Ne mutlu geceyi Rabbimizin bir âyeti olarak görüp bu nazarla okuyabilenlere. Onlar gecenin, gece de onların dostudur…

BİR AYET OLARAK GECE
 

Gözümüzü hikmetle açıp ibretle etrafımıza baktığımızda Rabbimizin nice âyetlerini görürüz. Çiçekler, böcekler, dağlar, denizler, denizde akıp giden gemiler, yağmurlar, bulutlar…

Gece de bu âyetlerden biridir. Bizatihi Kur’ân “Gece de onlar için bir âyettir” (bkz. Yâsîn sûresi, âyet: 37) buyurur ve bizleri gece üzerine düşünmeye, tefekküre çağırır. Maişet vakti kılınan gündüzün keşmekeş ve koşuşturmacasından sonra ilâhî bir lütuf olarak dinlenme vakti kılınan gece, kendimizi dinleyebileceğimiz bir vakittir de aynı zamanda. Gece nasıl gündüze perde kılındıysa, biz de gecelerimizi günümüzün sahte ışıklarına, parlaklıklarına perde kılabiliriz. Bürünmek, örtünmek biraz da kendi içimize, özümüze, enfüsî âlemimize dönmekse, gecelerimizde Rabbimizin âyetleri üzerine yapacağımız tefekkür ve ibadetlerimiz mülkten melekût, maddeden mânâ alemlerine açılan pencerelerimiz olabilir. Çünkü Kur’ân’ın ifadesi ile “Gece kalkışı, (Kur’ân’ı anlamada kalbe) alabildiğine uygun ve kıraate daha elverişlidir” (bkz. Müzzemmil sûresi). Bir âyet olarak gecenin, gecelerin bizlere söylediği nice ders olsa gerektir.

Gece rububiyet dersi verir. Kişi dünyayı kendi ayinesinden görürmüş. Monotonlaşan hayatımız çoğu zaman etrafımızdaki nice ‘olağanüstü’lükleri ‘olağan’laştırır. Tüm kâinatı elinde tutan birinin ancak gündüzün ardından bir örtü ve dinlenme vakti olan geceyi getirebileceğini unutur oluruz. Gecede yazılan nice âyetleri ve dersleri de tabiî. Nisyan ile mâlûl olduğumuzu bilen Rabbimiz hatırlatır ve ikaz eder bizi. “De ki: Söyleyin bakayım! Eğer Allah, geceyi üzerinizde kıyamete kadar devamlı kılacak olsa, Allah’tan başka size bir ışık getirecek ilâh kimdir? Hiç (söz) dinlemez misiniz? De ki: Söyleyin bakayım! Eğer Allah gündüzü üzerinizde kıyamete kadar daimî kılacak olsa, içinde istirahat edeceğiniz bir geceyi size getirecek ilâh kimdir? Hiç (hakkı) görmez misiniz?” (Bkz. Kasas sûresi, âyet: 71-72).

Gece faniliğimizi ve misafirliğimizi anlatır bize. Gündüzün göz kamaştırıcı ışık ve aydınlığının gece ile zeval bulması her kemalin bir zevali olduğunu hatırlatır. Gündüz nasıl zevale akıyorsa dünyanın da gözümüzü kamaştıran mal, mülk, şan, şöhret, şehvet, makam, mevki gibi nesi varsa hepsi gece ve gündüzün dönmesi ile zevale koşar. Yaşadığımız her gece ölümümüze bir gece daha yaklaşmak, yaşamak ölümümüze yanaşmak demektir aslında. Rabbimiz de bu dersi verir nice âyette. “Yerin üstünde olan herkes fanidir. Ancak senin azamet ve kerem sahibi Rabbinin Zatı baki kalır” (Bkz. Rahmân sûresi, âyet: 26-27). Biz o kadar alışmışız ve ülfet etmişizdir ki geceye, bu mânâlar pek yankı bulmaz kalp ve ruhlarımızda.

Gecede ümit de vardır. Günümüzün sel gibi akan günahları karşısında her bir günahla biraz daha yaralanan ve karalanan kalblerimiz, nazar-ı gafletle Yunus aleyhisselamın gecesinden yüz derece daha karanlık olan istikbalimiz vardır. Çevreden yardım yerine çoğu zaman binbir günahın kışkırtıcı çağrıları gelir kulaklarımıza ve gözlerimize. Benliğimizin sahte ışıkları karanlıklarımızı koyulaştırmaktan başka birşeye yaramaz. Biz böyle ümitsiz iken, gecede imanın nuru daha da parlar. Zira artık anlarız ki, sebepler faydasızdır. Yoktur Müsebbibü’l-Esbab’dan başka yardımcımız. Yunus aleyhisselam gibi “Lâ ilâhe illâ ente” deriz en koyu karanlıklarımızda. “Yâ Rabbi! Bizim durumumuz ne kadar karanlık olursa olsun, sen gecenin karanlığından sabahı yarıp çıkaransın (bkz. En’am sûresi, âyet: 96); bizim de karanlıklarımızdan imanın hidayet nurlarını çıkar. Yoktur senden başka bize eman verecek” diye yalvarırız.

Farklı yön ve boyutları olsa da hidayet nuru bir taneyken, dalâletin karanlıkları binlercedir. Nefsimiz, enaniyetimiz, mal-mülk tutkumuz, makam-mevki sevgimiz, şehvetimiz, karanlıklarımızdan sadece birkaç tanesidir. Ve bizi bütün karanlıklardan kurtaracak Rabbimize olan iman, dua ve istiğfarlarımızdır. Çünkü “Allah iman edenlerin dostu ve yardımcısıdır; onları inkâr karanlıklarından hidayet nuruna kavuşturur” (bkz. Bakara sûresi, âyet: 257).

Peygamberimizin (s.a.v.) gece yatmadan önce okumamızı önemle tavsiye ettiği Bakara sûresinin son iki âyetinde geçen “Allah kimseyi gücünün yetmeyeceği birşeyle mükellef tutmaz” da gece de bize verilen bir ümit ve müjde değil midir? “Her ne kadar gündüz harama ve günaha düşmüş ve girmiş olsan da ümitsizliğe düşme! Bunlar senin geçebileceğin imtihanlardır. Çünkü senin şefkatli ve merhametli Rabbin, sana geçemeyeceğin sorumluluklar yüklemez” gibi mânâlar da söylemez mi? Şeytanın “Zaman kötü, bu kadar günah var; inancını yaşaman imkânsız. Bak, insanların çoğu harama dalmış durumda. Bundan kurtulman imkânsız” gibi binbir desisesine karşı bu âyetler birer ümit değil midir? Şeytanın bu desiselerine karşı “Hayır, Rabbim bana kaldıramayacağım yükü ve sorumluluğu yüklemez” diye bilmek, bir destek ve teşvik olsa gerek bizler için.

Gecenin verdiği dersler ve mânâlar bunlarla sınırlı değildir elbette. Ve herkes geceden aynı dersi de almaz. Gece böler, gece çarpar, gece arttırır, gece eksiltir, gece parçalar, gece toplar, gece iter, gece çeker… Sonuçta geceden alacağımız dersler kendi aynamızın rengine göre olacaktır.

Ne mutlu geceyi Rabbimizin bir âyeti olarak görüp bu nazarla okuyabilenlere. Onlar gecenin, gece de onların dostudur! 

Murat KURU

Reklamlar

22 Yanıt

  1. Gece böler, gece çarpar, gece arttırır, gece eksiltir, gece parçalar, gece toplar, gece iter, gece çeker… Sonuçta geceden alacağımız dersler kendi aynamızın rengine göre olacaktır.gecelerin dostu olabilmek ne güzel. güzel gönlüne emeğine sağlık oğul. gecenin sahibine emanet ol.

  2. CAN KARDESIM AHMET ELLERINE YUREYINE SAGLIK COK DEGERLI BULOKLARIN YAZILARIN ALLAHIM RAZI OLAN KULARINDAN ETSIN SENI İNSANLLAH HAYIRLI GECELER SELAM VE DUA ILE KALIN KARDESIM.

  3. güzel mevlam daim razı olsun çok güzel paylaşımdı yine allah razı olsun sizden daim inşallahBir inşirah ayeti kadar sana yönelmeye geldim… İnşirâh…İnşirâh…İnşirâh…Hâra düştüm,dilime kan değdi yüreğime od.Dâra düştüm Ey Rab bana bir inşirah…Ah-u efgânımı bir dinleyiver, bu gece çok karanlık…katran karası olmuş göğsümü bir açıver…Daraldım…Bir bakıver.. “Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?”(inşirah/1) Genişlettin ey yar! Dünyadan bunaldığım her vakit,yağmur yağmur yüreğime,damla damla gözlerime düştün.Semalarda yerim yok bilirim,arşlardan ta ki gönlüme düştün.Yaralar bedenimde yol çizerken adeta,tuz değil ,sen gönlüme tılsım sürdün.Dünya zemininde ayaklarım kayarken bir bilinmezliğe, tut n’olursun bırakma bilmediğim alemlere…Gece ve ben iki biçâre yine kapındayım.Soluklanmak istiyorum Ya Rab! Gece yeminli konuşmuyor benimle.Gece küskün bana, yalnız bıraktım onu gelirim diye.Gitmedim ona Ya Rab! Geceler bensiz geçti,seccadeler eşsiz,yıldızlar yoldaşsız kaydı.Geceye söz verdim gelirim diye,gitmedim.İhanetim var ona..Gece yeminli..Ben sana bugün yalnız geldim.Terkedilmiş sevdaların mekanından geliyorum.Yıllanmış sevgilerin koynundan.Ayrılıklardan geliyorum.Yalnızlıktan…Gönlümün tenhasından geliyorum.Gecenin günahlarımı örtmeyen mahremiyetinden geliyorum.Dünyanın arkamdan yırttığı gömleğimle.Kimsenin duymadığı ama kulağımı çınlatan aff sesleriyle geliyorum.Ademin utangaç bakışlarıyla,Nuh’un terk-i diyarıyla bir yunus affı edasıyla geliyorum.Daraldım Ya Rab! ‘kabul’ ümidinin ferahlığıyla geliyorum.Yüreğim üşüyor artık,mahşeri bir yalnızlıkla geliyorum.Aç Ya Rab n’olursun aç göğsümü tekrar bir köz değdir.İçimin vahalarından kurtar beni.İnşirah inşirah inşirah…ayet ayet genişlet beni. “Yükünü senden alıp atmadık mı? O senin belini büken yükü .”(inşirah/2) Attın ey yar! Ben bilemedim yükümün azaldığını ama sen hafiflettin beni.Dünyanın omuzlarıma yüklediği bu ağırlık, yüzümü yere düşürmeye başlamışken,bu yükü benden alarak belimi sen doğrulttun.Rükuya eğilen bir beden senin karşında yüce makama erdi.Secdeye değen baş,merhametinle sana erdi.Oysa ben bilemedim.Kirlenmiş yüreğimle,sözlerimi dünyaya aşina ettim kapıldım bu misafirhanenin işvesine.Şimdi temaşa bile edemiyorum masivayı.Aydınlanmıyor gözlerim,yeşermiyor kırık düşlerim.Yoksa Ey Rab ben,sen olan benliğimi çoktan mı tükettim…Züleyha kadar günahkarım,Yusuf kadar masum olmak isterdim oysa ama ben düştüğüm zindanda ezilecek kadar günah topladım.yüküm ağır…Tüm zerrelerim affına sığındı…Mecalsizim,hissizim,bir o kadar da cahilim…Al yükümü Ya Rab n’olursun al belimi büken bu yükü tekrar hafiflet beni.Doğrult ki beni,yüzüm sana dönebileyim.Elimi sana açabileyim.İnşirah inşirah inşirah…ayet ayet doğrult beni. “Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?”(inşirah/4) Yücelttin ey yar! En şerefli varlık olarak açtım dünyaya gözlerimi.Mahlukata halife eyledin.İns-an makamında ruhuma can verdin..verdin de ben kıymetimi bilemedim.Aklımı sürgün ettim mantığın hiç uğramadığı yalancı uğraşlara.Her mevsim yağmur yağarken ruhuma,nadasa bıraktım kurak gönlümü.Her insan ektiği biçer değil mi Ya Rab! Günah ektiğim bahçelerde kara güller büyüdü,kokusuz renksiz.Işığım bir mumun aydınlandığı kadar,verdiğim bir aldığım kadar fakat ben olamadım bir senin bana biçtiğin değer kadar.biraz mağrur,biraz bizâr,biraz da kendimi şekva ile geldim.Değersizliğimi bilerek,mecruh bir hal ile geldim işte…Sen şanımı yüceltirken,ben bir o kadar acziyetimle,nasır tutmuş ayaklarımla,kör olmuş gözlerimle,karalanmış hanemle geldim.Kalbimi avcuma sıkıştırarak,rengini kimse görmesin diye saklayarak getirdim.Amansızım,dermansızım,fermansızım.N’olurs un Ya Rab yeniden yücelt beni gönül gözümden geçir beni.Gözyaşına gark eyle beni eyle ki insan bileyim kendimi.İnşirah inşirah inrişah ayet ayet yücelt beni. “Yalnız Rabbine yönel.” Hayatın koylarından çıkıp senin limanına yöneldim Yar Rab!Sen ki sana gelmeyene dahi lütfederken,bilirim geri çevirmezsin beni kapından.Nihayetsiz acziyetimle,dünyevi arzuların kıvrımlarından,yokuşlu yollarından,ben kendimden geçerek sana geldim bu gece.’kün’ diyerek eyleyiverirsin diye bir ferman,ben ahvalimi dökerek sana geldim Ya Rab!.Benim sana anlatmaya halimi kelama ne hacet,sen beni bilirsin benim halim zaten aşikâr.Kurtar n’olursun bitsin artık bu esaret! Nefsanîyetin haysiyetini huzurda kırmaya geldim.Bakıp görmeyen gözlerimi sende açmaya,atıp yanmayan kalbimi sende yakmaya,her boşluğa sayan ama her daim seni anmayan dilimi konuşturmaya,sana muhtaçlığın şerefini başıma taç etmeye geldim.Sevdası her şeyden âlâ n’olursun aç yüreğimi ben senden bir inşirah istemeye geldim…İnşirah inşirah inşirah ayet ayet ferahlamaya geldim.N’ola ahh n’ola Ya Rab , ben sende kalmaya geldim.Bir inşirah ayeti kadar sana yönelmeye geldim…

  4. İmam-ı Rabbani\’ye demişler;"Bir keramet göster!"Şöyle bir yürümüş, "İşte" demiş.."Keramet""Kerim olanın Rabbimizin ikramı olmasa, en küçüğünden en büyüğüne hangi hareketimizi yapabiliriz ki?" ~ ~ ~Bol ihsan ve ikram sahibi olan Rabbin selamıyla;Vakt-i şerif, Cuma, ahir ve akibet hayrola efendim…

  5. Çay bahçesinde oturan 55-60 yaşlarındaki adam, yanına yeni gelen aynı yaşlarındaki arkadaşına öfkeyle söyleniyordu; – Biraz daha gelmeseydin canım, kök salıyordum yavaş yavaş.- Aziz bey, insan arkadaşını böyle mi karşılar.Aziz bey, ayağa kalkıp arkadaşına sarıldıktan sonra sitemli konuşmalarına devam etti.- Ahmet bey, beni saatlerce bekletmen doğru mu! – Aziz bey, iyice yaşlandın. Ne saatlercesi yahu. Beklediğim otobüs geç geldi, sonra da trafiğe takıldı işte- Bir önceki otobüse binseydin.- Bak kırmaya başlıyorsun beni.Aziz bey, nazını götürdüğünü bildiği arkadaşına yüklenmeye devam etti; – Kırmak mı! Asıl kırılan benim yahu. Buluşalım, bir çay-kahve içelim diyen sensin, geç kalan yine sen.- Tamam yahu ettik bir kusur. Unut artık.- \’Unut\’ muş, hani edebiyat sohbeti yapacaktık, şiirler okuyacaktık. Bu moralle oku okuyabilirsen. Heves mi bıraktın! – Azizim Aziz, unut moral bozan konuları, kapat artık. Çevrene bak; çiçekler açmış, kuşlar şen-şakrak, bir bahar rüzgarı yüzümüzde. Neşelen, kahveciye rica ederim şimdi, senin sevdiğin bir eski şarkının plağını da çalar. Daha ne istersin şu üç günlük dünyadan. Sözü biterken kahveciye doğru el salladı. Kahveci, bu iki ihtiyarın hemen hemen her hafta gelmesine, eski şarkılar dinleyip, şiirler okuyarak sohbet etmesine alışmıştı. Alıştığı işareti alan kahveci, uzaktan onların hafif atışmalı hallerini görünce, kendi kendine mırıldandı; “Aziz bey yine öfkeli, uygun bir şarkı çalmalı”. Diyerek plakları karıştırmaya başladı.Kahvecinin koyduğu plaktan, “Sen benim eski değil, eskimeyen dostumsun” şarkısı kulaklarından ruhuna yayılırken, Aziz bey yumuşadığını belli eden bir ses tonu takınsa da yine sitemli konuştu;- Senin keyfin yerinde, bekletilen sen değilsin.- Bak kalbimi kırmaya devam edersen, bir dahaki sefer daha da geç gelirim.- Aha!..bir de tehdit ha, “Daha da geç gelirim ha!…”- Kızma canım hemen, şaka yaptım, bir daha geç gelir miyim!- Ha şöyle yola gel.- …hiç gelmem.- Bak bak bak. Gelme de gör bakalım bir daha yüzüne bile bakmam.Ahmet bey gülümsemeye, Aziz beyin öfkesini neşesiyle savuşturmaya devam etti.- Neyse Azizim, bir öykü yazıyorum. Sanırım bu gece bitiririm. Seni darıltmak istemem, bir daha ki buluşmamızda yorumlarına ihtiyacım var.- Seni gidi seni, zayıf tarafımı biliyorsun değil mi!- Öfkenin çabuk geçmesi de olmasa çekilecek adam değilsin.- ‘Adam değilsin’ den önce virgül mü var?- Yok yok, o kadar da değil. Yine kavga mı çıkaracaksın.Aziz bey güldü;- Şaka yaptım canım, sen şaka yaparken iyi de ben yapınca mı kötü. Neyse, bu günkü okuyacağımız şiirlere başlamadan kararlaştıralım, çarşamba mı uygun, perşembe mi sana?- Çarşamba hastane randevum var, Perşembe buluşalım.- Hastane mi, yok ya önemli bir şey?Ahmet bey, bakışlarını başka tarafa çevirdi.- Önemli bir şey yok canım. İhtiyarladık, bir kontrolden geçeceğiz.- Tamam ama sakın gecikme köprüleri atarım ha!Ahmet bey yine güldü;- Atarsan at yahu, ben seni kolay bırakmam, yeni köprüler kurarım. Senin gibi aksi ihtiyarın arkadaşsız kalmasına gönlüm razı olmaz.- Gül bakalım gül. Öykün kötüyse böyle gülemeyeceksin. En ufak hatanı yüzüne çarpacam, yerden yere vuracağım seni.- Yahu eski dostuz insaf et.- Neyse bırak bunları o güne kadar gülsün yüzün. Sen yeni şiirlerini oku bakalım.Ahmet bey, çantasını karıştırdı, bir şiir defteri çıkarıp okumaya başladı;NE KALDIİçimde gençlikten bir ses kaldı,Doymadım dünyaya ah! … heves kaldıNeylesem, ne yapsam nafileAlacak bitti de verecek son nefes kaldı.Birbirlerine şiirler okuyarak vakit geçirdiler. Akşama doğru vedalaşıp ayrıldılar. ***** Son edebiyat sohbetinin tadı damağında kalan Aziz bey, perşembeyi nerdeyse iple çekmişti. Elinde son dergilerden bir demet, dostuyla okumak için hevesle kahvehanenin bahçesine geldi. Bahçeye geldiğinde yüzü asıldı, arkadaşı henüz gelmemişti. Öfkeli biriydi, yine içinde öfkenin kabardığını hissediyordu;- Gelsin bakalım, bu kez gerçekten kırıcı konuşacağım.Beş dakka, on dakka derken iyice sabırsızlanmıştı;- Yazıklar olsun, geçen o kadar kızdığımı bildiği halde yine gecikti. Eminim yine otobüsü bahane edecektir. Hele bir gelsin, kalp kırmak nasıl oluyormuş göstereceğim.Bekledi bekledi… saatine baktı, yarım saat geçtiğini görünce yüzü öfkeden kızarmış halde kalktı yürüdü gitti.Eve vardığında öfkesinden kimse yanına yaklaşamadı. Girer girmez yüksek sesle bağırdı;- Ben odama geçiyorum, Ahmet’ten telefon gelirse hemen beni çağırın.- Arkadaşın Ahmet amcadan mı?- Arkadaşım, dostum filan değil artık. Hışımla odasına geçti. Oda da bir aşağı, bir yukarı yürüyor, Ahmet özür dilemek için aradığında söyleyeceği öfkeli sözleri düşünüyordu. Arada bir odadan çıkıp soruyordu;- Ahmet aradı mı?- Hayır, aramadı.- Arayınca hemen haber verin.Ne kadar beklese de aramadı, ertesi gün de;Önce, aramaya utanıyor diye düşünüyordu ama ertesi gün de aramayınca kalbinde büyük bir hüznün ağırlığını hissetti. İşte perşembeden sonra cuma günü de akşam olmuş, hala aramamıştı.- Yazıklar olsun Ahmet, bir arayıp özür bile dilemedin. Köprüleri atan sen oldun, yazıklar olsun, yazıklar olsun.İki gündür öfkesi, söyleyeceği sözler içini bunaltmıştı. Eli telefona uzandı, numaraları çevirmeye başladı. Bir yandan da, eski bir dostluğu bitirişin acısı boğazında düğüm düğüm düşünüyordu;- Son sözümü söyleyeceğim Ahmet, son sözümü ve bir daha yüzüne bile bakmayacağım.Telefonun açılma sesinden sonra karşıdan genç bir kızın sesi geldi;- Alo.Genç kıza karşı öfkeli konuşmamaya çalıştı, sesini yumuşattı;- Ahmet beyle görüşecektim kızım, evde mi?Genç kız zor konuştuğunu belli eden bir sesle cevap verdi;- Arkadaşı mısınız? uzun süredir kalbinden rahatsızdı, çarşamba günü vefat etti, bu gün de cuma namazından sonra Çankırı’da defnettik…CUMANIZ MÜBAREK OLSUNAhmet Ünal ÇAM

  6. Ebû Hüreyre -radıyallahu anh-den rivâyete göreNebiyy-i Ekrem -sallallahu aleyhi ve sellemEfendimiz şöyle buyurmuşlardır;"Rabbimiz Tebâreke ve Teâlâ her gece, gecenin son üçde biri kaldığı sırada dünyâ semâsına nüzul eder ve şöyle buyurur: \’\’ Bana duâ eden var mı, duâsına icabet edeyim? İstediğini vereyim. Bana istiğfar eden var mı, onu mağfiret edeyim? Bu hadîs-i şerîf, gecenin son üçde birinin vakti icabet olduğuna büyük müjdelerle beraber delâlet etmektedir."Gece yarısında semânın kapıları açılır ve bir münâdî şöyle seslenir: "Hiç duâ eden var mı, icâbet olunsun, bir şey isteyen var mı verilsin, bir sıkıntıda olan var mı kurtarılsın. Her hangi bir duâ ile duâ eden hiç bir müslüman yoktur ki Allah Teâlâ ona icabet etmiş olmasın. Ancak şehveti için koşan zinâkâr kadınla ayyaş ve işret ehli müstesna. " "Gecede bir saat vardır. Müslüman bir kulun dünyâ ve âhiret işinden istediği her hangi bir hayır varsa ve duâsı o saate gelirse muhakkak Allah ona dileğini verir. Bu her gece vardır. " "Saatlerin efdali gecenin son kısmıdır."Üç kişi vardır ki onlar İblis\’den ve askerlerinin şerrinden masûndurlar:1- Gece ve gündüz Allah\’ı çok zikredenler,2- Seher vakitlerinde istiğfar edenler,3- Allah\’ın haşyetinden ağlayanlar." Gece muhasebe zamanıdır aynı zamanda günün muhasebesinin yapıldığı zamandır..Bugun Allah için ne yaptım demenin vaktidir.. Yazı da geçen "Sonuçta geceden alacağımız dersler kendi aynamızın rengine göre olacaktır." da söylediklerimi galiba destekler nitelikte..Bunları düşündürmek adına güzel bi paylaşım olmuş..Allah razı oLsun…Bu arada e-posta paylaşımları içinde ayrıca teşekkür ederim.. her zaman teşekkür yazamıyorum 🙂 hakkını helal et..Gerçek anlamda istifade ettiğimi söyleyebilirim..Esen kal..

  7. Ebü Musa (radıyallahu anh) anlatıyor: Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Aziz ve Celil olan Allah, gündüz günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için geceleyin elini açar.Gece günah işleyenlerin tevbesini kabul etmek için de gündüz elini açar, bu hal, güneş batıdan doğuncaya kadar devam edecektir. Burada "el", Allah\’ın ihsan ve fazlından kinayedir.Müslim, Tevbe 32, (2760).Hayırlı cumalar ,selamettesinizdir inş.

  8. Rabbimiz hatırlatır ve ikaz eder bizi. “De ki: Söyleyin bakayım! Eğer Allah, geceyi üzerinizde kıyamete kadar devamlı kılacak olsa, Allah’tan başka size bir ışık getirecek ilâh kimdir? Hiç (söz) dinlemez misiniz? De ki: Söyleyin bakayım! Eğer Allah gündüzü üzerinizde kıyamete kadar daimî kılacak olsa, içinde istirahat edeceğiniz bir geceyi size getirecek ilâh kimdir? Hiç (hakkı) görmez misiniz?” (Bkz. Kasas sûresi, âyet: 71-72). ******************Yaşadığımız her gece ölümümüze bir gece daha yaklaşmak, yaşamak ölümümüze yanaşmak demektir aslında. Rabbimiz de bu dersi verir nice âyette. “Yerin üstünde olan herkes fanidir. Ancak senin azamet ve kerem sahibi Rabbinin Zatı baki kalır” (Bkz. Rahmân sûresi, âyet: 26-27). hayırlı cumalar..

  9. Nedense çok seviyorum geceleri. Duygular iyice gün yüzüne çıkıyor, belki de ondan. Belki de sizi hiç yoktan yaratan ve sayısız nimetlerle perverde kılan Rabbinize daha yakın hissediyorsunuz kendinizi, herkesin dostuna yakın olduğu anlarda, sessizlikte… Geceler, vefalı ve şefkatli bir dost gibi bağrına basıyor sımsıcak. Geceler, kocaman bir ayna koyuyor karşıma kendimi seyretmem için. Hassas bir terazi getiriyor önüme, bugünümü dünümle karşılaştırıp tartayım diye. … Ve ben endişe duyuyor, ürperiyorum O\’nun rahmetinin gazabını geçtiğini bildiğim halde. Ve ben korkuyorum, O\’nun Settâr olduğunu bilmeme rağmen. Ben çaresini bilemiyorum. Bir bilen varsa söylesin Allah aşkına… Belki, O\’nun huzuruna varınca mahcup olmaktan. Belki, belki de huzurdan kovulmaktan. Yüzüne bakamamaktan belki o Server-i Ekrem\’in. O\’na vefasızlığımdan, bir garib olamayışımdan, "Lebbeyk" diyemeyişimden belki de her şeye rağmen. Ve belki de ölemeyişimden mahzun çehresi karşısında. Hüznünü hüznüm bilemeyişimden. Geçemeyişimden anadan, yardan, serden. Selam veremeyişimden bir Hubeyb gibi tâ ötelerden. Atılan tükürüklere engel olamayışımdan pâk dâmenine. Duyuramayışımdan nâm-ı cemîlini dünyanın dört bir yanına. Belki de kefen peşinde koştuğumdan.. Hz. Mus\’ab gibi olamayışımdan. Bir mağara, bir güvercin, bir örümcek kadar emanetine sahip çıkamayışımdan. Göz yaşlarımla yıkayamayışımdan belki de günah kirlerimi. Ya da aşamadığımdan şu nankör nefsimi, doymaz benliğimi. Layık olamayışımdan "Gurbetteki Sevgili"ye. Haykıramayışımdan "O orada iken ben niye buradayım?" diye!.. Ben geceleri çok seviyorum. Geceler, bana Dostlar Dostu\’nu hatırlatıyor. Ben geceleri çok seviyorum. Geceler, beni sessiz sessiz ve için için ağlatıyor… … Ve ben endişe duyuyor, ürperiyorum O\’nun rahmetinin gazabını geçtiğini bildiğim halde. Ve ben korkuyorum, O\’nun Settâr olduğunu bilmeme rağmen. Ben çaresini bilemiyorum. Bir bilen varsa söylesin sevdiği hatırına… "Rabbenâ lâ tüâhiznâ innesînâ ev ahte\’nâ" "Allahümme ecirnâ minerriyâi ve\’s-süm\’ati ve\’l-ucubi ve\’l-fahr."SELAM VE DUA İLE ABLASININ NURU GÜL YÜREKLİ KARDEŞCİĞİM RABBİM RAZI OLSUN HAYIRLI AKŞAMLAR CANNN….

  10. FÜSUNLU GECELER"Dinle de yıldızların şu hutbe-i şîrînini,Nâme-i nûrunu hikmet, bak ne takrîr eylemiş.Hep beraber nutka gelmiş Hak lisanıyla derler:"Bir Kadîr-i Zülcelâl\’in haşmet-i sultânına,Birer bürhân-ı nur-efşânız vücûd-u Sâni\’a;Hem vahdete, hem kudrete şahitleriz biz!…Böyle yüz bin dil ile yüz bin bürhân gösteririz;İşittiririz insan olan insana..Kör olası dinsiz gözü, görmez oldu yüzümüzü;Hem işitmez sözümüzü, hak söyleyen ayetleriz biz!" (Bediüzzaman)der ve bütün bir gece boyu hayret, hayranlık arası gelip gitmeye başlar.. Kimileri koşar seccadesine; elpençe divan durur; tesbihten hamd ü senâya yürür; tekbirlerle gürler, tâzimâtını tâ göklere duyurur. Saniyelerini seneler hükmüne getirir ve saatlerine de ebediyetleri sıkıştırmaya çalışır.. Kimileri yürür sessizce seccadesine; yatar pusuya; dalar vuslat hülyâlarına; uzaklaşır kendi sahillerinden ve gözleri ufuklarda Sultan\’a kurbet yolları arar.. Kimileri hep tenha yerleri kollar; her zaman gönlünden tütüp duran iştiyaklarla gürler; hasret ve hicrandan dert yanar; vuslat intizarlarını dillendirir ve sabahlara kadar bir buhurdan gibi tüter durur.. Kimileri ak çağların hasretiyle yanar kavrulur ve "Acaba talih bir kere daha yüzümüze gülmez mi?!" der inler..Kimileri çaresizliğini âh u efgânla seslendirir; deliler gibi dolaşır durur; fecrin tulûuna ve fecir süvarilerine türküler söyleyerek teselli olmaya çalışır.. Kimileri de geleceğin aydınlık günleri yolunda projeden projeye koşar ve oturur kalkar şafakların sökün edeceği eşref saatleri bekler. Hâsılı, her tarafta yüz bin muzdarip dolaplar gibi inler, neyler gibi sızlar ve o kapkaranlık gecelerde akla hayale gelmedik sesten-soluktan, renkten-ışıktan dünyalar kurar ve hâle tepkilerini dile getirmeye çalışır. Evet, bizim ufkumuzda gece de gündüz de ışığa açık ve hep rengârenktir; bizler sabahtan akşama, akşamdan sabaha hemen her zaman büyüsünü ruhlarımızda duyduğumuz o altın saat, altın dakika ve altın saniyelerde sürekli hasret-vuslat arası gel-gitler yaşar.. ebediyet beklentisiyle oturur kalkar.. ve meyvelerini ilerde toplayacağımız, tatlarını ötelerde duyacağımız, gurub bilmeyen masmavi günlerin hülyâlarıyla köpürür durur.. sonsuzun o tasavvurları aşkın zevkleriyle mırıldanır ve ömrümüzün ışıktan dakika, saniye ve saliselerinin çok farklı, olabildiğine derin ve rengârenk şekillere bürünerek, bizim hesabımıza bir ebediyet havzına boşaldığına/boşalacağına inanırız; inanır ve yapmaya çalıştığımız şeylerin bir santiminin bile zayi olmayacağını düşünürüz. Dünyada yaşadığımız o nur-efşân günlerin, o aydınlık saatlerin, o aşklı, şevkli, şiirli zamanların bir başka âlemde güller gibi açacağını, ağaçlar gibi çiçek ve meyvelerle salınacağını; orada bütün güzelliklerin tasavvurları aşkın bir uhrevî derinlikle devam edeceğini düşünür ve bu dar âlemi öteler vüs\’atinde duyuyor gibi oluruz. Sızıntı SELAM, SEVGİ VE DUA İLE…

  11. FELIZ FDS / HAPPY WEEKEND AND LOTS OF FUNMeu Mundo dividido – My divided WorldTe quero dificil explicar, mas fácil de sentirhttp://i43.tinypic.com/2v0y44l.gifI want you difficult to explain, but easy to feelBeijokas and kisses, com todo meu carinho kisses And Beijokas,, with all my affection (`\’•.¸(`\’•.¸(`\’•.¸ ¸.•\’´)¸.•\’´)¸.•\’´) ♥ BJUS NO CORAÇÃO♥ (¸.•\’´(¸.•\’´(¸.•\’´ `\’•.¸)`\’•.¸)`\’•.¸) LULUASOL – Luz, Paz e Amor sempreLULUASOL – Isik, Baris, Ask her zaman

  12. Bu gece başka bakıyor karanlık gözlerime.Ağır ağır iniyor zaman yolculuktan yormuş sanki yüreğini.Bu gece bir başka ağarıyor saçlarımın solgun renkleri,Uysun diye tenimin rengine. Alnım secdede buz olmuşVefasızlık bellediklerim ellerimde.Ellerim diyorum;Titrek mum ışığına mukabil, sorgudan sefil kaçaklıklara gebe.Her zerresi örtülse de tenimin saklanmıyor oyunbozanlar,Herşey alelade yerlerde. Gözlerim telaşlı hayretHayret ki bakamıyorlar titrek ellerime Gel diye haber salmıştın rüyalarımda. En sevgilinle şereflendirip garip uykularımı artık gel demiştin. Ay şavkını kıskandıran yüzünü gör de cana gel demiştin. Duyamadım GelemedimDönemedim…Şimdi hangi yusufçuk havalansa göklere,Sessiz bir ağıtla ağlar olmuş gözleri.Benim adım kahır olmuş Seccademde hüzün izleri.Eksik bir şeyleri tamam kılamayan ruhum,Kısılmış tenha yanılgıların kumpaslarına.Günümün gecemin feri kaçmış, solmuş benzi harcanışlarda.Nebinin kimselere benzemez suretini kucaklatıp,Gül kokuttun hicranımı.Yine yaktın, yine ateşlere attın vefasızlığımı.Çığlıklarım usluca sığınmış bu defa geceye,Sus olmuş…Tufana takılan saçlarım,Tutulması imkânsız deli taylar gibi yalnızlığa koşuyor.Bir tek senin adın tamam kılıyor her şeyi, ardında bir şey bırakmıyor. Bu yalnızlık bitmez diyorlar, biliyorum.Yüreğimde koca bir ateş oysa.Adın tenimi yakıyor.Adın canıma değiyor.Şükür kaçkını dillerimi en kor alevlerle dağlasalar,Unutup yalancı suretlerle aldattığım yüreğimi, Yusuf ‘un karanlıklarına salsalar,Kurtulamam İbrahim gibi yangınlardan bilirim. Canım eriyor damla damla,Tesbihim ağlıyor.Ve bir ah içerimi dağlıyor. iktibasselam ve dua ile can kardeşim…

  13. Koşulacak Yollar وَسَارِعُوۤا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُ اُعِدَّتْ لِلْمُتَّق۪ينَRabb\’inizin mağfiretine ve Allah\’a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmış, eni gökler ve yer kadar olan cennete koşuşun!A.İmran suresi,133Cennete aday olmanın üç ana şartı vardır:Pürüzsüz iman,İhlâslı amel,Amelde Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme uygunluk.Allah bize lütfedip, iman etmeyi, cennete giden yollarda olmayı nasip ettikten sonra CENNETLİK kimliğimizi kesinleştirmek imkânsız bir şey değildir. Büyük bölümü, kolayca yapılabilen ve sınırsız sevaplar kazanmamızı sağlayan ameller elimizin altında olduğu halde, ihmale veya tembelliğe, kötü örneklerle beraber olmaya kurban gitmektedir. Küçük bir silkinişle toparlanabilir, Allah’ın Salih kulları arasında CENNETE KOŞABİLİRİZ.CENNETE KOŞMAMIZI sağlayacak ameller milyonlarca değildir. Yeter ki, azmedelim. Sürünenleri değil, koşanları örnek alalım.Nasıl koşalım?Koşanlar nasıl koştu?Tövbe bir koşuştur:Geçmişi ağır günahlarla yüklü olduğu halde, adını hayatta iken cennetlikler arasına yazdıran niceleri vardır. Ömer radıyallahu anh kimdi, kim oldu? Niceleri insanlıklarını bile yitirmişlerdi de, tövbe kapısına yapıştılar ve saygın insanlar arasında yerlerini aldılar. Allah tövbeye davet ediyor. Tövbe edeni kabul edeceğini vaat ediyor. Şeytan ise, umutsuzluğu, bıkkınlığı ve çaresizliği aşılıyor. Allah’ın vaadi haktır, dediği doğrudur. Şeytan ise yalancıdır, evhamcıdır.Derinlerden gelen bir Allah ve Peygamber sevgisi hızlı bir koşudur, hatta yarışı önlerde götürmektir:İmam Müslim’in rivayet ettiği bir hadiste anlatılan şu olayı düşünen mümin için ufuklar ne geniştir, umutlar ne büyüktür.Peygamber aleyhisselamın zamanında içki içen birisi huzura getirilmiş ve cezası verilmişti. O tekrar içki içti yine cezası verildi. Üçüncü defa içki içti ve tekrar cezalandırıldı. Olaya şahit olan sahabilerden birisi: “Allah belanı versin, ne kötü adammışsın!” dedi. Peygamber aleyhisselam efendimiz onun bu sözü üzerine şöyle buyurdu: “Ona beddua etme!Görmüyor musun, adam Allah’ı ve Peygamberini seviyor ya!”İşte Allah’ı gerçekten sevmenin, Peygamberi gönülden sevmenin bir içki müptelasındaki yararı… Şeytanın aldatmacalarına değil, Allah’ın vaadine bak! O’nu ve Nebi’sini sev! Sevginde ikiyüzlü olmamaya çalış. Gerisini de O’na bırak.Güzel ahlak iyi bir koşudur:Peygamber aleyhisselam efendimiz buyurdular ki:“İnsanları cennete en çok sokan şey takva ve güzel ahlaktır. İnsanları en çok ateşe sokan şey de, ağız ve cinsel organdır.”İşte kaynağı Kur’an ve Sünnet olan ahlakın kazandırdığı budur: Yorulmadan cennete koşmak ve orada dostlarla, özlenenlerle beraber olmaktır. İnsanların kınamalarına değil, Rabb’inin azabına dikkat et. Çağın sefaletini ahlak kuralı, nezaket kuralı diyerek özümseme. Ahlak, özünde Allah’tan korkuyu, kula karşı hayâyı barındıran şeydir.ïAteşten kaçar gibi haramdan kaçmak tam bir koşudur:Gül ile dikenin bir dalda olması tabiidir; ama cennet umudu ile cehennem amelinin bir insanda olması doğal değildir. Hem haramlardan hem de haramlara götüren sebeplerden kaçınmak kurtulmaya ve ermeye layık olmanın en kestirme yoludur.Unutma!Haramlar, cennete koşarken hız keser.Basit gündemli olmamak iyi koşmaktır:Şeytanın ve şeytanın adımına uymuşların gündeminden uzak kaldıkça, Allah’ın rızasına dolayısıyla cennetine doğru yürüyüş hızlanır. Her basitlik bir mola vermedir. Maişet ve aile sorumluluğundan artan bir vakti muhakkak insani bir hizmette Allah rızası için değerlendirip insanlığımızı canlandırmak hızdır.Şaka için dahi olsa yalandan uzak durmak koşudur:Çünkü yalanın sonu cehennemdir. Yalan şeytanın elinde bir halattır. Yalan bir sözcük yalan bir cümleye, yalan bir cümle yalan bir konuşmaya denk olabilir. Ardından yalana boğulmuş bir hayatla yüz yüze gelebiliriz. Cennet dosdoğruların yurdudur.Dosdoğru olmak,Ahde vefa,Emanete riayet,İffeti korumak,Göze sahip olmak,Eli haramdan çekmek… tam anlamıyla koşmaktır.Cami düşkünü olmak, koşu pistinde olmaktır:Camiler Allah’ın evleridir. Namazları camilerde kılarak, camilerinYapılmalarına, Onarılmalarına, Temizlenmelerine katkıda bulunarak pistte kalabiliriz. Camilere kilitlenmiş kalplerin sahibi olmak yarışı baştan kazanmaktır. Arş’ın gölgesinde gölgelenmektir.ïTemizliğe dikkat ederek koşabiliriz:Temizlik imanın yarısıdır, dinin içeriğindendir. Namazın temel dayanaklarındandır. Allah temiz olanları sevmektedir. Temizlik, kirlenmemek ve kirletmemektir.Hac ve umre hızlı bir koşudur:Diğer ibadetlerin hiçbirine benzemeyen, yepyeni bir enerjiyle dolmak ve paslanmayı silmek için bulunmaz bir ibadet türüdür. Ama hacc ve umre “mebrûr” olmalıdır.İstikrarlı bir vird sahibi olmak koşmakta hız kazandırır:Hiç ihmal etmeden okunan bir zikir kitabı, vird edinilmiş dualar, sureler, ayetler koşuda hız kaynağıdır.Nafile namazlar ve sünnetler koşuda rüzgarı arkamıza almaktır:Farz namazların önünde ve ardında kılınan nafileler, diğerleri, Kur’an tilaveti, selamı yaymak, yemek yedirmek, gece ibadetine kalkmak, sıla-ı rahimde bulunmak, yetimi kollayıp büyütmek, hasta ziyareti, din kardeşliğini korumak-yaymak, alışverişte müsamahakâr olmak… koşarken ruhtur, azimdir.Evlat yetiştirmek, hele hele kız çocuğu yetiştirmek ardına bakmadan koşmaktır.Unutmamak gerek!İlimsiz ne yürünür ne koşulur. Sadece sürünülür.İlim şart.Bir fıkıh meclisi, bir hadis meclisi bulup katılmak şart!Şeytan gördüğü boşlukları dolduruyor.…Ve Bu koşuda elimiz ayağımız tek SABIR Sen yine sükutu giyin yar! Dilersen hiç konuşma. Ben kelamlarımı çürüttüm yolunda. Çarpsada bir tokat gibi yüzüme, her harfi yoluna heceledim. Ve bilesin üstüne aşkı giydirdiğim, Söz verdim ben bu yüreğe, Hiçbir harfi sensiz bir cümleye kurban etmedim

  14. Söz de,Aşk da,Ne benim…Ne yarimin…Bir Mart sabahı açan Papatya,Nisan yağmuruMayıs gülü,Eylül göklerinde başımın üzerinden geçen bulut,Ne kadar ’tansa,Mülk gibi söz de ve aşk daO’ndan…Gönül tahtına kimi oturtsak…Hiçbir yol O’ndan başkasına çıkmıyor aslında, “Gönül tahtına O’ndan özge sultan” olmuyor…Değil mi ki her şey O’ndan,Gidecek yer yok O’ndan başka… Gelinen yer yok O’ndan başka…

  15. Gecenin İçinden Geçerken Beria ÖZKAYA Hayret ki gece yazılır hep şarkılar ve hep gece yaşanır hayatlar; gece yapılır gözyaşı ile tevbeler, ıslatılır seccadeler. Bir gece vakti yazılan şarkılar, geceye yazılan şarkılardır aynı zamanda ve bir gece vakti yaşanan hayatlar sahibini yaralar sadece. Herkesin gece olabildiği tek şey, hiç kimse olmaktır. Ve hiç kimsenin, gecenin içinde hiçbir hükmü yoktur. Hükümsüz insanlar geçer gecenin içinden, sabaha dek. Kimileri bir sokak lâmbasının fersiz ışığında arar kendilerini, kimileri solgun ve titrek bir mumun alevinde yitirir benliklerini. Kimileri için hayat henüz vardır, kimileri içinse sonsuz bir kaygıdır o. Bir bebek için boşluğa fırlatılan çığlıktır gece, bir ölü için mezardaki sığlıktır, iki hece. Bir yıldız sağanağının altında yaşansa da çoğu zaman, tek bir yıldızınız bile olmaz size kalan. Bin yıldız geçer de başınızın üzerinden, bir yıldızdır sevdalandığınız. Sevda olur yıldızın adı da sizsinizdir yine geceye arta kalan. Bir rüyadır hiç olmadığı kadar gerçek. Hem geçmiş vardır içinde, hem de gelecek. An\’dır, geçmişi ve geleceği bir çırpıda silecek… Sancıdır gece, bilinmeyene gebe. Bıçaktır gece yüreğinizde, istemeseniz de. Yalnızlıktır gece fildişi kulesinde. Eski bir dostun eskimeyen sesinde saklı kalan hüzündür. Saklı kalan aslında, geceden hep gizlediğin yüzündür. Savaştı, gece, orduları olmayan. Yüzlerce ölü vardır içinizde ve bir o kadar öldüremediklerinizle kendi kavganızdır gece, kendi sevdanızdır da… Ya da ikisinin ortasında, yoğun bir bilmece. Kimi zaman yıldızdır dostunuz, kimi zaman ay, ama kırgınsınızdır hep güneşe. Gül ile bülbülün hikâyesinde, gülün adı, bülbülün kanıdır gece. Ve aynı hikâyede gece, ilham olur aşka düşen bîçâre gence. Leyl\’dir gece, kelimelerin en karanlığıdır. Leyla olur gece, sebebi mecnunluğundandır. Yusuf\’un gözleridir gece, Züleyha\’ya. Yusuf\’un sözleridir gece, Züleyha\’ya. Züleyha bir ince sızıdır ki, aynı gecelerde, yazgısı düşer ay yüzlü Yusuf\’a. Yazıdır gece, semaya yazılan kaderdir gece, alna kazılan. Bir sırdır gece kulağa fısıldanan, bir yardır gece omzuna yaslanılan. Kelebeğin kanadında naif doku, gülün bağrında yaralı koku, bülbülün sesinde hüzünlü buğudur gece. Eylülün ortasında vurulan aşklar gibi, ağlatır gece. Garip bir sonbahar bestesi bırakır da ellerine, yanaklarından süzülen birkaç damla yaş kalır geriye. İki dudağının arasında fısıltı, iki sevdanın arasında yanılgıdır gece. Yâre yazılan nâme, yârdan gelen nâğme ve ümitsiz bir baş eğmedir gece. Bir sözdür ki telaffuzu yoktur. Bir közdür gece ki, yaktığı yer çoktur. Duâya açılan ellerde yalvarıştır gece. Bir kalemdir gece, yazdığı harf adedince, acı düşer suretine. Bir kâğıttır gece, kalem üzerinden geçtiği sürece, yıldız olur gözlerinde. Gece benim… Ben geceyim… İzin ver ey sevgili! Gecenin içinden, gül kokulu yıldızlar toplayıp yüreğine serpeyim… Gece benim… Ben geceyim… İzin ver ey sevgili!.. Gece benim, ben geceyim. Gecenin içinden geçerken, içinden gece geçen yine benim… ESKİŞEHİR\’DEN ABİSİNİN GÜLÜNDENBATMAN\’A CANESİNE KOCA YÜREKLİ NUR ABİSİNEALLAH\’IN EN GÜZEL SELAMI İLE ESSELAMUN ALEYKUM VE RAHMETULLAHİ VE BEREKATUHU…YÜREKCİĞİNE SAĞLIK NUR YÜREKLİM…ARO…AEO…KİB…DULARDA BULUŞMAK ÜZERE…KALB-İ MUHABBETLERİMLE…

  16. Gecenin Koynundakiler Fikri CENDEL Ey dide nedir uykuGel uyan gecelerde…! İ. HakkıGecelerde zıtlık iç içedir.Ruhanîlerin rahmetle inişi,şeytanın hoyratça kahkahası gecelerdedir.Geceler, kapılar dünyaya açılınca, karanlık…Dualarla eller açılınca da aydınlıktır…Çirkef, karanlık sokaklara ayaklar uzanınca,gözler gün yüzünü görmez olur.Kafalar, aklını kaybetmemişsegözler ateş yüzü görmez.Gelecek günün sabahıyla, geceler bir ümid…Günahın kirli tokatıyla, geceler yok oluştur.Şayet bir gece; günün meseleleriyle uykuların bölünmüş,geleceğine çare arıyorsan!..Şayet bir gece; kâbusla, zelzelevari sarsıntılarla uyanmışsan!..Şayet bir geçe; el inden tutan biriylekalp pencereni ötelere açmışsan!…İyi düşün!…Gece, dünya elbisesini giyince,sen üzerinden dünya elbiseni çıkarıver…Ebedî gece olmadan sen,zıdlıklar üzerine nuranî hattı çekiver.Günahlar, gününü olduğu gibi geceni de karartmasın.Atıver teybe tohumlarını, gecelerde.Zulmetler aydınlığa gebe olur bu tohumlarla…Sen, yeni bir sabaha, ümidle kundakla geceleri.Dünya defterinin bir sayfasını daha kapattığında,öte hesaplarını açıver.Dünya, seni yalnızlığa ittiğinde unutma!Geceler yalnızların annesidir.Gecenin aydınlığında dünyanın çirkin yüzünü gör ki;karanlıklar, zelzeleler, buhranlar, ayrılıklar bitsin.Yeni bir âlemin, günü baslasın,yeni bir hayat olsun, hayatımıza girsin,Ey dide nedir uyku gel uyan gecelerde!" "Biz, geceyi ve gündüzü birer âyet (delil) olarak yarattık. Nitekim, Rabbinizin nimetlerini araştırmanız, ayrıca yılların sayı ve hesabını bilmeniz için gecenin âyetini silip yerine gündüzün âyetini aydınlatıcı yaptık. İşte biz, her şeyi açık açık anlattık." (İsra, 17/12).

  17. UNUTTUKUnuttuk, Dünya bir gölgelikti oysa, Yolcu olduğumuzu unuttuk. Yolumuzun buradan geçtiğini sadece. Sadece uğradığımızı şu dünyaya. Yükümüzü yeğni tutmayı bilemedik. Biriktirdik,çoğalttık, artırdık ve saydık. Geriye ne kaldı? Şimdi hatırladık. Sermayemiz yokluk, servetimiz acz. Şimdi hesapladık. Unuttuk, Yüzümüzde Rahman’ın nakşı vardı. Gözümüzde Cemal’in bakışı vardı. Gönlümüzde Beka’nın aşkı vardı. Şimdi, yüzümüz yerde kaldı. Gözümüz yaşta kaldı. Gönlümüz darda kaldı. Hatırladık ve anladık ki, Buradan ötesi vardı.Senai DEMİRCİ

  18. Karanlık simaların ağız dolusu kahkahalar ile mazlumlara yaptıkları işkencelere şahit Mekke..Öyle ki artık tahammül sınırları zorlanırken,her geçen gün artıyor zulümler inanan yüreklere karşı.Dillerde hep aynı dua,kalplerde hep aynı arzu ŞehadeT..Kızgın kumlar üzerine yatırılmış mazlumlar.Havada savrulurken ıslık sesi çıkartan kırbaçlar insafsızca iz bırakıyor,Rabbe kavuşacak bedenlerin çehresinde….Ehad…,Ehad….sesleri yankılanıyor arş-ı ala"da.Sümeyye (r.anha) son bir defada zikrederken inandığı yaratıcının adına,sinesinde vuslat habercisi mızrağın ağırlığını hissediyor.Namütenahi ufuklara çivilenmiş bakışlar Sana geliyorum Eyyy Dostt!!.. dercesine bir mana taşırken,şahadet gelinliğini giyiyor şanlı şehit."Onlara ölüler demeyin,onlar diridirler" ilahi beyanının terennümleri ile uğurlanıyor ebedi yolculuğuna,ümmetin ilk şehidi olma bahtiyarlığına eren Hz.Sümeyye (r.a).Hz.Yasir (r.a)öne bükülmüş başını doğrultamıyor.Yaşlı gözlerle,dilinde dualarla uğurluyor eşini ebediyet yolculuğuna.Kim bilir kaç defa göz göze gelmiştir seven gözler..Kim bilir Sümeyye kaç defa kitli kalmıştır eşi Yasirin gözlerinde.Kim bilir kaç defa vedalaşmıştır hayatı paylaşan sineler.Karanlıkları dahi korkutan çehreler Yasirin yanında şimdi ve yine aynı teklif küfrün lisanı dillerde. "Vazgeç bırakalım seni,Rabbim lat ve uzza dersen (Haşa) salarız seni,Sende eşin Sümeyye gibi ölmek zorunda kalmazsın,gel akılsızlık etme,vazgeç"Cesaretin dahi kıskanacağı,çevik iradenin ibaresini taşıyan bir bakış ve Hakk"tan başkasını zikretmeyen bir lisan ile,zalime korku mazluma umut olan haykırış şimdi, Yasirin ağzından dökülen hecelerde. "Allah tan başka ilah yoktur ve Muhammed (s.a.v) O"nun kulu ve Resulüdür" Kudurmuş köpek misali şimdi ebu cehiller,ebu lehebler Ve sonraDefalarca inip kalkan mızrak,son kelimelerinde imanını tazeleyen Yasirin kalbini parçalıyor.Aralanan dost kapısından herkesin imreneceği makamlara bir yolculuk başlıyor şimdi Yasir ailesi için.Hz.Ammar ki,oda bağlandığı kütükte elinden gelen tek şeyi yapıyor ve sessiz sessiz ağlıyor, gözlerinin önünde hunharca öldürülen ailesi için.(Öyle ya gözünüzün önünde sırf inandıkları için türlü türlü işkence gören,eziyete maruz kalan ailenizin feryatlarını işiteceksiniz..Ama sabredeceksiniz.Daha sonra çok sevdiğiniz canınız,kanınız, anne ve babanız gözünüzün önünde defalarca mızraklanıp param parça edilecek,yetmezmiş gibi elleri ve ayakları develere bağlanıp ters yönlere koşturularak bedenleri param parça edilecek ve siz sabredeceksiniz.!!Seni anlamak bizim için mümkün değil ey Ammar.Senin lisanında zikrettiğin iman hakikatlerinin derecelerine ulaşmak ne mümkün. Hele hele bizim gibi rahat yataklarında, ekranların karşısında,kalplere kitlenmiş dünyalık kasalar ile meşgul olan bizler için zor çok ama çok zor senin neden sabrettiğini anlamak..Uykumuzdan bir türlü feragat edip kalkamazken sabah namazlarına,iş yoğunluklarını bahane edip secdesiz bırakırken tüm günün vakitlerini, bayram ve cumalar adına senenin haftasında ayında hatırlar iken Rabbi(c.c), biz algılayamayız senin dava şuurunu.Anlayamayız seni!!Demirden bir gömlek giydiriyorlar Hz.Ammar"a.Kızgın çölün kavuran sıcağına bırakılıyor üzerine giydirilen demir gömlek ile. Yapılabilecek her eziyete maruz kalıyor genç sahabi.En sonunda takat uçurumun kıyısından intihar edince,tahamül sınırlarının tel örgülerini aşınca lisanen bir kabul ediş, Hz.Ammar"ın kıpırdayan dudaklarından çıkan sessiz fısıldayışda.(Biz ufak bir sıkıntıya maruz kaldığımızda,bir musibet başımıza gelince dilimizde ne sitem haşa ne isyanlar yükseliyor.Hep benimi bulur böyle şeyler diye nice serzenişler.)Serbest bırakıyorlar Hz.Ammar"ı.Vücudun da yitirilmiş takatine rağmen,düşe kalka koşmaya başlıyor Hz.Ammar. Yönünü,rotasını (bizim çoğu zaman unuttuğumuz) sevgilinin adresine doğru yönlendiriyor.Gözyaşları ıslatıyor geçtiği yolları.İç dünyasının yangınları velveleye veriyor cihanı.Ve son bir hamle ile Allah"ın Resulünün önüne atıyor kendini.Ben bittim Ya Resulallah sav ben tükendim…Sana böyle ne yaptılar,ne oldu ya Ammar, diyor sevgililer sevgilisi sav.Bana çok işkence yaptılar,anne ve babamı gözümün önünde öldürdüler,tükendim ve onların dediğini dedim,kabul ettim onların dediklerini,ben bittim efendim diyor Hz.Ammar.Allah"ın Resulü soruyor,genç sahabeye.Kalbin nasıl ya Ammar.Kalbin nasıl?…Hz.Ammar (r.a)ın gözlerinde kılcımlar,ağlayan gözlerinde beliren yeni bir umutla haykırıyor;Kalbin diyor Ya Resulallah kalbim sana aşk ile dolu,Rahmana sevgi ile dolu,imanla dolu…Kainatın sevgilisi müjdeliyor kalbi kırık Ammar"a.Kalbin yA Ammar kalbin önemli.Allah (c.c) kalblere bakar.Eğer sana yine aynı işkenceyi yaparlarsa onların elinden kurtulmak için yine aynı şeyi söyleyebilirsin,diyor Yüce Nebi (sav)….Şimdi ötelere ulaşan bir soru yankılanıyor zamanda.Kalbin Nasıl,Kalbin Nasıl diyen bir soru bu.Hayatımız da ki bu kadar kolaylıklar,lütfedilen sağlık ve sıhhatimiz,bizlere bahşedilen yaşam ve hazineler içerisinde en kıymetli ve bize doğuştan ikram edilen İMAN.. Bizi Yaratana karşı kulluktan alıkoyan hangi geçerli bir bahanemiz var ki,bu kadar rahatız.Sanki bu bahane zincirlemesi içerisinde sadece kendimizi kandırdığımız gerçeği neden göz ardı ediliyor.Dünyalık her şeye bulurken nice vakitler,neden Allah (c.c)ın istediği kulluk şartlarını yapmaya dair vakitle bulamıyoruz.Yoksa kazandığımız dünyalıklar hesap gününde bizden kendimizi kurtarmak için kabul edilecek bir fidye mi?..Sorgu ve sualde Allah"ın emirlerine tercih ettiğimiz dünyalıklar mı kurtaracak bizi?.Söylermisiniz "Fe Eyne Tezhebun" nereye bu gidiş!!.."KalBiMiZ NaSıL?.. ESSELAMÜN ALEYKÜM CANIM ABİM CANIMIN İÇİİİ ABİM BENİM RABBİME EMANETSİNİZ İNŞ SAYGIŞLARIMLA ABİM BENİM

  19. بســــــــــــــــــــــــــــــــم الله الرحمن الرحــيــم“ Bismillahirrahmânirrahîm ”De ki: “O Allah’tır bir tektir.” “Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır o hiçbir şeye muhtaç değildir.)” Ondan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir).” “Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.” (İhlas 1-4)Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh… Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)Yine Sa\’d İbnu Sa\’d radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah\’ın Resûlü dedim insanlar neden yaratıldı?" "Sudan!" buyurdular. "Ya cennet?" dedim o neden inşa edildi?" "Gümüş tuğladan ve altın tuğladan! Harcı da kokulu misk. Cennetin çakılları inci ve yakuttan toprağı da zaferandır. Ona giren nimete mazhar olur eziyet görmez ebediyet kazanır ölümle karşılaşmaz. Elbisesi eskimez gençliği kaybolmaz." Aleyhissalatu vesselam sözlerine şöyle devam buyurdular: "Üç kişi vardır duaları reddedilmez (mutlaka kabul edilir): -Adil imam (devlet başkanı). -İftarını yaptığı zaman oruçlu. -Zulme uğrayanın duası. Allah (mazlumun) duasını bulutların fevkine çıkarır ve onlara sema kapıları açılır ve Allah Teala Hazretleri: "İzzetime yemin olsun! Vakti uzasa da duanı mutlaka kabul edeceğim!" buyurur."Tirmizi Cennet 2 (2528).

  20. MEVLAM razıolsun çok güzel RABBİM muvaffak etsin.

  21. Ehad Ahmed… celle celaluhu sallALLAHu aleyhi ve sellemBirbirini sımsıkı kucaklamış iki kelime.Ehad , birlerin içine girmeyen bir tek!Ahmed , beşer şahsiyetinin övülmesinde kullanılabilecek en zirve kelime!İki kelime arasında sadece mim harfi ziyade….Ehad kelimesine; mim harfini ekleyince Ahmed’i görürüz.Mim boynu bükük bir harftir ; secdeyi sembolize eder…Ehad’e ulaşmanın yegane yolu; Rabb ile abd arasına, Ahmed tarafından kurulan mim köprüsüdür. Ehad, tek yaratıcı, sevginin ve korkunun temel yöneliş mercii.Ahmed, O’nun var ettiği insana bahşettiği güzel olan ne varsa hepsine malik olan sevgilisi.Secde ile, Ehad’e Ahmed’in mimarisini üstlendiği köprüden varılıyor;Mim köprüsünden… Bu özel sırrın varlığında Ehad ile Ahmed arasındaki bağı fark eden için, mim köprüsünün anlamı Arş ve ötesi kadar büyüktür.O’na, O’nun Dostu’nun köprüsü ile ulaşılır. O, O’dur ki, Kendini, Dost’uyla ifade etti. Dostu’na ve Dostu’nun dostlarına secdeyi, secde emrini yaymayı emretti.Kim Ahmed’in mim köprüsünün mahiyetini bilmek isterse secde etsin, Ahmed’in Dostu Ehad’e! Bu baş eğmeklikle Mim köprüsünde beşaretten sıyrılıp Rabb’inin huzuruna Ahmed’ce ersin.Ahmed, örnek hayat, emsalsiz teslimiyet, varlığın şerefi… Abide beşer…Ehad, Ahmed’in Rabb’i… Ahmed’in Dost’u Ahmed, Secde farkıyla beşer.. Ehad’in önüne ümmetler seren, Ademoğlu’nun Efendisi…Bildik şimdi Ehad ve Ahmed’iMim farkıyla…Mim köprüsünden seyr ile.İsmail Arslankardeşinizismi Ahmed alemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizin şefaati üzerinize olsun. selam ve dua ile

  22. بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم" Bilesiniz ki Allah’ın dostlarına hiçbir korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de. Onlar iman etmiş ve Allah’a karşı gelmekten sakınmış olanlardır. HAYIRLI AKŞAMLAR A.E.OLUN.CANIM ABİM ..RABBİM SENDEN RAZI OLSUN.______████ ███ ███ ████ ____ ████ ██ ████ ████ ██ ___███ █████ ████ ██ ████ __ █████ ███ █████ ████ ██ __ ████████ ██ █████ ████ ___█████████████████████ ____████████████████████ _____██████████████████ _____ █████████████████ ______████████████████ ______ ███████████████ ________█████████████ __________██████████ _████________████ __█████_______██ ___████______ ██ ____█████____█ _________█____█ _____███_█_█_█ ____█████__█_█ ___██████___█_____█████ ____████____█___███_█████ _____██____█__██____██████ ______█___█_██_______████ _________███__________██ _________██____________█ _________█ ________█ ________█____███ _______█___██████ ______█__█████████ _____█_██████████ _____██__███████ _____█____██████ ____█_______███

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s