hem madem…

Dünya madem fânidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahipsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerîm bir müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır. Hem madem ”la yukellifullahü nefsen illâ vüs’ahâ ” sırrınca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.
Elbette, en bahtiyar odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, mâlâyâni şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin.”
 16.mektuptan 
 

Mâdem ecel gizlidir; her vakit ölüm, başını kesmek için gelebiliyor; ve genç ihtiyar farkı yoktur. Elbette, dâimâ, gözü önünde öyle büyük dehşetli bir mesele karşısında, bîçare insan, o idâm-ı ebedî, o dipsiz, nihayetsiz haps-i münferitten kurtulmak çaresini aramak ve kabir kapısını bir âlem-i bâkîye, bir saadet-i ebediyeye ve âlem-i nura açılan bir kapıya kendi hakkında çevirmek hâdisesi, o insanın dünya kadar büyük bir meselesidir.

Bu katî hakikat, bu üç yol ile bulunduğunda ve bu üç yolun da mezkûr üç hakikat ile olacağını ihbar eden yüz yirmi dört bin muhbir-i sâdık, ellerinde nişâne-i tasdik olan mu’cizeler bulunan enbiyâlar ve o enbiyâların haber verdikleri aynı haberleri, keşf ve zevk ve şuhud ile tasdik eden ve imza basan yüz yirmi dört milyon evliyânın aynı hakikate şehâdetleri ve hadd ü hesâba gelmeyen muhakkiklerin katî delilleriyle-o enbiyâ ve evliyânın verdikleri aynı haberleri-aklen, ilmelyakîn derecesinde Hâşiye ispat ettikleri; ve yüzde doksan dokuz ihtimâl-i katî ile, "İdâm ve zindân-ı ebedîden kurtulmak ve o yolu saadet-i ebediyeye çevirmek, yalnız imân ve itaat iledir" diye ittifaken haber veriyorlar. 13.söz’den

Mâdem eşya var ve sanatlıdır; elbette bir ustaları var. Yirmi İkinci Sözde gayet katî ispat edildiği gibi, eğer Her şey birinin olmazsa, o vakit her bir şey bütün eşya kadar müşkül ve ağır olur; eğer Her şey birinin olsa, o zaman bütün eşya bir şey kadar âsân ve kolay olur. Mâdem zemin ve âsumânı birisi yapmış, yaratmış; elbette, o pek hikmetli ve çok sanatkâr Zât, zemin ve âsumânın meyveleri ve neticeleri ve gâyeleri olan zîhayatlara başkalara bırakıp işi bozmayacak, başka ellere teslim edip bütün hikmetli işlerini abes etmeyecek, hiçe indirmeyecek; şükür ve ibâdetlerini başkasına vermeyecektir.

Mâdem böyledir; hayat-ı maddiye-i nefsiyeyi bırak, kalp ve ruh ve sırrın derece-i hayatlarına çık, bak: Ne kadar geniş bir daire-i hayatları var! Senin için meyyit olan mâzi, müstakbel, onlar için hayydır, hayattar ve mevcuddur.

 

Ey nefsim! Mâdem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki:

"Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem.

Rûhumu Rahmân’a teslim eyledim, gayr istemem.

İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim.

Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim.

Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim."

26.söz’den

Mâdem hakikat böyledir, âkıl isen, ibâdet cihetinde yalnız bugünü düşün. Ve, "Onun bir saatini ücreti pek büyük, külfeti pek az, hoş ve güzel ve ulvî bir hizmete sarf ediyorum" de. O vakit senin acı bir fütûrun, tatlı bir gayrete inkılâb eder.

İşte ey sabırsız nefsim! Sen, üç sabır ile mükellefsin: Birisi tâat üstünde sabırdır, birisi mâsiyetten sabırdır, diğeri musîbete karşı sabırdır. 21.söz’den

“Seni bütün eksikliklerden uzak tutarız. Senin bize öğrettiklerinden başka bizim hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin” Bakara s.32.ayet

Reklamlar

34 Yanıt

  1. İşte ey sabırsız nefsim! Sen, üç sabır ile mükellefsin: Birisi tâat üstünde sabırdır, birisi mâsiyetten sabırdır, diğeri musîbete karşı sabırdır. allah razı olsun ebeden daimen inş…

  2. Sıkıntılarımı hafifleten \’madem\’ler Bismillahirrahmanirrahim Dünya madem fânidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahipsiz değil. Hem madem …Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır Elbette, en bahtiyar odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın, mâlâyâni şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin (Haşiye)(Haşiye): Bu madem\’ler içindir ki, şahsıma karşı olan zulümlere, sıkıntılara aldırmıyorum ve ehemmiyet vermiyorum "Meraka değmiyor" diyorum ve dünyaya karışmıyorum (Mektubat s,73)çok güzeldi mükemmel bir paylımdı mevlam yardımcınız olsun daim paylaşım adına teşekkürler esselamun aleyküm

  3. Ey nefsim! Mâdem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: "Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem. Rûhumu Rahmân\’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim. Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim." 26.söz\’den güzelliklere devam inş.. esselamün aleyküm

  4. Bu zamanda en büyük bir ihsan , bir vazife imanı kurtarmaktır ve başkalarının İmanına kuvvet verecek bir suuret de çalışmaktır. Risale-i NurÇok anlamlı ve itina ile hazırlanmış güzel bir paylaşım olmuş abim emeğine bereket.yüreğine sağlık..ALLAH C.C razı olsun abicim.Selam ve dua ile

  5. EY DÜNYA, ÇEKİL YOLUMDAN Bütün cazibenle, haşmetinle, nefsime hoş gelen güzelliğinle karşıma geçmiş, beni kendine çağırıyorsun. “Bana gel, bana bak, beni sev” diyorsun. Halbu ki, ben ruhlar âleminden yola çıkmış, rahmi maderden geçerek senin bağrına inmiş, oradan da bir süre oyalandıktan sonra ebed tarafına doğru gidecek olan bir yolcuyum.Sen ise, yolumun üzerindeki bir konaklama yerisin. Bir misafirhanesin. Ama insanları oyalamak için o kadar çok çeşitli ve çok güzel oyncakların var ki, gafil kalpler bunların gerçek ve ebedi olduğunu düşünerek bütün sevgilerini seni sevmek için kullanıyorlar. Yolculuğun diğer etaplarını unutup, senin yanında ebedi kalacaklarımış gibi yaşıyorlar. Sen de sahte bir sevgi ile onları bağrına basıyorsun. Geçici güzelliklerinle insanları kandırdığını bilen feraset sahibi insanlar sana “Yalan Dünya” demişler. Geçici olduğun için de, “Fani Dünya” diyenler olmuş. Gerçekten de sen de benin gibi fânisin. Yaşın milyarlara varsa da, bir gün gelecek senin de ömrün tükenecek. Seni ısıtan güneş, tavanında nurlu bir kandil gibi parlayan ay ve etrafında ışıldayan diğer yıldızlar ve güneşlerle birlikte birgün sen de yok olacaksın.Yani de benim gibi fânisin. Halbu ki benim Üstâdım, “ faniyim, fani olanı istemem” diyor. Öyleyse, ben de seni istemiyorum. Ben, bütün duygularımın ebediyen tatmin olacağı ebedi bir âleme yönelmişim. Sahte sevgililerle beni oyalamaya, yolumdan eylemeye çalışma. Ey dünya, çekil yolumdan. Ne insanlar geldi geçti üzerinden. Firavunları bağrında barındırdın. Senin haşmetli cazibene kapılarak kendilerini tek hâkim güç zannettiler. Gök yüzüne merdiven dayayıp ilâhlık iddiasında bulundular. Ama bir sineğe mağlup olarak göçüp gittiler. Ne sultanlar geldi geçti üzerinden. Kendilerini saltanatın cazibesine kaptırıp, misafir olduklarını unuttular. Saltanatlarının ebediyyen devam edeceğini zannettiler. Ama görüldü ki, ne sultanlar ölümsüz, ne de saltanatları edebî imiş. Askerlerinin çokluğuna, hazinelerinin zenginliğine, topraklarının genişliğine bakarak, “Acaba bu devlet yıkılır mı?” diye soranlar olduğu gibi “ bu dünya bir padişaha çok, iki padişaha az gelir” diyenler de oldu. Ama onlar da sonunda bir mezarlık paylarına razı olup göçüp gittiler. Geride türkülere ve ağıtlara yansıyan hüzünlü ezgiler bıraktılar. Benim gibi bir âcizin ise, geride bırakacağı hiçbir şeyi bulunmuyor. Aczimden başka sermayem yoktur. Ey dünya, ömür sermayem, çok az, yapmam gereken lüzumlu işler ise pek çoktur. Bana faydası olmayan, uzun yolculuğumda işime yaramayacak olan ve bana ayakbağı olmaktan başka bir işe yaramayan meşguliyetlerle beni oyalama. İşim acele, çekil yolumdan.SELAMLARIN VE DUALARIN EN GÜZELİ CAN KARDEŞCİĞİMİN ÜZERİNE OLSUN RABBİM RAZI OLSUN HAYIRLI GECELER ABLASININ NURU…

  6. "Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem. Rûhumu Rahmân\’a teslim eyledim, gayr istemem….

  7. madem böyledir gereğininn yapılmasını rica ederiz :)))) abicim allah razı olsun bu güzel paylaşım için

  8. Allah dünya hayatında insanları denerken, sonsuz rahmetinin bir sonucu olarak her zorlukla beraber mutlaka bir kolaylık yaratacağını da müjdelemiştir. Allah ayetlerinde bu müjdeyi şöyle bildirir: Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. (İnşirah Suresi, 5-6) Kuran’da peygamberlerin ve salih müminlerin hayatlarına bakıld ığında karşılaştıkları zor gibi görünen her türlü durumda Allah’ın mutlaka bir kolaylık yarattığı dikkat çekmektedir. Allah “Fettah” sıfatı ile her türlü zorluğu açan, kolaylaştırandır. Söz gelimi Kuran’da Allah yolunda mücadele ederken karşılaştıkları tepkiler ve maruz kaldıkları şiddet yüzünden, yaşadıkları yerden ayrılmak durumunda bırakılan yani hicret eden müminler örnek verilir. Bu insanlar, tüm işlerini, evlerini, bahçelerini, mallarını bırakarak, hiç tanımadıkları topraklara, hiç tanımadıkları insanların yanlarına göç etmek zorunda kalmışlardır. Bu, dıştan bakıldığında zor bir durumdur. Ancak Allah, Nisa Suresi’nde, hicret eden müminlerin durumlarını kolaylaştırdığını ve onları nimetlendirdiğini şöyle bildirir: Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yer de bulur, genişlik (ve bolluk) da. Allah’a ve Resûlü’ne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendisine ölüm gelen kişinin ecri şüphesiz Allah’a düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgeyicidir. (Nisa Suresi, 100) Nitekim Allah bu vaadini Peygamberimiz döneminde yaşayan müminler üzerinde açıkça göstermiştir. Dünyevi değerlere önem vermeyen sahabeler, Allah yolunda her türlü fedakarlığı yaparak çeşitli zorlukları göze aldıkları için, Allah bu güzel ahlaklarına karşılık onları en güzel şekilde rızıklandırmış ve barındırmıştır. Onların her işlerini diğer insanlara göre kolaylaştırmıştır. Sahabelerin yaşadıkları bu kolaylık ve rahmeti Allah bir ayetinde şöyle haber verir: Hatırlayın; hani sizler sayıca azdınız ve yeryüzünde zayıf bırakılmıştınız, insanların sizi kapıp-yakalamasından korkuyordunuz. İşte O, sizi (yerleşik kılıp) barındırandı, sizi yardımıyla destekledi ve size temiz şeylerden rızıklar verdi. Ki şükredesiniz. (Enfal Suresi, 26) Allah, İnşirah Suresi’nde de her zorlukla beraber bir kolaylık olduğunu ve Kendisi’nin, insanın üzerindeki yükü kaldırıp atan olduğunu şöyle müjdelemiştir: 1- Ey Muhammed! Senin göğsünü açmadık mı? 2- Yükünü üzerinden almadık mı? 3- Ki o belini bükmüştü, 4- Senin şanını yüceltmedik mi? 5- Muhakkak ki her güçlükle beraber bir kolaylık vardır, 6- Gerçekten güçlükle beraber bir kolaylık vardır. ESSELAMÜN ALEYKÜM HAYIRLI BEREKETKLİ GÜNLER DİLİYORUM CANI GÖNÜLDEN İNŞ RABBİME EMANETSİN CAN ABİM CANIM ABİMM

  9. madem vuslatın yolu çileden geçiyor,madem AŞK ilahi kıymet taşıyor; madem RIzaullah samimiyette Gizleniyor..Rabbim ben Razıyım senden SEn razı mısın bizden?…

  10. FANİ DÜNYA Doğmak ve ölmek. İşte dünya serüveni. Yaşamak bir çizgi. Uzun veya kısa. Birbirine kıyasla. Kısadır hayat, asırlarca sürse de. Ölüm gelecek sonunda. Gelecek ise yakındır daima.Temeli yok dünyanın. Kurulan mutlak yıkılmaya mahkûm. Doğanların ölmeye mahkûm olması gibi. Baki kalmış var mı dünyada kurulup da? Hangi saltanat ömür sürmüş devr-i Âdem’den günümüze? Yine ebedilik olmazdı ki bu süre, kalan olsaydı bile. Ama yok işte. Dünyanın temeli olmazsa, içindekiler nasıl temelli olabilir ki? Olmaz. Olmamış da. Olmayacak da. Öyleyse kavga niye? Niçin boğuşmak? Yıkılmak için kalmaya çalışmak hangi aklın işi? Kim şimdiye kadar bir başkasının nasibini sahiplenmiş ki? Kimin kursağına girmiş diğerinin ekmeği? Herşey ezel taksimli değil mi? Var mı, olmuş mu bir yudum su içebilen, kader çizgisinin dışında? Öyleyse niçin boğuşma, çobanca, suyun başında?Çalışmak şart, evet, ama bereketli kılmak için ömrü. Faydalı olmak için başkalarına. Ahireti sığdırmak için şu kısacık hayata. Kapaklanmak için şükür secdesine. Verilen nimetler adına. Ve doya doya secde etmek için Allah’a çalışılır dünyada. Kuvveti Hakk’ın emrine vermek için çalışılır güçlü olmaya. Ve inananlar öyle olmalı da. Nizam vermeliler âleme kuvvetleriyle. Teslim etmeliler cihanı hakiki sahibine. Çalışmalılar bunun için, kuvvetle çalışmalılar. Ebed için çalışıp faniye kanmamalılar Ey nefsim! Mâdem öyledir, sen dahi kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: "Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem. Rûhumu Rahmân\’a teslim eyledim, gayr istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim. Zerreyim, fakat bir Şems-i Sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudâtı birden isterim." s.a. canım benim…nur yürekli cancağzım…zeynebin {yani ben} im abim yürekciğine sağlık mühteşem bi paylaşım olmuş…en kalb-i muhabbetlerimle…selam,saygı,sevgi ve de dualarla kal selametle…FİEMANİLLAH…

  11. ACİZDEN EN AZİZ’E (c.c.)Kâinatın ihtişamı kadar büyük olan acziyetimi, eşsiz muhteşemliğin sahibi benim olamayan her şeyin sahibi ve ‘ben’im sahibim olan Rahman’a sunarım.Ey evvelin ve gaybın sahibi, şu çirkinliklerle çevrili, kainatta küçük, alemimde büyük olan dünyadan belki kirli ama samimi yönelişidir kalbimin.Ey büyüklüğü ile huzur bulduğum ve ihtiyacıma cevap veren Samed.Ey maverada kalan gönlüme pencere olan Râhman.Ey her şeye gücü yeten Kudret Sahibi.Acziyetimin lem’asıdır sana olan bu hitaplarım.İmanın kor bir ateş olduğu şu ahir zamanda, belki ahir ömrümde, sıkıntılarla dolu çalkantılı dünyadan Rahmetine niyaz ederim. Ne sana lâyık kul olduk belki, ne de Habibi’ne layık ümmet. Ama yolundayız İnşaAllah-u Teala. Ümitsiz değiliz ey Rahman-ı Kerim.Hz. Ömer misali “Cennete bir kişi girecek.” dendiğindi zaman “o ben miyim?” diyecek kadar ümitli, “Cehenneme bir kişi girecek” dendiğinde “ben miyim” diyecek kadar korkak ve günahkarız. Ruhumun med-cezirlerinin durulduğu en sakin liman, şu dağdağlı dünya harbinde sığındığım tek yer, Sensin Rabbim. Namazım miracım, namazım huzurun(M) diyorum. ve teneffüsüm diyorum. Pencere açıyorum günahlarımdan sana doğru. Günahlarımı affıma delil sunuyorum. Efendimizin “benim şefaatim ümmetimden büyük günahları olanlaradır.” hadis-i şerifini Senin Sevgilinin sözünü elime rehber yapıyorum. Biliyorum, yaptıklarım ne beni cehennemden kurtarır, nede cennete layık bir hale sokar. Girersem cennetine fazlından, lütfundan, uzak kalırsam azabından; o da Senden biliyorum. Bir de Seni görmeyi öyle çok istiyor ki ruhum. Çünkü yalnız nurundur ruhları nurlandıran, yalnız Senin rızandır en yüksek makam. Ne cennet sevdası, ne cehennem korkusu yalnız rızan Ya Rabb!Yunus vari;“Cennet cennet dedikleri, bir kaç köşkle bir kaç huri..İsteyene ver sen onları, bana Sen’i gerek Sen’i…!” olamadık belki senin aşkınla yanan bir gül, senin aşkınla bakan bir göz ve senin aşkınla yaşayan bir can.Şu günahlarla çevrili dünyada olmadık dimdik. Yenilgilerimiz oldu bazen ve nefis kandırmalarımız. Ama göz yaşlarımız var Rabbim, azabından korkupta sana sığındığımız. Birde kurak gönüllerimiz. Biliyorum Rabbim suçluyum, günahlara karşı susamışları görüp de sessiz kalışımla, ilmini hakkıyla alamadığımla, eksik ibadetlerim ve nice kusurlarımla suçluyum. Ama şimdi hicret ediyorum Rabbim. Şu kirli dünyadan merhametine. Şu kirli dünya gurbetinden sıla-ı Rahmana. Gözleri, idrakleri kapalı olan şu dünyada bende kör ve şuursuzca gurbeti bilemedim. Gurbetim senden ıraklık, gurbetim huzura olan uzaklığım. Gurbet ele düştüm…’ türküleri senin gurbetini hatırlatmalıydı bilemedim.Gurbetteyim Rabbim ‘gurb’ etindeyim. Nazım Niyazım Sana. Her an dilim Sana söyler, Sana sığınır. Günahlarımla affına geldim. Cahilim ilmini isterim, habersizim geleceğimi sana havale ederim.Ya Rab! kusurumu affetBeni kendine kul kabul etEmanetini kabz etmek zamanına kadar beniEmanetin de emin eyle..(Amin)

  12. MaDeM MiSaFiRSiN, EDEPSiZLiK eTMeYeSiN..! " İmansız, İslamiyet, Sebeb-i necat olmadığı gibi; İslamiyetsiz, İman da Medar-ı Necat olamaz.. "Herşeyin başı İman olmakla birlikte, İmanı olduğunu söylediği halde İslamiyeti yaşamayanların da İmanları sallantıdadır ve İmansız Kabre girme ihtimalleri büyüktür.. Ortada kilitli bir kapı var… İman O Kilidin Anahtarı ise; İbadette Anahtarı Kilide sokup, kapıyı açma eylemidir.. Kapının açılmasını istiyorsak Anahtarı elimizde tutmak yetmez…. Eylem geçmek ve İslamiyeti elimizden geldiğince yaşamak lazım.. Bunun ilk şartı da Hakka taraftar olmaktır… Yoksa elimizde anahtarla kapının dışında bekler dururuz.."Her seyi maddede arayanların akılları gözlerindedir; göz ise maneviyata kördür… (R.N.K)" Belki damlaya damlaya göl olur diye; Akıl ışığını yakacak; Kalb Gözünü açacak, Kısa ama Öz sözlerle Aklı, Rabbimizi tefekkür etmeye yönlendiren cümleler.." Sivrisineğin gözünü halkeden, Güneş’i dahi o halketmiştir."..Çünki herbir göz Güneş ile; Güneş ise Kainat ile irtibat halindedir.. Bu irtibatı bilmeyen, Ne gözü bilir; Ne güneşi.. Güneşi emirber bir nefer gibi gezdiren kim ise; Gözü ve gördüğü herşeyi yaratan da ancak O olabilir…[" Pirenin midesini tanzim eden, Manzume-i Şemsiyeyi de o tanzim etmiştir."..Her bir midenin ihtiyacı olan gıdayı bilen bir Rezzak-ı Kerim olmalı ki; kesretle ve hikmetle o gıdaları bizlere ikram etsin.. Hemde ihtiyacımız olduğu şekilde taksim etsin.. Hemde o cansız besinlerle bize hayat versin ve hayatımızı idame ettirsin..Eğer bir tek lokmanın vucudumuza girdikten sonraki taksimatını bizler kendi irade ve aklımız ile yapmaya kalksaydık; Herhalde bir ömürde bir lokmayı ancak işleyebilrdik.. Oysa bir tek nefes bir anda 100 milyarlarca hücreye gider, vazifesini kusursuzca yapar ve çıkar…"Çamın gayet bir küçük tohumunda koca çam ağacının fihristesini ve mukadderatını yazan kalem, elbette semavatı yıldızlarla yazan kalem olabilir.."Küçük bir arının kafasına kainat bahçesindeki çiçekleri tanıyıp bal yapma sanatını ilham eden ve o balı da insanlara şifa olarak ikram eden kim ise; hayatı veren de O dur.."Ey kendini İnsan bilen İnsan !.. Kendini Oku.."Kendimizi okumamız lazım.. Kimin kalemi ile yazıldık, ne ifade ediyoruz, nerden geldi ve nereye gidiyoruz.. Burda işimiz ve vazifemiz ne..? Bu soruları sormaz isek; Hayvan ve Camid hükmünde bir insan gibi olmak ihtimali var..!" Kâinat mescid-i kebirinde Kur’an kâinatı okuyor!"Bu söz beni çok etkiliyor.. Kur\’an-ı bir de böyle okumak lazım.. Sanki kainatın dışına çıkıp, zamanın ötesinden ALLAH Kelamı olduğunu bilerek.. oyunun içinden değilde, dışından bir seyirci gibi.."Melikin atiyyelerini ancak matiyyeleri taşıyabilir." ALLAHı bilen ve tanıyan herkes; Ona yakın olmak ister.. Oysa Güneş Işığını ancak aynalar yansıtır.. Ayna pis ise yansıtmaz.. Kalb de ALLAH\’ın ilahi isimlerinin teccelligahı olan bir yansıtıcıdır.. Ne kadar saf ve Dünya kirlerinden uzak ise; Rabbine o kadar yakındır.. Bir şeye yaklaşmak, başka bir şeyden uzaklaşmak demektir.. Mesela İstanbuldan, Ankaraya giden birisi; Ankaraya yaklaştığı nispetle, İstanbuldan da uzaklaşmış demektir.. İşte ALLAHa yaklaşmanın bir ölçüsüde Dünyadan uzaklaşmaktır.. Bu uzaklaşma Madden değil, Manen olmalıdır…Yani Rabbimizin İhsan-ı İlahisini taşıyanlar; o ihsana layık bir manevi makama erenlerdir.. Bu sözün bir yansımasıda şu olabilir.."ALLAH\’ı Bulan Neyi Kaybeder..? Onu kaybeden Neyi Kazanır.. ? "" Ey Sersem Nefis !.. Şu vazife-i ubudiyet neticesizmidir?.. Ücreti azmıdır.? Ki, usanç duyuyorsun.! "Önümüzdeki dava Ebedi bir hayatı kazanıp, kaybetmek davasıdır.. İbadetleri ihtiyaç haline getirmek lazım ki; Değil usanç, lezzet alınsın..Çünki bir şeyde ihtiyaç tekerrür etmesi usanç değil, Lezzet verir.. Yemek ve nefes almak gibi.. Nefsimizin esaretinden kurtulup; Ruhumuzun özüne inebilsek elbet ibadetten gelen bu zevki bizde hissedeceğiz.."Meşru daire Keyfe Kafidir.."Evet; Dünyanın Meşru dairesi her türlü keyfe kafidir.. harama girmeye lüzum yok…“Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahibsiz olamaz. Bir harf kâtibsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntazam şu memleket hâkimsiz olur?"Şu kainat muhteşem bir memleket, mükemmel bir fabrika hükmünde, ilahi kanunların perdesi altında işlettiriliyor.. Kusursuz bir sistem içerisinde, mükemmel bir faaliyet var.. Hiç birşey durmuyor, dönüyor.. Herşey bir vazife ile vazifelendirilmiş.. Gereksiz hiç bir şey yok..İnsanlar bazen evlerini süslemek için aksesuar kullanırlar.. Mesela duvara bir tablo asarlar.. Bu kainatta hiç aksesuar yok.. Ama herşey tablo gibi..Basit bir iğne ustasız olamıyorsa; Şu insan sahipsiz, şu kainat ustasız olabilir mi hiç.. ?"Zerrat Alemi bir tarladır.. Mahsulatı, Alem-i Şehadetten, Alem-i Gayba; Daire-i Kudretten, Daire-i ilme gönderiyor.."Kaybolan hiçbir şey kaybolmuyor…. Herşey kayıt altına alınıyor.. Cenab-ı Hak Zerreler ile bu kainat tarlasını işliyor ve an be an mahsulatını alıyor.. Yani sürekli olarak tecelli ediyor.. Yani.."Şu kainatın Ustası, sürekli olarak işbaşında.."" Hayat, Halik\’in Ehadiyetine bürhan olduğu gibi, mevt de devam ve bekasına bir delildir."Akan bir nehirde parıldayan ve kaybolan kabarcıklar, nasıl daimi bir Güneş\’i gösterirse; Şu Dünya üzerinde görtünüp kaybolan hayatlarda daimi ve baki bir hayat vericiyi gösterir ve ispat eder..Baki ve Sermedi bir Hayyı Kayyumsa fani müştaklara razı olmaz.."Kainat ne Zaattır; Ne Sıfat.."Şu Kainat bir Kadir-i Zülcelalin kitabıdır.. Okuyabilene… Nasılsı bir kitapta yazarın ne ilmi var, ne de kendisi.. Ama yazarın ilminin tecellisi o kitapta oluyor.. Aynen öylede Cenab-ı Hakkın sıfatlarının tecellisi de bu kainatta, hususan insandadır… Sadece bakıp okumak lazım..şu kainattan maksad-ı ala; tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet-i külliye-i insaniyedir…."Cenab-ı Hakkın Rububiyetinin ortaya çıkması ve tüm mahlukat üzerindeki tecellisi mutlaktır.. Güneşin vucudu kadar zahirdir.. Her ihtiyaç sahibinin ihtiyacı mükemmel bir şekilde karşılanır…İşte bu Rububiyet ister ki; Şuur sahibi olan insan bu hakikate karşı Külli bir Kulluk göstersin..Fakat Sadece Hz. Muhammed (s.a.v.) in varlığı ve ubudiyeti bile tüm o neticeyi vermektedir… Yapan ne yaparsa kendine dir yaptığı…["Kainatın; Ruhu, Nuru, Mayası, Esası, Neticesi, Hülasası Hayattır.. Hayatı veren kim ise,bütün Kainatın Halıkıda O dur.."Hayat bizim kendi irade ve tercihimiz ile sahip olduğumuz bir şey değil.. Mahiyeti meçhul bir hakikat.. Hiç bir akıl sahibi Hayatı inkar edemez.. Bu hayata o kadar aşina olmuşuz ki; Ne mahiyetini düşünüyoruz, ne sahibini.. Sadece bütün gücümüzle hayatımızı muhafaza etmek için çalışıyoruz.. Ama tüm bu çabaya rağmen hayat elimizde durmuyor.. Onu veren, onu bizden geri alıyor..Veren kim ise; Alan da O dur.. Dönüşümüzde O Hayatı verene olacak.. Elimizde tutamadığımız bu hayatımızı, gayesine uygun olarak İman ile Nurlandırıp, İbadet ile süslemeliyiz; ki.. Emanete hıyanet edenlerden olmıyalım…."La tağdab!".. Öfkelenme !..Hadis kaynaklarında zikr edilen en kısa hadis budur.. Kısalığına rağmen ihtiva ettiği manalar çok zengindir…. Bu sözle murad olunan manaların bir kısmı..- Dünya ve Ahiret saadeti.. Zira Öfke; kişileri birbirlerinden ayırır ve Öfkenelinen kişiye zulm edilmesine vesile olur.- İnsanın en büyük düşmanı; Şeytan ve Nefistir.. Öfke bunları besler, Ruhu ve Kalbi çürütür..- Öfkeli insan Adil olamaz ve doğru hüküm veremez..- Öfke; Gıybet ve kini artırır.. bu ise tüm amelleri boşa götürür..- Bir manasıda; Öfkenin Emr ettiği şeyi yapma demektir.. Zira ALLAH Öfkeleneni ve adaletsizliği sevmez…Öfkeden kurtulmanın en güzel yolu.. ALLAH\’ı hatırlamaktır.. Tevhid ve İman, öfkeyi yokeder.."Ey İnsan..! Yolculuk nereye ?.."Cennette ışınlanarak, Rahm-ı Maderden şu Dünya gemisine binen insan merak etmezmi ki bu yolculuk nereye..? Gelenler ve gidenler; Nerden gelip, nere giderler…? Kabir açmış ağzını bekler.. İnecek başka durak var mı.?Kabir kapısı kapanmadan; Ölüm, Öldürülmeden… Ahiretten başka mekan var mı .. ?"Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme."Mezarlıklar işi bitmemiş insanlar ile dolu… Dünya malı Dünyada kalıyor..İnsan Maddesi ile birlikte ancak toprak olup kayboluyor….. Dünya ahiretin tarlası ise; oraya lazım olacak ürünleri ekmek lazım.. Günde 1 saatini ebedi bir hayat için harcamayanlar; Çok pişman olacaklar"Ey İnsan.! Bu Dünyada Memur ve Misafir olduğunu unutma.!"İnsan dünyada vazifeli bir memurdur.. Vazifesi yaratıcısına kul ve ayine olmak, vatan-ı aslisi olan cennete hazırlanmaktır…Ve misafirdir.. Geldiği gibi gidecektir.. Hiç bir güç onu burda tutmaya yetmez.. Madem misafirdir, edepsizlik etmesin.!selam ve dua üzerine olsun gül tanesi nur kardeşim….

  13. ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNEŞu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara\’ya -Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!Nerde – gösterdiği vahşetle "Bu: bir Avrupalı"Dedirir – yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında;Ostralya\’yla beraber bakıyorsun: Kanada!Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ…Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ!Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil,Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,Kustu Mehmed\’ciğin aylarca durup karşısına;Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz…Medeniyet denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz.Sonra mel\’undaki tahrîbe müvekkel esbâb,Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harâb.Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;Beriden zelzeleler kaldırıyor a\’mâkı:Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;Atılan her lâğımın yaktığı: yüzlerce adam.Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer…Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,Boşanır sırtlara, vâdîlere sağnak sağnak.Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler…Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;Alınır kal\’a mı göğsündeki kat kat imân?Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?Çünkü te\’sis-i ilâhî o metîn istihkâm.Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,Beşerir azmini tevkîf edemez sun\’-ı beşer;Bu göğüslerse Hüdâ\’nın ebedî serhaddi;"O benim sun\’-ı bedîim, onu çiğnetme!" dedi.Âsım\’ın nesli… Diyordum ya… Nesilmiş gerçek:İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.Şühedâ gövdesi, baksana, dağlar, taşlar…O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor!Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd\’i…Bedr\’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi…Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb.Seni ancak ebediyyetler eder istiâb."Bu, taşındır" diyerek Kâbe\’yi diksem başına;Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,Yedi kandilli Süreyyâ\’yı uzatsam oradan;Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem;Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana…Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;Şarkın en sevgili sultânı Selâhâddîn\’i,Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân…Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;Sen ki a\’sâra gömülsen taşacaksın… Heyhât!Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber,Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.Mehmet Akif ERSOY

  14. HÜZÜN İÇİNDEYSEN ;OKU…Hüzün içindesin,yoksul olduğunu düşünüyorsun..Neki senden alınmıştır,o senin hayrınadır.İçinde yoksulluğu hissediyorsun,işte senin için en hayırlı vakit…UNUTMA İHTİYAÇ MÜTEMADİDİR…Mademki içinde bulunduğun yer,konuştuğun kimse sana feyz vermiyor terke mani olan ne o halde??…Sevdiğin ve kendisine konuştuğun iyi işi,meşgul olman gereken iştir…Yapacağın iki iş birbiriyle karıştığı zaman onlardan nefsine ağır gelene bak ve onu yap..Çünkü nefse ancak hak ve doğru olan ağır gelir….Cenabı Hakkın eliyle sana eza ve cefa ettirmesi onlarla beraber oturup kalkmaman içindir.Herşeyin seni rahatsız etmesini istiyor.Taki seni hiç bir iş meşgul etmesin,Allahtan alıkoymasın….Her meseleye cevap veren her gördüğünden bahseden,her bildiğini anlatan bir kimse gördüğünde bu haliyle onun cahil olduğunu anla…Hali ve yaşayışı sana feyz vermeyen konuşması ve sözü seni Allaha götürmeyen kimse ile dostluk etme,arkadaşlık yapma…Dünyada bulunduğun müddetçe keder ve üzüntülerin gelip çatmasını garip görme..Çünkü dünya,vasfına layık olanlar ve tabiatın gereğini ortaya koyacaktır.Allah katında değerini görek istiyorsan seni hangi işle ikame ettiğine hangi halde tuttuğuna bir bak….Şeytanın sende gafil olduğunu bildiğin zaman,varlığını elinde bulunduran Allahtan gafil olma…Allah ile huzur haline ulaşamadın diye zikri terk etme,zikrin peşini bırakma,çünkü bizzat zikirden gafil olmak,zikir yaparken gafil olmaktan daha beterdir…Olabilirki HAK TEALA,seni gafletle yapılan zikirden yokaza halindeki zikire yükseltebilir…Varlığını sende küçük görülen ve göze batmayan ibadet aslında kalplerin dirilişi için en çok ümit verici ibadettir…SENİN ALLAHTAN İSTEDİĞİN ŞEYLERİN EN HAYIRLISI,ONUN SENDEN İSTEDİĞİDİR….Ataullah İskenderi (Hikem-i Ataiyye’den) Dua ile inş hayırlı günler kardeşim

  15. Dünya sergisi açılmaya başlıyor, dikkat!İkinci mesele: Ben hem kendimde, hem bu yakındaki Risale-i Nur talebelerinde şuhur-u muharremeden sonra bir yorgunluk ve şevkte bir fütur görüyordum. Sebebini vâzıhan bilmiyordum. Şimdi, eskide söylediğim tahminî sebep, hakikat olduğunu gördüm. Şöyle ki: Nasıl maddî hava fena ise, fena tesir ediyor; manevi hava da bozulsa, herkesin istidadına göre bir sarsıntı verir. Şuhur-u selâse ve muharremede âlem-i İslamın manevi havası, umum ehl-i imanın ahiret kazancına ve ticaretine ciddi teveccühleri ve himmetleri ve tenvirleri o havayı sâfileştiriyor, güzelleştiriyor, müthiş ârızalara ve fırtınalara mukabele ediyor. Herkes o sayede ve sayesinde derecesine göre istifade eder. Fakat o şuhur-u mübareke gittikten sonra, âdeta o ahiret ticaretinin meşheri ve pazarı değiştiği gibi, dünya sergisi açılmaya başlıyor. Ekser himmetler, bir derece vaziyeti değişiyor. Havayı tesmim eden buharat-ı müzahrefe o manevi havayı bozar. Herkes derecesine göre ondan zedelenir. Bu havanın zararından kurtulmak çaresi, Risale-i Nur\’un gözüyle bakmak ve ne kadar müşkilât ziyadeleşse, kudsi vazife itibarıyla daha ziyade ciddiyet ve şevkle hareket etmektir. Çünkü başkaların füturu ve çekilmesi, ehl-i himmetin şevkini, gayretini ziyadeleştirmeye sebeptir. Zira, gidenlerin vazifelerini de bir derece yapmaya kendini mecbur bilir ve bilmelidirler.Kastamonu Lâhikası | 41hayırla kal oğulcan. mevla razı olsun.

  16. Gül ne kadar güzel bir çiçektir. Ne kadar güzel kokar.Ona bu parfümü kim vermiştir?Onun rengini kim sürmüştür ? Onun projesini kim çizmiştir? İman edenler bu sorulara – ALLAH- diye, imansızlar da – DOĞA- diye cevap vermektedirler.- Güle sormuşlar ; Sen niçin kokarsın? – Gül cevap vermiş; “ Güzel kokmak benim ibadetimdir.”Demek ki , çiçekten böceğe, hayvandan bitkiye, yerden göğe, zerreden küreye, canlı cansız yaratılan her şey Allah’a ibadet ediyor. Şimdi Kur’ana bakalım:“ Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah’ı tespih ve tenzih eder. Zaten hiçbir şey yoktur ki, Onu Hamd ile Tespih etmesin. Ne var ki onların tespihlerini siz anlamazsınız. Şüphesiz ki Allah halimdir, bağışlayıcıdır.”İsra-44- Her şey ama herşey kendi lisanı haliyle kudret ve kuvvet sahibi olan ALLAH azze ve celle yi tesbih ediyor. Bu tesbihten akıl sahibi olan eşrefi mahluk,Allah ın yeyüzündeki halifesi insanın uzak olması acınılacak bir durumdur….SELAM VE DUA İLE CAN KARDEŞİM….

  17. THANKS YOUR VISITING AND COMMENTHAVE A NICE DAYKISSES

  18. Bir tek amaçları vardı. ŞEHİD OLMAK.Vatanı uğruna, dini uğruna, bayrağı uğruna ŞEHİD OLMAK,Ruhunuz şaad olsun. Türk Milleti size minettardır. Şehit kanının toprağı santim santim mühürlediği yer lazı,türkü,kürdü,çerkezi,manav ı,azerisi,alevisi,yerlisi,ve tüm müslümanların tek yumruk oldukları savaşlardaki şehitlerimize ve hz. ademden son peygamber gönüller sultanı efendimiz hz.muhahammet s.a.v den şu ana kadar ülkenin bütünlüğü islamiyetin yaygınlaşması için şehit düşen tüm kardeşlerimize allahtan rahmet diliyorum Çanakkale; Bizler bugün bu topraklar üzerinde namusumuzla yaşayalım, huzur ve emniyet içerisinde olalım diye onbinlerin, yüzbinlerin bir daha dönmemek üzere kanlı siperlere gittikleri yerdir. Çanakkale; Hz. Muhammed (s.a.s)’in Mehmed’lerini beklediği ve buluştukları yerdir. Milletimizin birlik ve bekası, ülkemizin bölünmez bütünlük ve saadeti, ay yıldızlı bayrağımızın ebediyen gönlerde dalgalanması ancak “Çanakkale ruhu” ile yetişmiş nesillere sahip olmakla mümkündür. Bu nedenle Çanakkale destanı ve ruhunu önce kendimiz bilmeli sonra da evlatlarımıza anlatmalıyız. بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم" Allah’a ve Resûl’üne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin. Sonra gevşersiniz ve gücünüz devletiniz elden gider. Sabırlı olun. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir. (Enfâl 8/46

  19. Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Aklansın Ölümün kara düşleri, Korkuları, umutlara döndürsün Rahmetinle, her damlası Cehennemler söndürsün Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Cennetler berâtı inci damlalar, Secdelerde seller gibi çağlasın Etrafımda haşre kadar melekler, Sevinçlerle ağlasın Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Eritsin Buzlarını gafletin, Gönül ufukları, nûra bürünsün Açılsın da cehlin kara perdesi, Gerçek görünsün Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Müjdeler dökülsün, Arş-ı Âlâ\’dan, Hidâyet selleri, sineme dolsun Her damlası Mahşer Günü Şâhidim olsun Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Esmâ\’ndaki \’Doksandokuz\’ aşkına, Semâlardan gufranını indirsin Hesap günü, titreşirken Mîzan\’da, Hicâbımı dindirsin Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Firdevs Göklerinden, nûr sağnakları, Dehşet günü, Sırât üzre saçılsın Sekiz yerden, sekiz cennet kapısı Bir lâhzada açılsın Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî Arıtsın Şu nankör nefsi hevâdan, Bütün zerrelerim, Kur\’ân\’la dolsun Ve Mahşer günü, şu tövbekâr bedenim, Şehitlerle haşrolsun ÂMİNCengiz NumanoğluALLAH razı olsun.. hayırla kalın..s.a.

  20. BAHSETMEEy Nefsim!Sabra Tahammülün Yoksa , Sabırdan Bahsetme.“ALLAH Sabredenlerle Beraberdir” Deme , Beraberliği İstemediğin Halde.Kötülük Gördüğün Bir İnsana Yıllar Yılı Buğz EdiyorsanOnu Affetmeye Yanaşmıyorsan , Ondan Köşe Bucak Kaçıyorsan“Kin Tutmak Kötüdür” Deme , Kindarlıktan Bahsetme…Ölümüne Kardeş Değilsen Eğer ,Hep Kendini Düşünüyorsan , Onları Yükselmek İçin KullanıyorsanDaha İyi Bir Yaşam İçin Sömürüyorsan OnlarıKardeşlikten Bahsetme.Ey Nefsim!Güzel Konuşuyor Desinler Diye Konuşma.Güzel Yaşıyor Desinler Diye Yaşama.Ey Nefsim!Ya Ol, Ya Da Öl..

  21. Cuma gününün güzelliği ve farklılığı tartışılmaz… Peygamberimiz (sas), Mekke-i Mükerremeden Medine-i Münevvereye hicret ederken, Ranuna denilen mevkiye geldiğinde, ilk cuma namazını kıldırmış ve okuduğu ilk cuma hutbesinde ; Bundan böyle her cuma günü cuma namazı kılmak ümmetim üzerine farz kılınmıştır buyurmuşlardır. Cuma gününün fazileti hakkında da güneşin doğduğu günlerin en hayırlısı cuma günüdür buyurmuştur. (Sünen-i Tirmizi Terc. c. 1, s. 487) Cuma Sûresinin 9. ayeti kerimesinde Yüce Allah (cc) mealen Ey iman edenler, cuma günü, namaza çağrıldığınız zaman, hemen Allahın zikrine (namaza) koşun. Alışverişi bırakın, böyle yapmanız sizin için daha hayırlıdır; buyuruyor. Yüce Allah(c.c.) bu mübarek günde ettiğiniz tüm duaları kabul etsin; tan da uzaktır. Ben diyene kapılar açılmaz. " "Biz" diyebilmeyi nasip et Rabbim… Amin…Hayırlı cumalar diliyorum güzel insanlar… Kalbinizden Allah sevgisi, dilinizden şükür, yüzünüzden tebessüm, hanelerinizden huzur eksik olmasın…

  22. “BİR NEFES NİDA, BİR İÇ ÇEKİŞ ÖTELERE RAYİHA…!” "Ya RasulAllah firakın yaktı ben soldum bugün, Ah! Nasıl etsem tahammül, dertliyim doldum bugün…" EFENDİM\’e…(s.a.v)! Ey Yar! Sana müştak gönülden dökülen bir nağme, bir ince sızıdır bu. Düşür ki gönlüme adını, sevdam sana yazılsın…Ver elini, elimden değil tut yüreğimden ki Rahmani dokunuş yüreğime kazınsın. Ey Yar! Kırıldı ikliminden uzak tutunduğum düşlerim… Sessizliğin sükutu ile gündüze uyanan gece gibi zifiri karanlığımda,ışığım sen ol isterim. Sen de vuslatı bulmak, sende vuslat olmak isterim. Yüreğimden süzülen sevdamın kırık hüznünü, bana kılınmış yalnızlıkla el tutuşturup adını bilmediğim karanlık girdaplara sürüklerken ve düşünürken benliğimin aynaya yansıdığı şeklini içimden akan samimi bir nida ile: "Yanımda hep sen ol,sen ol isterim." Satır arası yalnızlığıma sığındığımda her hecede seni bulmak ve her yorgun gecede seninle can olmak isterim. Gönlüme yakışmayan sızında ve acıtan sevdanda seninle yanmak, sende var olmak isterim. Hasretine döktüğüm sensizliğin acısında, böylesine titretirken sevda canımı, bilinmezliklere mesken olmuş yüreğimle gündüze seninle uyanmak,seninle gündüz olmak isterim… Gel ey sensiz oluşuma sebep(!), her yanım hüzün şimdi… Zamanı geçmiş sensizlik değil isteğim(?), aldanmışlara aldanmış kalbimle, geçmişteki anılarda ya da gelecekteki hayallerde değil şimdimde istiyorum seni. Sevdamın ateşi söndü, yüreğim kor şimdi. Küllendi düş dediklerim güneşin battığı yerde, sevdamın ahı tuttu seni buldum şimdi… Islak hecelere bıraktığım düşlerim sende hayat buldu, seninle var oldu… Suskunluğum sesime vesile oldu ve her sustuğum seninle ses oldu.Ve seni arayışlarım özümde son buldu. O an ki can oldun bedende, canan oldun kalbimin derinlerinde… Perdelenmiş puslu yüreğim,rafa kaldırdığım tozlu mazimde…Artık kelam daha bir güzel akıyor gönlümden kalemime. Ey yar! Söyle… Gönlümden gönlüne geçit nerde? İçime akıttığım hüzünler son bulmuşken, alıp götüren yalnızlık başını öne eğmişken, gönlümde can olarak seni bulmuşken söyle:"Beni de alacak mısın gönlüne?" "Aslında sen yoksun diye olur olanlar, kadim bir el bulamadık tutunamadık… SELAM VE DUA ILE HAYIRLI CUMALAR

  23. Yakmadığım bir defter yaprağına yazıyorum seni…içi dolu…satır satır nakşedilmiş isyan…Hepsi kurşun kalem…kah gözlerin, kah dönen bir semazen…hepsi hepsi kırık bir eylem…Kaybettiğim yüreğimden yazıyorum seni..kah anne feryatları yükselmiş kah çocuk çığlıkları bu yapraktan…kah Kudüs olmuş gözlerin, kah Grozny olmuş yüreğim…Kaybettiğim topraklardan yazıyorum seni bu sefer…kayıp defterim elimde; satır aralarında, üç noktalarda konuşmuşum…yollar geçmiş içinden, şehirler yakılmış lakin menzile ulaşılamamış…Kayıp diyarın atlasını çizmişim bir sayfaya…tozlanmış biraz..Kimi kelimelerim koyu kalmış silik cümlelerimin yanında…yakmaya kıyamamışım anlaşılan…ve bir anakara üstüne not düşmüşüm “BİZİMDİR..!!!” diye…Bir damla kan, birazda ah-u efgan dökülmüş resme…Bocalamışım biraz, sayfalarda…lakin bir yaprağı boş kalmış..işte şimdi onu karalıyorum…haritadan o kanı silmek için uğraşıyorum…kana-kan biçilen toprağı, eşeliyorum belki..sabret “nazlıcanım” ben geliyorum…Birden Gazze oluyorum…küffara lanet okuyorum…Filistinli yeni doğanın ememediği süt oluyorum…Hattab’la diş biliyor, Cevher ile sebat ediyorum…en çok da “O” nu bekliyorum…Gözlerim şafakta…Şafak_Sonsuz…tek bir selam bekliyorum artık…yanan yüreğime serin su misali..gelen selamla vurulmayı arzuluyorum..ya bir siyoniste ya da komüniste ölüm kusuyorum..gidenlere ağıt yakarken benliğim yok olur…”Şehadeti “düşünmek bile huzur…El-hamdulillah…Hayırlı cumalar heycan kendine ve yüreğine iyi bak Tek Bir olana emanet ol inş. duanda banada yer ver esselamü ayeyküm

  24. Ne Mutlu Senin Gönlüne Düsene!Ey en Sevgili’den lütuf Sevgili!.. Dudaktan dökülen sözle, kalemden süzülen satirlarin, sadra dogan muhabbetle olan sicak bagini hesaba katarak, kelâmimin Senin katindaki aczi altinda ezilerek sunlari diyebilirim ki;Sen latîf olan Allah’in, yerini kimsenin dolduramayacagi, paha biçilmez bir lütfusun bize. Sen lütuflarin en yücesisin, en güzelisin Sultânim! Bizi, Sen’in ümmetin olmakla sereflendiren Allah Teâlâ’ya, yarattiklari adedince hamdolsun!..Hazret-i Sevban kadar sevemesem de Sen’i, muhabbetine tâlip, muhabbet duyduklarinin dostu olma yolunda tökezleye tökezleye gelmekteyim Sana dogru.Ne acidir ki, eskiden muhabbet sadirlardan satirlara naksedilirken, simdilerde satirlardan sadirlara terfî etmeyi bekliyor. Gönlün muhabbetinle hemhâl olmasi ise; ancak muhabbetinin hakkini verip mübârek ahlâkinla ahlâklanmaktan geçiyor.Bizleri Sefaatinden mahrum birakma …Iktibas Dua ile ins…Hayırlı cumalar kardeşim

  25. İNAN SENDE ÖLÜP BUNU YAŞAYACAKSINBir anda uykudan kalktim çok ilginç bir ışık gördüm ama odanın ışığı kapalıydı bir baktım saat 3:30 gece facir vaktipeki gördüğüm bu kadar ışık nerden—–birden şaşırıp kaldım baktım ki elimin yarısı duvarın içinde hemen elimi çıkardım korku içinde oturup elime bakıyordumtekrar elimi duvara dogru uzattım yine elim duvarın içine giriyordu!!!!!!!!–bir gülümseme sesi duydumYüzümü kardeşime dogru çevirdim, yatıyordukorku içinde yatağımdan kalkıp kardeşimi uyandırmaya gittimama cevap vermediannemin odasına doğru gittimbabamı uyandırmaya çalıştımbirilerinin bana cevap vermesini istiyorum ama kimse cevap vermiyorduannemi uyandırmak üzereyken, baktım ki annem uykudan uyandıuykudan uyandı ama benimle konşmuyordu—bismillahirrahmanirrahim diyordu ve tekrarlıyordubabamı uyandırdı, kalk kalk bir bakalım çocoklara dedi annemşimdi zamanımı bırak uyuyayim yarın ola hayr ola dedi babamama annemin israrı üzerine babam kalkıverdi şaşkınlık içerisinde beraber odamıza doğru geldiler—başladım bağırmağa, anne, baba ama hiç birisi cevap vermiyordu!!!annemin elbisesini çekiyor beni dinlemesini istiyordum ama annem beni hissetmiyordu!!!başladım annemin arkasından yürümeye ta bizim odaya kadarodamıza girdi ve ışıkları açıverdiama benim için fark etmiyordu çünkü benim için her taraf ışıktıtam o sırada çok ilginç bir şeyle karşılaştım— kendi vücüdumu gördim!!!evet kendi vücüdumuoturup kendi kendimi seyredıyordum, iki taneydimkendi kendime soruyordum kimdir bu acaba? Nasılda bana benziyor!!!başladım kendi kendimi uyandırmaya, bu kabustan kurtulayım diyeama uyanamadım—babam dedi ki bak yatıyorlar işte hadi yerimize gidelimama annem sakin olamadı ve benim uyuduğum yatağa doğru gelerekbeni uyandırmaya başladı kalk muhammed kalk bana cevap verama cevap veremiyordu!!!<!–[if !supportLineBreakNewLine]–><!–[endif]–>bir kaç defa uğraştı ama yok. Birden baktım ki babamın gözlerinden yaşlar dökülüyoro babam ki şimdiye kadar onun göz yaşlarını görememiştimbağırışmalar başladı oracık yerden .. kardeşim uyandı ve sordu ne oldu?annem ona bağırarak, abin muhammed olmüş çok acıklı bir şekilde ağlıyordu—bağırmalar fazlalaştıanneme giderek, anne ağlama ben burdayım bak bana!!ama kimse bana cevap vermiyordu, neden?oturup bağırmaya başladım, burdayım bakın işteama kimse cevap vermiyordubaşladım bağırmaya ya rabbi, ya rabbi ne olur beni bu rüyadan ve olduğum durumdan kurtar—uzaktan bir ses duydum ve geldikçede yükseliyordubu ses allah’u taalenin bir ayeti idi((andolsun sen bundan gaflette idin, derhal biz senin perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir))birden iki kişi beni tuttular, ama insan değillerdiçok korktum !!başladim bağırmaya, bırakın beni, siz kimsiniz? Ne istiyorsunuz?kabire kadar senin gardiyanlarınız dediler—-ben ölmedim, daha yaşıyorum dedimneden beni kabire götürüyorsunuz? bırakın beni!! Ben hissediyorum, konuşuyorum ve görüyorum, ben ölmedimbana gülümseyerek cevap verdilerdediler ki, ey insanlar sizzler çok ilginç yaratıksınız, sanıyorsunuz ki ölüm hayatın sonudur ama bilmiyorsunuz ki asıl olan sizin yaşadığınız hayat bir rüyadan ibaret olup öldüğünüz zaman uyanıyorsunuz.beni kabire doğru çekiyorlardı halayoldayken baktım ki benim gibi insanlar ve yanlarında da aynı o iki yaratıktan var, kimi ağlayor kimi gülüyor ve kimi ise bağırıyorduonlara sordum neden böyle yapıyorlar?dediler ki, bu insanlar şaşkınlık içerisindeler, nereye gittiklerini biliyorlar, kimisi dalalettedir.. korku içinde sözlerini keserek sordum:ateşe gidiyorlar mi yani?evet dediler \’konuşmalarına devam ederek, o gülenler ise cennete gidiyorlarhemen sordum onlara, peki ben nereye gidecem??dediler ki, sen bazen iyi gidiyordun, bazende kötübazen tövbe edip ertesi gün günah işliyordun ve izlediğin yol tam olarak belli değildive hep öyle yitik kalacaksınsözlerini korku içerisinde keserek sordum:yani ben ateşemi gidiyorum yoksa?Onlarda, Allahın rahmeti geniştir ve yolculukta uzundur dediler—yüzümü çevirdim korku içerisinde baktım ailem, babam, amcam, kardeşlerim ve akrabalarım hepsiBir sandık içinde beni taşıyorlardıOnlara koiarak gittim ve onlara dedim ki benim için dua edin lütfenAma kimse bana cevap vermiyordukimi ağlıyordu kimi ise hüzünlüydüKardeşime giderek, dikkatli ol dünyanın fitnesi seni kandırmasınBeni duymasını çok isterdimO iki melek beni kabirdeki cesedimin üzerine bağladılarbaktım ki babam toprak atıyor üzerimeKardeşlerim topak atıyorOrdaki insanlar hepsi üzerime toprak atıyordu—-dedim ki, ahh keşke onların yerinde olsaydım Allaha tevbe etseydimdün sabah namazımı kılsaydımKeşke her gün rabbime dua etseydimKeşke her gün tevbemi yenileseydimKeşke kötülüklerden uzak dursaydımBaşladım bağırmaya, ey insanlar dikkatli olun dünya hayatı sizleri kandırmasınen azından birisinin beni duymasını çok isterdimPeki sen beni duyuyormusun ???selam ve dua ile

  26. بســــــــــــــــــــــــــــــــم الله الرحمن الرحــيــم“ Bismillahirrahmânirrahîm ”De ki: “O Allah’tır bir tektir.” “Allah Samed’dir. (Her şey O’na muhtaçtır o hiçbir şeye muhtaç değildir.)” Ondan çocuk olmamıştır (Kimsenin babası değildir). Kendisi de doğmamıştır (kimsenin çocuğu değildir).” “Hiçbir şey O’na denk ve benzer değildir.” (İhlas 1-4)Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh… Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)Yine Sa\’d İbnu Sa\’d radıyallahu anh anlatıyor: "Ey Allah\’ın Resûlü dedim insanlar neden yaratıldı?" "Sudan!" buyurdular. "Ya cennet?" dedim o neden inşa edildi?" "Gümüş tuğladan ve altın tuğladan! Harcı da kokulu misk. Cennetin çakılları inci ve yakuttan toprağı da zaferandır. Ona giren nimete mazhar olur eziyet görmez ebediyet kazanır ölümle karşılaşmaz. Elbisesi eskimez gençliği kaybolmaz." Aleyhissalatu vesselam sözlerine şöyle devam buyurdular: "Üç kişi vardır duaları reddedilmez (mutlaka kabul edilir): -Adil imam (devlet başkanı). -İftarını yaptığı zaman oruçlu. -Zulme uğrayanın duası. Allah (mazlumun) duasını bulutların fevkine çıkarır ve onlara sema kapıları açılır ve Allah Teala Hazretleri: "İzzetime yemin olsun! Vakti uzasa da duanı mutlaka kabul edeceğim!" buyurur."Tirmizi Cennet 2 (2528).selam ve dua ıle Allah a emanet ol

  27. Dünya Hayatının Geçiciliğini Kavramak, Gaflet Perdesini Kaldırır Dünya hayatında kusurların ve eksikliklerin yaratılmasındaki hikmetleri kavrayamayan pek çok kimse, öldükten sonra toprağa karışıp yok olacaklarını, yaptıklarından sorumlu tutulmayacaklarını düşünerek, dünyanın geçici hırsları peşinde koşarlar. Allah "… Siz dünyanın geçici yararını istiyorsunuz. Oysa Allah (size) ahireti istemektedir…" (Enfal Suresi, 67) ayetiyle insanların bu eğilimine dikkat çekmiştir. Dünya hayatının geçiciliğini kavrayan bir kimsenin göstermesi gereken tavır ise, yaratılış amacı üzerinde düşünmek ve Allah\’a karşı sorumluluklarını yerine getirmektir. Böyle bir kişi Allah\’ın izniyle gaflet perdesinden kurtularak dünya hayatının gerçek amacını görebileceği için, düşünceleri ve davranış şekli yalnızca ahiret hayatına yönelik olacaktır. Çünkü bugüne kadar gelmiş geçmiş tüm insanlar gibi dünyada bir yolcu olduğunun, kendisinin de zamanı belirlenmiş bir vakitte öleceğinin ve dünyada nice zengin ve güç sahibi toplulukların yerle bir olduğunun farkına varacaktır. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi de, dünya hayatını bir misafirhaneye benzetir: "Dünya bir misafirhanedir. İnsan onda az duracaktır ve vazifesi çok bir misafirdir ve kısa bir ömürde hayat-ı ebediyeye lazım olan levazımatı (gerekli herşeyi) tedarik etmekle mükelleftir. En ehem (önemli) ve elzem (gerekli) işler, takdim edilecektir." Bediüzzaman\’ın bu hikmetli örneğinde dikkat çektiği gibi, dünya bir misafirhane hükmündedir. Bu misafirhanede olduğunu unutan ve kendisini misafirhanenin sahibi zanneden insanlarsa, ölümün yakın olduğunu hissettikleri anlarda şiddetli bir panik yaşar ve umutsuzluğa kapılırlar. Halbuki ölüm bir son değil, insanın sonsuz hayatının başlangıcıdır. Dolayısıyla asıl korkulacak olan ölüm değil, dünyada yolcu olduğunu unutup gaflet içinde yaşamak ve Allah\’ın cehennem azabıyla karşılaşmak olmalıdır. Bu bakımdan Allah\’ın rızasını kazanmak için samimi bir çaba içerisinde olan müminler, dünya hayatını Allah\’a yakınlaşmak için bir yol olarak görürler. Her kim ahiret günü, dünyanın aldatıcı hırslarına kapılmanın pişmanlığını yaşamak istemiyorsa, dünyadaki sınırlı vaktini Allah yolunda kullanarak geçirmelidir. "Şu dünyada terk ettiğin her şeyin en hayırlısını ahirette bulursun. Artık sen ömründen tek bir gün kalmışçasına hazırlıklı ol." (Abdülkadir Geylani) "Dünya arkasını dönmüş gidiyor, ahiret ise yönelmiş geliyor. Bunlardan her ikisinin de kendisine has evlatları var. Sizler ahiretin evlatları olun. Sakın dünyanın evlatları olmayın. Zira bugün amel var hesap yok, yarın ise hesap var amel yok." (Sahih-i Buhari, Rikak 41, Hadis no:1973) “Dünya çok kısa… Ahiret sı-onsuz olunca, sonsuzun yanında asırlar bile kısa kalır. Çok kısa küçük Hayırcıklar, az bir şey. Asıl hayır ahiret hayrı…” (02.02.2001 – Avustralya, Esat Coşan Hocaefendi) Unutulmamalıdır ki başta Allah\’ın rızası olmak üzere, olağanüstü manzaralar, insan güzelliği, yemyeşil mekanlar, pınarlar, gölgelikler, altından ırmaklar akan evler, köşkler, hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan elbiseler, canların çektiği kuş etleri, süzme baldan ırmaklar, bahçeler, üzüm bağları, yüklü dalları bükülmüş kiraz ağaçları, eşsiz hurma ve narlar ve daha birçok meyveler, altın tepsiler, dahası gözlerin lezzet aldığı her şey ve nefislerin arzuladığı nimetler tümüyle cennettedir. Cennette büyük bir zenginlik ve ihtişam vardır. Bütün bunların numuneleri dünyada insana sunulmuştur, ancak bunlar dünyaya ait oldukları için bozulmaya, eskimeye, yıpranmaya, solmaya ve çürümeye mahkumdurlar, çünkü geçicidirler. Bunların cennetteki asılları ise mükemmeldir, eksiksizdir, kusursuzdur ve sonsuzdur. Bu gerçek bir Kuran ayetinde şöyle müjdelenmiştir: "Allah, mü\’min erkeklere ve mü\’min kadınlara içinde ebedi kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah\’tan olan hoşnutluk ise en büyüktür. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur." (Tevbe Suresi, 72)SELAM VE DUA İLE CAN KARDEŞCİĞİM RABBİM RAZI OLSUN KENDİNE İYİ BAK EMİ ABLASININ GÜL YÜREKLİSİ DUALARINDA ABLACIĞINIDA UNUTMA EMİ CANNN…

  28. KALP KIRMAKBüyük bir bardağa su koydular,Suyun içine de bir bardak.Keskin nişancıları çağırdılar,Dıştaki kırılmadan içteki vurulacak.Kimse başaramadı bunu.Silaha sarılanların boynu vuruldu.Baktılar ki silah tutan kalmayacak.Hocaya koştular ”Bu iş ne olacak”Hoca dedi ”Bu bir temsildir,O silahla vurulacak,Bardak içindeki bardak:En büyük suç olan, kalp kırmak.””İnsana Yakışan odur ki,Bundan uzak durmak. Çünkü:Kabe’yi yıkmaktan daha kötü,İnsanın kalbini kırmak” DİLEĞİMİZ ODURKİ NE KIRILAN NEDE KIRANLARDAN OLALIM HAYIRLI GECELER AHMEY BEY KARDEŞİM

  29. bu yazınızı izninizle bloguma almak istiyorum .ALLAH(c.c.) razı olsun emeğinize sağlık……

  30. YaRabbiiiii… Geldiğimiz geleceğimiz eğildiğimiz ağladığımız yok olduğumuz varlığında var olduğumuz tek kapı tek yol SENSİN…. Varlığınla bizi var et Dualarımızı kabul eyle Tevbelerimizi kabul et Pişman olup tekrar pişmanlıklarını yaşamayacak kullarından eyle bizi Kapındır gideceğimiz tek kapı Sevgindir koyacağımız kalbimize en güzel sevgi ALLAHım Kalbimizin kapısının kilidi senin ismin olsun SENİ SEVİYORUM demeyi ve SANA şüKRETMEYİ unutturma . Elimizin dilimizin gözümüzün kalbimizin düsüncelerimizin kirlerini arındırAMİN AMİN AMİN

  31. Ya İlahi, bu yürek Sen’in için Sana yanmak ister.. Öyle yanayım ki.. Ya İlahi.. Sevdan geceleri uykumu bölsün, günün aydınlığında gafleti silsin.. Her hâl’de Sen’i arayım, her hâl’imle Sen’i bulayım.. Her kapının anahtarı Sen’de Ya İlahi… Sana gelen tüm kapıları arala, sessizce süzülüp geleyim yanına.. Sana gelen yollarda beni nefs eline bırakma, Dostlarını yoldaş eyle yolculuğumda! Sen tut ki.. yüreğimin elinden, ayağıma çakıl ve taş deydiğinde, düşmeyim sendelemeyim.. Sana çıkacak yollarda, Sen tut yüreğimin ellerinden! Emanetini sağlam ulaştırmayı nasip eyle.. Doğduğum gün verdiğin o tertemiz kalbi, aynı temizlikte emanet etmeyi nasip eyle.. Kirlerden pak eyle bu kalbimi, parçalamaya meyl eden faniliklerden uzak eyle! Sen’in verdiğin gönül de, Sen’in ile geleyim Ya İlahi.. Yalan tutsaklıklara esir etme bedenimi, Üzerimde yalan ve yanlış hiç bir sevdanın izini bırakma, Gönlüme her gireni, bana Sen’i getirdiği için seveyim, Sana gelebilmek için sevileyim! Gözeten Sen’sin her halimi.. Sen koru benliğimi.. Sana emanet ettim yüreğimi.. her halimi! Dünya kuyusunda Yusuf(AS)’ın teslimiyetini ihsan eyle bu bedene, Yakup(AS)’ın, Yusuf(AS)’a hasreti gözyaşı oldu ömrüne, gözlerinden etti hasreti.. Sabır ile duâsı ile kavuşturdun hem Yusuf’una hem gören gözlerine.. Sen’in için akan gözyaşına talibim Ya İlahi.. Öyle yanayım ki.. Yüreğimi aşkına kurban eyle! Gözümün yaşı ile sabredenler gibi kavuşmak nasip eyle! Sana kavuşmanın adı ise ölüm.. ölümü sevdir bana, Soğuk deymesin şu dilime, en sıcak kelime olsun.. vuslatın adı.. Öyle yanayım ki.. Ya İlahi.. Ölümü özleyen bir beden de ben olayım! Ölümlerin en güzeline talibim, Faniliğe rağbet ettirme, Ömrüme ömür bereketi ver ki.. Ellerim boş gelmeyim o en güzel kavuşma anına.. Ömrümü tükettiğim yerlerin adını, malımı harcadığım yerlerin adını güzel eyle.. Bedenimi yıprattığım yolları hayır eyle, Hesabımı kolay, amelimi bol ve güzel eyle.. Öyle Yanayım ki.. Ya İlahi.. Sen’in için yaşayıp.. Sen’in için öleyim.. Öyle bir iman ver ki Ya İlahi.. Yalnızca Sen’in için yanayım.. Amin Amin Amin

  32. Gel ey kırmızı gülüm,Derdime gel sen ağla.Bak ey gözyaşı gülüm,Yüreğim göz göz yara.Ağla gülüm, ağla gülüm,Halim yaman, ağla gülüm,Ağla gülüm, ağla gülüm,Gel el-aman eyle gülüm.Sev ey kırmızı gülüm ,Elimizden tutup sev.Bize dost oldu ölüm,Ağla ağla, gülüm ey.Sor ey kırmızı gülüm,Zalimin yüzüne sor.Neden, neden hep zulüm,Sor ey gülüm, gülüm sorHAYIRLI AKŞAMLAR AHMET KARDEŞİM

  33. ESSELAM Göklerden son ilam;ALLAH bir,bir ISLAM.Sekiller, elif lam;Ne bir harf, ne kelam;Esselam..Esselam.. Yer cökük, gök solukDiz bükük; sac yoluk.Ne varsa korkuluk.Ne bir harf, ne kelam;Esselam..Esselam.. Bu hayat bir ezber;Hayattan ne haber?Onunla Beraber?..Ne bir harf , ne kelam; Esselam..Esselam.. Ön ve ard, sag ve sol,Bin yolda, yol bu yol.Emir: Öl , yahut OL!Ne bir harf, ne kelam;Esselam..Esselam.. Elinde alametİzinde Selamet,Tek isim..Muhammed.. Ne bir harf, ne kelam;Esselam..esselam.. selam ve dua ile

  34. Fedakarlık; insanın sahip olduğu, sevdiği, değer verdiği şeylerden hiç düşünmeden ve seve seve feragat edebilmesidir. İnandığı değerler ya da sevdiği insanlar uğruna gerektiğinde kendi çıkarlarından vazgeçip her türlü zorluk ve sıkıntıyı göze alabilmesi, bu konuda elinden gelenin en fazlasını yapabilecek şevk, azim ve iradeyi kendisinde bulabilmesidir. Yüce Allah, Kuran\’da "Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz…" (Al-i İmran Suresi, 92) ayetiyle tüm müminlerin uyması gereken önemli bir gerçeği bildirmiştir. Bu, insanları gerçek anlamda iyiliğe ulaştıracak olan en temel ahlak özelliklerinden biri olan "fedakarlık"tır. Ancak insan nefsi bencillik, egoistlik, kıskançlık gibi çeşitli kötü ahlak özelliklerine yatkındır. Nefsini eğitmediği takdirde, bu duygular kişinin tüm ahlakına hakim olur. Böyle bir kişi ise genellikle herkesten çok, hatta çoğu zaman yalnızca kendisini düşünür. Nefsin bu zayıflığından kurtulmak ise ancak, imanı kavramak ve Kuran ahlakını yaşamakla mümkün olur. Allah\’ın Kuran\’da emrettiği ahlak anlayışını kavrayan bir kimse, hayatının her anında fedakarlık gösterebilecek bir yapıya ulaşabilir. Çünkü Allah, "… Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır." (Teğabün Suresi, 16) ayetiyle dünyada ve ahirette insanları kurtuluşa yöneltecek olan tavrın, nefislerinin bu kötü özelliğinden sakınmak olduğunu bildirmiştir. Müminin gösterdiği bu fedakarane ahlaka karşılık, Allah kendisini dünyada iyilik ve güzellikle mükafatlandıracak, ahirette de sonsuza dek benzersiz nimetlerle ödüllendirilecektir. Allah, güzel davranışlarda bulunanları Kuran\’da şöyle müjdelemektedir: "Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır." (Yunus Suresi, 26) Fakat fedakarlık denince akla, sadece insanın maddi anlamda sahip olduklarının bir kısmını ya da ihtiyacından fazlasını başkalarına vermesi gelmemelidir. Kuran\’da bildirilen fedakarlık, müminin hayatının tümüne hakim olan ve inancının gücünden kaynaklanan bir hayat şeklidir. Bu fedakarlık ruhu, kişinin çevresindeki her konuya karşı vicdani bir duyarlılık içerisinde olmasını gerektirir. Fedakarlık, insanın karşılaştığı toplumsal sorunlardan, dünyanın dört bir yanında zulüm ve eziyet gören, açlık çeken, ihtiyaç içerisindeki insanlara kadar olabilecek her konuda kendisini sorumlu hissetmesi ve tüm bunlara çözüm getirmeyi hedeflemesidir. "Nasıl olsa bu konulara çözüm getirebilecek imkan ve güç sahibi pek çok insan var; onlar düşünsünler, onlar ilgilensinler" demeden, aklını ve vicdanını olabilecek en yüksek seviyede kullanmasıdır. Allah\’ın "Sizden önceki nesillerden, onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu- günahkarlardı." (Hud Suresi, 116) ayetiyle bildirdiği "fazilet sahibi kişiler"den olmak için, her insan gibi kendisine de sorumluluk düştüğünü bilen, Allah\’tan korkan, O\’na gönülden iman eden ve vicdanının sesini dinleyen insan olmak gereklidir. Dünya Bir İmtihan Yeridir Allah, dünya hayatında insanları çeşitli olaylarla denemektedir. Böylece Allah\’ın rızasını, rahmetini ve cennetini üstün tutanlarla, nefislerine yenilenler ortaya çıkmaktadır. Bunun için "Her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz." (Enbiya Suresi, 35) ayetiyle bildirildiği gibi, Allah insanı kimi zaman çeşitli nimetlerle, kimi zaman da çeşitli zorluklarla imtihan etmektedir. Allah Kuran\’da dünya hayatının yaratılış amacını şu şekilde bildirmektedir: "O, amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O, üstün ve güçlü olandır, çok bağışlayandır." (Mülk Suresi, 2) Allah\’ın yarattığı bu imtihan ortamında makbul olan, insanın gücünün yettiği en son noktaya kadar samimiyetle çaba göstermesi ve Allah\’ın razı olacağı ahlakı yaşayabilmek için her türlü fedakarlığı göze almasıdır. Kuran\’da asıl büyük fazlın (lütuf, ihsan) "hayırlarda yarışıp öne geçmek" olduğu bildirilmiştir. Peygamber Efendimiz (sav)\’in ve Sahabelerin Örnek Fedakarlığı Ayetlerde de belirtildiği gibi, Rabbimiz dünya hayatını bir imtihan ortamı olarak yaratmış ve insanları "hayır ve şerle" deneyeceğini bildirmiştir. Bu nedenle insan yaşadığı süre boyunca hiç beklemediği bir anda çok şaşırtıcı olaylarla karşılaşabilir. Kişinin böyle ani durumlarda da güzel ahlak gösterebilmesi, Kuran ahlakına uygun tavırlar sergileyebilmesi ancak samimi imana sahip olmasıyla mümkün olur. Kalbindeki Allah korkusu ve derin iman, hiç beklemediği, daha önce hiç tecrübe etmediği olaylar karşısında da en doğru olan tavrı gösterebilmesini sağlar. Temelde bu inanç yaşanmadığı takdirde ise, kişi ancak belirli konularda ve belirli şartlar altında fedakarlıkta bulunabilir. Örneğin insanların gözünde bir itibar kazanacağını düşündüğünde ya da bir çıkar elde edeceğini umduğunda fedakarlık yapabilir. Ama beklenmedik anlarda ortaya çıkan, kendisini zora sokacak ya da zarara uğratacak bir durumla karşı karşıya kaldığında bu ahlakı gösteremez. Müminler ise bu tür ani durumlarda da hiç düşünmeden, çok büyük bir şevk ve heyecanla, seve seve her türlü fedakarlıkta bulunabilirler. Peygamberimiz (SAV) döneminde başta Resulullah olmak üzere, tüm sahabeler bu ahlakın eşsiz örneklerini sergilemişlerdir. Samimi imanlarından kaynaklanan fedakar ahlaklarından ötürü insanlara örnek olmuşlardır. Mallarını, canlarını önemli görmemiş, inkar edenlerin çoğunlukta olduğu ve iman edenlere karşı büyük bir düşmanlıkla harekete geçtikleri bir dönemde, Allah\’ın rızasını kazanabilmek için ölümüne bir kararlılık göstermişlerdir. Gerektiğinde evlerini, ailelerini, işlerini, mallarını mülklerini, itibarlarını ve dünya hayatına dair tüm nimetleri hiç düşünmeden geride bırakmışlardır. Kendi menfaatleri yerine, Müslümanların rahatını, huzurunu, güvenliğini ve iyiliğini sağlamak için çaba harcamışlardır. Peygamberimiz (SAV)\’in güvenliğini, kendi canlarından ve rahatlarından üstün tutarak, yüzyıllar boyunca gelmiş geçmiş tüm insanlara örnek olacak üstün bir ahlak örneği sergilemişlerdir. Kuran\’da iman sahiplerinin Peygamberimiz (SAV)\’e karşı olan bu sadakatleri ve bu yönde gösterdikleri fedakarane ahlaklarına dikkat çekilmiş, Resulullah (sav)\’ın nefsini daima kendi nefislerinden üstün tuttukları bildirilmiştir: "Peygamber, müminler için kendi nefislerinden daha evladır…" (Ahzab Suresi, 6) Gerçek Fedakarlığın Karşılığı Allah Katındadır Sahabelerin bu örnek davranışları doğrultusunda, diğer tüm Müslümanların da çok güçlü bir fedakarlık anlayışı içerisinde hayırlarda yarışmalarının ve bu özellikleriyle birbirlerine örnek olmalarının hem dünyada hem de ahirette çok büyük hayırlara vesile olabileceği açıktır. (Harun Yahya, Kamil İman) Dünya hayatının geçici menfaatlerini Allah\’ın rızasına tercih ederek fedakarlıktan kaçınanlar ise, er ya da geç, dünyada ve ahirette büyük bir kayba uğrayacaklardır. Önemli olan vicdan sahibi tüm Müslümanların, Rabbimiz\’in "De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah\’ındır." (Enam Suresi, 162) emri gereği tüm hayatını Allah\’ın üstün gördüğü ahlakı sergileyerek yaşamasıdır.Bu makale, Mercek Dergisi 34. sayı http://www.harunyahya.net/

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s