“Nereden geliyorum?” “Burada ne işim var?” “Nereye gidiyorum?” …

YARATAN RABBİNİN ADI İLE OKU!
ZAMAN DURMUYORDU. Ömrüm her geçen an tükeniyordu. Ruhuma bir acı çökmüştü. Kendimi yalnız bir başıma, çaresiz hissediyordum. Bana büyük bir lütuf olarak Yaratıcı tarafından verilen sermayem artık gençlik dönemini tamamlıyor, bilinmeze doğru hızla ilerliyordu. Elimden kaçan, tükenişine engel olamadığım anlarıma acıyordum. Hüzünleniyordum. Çocukluğumu hatırlıyordum. Okula ilk başlayışımı, üniversiteden mezun oluşumu hatırlıyordum. Ne çabuk da geçmişti zaman ve ben artık 30’lu yaşlara gelmiştim. Halbuki hep çocuk ve genç olarak kalacaktım. Elimin altındakileri sonsuza dek muhafaza edecektim. Bu kocaman bir yalan, kocaman bir aldanma imiş.

Artık anlamıştım. Bana Sanatkâr’ımı tanımam için verilen ömür sermayesi, bundan önce geçen yıllar gibi çabucak tükenecekti. Ve bir gün ölecektim. Benden öncekiler nasıl gitmiş ise, ben de bir gün sessizce göçüp gidecektim. Ölüm beklenmedik bir anda gelip kapımı çalacaktı. Yaratıcı bana nasıl hayatı verdiyse, bir gün de bana ölümü verecekti. Bir türlü bitmeyen işlerimi bir anda bitirecekti. Ben de bir gün bir gelip geçmiş olacaktım. Ben de bir gün bir fani olacaktım.

Dünyanın gafleti, içinde yaşadığımız toplumun hali bana bu gerçeği, bu hakikati unutturmuştu. Ne çabuk ve ne çok unutmuştum. Nefsimin ve şeytanın vehimler ve yalanlar üzerine kurguladığı dünyaların kocaman bir yalan olduğu ile artık yüzleşmiştim. Bu çok zor bir yüzleşmeydi.

Onca yıl durmaksızın önüme konulan engelleri aşmıştım. Biri bitince hemen öbürü karşıma çıkıyordu. Bitmiyordu. Artık yorulmuştum. Kendimi boşlukta çaresiz, bir başıma hissediyordum. Artık aklım, vicdanım ve kalbim bu gidişattan bunalmış, feryat ediyordu. Bana soruyorlardı: “Nereden geliyorum?” “Burada ne işim var?” “Nereye gidiyorum?” “Öldükten sonra bana ne olacak?”

İşte tam bu an şeytan geldi ve dedi ki: Şimdi bunları düşünmenin zamanı değil. Daha çok vaktimiz var bunları düşünmeye. Haydi şimdi gel zevk edelim, eğlenelim. Özgürce sınırsız bir şekilde arzularımızı tatmin edelim. Bir daha mı geleceksin bu dünyaya? Her türlü zevkten sınırsızca tadalım.

Evet, her insan gibi ben de tercih yapmak zorunda idim. Bu tercihi yapmakta her insan gibi ben de özgür bırakılmıştım. Ama tercihimin sonucuna katlanmak zorunluluğum vardı. Ya nefsimi ve şeytanı dinleyecektim. Onlar ne derse yapacaktım. Allah ile olan irtibatımı ve bağımı koparacaktım. Ve bunun sonucuna da katlanacaktım. Çünkü yaşadığım her anın, alıp verdiğim her nefesin hesabını verecektim. Bu istesem de istemesem de, bilsem de bilmek istemesem de kaçınılmaz olan büyük bir hakikatti. Seçebileceğim diğer tercih ise Yaratıcımın, Sahibimin, Yoktan Varedicimin adına yaşamaktı. O’nun emrine itaat edecektim. O’nu dinleyecektim. O’nun emir ve yasaklarına kulak verecektim.

Nefis ve şeytana dedim: Eğer benim önümden ölümü, kabri ve mahşerdeki o çetin, o zor hesabı kaldırırsanız. Firak ve zevalin ruhumda açtığı derin yaralara merhem olabilirseniz. Elinizde böyle bir iktidar var ise, sizi dinleyeyim. Sizin dediklerinizi yapayım. Eğer yok ise susun! Sizi dinlemeyeceğim. Çünki sizin beni çağırdığınız zevklerin hükmü “zehirli bala” benzer. Yerken bir an tad verir, ama koca bir bünyeyi zehirler. Bir anlık tada karşılık günlerce zehrin tesiriyle ızdırap (hafakan) verir. Bununla da kalmaz, bana emaneten verilen bu nazenin bedeni kötüye kullandığım için emanete hıyanet cezasını da belime yükler.

Akıllı olan her insan gibi tercihimi yapacaktım. Beni çok seven, beni her daim hatırlayan, beni hiçbir zaman unutmayan, beni her daim diri tutan, merhamet sahibi olan Rabbimi dinlemekten başka kurtuluş yolum yoktu. Bu kesindi. Apaçık bir gerçekti. Kendimi hesaba çekmeye karar verdim.

Evet, bunca yıl unutmuştum. Her gün bana verilen nihayetsiz nimetleri unutmuştum. Tüm kainatın bana hizmet ettiğini ve emrime verildiğini unutmuştum. Ömrüm şükretmekten uzak, gafletle dolu anlarla geçmişti. Artık bu gidişe dur demenin vakti çoktan gelmişti. Peki ne yapmalıydım? Nereden ve nasıl başlamalıydım. Bu duygular içindeyken, âlemlerin Rabbi Olan Allah’ın ilk vahyi aklıma geldi.

Şimdi hatırladım. Neden Kadîr-i Zülcelâl’in Peygamberimize göndermiş olduğu ilk vahyin “Oku!” değil de, “Yaratan Rabbin adıyla oku!” diye indirildiğini. Kendi başına asla okumaya çalışma!

Evet, O’nun ismi ile okumalıydım. Her işime O’nun ismi ile, “Bismillah” ile başlamalıydım. Allah ile irtibatımı koparıp, şeytan ve nefse uyup kendi başıma okumaya kalkmamalıydım. Çünkü benim gücüm, sıfatlarım, iktidarım, kabiliyetlerim çok ama çok azdı. Belki de yoktu. Ben bir yaratılmıştım. Mutlak muhtaçtım. Mutlak acizdim. Düşmanlarım nihayetsizdi. Varoluşuma hiçbir katkım yoktu. Demek ki, kendi kendime de malik (sahip) değildim. İnsandım; yani mutlak aciz ve fakirdim. Demek ki kendi başıma okumaya çalışmamalıydım. Kendi başına okumak beyhude bir çaba idi. Bu halimle benim her derdimi bilecek, her halimden haberdar olacak, her türlü ihtiyacıma cevap verecek olan Rabbime ne kadar da ihtiyacım olduğu hatırladım. O’nun ismi ile başlamaya ne kadar da muhtaç olduğumu hatırladım. Çünkü insanın ona ihtiyacı olmayan Birine ihtiyacı vardı. O ise Yaratandı. O ise Allah’tı. Her türlü noksanlıktan çok ama çok uzaktı. Mutlak güç sahibiydi. Herşeye güç Yetirendi. Herşeyin Sahibi ancak O’ydu.

Yâ Rab! Şimdi hatırladım. Kendi gerçekliğimi şimdi anladım. Kendi başıma bir hiç olduğumu şimdi farkettim. Sen yardım etmezsen, değil birşey yapmak, nefes dahi alamazdım. Affet unutuşumu. Bağışla hatalarımı. Mağfiret et günahlarıma!

Ey insanoğlu, sen kendini kendine malik (sahip) sanma. O yük ağırdır. Kaldıramazsın. Sınırsız ihtiyaçlarını karşılayamazsın. Bu yükü beline yükleme. Gel Rabbinin adı ile iste. Yüklerini bırak. O’na sığın, O’na tevekkül et. Kaderde sana verilene razı ol, rahat et. Zahmeti at. Her daim bismillah de. O’nun ismini al. Kâinattaki hadiselerin ve olayların karşısında tir tir titremekten kurtul.

Allah’ın ismiyle okuduğun her hadisede asla yalnız bırakılmayacaksın. Asla hüsrana uğramayacaksın. Her daim yardım göreceksin. Allah’ın ismini almadığın her anda tek başına yalnız kalacaksın. Hadisatın karşısında titremekten kurtulamayacaksın.

Demek ki hakiki selamet yalnızca İslam’dadır. Demek elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayatta saadet sadece imandadır. Ey Allah’ı unuttuğum ve Allah’tan uzak yaşadığım anlarım, helak olmuş zamanlarım hepinize ama hepinize geçmiş olsun…

Haydi şimdi kalk ve Yaratan Rabbinin adı ile oku. Çünki yaratılış gayen, bu dünyaya gönderilme sebebin sadece ama sadece Allah’ın adı ile kainat kitabını okuman, O’nu tanıman ve O’nu bulman içindir. Sen sadece bu ulvi gaye için yaratıldın. Bunu asla unutma!

Ya Rab! Bizi, Senin güzel isimlerinin tarif edicisi, öğreticisi, muallimi olan zâta (s.a.v) yoldaş eyle, ümmet eyle. Şu fani ömrümüzü Senin Güzel Hakikatleri’ne şahitlik ederek tamamlamayı ve bekaya ulaşmayı nasip eyle. Amin.

Murat KARACA 

www.karakelem.net ten alıntıdır

33 Yanıt

  1. Demek elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayatta saadet sadece imandadır. Ey Allah’ı unuttuğum ve Allah’tan uzak yaşadığım anlarım, helak olmuş zamanlarım hepinize ama hepinize geçmiş olsun… Haydi şimdi kalk ve Yaratan Rabbinin adı ile oku. Çünki yaratılış gayen, bu dünyaya gönderilme sebebin sadece ama sadece Allah’ın adı ile kainat kitabını okuman, O’nu tanıman ve O’nu bulman içindir. Sen sadece bu ulvi gaye için yaratıldın. Bunu asla unutma! Ya Rab! Bizi, Senin güzel isimlerinin tarif edicisi, öğreticisi, muallimi olan zâta (s.a.v) yoldaş eyle, ümmet eyle. Şu fani ömrümüzü Senin Güzel Hakikatleri’ne şahitlik ederek tamamlamayı ve bekaya ulaşmayı nasip eyle. Amin. selam ve dua ile can kardeşim anlamlı paylaşımların için Rabbim kat be kat razı olsun inş… dua ile ablası …

  2. amin amin inşallah bu güzel yazıya dicek bişey bulamadım çok güzel paylaşım sunulmuş mevlam katbekat sizlerden razı olsun inşallah mevlama emanet olun

  3. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım“ (Zariyat suresi, 56).Her şeyin olduğu gibi elbette ki insanın da bir yaratılış gayesi vardır. Başıboş yaratılmamıştır hâşâ… İşte, canlı-cansız topyekün varlıkların yegâne yaratıcısı olan Allah Teala, insanoğlunun yaratılışındaki maksadı-gayeyi şöyle beyan ediyor biz kullarına: “Ey insanlar! Sizi ve sizden evvelkileri yaratmış olan Rabbınıza ibadet ediniz. Ta ki ittika etmiş (yasaklardan sakınmış) olasınız.” (1) Cenab-ı Hak insanı zatına kulluk etmesi için yaratmış… Bunun dışındaki bütün yarattıklarını, zerresinden küresine kadar, hepsini insanoğlunun emrine-hizmetine vermiştir. İnsanı da kendi emri ve hizmeti için yeryüzünde halifesi olarak seçmiştir.Kur’an-ı Kerim’de Mevlamız bu hususu şöyle dile getirmektedir: “Görmediler mi ki, muhakkak onlar için (kudret elimizin) yaptıklarından dörder ayaklı hayvanlar yarattık. Ve onlar artık bunlara maliktirler. Ve onlara, bunları (yani yarattıklarımızı) musahhar kıldık (itaatkâr kıldık, boyun eğdirdik). Artık bunlardan, onların binecekleri (hayvanlar vardır). Ve bunlardan (sütlerinden içip etlerinden de) yiyorlar. Ve onlar için bunlarda (nice) menfaatlar ve içecekler vardır. Hâlâ şükretmeyecekler mi?” (2) Yaratan Rabbime sonsuz şükürler olsunEfendimiz HZ. Muhammed Mustafa sav\’e , ashabına salatü selamlar olsun Bu yazıyı bizlerle paylaşan kardeşime de baki selamlar ve saygılar olsun Allah c.c. razı olsun inşAllah kardeşim Hayırlı akşamlar

  4. Kapına geldim, ölümle geldim…Ya Rab!.. Kapına geldim, ölümle geldim… Eli boş, kalbi kara, yüzü kara geldim.* * *Dünya avuttu beni, oyaladı, eğlendirdi. Türlü ziynetiyle kendine çekti. Ben de daldım ona, unuttum seni, unuttum kendimi, unuttum öleceğimi…Ama bak şimdi ölüm geldi, buldu beni…* * *Kimse etmedi bana, kendimin ettiğini… Ben kimseyi değil, ancak kendimi kandırdım. Şeytana uydum, nefsime kandım. “Ebedî yaşayacaksın!..” diye kendimi inandırdım. Yarına dâir ne planlar yaptım, ne hülyalara daldım.Ancak bir akşam, güneş kızıl eteklerini daha toplamamıştı ki, çalındı kapım… * * *Oysa daha yapacak ne çok işim vardı, tadacak ne kadar lezzet, gezecek ne çok yer, toplayacak ne kadar güzellik vardı. Elimde neler vardı, neler… Ama hiçbiri yetmezdi. Gözüm hep başkalarınınkine kayar dururdu.Lâkin gözüm şimdi kendi yaptıklarına sâbitlendi.* * *Meğer ne kadar az iyilik yapmışım, ne kadar da az başkalarını düşünmüşüm. Hayatımı ne kadar da gafletle geçirmişim. Gençliğimi, zindeliğimi, gücümü, kuvvetimi, aklımı, zekâmı ne kadar da boş yere heder etmişim.Artık nâfile… Geçen geçiyor, giden dönmüyor.* * *Pişman olasım geliyor, ama artık o da nâfile… Ölüm geldi, hayat bitti. Son perde indi ve gerçek hayat başladı. Benim yazdığım, kurgusunu yaptığım, sahneye koyduğum ve şimdi izleyeceğim hayat!..“Keşke”si olmayan, gizlisi olmayan, dönüşü olmayan, müsveddesi olmayan hayat!..* * *Kapına geldim, ölümle geldim… Öldüm de geldim. Eli boş, kalbi kara, yüzü kara geldim.Afvına geldim, lütfuna geldim, sana geldim;Yâ Rab!… Herzamanki gibi yine çok güzel bir paylaşım olmuş!…Selam ve Dualarla Abicim…

  5. İNSAN VAROLUŞU GEREĞİ kendi varlığını, çevresini sorgulayan ve sorgulamalarına bir cevap bulamadığı sürece tatmin olamayan bir yaratılışa sahiptir. Kendisini varlık âlemine gönderen Zât’ı tanıdığı ve bu sınırlı hayatın içerisinde neden var olduğunu tanımlayabildiği ölçüde bir huzura kavuşabilir.“Nereden geliyorum, nereye doğru gidiyorum?” gibi temel sorularına cevaplar ararken, çevresindeki diğer varlıkların sundukları ipuçlarını kullanabildiği için, aradığı cevaplara ulaşması ve bu cevapları sınaması bir derece daha kolaydır. Ancak, kendi hayatını anlamlandırmak için sormak zorunda kaldığı “Ne için varım? Varlığımı anlamlandıran gerçek nedir?!” tarzındaki sorgulamalarında, çevresindeki mahlûkatın varlığını anlamlandıran cevaplarla yetinmesi mümkün değildir. Bu nedenlerle, insanlığın ve özellikle her bir insanın kendi hayatının anlamını bulması gereken yer, ya insanın kendi varlığıdır, ya da kendisini Yaratanın makamıdır. Oysa, bu tarz sorgulamalarda vahiy ancak yol gösterir, aklı devre dışı bırakacak derecede aşikar cevaplar vermez. Kendi hayatının anlamına dair sorularına cevaplar bulabilmesi, kendisini yaratan ve hayata gönderen Zât’ın sunduğu ipuçlarını değerlendirerek, kendisini diğer varlıklardan ayıran özelliklerini sorgulamasıyla mümkün olacaktır.(SALİH ÖZAYTÜRK)SELAM VE DUA İLE CAN AHMED KARDEŞİM DEĞERLİ PAYLAŞIMIN İÇİN ALLAH RAZI OLSUN ABLASI DUALARINA MİSAFİR OLMAK DİLEĞİYLE HAYIRLI AKŞAMLAR ABLASININ NURU SELAMETLE KAL İNŞALLAH…

  6. "Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:Akıl ahireti, göz dünyayı görür.Helal parayla beslenen vücuda, ibadetler kolay gelir.Allah\’ü teâlâ sevdiğine iki nimet verir: Ona sevdiği bir zatı tanıtır ve bir de, hayırlı iş nasip eder. Daha çok severse çeşitli belâ verir.Emr-i maruf yapanın, sevimli ve cömert olması, hiçbir menfaat beklememesi gerekir. Halkın kıymet verdiğine kıymet veren, kıymetsiz; Hakkın kıymet verdiğine kıymet veren, azizdir. Hakkın aziz ettiğini, kimse zelil edemez…" Hakk\’ın kıymet verdiği yolda daim olman duasıyla kardeşim.Hayırlı geceler inş.

  7. Meu Carinho sempre É difícil sorrir com vontade de chorar…É difícil dizer adeus com vontade de ficar…Mas difícil ainda é esquecer alguém quando tanto quero amar It is difficult to smile with will of cry… It is difficult to day good bye with wanting to be…More difficult still is to forget somebodywhen in such a way I want to Love My Affection always

  8. Ahmet kardeşim senin sayfana her girdiğimde huzur buluyorum ve her girdiğimde iki satırda ben yazmak istiyorum ancak yazacak bir şey bulamıyorum yani benim yazacağım bir şey yok, çünkü her şeyiyle mükemmel oldukca bilgi dolu çok çok mükemmel ALLAH (CC) Yolunu açık umduğunu bulanlardan eylesin inşallah (Hayırlı akşamlar)

  9. Senin güzel isimlerinle yakarıyorum RABB\’İM Rabbim! Seni tarif etmektedir bütün güzel isimlerSen güzel isimlerini aşikar etmezsen ruhum karanlıkta kalırEsma’ül Hüsna’na şahit yaz bizi. ALLAH(cc)!Sensin Allah(cc) sanadır kulluğum Sendedir çarem seninledir varlıgım Seni arar ruhum seni anar kalbim Başkasına değil sana muhtacım Başkasını değil seni çağırırım Başkası yaratılmıştır sen yaradansın Başkası devamsızdır sen daimsin ve daim eyleyensin Başkaları muhtaçtır sen ihtiyaçsızsın ihtiyaçları görensin Başka ilah yok sen Allah(cc)’sın Sen ki eşi benzeri olmayansın Sen ki bütün eksiksiz sıfatların sahibisin Cemaline çevir yüzümü başkasına rağbet ettirme kalbimiYA RABBİM,Hayırlı ilmine talibiz,bize hayırlı ilminle donat..()Ya Musavvir!Yokluğa varlık suretini giydiren sensinHiçlige varlik boyasını çalan senGüzeli güzel kılan ancak senin tasvirindirSen ki yüzümü benim için biricik sevdiklerim için tanıdık eylersinKatında makbul olan güzellikle tasvir eyle suretimiEy Aşk Güneşi,Yeni Ay gibi zayıf ve solgunum,yüzümü Dolunay\’a çevir..Hayırlı ilim ver bize Ey Yüce RABB\’İMİZ..Ya Gaffar!Gizli düşmanlıklarımı bilen sensinGözyaşlarıma değer veren sensinBilirim rahmet denizini bulandıramaz cümle günahlarRahmetinle arındır bağısla beniAffına sığınıyoruz YA RABBİM,bizi affeyle..Hayırlı ilimden ayırma inşaALLAH..Ya Fettah!Damla kadar da olsa sevabım lütfeylede cennetini aç banaŞaşkında olsa aklım kerem eyle de sana gelen yolları aç banaSen yollara düş ki yollar açılır sana,Yok olmayı bilsen ulaşır YAR sana..sana.. sana…Hayırlı ilim YA RABBİM hayırlı ilim istiyoruz..Ya Alim!Senin için bilmenin başı yokturBen ancak sonradan bilirimSenin bilmediğin bir an yokturBen ancak bazen bilirimSen açık edip söylediğimi de bilirsinSen susup kendime sakladıgımı da bilirsinUnutup kendimden sakladıgımı da bilirsinKendi kuyularıma aklımın iplerini salarımKendime aklım ermez sen beni benden çok bilensinKalbimin kuytularında el yordamıyla dolaşırımKendime kendim yetmez sen bana benden çok sırdaşsınBildiğimi bilenlerden eyle beni bilmediğimi bilenlerden eyle beniSana malum olan ayıp ve kusurlarımla utandırma beniMahçup etme YA RAB,Utandırma bizleri..Hayırlı ilim denizinde yüzdür .Ya Kabıd! Ya Basıt!Dara düşürürsün genişlik verdiğinde şükretmeyeniGenişletirsin dara düştüğünde de şükredeni takdir senindirYa Rabbi! Sen ki imkansızı mümkün kılarsınDarda koyma beni dara düştüğümde de şükredenlerden eyle beniSen ki asılları yanında tutarsın gölgede bırakma beniŞükür…şükür..şükür..hep şükür YA RAB..binlerce şükürler olsun SANA,SENİN kulunuz..Bizi kapından boş çevirme YA RABBİM,Hayırlı ilmine taliibiz,hayırlı iminle donat bizleri..Ya Cebbar!Sen ki mağrurları gururlarına esir eylersin Sen ki kibirlenenlerin boynuna kibirlerini tasma eylersin Sen ki zor kullanıp zulmedenleri vicdanlarinin pençesine hapsedersin Bir sineği vasıta eyle de Nemrutlardan kurtar beni Bir asayı vesile eyle de firavunlara galip getir beni Ebabilleri gönderde Ebrehlerin fillerinden koru kalbimi Nefsimin beni isyana zorlamasına izin verme Aklımın beni saptırmasına geçit verme Hep itaat üzre sabit kıl beniEstağfirullah..Estağfirullah..Estağfirullah..Af fın a sığınıyoruz,bizleri affeyle YA RABBİM..Bizi hayırlı ilminle donat..Ya Aziz! İzzet senindir sendendir izzet Sen dilersen kimse zillete düşmez Sen vermezsen kimsede izzet kalmaz Kalbim yalnız sana kanar Yakınlığınla aziz eyle kalbimi Ruhum yalnız seni arar Huzurunla aziz eyle ruhumu Halim yalnız sana aşikar Başkalarının yanında rezil etme beni Bizi SENSİZ bırakma,bizi bize bırakma YA RABBİM….amin..amin..Ya Cebbar!Sen ki mağrurları gururlarına esir eylersinSen ki kibirlenenlerin boynuna kibirlerini tasma eylersinSen ki zor kullanıp zulmedenleri vicdanlarinin pençesine hapsedersinBir sineği vasıta eyle de Nemrutlardan kurtar beniBir asayı vesile eyle de firavunlara galip getir beniEbabilleri gönderde Ebrehlerin fillerinden koru kalbimiNefsimin beni isyana zorlamasına izin vermeAklımın beni saptırmasına geçit vermeHep itaat üzre sabit kıl beniHayırlı ilmine talibiz Ey Yüce RABBİM,bizi hayırlı ilminle donat..Ya Mütekebbir!Ben acizim sen Kadir’sinBen fakirim sen Rahim’sinBen ölüyüm sen Hayy’sınBen çaresizim sen Ehad’sınBen muhtacım sen Samed’sinBen sağırım işiten sensinBen körüm gören sensinBen dilsizim konuşan sensinBen yaratılıyorum yaradan sensinBen yokum var eden sensinBen hiçim ama emellerim büyüktürBen yoksulum ama isteklerim çokturBen isterim çünkü sen büyüksünŞahit yaz büyüklüğüne bu küçük kalbimiYüceliği gönlü aydınlatan vuslata,Gönlümüzden hiç mi hiç çıkmayan RABBİM,bizi hayırlı ilim denizinde yüzdür.Ya Halk!Sen ol deyince her şey oluverirOl de olayım yarattıklarının arasında kalayımHalk ettiğin gibi ahlaklanayımSen yarattın diye güzel olayımHep en güzel kıvamda kalayımAncak SENİN kapının kulunum,ve sadece ancak ve ancak SANA hayran bir kulunum ben,Hayırlı ilmini diliyorum YA RABBİM,beni ilminle kuşat.Ya Melik!Kimsenin kimseye fayda vermediği gün hüküm seninGökler yarılırken sahibim sensinYıldızlar dagılırken sahibim sensinVarlığım bana ait değil varım yoğum seninElimde olanlar benim değil sahiplendiklerim de seninYokluğa düşürme beni an seninDarlık verme kalbime mekan seninEy Dost,sonsuzluk ve bahtiyarlık istiyorsan bu gece uyuma..Hayırlı ilim ver bize YA RABBİM..Ya Kuddüs!Sensin kuddüs kutsiyet sendendir bundan öte laf olmazSen dilemezsen hiçbir şey pak sayılmazGönlüm sana yönelmedikçe saf olmazKanımı her nefeste temizlediğin gibi nefsimi arındır pak eyleTemizlenenlere muhabbet edersin gönlümü muhabbetinle temizleEy gece çabuk geçme bari işimiz var seninle..Hayırlı ilminle donat bizi YA RABBİM.Ya Mümin!Sen hidayetini göndermezsen kalpler nasıl mutmain olurSen kalplere itminan vermezsen kim inandığından emin olurSen inandırmazsan kim mümin kalırRevamın tuzağına düşürme beni nefsimin diline bırakma beniÖyle mümin eyle ki beni pişmanlıklarım beni sana döndürsünHayırlı ilmine susadık,bizi ilminle kuşat YA RABBİM..Ya Müheymin!Sensin gariplerin sığınagıSensin kimsesizlerin dayanağıSensin hakkı himaye edenSensin aklımı aldanışlardan kollayanSensin ayağımı tuzaklardan kurtaranSen ki zayıfları kuvvetlilerin şerrinden himaye edersinMazlumların hakkını zalimlerden almayı vaat edersinSen ki benim en küçük, en önemsiz,En gizli arzularımı da bilir bana merhamet edersinNefsimin aldatmalarına kanmaktan koru beniAşağıların aşağısına yuvarlanmaktan koru beniEy Sevgili,her mihrapta SENDEN bir yalvarış yankısı var..Bizi SENSİZ bırakma..Bizi hayırlı ilminden ayırma YA RABBİM..Ya Vehhab! Yokluğa sırf yok oldugu için varlık bahşedersin Nankörlerin bile rızkını kesmez inkar edenlere bile nefes verirsin Varlığım senin lütfundur senin ihsanındır Aciz varlığıma lütfunu ihsanını daim eyleYA RABBİM,Anladım ki tüm secdeler SANA\’dır..Hayırlı ilimini istiyoruz YA RABBİM,bizi kapından boş çevirme..Ya Rezzak!Hazinende yok yoktur ol dersin her sey olurYarattığın her canlının rızkı senin katında saklıdırVahyin mümin kalplerin selin akılların rızkıdırYa Rabbi! Sana muhtaç olmak en büyük zenginliğimdirSenin fakirin eyle beniSenin verdiğinle doymak en büyük lezzetimdirSofranda agırla beniAnladım ki gözyaşlarım SANA\’dır..Hayırlı ilim ver bize YA RABBİM..Ya Rahim!Öylesine rahimsin ki kulağını sözüme muhatap eylersinAklıma vahyinle tenezzül edersinÖylesine Rahimsin ki istendiğinde zaten verirsinİstenmediğinde de lütfedersinÖylesine Rahimsin ki hak edene hepten verirsinHak etmeyene bile çok bahsedersinÖyle Rahimsin ki dünyayı bu kadar güzel eylersinAhireti ondan daha güzel eylersinYa Rabbi! Korkudan emin eyle beniHüzünden azad eyle kalbimiAteşten uzak eyle beniHicrana düşürme kalbimiYA RABBİM,Anladım ki bütün yollar SANA\’dır..Hayırlı ilmine boğ bizi..Ya Rahman!Sen öyle rahmet edersin ki rahmetinin bir cilvesi cennetim olurRahmetinden bir parıltı sonsuz mutluluğumdurRahmetinin bir damlası herkesin rızkına kefil olurŞu çorak gönlüme merhametini indirŞu fani ömrümü sonsuzluğa eriştir. YA RABBİM,anladım ki açlığım sanadır..Bizi hayırlı ilminle donat..Bizi SENSİZ bırakma.HAYIRLI CUMALAR DİLERİM AHMED ABİCİM….SELAM VE DUALRIN EN GÜZELİ ÜZERİNİZE OLSUN İNŞALLAH

  10. Ey Nefsim, Sana Yazıklar Olsun!!! Ey nefsim, kış gelmeden odun kömür alırsın. Kışın soğuklarına, böyle hazırlanırsın. Halbuki Cehennemde, “Zemherîr” soğuğu var. “Hiç” kalır buna göre, dünyâ\’daki soğuklar. Tedbîr alıyorsun da, kış için çok önceden, "Âhiret"i, ne için düşünmezsin ölmeden? Yoksa sen, âhiret\’e îmân etmiyor musun? ALLAH\’tan kork ey nefsim, “Sana yazıklar olsun!” “Sonra tövbe ederim” diye düşünüyorsan, "Ölüm" ânî gelir de, olursun sonra pişmân. İstiğfâr edeceksen, bu günden etmelisin. Yarına bırakma ki, belki ölebilirsin. Bu ömrün kıymetini ne için bilmiyorsun? Biraz düşün ey nefsim, “Sana yazıklar olsun!” Zannetme ki, ALLAH\’ı kızdırıyor günâhın. Azâbı, bu sebepten yapıyor sanma sakın. Seni yakacak olan o “Ateş”, kendindedir. Süflî şehvetlerinden meydana gelmektedir. İçindeki ateşle kendini yakıyorsun. Öyle ise ey nefsim, “Sana yazıklar olsun!” Dünyâ nîmetlerinden bir gün ayrılacaksın. Ve firâk ateşiyle, tutuşup yanacaksın. İstediğin şeyi sev, bir gün elbet yok olur. Ayrılık ateşi de, sevgin kadar çok olur. Sen bu hakîkatleri hiç mi düşünmüyorsun? Kendine gel ey nefsim, “Sana yazıklar olsun!” Niçin sarılıyorsun dünyâ mâl-ü mülküne? Bu dünyâ\’nın tamâmı senin olsa, hükmü ne? Zîrâ buna, Rabbimiz, “Sinek kanadı” kadar, Bir kıymet vermiyor ki, öyleyse neye yarar? Hani zenginliğiyle mağrur “Kârun” ve “Hâmân”? Şimdi acep onları var mı hiç hatırlıyan? Halbuki bu dünyâ\’dan, nasîbin azdır senin. Onlar da azalmakta, bozulmakta gün be gün. Bunlar için Cenneti fedâ mı ediyorsun? Biraz utan ey nefsim, “Sana yazıklar olsun!” “Müslümânım” diyorsun, bilmiyorsun dînini. Öğrenmedin namâzın farzını, sünnetini. Ahlâkın iyi değil ve kötü huyların var. Günâhların “Dağ” gibi, etmiyorsun istiğfâr. Çocuğunu döversin, hanımını üzersin. Bunların haklarını, bilmem nasıl ödersin? Bak, önünde "ölüm" var, "âhiret" var, "hesap" var. İnsanları bekliyor Cehennemde azaplar. Artık bırak gafleti, yoksa pişmân olursun. ALLAH\’tan kork ey nefsim, “Sana yazıklar olsun HAYIRLI CUMALAR SELAM VE DUA ILE

  11. İnsan ölüme ve ahiret yolculuğuna her zaman hazır olmalıdır. Annesinin başörtüsü gibi içi dışı temiz bir şekilde öteden gelecek daveti beklemeli. Çünkü ne zaman "gel" denileceği belli değil. Öyle ise her zaman temiz durmalı, saf kalmalı, akıl, mantık, kalb, kafa, duygu ve düşünceleri daima berrak tutmalı ve gitmeye hazır durmalı… İyi duygu ve düşünce içinde iken gitmeyi elde etmeli. Mesela; birisinin içinden kendini beğenme hissi geçebilir. İşte tam o esnada "gel" derlerse, o zaman insan Allah\’ın huzuruna bir firavun gibi düşer. Ömür boyu ibadet ü taat içinde yaşamış; ama sonunda kaybetmiş birisi gibi düşer. Evet, hazır olmak lazım.. kendini rütbesiz bir nefer gibi görerek vazife yapma gayreti içinde hazır olmak lazım. İnsan, O\’nun varlığının ziyasının gölgesinin gölgesi; O olmasa hiçbir şey ifade etmeyen bir varlık. Öyleyse iddia niye? Varlık O\’ndan, her şey O\’ndansa iddia niye? Evet, bir hadis–i şerifte ifade edildiği gibi, "Men kerihe likâallah, kerihallahu likaeh–Allah\’a kavuşmaktan hoşlanmayan kimseyle Allah da mülâkî olmayı istemez. İşte, Allah\’a kavuşmayı arzulama, ölüme hazır olma demektir; ahirete, haşre, yeniden dirilmeye kat\’i inanma ve ebedi saadeti yakalama azm u gayreti içinde bulunma demektir. Samimi bir kulun hali de budur; o öteyi, sevgililer diyarı ve ebedi saadet yurdu bilir.. bilir de tertemiz olarak oraya gidip onlara kavuşmak için bu dünyada da hep saf ve duru bir hayat yaşayarak yolculuğa hazır, ötelere müştak bir tavır sergileyerek bekler. Ahmet ŞAHİN, zaman

  12. Keşke okuduğumuz bu güzel yazı ve eklediğimiz bu yorumlar kalbimize işleyebilseydi. okumak için okumasaydık, yorum eklemek için eklemeseydik. Allah hepimizin kalbini nuruyla nurlandırsın, siyah noktalardan arındırsın. karanlık gönüllerimize ışık saçsın. hepimize hidayetini nasip etsin. amin.

  13. İki parmağının ucunun iki gözüne koy…Bir şey görebilir misin dünyadan?Görememek ayıbı, gösterememek kusuru uğursuz nefsin parmağına ait işte…Parmağını gözünden kaldır ilkin, sonra gör dilediğini böyle…İnsan gözden ibarettir aslında, geri kalan cesettir.Göz ise ancak Sevgiliyi görene denir.

  14. S.a Aziz,Sıddık Ahmed Abi..Vakt-i Şerif Cumamız mübarek olsun..Bir yol varmış uzaklarda giden olmazmış,Bir dağ varmış tepesinde güller açarmışHayat bu ya biraz gerçek biraz masalmışYa hayallarden çok uzak ya da yakınmış.Ömrüm benim başucumdaNe sağımda ne solumdaKarda kışta bırakıpdaGidecek misin?Ömrüm böyle yapayalnızGarip kalmış savunmasızGitmeler kadar zamansızGidecek misin?Yürümüşüz adımları nasır bağlamışSığmamışız vagonlara alan olmamışÖmür kokan bu bahçede güller kararmışSaatler zamandan kopmuş, son tren kalkmış…

  15. MasaAllah

  16. Doğru Yolun Kılavuzu…Müberra dinimiz İslâm hayat ile içiçedir. Hayatı İslâm’dan İslâm’ı hayattan ayırmak mümkün değildir. Bu iki temel unsuru birbirinden ayıranlar, ayrılmış zannedenler, ilâhi mesajın gerçeğini tanımayan ya da anlamayan zavallılardır. Din insan yaratılışının bir neticesidir. Ayrıca insanın günlük hayattan bunalan varlığına bir hayat iksiridir. Kendi var oluşunu, hayatını bu fıtrî iksirle bütünleyip anlamlı hale getiremeyenler, başka tatmin yolları ve idealleri ararlar. Dinin gayesi “güzel insan” yetiştirmektir. Bu gaye Hakk’a kulluğu idrak ile mümkün olur ki, bu idrak iman ile başlar. İmanın yeri kalp olduğu için hamurunda tabii olarak sevgi de olması gerekir. Sevgisi olmayan insanların dindarlıkları sadece bir dış görüntüden ibaret kalır.Cenab-ı Mevlâ kullarının hidayetini diler. Bunun için insana bir takım üstün vasıflar ihsan etmiştir. Ayrıca aralarından müstesna yaratılışlı bazı kullarını peygamber olarak vazifelendirmek suretiyle ihsanda bulunmuştur. Peygamberlerin olmadığı zamanlarda ise onların vârisleri olan salih, veli kullarıyla bu lütfunu devam ettirmiştir. Peygamberlerin sonuncusu olan Fahr-i Alem s.a.v. Efendimiz’in, kıyamete dek gelecek bütün insanlara rehber ve örnek olduğunu Cenab-ı Mevlâmız Kur’an-ı Kerim’de bizlere bildirmiştir. Bunun anlamı şudur: Bütün insanlık imanî ve ahlâkî davranış mükemmelliğine ulaşabilmek için Fahr-i Alem s.a.v. Efendimiz’in mübarek hayat ve faaliyetlerini layıkıyla öğrenmek, öğrendiklerini kendi istidadı nisbetinde yaşamak durumundadır. Bu, O’na duyulan muhabbet ve O’nun ruhaniyetine yakınlık nisbetinde gerçekleşir. O’nun ahlâkıyla ahlâklanabilmek dünya ve ahiretteki üstünlüklerin en yücesidir. Çünkü O insanlığın en mükemmel örneği, bütün insanî hasletlerin zirvesidir.İlâhi tecelliye mazhar olup, Yüce Mevlâ’yı sevmenin ve O’ndan gereğince korkmanın en üstün mertebesini, en hayırlı nesil olan Ashab-ı Kiram yaşamıştır. Onlar Fahr-i Alem s.a.v. Efendimiz’in yanında, İslâm’ı O’ndan görerek yaşamış, ilâhi nurları seyrederek Dosdoğru Yol’da feyz ve aşkla ilerlemişlerdir. Yine Ashab-ı Kiram, bizzat görerek Kur’an-ı Kerim’i Efendimiz s.a.v.’in hayatında canlı olarak müşahade etmişlerdir. Daha da önemlisi, Efendimiz s.a.v. o mübarek ashabına ilâhi nur ile nazar etmiştir. Böylece onların manevi hayatlarını kemale erdirmiş, bu şekilde ilâhi feyzler Fahr-i Cihan s.a.v.’den ashabına intikal etmiştir.Sahabe-i Kiram işte bu feyzle gittikleri, fethettikleri yerlerde İslâm’ı en güzel şekilde temsil etmişlerdir. Bununla da kalmamış, devraldıkları manevi mirası kendilerinden sonraki nesil olan Tabiîn’e de aktarmışlardır. Yani Tabiîn nesli bu ilâhi nuru Ashab-ı Kiram’da seyretmişlerdir. Daha sonraları ise fetihlerin artmasıyla elde edilen ganimetler ve maddi refah dünyaya meyli artırmaya başladı. İslâm’a yeni giren kimselerin henüz müslümanca bir hayatın özünü kavrayamamaları sonucu Fahr-i Alem s.a.v.’in zühd ve takva hayatı unutulmaya başladı.Bu tehlikeli gidişi gören ârifler, rabbanî alimler, İslâm’ın dünyaya bakışını yani Eşsiz İnsan’ın hayatını yeniden ihya için insanlığı zühd ve takvaya çağırdılar. İşte bu davete icabet ederek islâmî hayatı dışı ve içiyle yaşamaya gayret edenlere “tasavvuf ehli” veya “mutasavvıf” denmiştir. Tasavvuf, Hakk’a yakınlık yolunda bilgi ve muhabbeti elde etmek ve sonuçta yaratılış gayesi olan Hakk’ın rızasına kavuşmak için nefsi terbiye ile olgunluğa ulaşma yoludur. İfrat ve tefritten uzak, dengeli bir hayat tarzı ile halk içinde Hak ile olabilmektir. Ne insanlardan kopuk bir hayat, ne de Hak’tan uzak bir perişanlık… Yani tasavvuf, bir yönü Hak ile diğer yönü halk ile olan iki taraflı, iki kanatlı insanı yetiştirir ki, bu insan Rabbine marifet ve itaatle, mahlukata merhamet ve şefkati birleştirir. Tasavvuf yolunda aslolan, vücudun merkezi hükmünde olan kalbin ıslahıdır. Fahr-i Cihan s.a.v. Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin; vücutta bir et parçası vardır ki o düzelirse bütün vücut düzelir. O bozulursa da bütün vücut bozulur. İyi bilin, o kalptir.” (Buharî)Görüldüğü gibi tasavvuf, dinin değişmez kaynakları ile sabit, bütün Hak dostlarının hayatıyla ispat edilmiş bir ilimdir. Bu ilim kesin dinî delillere dayalıdır ve her türlü şaibeden, yabancı tesirden uzaktır.Fakat başka pek çok konuda olduğu gibi tasavvuf da çeşitli mahfillerde tartışma konusu yapılmıştır. Özellikle meseleye yabancı bir gözle, art niyetle bakanlar veya baştan olumsuz bir tavır almış olanlar, tasavvufun kaynağı hakkında hiçbir temele dayanmayan iddialar ortaya atmışlar, hezeyanlar savurmuşlardır. Elbette bunlar müslümanların umumi vicdanında mahkûm olmuş, genel kabul görmemiştir.Sûfilerden, tasavvuftan söz ederken, Fahr-i Alem s.a.v.’in yanıbaşında, ilim irfan ve maneviyat tahsil etmek için Peygamber Mescidi’nde ikamet eden “Suffe Ehli”ni hatırlamak gerekir. Bu mübarek sahabe topluluğu Fahr-i Alem s.a.v.’in teşvikiyle zühd ve takvada temayüz etmişlerdi. Hatta Efendimiz s.a.v., ashabın zenginlerinden bu grubun geçimi için yardımcı olmalarını talep etmişti. Sadece bu örnek bile tasavvufî hayat demek olan zühd ve takva hayatının Sünnet-i Seniyye’deki yerini göstermeye yeter. Sûfiliğin nebevî tasdike dayandığını ispat eder.Fakat tarihin seyri içinde her müessesede olduğu gibi tasavvuf içinde de cahil insanlar olmuş, bu temiz isim altında kasıtlı ve kasıtsız birçok nahoş hareketler zuhur etmiştir. Fakat aslı dinin temel unsurları olan bu yol asla böyle hareketleri içine almamış, müsamaha göstermemiştir. Tasavvuf-tarikat adına yanlış yapanları sert bir tavırla reddetmiştir.Evliyadan sâdır olan olağanüstü hallere keramet denir. Fakat dine büyük bir titizlikle uymayan, güya tasavvuf adına hareket eden kişilerden zuhur eden hallere ise istidraç denir. Ki bu da şeytanın yoludur. Görülse ki bir adam havada uçuyor, suda yürüyor; eğer İslâm’ı yaşamada en ufak ihmali varsa bu halin tasavvufla, tarikatla münasebeti yoktur.Zamanımızda imanın gerektirdiği hayat anlayışından büyük ölçülerde uzaklaşmalar olmuştur. Anlayışlar, düşünceler, insanlararası münasebetler, örf adet ve değer yargıları, kulluk anlayışı değiştirilmiş, hepsinin yerine tek ölçü olarak akıl ve nefs getirilmiştir. O halde denize düşenin can simidine yapıştığı gibi günümüzün tehlikelerine karşı tasavvufî hayata sarılmak gerekir. Rabbanîlerle beraber olmaya koşmak gerekir. Bu yolu inkâr etmeyip, bu zamanda gerçek mürşit bulamadığını iddia edenler, insanlar arasında önceden de şimdi de evliya zatların bulunduğunu bilmeleri gerekir. Temiz bir niyetle onları arayanların yolları kolaylaşır, bir şekilde menzile ererler.Rabbimizin tevfik ve inayeti ile…S.Mübarek EROL Hayırlı cumalar kardeşim.

  17. Ey gaflete dalıp ve bu hayatı tatlı görüp ve âhireti unutup, dünyaya talib bedbaht nefsim! Bilir misin neye benzersin? Deve kuşuna… Avcıyı görür, uçamıyor; başını kuma sokuyor, tâ avcı onu görmesin. Koca gövdesi dışarda. Avcı görür. Yalnız o, gözünü kum içinde kapamış, görmez. ALLAH c.c. bizi deve kuşu misali davranmaktan muhafaza eylesin.Allah c.c. razı olsun oğul. selam ve dua ile..

  18. Ölümün hakikatını gören kâmil insanlar, ölümü sevmişler. Daha ölüm gelmeden ölmek istemişler. Hem zeval ve firak, memat ve vefat ve darağacı olan mürur-u zaman, o îmân tılsımı ile, Sâni-i Zülcelâl\’in taze taze, renk renk, çeşit çeşit mu\’cizat-ı nakşını,havarik-ı kudretini, tecelliyat-ı Rahmetini, Kemâl-i lezzetle seyr ve temaşaya vasıta Sûretini alır. Evet Güneşin nurundaki renkleri gösteren âyinelerin tebeddül edip tazelenmesi ve sinema perdelerinin değişmesi, daha hoş, daha güzel manzaralar teşkil eder. Ve o iki ilâç ise, biri sabır ile tevekküldür.Hâlıkının kudretine istinad, hikmetine îtimaddır.

  19. "Yaratıcı bana nasıl hayatı verdiyse, bir gün de bana ölümü verecekti. Bir türlü bitmeyen işlerimi bir anda bitirecekti. Ben de bir gün bir *gelip geçmiş *olacaktım. Ben de bir gün bir fani olacaktım. "ve 30 yaş bu kadar mı kötü? ölüme yaklaşmanın yaşımı? kim bilebilir? ve 30 yaş bu kadar mı özlem dolu geçmişe?kim bilebilir demeyeceğim, çünkü biliyorum .özlemle dolu; çocukluk yılarına, liseli sıralara, fotoğraflarda kalan karelere, …yazıyı okuduktan sonra bunları düşündüm ve ne yalan söyleyeyim ürperdim de bir parça.hayırlı günler, hayırlı akşamlar, hayırlı geceler, hayırlı sabahlar, hayırlı işler …..pırlantam.

  20. Nurlar Tekrar Tekrar Olsun Diye… Safvet SENİH Bediüzzaman Hazretleri, Risale-i Nurları telif etmekle kalmamış, onları tekrar tekrar okumuş, talebelerinin de tekrar tekrar okumalarını ve yazmalarını temin etmiştir. Risaleleri okuyan ve yazanları talebe olarak kabul etmiştir. Hattâ kendisiyle görüşmek isteyenleri, yine Külliyatı mütalâaya teşvik etmiştir: \’\’Benimle hakikat meşrebinde sohbet isteyen ve görüşmek isteyen adam hangi Risale\’yi açsa benimle değil, hâdim-i Kur\’an olan Üstadıyla görüşür ve hakaik-i imâniyeden zevkle bir ders alabilir.\’\’ (Kastamonu Lâhikası)Bediüzzaman, tahkiki imanı elde etmenin yolunu da Nurları okumak olarak göstermiştir: \’\’Kat\’i ve çok tecrübelerle anlaşılmış ki, imanı kurtarmak ve kuvvetlendirmek ve tahkiki yapmanın en kısa ve en kolay yolu Risale-i Nur\’dadır. Evet on beş sene yerine, on beş haftada Risale-i Nur o yolu kestirir, iman-ı tahkikiye isâl eder.\’\’ (Kastamonu Lâhikası)Zübeyir Gündüzalp şöyle der: “Bir gün Emirdağ\’da Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin birkaç hizmetkârıyla bir çınar ağacına gittik. Üstad çınar ağacına çıktı: Burası benim medresemdir. Ders okuyun.\’ dedi. Biz de okuduk ve iki-üç saat ders yaptık.” (Son Şahitler)Bayram Yüksel, Üstad\’ın şöyle ders verdiğini anlatmıştır: \’\’Risale-i Nur\’un gıda ve taam hükmündeki hakikatlarından hem akıl, hem kalb, hem ruh, hem nefis, hem his hisselerini alabilir. Yoksa yalnız akıl cüz\’î bir hisse alır, ötekiler gıdasız kalabilirler. Risale-i Nurlar sair ilimler gibi okunmamalı. Çünkü ondaki imanı tahkiki ilimleri başka ilimlere ve maariflere benzemez. Akıldan başka çok letaif-i insaniyenin azığı ve nurudur.\’\’ (Son Şahitler)Bayram Yüksel, Bediüzzaman\’ın 1953\’teki Mesne-vi-i Nuriye\’den yaptığı dersleri de şöyle anlatır: \’\’Çok güzel izah ediyordu. Âdeta 20 yaşındaki genç ve faal birisi gibi 5-6 saat derse devam ederdi. Okudukça gençleşiyordu. Bizler tahammül edemezdik. Sabah namazından sonra başlar, tâ öğle namazına kadar sürerdi. (…) Üstad bir gün; \’\’Evlâtlarım, bu ders yalnız bizi değil, bütün kâinatı alâkadar eden bir derstir. Bu dersi mele-i alânın sakinleri de dinliyorlar. Bu ders çok mühimdir.\’ dedi. Hakikaten bizlere de acayip bir şey oldu. Yine bir gün dersten sonra; \’Evlâtlarım, siz zannediyor musunuz ki, biz beş-altı kişi ders yapıyoruz. Biz bu dersimizle Anadolu\’da binler ders yapan cemaatlerin arasına mânen giriyoruz, beraber ders yapıyoruz.\’ demişti. (…) Biz Üstadımızın yanında kaldı-ğımız uzun seneler, boş oturduğunu görmedik. Ya okur, ya tashih eder veya okutur dinlerdi. Hattâ son zamanlarda teybe Risale-i Nur okuyorduk. Üstadımız da dinliyordu. Üstadımız, ziyarete gelenlere: \’Yeni bir âlet çıkmış, Risale-i Nur hafızı, Risale-i Nur\’u çok güzel okuyor.\’ diyor ve alıp dinlemeye teşvik ediyordu.Üstadımız bazen de diyordu ki: \’Bugün kaç sayfa okudunuz?\’ Biz de üç veya beş dediğimiz zaman; \’Ben 200 sayfa okudum. Hem benim kalemim yok, çok ağır yazıyorum. Hem de sizin gibi gazete gibi okuyup geçmiyorum. Ben mânâsını da anlayarak okuyorum. Hem de bakın ne kadar tashih ettim. Elhamdülillah ben bugün bu kadar okudum. Çok istifade ettim. Bugün imanım çok inkişaf etti.\’ derdi. Hayretler içinde bize gösteriyordu. \’Fesubhanallah bu eseri hiç görmemiş gibi istifade ettim!\’ derdi. \’Nasıl mübarek günlerde camilerde tecdid-i iman ederler; biz de Risale-i Nur\’u okumakla tecdid-i iman ediyoruz." derdi. (Son Şahitler)Mustafa Ekmekçi diyor ki: \’\’Üstad\’ın yanına vardığımızda çok hiddetliydi. Bize şöyle hitap etti: \’Niye şahsımı ziyarete geliyorsunuz? Benim yerime Risale-i Nur\’u okuyunuz. Beni görünce bir istifadeniz oluyorsa, Risale-i Nur\’u okursanız yüz istifadeniz olur.\’\’ (Son Şahitler)Bizzat Nur Müellifi, Risaleleri okumaktan elde ettiği feyz ve bereketi şöyle dile getiriyor: \’\’Ben kendim, on değil, yüz değil, binler defa müteaddit tecrübelerimle kanaatim gelmiş ki; Sözler ve Kur\’an’dan gelen Nurlar aklıma ders verdiği gibi kalbime de iman hali telkin ediyor, ruhuma iman zevki veriyor. Hattâ dünyevî işlerimde, keramet sahibi bir şeyhin bir müridi nasıl şeyhinden ihtiyaçlarına dair medet ve himmet bekliyor. Ben de Kur\’an- Hakîm\’in kerametli esrarından ihtiyaçlarımın hallini beklerken, ümit etmediğim ve ummadığım bir tarzda bana çok defa hasıl oluyor.\’\’ (28. Mektup, 3. Mesele, 5. Nokta, Birinci misal) Bediüzzaman Hazretleri, Risalelerdeki tevafukların üzerinde önemle durmasının esas sebebinin, Risalelerin okunmalarını sağlamak olduğunu izah babında şunları diyor: \’\’Birincisi: Onuncu Söz’ün kıymeti tamamiyle takdir edilmemiş. Ben kendi kendime hususî belki elli defa mütalâa etmişim ve her defasında bir zevk almışım ve okumaya ihtiyaç hissetmişim. Böyle bir Risale’yi bazıları bir defa okuyup, diğer ilmî risaleler gibi \’Yeter\’ der bırakır. Halbuki bu Risale ulum-u imaniyedendir. Her gün ekmeğe muhtaç olduğumuz gibi, o nevi ilme her vakit ihtiyaç var. Bu Risale’ye nazar-ı dikkati ehemmiyetle celb etmeyi ruhum arzu ediyordu. Lâkin elimden bir şey gelmezdi. Cenab-ı Hak merhametinden bir işaret verdi. O işaret ne kadar gizli ise, benim o ciddi arzuma mütabık geldiğinden çok ehemmiyetli görünüyor.İkincisi: Bilirsiniz uzak yerlerden bazı beş günlük yoldan, bir zat bizi görmek ve uhrevî bir istifade etmek için gelir. Halbuki vaziyetim birkaç saatten fazla onunla görüşmeyi müsaade etmiyor. Halbuki o misafire Risalelerin kıymetini göstermek, onu onlardan istifadeye sevk etmek, hem muhtaç olduğu kuvvet-i imana ve kuvve-i mâneviyeye yardım etmek için birkaç gün lâzım. Çünkü Risalelerdeki kuvvetli bürhanlara herkes yetişemiyor. Tamamıyla kavramıyor. Ruhum çok arzu ediyordu ki, kısa, hafif bir vesile elime geçip, bîçare misafirlerin zahmeti beyhude gitmesin. Fakat kerametim yok, elimden bir şey gelmez. Yalnız misafirlerin niyet ve ihlâsına itimat edip onların mükâfatını Rahmet-i İlahiye\’ye havale ediyorum. İşte Cenab-ı Hak evvel İşaretü\’l- İcaz\’da sonra Onuncu Söz\’de çabuk kanaat verecek ve Risalelere itimat ettirecek, bir eser-i inayet ihsan etti. Hakikaten benim için çok kolay oldu. Ben de çok rahat ettim ve çok zatlara az bir zamanda kuvve-i mâneviye ve Kur\’an-ı Hakîm\’in hakkaniyetine gözle görünecek emâreler gösteriyordum. Hattâ çok muannidlerin inadı kırıldı. Çok dinsizler de onunla imana geldiler.\’\’ (Barla Lâhikası)Biliyoruz ki, ömür az, okunacak kitap çok. Onun için kitapların en mühim olanlarını öne almak, sonra da okumaya ciddi bir vakit ayırıp, onları mütalâa etmek gerekiyor. Bunun için okuma alışkanlığının kazanılması icab ediyor. Bunun en güzel yolu okumanın çocuklukta kazanıldırılmasıdır. Gerçekten Batı ülkelerinde, bilhassa bazı özel kreş ve anaokullarında bu mevzuda büyük ilerlemeler kat\’ edilmiş. Bu tecrübeler ülkemize de aktarılabilir. Ama belli bir yaşa gelenler için ciddi teşviklere, hattâ arkadaşları arasında yapılacak yarışmalara ihtiyaç var. Aslında böyle toplu gayretlerle okumayı zevk haline getirmek mümkün. PAYLAŞIMIN İÇİN ALLAH (C.C.)RAZI OLSUN SENDEN CANE…ALLAH\’IN RAHMETİ,MERHAMETİ,MAĞFİRETİ,BEREKETİ,SEFKATİ KOCA YÜREKLİMİN,NUR YÜREKLİMİNCAN ABİMİN VE ONUN SEVDİKLERİNİN ÜZERİNE OLSUN İNŞ…HAYIRLI AKŞAMLAR…AEO…KİB…

  21. Başkalarına yanlış anlayıp haklarında gıybet etmemeli.. “Kim bir müslümanın kusurunu örterse Allah’ta o kimsenin dünya ve ahirette kusurlarını örter..Kim bir müslümanın kusurunu sağda-spla konuşur,teşhir ederse Allah da onun dünya ve ahirette kusurlarını teşhir eder.. “( Hadis. )Evet dostlar kendini bilen her mü’min dilini ve kalbini kötülüklerden uzak tutmalı…Din kardeşin hakkında kötü zanda bulunmamalı,kusurlarını gizlemeli..İnsanlar çoğunlukla işlerin olmayışından ,özelliklede boş vakit olanlar gıybetle meşkul olur..Haramlar zehirli bala benzer…Önce tat verir,sonra manen insanları zehirler,manevi hayatlarını öldürür…Gıybet edenler için gıybet sakız gibidir…Nasıl ki bir çok insanlar sakız çiğnemekten hoşlanır,gıybet de böyledir…Allah insanlara yarattirken değişik huylara ve özelliklerle donatmiş…Bu yüzden Allah korkusu olan her insandan din kardeşini giybetini yapmaktan çekinir…Çünkü,herkes Allah’ın kuludur..Katında kim daha üstün ancak Allah bilir..Bizim evvela islamı güzel yaşamamız gerekir..Ve işin aslını bilmeden zan yürütmemeli..Başkalarına yanlış anlayıp haklarında gıybet etmemeli..Müslüman konuşurken ölçüsünü iyi bilmeli,ağzından çıkan sözlere çok dikkat etmelidir…Başka biri hakkında arkasından şöylenen söz,o kişi duyduğu zaman hosuna gitmeyecekse şöylememeli…Çünkü şöylediği şey doğrusa gıybet olur,yanlışsa ise iftira olur ve kul hakkına girmiş olur…Ayrıca gıybet eden,gıybet ediği kişinin de günahlarını de yükleniyor..Evet dostlar,Müslüman kardeşimiz hakkında yanlış zanlara kapılıp da gıybet etmek,onlarıÇekiştirmek,sorumluluğu büyük olan bir vebaldir…İnsanları çekiştiren de kendini de beğenmiş olur,kendini kusursuz zanneder…Bu büyük bir yanlıştır çünkü,hiç kimse kusursuz değildir…Akılı bir insan oturup boş laf edeceği yerine,ilmi öğrenmeye çalışır..Kainata tefekkür gözüyle bakar,yaratılış hikmetini derin-derin düşünür…Gıybet,hastalık gibidir..Yakalanınca zor tedavi olur..Bunun ilacı Allah korkusudur..Allah’tan korkan gıybet’en kaçar,kendi kusurlarını araştırıp düzeltmeye çalışır..Ki,Allah’ın rızasını kazanabilsin..Rabbimiz cümlemizi bu kötü hastaliktan muhafaza etsin..Ayrıca gıybet eden yakınlarımız varsa,yumuşak bir dilde uyarmalıyız..Çünkü…“Ey fani ve kendini güvenen insan..!Hatalarını o kadar çok ki..!Ey nasihata sırt çeviren…! Bu nasihatlar sana yapılmadımı..? “diye Allah soracaktır…SELAM VE DUA İLE HAYIRLI BEREKETLİ GÜNLER DİLİYORUM ALLAH C.C BİZLERLE OLSUN İNŞ AMİN ABİM CAN ABİM BENİMM

  22. BEYAZ RENK KİR GÖTÜRMEZ Sen insanların gözlerinin değdiği yerlerini düzeltiyor; fakat Allah’ın baktığı yer olan kalbini niçin düzeltmiyorsun ? Ey olgunluk yaşına gelmiş insan ! Ömrün nihayete doğru yaklaşmakta. Öyleyse eksiklerini telafi et, tamamla. Bak saçın, sakalın ağardı; beyaz renk kir götürmez. İbn Ataullah el-İskenderi selamların en güzeliyle selamlıyorum mevlam daima seninle olsun Can Ahmed kardeşim Hayrlı akşamlar güzel bir hafta gecirmeni diliyorum en güzel yarınlar seninle olsun dualarda unutulmamak ümidi ile…

  23. Ya Rab! Bizi, Senin güzel isimlerinin tarif edicisi, öğreticisi, muallimi olan zâta (s.a.v) yoldaş eyle, ümmet eyle. Şu fani ömrümüzü Senin Güzel Hakikatleri’ne şahitlik ederek tamamlamayı ve bekaya ulaşmayı nasip eyle. Amin. slm hayırlı insan.. hayırlı arkadaş…hayırlı kardeşim a.e.o.

  24. Rahman ve Rahim Olan Allah\’ın Adıyla Allah\’ım..Yalnızca Senden isterimSenin her şeyi kaplayan rahmetinden.Kendisiyle her şeyi kahrettiğin kuvvetinden.Önünde her şeyin boyun eğdiği,Karşısında hiçbir şeyin duramadığı izzetinden.Her şeyi kaplayan azametinden.Her şeyin üstünde olan saltanatından.Her şey yok olduktan sonra da baki kalan vechinden.Her yeri dolduran isimlerinden.Her şeyi kuşatan ilminden.Her şeyi aydınlatan nurundan..Ey Nur,Ey Guddus,Ey ilklerin ilki veEy sonların sonu.. Allah\’ım zikrinle Sana yaklaşırımve kendin hürmetine Senden şefaat diliyorum..Allah\’ım,Senden huzur, tevazu ve huşu diliyorum.Allah\’ım,Senin saltanatın uludur,makamın yücedir,tedbirin gizlidir…Fermanın aşikardır,kahrın galiptir ve kudretin yaptırıcıdır..Senin hükümranlığından kaçmak imkansızdır. Sen Rahman ve Rahimsin Allah’ım..Allah’ım,Her günahı bağışlayan ve her hatanın üstünü örtensin.. Ey Rabbim,Ey benim Yaratıcım,Ey çaresiz durumlarımı bilip,gözeten Allah’ım.. Sen benim fakirliğimden ve güçlüklerimden haberdarsın..Ey Rabbim,hakkın ve kutsiyetin adına Senden diliyorum.. Sıfatının ve isminin büyüklüğü adına,Gece ve gündüz Seni anmama yardım et.. Ey Rabbim,yüzümü Sana çevirdim..Ellerimi Sana açtım.. Duamı kabul etmen,Ve beni dileklerime ulaştırman için yalvarıyorum.. Ey çabucak razı olan Allah’ım,Duadan başka yardımcım yoktur,Affet beni..Çünkü Sen her dilediğini yapabilirsin.. Ey ismi her derde deva olan Allah’ım,Ey ismi hastaya şifa olan Allah’ım, Yalnız Sana kul olmak benim için yeterlidir.. Silahı ağlamak ve sermayesi ümid olanlara rahmet et.. Ey nimetleri tamamlayan,Ey zahmetleri defeden,Fazlını ve keremini benden esirgeme.. Kullarına ihsanın ve iyiliğin ne güzel bir lütuftur.. Ey isimleri mukaddes olan Rabbim,Esma-ül Hüsnâ’n hürmetine beni bağışla…Beni bağışla..Bizi bağışla.. (amin)Selam ve dualarla abicim

  25. Boa Dia – Feliz SemanaA Diferença do Amor e do Ódio é que: Por Ódio você Mata.Por Amor você MorreThe difference of the Love and the Hatred is that:For Hatred you Kill. For Love you DieGood Day – Happy Week

  26. BaşıboşVatanımda sular akar, başıboş;Herkes, birbirini kakar, başıboş.Bozkırlardan topal bir tren geçer;Çocuk, merkep, öküz bakar, başıboş.Yanmaz da yürekler, güneşe atsan;Bir kibrit, bir orman yakar, başıboş.Tarih, kutuplara kaçmış bir fener,Buz denizlerinde çakar başıboş.Yirmidokuz harflik sözde aydınlar,Yafta yazar, isim takar, başıboş.ALLAH\’ım sen acı bu sâf millete!Akşam yatar, sabah kalkar, başıboş…N.F.K.ALLAH razı olsun ..hayırlı cumalar dua ile

  27. Günaydınım.. Günümü aydın edenim..Gözlerimi açınca SEN varsın yanı başımda SEN\’inle uyanmak ne güzel.. karanlıklardan..Yüzümde şükre vesile bir tebessüm olur,SEN\’inle başlayan her günün sabahındaYüreğimi teslim ettiğim.. yüreğimin sahibi..Kalbimi SEN\’den başkasına bırakmadın bu sabahta..Kalbim SEN\’inle dolu yineAdın yüreğimde uyanmak ve adın ile inşirah bulmakBeni hayata bağlayan SEN\’in Sevdan..Bana hayatı veren SEN\’sin..Hayatım SEN\’in..Her zerre gibi bende SEN\’inim..Kalbim SEN\’i anar.. andıkça Sevdan ile yanar..SEN ol demeseydin olmazdımVarettin varlığına aşikar eyledinSebeb-i varlığımı emir buyurduğun nimetlerle güzelleştirdinSEN ki kulluğa layık gördün beni, emrin başım üstüne..!SEN ki gel dedin bana.. gelmem mi..SEN ki lutfeyledin.. bilmem mi..Ben ki misafirinim bu dünya da, sahiplenmekten çekinmem mi..SEN ki beni önemseyen, kendine kul eyleyen,SEN ki yalvarışımı yakarışımı duymak isteyen RABBUL ALEMİN Ben ki lutfunla can bulan bir nefes,Ben ki aczim ile şükrümle el açan kulunum!Ellerim hep açık istemekte,Varlığımı rızanın yollarına kurban eyle..!Kalbim SEN\’i anar..Varedişinle var olan bedenimi tarifsiz bir huzur kaplar..;Rüzgar esmeyince dal sallanmaz, demeyince kalp uyanmazmışKalbim uyanır adını andıkçaAnmayan kalbin hali ne olur zifiri karanlıklardaSEN\’inle uyanır kalbler, SEN\’inle diri kalır bu bedenler..SEN\’inle kurtulur karanlıkların kuytusundan..Anmazsam karanlık Anmazsam SEN\’den uzakta zülumdur dünya bana..Karanlıkların kuytusunda bırakma Ya RABBİMMMSEN\’sizlik zindanında mahkum etme bizleri..Adını anmayan kalbi neyleyim..Bu yürek emanet bu bedene, SEN\’den gayrısını doldurursa içine, emaneti nasıl teslim edeyim..Kalbimi SEN\’in ile atmaya.. SEN\’inle can bulup, Sana koşmaya aşikar eyle bedenimi..Varlığımı rızanın yollarına kurban eyle..Kalbime her daim adını andır.. her daim aşkın ile yandır..Ya RabbimmmSLM VE DUA İLE HAYIRLI GÜNLER CAN ABİM

  28. Her büyük sevginin ve sevgilinin bile üç paraya satıldığı bu günde, siz parayla asla satın alınamayan ve daim olan sevgiyi arayın. O sevgi ki onu bulanlar ebediyen kaybolmayan sevgiye ve aşk\’a kavuştular. Onu uzakta aramayın, gönlünüze/kalbinize bakın göreceksiniz ki o sevgi : "ALLAH C.C. ve Râsulü\’nün SAV sevgisidir" SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL

  29. Adamın biri Efendimiz\’e SAV "Ben seni seviyorum" dedi. Efendimiz SAV "Yoksulluğa hazır ol" buyurdu. "ALLAH\’ı da çok seviyorum" deyince "O halde belaya\’da hazır ol" buyurdu. Tirmizi (Başka bir rivayette: "Beni sevene fakirlik, hedefine koşan selden daha süratli gelir" buyurmuştur.) ALLAH\’u Teâlâ Musa AS\’a şöyle vahyetti "Bir kulumu sevdiğim vakit ona, sadakatini görmek için dağların bile dayanamayacağı belalar veririm. Şayet sabrederse onu Kendime veli ve dost edinirim. Şayet acziyet gösterir, feryad ederse onu perişan ederim" buyurmuştur selam ve dua ıle Allah a emanet ol

  30. Selamun Aleyküm Kardeşim.Sayfanız gerçekten çok istifadeli olmuş. Allah sizden ve sizin gibilerinden razı olsun.İnternet nimetini bu kadar hayırlı işlerde kullanmayı hepimize nasip etsin ve internetin karanlık sayfalarından tüm nefisleri kurtarsın Rabbim…Değerli kardeşim beni tanıyor olmalısınız. Yani sizinle bir kez olsun konuşmuşluğumuz yok ancak sayfalarıma yazdığınız o eşsiz yazılarla bir gönül bağımızın olduğunu biliyorum. Her cuma üşenmeyip sayfama yazdığınız hayırlı cumalar mesajları elbette ki sizin ne kadar gönül insanı olduğunuzu göstermekte…Sizinle tanışmayı çok istiyorum ama msnde hiç görmedim sizi…Adresiniz ekli ama karşılaşamadık…Bu arada kendimi tanıtmama izin verin. Ben Emr@h… http://pckolojikdanisman4255.spaces.live.com/ bu adresten tanıyor olmalısınız. Şimdi size yazdığım adreste yeni hazırlamaya çalıştığım ve henüz üzerinde uğraştığım bir adres (http://akilvekalbinizdivaci.spaces.live.com/)…Ziyaretlerinizi ve güzel yorumlarınızı bu adresimden de eksik etmemeniz temennisiyle… Allaha emanet olunuz… Selam ve dua ile…Yolunuz açık olsun…

  31. Selamun Aleyküm, Ahmet abi (benden büyük olduğunuzu zannediyorum.) Spacenizden tavsiye sitelerden site ve bir kaç resim alıntısı yaptım. Hakkınızı helal ediniz. Spaceniz başvuracağım kaynakların en başında geliyor şu an…

  32. Bir Saatiniz Kaldı Dr. Nazım İNTEPE Acil servisteydim. Mesleğe yeni başlamanın heyecan ve zevkini yaşıyor, \’doktor bey\’ hitabına alışmaya çalışıyordum. Her büyük hastahanenin acil servisinde olduğu gibi, burada da nöbet hareketli geçiyordu. Tecrübeli uzman hekimlerin yanında, bana pek sorumluluk düşmüyordu. Ben sadece olup bitenleri dikkatlice izleyerek tecrübe kazanmaya çalışıyordum. Saat gecenin bir buçuğuydu. İki bayan, kollarından tuttukları, 16–17 yaşlarında, esmer, topluca bir delikanlıyı hastahaneye getiriyordu. Delikanlının babası olduğu anlaşılan bir bey arkalarından soluk soluğa geliyor, bir yandan da şöyle sesleniyordu:—Kurtarın yavrumu, kurtarın çocuğumu! Nöbetçi doktor, gecenin yorgunluğuyla gömüldüğü koltuğundan doğruldu. Bu arada hemşireler yeni gelenleri karşılıyordu. Ben doktorun yanında ayakta bekliyordum. Adam konuşmaya devam ediyordu:—Doktor bey, oğlum intihar niyetiyle ilâç içmiş. Annesi fark edince, hemen getirdik.—Aldığı ilâçlar yanınızda mı?Adam, ceketinin ceplerinden hap kutularını çıkarıp doktora gösterdi.—Şu haptan on beş-yirmi tane, şundan on kadar, şundan da üç-beş tane içmiş.—Ne zaman içtiğini biliyor musunuz?—İki saat kadar olmuş.Doktor hap kutularını uzun uzun inceledikten sonra, bir delikanlıya, bir de kutulara baktı. Ardından kafasını sağa sola sallayıp yüzünü buruşturarak:—Hımm! Yazık, çok yazık!Aile endişe ve merak içinde, doktorun bir şeyler söylemesini bekliyor, ama doktordan ses çıkmıyordu. Bense, gencin midesini yıkayacağımızı düşünüyordum. Kısa süren bir sessizlik, babanın sorusuyla bozuldu:—Ne yapacağız doktor bey?Doktorun yüzü gerginleşti. Bakışlarını ümitsizce kaldırdı. Dudaklarını ısırdı. Başını çaresizce sağa sola salladı. Elleriyle de çaresizlik işareti yaptı. Ağzından dökülen son sözler, hasta ve yakınları için kurşun gibiydi.—Üzgünüm! Yapılacak bir şey yok. Hem bu ilâçlar… Üstelik de geç kalmışsınız. Ben göz ucuyla aileye baktım. Hepsinin gözleri fal taşı gibi açılmış, beti benzi atmıştı. Delikanlının yüzü korkuyla gerilmişti. Annesi ve kız kardeşinin desteğiyle ayakta zor duran delikanlı, birden doğrulup pür dikkat doktora baktı. Doktorun ifadelerindeki kesinliği ve yüzündeki ciddiyeti görünce sarsıldı. Dizlerinin bağı çözülmüşçesine kendini yere bıraktı. Aile fertlerinin ayakta duracak mecalleri kalmamış olacak ki, her biri bir kenara çöktü. Baba ve anne, bir şeyler mırıldanıyorlardı. Uzun süren bir suskunluk ve şaşkınlıktan sonra:—Ne olacak doktor bey? Hiçbir şey yapamaz mısınız?—Artık çok geç. Bu durumda maalesef bir şey yapamayız. Yapsak da yararı olmaz. Herhalde bir saate kadar hastayı kaybederiz. Gene de hastayı müşahede altına alalım.Ben de en az aile kadar şaşırmıştım. Delikanlının yüzüne bakıyordum. Ölüm endişesi ve ümitsizlik, iliklerine kadar işlemiş gibiydi. Kendimce neler hissettiğini düşündüm. Ölüme bu kadar yaklaşmak, gerçekten zor bir durum olmalıydı. Hem, insan bir saat sonra öleceğini bilse neler düşünür, neler hisseder, neler yapardı? Aslında her birimizin, ölüme bir saat yaklaşacağı an gelmeyecek miydi? Hayatın karmaşa ve med-cezirleri arasında, ölüm gerçeğini nasıl da atlıyor veya kendimize uzak görüyorduk. Şimdi bu delikanlı, geçmişini, arkadaşlarını, ailesini düşünüyor olmalıydı. Veya ölümden sonraki hayatı; yani bir saat sonrasını… Belki de arkasından neler düşünüleceğini, konuşulacağını… Halbuki ne kadar çok plânı vardı. Şimdi ise, o plânları düşünmek bir yana, son saatini nasıl geçireceğine dair doğru düşünme melekesini bile kaybetmiş gibiydi.Diğer taraftan, hayat devam ediyordu. İçeride yatmakta olan bir hastanın yakınları doktora bir şeyler sorarken, sedye ile bir hasta daha getiriliyordu. O ara başka bir doktor kapıdan içeri giriyordu. Biliyorum, sohbet için geliyor. Az ötede, hemşirelerin küçük teybinden, bir arabesk parça yükseliyor: Batsın bu dünya! \’Hayatla ölümün iç içeliği galiba bu.\’ diyorum kendi kendime. Baba toparlandı. Yalvaran bir eda ile sorusunu tekrarladı:—Hiçbir şey yapamaz mısınız doktor bey? Hiç mi ümit yok?İçeri yeni giren doktor, kaş-göz işaretiyle ne olduğunu sordu. Doktor ayağa kalkıp kesin bir ifade ile cevap verdi:—İntihar girişimi doktor bey. Geç kalmışlar maalesef. Durum da ciddi. Yapılacak bir şey kalmamış. Sonra raporunu tanzim ederiz.Söylenenleri dikkatle dinleyen delikanlıyı ölüm gerçeği ile yüzleşmek ürkütmüştü. Pişmanlık duygusu içerisinde ve titrek bir sesle doktora; \’Kurtulmak için ne yapmak gerekiyorsa yapmaya hazırım. Ne olur doktor! Beni kurtarın, ölmek istemiyorum!" dedi. Doktor oralı bile olmadı. Ölüme bu kadar yakın bir kimseyi daha önce hiç görmemiştim. Üstelik çok da gençti. Hayalen morga gidip, gencin otopsisini düşünüyorum. Demek, karşımda duran bu diri beden birazdan ölecek, otopsi için açılacak ve biz bir rapor tanzim edip bırakacağız! Hayat ve ölüm… Yaşamak ve ölmek… Genç olmak, yaşlı olmak, hayatı anlamak, ölümü benimsemek… Hayatı ölüme bir girizgah olarak değerlendirebilmek… Ölüme her an hazır olmak… Veya kendini hazır hissetmek… Kısacası ölümü kuşanmak… Hayata ve ölüme anlam kazandırmak… Bir sürü düşünce beynime doluşuyor.Doktor oradan uzaklaştı. Ben de peşinden gittim. Biraz acemilik kokan bir tavırla sordum:—Doktor bey! Serumla bol mayi verip, bir yandan da idrar söktürücülerle kanını temizleyemez miydik?Doktor dönüp, gözlerimin içine baktı:—Kardeşim görüyorsun, burada ayakta zor duran yaşlılar bile biraz daha hayatta kalmak için mücadele ederken, bu delikanlı daha on yedi yaşında ve intihara kalkışıyor. Ölmek istiyorsa, neden ona mâni olalım? Biraz isteği ile baş başa kalsın bakalım. Ölüm ne imiş, hayat ne imiş düşünsün! Yaşamanın değerini, ailesine ne kadar acı çektirdiğini fark etsin! Dahası Allah\’ı hatırlasın; kul olmayı… Ölümü ve sonrasını da tabii ki… Arkasından, beni bir kez daha şaşırtan bir kahkaha atıp şöyle dedi:—Yoksa sende mi inandın öleceğine?—Ne yani, delikanlı ölmeyecek mi?Gülerek, ilaç kutularını gösterdi. Elindekiler, vitamin hapı, öksürük kesici ve balgam sökücülerdi. "yaşanmış bir hayat hikayesidir" ALLAH\’IN EN GÜZEL SELAMI İLE ESSELAMUN ALEYKUM…DUA İLE…HAYIRLI SABAHLAR… GÜL YÜREKLİ NUR ABİM…

  33. Allah\’ı bulan, neyi kaybeder? İster gündüz, ister gecenin dipsizliğinde sevgiye sarılıp kaygısızca uyur cocuk kalbi.Onda korku yoktur,telaş yok..Biri vardır hep yanı başında;her sızıda, her dertte sarılır ellerine.Bir bakış vardır yumuşacık.Manasını tam bilemez; ama farklı olduğunu bilir.Bir sığınmadır bu.Sevilen tarafından sarmalanmadır.Kaybolmak gibi endişe yoktur.Onun için hep huzurun örtüsüdür gözkapakları.Güvenle kapanır ve güvene açılır.Çocuk semasının üveyikleridir analar.Bir ananın sarmaladığını kim inçitebilirki!Annesiyle beraber olan çocuk neden korkar?Annesini kaybeden çocuk neyi bulur?Ya sen’i bulan Allah’ım! Ya seni bulan neyi kaybeder?Gözlerimi kapadım.Süzülüyorum bilmediğime.Yüreğimde binlerce duygu titreyişi,kulaklarımda apayrı makam,acılıyor kapılar….Bebeler anne sinesinden rahmeti yudumlar.Ben bu yolculukta rızanı kazanmaya çalışıyorum Allah’ım!Sözüm niyetimden filizleniyor.Dar kelimelerin içinde çaresizim;dudaklarım titriyor haddini aşmaktan.Sadece diliyorum.Aczimi koydum avuçlarıma; her gün yıkanıyor yüzüm.Bilmem bir gün ulaşabilir miyim razı olduklarının iklimine?Topal bir karınca varmış.O da niyetinden almış cesaretini;Mekke yollarına düşmüş..Bu seyahatin mantığını aşıktan başka kim anlayabilir?Şaşıranlara cevabı, aşkı kadar gerçekmişKarıncanın:“ Uğrunda ölürüm ya…”Gönül!İç içe boyutlar gibisin.Her bakışta bir başka görüntün…Nereden aksediyor benliğime bu aydınlık?Bir göz için mi bunca ışıktan tayflar?Başka duygular hissediyorum.Çek aramızdaki sun’i sevgileri! Kör sevdaları tutmak için mi bunca enginliğin?Deryaya karışan suyun hasretinde sadece ufuk vardır.Binlerce nimeti bir hayat cümbüşüne veremem gönül!Gölgeleri istemem..Düşüncelerim sırat gibi..Düşünmekten korkuyorum benlik gayyasına.Uçurumdan korkar mı sen’i bilen?İmanın eşiğinden gecen, düşer mi?Bir kaşık değilken bile deryanda aklım, neyi alıp nereye boşaltaçağım Allah’ım?Vicdanım sızlıyor.Nedendir hep ‘ben..ben..ben’ dememiz? Neden Allah’ım bu şaşkınlığımız?Şaşkınlığa takılı bir sürü hokkabazlığımız?Mesafeler uzun,adımlar aksak.Tadını almış ya bir kez bu duygunun, yolun başında dev niyetiyle karınca.Destek ol Allah’ım!Çünkü benim aksaklığım;gizli noktalarımda.Aklımdan kalbime kıldan ince bir köprü uzanır…Gözlerim hayrette; eriyor takatim.Tövbeler tutundum.Kapına geliyorum Allah’ım.Ya emanetini koruyamadımsa!Sen’i bulan bütün mülke sahip olurmuş.Kucağında demetlenirmiş kainat. Çevrede hakikatin sesleri… Uçuşur bir candan bir cana sevgin…Şefkatin, rahmetin….Sen’i bulan, güneşe yakınmış.Yıldızlar dökülürmüş görmeyi bilenlerin avuclarına.Ayrı ayrı öğretirmiş her yıldız, mesafelerin dilini.Sadece vadiler içinmiş derinlikler.Sen’i sevenin gecesinde mehtap, neden bu kadar parlak?Gökyüzüne bakıyorum.İlk defa anlamaya çalışıyorum rüzgarla kardeşliğimi.Süzülerek giden bulutların vazifesi farklımı benimkinden?Açtığımızda gözlerimizi, söyleyebilir miyiz bir an dahi yalnız olduğumuzu Allah’ım?Hep bizimlesin.Endişeyle sindiğimizde bir köşeye, ne zaman göremedik ellerimize uzanan nurdan iplerini?Tutunamadıksa gafletimizdendir.Vefa, vefa…Ey vefalıların en vefalısı!Vefayı veren Sen’sin.Vefalı da Sen…Ya bizde vefa…Ne gelen vardı, ne giden.Rıhtımlar tenhaydı.Hiç mi kalmadık anlaşılamamanın yalnızlığında?Ah, sabırla bekleyebilseydik gönül!Her zaman hazır bulacaktık kıyıdaki yelkenliyi.Görememişsek körlüğümüzdendir?Sevgi,sevgi…Ey Sevgililerin En Sevgilisi!Sevgiyi veren Sen’sin Allah’ım.Yaşamanın tadı Sen’i bulmadaymış.Seven Sen’sin,Sevilende…İçimde Sen’i bilmenin okyanusu,benliğim çatırdıyor.Baharı sessizce bekler ya tohum.Kabuğunun çatlaması kemalinden midir?Kol atıyor sevgi damarları her yerden.Toprak, yedi veren güllerine gebe.Sana sevdalı yüreğin atışları her daim secdede.Sen’in için bu koşuşturmaların hepsi…Sen’i bulan neyi kaybeder? Sen’i kaybeden neyi bulur?Dikenleri bulur ısırganları… Kabuslar döşenir düşlerine.Her dem yaralanır, yutkunur.Hırçın uyanışlarında haneler yıkılır. Bir bir dökülür insanlığı, sırrı dökülmüş aynalar gibi.Yazık!her şey bulanıktır.Sana adanmamışsa; ben ona destan demem.Sen’sin gönüller tahtındaki; özgeye Sultan demem.Kalbimi çevirebilsem bir huzur beldesine, her dem sürebilir miyim alnımı Kabe’nin ötüsüne? Dalları Sidre’ den yayılan bir gül ağacının gölgesinde dinlenmekse gerçek hayat.Yarabbi, beni ihlasın toprağına at.Nefsimde ne varsa gübresi olsun bağlarının.Kokusu her yanımı sarsın goncaların.Her yaprak açılan bir eldir sana!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s