Hayatın lezzetini ve zevkini isteyenlerin önünde, hayatını ve gençliğini (yeniden) inanarak hayatlandırmaktan ve aydınlatmaktan başka yol yoktur…

 
Savulun! Recep İvedik Nesli Geliyor!
 
 
Bu nesil başka nesil! En çok sevdiği şeyler kahkaha, imaj ve para. Ota-bota gülmek, üzerinde markalarla görünmek ve kısa yoldan köşeyi dönmek!

Aman, hayat nedir, hayatın anlamı nerededir, insanın bu kâinattaki yeri nedir vs. gibi ciddi sorular sormayın onlara. Çünkü, onlar için hayat nihayetinde "koca bir eğlence merkezi!" Hayatın anlamı, "gülmek, eğlenmek ve (güya) mutlu olmak."

Ciddiyet ve düşünme gerektiren şeylerden fersah fersah kaçan bir nesil, Recep İvedik nesli. Emek, gayret, çaba ve alınteri de onların uzağında. Ençok sevdikleri şey, cep telefonları, bilgisayarları ve bir de oyunları. Yaşları nedir diye sorarsanız, alt ve üst sınır da alabildiğine geniş. 5-6 Yaşından 40 küsur yaşına kadar uzanabiliyor.

İzlenme rekoru kıran mâlûm filmden kâm alanlara, bu filmi "accaaayip komik" bulanlara, "gülmekten yarıldık!" diyenlere bakın. İşte o zaman, Recep İvedik neslinin üyelerini kolayca tanıyabilirsiniz. Ençok büyük şehirlerde yaşarlar, ama küçük şehirlere de yayılma potansiyelleri son derece yüksek.

Bu neslin simgesi ise aslında hayalî Recep İvedik karakteri değil, Acun. Vakt-i zamanında, üniversite gençleri arasında yapılan bir araştırmada, gençlerin örnek aldığı kişiler sorulmuştu da, büyük çoğunluk aynı ismi söylemişti: Acun!

Bir kere, Acun kısa yoldan, bir TV programıyla şöhret olabilmişti. Sonra, iyi para kazanıyordu. Dünyanın dört bir yanını gezebiliyordu. Dahası, en azından o sıralar, işi-gücü plajlarda gezip güzel kızlarla yarenlik etmekti. Ve gençler koro halinde bağırmıştı sanki: "Biz de Acun gibi olmak istiyoruz!"

Anlayacağınız, İvedik nesli de firar etmek istiyor: sorumluluklarından, emekten, kanaatle yaşamaktan, aklından ve hatta kalbinden, hasılı hayatın gerçeklerinden firar etmek istiyor. Acun’un hangi zor şartları yaşadıktan, dişiyle-tırnağıyla çabaladıktan sonra, özendikleri o konuma geldiğini ve sonra firar etmekten vazgeçtiğini görmek istemiyorlar.
Hadi, bir anketi daha zikredelim. Hani bir süre önce üniversite gençliği arasında yapılan bir ankette sormuşlardı: aşk mı, para mı? Ankete katılanların yüzde yüze yakını (% 90’dan fazlası) "Aşk senin olsun, bana para gerek para!" dememiş miydi? O günlerden sonra, kız öğrencilerime hayattaki ideallerini sorduğumda, "Okulumu bitirmek, sonra da zengin bir koca bulup evlenmek!" cevabını alınca şaşırmıyorum.

Bir de, çok daha yeni bir araştırmadan ilginç bilgiler ister misiniz? İstanbul’da yaşayan gençlere sormuşlar: "Hayatta kaybetmekten en çok korktuğunuz şey nedir?" El-cevap: "Cep telefonumu!" (% 90). Hayır, komedi filminden bir sahne değil bu cevap, İvedik neslinin ete-kemiğe bürünmüş, ağlanası halde hayatımızda arz-ı endam etmesi sadece. Kaybetmekten en çok korktukları ikinci şey, bilgisayarları (% 68)! Peki ya sevdikleri, aileleri? Elbette onları da kaybetmekten korkuyorlar, canım! Ama üçüncü sırada (%53). Sosyologların ve sosyal mühendislerin kulağı çınlasın!

Örnekleri çoğaltmak mümkün, ama sanırım tablo çok iç açıcı değil. Ne hayatın, ne ölümün, ne sonsuz hayatın hesaba katıldığı, ahlâkî endişelerin çok gerilerde kaldığı tuhaf bir gençlik geliyor, ve hatta gelmiş durumda, kısacası. Oysa…

Kalabalıklarda kakara-kikiri yaşayıp kuytu yalnızlıklarda ağlayan, ölüm gerçeğini yakınında hissedip sevdiklerinin ölümüyle parça parça eksilen, keyif ve zevk peşinde koşarken hayatın görünüşte tatlı ama aslında acı yüzünü yalayıp ağzı yanan ve üstelik doyamayan yine aynı: İvedik neslinin üyeleri….

Gençlik kesinlikle elde durmayan, gelip gidecek birşey. Yaşlılık ve ölüm de bizim için. Hayat olanca hoyratlığıyla meydan okuyor, ölüm bütün sertliğiyle bir duvar gibi toslamamızı bekliyor. Mezar ağzını açmış bize bakıyor…

Eğer meşru sınırlar içinde kalmazsak, hayatı ciddiye almazsak gençliğimizi kaybettiğimiz gibi, o gençlik hem dünyada, hem mezarda, hem de öteki dünyada elemler ve sıkıntı kaynağı olmaya aday bizim için.

Nimet şükür istiyor. Gençlik nimetinin şükrü de, onu, artık çoktan unutturulan iffet ve namus ölçüleriyle yaşayabilmek ve sonsuz gençliğe vesile eyleyebilmek. Yaratılmışlığımızı, Yaratıcımızı, sonsuz hayatı unutarak sırf zahirî heveslerle yaşamaya çalışmak nafile bir çaba. Zira, hiçbir şey düşünmeden ân’ı yaşayabilmek sadece hayvanlara özgü.

Biz insanız! Ân’ımızı hem geçmişimizle hem de geleceğimizle birlikte yaşıyoruz. Bizi insan kılan akıl ve fikrimiz bizi geçmiş ve gelecekle bağlıyor. Geçmişin lezzetleri yokluklarıyla bugünümüze elemler taşıyor; geleceğe ilişkin korkularımız ve endişelerimiz şu ân’ımızın keyfini paramparça edebiliyor. Hiç düşünmeden yaşamayı ne kadar istersek isteyelim; böyle bir şey mümkün değil!

Başka hiçbir şeyi "kafaya takmadan" sadece bugünü yaşama iddiası, dışı tatlı içi acı mı acı bir aldatmaca. Zehirli bir bal. Dildeki lezzeti arttırmak için o baldan yenen her kaşık, nasıl karın ağrılarıyla kıvrandırıyorsa; kendimizi hazır ân’da, bugünde saklamaya çalıştıkça, geçmişin hüzünleri, elimizden kayıp giden sevdiklerimiz, geleceğin kaygıları ruhumuzu kat kat büyük acılarla kıvrandırıyor. Elimizde ne zevk, ne keyif ne de kahkahalar kalıyor.

Hayattan firar edemiyoruz, ölümden kaçamıyoruz, kendimizden ve temel acılarımızdan saklanamıyoruz. Hayvan gibi de yaşayamıyoruz.

İvedikler, bir serçe kuşu kadar bile lezzet alamaz hayattan. Çünkü, inanmadığı ya da inancını hayatına yansıtmamaya inat ettiği için bütün geçmiş zamanlar, gözünde ölmüş, yok olmuş haldedir. Aklı geçmişten ve gelecekten zifiri karanlıklar taşıyabilir dünyasına ancak. Yokluk düşüncesi sonsuz ayrılıkları haber verir. Sonsuz ayrılıklar sonsuzca daha bu dünyadayken yakar kavurur gönülleri ve ruhları.

Hayatı hayatlandırabilmek; geçmişi, geleceği ve bugünü aydınlatabilmek ancak Yaratıcı’yla bağ kurabilmekle mümkün. Gerçek zevk de bu bağ sayesinde; mutluluklar da, kavuşmalar da.

Hayatın lezzetini ve zevkini isteyenlerin önünde, hayatını ve gençliğini (yeniden) inanarak hayatlandırmaktan ve aydınlatmaktan başka yol yoktur.

Çünkü,
hayat böyledir!

İvediklerin zannettiği gibi değil

Murat ÇİFTKAYA http://karakalem.net

Reklamlar

27 Yanıt

  1. hergün yenı bır sanal karakter çıkıyor abuk subuk edebe uygun olmayan tavırlar espırı nıyetıne ama adet olarak kalıyor gerçek degerler yok olmuş. oylesıne bır şey ah Hayatı hayatlandırabilmek; geçmişi, geleceği ve bugünü aydınlatabilmek ancak Yaratıcı\’yla bağ kurabilmekle mümkün. Gerçek zevk de bu bağ sayesinde; mutluluklar da, kavuşmalar da.Hayatı hayatlandırabilmek; geçmişi, geleceği ve bugünü aydınlatabilmek ancak Yaratıcı\’yla bağ kurabilmekle mümkün. Gerçek zevk de bu bağ sayesinde; mutluluklar da, kavuşmalar da.hayırlı geceler hayırlı cumalar dılıyorum can kardeş allh paylaşımından dolayı razı ve hoşnut olsun selametle

  2. Ben bu filmi konu bile almak istemiyorum cünkü bu bile onlara prim verıyor,gencler veya kendini genc gibi hissedenler !! hayatın gerceklerine değilde soyut olanı veya olaganüstü veya yapamadıkları veya kafayı dağtma geleneğiyle hayata bakıyorlar, tabii eğleneceğiz tabii gülebiliriz önceleri bant tratrosu vardı ne güzeldiler İbrahim sadriler vardi cok güzel hiciv yaparlardı keske onları görebilsek burda , recep ivedikten ve onun bezerlerinden hepimiz, önce kednimiz sonra yakınlarımızı bu tür şeylerden uzak tutmalıyız .selamlar saygılar

  3. "Ah şu gençlik!" Ne zaman… Ne zaman gerçek aşkın peşine düşeceksin. Ne zaman yanacaksın varlığın sebebi için. Bir boşluk içinde adeta bu gençlik ve her önüne gelen onun kafasını karıştırmak için değişik şekilde kafa bulandırıcı yollara başvuruyor. Hayatını aşk sandığı basit aldanışların peşinde koşmaca, kovalamacayla geçiren; gelişin ve gidişin nedenine, varlığın hazzına varamamış gençlik… İmtihanını unutma O gün mutlaka gelecek. Gelecekteki gelecek olan o gün çok çabuk gelecek! selam ve dua ile hayırlı cumalar kardeşim

  4. arada bi gerçek var değerli arkadaşlar o kadar izleyici kitlesine sahip se bu adam demekki anladığımız dilden konuşuyor.filme yoruma hi. geek yak önce bireaysel fiiliyatımız değişmeli

    • s.a.–görülmesi gereken tehlike şu ki;iblis lağne çok alim,düşündüğümüzdende çok, hülasa o iyi bi oyuncu- Tüm gayreti,gerçekten ne kadar uzak tutabilirse bi kişiyi,işte o kadar zaman kazanır yeni vesveseler üretebilmek ve ufakladığını eritebilmek için.bayram yerine toplanmış kalabalığın cebini boşaltan kap-kaçcılar misali,dikkati dağıtarak yeni tuzaklara,dönülmesi gttikçe zorlaşan çıkmaz sokakalara amede ederde kul gafletin hazırladığı mısır tikenleriyle boş yere karnını doldurur….anlatmakla bitmez bu çile…Allaha şükürler olsun ki;her daim yunusları tedavi eden bi tabduk bulunur-mevlanaları mevlana eden bi şems-fatihleri-fatih eden bi akşemseddin,akşemseddinleri-akşemseddin eden bi hacı bayram-ı veliler k.s. bulunur elbette…ÜMİTKARIZ ELHAMDÜLİLLAH.

  5. Bu güzel yazıyı bizimle paylaştıgınız için teşekkür ederim İvedikler, bir serçe kuşu kadar bile lezzet alamaz hayattan MEVLAMA EMANET OLUN İNŞALLAH

  6. hakiki sevgilerin ve dostlukların kıymetini bilen vefadar insanlarla karşılaşmanız dileğiyle allah a emanet olun…

  7. Allh(c.c) razı olsun…faydalı bir paylasım olmus guzel kardesim…Selam ve Dua ile…

  8. "Ruhumu kudret elinde tutan ALLAH\’a yemin olsun ki, siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir ameli size haber vereyim mi? Aranızda selamı yayınız." Hadis-i ŞerifSelam, benden sana zarar gelmez kardeş, emin olabilirsin, benden yana güvendesin, esenlik seninle olsun demektir ki, bu ülkenin toplum yapısı onca şeytan oyununa, onca ifrit planına, onca kazılan kuyuya rağmen hâlâ bozulmamışsa, bu selam sayesindedir.Yazıya okuyucuyu selamlayarak başlayalım ve diyelim ki, şu otuz iki dişi ışıldayası dünyada iyi ki selam diye bir şey vardır ve insanlar selamlaşırlar. Birden herkesin ve her kesimin birbiriyle selamı sabahı kestiğini düşünün; yeryüzü çoraklaşacak, çoraklaşma ne demek, adeta cehennem hazretleri yeryüzüne hücum edecek yahut dünyanın dört bir yanı Kuzey Kutbu’na dönecektir. Selam, iletişim biliminin temel taşlarından biridir ve o taş yerinden oynadığında, Allah esirgesin, iletişimin “ileti” kısmı buharlaştığı gibi, “bilimi” de kendisine kaçmak için köşe bucak yol arar da, yine Allah korusun, yolda selam verecek birini bulamaz.Meramım selamı bahane ederek ve dahi “selam verdik borçlu çıktık” noktasına getirmeden hoş bir deneme yazmaktan ibarettir ve işaretini verdiğim gibi, bu deneme selam/selamlaşma üzerine olacaktır. Karşılıklı iki kişinin birbirine selam vermesi anlamına gelen fiilimiz, neredeyse bayramlaşma kadar sevimli, sıcak ve insanın içini arındıran bir mahiyete sahiptir ve bu mahiyetin yerine ikame edilecek başka bir kelime de bulunmamaktadır. Merhabalaşmak, günaydınlaşmak, iyi günler dilemek, hatta güle güle demek, tekrar görüşmeyi dilemek, Allah’a emanet ol sözü, ne bileyim, eskilerin dediği gibi “zatınızı hoşça tutun efendim”li dilekler… ve bunların cümlesi selamlaşma halleridir ve muhatabınızla selamı ve tabii ki sabahı kesmediğinizi gösterir.Bunlar tâli selamlardır demeyin, selamın tâlisi aslisi olmaz, selam, selamdır ve elbette en makbul olanı da “Allah’ın Selamı”dır. Takdir edersiniz ki, Allah’ın selamı (esenliği, barışı) üzerinize olsun demek kadar anlamlı ve güzel bir selam bulunmaz. Cümleye doğrusu diye başlamayı sevmem ama sevmesem de yeri geldi, doğrusu, her selamın Allah’ın selamı olduğudur ve bunu daha çok gönül erbabı, hal ehli bilir. Selam’ın “kelâm”a dönüşmediği, dönüşmesinin de vacip olmadığı, vacip bir yana (hemen cahillikle suçlamayın, selam vermenin ve almanın dinî ıstılahta karşılığının ne olduğunu biliyorum) yerine göre lüzumsuz addedildiği “an”lar ve mekânlar vardır ki, bu fasıl da hususi izahat vermeyi gerektirecektir.Selam verilir ve alınır; bu haliyle selam, yeryüzünün en güzel alışverişidir, verilmeyen selam kadar, hatta daha fazla, alınmayan selam da, denize dökülemeyen ırmak mahzunluğunu yaşar; her iki durum da esenlik bahsinden fersahlarca uzaktır.Her şeyin olduğu gibi, selamın da sadesi makbuldür; bir selam verdikten sonra ardından Acem milletinde adet olduğu üzere selamı alan kişiye saatlerce övgüler dizmek, onu neredeyse kanatlandırıp uçuracak derecede yüceltmek bizim selam anlayışımızca zararlı olmasa bile, en azından yersiz laf kalabalığıdır ve takdir edersiniz ki her şey yerli yerinde/yerince gerektir.Siz sanmayın ki yalnız selamlaşmak insana mahsustur; sabah güneşinin, akşam rüzgârının, düşen yahut açan bir yaprağın, gül kanadındaki çiğin, daldaki serçenin, yoldaki karıncanın, yuvarlanan taşın, sudaki berraklığın… hasılı yeryüzünde varlık adına ne varsa cümlesinin kendi haliyle ve diliyle, kelam etmese bile selam ettiğini, birbirini ve sizi selamladığını bilmek gerekir. Bilmek gerekir, zira, bizim evrene ve eşyaya bakışımız her nesnenin bir can taşıdığı hakikatinin tılsımlı penceresinden gerçekleşmektedir. Böyle baktığımız zaman dünya sürgün yurdu olsa bile, esenlikli bir sürgün yurdu olarak anlam kazanacak, Yaratan’la ve yaratılanla olan bağımıza halel gelmeyecektir.Sadede gelirsek, bu ülkenin çocukları selamı baş tacı etmeyi bilmişler, arada bir selam kesseler bile, bu bayramdan bayrama kadar süren bir küslük mesabesinde kalmıştır. Selam o kadar yer etmiştir ki, kırk gurbetlik mesafeden yazılan mektuplar bile ilk cümlesine “önce selam ederim”le başlamıştır. Sıcakkanlı bir millet oluşumuzun temel belirleyicilerinden biri, belki de en önemlisi bu selam hassasiyetimizdir. Selam vermez – selam almaz taifesini adamdan saymamış, yine de, almasa bile selam vermeye devam etmişizdir. Selam, benden sana zarar gelmez kardeş, emin olabilirsin, benden yana güvendesin, esenlik seninle olsun demektir ki, bu ülkenin toplum yapısı onca şeytan oyununa, onca ifrit planına, onca kazılan kuyuya rağmen hâlâ bozulmamışsa, bu selam sayesindedir.Yalnızca yaşayanlara değil, kabir ehline bile selam vermeyi şiar haline getiren bir milletin şairinin “Biz dünyadan gider olduk/Kalanlara selam olsun” demesi ise, ayrı bir güzelliktir; anmadan geçmek olmaz.Şimdi, sabah uyandınız ve evdekileri selamladınız; diyelim evde kimse yok, saksıdaki çiçeği, minderdeki kediyi selamladınız, diyelim onlar da yok evde, ne duruyorsunuz canım, aynanın karşısına geçin ve kendi yüzünüzü selamlayın! Emin olun yüzünüz o andan itibaren bir “esenlik bildirisi” okumaya başlayacaktır.Diyelim, buraya kadar okudunuz, yazı da bir selamdır; yazarın selamı. Kaleme, yazıya ve okuyucuya selam olsun…Semerkand Ocak 2006 Hayırlı cumalar kardeşim.Dua ile inş.

  9. bir antika nasılki sanatkarını hatırlattığı onunla olan irtıbatı nısbetınde degrlidir .öylede insan dahi sanatkarı olan zatla munasebeti nısbetın de degrlidir .evet muhakkak genclık elden gıdecek o genclıgı ebdılestırmenın tek yolu sahıbınırızası dogrultusunda gecırmektır . hepımızın hataları kusurları vardır ve olacaktır muhım olan farkına varmak ve bır an once dustugu yerden kalkmaktır cunku her gunah bır dusustur esasında . boyle bası bos yasayan ınsanlara bır sorulsa hangısı mutludur acaba.bosvermıslıgın altında ardıgını bulamamanın bunalımı yatmıyormu? yada dogru yerde aramamnın verdıgı bır netıce . rabbım hakkı dusunmek ,hakkı solumak, hakkı gormek , hakkı yasamak nasıb etsın .abıcım bu guzel paylasımlarından dolayı allah razı olsun can abim canım abim gönullerın efendısıne emanet ol

  10. ya rabbi her anımızı senin rızan dahilinde gecıreceğimiz uzun ömürler ver sana ıbadet edbılmemız ve bu güzellıklerı tefekkur edip sana olan aşkımızı ebedileştırmemız ıcın .eger sana kul habıbıne ummt olamıcaksan gergınce yerıne getıremıceksek bır kelebke omru kadar olmasın omrumuz . ya rab SEN VARSAN haytım anlam bulur bıze sensız anlamsız bır hayatı nasibetme

  11. BAZEN BÜTÜN SÖZLER sessizliktedir ya, işte öyle bir sessizlikteyim şu an.Bu güzel yazıyı bana da göndermişsin pırlantam.teşekkür ederim.Günlerin ve gecelerin nurlara bürünsün , her daim misafirin Resulullah(s.a.v) olsun.sevgiler…selamlar…

  12. Hayırlı cumalar cümlemize.Valla işimiz zor bu gençlerle nereye gidiyoruz bence dosdoğru kıyamete.Bu gençlik bizi kıyamete gittikçe yaklaştırıyor.ALLAH sonumuzu hayır getirsin.Yetmiş bin meleğin duasıMeşguliyetlerin artması, hayatın yoğunlaşması gibi sebepler hasta ziyaretlerini aksatmanın mazereti olmamalı. Efendimiz s.a.v.\’in hayatını ve onca yoğunluğu arasında sürekli ziyaretlerde bulunduğunu hatırlamamız bize güç verecektir.Hasta ziyareti mi yapıyorsun, yoksa normal bir ziyaret mi?Birisi size böyle bir soru sorsa eminim şaşırırsınız. Ziyaret ziyarettir, hasta ziyareti ile normal ziyaret arasında ne fark var; diye düşünürsünüz. Ama bu soruyu Hz. Ali r.a. soruyorsa, fikrinizi değiştirirsiniz sanırım.Peygamber Efendimiz s.a.v.in torunu Hz. Hasan r.a. hastalanmıştı. Babası Hz. Ali r.a Ebu Fahite isminde bir ahbabını elinden tutarak:- Gel Hasana gidelim, hastadır, ziyaret edelim, dedi. Hz. Hasanın yanına vardıklarında, sahabilerden Ebu Musa r.a.ı da orada buldular. Hz. Ali, Ebu Musa\’ya bu soruyu sordu:- Hasta ziyareti mi yapıyorsun, yoksa normal bir ziyaret mi?Ebu Musa r.a. cevap verdi:- Tabii ki hasta ziyareti yapıyorum.Bunun üzerine Hz. Ali r.a. Resul-i Ekrem s.a.v. Efendimizin şu mübarek sözünü nakletti:- Bir müslümanı hasta olduğu için sabah vaktinde ziyaret eden hiç bir müslüman olmaz ki, akşama kadar yetmiş bin melek ona dua edip, affını dilemesin. Yine hastayı akşamleyin ziyaret eden hiç bir müslüman olmaz ki, sabaha kadar yetmiş bin melek ona dua edip, affını dilemesin. Ayrıca onun cennette bir meyveliği de olur (Tirmizî, Ebu Davud) __________________

  13. Sırtımda günahlarmın ağır yükü,Güvercin misali titrek yüreğimleGeldim Sana Can Ahmed\’im..Kıpır kıpırdı yüreğim vuslat yolunda.Nasıl titremesindi ki En Sevgili\’m e gidiyordum..Yaktı beni gecmeyen vakitler,vuslata ceyrek kala..Sabırsızdım.Sana geliyordum en guzel sevdamla..Uyanmaya geliyordum gaflet uykumdan.Medine\’deyim.En Sevgili\’im diyarında.Haya ediyorum ayakkabılarla basmaya,Çünkü o mübarek ayakların bastı oralara.Tozuna kurban oldugum ayakların.şükür Ya Rabbi diye şaha kalktı carpan yüreğimYeşil kubbeyi görünce.Dizlerimin bağı çözüldü,akıl firar ettiYandı kavruldu Yüreğim…işte ordaydın.Tam Yeşil kubbenin altındaUğruna alemler yaratılan,Rabbimin Habibi!Nasıl yanmasındı yüreğimNasıl nefessiz kalmasındı bedenim..Nasıl bülbül olmasındı dilim en güzel GÜL\’ü gorunce..Nasıl?Boynum bükük bakakaldım sana.Gözlerim yağmurlu,Sensiz medine\’deyim…Hava alabildigine sıcak,yüreğimse; fırtınalardan bitab!Ben geldim Sen yoktun ya Resulüm.Aradı seni gözlerim Medine sokaklarında…O güzel yüzündeki bir tebessumunu gormek icin neler vermezdim…Ben Sana geldim Resulüm,Sen yoktun.Tek tesellim soyledigin şu cumle oldu;Her kim kabrimi ziyarete gelirse,beni hayatta ziyaret etmiş gibi olur."Katre gibi iniverdi sözün yangınıma…Ilk sabah namazımı kıldım,mescidi nebevinin bağrında.Her secde edişimde Sen geldin aklıma…Vuslata az kalmýþtý.Varýcaktým huzuruna, yüreğim bin parca..Gecmek bilmedi düşman vakitLer.Geliyordum işte Sana…Az kaldı bir adım bir adım daha!Gözler görmedi başka birşeyi,yürek yanmadı bu kadar,akıl sitemin kucağında..Ben Sana geldim Ya Resulallah!Boynumda günahtan bir pranga,ellerimde mahcubiyet kelepcesi,gözlerimde hüzün yagmuru,kalbimde Sen!Ben Sana geldim.Heybetli Sıddık\’ın da yanıbaşındaydı…Ve Ömer\’in de…Anam babam sana Feda olsun Ya Resulallah nidalari yukselttim arşa!Yanmaktaydým…yanıbaşındaydım.Ben Sen\’leydim Resulüm.Ben Sana geldim,Sen ordaydın…Sağında Yar-ı vefadar,diger yanında polat sineli Ömer\’im.Sevgin nazarın çepecevre sardı hissettimm…GÜl yüzlüm,sözü baldan tatlı Efendimm ben Sana geldim.Sen ordaydın,sel oldu gözlerimden akan yaşlar.Feda olsun!Dua Dua semaya yalvardı ellerim,inledim arşı inlettim!!!Medine\’deyim.Huzuruna kabul et Ey sözü gül-i rana,Güldeki şebnemim!Kabul et huzuruna.Ben geldim SanaBoynumda ateşten halka!Yağmur ol Sensiz buyuyen yangınıma,Rahmet ol bu mücrim sevdalına!Sevdam ol ebedi sakladığım bağrımda!

  14. Feliz Fds e Bom Carnaval BeijokasFazendo versos invento sonhos,vivo fantasias, revivo a vida,esqueço a dor !Happy Weekend and Much Kisses for you

  15. Ahlak elimizden kademe kademe alındı. Haya, iffet, ar, namus tabu oldu me"deni" gözlerde. Osmanlıyı savaşla yenemezsiniz, onları islamlarını ellerinden alarak yenebilir, yok edebilirsiniz diye kurulan planlar seneler öncesinde kaldı. şimdi yemişini topluyor bu vatandaşlar harika (!) tuzaklarının.Evvela içi boş müslümanlar türetilip; ilimle, araştırmakla araları açıldı. Sorgulamayan, sadece kabul eden nesiller sadece özentiyi öğrendiler. İlme, alime değil artiste, şarkıcıya en kötüsü hayvanlara özendiler. İçlerinden iyileri çıkmadı mı? Tabii çıktı. Onlara da öylesine siperler aldılar ki sanırsınız karşılarında koca ordu var. İşte küfür hep korktu garip olmasına rağmen islamdan. Korkacakta hem öyle korkacak ki küfrünü katmerlemek için, kendini cehennemin dibine göndermek için elinden geleni ardına koymamacasına. bunda bize düşen vazife ne? Öğrenmek, yaşamak, yaşatmak. Küfrün bataklığından bir adam çıkarabilmek için uykulardan uyanmak. İlahi mabede bir tuğla olabilmek için çalışmak. Bu günün işini yarına bırakmamak. Gelin bu gün başlayalım. Şimdi, hemen …Hayırlı geceler oğulcan. selam ve dua ile..

  16. GençlikSizdeki gençlik katiyen gidecek. Eğer siz daire-i meşruada kalmazsanız, o gençlik zayi olup başınıza hem dünyada, hem kabirde, hem ahirette kendi lezzetinden çok ziyade belalar ve elemler getirecek. Eğer terbiye-i İslamiye ile o gençlik nimetine karşı bir şükür olarak iffet ve namusluluk ve taatte sarf etseniz, o gençlik manen baki kalacak ve edebi bir gençlik kazanmasına vesile olacak.

  17. Ey zevk ve lezzete mübtelâ insan! Ben yetmiş beş yaşımda, binler tecrübelerle ve hüccetlerle ve hâdiselerle aynelyakîn bildim ki, hakiki zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imândadır ve imân hakikatleri dairesinde bulunur. Yoksa, dünyevî bir lezzette çok elemler var. Bir üzüm tanesini yedirir, on tokat vurur gibi, hayatın lezzetini kaçırır. Bediüzzaman Said Nursî, Sözler, s.137paylaşımın için çok teşekkürler AHMED kardeşim selam ve dualarımla hayırlı günler

  18. SLM VE DUA İLE ALAH C.C RAZI OLSUN CAN ABİM ÇOK GÜZEL Bİ YAZI EWET GENÇLİK ALDI BAŞINI GİDİYO ABİM NEREYE GİDİYO NEYE GİVENEREK BU ŞEKLE VARIRILIYO ANLAMIŞ DEİLİM ALLAHIM HİDAYET VERSİN İNŞ CÜMLEMİZE DÜNYANIN ZEVKLERİNE KANMAYIZ İNŞ SEVGİ VE SAYGILARIMLA CAN ABİM RABBİME EMANETSİNİZ İNŞ HAYIRLI BEREKETLİ AKŞMALR DİLİYORUM 🙂

  19. ALLAH’IM! Sana karşı günah işleyenlere bile ne kadar bağışlayıcı ve lâtifsin. Seni arayana ne kadar yakınsın; sana el açıp yalvarana ne kadar müşfiksin. Ümidi sende olanlara ne kadar iyisin, merhametlisin. Kim, senden yardım istemiş de reddedilmiştir. Kim, sana sığınmış da ihanete uğramıştır. Kim, sana yaklaşmış da sen ondan uzak durmuşsundur. Kim, sana kaçmış, sığınmış da sen onu kapından kovmuşsundur!..Rabbim her şey senindir. Yaratan sensin ve hüküm senindir. İsimlerinde gizlenenler ile ve nurunu örten perdeler ile bu huzursuz ruhu, bu ıstıraplı yüreği bağışla.Allahım, bütün alçaklıklardan korunmak için sana sığınırız; senden başka bütün korkulardan; senden başka bütün yoksulluklardan…Allahım, yüzümüzü senden başka kimseye çevirmeyiz, secde ettirmeyiz. Öyleyse ellerimizin de senden başka bir şeye uzanmasını engelle ne olur!Senden başka ilâh yoktur. Doğrusu ben de nefsine zulmeden zalimlerdendim. Ama şükürler olsun Allahıma, âlemlerin Rabbine.“Allah’ım, beni bana bırakmaAdını dilimden uzak tutma,” Amin.. aMin.. amiN…Güzel paylaşım oLmuş abim..Rabbim bizLere gençlik çağımızda hayırlı bir kul, Efendimiz (s.a.v)\’ e hayırlı, bilinçli bir ümmet olabilmeyi nasip etsin..Rabbim bizleri akıldan, imandan mahrum eylemesin..Amin..Esen kal..

  20. Bir Fincan Çay Gibi Ömür… Bir Bardak Çay Gibi Ömür… Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum… Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar… Üç Şeye Dikkat Etmek Gerekir Yaşamda… Göz, Dil Ve Gönül… Göz Ve Dile Hâkim Olmak Zor Ama Gönül’e Hâkimiyet Daha Güç… Gönlü Sakınmak Lazım; Kin Nefret Ve Kıskançlık Yatağı Olmaktan… Tereddütte Kalmamak, Ne İstediğini Bilmek Veyahut Neyi İsteyeceğimizi Bilmek… Küstahlığa Düşmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın İçinde Davaya, Hayata Ve İlme Karşı… Övünmek Korkusu Da Var Tabi İnsanın Küfre, Cisme Ve An’a Karşı… Sanki Canavarın Esiri Gibi Bir Sağa Bir Sola Çarpıyor, İstikrarsız Ekonomi Gibi Bir İleri Bir Geri Gidiyorsun… Enflasyonun Canavarı Olmuşuz Haberimiz Yok… Karanlıkta Kaybolan Gölge Misali Silinmiş Hayattan, Ayrılmak Zor Ama Sonu Bilmek Daha Zor… Hazan Mevsiminde Dökülen Yapraklar Gibi, Tek Atımlık Kurşunu Kalmış Kovboy Gibi, Ölümün Soğukluğunu Hisseden Gladyatör Gibi, Hızlı Adımlarla Çıkan Ve Yine Hızlı Adımlarla Düşen Başarısızlıktan Korkan, Başarınca Başarısızlığı Unutan, Başarısız Bir Başarılı Gibi… Ben Mutluluk Sınırlarını Aşıyorum… Asım’ın Nesliyiz Acıların İçinde… Acılarımı Anıyorum Devamlı Günbegün… Dost Görünen Düşmanlar, Düşman Olan Dostlar İle… Aklımın Duru Olması Zihnimi Karmakarışık Yapıyor, Her Bölgesi Neden Ve Niçinler İle Dolu… Toprakta Çürüyen Beden Ve Saç, Yoldaş Olan Kefenle Nefis, Peşime Düşen Sessiz Gölgeler… Karanlık Sokaklarda Sessiz Ve Çaresiz Şikâyetname Hazırlamaktalar Hakkımda… Öldü Dersiniz… Ölümü Hak Edecek Yeterlilikte De Değilim Ama Medet Bekleyecek Tek Bir Kabı, Felaha Çıkacak Bir Yol Vardır Belki… Rengârenk Hayatın Renksiz Yaşamı Sonsuz Zamanın Ruhsuz Ecdadı Yaşanmış An\’ın Yaşanmamış Saati Susuz Bahçenin Solmuş Gülü… Hayatın Acımasızlığı İle Ruhum Tevafuklar İle Ayakta… Gül Yüzlülerin Hayranlığı Var Sana… Bunu Düşün Sükût Et… Et Ki En Azından Adam Bilinesin Sükûtsuzlar Arasında… Arkadaşlık, Dostluk Önemlidir …Değerini Bilmek Gerekir Sırrını Paylaşabileceğin, Derdini Anlatabileceğin, Üzüntünü Dile Getirebileceğin, Sevincini Haykırabileceğin Bir Kişinin Çevrende Olması İnsana Hem Güven Hem De Mutluluk Verir Sende Taşın Altına Elini Koyacaksın Ama Her Şeyi Başkasından Beklememelisin… Kılıç Üzerinde Yürüyeceksin Ama Kılıç Hayatı Ve Seni Kesmeyecek… Yok, Öyle Yağma… Kalbini Açık Tutacaksın Hayata… Kalbin Kör Olursa Gözler Görür Mü Ki Hiç… Gözü Kör, Kalbi Kör, Yaramaz Bir Beden… Palyaçolara Özendim… Yüzüm Sırıtırken İçime Kan Akıtıyorum… Metafizik Âlemde Takılıyor, Patlamaya Hazır Bombaya Dönüşüyorum… Saniyeler Var Patlamaya… İyiler Arasında Kötülük Yüklü Bir Bombayım… Bütün Kötülükleri Yok Etmek Adına… İyiliğin Değerini Anlamak İçin Bu Yapılanlar… Kötülük Olmasaydı İyiliğin Hiçbir Özelliği Kalmazdı Onun Değerini Ortaya Çıkarır Kötülük… Bir Bardak Çay Gibi Ömür… Kiminin Ki Bir Dikişte Biter Kimininki İse Yudum Yudum… Dibinde Kalan Çöpler İse Hayattan Kalan Kalıntılar…ESSELAMÜN ALEYKÜM HAYIRLI BEREKETLİ GÜNLER CAN ABİMMM

  21. Selam bu ortamdaki arkadaşım..Paylaşımınız için teşekkürler …Ancak çoğu yorumlarda bir bezmişlik gördüm ben …Gençlik gidiyor deniyor ama nereye ??? Gençliğin hiç bir yere gittiğine inanmıyorum ben…Onlarda kendilerinden önce çağı takip ediyorlar işte …Nedir ki bu bazı insanlar vardır kabul , insanları peşinden sürükler yazıdaki gibi RECEP İVEDİK NESLİ 😦 Oysa ki şu var;Ne güzel bir nimetler okyanusu serilmiş önümüze; ne mutlu kıymetini bilerek yasayana ve ne acı biz büyüdük ve kirlendi dünya diyen ama temizlemek adına caba harcamayan çoğunluğa!!!! Bugün hayatımda olmasını istemediğim birşeyi daha yok ediyorum diyerek başlamalıyız güne, yeni bir başlangıç yapmalıyız; olmasını istediklerimizle öyle bir doldurmalıyız ki etrafımızı, istemediklerimiz yaşamımıza girecek yol bulamasın. Unutmayın ki sizi güçlü kılan yine sizsiniz. GENÇLİK te aynen öyle….

  22. vealeykümselam Hacer hanım kardeşim.Allah c.c. razı olsun düşüncelerşniz için.yorumlar sahibin görüşünü yansıtır ona diyeceğim yok ama bu yazıda ümitsizlikten ziyade çıkış yolunu çözümünüde beraber sunuyor yoksa göstermelik şovenist türü yazılardan bizde alıntı yapmayız.sonlardaki yazdığınız düşünceler bu yazının sonunun bağlandığı görül ile aynıdır.bizi güçlü kılan imanımızdır.dayanağımızdır oda Allah c.c. olmalıdır.inşallah.baki selam ve dua ile

  23. "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz!" Soru: Ben nasıl öleceğimi merak ediyor, hayalimde hep öleceğim anı düşünüyorum. Son anımda iyi şeyler düşünerek, güzel sözler söyleyerek gitmeyi çok arzu ediyorum. Böyle güzel bir gidiş için ne yapmam gerekir acaba, diye soruyorum. Efendim, bu mesele, hemen hepimizin bir numaralı meselesidir. Ölmeye aday olan her insan iyi bir ölümle gitmeyi, güzel şeyler düşünüp söyleyerek buradan imanla ayrılmayı hayatının gayesi bilir. Ancak bu gayeyi gerçekleştirmek için Peygamberimiz (sas)\’in ikazını hatırdan çıkarmamak gerekir. Bakın ne buyuruyor aleyhis\’salat-ü ves\’selam Efendimiz: "– Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz!" Demek ki hayatımızı nasıl yaşadığımız mühim. Güzel bir gidiş için güzel bir İslami hayat yaşamak gerekir. İmani konuları benliğimizdeki iman merkezleri olan (sır, hafi, ahfa) gibi latifelerimize hayat boyu yerleştirmeye çalışmalı, söylentilerle sökülmez hale getirmeyi, hayatımızın bir numaralı meselesi haline getirmeliyiz. Başka bir ifadeyle, insan hayatı boyunca inançlarına kalbinde, gönlünde, hafıza ve hayalinde ne kadar yer verir, ne kadar üzerinde titrer, yaşayışında uygularsa, ölürken de o nispette onunla meşgul olur, şuuraltında yerleşmiş olan o meşguliyetinin tekrarıyla son nefesini verir. Yani hayatı boyunca neyi fikretmişse, son nefesinde de onu zikreder. Böylece Efendimiz (sas)\’in, "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz. Nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz" haberi tecelli eder. Nitekim irşat eserlerinde bu konuya şöyle bir örnek de verilir: Hayatı boyunca İslam\’ı aşk ve şevkle yaşayarak yaşlanan bir hastayı muayene eden doktorlar, \’Bize düşeni yaptık, gerisi Allah\’a kalmış!\’ diyerek giderler. Son anlarını yaşayan hasta ise baygın halde yattığı yatağından doğrularak yumuk gözlerle oğluna seslenir: – Oğlum, çabuk beni musluğa götür, abdest alacağım, baksana vakit girmiş, namazımı geciktirmemeliyim, diyerek nefes nefese oturduğu yerde uzattığı ellerine döküldüğünü hayal ettiği sudan abdest almaya başlar. Acele ile her zaman yaptığı gibi camiye koşar, girdiği safta yine hayalen yerini alır, ellerini kulaklarına kaldırarak son gücüyle \’Allahü Ekber\’ diye tekbir alır. Ancak aldığı bu tekbiri son sözü olur, tekbirle birlikte yatağına yığılıp kalır. İşte bu hâl, "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz!" gerçeğinin bir örneğini teşkil eder. "Dervişin fikri ne ise, zikri de odur." sözü de bunu ifade eder. Demek ki, ömür boyu kalbimizde, gönlümüzde neleri beslemiş, neleri hafızamıza nakşetmiş, nelerle meşgul olmuşsak ölüm anında da şuuraltına yerleştirdiğimiz bu konuların gereğini hayal edip yapacak onu yaşayacağız. Hayat boyunca ihmal etmediğimiz namazımızla, tekbirimizle hayatımızı noktalamamız bile söz konusu olacaktır. İşte hadis-i şerif de bize bu vazgeçilmezimizi hatırlatıyor: "Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz." Öyle ise bütün mesele nasıl yaşadığımız, hayatımızı nelerle meşgul edip tükettiğimiz meselesidir. Her insan kendine bu soruyu sormalıdır: -Ben nasıl bir hayat yaşıyorum? Neleri hayatımın gayesi, hedefi haline getiriyorum? Şuuraltıma neleri yerleştiriyor, son nefesimi verirken neleri tekrarlayacak duruma geliyorum? Bence her birimizin kendi nefsimize sormamız gereken ihmal edilemez sorular olmalıdır bunlar. Efendimiz\’in bu ikazını hatırımızdan hiç çıkarmamalıyız: Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz! Ne dersiniz bir düşünelim mi? Nasıl yaşıyoruz? 24 Şubat 2009, SalıAHMED ŞAHİNZAMAN

  24. S.A.Kıymetli Ahmed Bey kardeşim nasılsınız çok çok uzun zaman oldu görüşmeyeli.İnş. iyisinizdir.Artık çok zaman pc başında olamıyorum.Ziyaretinize gelemezsem siz ve tüm dostlar lütfen gönül koymasın.Unutulmadınız,Unutmayınız:)) Selam ve dua ile….

  25. sitedeki arkadaşların fikir ve görüşlerini okumak onlardan feyz almak ne kadar güzel

  26. Yalan dünya han gibidir cümlesin yolcu eylerŞahı sultanı tanımaz kölesin yolcu eylerŞu faniye gel aldanma baki kalırım sanmaÖlüm haktır bir gün gelir bilesin yolcu eylerŞefaat ya resul Allah sen eyle bize medetYüzüm kara divanında ya rab suçumu affetSök at içinden taşıma kibirle kini terk et Sızlanmanın gereği yok gülesin yolcu eylerGel ….NAZLICANIM .. yoldan şaşma yaratana hizmet etBakmaz gözünün yaşına bu dünya böyle namertİki seçki var önünde ya cehennem ya cennetÇok çalış ki cennetini alasın ..yolcu neyler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s