buğz, yani zulme nefret, olması gereken yerde değilse, dilimizin ettikleri de, elimizin ettikleri de boşa çıkar. İşte bu yüzden, elimizden ve dilimizden bir şeyin gelmediği durumlarda da, kalbimizden gelen, kimsenin engelleyemeyeceği o direnişi, o özgür ateşi imanımız adına diri tutmamız gerek.

Zalimlere karşı kalbimizdeki buğzumuzu yitirirsek, dilimizle yapacağımız bir şey kalmaz, duayı unuturuz. Sesimiz nefesimiz boşluğa düşer. Dil ile yapacağımızı yitirdiğimizde de, elimizle yapacak bir şeyimiz kalmaz, ellerimiz boşa çıkar. Kalbin direnişini kaybedenler, ellerindekileri imkânı da dillerindekileri fırsatları da kullanamazlar, kullanmazlar.

Kalbimizin direnişi için İmtisallerin, Delallerin, Ömerlerin, İbrahimlerin ve daha nicelerinin kalbini dağlayan o tarifsiz ateşlerin kesilmediğini/kesilmeyeceğini hep hatırlayacağız. Kalbimizde özgürce yakabildiğimiz o direniş ateşini hiç kesmeyeceğiz. Zulmete nefret, zalime buğz ateşi hiç sönmeyecek kalbimizde. İmanın zayıfını da kaybedersek, ne kalır elimizde, ne kalır dilimizde? Hayır, hayır! Hiç ateş kesmeyeceğiz, Hiç!.

 Senai DEMİRCİ


Reklamlar

14 Yanıt

  1. Rabbimiz Mücahid kardeslerimize cesaret merhamet ve ümit ver…İşgalcilere karşı direnen mücahidlere selam olsun..Rabbimiz Mücahid kardeşlerimize zalimlere karşı yardım et ve üzerlerine sabır ya dır…Rabbimiz zalimlerin tuzaklarını kendi başlarına geçir…Rabbimiz kardeşlerimiz zulüm altında cihad ederken bizleri şuursuz ve duyarsız kılma…Rabbimiz kardeşlerimize iki güzellikten birini nasip et; ya zafer, ya şehadet…Rabbimiz bizleri de o şehit kardeşlerimizle birlikte cennetinde komşu kıl…Rabbimiz bizlere de şehadeti, şehadet bilincini ve bu bilinçle tavizsiz bir hayat sürdürmeyi nasip et…Rabbimiz şüphesiz ki güç, izzet ve şeref ancak senin yanındadır…Rabbimiz bizler sana güvendik, velimiz ancak sensin…Rabbimiz Mücahid kardeşlerimize cesaret merhamet ve ümit ver…Rabbimiz kafirlere ise korku, yılgınlık ve ümitsizlik ver…Rabbimiz bizlere kafirler toplulu una karşı zafer ve başarı ver…Rabbimiz hamd ancak sana aittir, ancak sana kulluk eder, ancak senden yardım isteriz…aminnnn….aminnn.. ..aminnn ya Rabb…….ESSELAMÜN ALEYKÜM ABİCİM HAYIRLI AKŞMALRA CAN ABİM

  2. Filistin için duaya davet Yeryüzünde zulüm kol geziyor. Mazlumlar "ahh!" ediyor, zâlimler habire zulümlerini artırıyor. Mâsum insanlar katlediliyor. Zulmün insanlığa yansıyan görüntüsü Filistin\’den aksediyor. Dünya televizyonları Filistin\’deki vahşeti toplumlara duyuruyor, gösteriyor, seyrettiriyor; kısacası dünyanın neresinde olursa olsun "insan"ları olan vahşetten haberdar ediyor. Halklar tepkilerini gösteriyor, devletleri ellerine geçirenler zulümlere aldırış bile etmiyor. Hatta çoğu destek bile veriyorlar. Zâlimlerin ve zâlimlere destek veren mel\’unların canları cehenneme; lânetullahi aleyhim ecmain…Siyonist Yahudilerin Filistin\’deki katliamına bedduadan gayri bir şey yapamıyoruz. Halkın elinden başka birşey gelmiyor. Bizler de elimizden geleni yapalım. Neler yapacağız? Yapacaklarımızı sıralayarak sizleri zalimlere bedduaya davet ediyorum. Duamız dünyanın her neresinde bir mazlum zulüm görüyorsa onun biran evvel kurtuluşuna; bedduamız Siyonist Yahudilerin kahr-ı perişanlığına olacaktır.Yapacaklarımız:1- Bu akşamdan itibaren gecenin ilk üçte ikisi geçtikten sonra yataktan kalkacağız.2- Abdest alıp en az 2 rek\’at teheccüt namazı kılacağız.3- Yüz defa Estağfirullah çekeceğiz.4- Kırkbir defa Fil Suresi\’ni okuyacağız.5- Çokça "YA KAHHAR" ismini okuyacağız.6- Sonra ellerimizi açıp şöyle dua edeceğiz:EuzübillahimineşşeytanirracîmBismillâhirrâhmânirrâhîm…Elhamdülillahi Rabb\’il Âlemin. Vesselât-u vesselâmu alâ seyyidina Muhammed\’in ve alâ alihi ve ashabihi ecmain.Ya ilahelalemin…Yalnız Sana ibadet ediyor ve yalnız Senden yardım diliyoruz. İbadetlerimizi kabul, dualarımızı makbul eyle. Sana yöneliyoruz bizleri katından boş çevirme.Ya Rabbî! Yeryüzünde zulüm en iğrenç boyutlarda icra ediliyor. Zalimler alabildiğince azdılar. Mazlumlar gözyaşlarını kan olarak akıtıyorlar. Canları bedenleri parçalanarak alınıyor. Mazlum bebekler, çocuklar, kadınlar ve ihtiyarlar katlediliyor. Akla hayâle gelmedik işkenceler yapılıyor.Allah\’ım! Mazlumlara yardım eyle. Onları himaye eyle… Acılarını dindiriver.Zâlimleri islâh eyle, onları hidayete sevkediver. İslahları ve hidayetleri mukadder değilse Ya Rabbî, Sana havale ediyoruz; cümlesini kahr-u perişan eyle. Ellerindeki gücü alıver, tekniklerini işe yaramaz hâle getiriver. Başlarına musibet yağdırıver. Birbirlerine düşürüp birbirleriyle boğuşarak imhalarını gerçekleştiriver.Ya Rabbî! Siyonist Yahudiler yıllardır yaptıkları katliamların şu günlerde dozajını artırdılar. Filistin\’de Senin Müslüman kullarına alçakça zulmediyorlar. Bebeklerin, çocukların, kadınların ve mazlumların canlarını bedenlerini parça parça ederek katlediyorlar. Elimizden Sana iltica etmekten gayri bir şey gelmiyor. Gözyaşlarımız sel oluyor. Yediklerimiz içimize sinmiyor. Ebabillerini bekliyoruz. Kâbe\’ni yıkmak için gelenleri helâk ettiğin gibi Siyonist Yahudileri de Ebabillerinle imha ediver. Mazlum kardeşlerimizi can dayanmaz vahşetten kurtarıver Allah\’ım…Siyonizm, dünyada kangrenlenmiş bir çıban başıdır. Etrafa zarar vermektedir. Yok ediver Allah\’ım…Bunlar Tevrat\’ı, İncil\’i bozdular. Kur\’ân\’ına akla hayale gelmedik saldırılarda bulunuyorlar. Sen Kur\’ân\’ını koruduğun için O\’na zarar veremiyorlar. Bu hainleri ihanetleri içinde boğuver Ya Rabbî…Allah\’ım! Siyonist Yahudiler Filistin\’i gasbettiler. Senin Beyt\’in Mescid-i Aksâ\’yı işgal ettiler. Mescid-i Aksa topraklarında fesatlarını yayıyorlar. Müslüman kullarını katlediyorlar. Topraklarına kastediyorlar. Allah\’ım! Yeri zalimlerin ayaklarının altından sallayıver. Onların şerlerinden Sana sığınıyoruz… Onların helâklerini Müslümanlara biran evvel gösteriver. Bizlere, onlar üzerinden kudretinin olağanüstülüğünü göster. Onları hezimete uğrat ve Müslümanlara zaferler nasib eyle.Allah\’ım! Senin yolunda savaşan kullarını hep zaferle mükâfatlandır.Allah\’ım! Filistin\’deki Müslüman kardeşlerimiz Siyonist saldırılar altında can veriyorlar, esir ediliyorlar, işkence görüyorlar, topraklarına kastediliyorlar. Onları bu zulümden koru ve kurtar. Onlara kararlılık ver. Zürriyetlerini hayırlı kimseler eyle.Allah\’ım! Dünyada devletleri ellerine geçirenler (çok azı müstesna) Siyonist İsrail\’e imtiyaz payesi veriyorlar. Bu payeyi ve bunu verenleri ellerinden alıver.Allah\’ım! Daha önce Lübnan\’da verdiğin gibi Gazze\’de de Siyonist Yahudilere layık olduklarını veriver.Bedr\’in arslanlarına yardım için gönderdiğin melekler ordusunu, Gazze arslanlarının yardımına da gönder Allah\’ım!Siyonistleri kendi kurdukları tuzakta imha ediver.Gazzeli Mücahidlere yardım eyle. Onları siyonizme karşı galip eyle. Onların şehidlerini Adn Cennetlerine koy… Yaralılarına âcil şifalar ver… Gazilerine sabırlar ihsan eyle… Kardeşlerimizi Siyonizmin insafsızlığına bırakma…Allah\’ım! Ebu Leheb\’in ellerini kuruttuğun gibi, Siyonistlerin ellerini de soylarını da kurut. Gönder azabını zâlim Siyonistler üzerine. Tuzağına düşür cani İsrail sürüsünü. Onların hesabını çabucak görüver Allah\’ım.Hasbinallahu ve ni\’mel vekil…AMİN

  3. Ey Filistin,Ey nebiler beldesi,Kalkmıştır üstünden gölgesiÖmer’in ve Selahaddin’inVe Abdülhamid-i Sani’nin,Şimdi İshak yastadır ve İbrahim,Nicedir akan İsmail’in kanıdır.***Ey Filistin,Andolsun zamana,İncire ve Zeytine ve Sinîn’eVe ince ince süzülerek Gazze’yeSabra’ya, Şatilla’ya, Cenîn’eAkan kana andolsun,Yazgın yazgımdır, yasın yeminim,Hıyaneti tevil etmeyeceğim.Ruhunu satlığa çıkarmışların,Ve korkakların ve Allah’ı unutanlarınÜstümüze boşalttığı utancı faş etmeden,Tel’in etmeden zulmü,Ruhumu teskin etmeyeceğim…***Ey Filistin,İbrahim’in mehceri, Musa’nın hülyası,Yuşa’dan beri işgal altındaki Filistin.Halife Davud’un, mülkler sahibi Süleyman’ınVe Üzeyr’in ve Zekeriyya’nın ve Yahya’nın yurdu.Sen ki bağrına nebiler gömerek bekleyendin;“Ben gideyim ki O gelsin” demişti İsa,Çevresi mübarek kılınmış mescidi,O “En Uzak Mescid”i kalbimiz kadar yakın eden Mirac Sahibi’ni bekledin.Geldi.Yüzüne renk geldi dünyanın,Su yürüdü damarlarına Zeytin Dağı’nın kadim ağaçlarının.Elleri birleşti İsmail’le İshak’ın.***Nebiler Sultanı’nın işaretlediğiZamana dek, Mesihler çağına dekBu direniş sürecek.Ne zaman gök misafirYarım kalan evrensel şarkıyı tamamlayacak,O zaman dinecek evrensel acımız,Kılıç o zaman kınını tanıyacak.DAİM DUA İLE NŞALLAH CAN AHMED KARDEŞİM SEVGİLER SELAMLAR "Hüzünle titreyen gönle ince bir âh dokunur,Kalbi kırık olanın kalbine H.z Allah dokunur"…

  4. SLM CNM KARDEŞİM GÜNÜN GÜZEL VE AYDIN OLSUN DİLERİM YAŞAMDAN İSTEDİĞİN HERŞEY KABUL OLSUN ALANIMA BIRAKTIGIN GÜZELLİKLER İÇİN SONSUZZZZZZZZ TŞK KİB ALLAHA EMANETSİN BY

  5. "Aşk nedir? dediler Mansur\’a Sabredip bekleyin dedi Üç güne varmaz görürsünüz Önce kollarını ayaklarını kestilerHer uzvu Aşk dedi Astılar, bedenini o yine Aşk dedi Yakıp küllerini nehre saçtılar Her bir zerresi Aşk ile Enel-Hak dedi

  6. herzaman dualarımızla kardeşlerimizin yanındayız mevlam onlara güç kuvvet sabırlar versin herzaman dualarda dualaşmak ümidiyle mevlama emanet olun mevlam razı olsun sizden

  7. Mahçubum sana karşı bebeğimCoğrafyamı bombalardanÜlkemi yağmalardanHalkımı horlamalardaKoruyamadımBenliğimi kimliğimi savunamadımÖğretemedim sana Tarihini kültürünü uygarlığınıAf et bebeğim beni af etSeni soysuzlaştırdımYoksullaştırdımUşak oldun başkalarınaMaşa oldun elini yaktınEller yedi sen baktınAf et bebeğim beni af etSelam ve dua ile Allah\’a emanet ol değerli kardeşim.

  8. Kalplerimizin şanlı bayrağı… Ağıt yakmak için erken… Hangimiz ölürsek ölelim, direniş sürecek… İçimizde biriken acıyı da devralacak bizden sonra gelen… Kalbinde her zaman ateşten küçük bir elmas taşıyacak… Gözleri öyle parlayacak ki hem acılar içinde kalıp hem de berrak bir deniz dibi gibi o muhteşem masumluğuyla dünyaya bakacak… O konuşmaya başlayınca kâinat sessizleşecek, kelimeleri, yıldızlar gibi gökyüzünde akacak…Dünyanın ilk günlerinden beri kaç kişi, hiç anlaşılmadan, çoğalamadan, acılar içinde, o masum duruşlarıyla göçüp gittiler öte dünyaya… Ölmeden önce, o son ana kadar, hep iyilik düşündüler, kötülüklere karşı direndiler, insanları bir araya getirmeye çalıştılar… Ve güzel bir fidan diktiler o son nefeslerinde, son bir gayretle toprağa… Ondan sonra, o göçüp gittikten sonra, onu sevenler, o yaşarken ondan esirgedikleri sevgilerini bir gözyaşı seli gibi onun diktiği fidanın bereketli toprağına akıttılar, fidanı yeşerttiler…Şimdi, dünyada o ilk cinayetin işlendiği andan itibaren, hepimiz birer Habil olarak Tubal-Kain’lere karşı savaşıyoruz… Onlar bizi öldürdükçe, bizim için akan gözyaşları hep daha çok akacak ve hiç kesilmeyecek… Toprağa diktiğimiz bu fidanlar o güzel insanların gözyaşlarıyla sulanıp, hepimizden daha güçlü büyüyecek, kötülüklere karşı direnecekler…Bu yüzyılda çevremizdeki kuşatmanın teknolojik olarak artması, bizi yıldırmasın… Teknolojileri ne kadar gelişirse gelişsin, onlar bir canlı yaratamazlar… Kalbin zümrüt tepelerini bilmez onlar… Dünyada yaşanan zulümler arttıkça, acılar içinde kalıp, ateşte yanarak, kor haline gelsek bile bizim masum direnişimizi engelleyemez bu inisiye olmuş klanlar… İnsanların birbirlerine olan zulümlerini engellemek için başlatılan bu direniş, yıllar süren yolculuğunda, zaman zaman ideolojik bir kimliğe bürünse de aslında teolojiktir… Varlıkla ilgilidir… İnsanın şeytan’la olan mücadelesidir… İyiliğin her şartta, her şekilde, her ortamda sürdürülme gayretidir…Bizler varlığımızın sahibini biliyoruz, rahatız… Öte dünyaya inandığımız için bu dünyada iyilikler adına kötülerle mücadelede her zorluğu göze alabiliriz… Kalbimiz, direnişimizin bayrağı, aklımız onun direğidir…Bu bayrak her zaman bu topraklarda Cenab-ı Hakk’ın yardımıyla dalgalanacaktır… O en son anda bile toprağa dikilen bu masum fidan, bizim, iyilerin, kalplerimizin şanlı bayrağıdır… Bu bayrağı dalgalandıran ise Cenab-ı Allah’ın bize üflediği ruhudur.O istemedikçe bize hiç kimse hiçbir şey yapamaz…Yeryüzünde her zaman kalbin bayrağını taşıyanlar olacaktır… Onlar birbirlerini hiç konuşmadan tanıyıp, sessizce anlaşacaklardır…Şimdi, bizim, bir araya gelme zamanımızdır…Allah, rahmetini üzerimizden eksik etmesin… Bize bütün kötülükleri durduracak masum bir çocuğun kalbini nasip etsin…Bu kalbi her türlü kötülükten korusun… Kalbin bayrağını bu toprakların üzerinde sonsuza kadar dalgalandırsın…Bu ilahi bayrağın altında hepimiz hangi kökten, hangi dinden gelirsek gelelim, sonsuz bir güven içinde hep birlikte kardeşçe güzel bir hayat sürelim… Habil’le Kabil’in, o ilk kardeş cinayetinin acısını böylece birbirimize unutturmaya çalışalım… İnşaAllah… Kalplerimizin şanlı bayrağı… Ağıt yakmak için erken… Hangimiz ölürsek ölelim, direniş sürecek… İçimizde biriken acıyı da devralacak bizden sonra gelen… Kalbinde her zaman ateşten küçük bir elmas taşıyacak… Gözleri öyle parlayacak ki hem acılar içinde kalıp hem de berrak bir deniz dibi gibi o muhteşem masumluğuyla dünyaya bakacak… O konuşmaya başlayınca kâinat sessizleşecek, kelimeleri, yıldızlar gibi gökyüzünde akacak…Dünyanın ilk günlerinden beri kaç kişi, hiç anlaşılmadan, çoğalamadan, acılar içinde, o masum duruşlarıyla göçüp gittiler öte dünyaya… Ölmeden önce, o son ana kadar, hep iyilik düşündüler, kötülüklere karşı direndiler, insanları bir araya getirmeye çalıştılar… Ve güzel bir fidan diktiler o son nefeslerinde, son bir gayretle toprağa… Ondan sonra, o göçüp gittikten sonra, onu sevenler, o yaşarken ondan esirgedikleri sevgilerini bir gözyaşı seli gibi onun diktiği fidanın bereketli toprağına akıttılar, fidanı yeşerttiler…Şimdi, dünyada o ilk cinayetin işlendiği andan itibaren, hepimiz birer Habil olarak Tubal-Kain’lere karşı savaşıyoruz… Onlar bizi öldürdükçe, bizim için akan gözyaşları hep daha çok akacak ve hiç kesilmeyecek… Toprağa diktiğimiz bu fidanlar o güzel insanların gözyaşlarıyla sulanıp, hepimizden daha güçlü büyüyecek, kötülüklere karşı direnecekler…Bu yüzyılda çevremizdeki kuşatmanın teknolojik olarak artması, bizi yıldırmasın… Teknolojileri ne kadar gelişirse gelişsin, onlar bir canlı yaratamazlar… Kalbin zümrüt tepelerini bilmez onlar… Dünyada yaşanan zulümler arttıkça, acılar içinde kalıp, ateşte yanarak, kor haline gelsek bile bizim masum direnişimizi engelleyemez bu inisiye olmuş klanlar… İnsanların birbirlerine olan zulümlerini engellemek için başlatılan bu direniş, yıllar süren yolculuğunda, zaman zaman ideolojik bir kimliğe bürünse de aslında teolojiktir… Varlıkla ilgilidir… İnsanın şeytan’la olan mücadelesidir… İyiliğin her şartta, her şekilde, her ortamda sürdürülme gayretidir…Bizler varlığımızın sahibini biliyoruz, rahatız… Öte dünyaya inandığımız için bu dünyada iyilikler adına kötülerle mücadelede her zorluğu göze alabiliriz… Kalbimiz, direnişimizin bayrağı, aklımız onun direğidir…Bu bayrak her zaman bu topraklarda Cenab-ı Hakk’ın yardımıyla dalgalanacaktır… O en son anda bile toprağa dikilen bu masum fidan, bizim, iyilerin, kalplerimizin şanlı bayrağıdır… Bu bayrağı dalgalandıran ise Cenab-ı Allah’ın bize üflediği ruhudur.O istemedikçe bize hiç kimse hiçbir şey yapamaz…Yeryüzünde her zaman kalbin bayrağını taşıyanlar olacaktır… Onlar birbirlerini hiç konuşmadan tanıyıp, sessizce anlaşacaklardır…Şimdi, bizim, bir araya gelme zamanımızdır…Allah, rahmetini üzerimizden eksik etmesin… Bize bütün kötülükleri durduracak masum bir çocuğun kalbini nasip etsin…Bu kalbi her türlü kötülükten korusun… Kalbin bayrağını bu toprakların üzerinde sonsuza kadar dalgalandırsın…Bu ilahi bayrağın altında hepimiz hangi kökten, hangi dinden gelirsek gelelim, sonsuz bir güven içinde hep birlikte kardeşçe güzel bir hayat sürelim… Habil’le Kabil’in, o ilk kardeş cinayetinin acısını böylece birbirimize unutturmaya çalışalım… İnşaAllah…(ALINTI)SELAM VE DUA İLE CANIM KARDEŞİM DUALARINDA ABLACIĞINIDA UNUTMA EMİ CANN.

  9. Olurda bir namaz sonrası bulur mu beni ölüm ?En elzem anımda, en ihlaslı halimle….Affıma vesile olur mu kendimce nasuh saydıgım tevbelerim ,şükrünü eda edemeden kıldıgım huşusu mechul secdelerim….Unutuklarımı unutmamasına karşın kalbimdekileri en iyi bilen Rabbim kurtuluşumu bir namaz sonrası titreyen yüreğime ve günahkar dilimden dökülemeyen uzun hecelere gizler mi…? Ve….. Bir cuma sonrası bulur mu beni ölüm…?En elzem anımda , en aşk dolu halimle….Tüm noksanlıklarımı gören,görmeyi beceremediklerimi bilen Rabbim Er – Rahman ismiyle muamele edip bağışlar mı cehennem misali dünya hayatımı…Sonsuz affedici ,merhamet ve kerem sahibi O!..Geri çevirir mi kapısına boynu bükük geleni…? Ve…. Ellerim semada bulur mu beni ölüm…?En elzem anımda en pişman halimle….Dünyayı kendine zindan bilemeyen kalbim atar mı son kez seccadem üstünde…Veda edemediğim hayallerime bir el sallayacak vakti verir mi ecelim bana ve hızına yetişememe ragmen nasıl gectiğinide anlamadıgım zman son dklarını kurban eder mi benim ölümüme…? Ve… Bir istanbul akşamı bulur mu beni ölüm….?Namaza durmuşken tüm azalarım sonlanır mı sonu gelmeyen isteklerim,şikayetlerim…Yüzüm kıbleye dönük,kapanır mı gözlerim…Ahirete dair düşlerim…O\’nu anlatamayan kelimelerim….Gercekleştirilmeyi bekleyen amellerim küskünken bana ve gönlüm hasretken bahara ,daha kaç kez yagmurda ıslanır,daha kaç sonbaharda sonu bekler yüreğim…? Ve… Medine yollarında bulur mu beni ölüm….?En elzem anımda,en özlem dolu halimle…Huzuruna cıkmaya yokken yüzüm ve şefaatine muhtaclıgım olsada hüznüm… boş yaşanmışlıklar yakarken içimi,kavrulur mu tüm günahlarım yüreğimdeki ateşte!.Tüm yoldaşlarımla yollarımı ayıran ,hayatla bagımı koparan Rabbim yanışlarımı , gözyaşlarımı Rahmet yağmurlarına dönüştürür mü o büyük gün…? Ve…. Hayırla sonlanan yaşamlar duragında bulur mu beni ölüm….?Zaman atım bu durağa vardıgında arkamda bıraktıklarım ağlar mı ardımdan….Ellerim,bedenim,sahiplenmişliklerim şahidim olurken kaçamadıklarım ,sığdıramadıklarım,düşünemediklerim defterimin yönünü degiştirir mi ?Binlerce soruyla savaşırken beynim ve \’\’ölüm var\’\’ demeye alışkınken dilim ,bir tebessümle sonlanır mı dünya hayatım…huzur ikliminin tadına varıp ,dolar mı sevniçle yüreğim…. Ve… Evet… Bir gün benide bulacak ölüm…belki en elzem anımda belki en ummadıgım anda…\’\’inna lillahi ve inna ileyhi raciun\’\’ benim arkamdan söylenecek bir gün…işitemediğim sela benim ölümümü duyuracak…Güneş bensiz bir sabaha doğacak,rüzgar benim olmadıgım kentte esecek,hissetmiyecek tabiat yoklugumu,bensiz gececek her gün…Ruhum fatihalar arayacak,hatırlanmak isteyecek….ölüm benide bulacak bir gün….O dem ki perdeler kalkar perdeler iner…azraile hoşgeldin diyebilmektir hüner….Ölüm güzel şey budur perde ardından haber ,güzel olmasaydı hiç ölür müydü peygamber((S.A.V).)…(N.f.k) üstadın sözleri gibi korkusuzca bekleyecekmiyim ölümü….?amellerim yetecek mi ,istedigim başlangıclara….Özlemişken…cok özlemişken …ellerim uzanacak mı tertemiz baki hayatıma……Beklenen gün üzerine kutsal saydıgım Çilem!Yetişecek misin imdadıma…?Bil işte ne umutlar bagladım ,benliğimden gecipte geldim ben sana….!selam ve dua ile can kardeşim Ahmed-i nur…

  10. Yaşamayı Unutmak…Yaşamayı unutarak yaşıyoruz. Gözlerimizin içine içine bakan hayatın neresindeyiz çok zaman? Size, gözlerini (yerinden) oynatırcasına bakan bir çocuğa bakmadan bir adım atabilir misiniz! Kaç çocuk bakışı her an bir köşebaşından sana. Her an kaç aşk bakışıyla bakar yaşamak sana… Bunu bir söyleyen olmadı mı Allah aşkına? Nefeslerin söylemiştir de; duymamışsındır. Duymamışsındır; günün gecenin selamını. Oldu mu şimdi! İşin ne senin öyle koşturuyorsun da… Ne çocukların gözyaşını silmeye gücü yetiyor yaptığın işler, ne de bir annenin feryadını dindirmeye…“Yaşamak nedir?” diye sorduğun oldu mu kendiciğine? Bir daha, bir daha, yeniden, kaç defa? Yoksa “sen” aldığın nefeslerin, dallarda şen şakrak kuşların, alnına sıvanan rüzgârların farkında falan değil misin? Bir yalan, bir inkar, bir inat, bir olmaz murat için/de koşuyor olmayasın!… ve ah ki… vah!Gündelik işlerin… Seni delik deşik eden manşetlerin şehvetinden başını çeviremeyişin hayra alâmet değil. Adalet de değil bu. Sözlerini “geveze” ettiğin yetmediği gibi…Bakışlarını da…Adımlarını da…Duyuşlarını da… “geveze” etmişsin; iyi etmemişsin.İstersen “bir bilene” sor. Bir bileni bulman için de s/ana “kılavuz” gerek.Öf, yordun beni!Bu ne gürültü böyle! Kanser mi oldu âlem! Yalanla doğrular bu kadar karışmış mıydı? Ekmekler bu kadar tatsız olmamıştı belki.Bu kadar suni/yapay/yapmacık/gayr-ı fıtrî… bir zamanın şahidi olmak da varmış! Varmış işte! Hayatımızın bunca rol; rolümüzün bunca hayat oluşu… Perdeli/nerdeli… Ve en can alıcı yanlarımızın rendelene rendelene… Ve “yine” bir cümleyi bitir(e)meden… Hayatımızın cümlesini kur(a)madan çalarsa kapı/m diye…… korkuyor, korkuyorum.Bunlar bir karamsarlık fotoğrafı olsun diye değil; adını koymak adına… Bir hayal olsa/ydı gördüklerim. Bu nezaketsizliği, hissizliği, arsızlığı, yarsızlığı bunca sahipleniş neyin nesi?!…İnsana nefes başı insanlık yaraşır. Adım başına lazım şeylerin ne/ler olduğunu koynumuzda gezdiriyor muyuz?Bize yaraşan şeylerin mi… yoksa nelerin yarışındayız?Yoksa dem be dem ağlarız; dem bu demin her an taptaze demlenmiş gelen mevsimlerin, hayatın merhabasını duymaz isek… Her an: “Ne oluyoruz?!…” diye yüreğimiz elimizde… patlayacak bombaların “patlamadan” ölüsü oluruz. En iyisi “yaşamayı” unutmadan yaşamak.Kaldır başını! Bak gökyüzü, bulutlar, güneş, yıldızlar… Belki ihtiyacın var! Ha bitti bitecek bir hayatın var. Git, bir çiçeği kokla! Pencerene gelen kumrulara buğdayın, merhametin yok mu? “İnsan” olduğunu nerelerde hatırlıyorsun en çok? Bir çetele tut! Bir dânen var mı toprağına usulca bırakacağın? Ne bir besten var ne de ziyaret edeceğin bir hastan… Öf, yoruyorsun beni ve kendini; haberin yok! Aynaya bak! Gözlerin yuvalarından çıkmış! Çok da malın mülkün var. Dağıt da bunları; hafifle! Ellerini ve kalbini elden/gözden geçir! Hayatı kokla! Sık sık çal kalbinin kapısını…… orda mı? Ali HakkoymazALLAH razı olsun..hayırlı cumalar..s.a.

  11. Anne,bak…Şuradaki çocuklara.Elleri çamur içinde ne güzelde şekil veriyorlar öyle…Anne,Anne,barbie bebeklerimi versem değişirler mi çamurdan oyuncaklarını benimle?Onların anneleri kızmıyor mudur ellerini çamura bulaştırmalarına?Yoksa anne,tek oyuncakları çamurdan yaptıkları şekiller midir?Anne söylesene…Anne,bak…O çocukların ayaklarındaki terliklere…Terlikler kışın da giyilir mi anne?Öyleyse sen neden yaz bitiminde kaldırıyorsun dolaba terliklerimi?Anne ayaklarında çorapta yok üstelik…Üşümüyor mudur onların ayakları?Ve ağrımıyor mudur karınları?Kızmıyor mudur onların annesi? “Çorap giy ayağına” diye…Anne susma,söylesene…Anne,bak…Ellerinde kuru bir ekmek…Doyuyor mudur karınları onunla?Sıcak yemek yemeden doyar mı anne karınlar?Daha mı tatlıdır,içi boş,kuru bir ekmek?Anne,hadi söylesene…Anne neden sustun?Ne düşünüyorsun anne?Hani şükretmekten bahsetmiştin ya,Şimdi mi yapmalıyım onu?

  12. Acı / Seni de Vururlar Bir Gün Ey AcıSeni de vururlar bir gün ey acı Uçuşup durduğun kanatlarından Sazın sözün türkülerin tükenir Ellerin koynunda kalakalırsın Şakaklarına kar yağıyor bilesin ey acı Gül açan yüzlerimizde Göğeriyor rengin senin de… hayırlı geceler kardeşim daha güzel yarınlara ulaşmak dileğiyle ALLAH a emanet olunuz

  13. GENERALİM TANKINIZ NE GÜÇLÜTankınız ne güçlü generalim,Siler süpürür bir ormanı,Yüz insanı ezer geçer.Ama bir kusurcuğu var;İster bir sürücü.Bombardıman uzağınız ne güçlü generalim,Fırtınadan tez gider, filden zorlu.Ama bir kusurcuğu var;Usta ister yapacak.İnsan dediğin nice işler görür, generalim,Bilir uçurmasını, öldürmesini, insan dediğin.Ama bir kusurcuğu var;Bilir düşünmesini de. insan zekasını hayırlı işlere kullanması dileğiyle iyi geceler diliyorum… güzel ,aydınlık bir yarın dileğiyle; ALLAH a emanet olunuz kardeşim

  14. Allah razı olsun abi inş RABBİM müslüman kardeşlerimizi en yakın zamanda feraha ulaştırır.Abi bu yazıyı bloğa alabilirmiyim

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s