Güzel ölüm, dost ölüm, hayat ölüm!

Selam sana ölüm!

Var oluşumuzun en heyecanlı, en anlamlı ânı ölüm.
Uçsuz bucaksız bir serüvene yelken açmak ölüm.
Şu maceralarla dolu dünyamız da anlamını yitiriyor zaman zaman.
Ölümü seviyorum.
Bekliyorum…

Ölümlerimiz hayatlarımızı aydınlatır.
Anlamlandırır.

Bir yakınımızın ölümü içimizde onulmaz bir yolculuk duygusu uyandırır.
O yolculuğa atılmak için umutla bakarız ufuklara.
Sıranın elbet bize de geleceğini hiç unutmadan!

Ölümlerimiz anlamdan yoksunsa eğer, hayatlarımız da yoksun demektir.
Hayatın asıl macerası ölümle başlar!
Sonsuz ve sınırsız bir âleme geçişin ipucuyla.

Her birimiz hayat boyu aradığımız ölümü yaşarız, bilinmez bir ânın sabahında.
Kendimiz için hayat boyu hazırladığımız ölümü buluveririz birden bire

Modern hayat ölümü inkar edemese de yokmuş gibi yaşıyor.
“Herkesin öleceğini bilirdim bilmesine ama,
Benim hep bir istisna olarak bu dünyada kalacağımı düşünürdüm” diyor bir batılı ölürken.
Seküler bir yabancılıkta ölüme verilecek cevap yok.
Onu unutmaktan, yokmuş gibi yapmaktan başka…

Oysa hayatla ölüm, ölümle hayat ne kadar da iç içe aslında.
Nereye saklansak beyhude.
Hangi kovuğa, hangi servete, hangi makama gizlensek boş.
Sonunda o kaçıp durduğumuz ölüm gelip bizi de bulacak.

Öyleyse hiç kaçamayacağımız ve bir gün mutlaka bizi gelip bulacak bir şeyden kaçmaya çalışmak niye?
Niye hayat boyu o yokmuş gibi yaşamak?

Ölüme bakmak, ölümle olmak, ölümü bir dost, bir arkadaş yapmak.
Bizi hiç yaşamadığımız maceralara götürecek bir gemi görmek.

Ölümü sevmek!
O bizi bulmadan biz ona sevgili olur muyuz?

En önemli varlığımızı emanet edeceğimiz ölüme yabancı durmak abes.
Onun dostluğunu, onun sırlarını keşfetmek.

Ölümle başlayacak, hayatımızın en güzel macerası.
Ölümle herkes bu hayatın bir rüya olduğunu anlayacak ve uyanacak.
Vuslattır ölüm, ruhun sevdiğine kavuşmasıdır.
Dünyanın yalanlarından, aldatmalarından, ağırlıklarından sıyrılıp gitmektir.

Hayatımızın akıp ölüme,
oradan da ölümsüz hayata kavuşmasından daha heyecanlı bir sırrı var mıdır?
Güzel ölüm, dost ölüm, hayat ölüm!
Sevdiklerimizden ayrılma kaygısı da olmasa,
seni her gün çağırıp duracağım dayanılmaz bir merakla.

Ey ölüm! heyecanla bekliyorum seni!
Bıktım şu dünyanın ağırlıklarından, keşmekeşinden;
senin götüreceğin sahili bekliyorum.

Ne zaman çalacak son müzik?
Ne zaman gireceğim senin o dayanılmaz heyecanlı, meraklı kapından?

Bir mucizesin sen, tıpkı doğum gibi!

En çok sevdiklerime kavuşturansın.

Hayatı ölüm nimeti ile beraber Yaratana,
Ölümün de hayat gibi yaratılış olduğunu anlayana,
Ve ölmeden ölümle beraber yaşamayı,
Ölüme dost olmayı bilene,
Merakla beklediğim sevgili dost ölüm hep sana,
Selam olsun!

 
Levent BİLGİ
….."Sizlere müjde!. Mevt; idam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, fâilsiz bir in’idam değil, belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahîm tarafından bir terhistir; bir tebdil-i mekândır. Saadet-i Ebediye tarafına vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır. Yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır."
 

…..Ey insan! Fenâya, ademe, hiçliğe, zulümata, nisyana, çürümeye, dağılmaya ve kesrette boğulmaya gittiğinizi tevehhüm edip düşünmeyiniz! Siz fenâya değil, bekaya gidiyorsunuz. Ademe değil, vücud-u dâimîye sevk olunuyorsunuz. Zulümata değil, âlem-i nûra giriyorsunuz. Sahib ve Mâlik-i Hakikî’nin tarafına gidiyorsunuz… Ve Sultan-ı Ezelî’nin payitahtına dönüyorsunuz. Kesrette boğulmaya değil, vahdet dairesinde teneffüs edeceksiniz. Firaka değil, visale müteveccihsiniz!..
Risale-i Nur Asa-yı Musa’dan

 
“Inna lillahi ve inna ileyyhi raciun”"şüphesiz biz Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz."  (Bakara: 156)
“Her nefis ölümü tadacaktir.”

 

Daima izzet, şeref, haysiyet timsali oldu.

Ahlâk timsali, fazilet timsali…

…Öyle ki, onunla karşıt cephelerde yer alanlar bile ona daima hürmet ve itimat beslediler; "bu adam bizi arkadan vurmaz", hatta "başımız derde girdiğinde bu adama iltica edebiliriz" diye düşündüler.

Merhum Muhsin YAZICIOĞLU ve beraberinde vefat eden tüm arkadaşlarına cenab-ı haktan rahmet ve yakınlarına sabr-ı cemil niyaz ediyoruz.

Reklamlar

38 Yanıt

  1. ÖLÜMÜN DÖRT RENGİ…. Hak ehlinin mirasıdır bize, ölmeden önce ölmek. Ölebilmek. Hakikat ehlinin. Ehl-i hikmetin. Kendi ellerimizle, kendi irade ve ihtiyarımızla ölümü seçmekle emrolunduk. Hz. İnsan hâline gelebilmek için ve dahî mânânın ışıltısıyla yanmak uğruna maddenin çamurunu gönül aynasının üzerinden silmekle görevlendirildik. Sonra unuttuk. Unuttukça ve unuttuğumuz için unutulduk. Terkedildik. Ölmeden önce ölmeyi bilmediğimiz için. Ölemediğimiz için. Uyanamadığımız için. Ölümün renkleriyle boyanmadığımız, ve dahî boyanmak gerektiğini bilmediğimiz için. * * * "Felsefe ölümü tercih etmektir" der Sokrates, tüm sükûnetiyle. Sevdiklerine yol gösterir, hakikatin yolunu: ölümün tercih edilebilirliğini. Ölmelerini söyler talebelerine, bir an önce ölmelerini, ölmeden önce ölmelerini. Varlık karşısındaki tevazûunu hiç terketmez. Ölür. Adam gibi. Bir peygamber gibi. * * * Ölüm ikiye ayrılır: İstek dışı olanı: "mevt-i tabiî" (doğal ölüm). Bir de isteğimize, kendi tercihimize bağlı olan bir ölüm türü var: "mevt-î iradî" "Ölmeden önce ölünüz" hadîsinin sırrından neşet eder bu mânâ! Ölün, ama biyolojik ölümünüzden önce ve kendi iradenizle. Kendi arzu ve isteğinizle. Nitekim bu ölümün "mevt-i ihtiyarî" adını alması da bu yüzden. Niçin ihtiyarî? "İnsanlar uykudadırlar, öldüklerinde uyanırlar" da onun için. Bir an evvel gaflet uykusundan uyanmak için. Gaflet uykusundan, yani yaşıyormuş gibi görünmekten… * * * Renklerinden söz edeceğimiz ölüm türü, tercih edebileceğimiz bir ölüm. Renkleri var. Dereceleri var çünkü. Evvelâ "kırmızı ölüm" (mevt-i ahmer). Şehvetin ölümü. Hırs ve ihtirasların. Alışkanlıkların (muradât\’ın), alışkanlıklardan dolayı oluşmuş yakınlıkların (menusât\’ın)… İkincisi "beyaz ölüm" (mevt-i ebyez). İştahın ölümü. Tokluğun, tıkınmanın. Açlığı tatmanın, açlığın lezzetine kavuşmanın bir diğer adı da "beyaz ölüm". Yemeden içmeden bile bile kesilmenin… özgürlüğün… Üçüncüsü "yeşil ölüm" (mevt-i ahder). Kıyafetin ölümü. Giyimden kuşamdan uzaklaşma. Libası terketme. Her türlüsünü. Ben bir garib melâmî abdalıyım, niçin söylemeyeyim? Sadece bedeni değil, kalbi örten giysileri de çıkarmaktır "yeşil ölüm". Makamdan, mevkiden, rütbe ve ünvanlardan soyunup Hak karşısında çıplak kalmaktır. Cehenneme değil, cennete gireceklerin listesinde bile okunacak bir ada mâlik olmamaktır. İsimsizliktir. Şöhretsizlik. * * * Hristiyan keşişler de manastırlarda böyle ölmüyorlar mı? Hakikî bir budist derviş de dağ başlarında ölümün bu renklerini sürünmüyor mu? Elbette, ölümün üç rengi bütün tarîklerde tanınır. Yaşanır. Kaderince. Peki dördüncüsü? İslâm irfan geleneğini diğerlerinden ayıran da ölümün bu rengidir. Nakşîliğin sırrı ölümün bu dördüncü rengindedir. Ölümün son rengi siyah ey tâlib! Çünkü dördüncüsü "siyah ölüm" (mevt-i esved). Artık kurtulmak, ayrılmak, kaçınmak, yapmamak sözkonusu değil. Yani "siyah ölüm", bir eylemsizlik değil, negatif bir eylem ise hiç değil. Bilâkis halkın arasına girmek, halkın içinde yaşamak, halkın ızdırabını yüklenmek demek "siyah ölüm\’. İnsanın dertleriyle hemhâl olmak da nefsi öldürmenin diğer bir adı. Kendinden, derviş kibrinden, yalnızlığının keyfinden uzak durmak. Kitlenin içinde bir karınca hâline gelmek. Ezilmek. Çiğnenmek. Gürültünün arasında. Hizmet uğruna. Nefsin rağmına. Manastırdan çıkmak yani. Tekkeden ayrılmak. Kendi gönlünle başbaşa kalmaktan vazgeçmek. Hira\’yı terketmenin diğer adıdır "siyah ölüm". Zaten ölmüş olanın ölümüdür. Hakikate ermiş olanın. Ferdiyetin ölümü. * * * Ölümün bu renkleri, benim yolumun renkleri değil. Şerhi bile biraz öyle. Bil ki her rengi zahire göre şerhettim. Zahirine göre. Muhataba göre. Yani mukteza-yı hâl-i muhataba. Mukteza-yı hâlime göre şerhetmekten kaçındım. Kaçınıyorum. Demek ki sözüm, yollardan bir yola müntesib olanlara. Benim gibi sermest ü mahmur olanlara değil. Nesimî\’yi hatırlayınız. Hallac\’ın halefini. Başı kendisiyle belâda olanların sultanını! Bezm-i ezelde içmişem vahdet meyinün cür\’asın Şol cür\’a kim tâ ebed sermest ü mahmur olmuşam Vahdet şarabını yudumladığım o ânı hatırlamıyorsan, ne diyebilirim ki sana ey talib! çeşm-i yâri hatırla bari: Canıma bir merhaba sundu ezelden çeşm-i yâr Öyle mest oldum ki gayrın merhabasın bilmedim Demek ki zahirde kalacaksın. Kendi yoluna devam edeceksin. Herkesle birlikte. Herkesin içinde. Ölümün kendi elinden olacak! Kendince. Kendi rengince. Rengârenk öleceksin ey tâlib! Gayrın merhabasın bilmeksizin. Zevkle. * * * Vasiyetime uy, ne yapıp edip ölümün dört rengiyle de tanış ey tâlib! İktidardan uzaklaş. İktidarın nimetlerinden. Mülkiyetten. Yaşlanmadan önce ölüme yaklaş. Sevgiliye. Özüne. Şefkatle. Ölmeden önce. Siyahlar içinde. Sevinçle. Unutma, yaşamak için ölmelisin. İyi yaşamalısın, iyi ölmelisin! SELAM VE DUA İLE CAN KARDEŞİM….KARDELEN

  2. Ölüm Hayat ilişkisi Bu dünyanın hali bizi, bize tanıtmak içindirÖlümden korkmamak marifetmidir, elbette marifettir, korkmak noksanlıkmıdır elbette noksanlıktırNasıl olsa olacak bir şeyden niye korkuyorsun, niye o korkuyla yaşıyorsunBir kere Ölüm korkusuyla yaşayanlar rahatsızdırBenimde başıma gelecek diye, ha işte burada hep efendimizdedir, bütün çözümler bütün bütün ne derdimiz varsa, her derdi telaşın ilacı odurHiç ölmüyecekmiş gibi dünya işleriyle çalış, hemen ölecekmiş gibi ahiret işleriyle çalışBu dengeyi kurun diyor, Cenabi Allah’da kuranı keriminde; lafzen ifade etmediği sembollerle ifade ettiği dengeler varKuranı kerimde dünya ve ahiret kelimesi eşit adetde geçer Bununla ahireti dünyaya, dünyayı ahirete denk tutun diyor, zaten ayrım yok diyor Daha derinin dede o mana var, Efendimiz bunu lisana getiriyor, ‘Dünyası için ahiretini, Ahireti için Dünyasını terk eden benden değildir’ diyor Daha ne desin, bundan daha aşikar bir laf olurmuGünlük hayatı yaşarken Allahlı yaşamak önemlidirSabah yataktan kalkınca başlayan şuurlu halimiz, uyuyana kadar devam ediyorBütün bu surlu hali Allah ile yaşamaktırAttığın adım Allah ile olacak Kaynak: ÖTuğrul İNANÇER Hoca efendinin sohbetinden; Ramazan KALAYCI Tarafından derlenmiştirmevlam razı olsun çok güzeldi paylaşımınız ölüm sevgiliye kavuşmakdır böyle düşünmelive aslada korkmamalıyız ölümden müslüman hakkıyla kulluk yaparsa zaten hiç korkarmı ölümden esselamun aleyküm

  3. Ölüm güzel şey budur perde ardından haber Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü Peygamber. kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse Her kapıda ağlayıp o son kapıda gülümse (N.F.K.) Hayırlı geceler Ahmet Bey Kardeşim. Rabbim yar ve yardımcın olsun.Hizmette daim eylesin.(Amin)

  4. Bu akşam çok değerli bir büyüğümüzü kaybettik.Ölümün nefesini bir nebzede olsa ensemezde hissettirdi bu kayıp.Muhsin abimizde şehadet aleminin son haftasında ölümü anlatırken\’\’NASIL -NE ZAMAN-NERDE\’\’sözleri ile ibretlik bir olaya şahit etti bizleri.Büyüklerin çileside,davasıda ve hekaza vefatıda büyük olur.Hayatı hayat gibi yaşamak lazım.Benim gibiler ise ancak..Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecek…demek düşüyor.Üstadımın dediği gibi kısacık bir ömürde baki bir hayatı kazanmak için gönderildik.Kazananlara ve kazanmak için mucadele edenlere ne mutlu baki selam ve dua ile

  5. Dost dosta kavuşmak istemezmi Derviş olup alemi dunyadan vaz geçmek istemezmi Dünyadan vaz geçip yaratana kavuşmak istmezmi. NE yazıkkı verilen cüzi iradeyi insan sırf dunya için kullandığı için ahiretini unutuyor. Dünyalık oluyor…ebedi kalacakmış gibi dünya için çalışıyor..Bunun getiri olarakta insanda bir ölüm korkusu..Kazandıkalrını kaybetme korkusu baş gösteriyor.Halbu ki ona burda verilen her şey bir emanet ve bir ol emrinin sonucu..peki bu emri veren kim..Tabiki o maddeyetı ve insanı Yaratan.Tek Olan Allah.. İnsan öyle bir yol almış.Bu yaratılışı sanki kendi etmiş gibi yaşıyor..bunun için sonsuz hayatı goremiyor.Sonsuzluk onun için dünyada olmalı öyle istiyor..peki bir ağaçtan bile aciz olan sen,ufak bir mikrobla kıvrılan sen nasıl olurda burda sonsuz bir hayat bekleyebilirsin.Sen yoktun ve yokluktan geldin..ve ebediyetin bir yolcususun..O zaman ebediyetteki yerin için çalışmalısın..Zaten o zaman burda kazandığın herşey.Benim dediğin herşey zaten hizmetinde olacak..hatta şu anki düşüncenle sen istemesen bile senin hizmetinde olacaklarını görürsün..Uyan artık gaflet uykusundan da..Seni esas sevecek olana yol al.. Allah c.c. razı olsun. selam ve dua ile oğull.

  6. HER SABAH binbir ümit ve neşe ile bizi hayata çağıran o kadar iş ve o kadar ses var ki, gözlerimizi açar açmaz bir koşuşturmadır başlıyor… Ve kendimizi birdenbire yaşamın tam ortasında buluyoruz.Şu eksik, bu lâzım, haydi onu da yapayım derken, ertelediğimiz nice güzellikler hep bir başka güne taşınıyor. Birbiri ardınca nice mevsimler geçiyor. Halbuki, yaşadığımız bir başkasının hayatı değil, kendi hayatımız. Harcadığımız, kendi ömür sermayemiz. Görülecek o kadar güzellik, anlatılacak o kadar harika şey hep mahzun, hep bir kenarda bizi bekliyor. Susturulmuş veya küstürülmüş çocuk gibi, boynu bükük ve mahzun, hep bekliyor onlar. Döner de bir gün bakarız, farkederiz diye…Baharın dört bir yandan sarmaladığı ve cihetsiz kuş seslerinin ruhumuza ilâhî bir hazzı, ulvî bir zevki tattırdığı erteleyemediğimiz bir zaman diliminde çok sevdiğim bir kardeşimle sohbet ediyorduk. Uzun süren dalgınlığımın ardından, ne düşündüğümü sordu.Ben de:— Öteden beri bunca insan nasıl öldü, son nefesini nasıl verdi ve acaba neler hissetti diye düşünürdüm. Şimdi ise nasıl ve ne halde öleceğimi merak ediyorum, dedim.Bu gibi durumlarda tekellüfsüz fakat hikmetli bir cevabı olurdu her zaman.— Cevabı belli abi, dedi.— Nasıl yani, dedim.— Hz. Peygamber “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz” buyurmuş. Ölümünü merak ediyorsan, yaşadığın hayata bakmalısın.Birden beynimde şimşekler çaktı:— Ama, dedim, sadece ölümü değil, ölümden ötesini de merak ediyorum.— Onun da cevabı aynı hadisin devamında. Yani, “Nasıl ölürseniz, öyle de dirilirsiniz.”Merakımı giderecek başka cümleler aramaya gerek kalmamıştı. O güzel insan, sevgili Peygamber, insanları en doğru seçime iki cümle ile davet ediyordu. Nefsimizin bizi bu kadar içinde olduğumuz bir gerçekten alıp dâ nerelere taşıdığını anlamak için bu hatıra yeter.Gide gide ölüme varacağımızı zannediyoruz. Gide gide ölüme varılmıyor. Ölümle beraber gidiliyor. Ölüm hayatın gölgesi; onu bundan, bunu ondan ayırmak zor. Ama bir tecelli oluyor ve hayatın önünü kesiyor ölüm. Ecel gelince, başağrısı bahane… Gide gide ölüme varılsaydı, gidemeden ölenler olmazdı. Doğduğu günde ölenler var. Ha bir adım, ha yüz adım farketmiyor. Uzunluk veya kısalık bize göre bir kavram. Çok kısa sürede Rabbini razı eden işler yapıp da vefat eden ile yüz sene yaşamış olup da Yaratıcısından haberdar olmamış biri aynı kefede değerlendirilmez. Ölüm hayatın içinde olmasaydı, hayat bu kadar güzel ve çekici olur muydu? Hayatı güzelleştiren, belki de bu geçici ve fani yönü. Hayat bitmese, ölüm başımıza gelmese, ahirete nasıl geçilecekti, düşünülmeye değer doğrusu. Burada kalan dostların sayısının azaldığı, ahirete gidenlerin ise her gün çoğaldığı bu diyarda gurbetimiz oraya, anavatana geçmekle ve dostlarımıza kavuşmakla sona erecek. Hasret Sevgililer Sevgilisine kavuşmakla bitecek.“Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber,Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?”Ölüm saatinden daha güzel bayram mı arıyorsun ey nefsim? Dostum beni çağırdığı zaman nasıl koşarak gitmem ki? Yalnızlık çevremi kuşatmaya başlamışsa…Selim Gündüzalp

  7. Ölümü Hatirlamak…Imam-i Gazali..Dünyanın zevk ve sefasından hoşlanan, ona aldanarak meyleden kimsenin ölümden bahsedildiği zaman, ondan nefret duyacağını unutma!Böyle kimseler hakkında yüce Allah buyuruyor ki…Cuma suresi 8.ayet: ” (Ey Resulum) de ki: Haberiniz olsun ki, önünden kaçıp durmakta olduğunuz ölüm, günün birinde aniden mutlaka size gelip kavuşacaktır.Sonra gizli ve açık bütün şeyleri bilen Allah (c.c.)’a dödürüleceksiniz de o bütün yaptıklarınızı bir bir haber verecektir.”İnsanlar 3 bölümdür:a) Tamamen Dünyaya Dalıp Gidenlerb) Yeni Tövbe Edip Haka Yönelenlerc) Kemale Erenlera) Dünyaya dalmış olanlar, ölümü hatırlamazlar, hatırlasalar bile dünyadan nasıl kopacaklarına üzüldükleri için hatırlarlar.bu sebepler ölümü zemmederler.Bu kimselerin bu gaye ile ölümü hatırlamaları, kendilerine Allah c.c. tan uzaklaşmaktan başka bir fayda temin etmez.b) Daha yeni tövbe edenlerin durumu.Onların Ölümü daha çok hatırlaması, tövbeye devam etmesi ve korkusunun artması için gereklidir.Çünkü bu adam Allah c.c. a kavuşmayı kötü görmediği gibi, ölmeyide kötü görmüyor.Kusurlarını ve eksiklerini gidermeye çalışıyo.Bu aynen sevdiğine kavuşabilmek için onun hoşuna gidecek şekilde giyinip hazırlanabilmek için zaman kazanmak isteyenlerin haline benzer.Bu kavuşmayı kötü görüyor ve kavuşmak istemiyor anlamına gelmez..Bunun alameti de devamlı ona hazırlıkla meşkul olmaktır..Böyle olmazsa o kimse dünyaya bağlanmış demektir..c) Kemale erenler, ariflerin durumu… Onlar devamlı olarak ölümü anarlar.Çünkü ölüm onların nazarında sevgiliye kavuşmak vaktidir.Seven kimse sevgilisiyle buluşacağı günü hiç aklından çıkarabilirmi? Asla, öyle ki geç kalması onun canının sıkılmasına yol açar.Bu isyan mahalli olan dünyadan bir an önce kurtulmayı ve Allah c.c. a kavuşmayı ister..Hatta ona can atar..Şu halde hatalarını gidermek ve sermaye edinmek gayesiyle yeni tövbe kimsenin, ölümden hoşlanması, ölüme hazır olan kimsenin de ölümü sevmesi mazur görülebilir.Ancak bu iki rütbeden daha üstünü ise kendisi için ölümü ve yaşama taraflarından hiç birini tercih etmeden önce işi Allah c.c. a bırakmaktır..Çünkü Allah c.c. a sevimli olan hangisi ise kendisi içinde sevimli olan odur..Rıza ve teslim mertebesine aşırı derecedeki sevgi sayesinde çıkan kimsenin durumu işte budur ki; en yükset rütbedir..Ölümü her hal ve durumda anmakta, sevap ve fazilet vardır.Çünkü dünyaya bağlanan insan devamlı olarak ölümü hatırlarsa, dünyadan yavaş yavaş soğumaya ve dünyayı sevmemeye başlar.Çünkü ondan sonra dünyanın nimetleri ona ağır gelmeye ve onlardan zevk almamaya başlar..İnsanı dünyanın lezzet ve şehvetlerinden soğutan her şey, insanı selamet ve kurtuluşa erdiren sebeplerden sayılır…Ölümü Anmak ve Hatırlamak ile ilgili Efendimiz s.a.v. den bazı hadisler:“Zevkleri ortadan kaldıran ölümü çok hatırlayın”“Hz.Aişe Rasulullah s.a.v. e sordu ki; -Şehitlerle haşrolacak başka kimse var mı? Efendimiz s.a.v. buyurdu: -Evet vardır günde 20 kez ölümü anan kimse şehitlerle birlikte haşrolunur.”“Ölüm mü’minin hediyesidir”(çünkü dünya bir mahpus gibidir..nefsi ile daima mücadele eder ve şeytanın saldırılarına müdaafa eder Mü’min kendini..Ölüm ise onun bütün bu zorluklardan kurtulması demektir..)“Ölümü çokça anın, çünkü o , (sizi) günah işlemekten alıkoyar ve dünyadan yüz çevirtir.”“Ölümü hatırlayın ve dikkat edin, nefsim kudret elinde olan Allah c.c. a and olsun ki, eğer benim bildiklerimi bilseydiniz, çok ağlar az gülerdiniz.”"INNALILLAHIVEINNAILEYHIRACIUN"; "Ondan geldik yine ona dönecegiz"

  8. Allah razı olsun Ahmed Abi,ölümün yüzüne gülebilmek ne güzel..Ben ölümden bahsedince bir arkadaşım "Ağzına yakışmıyor." demişti. Oysa ölüm en çok müslümanın ağzına yakışıyor..Rabbim hüsn-ü hatime nasip etsin sana ortak.Dua ile..

  9. GELDİ GEÇTİ ÖMRÜM BENİMGeldi geçti ömrüm benim şol yel esip geçmiş gibiHele bana şöyle geldi şol göz yumup açmış gibiİşbu söze Hak tanıktır bu can gövdeye konukturBir gün ola çıka gide kafesten kuş uçmuş gibiMiskin âdem oğlanını benzetmişler ekinciyeKimi biter kimi yiter yere tohum saçmış gibiBu dünyada bir nesneye yanar içim göynür özümYiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibiBir hastaya vardın ise bir içim su verdin iseYarın anda karşı gele Hak şarabın içmiş gibiBir miskini gördün ise bir eskice verdin iseYarın anda sana gele Hak libâsın biçmiş gibi*Yunus Emre bu dünyada iki kişi kalur derlerMeğer Hızır İlyas ola abı hayat içmiş gibiEvet ölüm haktır bir gercektir Güneşin üzrine doğup battığı her canlı ölümü tadacaktır inandım iman ettim …Birde şu özlemeler olmasa görmek istemeler olmasa yıllar gecsede ne bir tlf ne bir haber gelmemesi yokmu yaşarken ölmenin diğer adı işte.. Belli ki giden memmun yerinden hiç gelen yok seferinden N.F K ..Hayırlı geceler hayırlarla kal heycan duamdasın Tek Bir olana emanet ol ,,,İzmit körfezinden Ceren s.a

  10. MUHSiN baskanımıza ve arkadaslarına ALLAH"tan RAHMET MAĞFİRET diler, mekanları cenneti ala olsun iNŞALLAH

  11. GÜLÜ BESTELEYEN BÜLBÜLO VARMIŞ, yok yokmuş.Ezel zaman dışında ebed kalbin içindeymiş. Yaratıklardan öte, ama her şeyden yakın, bir sultan varmış. Bu sultanın bir de, gözlerin hiç görmediği, hayalin tahattur bile edemediği, akıllara sığışmayan güzellikte bir bülbülü varmış. Sultan bir gün bülbülüne, hükmettiği âlemleri göstererek “Bütün bu âlemleri senin için besteledim. Git, gez âlemlerimi de o besteyi bana oku. Ben de kendi bestemi senin sesinden dinleyeyim.” der ve bülbülü uçurur varlık âlemlerine. Bülbül âlemlerde bestelenen bütün sadaları dinler. Semanın eşsiz derinliklerinde devasa notalarla kusursuzca nazmedilmiş manzumeleri okur. Üzerine milyarlar yıldız şebnemleri kondurulmuş galaksi güllerinden bir demet musika-i ilahi devşirir. Vecd ve şevk ile âlemleri seyrederken gözüne küçük bir gezegen ilişir ve merakı onu oraya cezb eder. Dünyayı baştan başa dolaşır ve dinlediği eşsiz besteler karşısında hayranlığını gizleyemez. Hele bir tanesi onu kendinden geçirir. Seher vaktinin serinliğinde helezonik şebnem notalarıyla bezenmiş kadife sayfalı gül güftesini görünce, tüm âlemin o gülde bestelendiğini farkeder. Sultanının eşsiz sanatı karşısında secdeye kapanıp “Senin sanatın seni en güzel şekilde övmekte, ben seni layıkıyla övemem.” der. Sonra beste yerine sultanına götürmek üzere o Muhammedî gülü dalından koparıp efendisine götürür. Ve ona, “Sana bütün kâinatın bestesini getirdim, ben bundan daha mükemmel beste dinlemedim. Senin sanatını bu GÜLden daha güzel besteleyen ne olabilir ki?” diye arz-ı hal eder. Sultan tebessüm eder bülbüle. Ve ona “Bu gül benim aynamdır. Kim ona bakarsa beni bütün haşmetimle görmüş olur. Halbuki ben görünmez bir hazineyim. Hazinenin anahtarı da bu gülde saklıdır. Ve sen ey bülbül, bu gülün okuduğu bestesin. Kim sana kulak verirse gül destesinin bestesini benden işitmiş gibi olur. Ben gülde kendimi seyreder sende de esma ve sıfatlarımı sergilerim. Böylece senin gözünde kendimi seyrederim. Gören de ben, işiten de benim. Bütün görmeler ve işitmeler bendendir. Hadi şimdi git, bu gülü nasıl bestelediğimi gör ve güle âşık bülbüleri bul ve bana çağır. Zira her gülde görünen benim ve her bülbül beni besteler.”Bülbül uça uça dünyaya ulaşır. Fakat bu kez gördüğü manzara onu şaşırtır. Burası ölüler diyarı olsa gerek, güzellikten pek nasibi olmamiş galiba diye düşünerek yere alçalır. Gide gide bir mezarlıgın içine girer kuru bir dalın üzerine tüneyerek etrafını seyretmeye başlar. Manzara gerçekten de etkiler onu. Mevsimlerden kış ve her şey bütün güzelliklerinden soyulmuş haliyle çırılçıplak durur bülbülün önünde. Toprağın yeşilden mahrum karası, semadaki bulutların karalar üstüne düşmüş karası, ağaçların iskeletlere dönmüş haliyle birlikte mezartaşlarının yosun tutmuş karaltısı etrafa kasavetli bir hava katıyordu. Kimsesizlik, yoksulluk ve yosunluk bütün her yeri kaplamıştı. Hüzünlenir bülbül yoksulluğun ve yoksunluğun acısını ta yüreğinde hisseder. Gözleri mezarların üstünde gezerken kulağına derinden bir takım sesler gelir. Bir an gözündeki perde kaldırılır ve toprağın altında yatan tohumları farkeder. İyice kulak verdiğinde o seslerin tohumların kalplerinin haykırışı olduğunu anlar. Hayat sahnesine çıkma arzusunun ifadesi olan “vucut vucut” sadalarını işitir.Bülbülün kalbindeki hüzün iyice derinleşir ve yüreği o acizlere karşı sınırsız bir şefkatle dolar. Onların kalbinde aşk-ı bekayı okur ve lisanı “yokluktan varlığa çıkış” bestesini terennüm eder. Bülbülün acı acı inleyişi âlemi hüzne boğar bütün âlem, “Evet evet evet biz de istiyoruz ey sultanımız.” diye haykırır semaya. Derken kara bulutlar semanın yüzünden çekilir, güneş gülümser varlıkların yüzününe. Kasavetli dağların yüreğindaki buzlar çözülür, ırmak ırmak yaşlar akıtır ovaya. İçindeki varlık coşkusu taşar, güneşin ellerinde ulaşır semaya.Ve semayı bu kez rahmet bulutları sarar. Bülbül vecde gelir bu kez de “hayat” bestesini işttirir bullutlara. Bülbülün hoş nağmesiyle çoşan bulutlar şimşekler çakarak rad ile konuşturur semayı. Ab-ı hayatı kızıştırır. Kara toprağın ölü bedenine hayat öpücüğünü kondurur. Tohumların yüreğine dokunur hayat. Baharla yeşil yeşil gülümser dünya. Yanağına pempe çiçekler kondurur. Fakir toprak fahr eder sultanın ikramıyla. Fakrı fahr olur, baharın gülümseyen yüzünde okunur. Bu sefer aşkın bestesini seslendirir bülbül şevkle. Yüreği lisanında dillenir. Çiçeklerin âşıkları doldurur âlemi, kelebekler latif öpücükler kondurur bahara. Arılar muhabbeti dokur bal dudaklarda. Ve gül bahara gülümser. Bülbül hayran olur. Kalbinin kanıyla boyar onu. Âlemi onunla güldürür.Derken bir insan gelir dünyaya. Ellinde gönül sepeti. Saldırır etrafa. Elinde neyi tutarsa soldurur. Sepetine sığdıramaz âlemi. Yüreğini ıssız çöle döndürür. Ve bülbül “beka” bestesini okur gülün başında. İnsan, “Evet, işte benim bestem.” Der, yönelir güle doğru. Gül gülümser insana. İnsan gülde bütün âlemleri görür. Bülbülün terennüm ettiği bütün nağmeleri, mücessem halde gülün yüzünde okur. Tohum olur, gül ve bülbülün nağmesiyle kâinat çıkar içinden. Ve insan, sesin geldiği yöne bakar. Bülbülü farkeder. Bülbülün tüyleri renkten renge bürünür dev bir zümrüd-i anka görünür ona. İnsan, “Ya baki!” der ve ankanın sırtına biner. Tam kuş uçacakken insan güle uzanır. Başına taç yapar onu. Kuş uçar semaya, insan da ulaşır en son noktaya. Sunar tacını sultanına. Ve sultan gülümser ona.Güller, son defa yazılsa bahara Bülbüller son defa dokunsa kulağaKelebekler son kez kanatlansa semayaGüneş son kez veda etse dünyayaVe bakışın, son bakış olsa banaİstemem asla istemem derimGüller hiç solmasın isterim Bülbüller asla susmasın derimVarlığıysa ölesiye severimBen bekanın âşığıyım dostlarFani sevmeler benim neyimeBekası olmayan aşklar beni soldurur Şu fani ömrüme hep elemler doldurur.AŞK ANCAK SAHİBİNİ BULURSA GÜLDÜRÜR.Abdürreşit ŞAHİN

  12. DÜNYA HAYATINA DALDIĞIN AN HATIRLA…….Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kul kabrine konulup, yakınları da ondan ayrılınca -ki o, geri dönenlerin ayak seslerini işitir- kendisine iki melek gelir. Onu oturtup: "Muhammed (sav) denen kimse hakkında ne diyordun?" diye sorarlar. Mü\’min kimse bu soruya: "Şehadet ederim ki. O, Allah\’ın kulu ve elçisidir!" diye cevap verir. Ona: "Cehennemdeki yerine bak! Allah orayı cennette bir mekana tebdil etti" denilir. (Adam bakar) her ikisini de görür. Allah da ona, kabrinden cennete bakan bir pencere açar. Eğer ölen kafir ve münafık ise (meleklerin sorusuna): "(Sorduğunuz zatı) bilmiyorum. Ben de herkesin söylediğini söylüyordum!" diye cevap verir. Kendisine: "Anlamadın ve uymadın!" denilir. Sonra kulaklarının arasına demirden bir sopa ile vurulur. (Sopanın acısıyla) öyle bir çığlık atar ki, onu (insan ve cinlerden ibaret olan) iki ağırlık dışında ona yakın olan bütün (kulak sakileri) işitir." Resulullah (sav), bizimle birlikte, Beni Neccar\’a ait bir bahçede bulunduğu sırada bindiği katır, onu aniden saptırdı, nerdeyse (sırtından yere) atacaktı. Karşımızda beş veya altı kabir vardı. Aleyhissalatu vesselam: "Bu kabirlerin sahiplerini bilen var mı?" buyurdular. Bir adam: "Ben biliyorum!" deyince, (aleyhissalatu vesselam): "Ne zaman öldüler?" dedi. Adam: "Şirk devrinde" deyince Aleyhissalatu vesselam: "Bu ümmet kabirde fitneye maruz kılınacak. Eğer birbirinizi defnetmemenizden korkmasaydım şahsen işitmekte olduğum kabir azabını size de işittirmesi için Allah\’a dua ederdim" buyurdular ve sonra şunları söylediler: "Kabir azabından Allah\’a sığının!" Oradakiler: "Kabir azabından Allah\’a sığınırız!" dediler. Aleyhissalatu vesselam: "Cehennem azabından da Allah\’a sığının!" dedi. "Cehennem azabından Allah\’a sığınırız" dediler. "Fitnelerin açık ve kapalı olanından Allah\’a sığının!" dedi. "Açık ve kapalı her çeşit fitneden Allah\’a sığınırız!" dediler. "Deccal\’ın fitnesinden Allah\’a sığının!" buyurdu. "Deccal\’ın fıtnesinden Allah\’a sığınırız!" dediler. Hz. Osman (ra), bir kabrin üzerinde durunca sakalı ıslanıncaya kadar ağlardı. Kendisine: "Cenneti ve cehennemi hatırladığın vakit ağlamıyorsun, fakat kabri hatırlayınca ağlıyorsun!" dediler. Bunun üzerine: "Çünkü Resulullah (sav)\’ın şöyle söylediğini işittim: "Kabir, ahiret menzillerinin birinci menzilidir. Kişi ondan kurtulabilirse, ondan sonrakiler daha kolaydır. Ondan kurtulamazsa ondan sonrakiler bundan daha zordur, daha şediddir." Hz. Osman devamla Resulullah (sav)\’ın şu sözünü de nakletti: "(Ahiret aleminden gördüğüm) manzaraların hiçbiri kabir kadar korkutucu ve ürkütücü değildi!" [Rezin şu ziyadeyi kaydetti: "Hani der ki: "Hz. Osman (ra)\’ın şu beyti inşa ettiğini işittim: "Eğer ondan necat buldunsa, büyük musibetten kurtuldun. Aksi halde senin kurtulacağını hayal etmem."] Her insan ölümü tadıcıdırEy Muhammed! Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı? Senin ölmenle rahata kavuşacaklarını mı sanıyorlar? (ENBİYA/34)Allah, sizi yarattı, sonra da sizi öldürecektir. İçinizden kimi de, biraz bilgiden sonra eşyayı önceki bildiği gibi bilmesin diye, ömrün en kötü çağına kadar yaşatılır. Şüphesiz ki Allah çok bilgili ve büyük kudret sahibidir. (NAHL/70)Sonra siz bunun ardından, muhakkak ki öleceksiniz. (MÜ\’MİNUN/15)Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak kötülük ve iyilikle deneyeceğiz. Hepiniz de sonunda bize döndürüleceksiniz. (ENBİYA/35)Sen elbette öleceksin, onlar da elbette öleceklerdir. (ZÜMER/30)- Yaşatan ve öldüren Allah\’tırÖldüren de dirilten de O\’dur. (NECM/44)Hiç şüphesiz, göklerin ve yerin mülkü Allah\’ındır. O, diriltir de, öldürür de. Size O\’ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı. (TEVBE/116)Ondan başka hiçbir ilâh yoktur. O hem yaşatır, hem öldürür. O sizin de Rabbiniz, sizden önceki babalarınızın da Rabbidir. (DUHAN/8)Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez. (VAKİ\’A/60)- İnsan ne kadar ölümden korunmaya çalışsada kaçış yokturHer nerede olursanız olun ölüm size yetişir, son derece sağlam kaleler içinde de bulunsanız yine kurtulamazsınız. Onlara bir iyilik erişirse "Bu, Allahtandır" derler, bir kötülüğe uğrarlarsa, "Bu, senin yüzündendir." derler. Ey Muhammed! De ki: "Hepsi Allah\’tandır." Bu topluma ne oluyor ki, hiç söz anlamaya yanaşmıyorlar? (NİSA/78)Şüphesiz ki, kıyamet saatinin bilgisi Allah yanındadır. Yağmuru O yağdırır, rahimlerde ne varsa (erkek veya dişi oluşunu, renk ve özelliklerini) O bilir. Hiçbir kimse yarın ne kazanacağını bilmez. Hiçbir kimse hangi yerde öleceğini de bilemez. Şüphesiz ki Allah her şeyi hakkıyla bilir, her şeyden haberdardır. (LOKMAN/34)De ki: "Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra görünmeyeni ve görüneni bilene döndürüleceksiniz. O size (bütün) yaptıklarınızı haber verecektir. (CUM\’A/8)De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermez. Vereceğini var saydığınız takdirde de ancak pek az faydalandırılırsınız." (AHZAB/16) – İman edenler müslüman olarak ölmeyi isterler"Ey Rabbim! Sen bana dünya mülkünden nasip verdin ve bana rüyaların tabirinden bir ilim öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan var eden Rabbim! Benim velim sensin, benim canımı müslüman olarak al ve beni salih kulların arasına kat!" (YUSUF/101)De ki: Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep âlemlerin Rabbi Allah içindir. (EN\’AM/162) "Senin bize kızman da sırf Rabbimizin âyetleri gelince onlara iman etmemizden dolayıdır. Ey Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve canımızı müslüman olarak al." derler. (A\’RAF/126)

  13. \’ \’ Bir Yer Var Hayalimde \’ \’ Gözlerimi kapadım… Bir yer var hayalimde… Kalbimin tatilinde gezintiye çıktım… Hissediyorum, son nefesime kadar içime çektiğim tüm duygularım peşimden koşuyor… Hayallerim arkamdan ağlarcasına bana bakıyor.. Bir yer var hayalimde… Temiz bir sayfa açılır ya yüreğinde, işte öylesine bir huzur veren mekân… Dinlenmekse, ardında bırakmaksa, iyi-kötü her şeyi ve tüm korktuklarından arınmaksa, işte, ben onu bekliyorum… Ve kazanmaya çalışıyorum, dünya denen sahnede rolümü iyi oynamaya adıyorum aldığım her nefesi… Attığım adımları bu senaryonun sahibine, yaradanıma yöneltiyorum. Ve tüm yaptığım güzelliklerin yanına bir tebessüm konduruyorum… Bir yer var hayalimde… Ne zaman okusam, ondan bahseden en yüce ve en son kelamı, bir mutluluk ilişiverir yanıma.. Bir beyazlık kaplar içimi… Gezdiğim hiçbir yere benzememeli ve daha önce kimsenin düşlerine girmemeli.. şimdi sabrediyorum ve bekliyorum kalbimin tatilini… Ne zaman arınırsa sahte putlardan, ne zaman bir güneş sızarsa içerisine ve bir gün durmak için emir alırsa, işte o zaman çıkacağım asıl olan tatile… Bu hayata göre, düş sayılan gerçek âleme yol alacağım… Ve ardıma bakmadan koşacağım, beklediğim derinliklere… Bir yer var hayalimde… Günahıma “dur” diyen bir eldir, o içimde… Ne zaman kötülüğe dalsam ve karanlıkları çağırsam aklıma, hayalimdeki o yer gelir ve dağılır tüm sahtelikler, tüm vesveseler… Bir değer katar, bir anlamı olur hayatın… çünkü bu dünya olmadan onu hiç tanıyamazdım. Hiç sevemezdim, önüme çıkan hayatın engellerini… Asıl yerimin orası olmasını ne çok ister yüreğim… ümitlerimi hep saklarım, tâ ki, son âna dek, son nefesimde hep yaradanımı zikrederek kabul edilmeyi isterim, ruhumun tüm keşfedemediğim sırlarına elveda diyerek… Bir yer var hayalimde… Düşlerime sığdıramadığım, rüyalarıma ağır gelen bir güzellik temellerinde… Uğruna canlar feda edilen, adına şiirler yazılan, yaradanımın büyük vââdi olmaya layık olan harikalar diyarı… şimdi heyecanlıyım… Kazanmalıyım… Hayallerime giden yolda nefsimle oyalanmamalıyım… Ardıma bırakmalıyım şeytanın benle uğraşlarını… Vakit var mıdır bilmezken ilerlemeliyim ve hatta koşmalıyım dosdoğru yol üzerinde… Eğer rüzgar eserse yüreğimde, bir fırtına koparsa, hayallerimin üzerinde, sarılmalıyım Rabbimin emirlerine ve değişmeliyim hayallerimi, o güzel mekânı ve huzurumu, dünyanın vââdlerine… çünkü bir yer var hayalimde… Adına “cennet” denen bir yer… özlüyorum… Bekliyorum… Ve kalbimde ona koşuyorum… İktibas Selamet ve hayırla inş. kardeşim.

  14. Canım yanıyor,içimde bir sızı nedenini bilmiyorumAdı sensizlik belkiYada ulaşamamak ,ağlayamamak derinden,Kıyamdayken başka yerde, secdedeyken başka yerde olmakYönelememek sana içten bir aşklaCanım yanıyor ya Rabbel aleminBir sızı var anlayamadığım,Canım yanıyor Ya ErhamerrahiminAdını koyamadığım,Bugün gitmek istedim buralardanSana yakın olmak için,uzakları yakın yapabilmek için,Çıktım viran şehrimden;daha fazla gidemedim nedense,Bir yağmur başladı sessizce,ER-RAHİM diye fısıldadı paramparça olan yüreğime,İrkildim Ya Rabbelalemin,rahmetine kavuştur beni,Sonra yürüdüm içimde bir ses anlayamadığım,Bir güvercin gördüm sırılsıklam;EL-CELİL dedi içimdeki sese,Ne büyük.ne yücesin;yüceliğinle derman ol derdime,Islandım,yorgunum birde acı var içimde nereye baksam seni gördüm ALLAHIMBir çocuk tebessümünde,bir yaprağın vedasında mevsime,MALİKÜ’L-MÜLK tecellisini gördüm kara bulutların içinden doğan güneşteSen her şeyin tek sahibi ALLAHIM,İçimde bir uçurumken hayat,üstelik çıkmazdayken dar sokaklarımEL-MÜHEYMİN sesi kulağımda,Sen aciz kullarını unutmayan hep gözeten ALLAHIM,yardım et bu kuluna,Savruluyorum nereye gitsem bilmiyorum,bir dağa bakıyorum bir mahlukataHepsi rükuda hepsi kıyamdaÇiçekler,otlar,toprak secdedeEn küçük mahlukat zikirde,insanlık ise gafletteYA HALIK diyor tabiat;adem ise hüsranda,azaptaEy incelik,lütuf sahibi EL-LATİFEy kusurlardan münezzeh KUDDÜSEY adalet sahibi EL-ADLEY büyüklük sahibi EL-AZİMEY merhamet sahibi ER-RAHMANNereye baksam,nereye dönsem sen tecelli ettin,Bir tek insanlıkta görmedim huşu ile yakarış,her şey sende yaşarken;İnsanlık nefsinde ölmüşHer yer sende iken,insanlık her yerde viran olmuş,Bu viran şehirde,divane dünyada yalnız bırakma biziUTANIYORUZ RAHMETİ GENİŞ ALLAHIMBizi bize bırakma ALLAHIMBİZİ BİZE BIRAKMA.

  15. Hayatın Komşusu Ölüm, Komşumuzun kolundan tutup ukbaya yürüttü…Yürüyüşü hüzün çiçekler açtırdı, soldu sabahlar, söndü akşamlar… Mevsimler elbisesini çıkarıp beyaz kefene büründü…Siyah toprak, beyaz elbise… Başka hangi renkler bu kadar net ve kesin? Geçen yaz yatsı namazı bitiminde birkaç dost bir araya gelir dondurma yerdik Dondurmadan daha tatlı gelirdi sohbet, günün stresini eritirdik birlikteliğimizde…Bu yıl beraber olamadık zira hastaydı, ziyarete gittiğimizde “Hadi iyileşte yine dondurma yiyelim” dediğimizde hasta yatağında konuşmakta zorlanıyordu fakat kolay tebessüm ediyorduHayat yaz sıcağında eriyen dondurma gibi erimiyor mu? Dondurma ne kadar doyurucuysa bu hayat da o kadar doyurucu… Suri tatlılığı kandırmıyor kalpleri… Dönen dünya doyurmuyor duyguları… Doyumsuz duygular erimişliği kabullenmiyor, sonsuzluk istiyor…Zamanın erittiği ömür, ölümle sonlanıyor… Namaz zamanları sonsuzluktan damlayan damlalar…Ruhun sükun bulduğu, kalbin kavileştiği, dimağların durulduğu, duyguların ulvileştiği demler… Temiz akan nehirde günde beş defa yıkanmaktır namaz…Her arınmışlık vaktinde yeniden dirilir kalp, hiffet kazanır ruh, derin denizlerin sükununa dalar duygular…Hikmet açlığını doyurur akıl…Hayatın erimişliği endişelendirmez onu…Zengin bir anlam bütünlüğü ile baktığı hayatta ölüm bile ayrılık değil, yakınlığın yeni bir veçhesidir Ölüm ölü değil diridir nazarında, dünyadaki dostlarından ayıran berzahtaki dostlarına taşıyan köprü…Köprülerin yarısı ayrılık, diğer yarısı kavuşmadırİzafiliğin izinde yürümüyor muyuz hep? Doğan çocuğun ayrılma ve kavuşma ağlayışlarında yürüyoruz hayattan ölümeUzak olan ne, yakın olan ne? Sevilesi ve üzülesi hangisi?Gerçek, miraç olarak kılınan namazın zamansız saatleri…Ölümün ve ayrılığın ayıramadığı mekansızlık mekanı…İkindi namazında toplandı dostları, ayrılığında omuzlarında taşıdı ölümü…Haziran hüznü yağdı kısa yol boyunca…Camiye yakındı evi, yeni evi de yakın camiye…Bana da uzak değil yeni yurdu…İş gidişlerinde ve eve dönüşlerde bazen kullandığım yol üzeri… Yorgun ve yılgın olduğum melal akşamlarda mezarlığın içinden geçen küçük yoldan geçmek hem kestirme oluyor, hem kalbimin kasaveti kırılıyor, ruhum dinleniyor… Sık selviler, mevsiminde renk renk güller, öten bülbüller… Ruhani ve nurani meltemle buluşan tefekkür yağmurlarıyla serinleyen sine…Sanki hayatın başka bir berzahından geçiyorsunuz o kısa ama uzun yolda…Hayat evinden kabir kapısına varmadan önce, tefekkür adımlarla camiye gidebilmek…Beş dem yıkanabilmek orada…Ruhu arınmış bir elbiseyle bürüyebilmek…Beden, iyi biliriz diye dostların omuzlarından kabre konurken, ruh nuraniyet bahçelerinden güzel manzaralara seyre koyulurKısa hayatta uzun hayata lazım olabilecek levazımatın tedarikiyle meşgul olabilmek…Hikmet nazarla, tefekkürle eritebilmek hayatı… Suri sevinçlere aldanmadan sonsuz saadetlere yönelmek… Hayatı namazla eritebilmişliğin, namazda arınmamışlığın belirtileri…Bir ölüm binler nasihat…Hayatın komşusu ölüm… Kim komşusuna kirli karşılamak ister ki? Hem de evin önünden nehir akıp dururken? Günah sıcakları başlamışken haydi nehre serinlemeğe…SELAM VE DUALARIN EN GÜZELİ ÜZERİNİZE OLUN ABİCİM HAYIRLI HAFTALAR DİLERİM

  16. ÖLÜM ÖLÜMDÜRBir insanın ölümü; bir kızıl goncanın içini açmasına, âlemi öpmesine benzer yaprak yaprak ve satır satır!.. Ve bir insanın ölümü; Bir goncanın açması kadar, beklenendir!.. * * * İnsan, tohumdur; her şey gibi!… Tohum; ayağını aşağı, elini yukarı uzatıp çeker kendini… Tohum, uzatıp elini tutar hayatı ama, hayatın "bir avuç boşluk" olduğunu düşünmeden!.. Hayat yoktur ki!.. Dünya da yoktur!.. Var olan; "hayal" edilen bir mekânda, "hayat" denilen süre içinde, kayda geçen işlerdir!.. ….. Ha, hayâl olan bu dünya; ha, hayaletleri masalların!.. * * * Bir insanın ölümü; Bir kızıl goncanın içini açmasına… Yapraklarının arasında ne varsa dökmesine benzer… Kimi goncalar açıldığında; miss gibi yayılır kokusu, kimi güller, dillere destan olur… * * * Beklenen, aslında budur. Topraktan boşluğa saplanan bir küçük filiz, ne kadar tırmanırsa tırmansın; ya toprağa iner, veya toprağa yükselir!.. Toprak ne yüksekliğin irtifaı, ne alçaklığın ölçüsüdür… Toprak, kapıdır; Girdiğin ve çıkacağın!.. * * * Bir insanın ölümü; Bir goncanın gül olmasıdır!.. * * * Bir tohumun kök salması… Bir kökün filiz vermesi… Filizin fidan olması… Ve bunun tomurcuklanması ne kadar normal geliyorsa görenlere… Kimse şaşırmıyorsa bir goncanın sapı ve yaprağı olmasına… Niye şaşırılıyor; İnsanın güle benzemesine?.. * * * Yani, özü şudur bu lafın: Bu "hayâl et"ler diyarındaki bir insanın ölümü; bir kızıl goncanın içini açmasına, âlemi öpmesine benzer… Yaprak yaprak, ve satır satır! Ve bir insanın ölümü; bir goncanın açması kadar, beklenendir!.. * * * Hayat yoktur ki… Dünya da yoktur!.. Var olan; "hayal" edilen bir mekânda, "hayat" denilen süre içinde, kayda geçen işlerdir!.. Bir insanın ölümü; Bir goncanın gül olmasıdır

  17. Necip Fazıl da ölümü hak ettiği yere konuşlandırır.“Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber…Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?” Ölümü büyük insanlara yakıştırır ki diğerlerinin itiraz sesleri çıkmasın. Niye? “Baksanıza büyük insanlar bile ölüme söz geçiremezken bize ne oluyor ki şikayete komşu olalım?” Belki de insanı en çok ürküten, ölümle son bulan vakanın yer altında devam eden ceset tahvili olsa gerek. Yani, ruhu olamayan bedenin çürüyüp toz olması. Ama hakikaten öyle mi acaba?“O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?Toprağın altındaki saklambaçta var mısın?”Evet, böyle diyor Necip Fazıl. Bir tür saklambaca benzetiyor kabir hayatını. Önünde sonunda ebenin saklananı sobeleyeceği bir oyun. Ölümün vasıtalığını edip oyuncuyu saklambaç mekânına götürecek olan “tabut”, ayrı bir motif. Bunu görünce iştahı kesilenleri mi ararsınız, bir defa görüp günlerce yatağa düşeni mi ararsınız? Hasılı korkunç bir şey gibi gelir çoğuna bu “imamın kayığı”.Bakın Necip Fazıl, nasıl tarif ediyor:“Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek varOh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var!…”Korkunun ölüme faydası var mıdır? Bunu tartışacak değiliz. Bizim bu yazıdan maksadımız, ölümün sıcak yüzünü göstermektir. Anlatıldığı gibi çok da korkulması gereken değil, aslında sevilmeye lâyık bir dost olduğudur. SELAM VE DUA İLE ABLASININ CAN AHMEDİ RABBİME EMANETSİN KARDEŞCİĞİM….

  18. Ellerinize sağlık alanınız bi harika eklemiş olduğunuz yusuf ziya öskanın okuduğu eser bi başka süslemiş alanı elinize ve yüreginize sağlık

  19. İnsan yaşadığı yolda ölürmüş.Rabbim hak yolda yaşayıp, hak yolda ölmek nasip etsin inşallah..Allah razı olsun faydalı paylaşımlarınız için. Selam ve Dua ile…

  20. Cennetteki Doğa Güzelliğiİnsanın ruhu estetikten, simetriden, güzellikten, temizlikten, düzenden, renk uyumundan kısacası mükemmellikten zevk alacak şekilde yaratılmıştır. Nitekim doğadaki tüm renkler, görüntüler de insanın ruhundaki bu zevke hitap eden en yakın uyum ve güzelliği yansıtırlar. İnsanların dinlenmek, rahat etmek için tercih ettikleri mekanlar da hep doğal güzelliklerle iç içedirler. Yeşillik, ormanlık, deniz kenarı ya da nehir kıyısı gibi yerlerde temiz hava, toprak ve su ile yakın olmak insanlara huzur ve mutluluk verir.Güneş ışınlarının, temiz havanın doğrudan girmediği, doğal güzelliklerden uzak ortamlar ise genellikle insanların hoşuna gitmez. İnsanın doğal güzellik arayışı içinde olmasının sebeplerinden biri, Allah\’ın insanı cennet güzelliklerinden zevk alacak şekilde yaratmış olmasıdır. İnsan farkında olsa da olmasa da aslında cennet nimetlerinin beklentisi içindedir. Ayetlerde cennetin doğal güzelliklerle iç içe olacağı şöyle haber verilmektedir:Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlara gelince; onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük \’kurtuluş ve mutluluk\’ budur. (Büruc Suresi, 11) Çeşit çeşit \’inceliklere ve güzelliklere\’ (veya her türden sık ağaçlara) sahiptirler. (Rahman Suresi, 48)

  21. Ey Ölüm! Sana Hayranlığım Tükenmeyecek…Bir ebemkuşağıdır ölüm,Yalnız geçilir altından devcesine…Ölüm, Yaradana çıkan yollarda iki Cihan Efendisini arayıştır, buluştur. Kavuşmanın ılıman heybeti,oradaki gerçek hayata iklim olacaktır.Geride kalanların gönderdiği kalb sıcaklığındaFâtihalar, tebessüm yüklü gerçek saadeti taşır dururlar: Bu, oğlumun Fâtihası, bu kızımın.Bunlar da can ciğer dostlarımın Elham Sûreleri…Gelecektim efendim. İşte geldim. İyiliklerimle, sevincimle, bitip tükenmez hasretimle.Geldim efendim.Dünyada senin için sevinmiş, senin için gülmüş,senin için karanlıklar hacminde usul yanan mum gibi sessizce tükenmiştim.Ne kendim utandım,ne dostlarımı utandırdım, ne seni Efendim.İşte geldimİşte geldimYüreğim yalansız, bedenim haramsız ve yanımdaFâtihalarla…Seccade kadar mülküm, seccade kadar masam ve seccade kadar toprağımla öylesine zengindim ki… Hepsini kucak dolusu şükürlerle değiştim…Geldim EfendimDöndüm EfendimAy, hilalken şahittir. Erikler çiçek açarken, civciv avucumu ararken şahittir. Bayram sabahlarında üç ayağını bağlayıp da toprağa yatırdığım güzelim kurbanlıkların gözlerime bakan gözleri şahittir.Çektiğim ilk tespihin ilk tanesi, içtiğim son zemzeminson damlası,gördüğüm ilk elif şahittir. Üzerine basmadığım karıncalar, öptüğüm toprak, kokladığım ilk fesleğen şahittir. Yediğim ilk kardaki serinlik, selam verdiğim ilk komşum, yazdığım ilkyazı, çizdiğim ilkçizgi şahittir.Âmentü şahittir Ancak Yaradana kul olmaya çalıştım, Efendime hizmetkar…Geldim EfendimDöndüm EfendimBir ebemkuşağıdır ölümEn haşmetli gerçek, en müzeyyen hakikat Ve ancak dünyayı tanıyabilenlerin tadabileceği son“armağan lezzet.” Şu dünyada herkese yer ayıran “âdik adalet”!Hayret… Zindandakine de “Merhaba” diyor, zindancıya da.Doktora da, hastasına da Çırağa da gülüyor, ustasına da…Bu vatan için şehit olan cana da diyor şehit olmaya çalışanlara da…Bir ebemkuşağıdır ölümO kadar uzak ve o kadar yakın, hem o kadar büyük Bütün güller onun dizi dibinde. Ağaçlar, ülkeler,yeryüzü ve kâinat dizi dibinde.Biz onun dizi dibindeyiz. Uyurken, uyanıkken, yolculukta, sevinirken,üzülürken, kızarken hep yanımızda ve yakınımızda.ÖLÜM HİÇ UNUTMAYAN EN BÜYÜK VEFÂ…Yorgunluğun tükenişinde o var O, hırsa fren, bitmişliğe sigorta. Ebedî yarınlarınaralık duran davetkar kapısı. Karanlıktan aydınlığa ve aydınlıktanaydınlıklara uzanan yegâne yön.Ve en gerçek işaret…Ey ölüm, sana hayranlığım tükenmeyecek…Selam Ve Baki Dualarımla Abicim!…

  22. UYAN EY NEFSİMGİDECEGİN YER BELLİ DEĞİLMİAYNADA BAK BİR KENDİNEÖLMEYECEKMİSİN BİR GÜN SENDEHALA NEDEN DÜZELMEZSİN SÖYLE.ÖLÜM GELİRSE BİRGÜN SANA KORKMAZMISIN DE HADİ BANA YAPTIKLARIN ORTAYA ÇIKINCASENDE GELİRSİN BİRGÜN DİZEAZRAİL GELİNCE YANINACANIN TATLI OLUNCABİRDE AMELİN SORULUNCANEREYE KAÇACAKSIN SÖYLESENE.YER KAZILIYOR BAK SANA KİM VAR YANINDA BAK ETRAFINAHANİ DOSTUN ARKADAŞINNEREDE KORUDUKLARIN.İŞTE BAŞLADI SORGULARIN SEVAPTAN ÇOK GÜNAHLARINKILMAYIP TERK ETTİĞİN NAMAZINVERİRİM DEYİPTE VERMEDİĞİN ZEKÂTIN.ŞAHİDİM YOK DİYE DÜŞÜNME SAKINEN BÜYÜK ŞAHİDİN BEDENİNSÖYLEYECEKLER TEK TEK ŞİMDİOLUP BİTEN HER ŞEYİ.İŞTE EN BÜYÜK DELİLLERSÖYLEDİKLERİNİ SÖYLER DİLİNDİNLEDİKLERİNİ DUYURUR KULAĞINBAKTINLARINI GÖSTERİR GÖZÜN.BİR FİLM ŞERİDİ GİBİ GEÇER HAYATINGÜNAHINLA SEVABINLA İSYANINLAHİLE OLMADAN ANLATILIR BÜTÜN YAŞADIKLARIN.İnsan ve vazifesiKendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan; hiçbir şeyi gayesiz, nizamsız göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz olabilirsin.İnsan ebed için yaratılmıştır. Onun hakiki lezzetleri, ancak marifetullah, muhabbetullah, ilim gibi umur-u edebiyedir.ÜSTAT(bediüzzaman said nursi)SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL

  23. Azıksız çıkma yola! … Bir nehir geçeceksen, önce soyunmalısın, Bir dağı çıkacaksan, soluklu olmalısın. Madem ki niyetlisin, seferin kutlu ola! Caydırmayı düşünmem, ama derim ki sana: Azıksız çıkma yola! … Seferin savaşaysa sağlam kuşanmalısın Zaman öyle bir at ki ihmâle vermez mola! Erkenden daha erken uyan ki kazanasın Mahmur “biraz daha”lar düğümü çok tuzaktır Azıksız çıkma yola! … Pınarın gözü ise aradığın, sendedir. Üzengiye sağlam bas, dizgini ele dola! Güz bahçelerinde gazel toplama, çiçek topla, Boşa vakit öldürme, yarına kefilin yok Azıksız çıkma yola! … Vuslatsa istediğin, in insanın içine Ve çarşılarda dolaş Azrail’le kol-kola! Mezarlığa git düşün, düğünlere git ağla Kanadın sızlasa da Uhud kadar ağır ol Azıksız çıkma yola! … Öyle bir abdest al ki, su bile sarhoş olsun Sen yaprak ve çiçek ol, gördüğün kuru dala Hep gönül şehri onar, kâinata sevgi sun Her ham söze sağır ol Azıksız çıkma yola! … Nereye gidersen git, heybene gönül doldur Bir kovan parçalama bir parmak acı bal’a! Yontuldukça yer kapla ve her zaman güzel kal, Temiz ol, fazlanı at, eksiğini tamamla Azıksız çıkma yola! … Bahattin Karakoç

  24. Enbiyâ Sûresi\’nin 35. âyetinde:"Her canlı ölümü tadar. Bir imtihân olarak sizi hayırla da şerle de deniyoruz. Ve siz ancak bize döndürüleceksiniz…" buyurulur.İlâhî! Hayatımızı ve ölümümüzü sâlih kullarına lutfettiğin bereket, nîmet, ulvî güzellikler ve sana vuslat ile müzeyyen ve mükerrem kıl!..Amin..ALLAH C.C razı olsun abim selam ve dua ile..Âmîn!..

  25. İNSAN KALMAKAteş boğar , deniz yakar ,İnsan kalmak zor yüreğim.Şaşkın akıl dağa çıkar, İnsan klamak zor yüreğim.Gün kavrulur , gece yanar ,Harf kıvılcım , hece yanar , Aşk ateşi nice yanarİnsan kalmak zor yüreğim. Ümitlerim isli fener , Biri yansa biri söner , Cümle yârân yanar döner ,İnsan kalmak zor yüreğim.Parmakların şerha şerha , Al gülleri , ver sabaha , Ne bir çığlık , ne bir sahya ,İnsan kalmak zor yüreğim.Üzerine yürür zaman , Yalvar yakar vermez aman , Devran çetin , nefis yaman İnsan kalmak zor yüreğim.İlk hamlede şaşırdın ha !Kalkanını düşürdün ha !Yüzün sürüp var Allah\’aİnsan kalmak zor yüreğim…Bestami YazganAllah razı olsun, selametle…

  26. Ahmet kardeşim her zaman ki gibi kaliteli, kıymetli ve değerli paylaşımlarınızla çalışmalarını sürdürüyorsunuz.Çalışmalrınızda kolaylıklar ve muvaffakiyetler dilerim. Rahman razı olsun. Elinize sağlık, emeğinize bereket.Sık sık ölümü düşünmeye çalışın, bunu düşüne düşüne kendinizi öyle bir duruma getirin ki, ölüm artık size korkunç tehlike gibi görünmesin, size bir dost, bu dertli yaşamın zorlukları içinde iyilik etmek için çırpınan ruhunuzu kurtaran, ruhunuzu bir teselli ve armağan yerine kavuşturan bir dost olarak görünsün. (Bezuhoy)Ölümü düşündün mü hiç?Cevabın muhtemelen; “evet” oldu…Hangimiz düşünmedik ki? O “son” dediğimiz anda “ölüm gelse” dedik… “Gelse de beni de alıp götürse. Tıpkı götürdüğü diğer canlar gibi… Hem neden yaşıyorum ki?”Peki ölümü böyle mi düşünmeli? Kurtuluş mu? Yoksa ölüm dost mu? Ya da korkunç?Ölüme mânâ vermek zorunda mıyız? İç içe yaşadığımız şeye ne mânâ verebiliriz ki? İşte bu veremeyiş bizi acizleştiriyor…Kafamızdan anında siliveriyoruz ölüm gerçeğini… Ve o koca gerçek bir anda basit bir düşünce oluveriyor kafamızdan gelip geçen ve hatta gereksiz!…Ölüme duyulan korkuyu bertaraf edebilmek için süsleriz onu… “Ölümü sevmeli”Gerçekten sevmeli mi? Peki ölüm nasıl sevilir?Görmediğin, duymadığın, hissetmediğin şeyi sevmekte ne?Korkuna felsefe giydirmek! İşte koca bir acziyet…“Ölümden korkmuyorum” diyen insanlar bana samimi gelmez. Bu mantıksız bir baş kaldırıdır. Çünkü insanoğlu bilmediğinden illâki korkar. Kaldı ki bildiklerinden bile!Ölümle dost olamaya çalışmaktansa güzel bir ölümü hak etmeye çalışmak daha insancadır bana göre. Ölümle dost olmaya çalışmak sadece bir züğürt tesellisidir. Çünkü hiç bir canlı ölümle dost olamaz.Sadece Allah ile olabilir ki, bunun için nefsini yok etmesi gerekir.Öte yandan…Ölümü sevmek işe yarayabilir mi?Peki neye?Ölüm korkusunu bertaraf etmeye… Ölümü sevmek, kendini sevmekle eş değer değil midir?Kendini seven kişi ölmek istemez… Ve bu istemeyişi farklı yorumlama çabası içerisine girer… Yani; “ben ölümü seviyorum.”Hayır! Sen, kendini kandırıyorsun…Kendinle dost olmalısın, kendine saygı duymalısın… Kendine duyduğun saygı nispetinde insan olur ve insanca yaşarsın…Gerçek insan, ölümden korkmaz… Ölümü sever. Gerçek insan, ölümü bilmediğinden ve korkusunu ört bas etmek için sevmez ölümü…Gerçek insan ölümü çok iyi bilir. Ölüm, onun için kavuşma anıdır… Ebedi istirahatgâh(!)a göçten ötesidir gerçek insan için ölüm…Zordur, ağırdır, çilelidir…“Nasıl olsa öleceğim…” “ Her şeyi yaşamalıyım…” “ İki günlük dünyada ne yaşasam kârdır…”Gerçekten böyle mi düşünüyorsun?Emin ol kötülerde en az senin kadar ölümü düşünüyor ve seviyor… Hatta ölüm, kötünün tek tesellisi… Ölüm ve uzun bir hayat… Her kötü, uzun bir hayat diler… Fakat bu dileyiş, ölümü sevmeyeceği manasına gelmez… Kötü insan işine gelen her şeyi sevecektir. Ölüm onun en son dilediği şeydir ve o noktada sevdiği…İnsan gibi ölmek için, insan gibi yaşamak zorunda olmamız gerektiğini her an düşünmek en güzel olanı ,…Hayatta şirin şeyler yaşamak ve ölümle bu şirin şeylerden ayrılmak zorundalığı insanları karamsarlaştırır ve ağızlarından tuhaf sözler çıkartır…“Yaşayın! Ne yaşasanız kâr… Hem ölümden korkmayın! Ölümde güzel!”Fakat…Ölüm, mü’mine güzel… Ölüm insana güzel… Ölüm, ölümü ciddiye alana güzel… Ölüm, ölümü yaratanı lâyıkı ile hatırlayana güzel…Ölüm herkese güzel olsaydı Allah’ın adaleti sorgulanmaz mıydı?Ölüm teselli değildir. Ölüm dost değildir… Eğer gerçek bir insansan, değil ölüm, sana her şey ve herkes dosttur!Mevlândan ölüm üzerine:"Ölüm kavuşmadır; cefa etmek, kin gütmek değil", "Ölürsem ben, öldü demeyin. Çünkü ölüydüm, dirildim; dost aldı, götürdü beni." Sözleriyle dile getirirken, kendisinin bu âlemden ayrıldığı geceye de "şeb-i arûs" (düğün gecesi) denilmiştir.Mevlânâ\’nın şu gazeli onun ölümle ilgili düşüncelerinin en veciz ifadesidir:"Ölüm günümde tabutum yürüyüp gitmeye başladı mı, bende bu cihanın gamı var, dünyadan ayrıldığıma tasalanıyorum sanma; bu çeşit bir şüpheye düşme.Bana ağlama, yazık yazık deme. Şeytanın tuzağına düşersem, işte o zaman yazık yazık demenin sırasıdır.Cenazemi görünce ayrılık, ayrılık deme. O vakit benim buluşma ve görüşme zamanımdır.Beni kabre indirip bırakınca; sakın elveda, elveda deme. Zira mezar cennetler topluluğunun perde-sidir.Uyku ve uyanıklık, akıllılar için Ölümle mahşere iki şahittir.Küçük haşr, büyük hasrın; küçük ölüm büyük ölümün örneğidir." (Mesnevi, V/l781-96)Uyku ve uyanmak ile, mademki her gün ölümün bir benzerini yaşıyoruz, o halde bundan ders alıp, ölümü karşılamaya hazırlanmalıyız:"Ölüm için ihtiyat gerekir. Akıbeti, hasrı gören-ler için de zevk u safa.Ölümü Yûsuf gibi gören, canını feda eder. Kurt gibi görense, doğru yoldan ayrılır…Mevlânâ; insanların ölüm gerçeğini görüp, dos-tun huzuruna eli boş çıkmamalarını, ebedî hayat için hazırlık yapmalarını öğütler…Ölüme her an hazır olabilmek dileği ile… Selam ve dua ile. / Hayırlı Günler

  27. Allah\’ı Aşkla Sevmek Allah\’ı aşkla sevmek, Allah sevgisinin dünyadaki diğer tüm sevgilerin üstünde en şiddetli, en yoğun ve sürekli artan bir biçimde yaşanması, kalplerde hissedilmesidir. Allah\’a kavuşmak için özlem duymak, O\’nun Zatına ve yarattıklarına karşı güçlü bir sevgi beslemek ve bütün kainatı sevgi gözüyle kucaklamaktır. Saymaya güç yetiremeyeceğimiz nimetlerine karşı olan hayranlığımızın ve şükrümüzün bir sonucu olarak Yüce Allah\’a coşkulu bir aşk ile kalpten bağlanmaktır. En çok O\’na güvenmek, sadece O\’nu yüceltmek, sadece O\’nu hoşnut kılmaya çalışmak ve yalnız O\’nu dost edinmektir.Kuran\’da Hz. Musa\’nın Yüce Allah\’a olan sevgisi ve O\’nu razı etme isteği şu şekilde bildirilmiştir: "Seni kavminden \’çarçabuk ayrılmaya iten\’ nedir ey Musa? Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim." (Taha Suresi, 83-84) KALBINI DÜNYANIN KUYTUSUNDAN ÇIKAR Sonsuz bir nefesle ALLAH \’azze ve celle\’Sonsuz bir derinlikte hissetmek,Dilimde A\’ ile başlayıp ciğerimde H\’ harfi ile sonlanan A…LLA….HEn derinlerde en Derini yaşamak, solumakAllah diyen dudaklarım hiç kapanmazAllah derken değmez birbirineNefesimde de sonsuzluk varTelafuzumda da sonsuzluk varAllah diyen dilde bile sonsuzluk varSonsuza talip bu aciz kulun Ey Allah\’ım*Beni bana bırakma Ey Erhamerrahimin*Ey CananEy Canımıza can katan Canan*Vuslatı bekler bu aciz kulGüle hasret bu bülbülSuya hasret bu toprak Allah Resulü şöyle buyuruyor:Kim bana ve Ehl-i Beytime salâvat gönderirse, Allah ona yetmiş iki şehidin sevabını verir ve anadan doğduğu gün gibi günahlarından temizlenir Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellimAllahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim Ey Allahım ! Efendimiz, büyüğümüz Muhammed\’e, evladu iyaline, ashabına salatu selam eyle.(Rahmet et, selametlik ver.) HAYIRLI CUMALAR SELAM VE DUA ILE

  28. "Seni kavminden \’çarçabuk ayrılmaya iten\’ nedir ey Musa? Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim." (Taha Suresi, 83-84) KALBINI DÜNYANIN KUYTUSUNDAN ÇIKAR Sonsuz bir nefesle ALLAH \’azze ve celle\’Sonsuz bir derinlikte hissetmek,Dilimde A\’ ile başlayıp ciğerimde H\’ harfi ile sonlanan A…LLA….HEn derinlerde en Derini yaşamak, solumakAllah diyen dudaklarım hiç kapanmazAllah derken değmez birbirineNefesimde de sonsuzluk varTelafuzumda da sonsuzluk varAllah diyen dilde bile sonsuzluk varSonsuza talip bu aciz kulun Ey Allah\’ım*Beni bana bırakma Ey Erhamerrahimin*Ey CananEy Canımıza can katan Canan*Vuslatı bekler bu aciz kulGüle hasret bu bülbülSuya hasret bu toprak

  29. Have a nice Saturday and sundaycyber beijokas

  30. Allah\’a Coşkulu Bir Sevgi ile Bağlanmak Sevgi Duyulan Her Şey Allah\’ı Anmak için Bir Vesiledir: Alemleri yoktan var eden Yüce Allah, küçücük bir muhabbet kuşunda dahi insanın çok hoşuna gidecek birçok özellik yaratır. Adeta insan sesi çıkartarak konuşabilen, mavinin, sarının, yeşilin farklı tonlarıyla çok estetik bir görünüme sahip olan ve sevilmekten çok hoşlanan bu küçücük canlılar, Allah\’ın sonsuz kainat içinde yarattığı sayısız güzellikten sadece bir tanesidir. Tüm insanlar bu sevimli canlıların görüntüsünden zevk alır. Ancak bu görüntünün ardında, Allah\’ın sonsuz ilminin olduğunun şuurunda olan bir insanın tavrı ve düşüncesi diğer insanlara göre oldukça farklıdır. Bu bilinçle hareket eden bir kişi gördüğü bu güzellik karşısında Allah\’ı tesbih eder. Allah\’ın kendisine verdiği sevgi, şefkat ve merhamet duyguları için de şükreder. Benzer bir durum için Kuran\’da şöyle bir örnek verilmektedir: "Biz Davud\’a Süleyman\’ı armağan ettik. O, ne güzel kuldu. Çünkü o, (daima Allah\’a) yönelip-dönen biriydi. Hani ona akşama yakın, bir ayağını tırnağı üstüne diken, öbür üç ayağıyla toprağı kazıyan, yağız atlar sunulmuştu. O da demişti ki: "Gerçekten ben, mal (veya at) sevgisini Rabbim\’i zikretmekten dolayı tercih ettim." Sonunda bu atlar (koştular ve toz) perdesinin arkasına saklandılar. "Onları bana geri getirin" (dedi). Sonra (onların) bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı." (Sad Suresi, 30-33) Tüm sevgilerin kaynağında, Allah sevgisi ve Allah\’ı zikretme amacı bulunmalıdır. Nitekim, kalbinde derin bir Allah sevgisi olan bir insanın Allah\’ı zikretme konusundaki isteği, kararlılığı ve devamlılığı için karşılaştığı her durum bir vesile olmaktadır. Tüm iman edenler için güzel bir yol gösterici olan bu örnek, bizlere şahit olduğumuz tüm güzelliklere karşı nasıl bir tavır içerisinde olmamız gerektiğini de göstermektedir. بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم“ Bismillahirrahmânirrahîm ”Andolsun Allah’ın Resülünde sizin için; Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.(Ahzâb 21)

  31. Uzundur bu yollarGiderim gözüm kara Sanmaki dönmem sanaBeni bekle…Seni ben alam..!Olaki vurulmuşumSenden beterim yanlız…Vurulmuşum dağ başında Nöbetteyim…Sevdalı..!Yaralıdır canı yüreğim…Hasretinle erir giderim…Seni nasıl unutsun bedenim..?Gözüm dalar gariplenirim…Vurulmuşum besbelliDolanmışım yar belineBir türkü tutturmuşumAğlamaklı HASRETE …Yaralıdır canı yüreğim…Hasretinle erir giderim…Seni nasıl unutsun bedenim..?Gömzüm dalar gariplenirim..!

  32. "Ey İnsan..! Yolculuk nereye ?.." "Ey İnsan..! Yolculuk nereye ?.."Cennette ışınlanarak, Rahm-ı Maderden şu Dünya gemisine binen insan merak etmezmi ki bu yolculuk nereye..? Gelenler ve gidenler; Nerden gelip, nere giderler…? Kabir açmış ağzını bekler.. İnecek başka durak var mı.?Kabir kapısı kapanmadan; Ölüm, Öldürülmeden… Ahiretten başka mekan var mı .. ? "Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme."Mezarlıklar işi bitmemiş insanlar ile dolu… Dünya malı Dünyada kalıyor..İnsan Maddesi ile birlikte ancak toprak olup kayboluyor….. Dünya ahiretin tarlası ise; oraya lazım olacak ürünleri ekmek lazım.. Günde 1 saatini ebedi bir hayat için harcamayanlar; Çok pişman olacaklar"Ey İnsan.! Bu Dünyada Memur ve Misafir olduğunu unutma.!"İnsan dünyada vazifeli bir memurdur.. Vazifesi yaratıcısına kul ve ayine olmak, vatan-ı aslisi olan cennete hazırlanmaktır…Ve misafirdir.. Geldiği gibi gidecektir.. Hiç bir güç onu burda tutmaya yetmez.. Madem misafirdir, edepsizlik etmesin.!

  33. بســــــــــــــــــــــــــــــــم الله الرحمن الرحــيــم“ Kesin gerçekleşecek (olan Kıyamet) koptuğu zaman onun kopuşunu yalanlayacak kimse olmayacaktır. Yeryüzü şiddetle sarsıldığı dağlar parça parça dağılıp saçılmış toz olduğu ve siz de üç sınıf olduğunuz zaman O (kimini) yükseltir (kimini) alçaltır. Ahiret mutluluğuna erenler var ya; ne mutlu kimselerdir!1 Kötülüğe batanlara gelince; ne mutsuz kimselerdir!2 (İman ve amelde) öne geçenler ise (Ahirette de) öne geçenlerdir. İşte onlar (Allah’a) yaklaştırılmış kimselerdir. Onlar Naîm cennetlerindedirler. Onların çoğu öncekilerden azı da sonrakilerdendir. Onlar karşılıklı yaslanmış vaziyette mücevherâtla işlenmiş tahtlar üzerindedirler. Ebediyen genç kalan uşaklar onların etrafında; içmekle başlarının dönmeyeceği ve sarhoş olmayacakları cennet pınarından doldurulmuş sürahileri ibrikleri ve beğendikleri meyveleri ve arzu ettikleri kuş etlerini dolaştırırlar. Onlar için saklı inciler gibi iri gözlü huriler de vardır. (Bütün bunlar) işledikleri amellere karşılık bir mükâfat olarak (verilir.) Orada ne boş bir söz ne de günaha sokan bir şey işitirler. Sadece “selam!” “selam!” sözünü işitirler. Ahiret mutluluğuna erenler ne mutlu kimselerdir!3 (Onlar) dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları4 altında yayılmış sürekli bir gölgede çağlayan bir su başında tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler. (Vakia 1-34)

  34. HER DOĞAN ÖLÜR, HER GELEN GİDER.HER YENİ ESKİRDÜNYA BİR SAHNEDİR; BUGÜN BENİM, YARIN SENİN…ÖLÜM RAHMAN-U RAHİM-E ULAŞTIRAN EN GÜZEL VASITA!KIYMETLİ ABİM ALLAH C.C. hayırlı ölümler versin sırati müstakimden bizleri ayırmasın Selamlar Sevgiyle KalınHazret-i Allah\’a emanet ediyorum

  35. “Allah Tealâ buyurdu ki: Benim için birbirlerini sevenlere sevgim hak oldu. Benim için birbirlerine samimi olanlara sevgim hak oldu. Benim için birbirlerine mallarını verenlere sevgim hak oldu. Onlar kyamet gününde nur saçan yüksek mekânlarda oturacaklar ve onları peygamberler, şehitler ve sıddîkler dahi kıskanacaklardır.”(Hakim)Ebu Hureyre R.A. anlatıyor: Efendimiz A.S. şöyle buyurdu:“Şüphesiz ki Allah’ın kullar içinde öyleleri vardır ki, peygamber değildirler ancak peygamberler ve şehitler onları kıskanır.”Sahabe-i Kiram: “Ya Rasulallah onlar kimlerdir? Umulur ki biz de onları sevenlerden oluruz.” dediler.Efendimiz cevaben buyurdular:“Onlar dünyada iken herhangi bir akrabalık veya nesep bağı olmaksızın Allah yolunda birbirlerini seven kimselerdir. Onların yüzleri nurdan, oturdukları yüksek yerler nurdandır. Onlar, insanların korktukları zamanlarda korkmayacaklar, insanların üzüldükleri zamanlarda üzülmeyeceklerdir.”ALLAHIN SEVGİSİ ÜZERİNE VACİP OLAN ,EMİN OLAN,SIDDIK OLAN KULLAR OLMAYI CÜĞMLEMİZE NASİP EYLESİN…CUMANIZ MÜBAREK ÖMRÜNÜZ HAYIRLI VE BEREKELİ OLSUN…SEVGİLERİMLE…ÖLÜMÜ BEKLEYENLERDEN EYLESİN YÜCE TARADAN…VUSLATIMIZ OLSUN İNŞALLAH..YÜREĞİNE SAĞLIK OĞLUM…

  36. Ya İlahi..Ölümü özleyen bir beden de ben olayım!Ölümlerin en güzeline talibim,Faniliğe rağbet ettirme,Ömrüme ömür bereketi ver ki..Ellerim boş gelmeyim o en güzel kavuşma anına..Ömrümü tükettiğim yerlerin adını, malımı harcadığım yerlerin adını güzel eyle..Bedenimi yıprattığım yolları hayır eyle,Hesabımı kolay, amelimi bol ve güzel eyle..Ya İlahi..Sen\’in için yaşayıp.. Sen\’in için öleyim..Öyle bir iman ver ki Ya İlahi..Yalnızca Sen\’in için yanayım..Amin Amin AminYüce Mevlam hak ve hakikatten ayırmasın.Hayırlı cumalar güzel abim!!!

  37. Dünyada en güzel şey, dünyayı sevmemektir. (Kelam-ı kibar) Ölünün mezardaki hali İmam-ı Rabbani ki, evliyanın baş tacı.Söz ve nasihatleri hasta kalpler ilacı. Baş sağlığı olarak, mektup yazıp birine,Buyurdu ki: (O merhum, kavuştu Sahibine. Geride kalanlara, olsa da zor ve çetin,Razı olmaktan başka, çare yok insan için. Zira biz, Rabbimizin kullarıyız çok aciz.Ona boyun bükmekten, başka yok bir çaremiz. Dünyada kalmak için, yaratılmadık ki hem.Ecelimiz gelince, ölürüz biz de o dem. Hatta ölüm, benzer ki dünyada bir köprüye,Kavuşturur bir anda, seveni Sevgili’ye. Ölüm, müminler için saadettir, nimettir.Ve lakin kâfirlere, azap ve felakettir. En büyük yardım ise, şudur ki bir mevtaya,Ruhuna göndermektir bir fatiha ve dua. Zira Resul-i ekrem buyurdu hadisinde:(Şu kimseye benzer ki ölü mezar içinde, Denize düşmüş olup, boğulmak üzeredir.İmdat! diye bağırıp, yardım istemektedir. O, nasıl pek şiddetle ederse yardım talep,Meyyit de, mezarında bir duayı bekler hep. Öyle çok sevinir ki, geldiğinde bir dua,O kadar çok sevinmez, verilse bütün dünya.) Dediler: (Cahiliyiz malesef dinimizin.En birinci nasihat nedir biz kullar için?) Buyurdu: (Hasta ise, bir kulun kalbi eğer,İndallah makbul olmaz yaptığı ibadetler. Yani borcu ödenip, görmese de hiç azap,Lakin pek kazanamaz fazla ecir ve sevap. Kalbin bu hastalığı, şudur ki, bilin yine,Tutulmuş olmasıdır Allah’tan gayrisine. Belki de, kendisine bağlanmış olmasıdır.Bu, onun en birinci mühim hastalığıdır. Çünkü kul, kendi için ister asıl her şeyi.Kendi için arzular mal, mevki ve rütbeyi. Ve hatta çocuğuna ediyorsa muhabbet,Kendini sevdiğinden, onu da sever elbet. Nefsin esaretinden kurtulursa bir kimse,Sırf Allah’a kul olur, Rabbine yönelirse. Yani nefse değil de, Rabbine uyarsa hep,Nefsin arzusu için, etmezse bir şey talep, Gitmiştir kalbindeki o şiddetli hastalık.Mabudu nefis değil, (Allah)tır onun artık. Çünkü o, Allah için yapar her bir işini.Zira iman ve ihlas kaplamıştır içini. Sırf Allah rızasını düşünür her bir işte.Kendine tapınmaktan kurtulmak budur işte.)

  38. Dert sahibi kul Derdine derman ararken, Derman sahibi ALLAH (c.c.) Kendine yaklaştırmak için , dertli kul ararmış… Eğer dert olmasaymış MEVLAYA yaklaşmak olmazmış Bir hayat ki sonu cennet, Bu hayatın cefasından ne çıkar ? Bir hayat ki sonu cehennem, Bu hayatın sefasından ne çakar ? EN KALB-İ MUHABBET & SELAM & SAYGI & SEVGİ & DUALARIMLA… DUALARDA BULUŞMAK TEMENNİSİYLE… HAYIRLI & BEREKETLİ AKŞAMLAR… C@N BIR@

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s