“Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır: Vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır…”

Bir Ömrün Değişmez Prensibi: Müsbet Hareket

Müsbet hareket, Risale-i Nur’un ilim ve irfana, tebliğ ve iknaya, muhabbet ve şefkate dayanan irşad metodu. Bu meslek bütün mücedditlerin ortak yoludur. Hepsi, Allah Resulü’nden (a.s.m.) aynı dersi almış ve asırlarının şartlarına göre bu yolda yürümeye azamî hassasiyet göstermişlerdir. Gazaliler, Rabbaniler, Geylâniler, Mevlânalar hep bu mukaddes yolun yolcularıdır. Hepsinin ortak gayesi, insanları Hakkın rıza çizgisine çekmek, ebedî saadetlerine vesile olmaktır.

“Âlimler peygamberlerin varisleridir,” hadis-i şerifine en ileri mânâsıyla mazhar olan bu kutlu zevat içerisinde Bediüzzaman Hazretleri’nin hususî bir yeri vardır. Onun bu hususiyeti, asrının dehşetinden ileri gelmektedir.

Rüyada Bir Hitabe başlıklı yazısında, her asrın mebusları içinde bulunan mübarek bir heyetin kendisine şöyle hitab ettiğini haber verir:

“Ey helâket ve felâket asrının adamı, senin de bir reyin var. Fikrini beyan et.”

Diğer mücedditlerin mücahedeleri, İslâm’ı ana istikametinden uzaklaştırmak isteyen ve mü’minleri Ehl-i Sünnet itikadından saptırmaya çalışan birtakım gâfillere ve bedbahtlara karşı olmuştur. Bediüzzaman’ın asrı ise çok daha farklıdır. Onun zamanında, imanın erkânına ilişilmiş, neden ve niçin yollu sorularla mü’minlerin kalplerine şüpheler sokulmuş, imanları tehlikeye atılmıştır. Ayrıca, küfür, dalâlet ve sefahat birer şahs-ı mânevî hâlinde ve dünya çapında organize edilmiş olarak imana, İslâm’a ve ahlâka musallat olmuşlardır.

İşte tarihte misli görülmemiş bu ifsat hareketlerine karşı, tebliğ ve irşad vazifesini mânen yüklenen o büyük Üstad, bir yandan şüpheleri giderici ve mü’minlerin imanlarını taklitten tahkik seviyesine çıkarıcı kıymetli dersler verirken, diğer yandan bu engebeli, dikenli, mayınlı ve uçurumlarla dolu yolda Müslümanların nasıl yürümeleri gerektiğini ders veren lâhika mektupları kaleme almıştır.

İşte ‘müsbet hareket’, bu ulvî yolculuğun esası ve yürüyüş ritmidir.

Bediüzzaman Hazretleri, kendisini menfî bir harekete sevketmek için yapılan bütün işkencelere, zulümlere, oynanan bütün şeytanî oyunlara sadece acı bir tebessümle karşılık vermiş, ona zulmedenler de dahil olmak üzere, bütün bir beşeriyetin imanını kurtarmak için çıktığı o mukaddes yolculuğunu, itidâl-i dem ile, sarsılmadan ve düşmanlığa girmeden tamamlamıştır.

Bediüzzaman Hazretleri, bütün ömrü boyunca tatbik ettiği tebliğ ve irşad prensiplerinin bir hülâsası mahiyetinde olan ve bir cihette Allah Resûlü’nün (a.s.m.) Vedâ Hutbesi’ni andıran son mektubuna şu cümlelerle başlar:

“Bizim vazifemiz müsbet hareket etmektir. Menfî hareket değildir. Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmaktır: Vazife-i İlâhiyeye karışmamaktır. Bizler asayişi muhafazayı netice veren, müsbet iman hizmeti içinde herbir sıkıntıya karşı sabırla, şükürle mükellefiz.” (Emirdağ Lâhikası)

Bu cümlelerde müsbet ve menfî hareketlerin en önemlileri nazarımıza sunulmuş durumda. Rıza-yı İlâhî için çalışmak müsbet; riya, gösteriş ve menfaat için çabalamak menfî.

Hizmet-i imaniyye müsbet; küfür ve dalâlete, isyan ve sefahate çalışmak menfî.

Allah’a tevekkül müsbet; vazife-i İlâhiyyeye karışmak menfî.

Asayişi muhafaza müsbet; kavga ve ihtilâl çıkarmak, huzur ve emniyeti ihlâl etmek menfî.

Sabır ve şükür müsbet; sabırsızlık ve isyan menfî.

Müsbet, kelime mânâsıyla isbat edilmiş demektir. İsbat edilen, ortaya konulan istifadeye sunulana müsbet denir.

Müsbet imardır, menfî ise tahrip…

 

Dünün boş arsasına bugün bir bina kurmuş, istifadeye sunmuşsanız bu bir müsbet harekettir. Ama mevcut bir binayı ortadan kaldırmış, faydasız hâle getirmişseniz buna da menfî denir.

Menfî, nefyedilmiş demektir. Nefiy ise sürgün etmek, ortadan kaldırmak, yokluğunu iddia etmek mânâlarına geliyor. Küfre giren insana imansız denilmesi de bundandır. Bu adam, kendi iman sarayını yıkmıştır. Kezâ, iffet ve ahlâk köşkünü harab eden adama da ahlâksız deriz. Burada da bir menfî hareket söz konusu…

Sağır bir insan sesler âleminin câhilidir. Ona göre, ses diye bir şey yoktur. Kendisine şefkatli bir hekim el uzatıyor ve kulağını tedavi ederek onu işitme nimetine kavuşturuyor. Artık bu adam için sesler âlemi sabit olmuştur. Ve hekimin yaptığı da müsbet bir harekettir.

İşiten bir kulağı sağır hâle sokmak ise menfî hareket…

Görme hâdisesinde de öyle. Gözü görmeyen insanın şu kâinat hakkındaki bilgisi ancak elinin temas kurabildiği eşyaya münhasırdır. Bu adamın gözünü tedavi ettiğinizde, nazarı yıldızlarda, güneşte, ayda, dağlarda, ovalarda dolaşmaya başlar ve hususî dünyası sınırsız denilebilecek ölçüde genişlenir.

Müsbetler de, menfîler de sayısız denecek kadar çok. Bunlar içerisinde müsbetin en ileri derecesini şu ifadelerde buluyoruz:

“Rıza-yı İlâhîye göre sırf hizmet-i imaniyeyi yapmak.”

Hizmet-i imaniyye, insanoğluna yapılabilecek en büyük yardımın ifadesi, en büyük müsbetin simgesidir. Kalpten küfür sökülüp atılacak, yerine iman bina edilecektir.

Bu hizmet sonunda, bir insan iman nimetine kavuşursa, daha önce, sadece gördüğü eşya ile alâkadar olan bu adam, artık bütün âlemlerin Rabbine vâsıl olmuş, maddede boğulan aklı âlemlerin yaratıcısını bulmuştur. Vazifesiz, sahipsiz, hâmisiz olmaktan kurtulmuş, ölüm ötesini bilememenin ıstırabından halâs olmuştur. Şimdi o, görmeyi yaratan bir Basîr, işitmenin mûcidi bir Semi’, sûretlerin tasvircisi bir Musavvir, hayatları yaratan bir Muhyî bulmanın ve O’na iman etmenin safâsını sürmeye başlamıştır.

İşte bu adamın imanına yapılan bu yardım, ne kör gözü açmaya benzer, ne de işitmeyen kulağı. Kendisine sunulan bu iman hizmeti, onun için ebedî bir ihsandır ve fâni dünyası için yapılan yardımlardan sonsuz derece büyüktür, ehemmiyetlidir. Cennette ne körlük var, ne sağırlık. Ne açlık var, ne susuzluk… Hiçbir elemin orada yeri yok. Hiçbir yokluk, hiçbir noksanlık o beldeye ayak basamamış. Bu akıllara sığmaz lütufların karşısında, yine akıl almaz azaplarıyla cehennem var. Cennete ermenin ve cehennemden kurtulmanın temeli, esası iman. Onun içindir ki insanlığa yapılabilecek en büyük hizmet de, iman hizmeti…

İşte Bediüzzaman Hazretleri o engin himmetini, bu milletin imanının kurtulmasında merkezleştirmiş büyük mürşid, mânevî hekim ve eşsiz müceddiddir.

Bütün mesaisini iman vadisine hasreden bu büyük mürşid:

"Ben imanın cereyanındayım, karşımda imansızlık cereyanı var, başka cereyanlarla alâkam yok," buyurarak müsbet hareketin iman hizmeti, menfînin ise imansızlık cereyanı olduğunu veciz bir şekilde ifade buyurur.

Prof. Dr. Alaaddin Başar

Vefatının 49.yıldönümünde Üstad Bediüzzamanı Rahmetle anıyoruz…"Cemiyetin îmanı, saadet ve selâmeti yolunda nefsimi, dünyamı feda ettim" diyen aziz üstad biz buna şahidlik ediyoruz o ekilen nur tohumları bugün zeminimizde ve dünyanın her tarafındaki zeminlerde çiçek açtı açıyor elhamdülillah.Allah daimen ebeden razı olsun…

Reklamlar

21 Yanıt

  1. Nrunla Asırları AydınlattınGelince,Nurunla asırları aydınlattınHeyhat ki gidince bizi yetim bıraktınHicranınla titrerim semin ayrılık çağındaGözyaşım olsa idi mezarının toprağındaİçimde ki hasret gözümde ki yaşa karıştıSemaya kalkan ellerim,hazin bir yalvarıştıAnlatamam Üstadım senden ayrılıklarıBoğazıma takılan,hicran hıçıkırıklarıMadem ki acıların örtüsüdür ağlamakBenim hakkımdır duygularımla çağlamakGönlüm şanlı bir destanın hatırasını anarBarla\’da benimle ağlamada mübarek çınarGöçmen kuşlar gittikleri yerden döneceklerNe acı ki giden sevgililer dönmeyeceklerÜstadım huzurla yat bilinmeyen kabrindeEserin elimde ve resmin var hayalimdeSeni görürüz çınarda,seni dinleriz su sesindeBuluşalım Üstadım cennetteki Cennet bahçesinde.Hasan ŞEN

  2. İman hizmeti yapanlar pek çok sıkıntılara ve baskılara maruz kalırlar. Buna karşı sabırla ve şükürle mükelleftir. Şükür, böyle bir hizmette istihdam edilmekten dolayı olmalıdır. Sabır ise bu hizmetten dolayı çekilen sıkıntılara karşı olmalıdır. Nur talebeleri asayişi korumak, Allah rızasını kazanmak istiyorsa yapacağı şey sabırla, şükürle iman hizmetini yapmalıdır. İman hizmeti yapıldıkça asayiş korunur, toplumda huzur ve güven ortamı oluşur. mevlam razı olsun.selam ve dua ile oğul.

  3. Zannedersem Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin İslam düşüncesine en güzel katkılarından birisi de risalelerinde sürekli “müspet hareket etme” düsturundan bahsetmek suretiyle, İslam’ın bu yönüne dikkat çekmesi ve eğitim anlayışını bu temel üzerine kurmasıdır. O şöyle der: “Benim nur ahiret kardeşlerim. Ehvenüşşer deyip bazı biçare yanlışçıların hatalarına hücum etmesinler, daima müspet hareket etsinler, menfi hareket vazifemiz değil… Çünkü dahilde hareket menfice olmaz.” (Emir Dağ Lahikası, 2006, s. 877)

  4. İSTEDİMKİ BÜYÜK ZATLARIN HAYATLARI BİZLERE ÖRNEK OLSUN Asrın Güneşi: Bediüzzaman Güneş doğdu… Asrımızı ve gelecek asırları nuruyla ziyalandıracak bir güneş… Bütün dünyayı kuşatan zulüm ve küfrün buzullarını eriten bir güneş… Nurs Köyü’nün yalçın, geçit vermez, sert ve ihtişamlı kayaları arasından doğan bu güneş, insanların çöle dönmüş fikir ve kalblerini bağistan-ı cinana çevirdi. İlim ve marifette, hikmet ve felsefede, tecdid ve mücahadede, irşat ve ikaz sahasında yeni bir çığır açtı. Kuran-ı Azi-müşşan’ın bitmez tükenmez hazinesinden aldığı kudsî hakikatlardan, istifademize, Risale-i Nur gibi irfan hazinesi sundu… Bir çağın irfanını, yeniden tesis etti. Dâvasının ulviyeti, hamiyetinin yüksekliği, fikrinin keskinliği, ilminin derinliği, metin sebatkârlığı, sarsılmaz imanı, tarife sığmayan cehd ve gayreti ile asra ismini nakşettirdi. Dost ve düşmanlarına kemâlatını tescil ettirdi. Ruhundaki ulvî vecd, beyanındaki coşkunluk, fikirlerindeki kutsiyet, yeni bir devir doğurdu. Ruhunda yanan meş’ale, vicdanında doğan ilâhî cezbe, bütün asrı çalkaladı. Karanlıkta olanları aydınlattı. Selim kalbleri nurlandırdı. Asrın fikir ve marifet keşşafı olarak âlemi tenvir etti. Nefsî, ruhî, vicdanî, ferdî, ailevî, içtimaî, siyasî hayatımızı her cihetle aydınlatacak yüksek esasları, âlî düsturları havi, bir manzume-i hakıkatı telif etti. KUR’AN’IN zebercedli, elmaslı, yakuttu sur ve sütunlarından yeni yeni marifet ufuklarını keşfetti. Açtığı bu hudutsuz ufuk ve emsalsiz burçlardan, yıldız misâl yüksek hakikatler, delil ve hüccetler doğdu. Bunlardan ortalığa yayılan lemalar, şualar, katre ve reşhalar ile, Rabbanî esrarlara iştiyak gösteren zâtların vicdanlarını ziyalandırdı. Sinelerini ısındırdı, simalarını güldürdü. Barla kürsüsünden, Çam Dağı’nın serir-i tedrisinden, öyle bir rüzgâr esti ki, ruhları şifalandırdı, gönülleri zevk ve sürura gark etti. Bu öylesine aheste, öylesine lâtif, bir seher yeli idi ki, kalblere hidayet ve sürür, idraklere ilim ve marifet, vicdanlara insaf ve basiret getirdi. Fikirlere hiyadet nurlarının tecelli etmesine vesile oldu. Bu nazenin marifetlere müncezib olan gönüllerden, o mütehakkim cehaletin izlerini söküp çıkardı. Evet, o burç ve ufuklardan musaffa, hayatla memlu, lâtif bir rüzgâr esti de, fertlere gaye ve dava, cemaatlere hedef ve aksiyon saçtı. Sanki yeni bir kudret ve kuvvet nefhetti. Dağları ve tepeleri harekete, Anadolu’yu heyecanla vecde, hararetli terennüme sevketti. Evet o Zât, dünya sarayının, Anadolu kürsüsünde Rahmânî ve fikrî bir nutuk okudu. O nutkun aslı ve kökü, ne Şark da, ne Garb da; ne içeride, ne dışarıdadır. Doğrudan doğruya Kur’an’a bağlıdır. Bu nutkun sesi Avrupa, Amerika, Afrika ve Asya’da, hasılı dört kıtayı ihtizaza getirip insanlığın semalarında çınladı. Nutkun mahiyeti ve natıkın maksadı ise; her zerre ve mürekkebatı dile getirerek, iki cihanın fahri, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) davasını ilân ve isbat idi. Elhasıl, Şark’ı ve Garb’ı kendisine hürmetkâr kılan, böyle bir deha, bizler için Rabbani bir ihsan ve ihtişamlı bir zafer parıltısıdır.Mehmed Kırkıncıdaim mevlama emanetsiniz

  5. üstad Bediuzzaman hazretlerinin mekanı nur ahireti cennet olur inşaALLAH.Can Ahmed abim ALLAH c.c senden razı olsun.RABBİM bizleri doğru yol üzerine kıl. Müspet olabilmeyi nasib eyle . RABBİM "EMR-İ BİLMAĞRUF NEHYİ ANİL MÜNKER"DEN bir ömür boyu bizleri ayırma..Amin..Emeğine yüreğine sağlık abim.. Selam ve dua ile hayırlı geceler..

  6. Yüreğim Kıymet Bilene Emane…(Çevrimdışı)yazan: Yüreğim Kıymet Bilene EMANET Susmalıyım belki de. Kefenleyip tüm kelimeleri, cümleleri, mısraları öylece gömmeliyim.. Mısır’ın zulüm abidelerine. Asiye’ce soyunup nefsimden Hira’nın tenhalığına çekilmeliyim sonra. Kalbime inmeli KİTAP harf harf… Meryem’i anan zihin Yusuf’tan öğrenmeli titreyen yüreğinden yüz çevirmeyi. Nuh’un sabrını, Zekeriya’nın duasını, Yunus’un pişmanlığını, İbrahim’in dostluğunu zerk etmeliyim çağın zehirlediği damarlarıma. Düş kurmayı ergen çocuklara bırakıp, bilenmeliyim savaşçıların alınlarındaki kanın keskinliğinde. Günah benliğime her değdiğinde Uhud’a dönmeli yüreğim. Habib’in kırılan dişi kıyametim olmalı. Ruhum sınanmalı Tebük’te. Arınmalı Kerbela’da. Ve canım “razı olarak ve razı olunarak” kavuşmalı Veda Hutbesi’nin Şahidi’ne… Ah Efendim önemi yok halimin Seyrederim hayret ile şu alemi Ne bilinir kıymet ne kıyamet Allah’a emanet ne gelir elden Ne sahibim bu yerde ne kiracı Sadece bir ömürlük misafirim ben Yüreğim kıymet bilene EMANET,,,dua ile kal,,

  7. 23 mart 1960 Bediuzzaman hz. rahmetle anıyoruz…Rabbim bizleri şefaatine nail olanlardan eylesin…:(

  8. Bütün mesaisini milletin imanını selamette görmek uğrunda sarfeden Said Nursi Hazretleri Osmanlı’nın son zamanlarında, müspet hareket etmesiyle bilinen meşhur bir alimimizdir.O aziz ruh, bir an bile millete hizmet davasından vazgeçmemiştir…rabbim şefaatine nail eylesin.selam ve dua ile kardeşim

  9. Allah\’ım, Sana kulluk şuuruyla sadece rızana tâlibiz. Sen razı olursan, Sen bizden hoşnut olursan, başkalarının hakkımızdaki değerlendirmeleri hiç önemli değil. Sadece yanlış anlaşılmaktan, bunun sonucunda da davamıza zarar vermekten korkuyoruz. Bize hilm, teenni ile hareket ve dosdoğru istikamet ver.. ver de başkalarını farkında olmadan yanıltıp günaha sokacak hallerden, sözlerden ve davranışlardan da uzak duralım… Allah\’ım, insanımız ve insanlık, belki de bütün zamanlardan daha fazla benlik davasına düştü. İlk söz hakkı nefislerin oldu. Enaniyet, kibir, gurur hiç böylesine bir saltanat kurmadı. Hemen herkes "önce ben" diyor. "Ben yapmış olayım", "beni konuşsunlar, benden bahsetsinler" diyor. "Benden sonra tufan" diyor. Kalpler kaskatı. Bütün bu yanlışları, bize; Senin yolunda daha merhametli, daha şefkatli olabilmek için mazeret olarak göster. "İnsanımızın, bütün insanlığın mazereti var," diyelim. Onlara hep şefkat nazarıyla, hep merhamet nazarıyla bakalım. Bakalım da, engin bir hoşgörü, engin bir affedicilik sahibi olalım. Rabbim, bize affedicilik nasip eyle. Yeni nesilleri affedicilikle donatalım. Birer af kahramanı olsunlar. Yangınlara sıkılan köpük gibi, su gibi insanımızın, insanlığın kabalıkları, cehaletleri, isyanları üzerine af esintileri, af rahmetleri essin. Kalpler yumuşasın, gönül kapıları aralansın… Allah\’ım, biliyoruz sevmek zordur.. bizi yolunda sevgi kahramanları eyle. Sen\’den ötürü sevemezsek eğer, ne yolunda adım atabilir, ne gönüllere girebiliriz. Rabbim, bize ahlâkından ver. Bir karış gelene bir adım gidelim, bir adım gelene, yürüyerek gidelim, yürüyerek gelene koşarak gidelim. Rabbim, sevmezsek bütün insanları, bizim gibi düşünmeyenleri, farklı konumlarda bulunanları işimiz çok zor. Bize dostluğa dost, düşmanlığa düşman olmayı sevdir. En başta Zatını sevdir, sevdiklerini sevdir. Bizi de sevdiklerine sevdir, Allah\’ım… Senin her şeye gücün yeter Allah\’ım. Rızanı ararken, hoşnutluğunu umarken zayıflığımızı görüyor, acziyetimizi biliyor, mevcut kabiliyetlerimizin yetersizliğini iliklerimize kadar hissediyoruz. Yarabbi, yük ağır.. bize, bizi aşan istidatlar ver… Etrafımızdaki sevgi halelerini büyült, Peygamberlerini, sevgili kullarını takviye ettiğin gibi bizi de takviye et… Allah\’ım, bizi kalıbının adamı eyle. Hal dili ile konuşanlardan eyle. Sıradan, düz ama sözünün eri Müslümanlardan eyle. Yaptıkları, konuştuklarını yalanlamayanlardan eyle. İnanmanın onurunu, bizde yıktırma Allah\’ım. İnsanların hüsnü zannına lâyık eyle. Bulunduğumuz konumun hakkını vermeyi nasip eyle. Bizi utandırma, mahcup ettirme, bizim yüzümüzden, durduğumuz konumlara, geldiğimiz yerlere zarar verdirme. Bizi, kötü örnek olmaktan koru Allah\’ım… Rabbim, bize üslûp güzelliği ver. Büyüğümüzün tavsiye ettiği gibi, üslubumuzu namusumuz bilelim. Üslûbumuzla, ifade tarzımızla edep dersi verelim, örnek olalım. Hep başkalarını rencide etmeme hassasiyeti taşıyalım. Ufkumuzun, üslubumuzun, mefkûremizin nezahetini, konumumuzun nezaketini koruyalım… Allah\’ım, arkadaşlarımıza, dostlarımıza karşı da bizi müşfik, kibar, nazik, mütevazı, çelebi eyle. Hiç kırıcı olmayalım, hiç gönül yıkmayalım, kimseyi darıltmayalım, küstürmeyelim, kaçırtmayalım. Kimseye büyüklük taslamayalım, aramızdaki ahengi, karşılıklı saygıyı bozmayalım. Bizi birbirimize daha da sevdir Allah\’ım. Sinelerimizi öyle muhabbetle doldur ki; kırıcılıklar, kabalıklar, yanlış anlamalar tıpkı meteor taşlarının atmosferde eridiği gibi erisin, tükensin, hatta ışıklı, renkli gösterilere dönüşsün… Aramızdaki vifak ve ittifakı bozdurma Allah\’ım… Rabbim, bizi davasız ve sancısız bırakma. Seninle irtibat olmayınca hayat kocaman bir yalan. Sıfıra sıfır, elde var sıfır… Hep Sana yönelelim.. hep Senden isteyelim.. hep Senden bilelim Allah\’ım… Hiçbir kulluğu, Sana kulluğa tercih etmeyelim. Hiçbir fiyata satın alınamayacak bir karakter ortaya koyalım. Mefkûremiz derdimiz, insanı insanlığına yükseltmek davamız olsun. Bize başkaları için yaşamanın hazzını ver Allah\’ım…SELAMLARIN VE DUALARIN EN GÜZELİ SENİN ÜZERİNE OLSUN ABLASININ NURU HAYIRLI AKŞAMLAR….

  10. Mücadele Ruhu Her türlü muvaffâkiyetin ilk şartı îman ve mücâdele gücüdür. Gönlünü inançla donatıp, dimağını yüksek düşüncelerin meşcereliği haline getiren kimseler, hayatın her dönemecinde ayrı bir huzur, ayrı bir hazza ererek kendilerini âdeta cennet bahçelerinde hissederler. Bu îman ve mücâdele gücünden mahrum gönüller ise, en küçük zorluklar karşısında sarsılıp ümitsizliğe düşmeye, cesaretlerini yitirip devre dışı kalmaya mahkûmdurlar.Hayat bir bakıma, baştanbaşa çalışma, gayret ve mücâdele demektir. Çalışmak için güce, gayret için ümide ve kavga için de maddî-manevî hazırlıklı olmaya ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacı hesaba katmadan bayatın çok çetin ve zikzaklı labirentlerinden geçmeye kalkanlar, ya dökülür yollarda kalırlar veya başkalarının gölgesi gibi hep onları takip eder dururlar. Her iki halde de zelîl, derbeder ve tutarsızdırlar. Arasıra yalancı bir saadet elde edip onunla aydınlığa ermiş görünseler bile, hemen herzaman zillet ve sefâlet içindedirler.Böyleleri saray ve malikânelere, demet demet para ve külçe külçe altınlara sahip olsalar dahi yine sefil, yine dilencidirler. Altın ve gümüş, özüyle bütünleşmiş yüksek ruhlar için iyi birer hizmetkâr ise de, kendini idrak edememiş talihsizler için çok kötü ve zararlı birer efendi sayılırlar.İnsanlar, ekseriyet îtibariyle, kolay ve rahatlıkla elde edilebilen zevklerin kucağına atılmakla, gayret ve samîmiyet isteyen, meşakkat ve zorluklarla kazanılan büyük ve sürekli nimetlerden kendilerini mahrum etmektedirler. Bu öldürücü düşünce ile, gününü gün etmek isteyen nice kimseler vardır ki bayatlarını hep iniş aşağı yaşamak ister; bir kerecik olsun herhangi bir zorlukla karşılaşmayı katiyyen arzu etmezler. İnanç ve idealden mahrum, hasbilik ve diğer gamlık bilmeyen bu karanlık ve fersiz ruhlar, çalışmayı sevmez, sıkıntıya gelmez, zamanı değerlendirmesini bilmez, "menn-ü selva" (1) bekler gibi gözleri hep hârikalar kuşağında.. ümitleri sığ, iradeleri mefluçdur. Yüreksiz, günübirlikçi ve menfaatlerine düşkün olduklarından, bütün bir hayat boyu başkalarının dümen suyuna göre hareket eder ve onların dublesi olarak yaşarlar. Bu itibarla da, durmadan yer değiştirir, kalıpdan kalıba girerler.Ne var ki, bu hercaîlikle özleri koruyup kendileri olarak kalamayacakları gibi, mevcûd saadet ve mutluluklarını da koruyamayacaklardır. Kendi içinden beslenemeyen bir göl gibi, yavaş yavaş çekilecek, kuruyacak ve yok olacaklardır.Aslında, özü koruma istikâmetinde gösterilen her gayret, hem yüksek bir zevk, hem de gelecek mutluluğun teminatı olması itibariyle mukaddes bir hamledir. Ancak, bu zevki idrak edebilmek için de yine, ruh köküne bağlılığa, mâzî esintili ilhamlara, inanç ve fazilete ihtiyaç vardır. Düşünce dünyasını bu esaslar üzerine oturtamamış kimselerin, bu yüksek zevki duymalarına imkân yoktur.Bizce, günümüzde mühimlerden mühim bir mesele varsa o da; her düşünceye yahşi çeken idealsiz nesillere; inanç, fazilet, sabır, çalışma aşkı, mazi hayranlığı ve geleceği hallac etme iştiyâkı aşılayarak onları yeniden inşâ etmektir. Bu düşünce platformunda gösterilen her gayret, hem bugünü hem de yarınları âbâd edecek ve gelecek nesiller arasında bir "yâd-ı cemîl" olarak kalıp gidecekdir.Tarlaya tohum saçmadan toprakdan birşeyler beklemek abes olduğu gibi; genç kuşakların insanlığa yükseltilmesi istikâmetinde, bazı fedâkârlıklara katlanmadan gidip hedefe ulaşmaya da imkân yoktur. İnsan, almadan önce vermesini bilmelidir ki, alma mevsiminde de kat kat alabilsin…Bir bahçıvan, şayet bahçesine değer veriyorsa, toprağının en küçük parçasını dahi ihmal etmeden onu işler, hallac eder; meyveli ağaçlardan bitkilere, onlardan da güller, çiçekler ve süs ağaçlarına kadar bir sürü şey diker. Sonra da onları, su ile, gübre ile besler.. yer yer çapa yapıp yabanî otları koparır ve toprağın hava, güneş ve değişik boydaki esintilerle temasını temin eder ki; bütün bunlar, bahçe sevgisiyle pratiğin bütünleşmesi manasına gelir.Şimdi acaba sizler de, bu bahçıvan gibi, hayatınız ve nesillerin hayatına müdâhele edip onu çeşitli erozyonlardan koruyabiliyor musunuz? Her tarafdan hücum eden zararlılara karşı göğsünüzü siper yapıp onu müdâfâ edebiliyor musunuz? Ve bu uğurdaki gayretlerinizde fevkalâde bir inanç ve azimle iradenizin hakkını verebiliyor musunuz?Evet, isteseniz sizler de, hayatınızı yeni baştan inşâ ederek, ona değişik buutlar kazandırarak başkalaşabilir; eşya ve hadiselere bir başka zâviyeden bakıp bir başka şekilde müdâhele edebilir.. daha iradeli, daha derli toplu olabilirsiniz. Olabilirsiniz ama; bütün bu (olma)ların birtek yolu vardır, o da; Hakkın lutuflarını iradenizin çehresinde tecellî ettirebilmekdir.Evet, içinde yaşadığınız dünyayı kendi şartlarıyla idrak edebiliyor, ümit ve irade balansını Sonsuz\’a göre ayarlayıp ruhunuzdaki dinamizmle varolduğunuzu gösterebiliyorsanız, vız gelir size herşey.. seller, fırtınalar, zelzeleler… Böyle bir durumda sizi ne kılıçlar yaralayabilir, ne top gülleleri sarsabilir, ne de ateşler yakabilir… Mevsimler peşipeşine gelir geçer; renkler ve şekiller değişir; baharları yazları, sonbaharlar, kışlar takip eder durur; sizler, inanç, ümit ve mücâdele ruhunun oluşturduğu zebercetden ikliminizle hep pırıl pırıl ve yepyeni kalırsınız.sızıntı

  11. Sana salat,Sana selam EY NEBİ !Sana selam verirken dahi öylesine acizim ki..Damağım kupkuru bir rüzgar ,kilitlendim Efendim..Bu şahralarda yalnız,bir başıma,ırmaklarım çekildi,dağıldı bir-bir şefkat izlerim…Hayatın,hayatım olsaydı,yanmazdım bu şahte yankılarda biliyorum..çobansız kalmazdı sürülerim,pusulam,yol rehberim kaybolmazdı…Aldananlar arasında şimdi bende varım Efendim..Göz yaşlarım Hazret Ömer gibi aksaydı,yaralarım kabuk bağlardı o zaman bilirim..uykularım Sensiz kalmazdı o zaman,rüyalarım iftikakının sancısıyla kıvranmazdı..EY Medine\’nın Gülü ! EY ruh sümbülüm !Çanakkale\’ye koştuğun gibi yettişsen istilaya uğramış gönül toprağıma !Düşman dört bir yana saldırıyor..Toprağım,tüfeklerim,mermilerim ağlıyor…İçimin yangınını nasıl tarif edeyım ?EY medetkarım ! Ruhumun yarıklarını ,söküklerini acemi terzilerin ellerine bıraktım..Kesip biçtiler beni..Bir bilsen ,bir duysan ,nasıl acıyor içim Efendim !Ben nasıl yağmalandım !Kendimi şikayet ediyorum Sana Efendim..Ben böyle olmamalıydım..Sıddık-ı Ekber (r.a.)gibi azap Ayetleri duyunca haşmetinden yıkılıp kalmalıydım..Hazret Osman gibi ,tibki Onun gibi Sana vefalı,Sana sadık kalmalıydım..Sevmeyi bilemedim Sultanım..Göz yaşı dahi dökmeyi beceremedim..Nemrut ateşlerinde dağlandım,Firavun saraylarında yılanlara yem oldum..EY Ab-ı hayatım Efendim !EY Ruy-i zeminimin misk-u amber kokusu !Seni hakkıyla bilemeyen bendim,aşkına yalancı sevgiler ekleyen bendim..Şimdi gözyaşlarım dahi hak etmiyor sevgini..Ama dirilmek istiyorum Efendim ! Şu mahcup yakarışıma bir lebbeyk hitabınla teşrif buyurmazmısın,şu yosun tutmuş yürek feryadıma EY NEBİ Mahzun fakire bir gül…muşturlarla gel ne olur ötelerden..Hicranıma merhem ol EY NEBİ ! umarsız bırakma şu garibi..Gel !yeniden yanginlasın umut bestelerim..bende Cafer-i Tayyar gibi kolsuz,kanatlayıp diyarına uçayım…EY çöleşmiş yüreğimde nergis,nergis kokan Gül !EY kuraklamıs yüreğime damla-damla düşen Rahmet !EY parçalanmış evrenimde tomurcuk-tomurcuk açan bahar !Sana salat,Sana selam EY NEBİ !Bırakma ellerimi EY GÜL-İ vefa !ESSELAMUN ALEYKUM ve RAHMETULLAH..EL FU EL Fİ SALATIN ve EL FU EL Fİ SELAMIN ALEYKE YA HABİB ALLAHA..(sallallahu aleyhi ve sellem) HAYIRLI CUMALAR SELAM VE DUA ILE

  12. Esselamün AleykümDeğil mi ki Cuma müminlerin bayramıdır. Bayramlar insanların sevincidir. Rabbim günahlardan temizlemekle, tövbelerimizi kabul eylemekle, kendine dost kılmakla ve kul eylemekle sevindirsin biz aciz kullarını.Cumalarımız sevincimiz olsun, hayırlı cumalar… Rabbim "Nur" yolundan ayırmasın.Selam ve dua ile…

  13. Bir mürşidim olsun isterdim… UZAĞIMDA DEĞİL yakınımda olan bir mürşidim olsun isterdim…Dilinden dökülen her sözcük, kulağıma değil kalbime ulaşan…Varlığıyla, kararmış ufkuma aydınlıklar getiren…Tebessümüyle buhranlarımı dağıtan bir mürşidim olsun isterdim.Her dağılışımda beni tekrar toparlayan, her düşüşümde beni tutup kaldıran bir mürşid…Her sürçtüğümde yanımda olan ve her imdat çağrıma cevap veren…Sağa sola yalpa yapıp duran hayatıma istikametler bahşeden bir mürşidim olsun isterdim.*Arkamda değil, yanımda olan bir mürşidim olsun isterdim…İkliminde huzur bulacağım bir mürşid…Hafakanlarımla baş başa kaldığımda…İyiden iyiye bunaldığımda…Hayata tutunacak bir dal bulamadığımda…Bilinmezliklere yelken açtığımda…Elimden tutan bir mürşidim olsun isterdim.*Dünya değil, ukbâ televvünlü yaşayan bir mürşidim olsun isterdim…Uçurumun kenarında olan ruhuma, soluklarıyla umut esintileri taşıyan bir mürşid…Kemâl-i edeple huzuruna varacağım…Dizinin dibine oturacağım…Başımı omzuna yaslayıp sarsılarak ağlayacağım… Arkasında huşû içinde namaza duracağım bir mürşidim olsun isterdim.*Benim üzerimden hesabı olmayan bir mürşidim olsun isterdim…Beni ben olduğum için seven bir mürşid…Beni ‘müridi’ olarak görmeyen…Benimle ilgili ‘projeleri’ olmayan…Kalbimi avuçlarına bıraktığım bir mürşidim olsun isterdim.*Adı anıldığında göz pınarlarımda iki damla yaşa dönüşen bir mürşidim olsun isterdim…Özlemiyle yüreğimi dağlayan…Hasretiyle içimi sızlatan…Bakışlarıyla kalp yangınımı söndüren bir mürşidim olsun isterdim.*Zihnimi yoran kadîm soruları cevaplayan bir mürşidim olsun isterdim…Her fikrî tıkanışta çıkış yolumu genişleten bir mürşid…Dünyanın toz ve gubarına bulaşmış hayatıma uhrevî esintiler armağan eden…Tevâzuuyla kibrimi eriten…Hasbîliğiyle hesaplılığımı izâle eden…Fıtrîliğiyle yapmacıklığımı bitiren…Tevekkülüyle dünyevî hırslarımı törpüleyen…Hâyâsıyla arsızlıklarımdan utandıran bir mürşidim olsun isterdim… *Yolların ayrılış noktasında bana rehberlik edecek bir mürşidim olsun isterdim.Buraya odakladığım nazarımı ötelere çevirecek bir mürşid…Hakikatin yüzündeki peçeyi sıyıracak…Sonu gelmez inhiraflarımı doğrultacak…İçime de akıtsam göz yaşlarımın farkına varacak…Yüzüm güldüğünde bile kalbimin ağladığını hissedecek bir mürşidim olsun isterdim…*Kendimi yapayalnız hissettiğimde…Başım öne eğildiğinde… Çaresizliği yudumladığımda…Ellerim üşüdüğünde…Ümidim aşındığında…Gücüm tükendiğinde…Beni bırakmayacak bir mürşidim olsun isterdim.Murat Türker

  14. Ey Allah \’ım…! Sana layıkıyla kul olmayı öğret bana Rasulüne layıkıyla ümmet olmayı öğret bana Nefsimin ve şeytanın şerrinden korunmayı Fuhşiyattan ve haramlardan uzak kalmayı Miraç-vari namaz kılmayı Kalbimle dilimle beraber olan oruç tutmayı Hz Eyüp misali sabretmeyi Hz Yusuf misali sakınmayı Hz Yunus misali pişman olmayı Hz Ebubekir misali doğru olmayı Hz Ömer misali adaletli olmayı Hz Osman misali hayalı olmayı Hz Ali misali şecaatli olmayı Hz Muhammed (sav) misali güvenilir olmayı, ihlaslı olmayı, samimi olmayı ve onun gibi kul olmayı, mü\’min olmayı öğret bana… öğret bana Allah \’ım!! öğret bana!! Amin HANGİ GÜZEL YÜZDÜR Kİ TOPRAK OLMADI!.. HANGİ CEYLAN GÖZDÜR Kİ YERE AKMADI!.. S.A KARDEŞİM

  15. ALLAH RAZI OLSUN CANIM KARDEŞİM.. GÜL YÜREKLİ KARDEŞİM.. HAKKINI HELAL ET.. BU KADAR İŞİNİN ARASINDA BENİM İŞİMLEDE UĞRAŞTIN.. ELLERİNE EMEĞİNE VE YÜREĞİNE SAĞLIK.. ÇOK AMA ÇOK BEĞENDİM İNAN.. ALLAH RAZI OLSUN.. HAKKINI HELAL ET..

  16. amin ecmain ablam sayfanız hayırlıs olsun inşallah devamını getirirsiniz hayra hakka dair güzelliklerle…vesselam

  17. ADAM GİBİ ADAM OLMAK “Filanca çok para kazandı, büyük adam oldu” derler… Yani “adam olmak”, bizde ya cebi dolu olmak, ya da yüksek bir makamda bulunmak anlamına geliyor. Ya “insan” olmanın anlamı?.. Her para sahibi, her makam-mevki sahibi “insan” mı sanki?.. Bakın gazetelere: İnsanlıktan çıkmış kaç makam-mevki sahibi, kaç servet-şöhret sahibi “insan” göreceksiniz her gün. Aslında “insanlık” parayla, pulla, makamla, mevkiyle ölçülemez. İslâm tefekküründe, gerçek insan, “kulluk” şuurunda özgürleşmiş kişidir. Ölçü makam-mevki, ya da servet-şöhret değil, sadece “takva”dır… Ölçü “Allah’a yakın olma” ölçüsüdür… Bu anlamda, dünyasını küçük bir bohçaya sığdırabilen kişidir “gerçek insan.” Yine o kişidir “büyük adam”. Tefekkür insanları, dünyalarını bohçalamış, bohçayı koltuklarının altına sıkıştırmış, tüm fani dünyalarını gittikleri yere koltuklarının altında götürmüşler. Ne zaman “dünyasını bohçaya sığdıran adam” tipini düşünmeye başlasam, Bediüzzaman Said Nursî gözlerimin önüne gelir. Orta yaşı devrik bir çağda sürgüne gönderilirken koltuğunun altında bir bohça vardı: Bütün maddî dünyasını küçük bir bohçaya sığdırmıştı. İçinde yamalı bir cübbe, bir sarık, bir tas, iki çay bardağı, bir tahta kaşık, bir miktar çay, şeker ve çok az bir para vardı. (Öldüğünde bohçasından bunlar çıkmıştı) Ama yaşarken çok zulüm, çok baskı gördü… Zindan zindan dolaştırıldı… Yıllar boyu bir bohçalık dünyalığının hesabı soruldu ondan… Bir zamanlar bu ülkede, dünyalıklarını dünyalara sığdıramayanlar, dünyalarını bir bohçaya sığdıranlardan hesap soruyordu. Dünyalarını bohçaya sığdıranlar, dünyalıklarını dünyaya sığdıramayanlardan daha kolay hesap verirler, Mahkeme-i Kübra’da, Allah’a… Orada, mazlumlar ödüllendirilir, zalimler ise cezalandırılır: Bakarsınız ki mazlum hizmetçi, efendisine efendi olmuş… Ya zalimler? “Zalimler için yaşasın cehennem!” diyor, Bediüzzaman. Makamına-mevkiine, servetine-şöhretine güvenip mazlumun ahını alanların cezalandırılacağı Mahkeme-i Kübra da bin yaşasın! Makamı-mevkii, serveti-şöhreti, rütbesi-kıdemi ne olursa olsun, insanoğlu hep âcizdir, aslında. Bunu fark etmek için ille de İlâhî bir tokat yemek, ya da Azrail’le burun buruna gelmek mi lâzım? Ah gafletimiz: Gafletimiz aczimizi idrake fırsat vermiyor! • “Dünya kendini ucuza satmıyor!” (Bediüzzaman) Çok doğru: Zira bir gram dünya satın almak, ya da fani dünyanın küçücük bir parçasına sahip olmak için çoğumuz gecemizi gündüzümüze katıyor, bazen ölesiye, bazen öldüresiye çalışıyoruz… Çalışıp çırpınmaktan vakit bulup akrabalarımızı, komşularımızı, arkadaş ve dostlarımızı arayamıyoruz. Anamıza, babamıza hal hatır soramıyoruz… Eşimizle, çocuklarımızla, kısacası ailemizle doğru düzgün ilgilenemiyoruz. Hatta bir çoğumuz kendimize bile vakit ayırmıyoruz. Bazen kendimizi dünyaya öylesine kaptırıyoruz ki, dinî hassasiyetimize rağmen, haramı helâle kattığımız bile oluyor (inşallah ben yanılıyorumdur). Bazılarımız dünya uğruna sakalından, bıyığından geçerken, bazılarımız ilkelerinden, düşüncelerinden, hayat felsefesinden, hatta inançlarından vaz geçiyor! Dünya malı uğruna soysuzlaşanlar var, dalkavuklaşanlar var, şirretleşenler var, şaklabanlaşanlar var, Nemrutlaşanlar var; hatta namus ve haysiyetini pazarlayanlar bile var! Bütün bunların karşılığı olarak dünyadan aldıklarımız ise bir tadımlık rüya ile bir tutamlık hülyadan ibarettir. Şimdi söyleyin lütfen: Dünya bunca fedakârlığa değer mi? Çoğumuz “değermiş gibi” yapıyoruz. Bediüzzaman da, yıllar ötesinden güne bakıp “Dünya kendini ucuza satmıyor” diye uyarıyor bizi: “Aman kimliğinize sahip çıkın!” dercesine. “Adam gibi adam” olmanın yolu galiba “şahsiyetli” (kimlikli-kişilikli) olmaktan geçiyor. YAVUZ BAHADIROĞLUDünyalıklarını dünyaya sığdıranayan gafiller,dünyasını bir bohçaya sığdıran adamı anlayamaz.Aziz Üstadım binlerce şükran borçluyuz sana dua ve selam ile Alicenab kardeşim

  18. Eyy RABBİM Sözlerin en güzeli hiç şüphesiz sana aittirBizim söylediklerimiz, SöyleyeceklerimizSöyleyemediklerimizSöylemek istediklerimizİçimizde sakladıklarımızSuskun bıraktıklarımızTerk ettiklerimiz UnuttuklarımızFısıldadıklarımızHepsi hepsi sözlerin hepsi Ancak Sana yöneldiği için güzeldirŞüphesiz duayı dilimize veren Sen sinDilimizi duaya çeviren Sen sinSözlerin en güzel Sana aittirVe sözlerin en güzeli Sana hitap etmekledirEyy ebediyyeen bana yakınlığını tattırdığın için Bana vahyettiğin tüm gerçekler içinBeni hayat denen bu sonsuz lezzet pınarının başına oturttuğun içinBildiğin tüm ayıplarımı örttüğün için Gördüğün tüm kusurlarımı bağışladığın içinUmuduma katık ettiğim tüm hayallerim içinEn Sevgini bana elçi gönderdiğin içinEyy Sevgili Beni aşkına muhatap ettiğin için sonsuz hamd SanaSonsuz minnettarlık SanaSonsuz minnet SanaSonsuz şükür SanaSonsuz teşekkür SanaEyy Rabbim Tut ellerimdenSonsuz kudret elinle beni hiçliğe düşmekten alıkoyUnutulmuşluktan uzak eyle beniVarlığına komşu eyle beniBen acizim dayanağım SensinFakirim ben sığınağım SensinDilsizim sözüm SensinKörüm ben gören SensinSağırım ki Sen işitensinEyy RabbimSözlerin en güzeli Sana aittirVe sözlerin en güzeli Sana hitap etmekledirBu kırık dökük sözlerimi Bu perişan Sen kabul eyleSen güzelleştirKi Sen bana aşktan kanatlar vermiştin yaAşkın semasına uçurmuştun ya beniElimi Sen dokumuştunyaHani ele avuca gelmez dokunuşları Sen bahşetmiştin ya banaGözüme kendi nazarından ışıklar vermiştin yaGözle görülür güzellikler vermiştin ya banaYüzüme tebessümü Sen giydirmiştin yaTebessüme karşılık veren güzel yüzler koymuştun ya karşımaEyy Rabbim Yoktum be Sen var ettinUnutulmuştum ki Sen sevdinSevdiğin için var ettinBir Sen sevdiğin için varedildimBir Sen beni andığın için ihya edildimÖyleyse Eyy RabbimVarlığımı aşkına armağan eyleYak beni aşının ateşindeAl beni bu rüyadanAl beni bu dünyadanBu kırılgan varlığımı ebedi baharına toprak eyleEyy Rabbim Bütün güzel sözler Sana söylemekle güzeldirKırık dökük de olsa kabul eyle sözlerimiYıkık dökük de olsa duy yakarışlarımıKabul eyle beniKabul eyle sözlerimiSuskunluğumu, dilsizliğimi en güzel dua eyleDua eyle dilsizliğimiDua eyle suskunluğumuEn güzel dua eyle kiSözlerin en güzeli Sana hitap etmekledirDua eyle sözlerimiGüzel eyle

  19. ÇAYDANLIK VE BARDAKNe kadar kibirli dursa daBardağın önünde eğilir çaydanlık.Öyleyse bu büyüklenme niye?Bu kibir, bu gurur niçin?Mütevazi ol, hatta bir adım bileGeçme gurur kapısından.Bardağı insan bunun içinÖper daima alnından…Erkin VahidovHayırlı geceler Ahmet kardeşim

  20. Allah\’ım! Esmâ-i Hüsnânın tecelliyâtına câmi bir ayna oluşu sırrıyla, esmâ ve sıfâtının güzelliğine olan kudsî muhabbetinin envârı onda temessül eden, masnuâtının en ekmeli ve en bedîi, kemâlât-ı san\’atının enmuzeci ve mehâsin-i nukuşunun fihristesi olması hasebiyle, masnuâtındaki san\’atına olan kudsî muhabbetinin şuaları onda temerküz eden, mehâsin-i san\’atının en âli dellâlı, nukuşunun güzelliklerini ilân edenler arasında sesçe en yüksek oluşu ve kemâlât-ı san\’atının en güzel medîhelerini dile getirişi sebebiyle, san\’atının istihsânına muhabbet ve rağbetinin en lâtif cilveleri onda tezahür eden, Senin ihsânın olan mehâsin-i ahlâkın kâffesini ve eser-i fazlın olan letâif-i evsâfın hepsini câmi olması sırrıyla, mahlûkatının güzel ahlâkına ve masnuâtının lâtif evsafına olan muhabbet ve istihsânının aksâmı onda tecemmu eden, Furkan\’ında muhsinlerden, sâbirlerden, mü\’minlerden, müttakîlerden, tevvâbînden, evvâbînden ve Kendini onlara sevdirdiğin ve muhabbetinle onları şereflendirdiğin bilcümle esnâf-ı ibâdın için doğru bir mihenk ve fâik bir mikyas teşkil eden, ve öyle bir mihenk ve mikyas ki, Senin habiplerinin imamı ve Senin mahbuplarının seyyidi ve Senin dostlarının reisi olan zâta, bütün ashâbına ve ihvânına, salât ve selâm et. Âmin, rahmetinle ey Erhamürrâhimîn. (amin)"Kadere rıza göstermeyen başını taşa çarpar." Allah razı olsun, dualarınız….

  21. Allahümme salli ala muhammedin ve ala alihi ve ashabihi ve evladihi ve ezvacihi ve zürriyyetihi ve ehli beytihi ve asharihi ve ensarihi ve eşyaıhi ve muhıbbihi ve ümmetihi ve aleyna meahüm ecmeıyne ya erhamer rahımiyn* Allah Sevgisinin Önemi Bediüzzaman Said Nursi\’nin hikmetli sözlerinden biri "Dost istersen Allah yeter. Evet O dost ise, herşey dosttur" şeklindedir. Gerçekten de Allah\’ı gereği gibi tanıyan ve takdir eden bir insan için yalnızca Allah\’ın kendisine dost olması yeterlidir. Yüce Rabbimiz, sonsuz kainatın, tüm varlıkların tek hakimidir. Herşey O\’nun iradesindedir. Tüm kalpler Allah\’ın elindedir. Bediüzzaman ihlas risalesinde bu durumu şu sözlerle açıklamıştır: "Amelinizde rıza-yı İlâhi (Allah rızası) olmalı. Eğer O razı olsa, bütün dünya küsse ehemmiyeti (önemi) yok. Eğer O kabul etse, bütün halk reddetse tesiri (etkisi) yok, O razı olduktan ve kabul ettikten sonra, isterse ve hikmeti iktiza ederse (gerekirse), sizler istemek talebinde olmadığınız halde, halklara da kabul ettirir; onları da razı eder." Allah\’ı gerçek anlamda dost edinmek, O\’nu razı etmek bir müminin yaşamındaki en önemli ve öncelikli hedef olmalıdır. Diğer her şey ertelenebilir, ama bu ertelenmeyecek, bekletilmeyecek, gevşeklik gösterilmeyecek hayati bir konudur. İnsanın kalbinin her an tatmin olması, huzur ve rahat bulabilmesi buna bağlıdır. Bu nedenle insanın Allah\’a teslimiyet konusunda son derece titiz olması, Allah\’ın hoşnut olacağı bir ahlak sergilemesi ve aksi yöndeki tavırlardan şiddetle kaçınması gerekir. Allah Kuran\’da kullarına hoşnut olacağı ahlakı bildirmiş, aynı şekilde razı olmayacağı her şeyi de haber vermiştir. Bu durumda insanın yapması gereken; vicdanının sesini dinlemek, tam bir teslimiyet içinde, halis bir kalple Rabbimiz\’e yönelmektir. Allah\’ı seven ve Allah\’tan korkan bir insan, O\’nun sınırlarını büyük bir şevk ve istekle korur; Allah\’ın her emrini kusursuzca yerine getirmek için titizlik gösterir, Allah\’ın hoşnutluğunu, sevgisini, rahmetini ve cennetini kazanmak için hayatı boyunca bütün gücüyle çalışır Hz. Muhammed´in (s.a.v.) en çok kullandığı zekâ çeşitlerinden birisi sosyal zekâdır. O, "Hiçbiriniz kendisi için istediğini (mümin) kardeşi için istemedikçe (gerçek) iman etmiş olmaz." Diyerek diğergam olmadıkça müminlerin gerçek anlamda iman etmiş olmayacaklarını belirtmiş diğer bir deyişle bencilliğin imana engel olduğunu söylemiştir. Böylece içinde bulunduğu topluma kardeşliği, bir arada yaşamayı ve paylaşmayı öğretmiştir.Hz. Peygamber bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: "Bütün müminler, birbirini sevmede, birbirine acımada ve birbirine şefkat göstermede bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu rahatsız olunca diğer uzuvları da ona ortak olur."HAYIRLI CUMLAR SELAM VE DUA ILE

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s