“Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu zaman ya sahibini daimî bir azap içerisinde bırakır veyahut o mahbub, o muhabbetin fiyatına değmediği için bâkî bir mahbubu arattırır. O zaman aşk-ı mecazî aşk-ı hakikîye inkılâb eder.”

Aşk olsun Yâ Hû!..

İlk çocukluk yıllarından gençliğe ve ihtiyarlığa kadar uzanan bir çizgide, neredeyse bir ömür boyu insanın peşini bırakmaz sevgiler, ilgiler ve aşklar. Gün olur, ihtiyacın ve yaşın durumuna göre bu duygular da şiddetlenir.

Gönül denizimizin duygu dalgaları, içimizdeki sahilleri zorlar, kıyıları döver âdeta. Biz miydik o her şeye kayıtsız ve ilgisiz insan? Biz de şaşarız hâlimize. Söz dinletemeyiz kalbimize. Çaresiz, sürüklenip gideriz bir heyecanın peşinden. Kalbimiz sevgiyi tanımış, tatmıştır bir defa. Bu yolda, aradığı bir işaret taşı bile olsa, yine değerlidir. Ömründe hiç tatmadığı bir duyguyu tatmıştır artık. Sevgi engel tanımaz ama yüzü doğru yöne çevrilebilir. Nice iniş çıkışlardan sonra saflaşır, durgunlaşır. Durulması gereken noktaya bir gün gelir. Sakinleşir. Ne güzel diyor, şair Abdullah Öztemiz Hacıtahiroğlu:

“Nerde, sahildeki çılgın ve tükenmez vuruşun,

Nerde, bardakta bir öksüz gibi uysal duruşun.”

Kalp düzgünse, her şey kararındadır. Değilse, dünyamız da kararmış demektir. Aşkın gözü kördür. Her şeyi önüne katar götürür.

***

Sevginin gücüne inananlardanım. Ama bu coşkunun kaynaklarını da görmek, bilmek gerek. Temiz bir kaynaktan beslenmeyen havuzun suyu, her halde temiz olmayacaktır. Öylesine aşklar değil elbette bizim konumuz. Aşk, yüce bir hâldir, en yüce olmasa da. Ölüm gibi bir şeydir, geldi mi önüne katar, sürükler sizi. Ne kendinize, ne iradenize hükmünüz geçmez. Sözünüz yetmez. Aşk geldiğinde, boşluk bırakmaz, tamamlar… Sizi, bütün benliğinizle alır, uzaklara taşır. Geriye sizi hatırlatan bir iz bile kalmaz… Kumsalda, dalgaların ayak izlerini silmesi gibi siler benliğinizi yok eder.

Bu dalgalar, bizi bir ummana ulaştırır. Biz gibi bir damlayı, yok eder, varlık denizine taşır. Aşkın gücü de burada. Bir günde bitiyorsa sevgiler, olmaz olsun. Hesaba, kitaba, yarın kaygısına dayanan tüccar kalplerle işimiz yok. Böylesi sevgiler, asla yer etmesin, asla girmesin hiç dünyamıza. Kalplerimiz, kapalı dursun onlara karşı. Ucuz sevgilerin peşinden koşanlar, kendilerine âşıktırlar aslında. “Aşkın pazarında canlar satılır / Satarım canımı alan bulunmaz” diyor, bu yolun bir sevdalısı. Kalbini; ona, buna ya da paraya, pula satanlara bizim pazarımızda yer yok. Ucuza gitmişlerdir onlar. Kalblerinin hazinesinden habersiz yaşayanları, hangi şey zengin edebilir? Fakirliğin belki de en kötüsü bu; sevgi yoksulluğu.

Sevgi ya da aşk, bu açıdan bakılınca, tarifini de bulmuş oluyor bir ölçüde…

Hani Mecnun’a; “Vazgeç şu Leylâ’nın aşkından” dediklerinde, İlâhî aşkın kendini ulaştırdığı ya da olgunlaştırdığı hâli kendinde bir türlü göremeyenlere Mecnun: “Leylâ diye diye buldum Mevlâ’yı / Ben şimdi neyleyeyim Leylâ’yı” der.

İşte bu kadar. Gemi, yolcusunu almış, sayısız tehlikelere rağmen idealinden şaşmamış ve engelleri aşa aşa onu sahile ulaştırmıştır. Geriye dönüp baktığımızda, geçen onca yıllara rağmen, unutulmayan hatıraların başköşesinde hep sevgiyi, muhabbeti görmemiz boşuna değildir. Çünkü bir bedel ödemişizdir. Yanmışız, yıkılmışızdır. Kendimizi hayat aynasında ilk defa gerçekten tanımış ve keşfetmişizdir. Kolay mı?

 

Bazıları edeplerinden asla taviz vermezler. Sevgilerini gizlerler. Aşkın, sevginin esrarını öldürmezler bile bile. Sevdiklerinden uzak durmayı yeğlerler. Bir bildikleri vardır elbet, her şeyin sınavı olur da, aşkın sınavı olmaz mı? Belki de yerince bir tedbirdir bu. Romeo ve Juliet’te, rahibin Romeo’ya söyledikleri ne kadar yerindedir. Gencin yüreğini yakan ateşi, gözlerinde okuyan rahip; “Ölçülü sev ki, sevgin uzun sürsün” der. Ölçü girdi mi devreye, en taşkın sevgilerde bile, tehlikelerden uzak kalabilir insanın kalbi.

Ömründe bir defa olsun bu çarpıntıyı duymamış ve onu hayatında hissetmemiş kimse yoktur her halde. Ama en acı veren sevgiler, ömür boyu bir sır gibi gizlenenler olmalı. Müjdelerin en güzelini, Hz. Peygamber (asm) veriyor: “Bir genç, birini sever de bu sevgisini gizler söyleyemezse ve bu sevgiyle ölürse, o kişi şehit olarak ölmüştür.”

Hayatın bir gayesi olur da, sevginin olmaz mı? Sonunda boşu boşuna yanmamak ve başkasını da yakmamak, kul hakkına girmemek için, sevginin izini ve adresini bilmek, tanımak gerekir.

Sevginin, aşkın da, birçok duygumuzda olduğu gibi, iki yönü var: Biri aşk-ı hakikî, yani gerçek aşk, diğeri ise mecazî, yani geçici aşk. Bediüzzaman Hazretleri, Mektubat’ta bunu şöyle ifade eder:

“Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni mahbuplara müteveccih olduğu zaman ya sahibini daimî bir azap içerisinde bırakır veyahut o mahbub, o muhabbetin fiyatına değmediği için bâkî bir mahbubu arattırır. O zaman aşk-ı mecazî aşk-ı hakikîye inkılâb eder.”

Gerçek sevgi ne peki?

Gerçek sevgi ise, Yaratan’a karşı duyulan aşktır. Bu dünya, gölgeler dünyasıdır. Aynalardaki tecelliye, görüntülere takılmayıp, o aynalarda kendini gösteren güzelliğin kaynağına, gerçeğine ulaşmak gerekir. Mukaddes olan çaba budur işte. Bu aşk güzele değil güzelliğe, tek bir kişiye değil her şeye, Allah’ın güzel isimlerinin her bir zerrede tecellî eden, görünen san’atına, hikmetine, kemâline, lütfuna, hatta kahrına bile kalpten ve gönülden bir bağlanıştır.

Evet, bu kâinatın yapısında, mayasında sevgi ve muhabbet vardır. Bu çekim alanının içine, bir kalp taşıyan her insan girer. Onun cazibesine kapılır, kâinat bu muhabbetle durur, bu aşkla yürür. Ve bu sevgiyle döner, bir Mevlevî gibi.

Sevenler ve sevilenler ancak Sevdirenin muhabbeti ve rızası altında muradlarına erebilirler…

Allah’ın sonsuz güzellikteki yaratışı, kendisini bildirmeye yönelik olan münezzeh sevgisinden doğmuştur. Onun için, eskiden, bir yere gelene “Hoşgeldin” mânâsına, bir şey yiyenlere içenlere yine “Afiyet olsun” yerine, “Aşk olsun” derlermiş. Muhatap, bu söz karşısında ya “Eyvallah” ya da “Aşkın cemâl olsun” dermiş.

Sözümüzü, sevgiyle yoğrulmuş bir duâyla bağlayalım:

“Aşk olsun” dedi.

“Aşkın cemâl olsun” dediler.

“Cemâlin Nur olsun” dedi.

“Nurun alâ Nur olsun” dediler.

Biz ne diyelim, gönülden bir âmin’den başka…

Selim GÜNDÜZALP

Reklamlar

48 Yanıt

  1. Mevlana ; "Anam aşk, babam aşk, Peygamberim aşk, Allahım aşk, Ben bir aşk çocuğuyum, Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim"sözleriyle aşkın dört hak mezhebin özü olduğunu belirtir Buradan anlaşılan şudur ki , yalnızca dinin kurallarına uymakla yetinenler, dinin özünü tanımayıp , kabukta kalanlardır Asil olan insanin ibadetlerine Allah aşkını katması, tam bir ihlas ve samimiyetle kulluk etmesidir Hazret-i Mevlana, Allah aşkının dışındaki sevgilere aşk denemez ; "Aşk , renge ve kokuya bağlı olursa, o aşk değildir, kişiye bir utançtır" (Mesnevi,I/224)"Faniye olan aşk ebedi değildir Çünkü insan bu düzenin hükmüne , ebediliğe müsait değildir Her an gönüle feyizler veren , goncadan daha taze olan , gözün ve ruhun safası olan İlahi aşk bakidir Daima diri ve ebedi olana aşık ol, Sırrını o nura kavuştur Onun aşkını iste, Çünkü bütün peygamberler, veliler bu aşkı , iksirin ta kendisi bildiler "Bu aşka bende kabiliyet yok\’ deme Kerem sahibinin ihsan etmediği bir nesne yoktur (Mesnevi I /226-230)"Külle aşık olanlar , cüz\’ e itibar etmez Cüz\’ e meyleden , küllün isteyicisi değildir" (Mesnevi,I/ 2903) beytiyle Mevlana , Allah aşıklarının Cenab-ı Hak dışında , başka hiçbir şeye değer vermediğini, sevgisini fani unsurlara yöneltenin ise Allah aşkından yoksun olduğunu belirtir Ancak bazen istisnai durumlar olabilir İnsan faniye duyduğu aşkta kararlı, vefalı ve sadık ise , bu mecazi aşk onu gerçek sevgiye, ilahi aşka götürebilir : "Vehme, hevese aşık olan sadıksa ; bu mecaz onu hakikate götürür" (Mesnevi , I /2861)Mecnun, Leyla\’nın aşkıyla yola çıkmış, neticede Mevla\’nın aşkına ulaşmıştır Ama insanın ne mecazi, ne hakiki aşktan nasibi yoksa Hazret-i Mevlana , bunlara sert bir dille çatar: "Mademki aşık olmuyorsun, git yün ör, iplik eğirYüz işin var, yüz renge boyanmışsın , yüz rengin var, yüz alacanMademki kafatasında aşk şarabı yok, Var, geliri bol kişilerin mutfağında kase yala"(Rubailer,126)"Her kim aşk ile yanıp tutuşmamışsa; o, uçmayan, kanatsız kuş gibidir" (Mesnevi,I/31)Yaradılışın özünü ve insanın fani benliğinden yükselişini aşkta bulan Mevlana; aşksız geçen ömrü, ömür saymaz:"Baht sana yar olur, yaver kesilirse;Aşk, seninle işe güce girişirAşksız ömrü hesaba sayma;O sayıdan dışarda kalacaktır çünkü"(Mecali-i Saba 43)SELAM VE DUA İLE HAYIRLI GÜNLER DİLERİM…

  2. “Aşk olsun” dedi. “Aşkın cemâl olsun” dediler. “Cemâlin Nur olsun” dedi. “Nurun alâ Nur olsun” dediler. Biz ne diyelim, gönülden bir âmin’den başka… dua ile oğull…

  3. Ey Rabbim …. atmasına izin verdiğin şu kalbim aşkınla atsın askınla dursun….. aminyüreğine sağlık Ahmed-i nur… Rabbim razı olduğu kullarından eylesin can kardeşim…

  4. Ferden ferda her insan da bu sevgi potansiyeli mevcuttur. Böyle nihayetsiz bir muhabbete layık olacak, nihayetsiz bir kemal sahibi olabilir.İşte insanın fıtratına yerleştirilen bu potansiyel sevgi, ya yaratılmışlara veya yaratana yönelmiş olacaktır.Sevgiyi İslami doktrinde üçe ayırabiliriz:A)Basit sevgi, B)Mecazi sevgi, C)Hakiki sevgi.Basit sevgi; insanın mala, mülke, paraya vs maddi varlıklara duyduğu sevgidir.Mecazi sevgi; insanın, bir başka insana duyduğu sevgidir. Eşine, annesine, babasına, evladına, arkadaşına, karşı cinse vs duyduğu sevgi mecazidir.Hakiki sevgi ise; insanın Allah’a(cc) duyduğu sevgidir.Aslında sevgi, Allah(cc) içindir. Fakat insan onu suiistimal ettiği için basit ve mecazi sevgiler ön plana çıkmıştır. Allah sevgisi tabiri caiz ise bilek gibidir. Parmaklarda mal, para, eş, ana, baba gibi diğer sevgilerdir. Bilek olmadan parmaklardan söz edilemeyeceği gibi, Allah(cc) sevgisi olmadan da diğer sevgilerden bahsedilemez.http://www.risaleforum.com/Selam,dua ve muhabbetle Ahmed Abi..

  5. “Nerde, sahildeki çılgın ve tükenmez vuruşun, Nerde, bardakta bir öksüz gibi uysal duruşun.” Kalp düzgünse, her şey kararındadır. Değilse, dünyamız da kararmış demektir. Aşkın gözü kördür. Her şeyi önüne katar götürür. Çok güzel ve hayırlı bir paylaşım olmuş abim.Emeğine o güzel gönlüne sağlık dua ile..

  6. Bize aşkı öğret ALLAH’ımÖnce İbrahim’e öğrettin aşkı. Hiçbir öğretinin ve hiçbir numunenin olmadığı yalın bir zaman diliminde başladı hayata İbrahim. Tüm yakınları ve tüm gördükleri, görmediklerini inkâr eder haldeydi. Ama sen bırakmadın onu. Aşkı verdiğine aşkı yazgı kılmıştın çünkü. Vedûd bir ihsan ile yıldızları astın İbrahim’in göğüne. Zemheri akşamlarının alazında gözlerinin kıblesine bir avuç dua sürdün. O duaydı İbrahim’i yıldızlara mahfuz eyleyen. O yıldızlardı İbrahim’e güneşi gösteren. Güneş ki İsmail’in boynuna bilenmiş bıçağın üstündeki ağlayış.Ey İsmail’i İbrahim’in aşkına kanıt eyleyen RABBİM. İbrahim ateşleri suya çevirirken biz serin sularda yanıyoruz. Ama biz seni unutsak ta sen bizi unutmazsın biliyorum. Bize de ateşleri güle çevirecek bir muştu ver, ey gök kuşlarının kanatlarına umut haleleri dokuyan RABBİM. Ver ki yeryüzüne adını fısıldayan güller yetişsin üzerimizde.Ey karıncanın göğsüne aşkı mimleyen ALLAH’ım!Yusuf’u gölge kıl güneşimize. Gömleğimizdeki kan lekeleri onun sevdasıyla dokunsun. Züleyha’nın yağmurları andıran güzelliğine karşı bize Yusufluk ver. Yalancı güneşlerin yaldızlarıyla aydınlanırken çağ, bizleri aşkın zindanında karanlığa mahkum et. En güzel rüyaları karanlığa en çok alışan gözlere nasip edersin biliyorum. Düştüğümüz bu kuyunun sonu yok RABBİM. Bize Yusuf’un ceylan karası gözlerinden damıttığın kavli rüyaları bahşet.Yakup eyle bize geceyi RABBİM. Sabrın ve inancın kesiştiği izdüşümde bize teslimiyetin esrarını ver. Acıdan kör olmuş bir çift göz ile aşkın sonsuz diyarını gözlemeyi nasip et. Kalbimize nisyan ile gömdüğümüz sırları ifşa et RABBİM. Gizli bir aşk koy gönlümüzün çerağına. Ki hazineler gizli olduğu için değerlidir biliyorum. Bize öyle bir Yakupluk verki; bir Yusuf için binlerce gözümüzü sabrın ateşiyle milleyelim.Bizleri sonsuz merhametinle cezalandır RABBİM.Biz ki bir Mim esrarında uyandık Nûn’a. Tüm harflerin ortasında üç harfin kudsiyetine iman ettik. Ve tüm süruriyetimizle “ah minel aşk” dedik. Aşkı mukadder eyle kalbimize ey Aşkın Sahibi.Etrafımıza örülen tel örgülere karşı bize direnecek güç ver. Kınayanların karşısında Musa’nın âsâsı eyle kalbimizi. Tüm görkemli ihtişamların ve tüm işkencelerin arasında hepsine karşı koyabilecek bir inanç ver. Haykırmamıza ve bağırmamıza izin verme RABBİM. Meryem’e nasip ettiğin luk ile beze sesimizin ehrâmını.Ve Muhammed. Aşkı var eylediğin güzellik aynası. Yetim bir ağacın yapraklarında ışıldayan nur halelerinin adı. Muhammed.Bize O’nun güzelliğinden sıçrayan tüm zerrecikleri nasip et ALLAH’ım. O ki aşksızlıktan taş kesilmiş bir şehrin taşlarına bile aşkı öğretti. Bilal’in göğsündeki kayadan dökülen gözyaşlarına şahidiz Yarabbi. Taif’li çocukların küçücük ellerinden fırlayan taşların hüznüne şahidiz Yarabbi. Şahidiz aşka ve aşkın imanına.Bize Peygamber’in ayak izlerinden derlenen kokularını nasip et. O’nun muhlis yüzündeki esrarı çiz gözlerimize. Biz aşkı unuttuk. Bize sevmeyi öğret. Tüm kainatı temizleyen bir rahmet yağmuru gibi. Tüm yağmurları ellerindeki duaya râm eyleyen Hak aşıkları gibi. Bize aşkı öğret ALLAH’ım. Allah razı olsun.

  7. “Aşk olsun” dedi. “Aşkın cemâl olsun” dediler. “Cemâlin Nur olsun” dedi. “Nurun alâ Nur olsun” dediler. Biz ne diyelim, gönülden bir âmin’den başka.<<<<<AMİNNN!!>>>>SLM VE DUA İLE HAYIRLI AKŞAMLAR AHMED ABİ

  8. “Aşk olsun” dedi. “Aşkın cemâl olsun” dediler. “Cemâlin Nur olsun” dedi. “Nurun alâ Nur olsun” dediler. Biz ne diyelim, gönülden bir âmin’den başka… ALLAH RAZI OLSUN AHMED BEY ÇOK GÜZEL BİR KONU KOYMUŞSUNUZ ELLERİNİZE YÜREGİNİZE SAGLIK BAKİ SELAMLAR

  9. Gençlerdeki aşkı öldürmeyin, eğitin… İçindeki ateş gözlerinden okunuyordu Fatih\’in. Öğrencim değil, arkadaşımdı. Yıllardır öğrencilerimle ilk tanıştığım derste " önce arkadaşım sonra öğrencimsiniz" diyordum. Fatih te arkadaşımdı. "Yanıyorum hocam!" dedi. Bahsettiği yangının "yürek yangını " olduğunu anladım. " Elif\’i olmayan, Elif\’ini kaybetmiş bir fetih\’im ben!" dedi. Hiçbir şey anlamamıştım. Sonra önündeki kâğıda Arapça feth kelimesini yazdı. "Bak hocam, bu kelimenin içinde Elif olmadığı sürece Fatih olmuyor. Bende Elifsiz Fatih olamayacağım. Ben bende değilim hocam. Nereye baksam onu görüyorum… Yerde Elif, gökte Elif, kağıt\’ta Elif, defterde Elif, kitapta Elif… Sağımda Elif, solumda Elif… Bazen nefesim kesiliyor hocam… Ne yapacağımı bilmiyorum ." İçindeki yangınla yazdığı şiirleri okuyordu. En hoşuma gideni ise "Gözümde öylesine tütüyorsun ki; duman\’dan hiçbir şey göremez oldum " cümlesiydi. O, şiirlerini okuyup içine dökerken ben aşkı düşündüm. Gençlerde aşk olmamalı mıydı? * * * Çanakkale şehitlerini, metrekareye 6 bin mermi düşerken, mermilerin içine daldıran aşk değil miydi? Ulubatlı Hasan\’ı, vücuduna saplanan oklara rağmen, elindeki bayrakla surlara koşturan aşk değil miydi? Fatih\’e " Ya İstanbul beni alır, ya da ben İstanbul\’u alırım" dedirten, gemileri karadan yürüttüren aşk değil miydi? Seyit Çavuş\’a 250 kiloyu " Allah " diyerek kaldırtan aşk değil miydi? "Anam babam sana feda olsun Ya Rasûlellah" diyen Mus\’ab bin Umeyr , âşık olmasaydı, vücudu sadece parmaklarından tanınacak kadar parça parça oluncaya kadar savaşır mıydı? Kays\’ı mecnun eden, çöllere düşüren, Leyla Leyla derken Mevla\’yı bulduran aşk değil miydi? "Aşk"la dönmeyen, ölüme gülemez. Ölümü kavuşmaya benzetip, ölüm gününü bayram ilan eden Mevlana âşık değil miydi? " Aşk"la yanmayan yazamaz. Mehmet Akif yanmasaydı "İstiklâl marşını" yazabilir miydi? " Aşk"la yanmayan sevemez. Alemlere rahmet olarak yaratılana Allah\’ın sevgilisi anlamında " Habibullah" demiyor muyuz? "Aşk "la yanmayan ölemez. Ulubatlı Hasan yanmasaydı ölümüne koşabilir miydi? " Aşk"la yanmayan yaşayamaz da. Dipdiri meyyit demiyor mu Allah? Düşünsenize, " Göz kapaklarımın içine resmini mi yapıştırdın ey Güzel? Gözlerimi her kapatışta seni görüyorum " diyen genç, insanlık için çalışma idealine kavuşursa neler yapmaz? Düşünsenize, " sarmaşık" kelimesiyle aynı kökten türemiş " aşk"la bayrağına sarılan bir genç bayrağı için neler yapmaz? Düşünsenize " Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda, şüheda fışkıracak, toprağı sıksan şüheda " mısraları yüreğine "aşk"la işlemiş bir genç toprağı için neler yapmaz? Düşünsenize; Selahaddin Eyyubi imanıyla, İslam\’ın ilk kıblesi Mescid-i Aksa\’ya " âşık" olmuş bir genç dini için neler yapmaz? Düşünsenize; " gözyaşlarını" itfaiyeciye benzeten, yürek yangınını söndürememekten bahseden bir genç, " Allah" için "yanmaya", Allah için "ağlamaya" başlarsa neler yapmaz? Şimdi ki gençlerde böylesi aşklar ne gezer demeyin. Çok uzağa değil Kıbrıs Barış harekâtına gidin. Beşparmak dağlarına " Allah Allah" diye çıkan gençler " şimdi ki gençlere " çok benziyordu aslında. Yeter ki ellerinden tutacak birileri, aşklarını ateşleyerek onları doğru hedefe götürecek büyükleri olsun. Siz o zaman görün "Leyla " âşıklarının Mevla aşkıyla neler yapabildiğini? Bizler, gençlerdeki aşkı öldürmeye çalışırsak, başkaları o boşluğu x ile doldurur. Fıtratta var olan aşk "terbiye süzgeci"nden geçmezse terbiyesiz oluyor. Buna da gâvurca (!) x diyorlar. Yaradan , sevmeye müsaade etmeyecek olsaydı, sevme duygusunu yaratır mıydı? Gençlerdeki aşkı öldürmeyin, eğitin. Yaşayan ölülere değil, aşkla yanan dirilere ihtiyacımız var.ALLAH RAZI OLSUN ABİ…selam ve dua ile hafız olan rahmana emanetsin inş dualarınızda unutulmamak dileği ile …

  10. Hani Mecnun’a; “Vazgeç şu Leylâ’nın aşkından” dediklerinde, İlâhî aşkın kendini ulaştırdığı ya da olgunlaştırdığı hâli kendinde bir türlü göremeyenlere Mecnun: “Leylâ diye diye buldum Mevlâ’yı / Ben şimdi neyleyeyim Leylâ’yı” der. İNŞALLAH YOLLARIMIZ HERDAİM MEVLANIN YOLU OLURS.A.V.AŞKINA.A.E.O.İNŞ…

  11. Allahına kurban be can..Okumaya doyamadım güzel yürekli kardeşim..Sağolasın, can olasın..:)

  12. Aşk nedir? dediler Mansur\’a. Sabredip bekleyin dedi.Üç güne varmaz görürsünüz. Önce kollarını ayaklarını kestilerHer uzvu Aşk dedi. Astılar, bedenini o yine Aşk dedi.Yakıp küllerini nehre saçtılarHer bir zerresi Aşk ile Enel-Hak dedi.\’\’\’\’AŞK\’TA ABDESTİ, SAHİBİNİN KANIYLA ALİNACAK İKİ REKAT NAMAZ VARDIR \’\’Aşk, insan duygusal alanı içinde en karşı konulmaz olanlarından biri. Çağlar boyunca insanın insana, insanın hayvana, doğal dünyaya hatta kendine duyduğu sevgi karşı konulmaz seviyelere gelince bu isimle anılmış. Ümitsiz aşıklar, efsaneler, aşkı için ölenler, öldürenler, bir prensesin aşkı için savaşan toplumlar, işgaller, yazılan şiirler, her yere kazınan baş harfleri, balkon altı serenatlar, gönderilen çiçekler, parfümler, yemekler, dijital aşklar, platonik aşklar, hayali aşklar, tek yanlı ümitsiz aşklar, ömür boyu süren aşklar ve anlattıkça uzayan milyarlarca aşk öyküsü.Aşkın aldı benden beni / Bana seni gerek seni /Ben yanarım dünü günü / Bana seni gerek seni\’\’Ben bu sûretten ileri adım Yunus değil iken /Ben olidim, ol benidim, bu aşkı sunandayıdım.\’\’Sus Yunus Sus Söyleme Seni de Mansur gibi asarlar. / Yunus EmreAnam aşk, babam aşk, Peygamberim aşk, Allahım aşk, Ben bir aşk çocuğuyum, Bu aleme aşkı ve sevgiyi söylemeye geldim. / MevlanaVaroluşuyla başlayan kimlik arayışı insanı çeşitli uygulamalara itmiş. Her araştırma yeni bir fikir yeni bir duygu getirmiş. Ancak dünyanın çeşitli zamanlarında ve yerlerinde bazı insanlar benzer şeyleri söylemiş, hissetmiş ve yansıtmış.İşte Aşk, burada imdada gelir. Boşluk kadar sonsuz sessizlik kadar yakan kavuran önünde durulmayan bir Aşk her birinin hem dilinden hem eylemlerinden dökülür.Aşk diyerek anlattıkları durumda çevrelerindeki herşeyi sevdikleri tanım ötesi olan hakkında konuşulamayan bilinç durumunun yansıması olarak görürler. Artık onlar ölümsüz bir oluş ve farkındalık içindedirler. Bilinç ve akıl doğacak ve ölecektir onlarsa dünyanın kendi içlerinde cereyan ettiğini söyleyecektir.İlahi Aşk sırlarla dolu bir sırdır. Anlatması sırdır. Anlaması sırdır. Paylaşması sırdır.Aşk öylesine bütünseldir ki \’\’Onları affet\’\’ der \’\’Ne yaptıklarını bilmiyorlar\’\’ Bu sevgi öylesine bütündür ki bir ata vurulduğunda kendi bedeninde hisseder acısını, öylesine nefes aldırmazdır ki semalara koşturur, şiirler dillendirir, en kötüye bağışlama yüreğini açar, en karanlığa ışık götürür.İnsanlar benleriyle sevdikçe bu Aşk bilinmez. Sadece o Aşka dalanların pervaneler gibi o ışığın aşkıyla daldıklarını duyarsınız ateşe yanıp dirildiklerini tekrar yandıklarını tekrar attıklarını görürsünüz o ateşe. Mecnunlar bile utanır onların sevgisi karşısında İlahi Aşk işte öyle birşeydir ALINTI Sevenler ve sevilenler ancak Sevdirenin muhabbeti ve rızası altında muradlarına erebilirler… SELAMLARIN VE DUALARIN EN GÜZELİYLE CAN AHMEDCİK ALLAH RAZI OLSUN ABLASI AŞKI İLAHİ İLE DOLU BİR ÖMÜR GEÇİRMEMİZ DİLEĞİYLE RABBİME EMANETLE. CAN KARDEŞİM…

  13. Nur-ı aynım, iki gözüm, bildinmi neydi sabır? Ya neydi kirpiğinin kıvrığına tutulup kalan burukluk.Hani neydi nesre çevrilemeyen söz. Neydi bilgiye adanmış ayazların derununu dolduran acı.Sabır bir aydınlık,sabır bir teselli… Büyük sahraya yağmur,istiridyeye inci… Sabır göz pınarlarını kurutan ferahlık; sabır hüzünler kulübesinin ışığı… Eyyub ile Yakub, Derviş ile Sultan… Nur-ı aynım,iki gözüm bildinmi neydi sabır?Haşre dek yokluğa hüküm giymiş bir güzelin kadehindeki iksirmiydi; son gezginin gözyaşlarıyla suladığı bir çiçekmi,ıssız harabelerin eşiğinde ıstırabı emerek büyümüş nazenin bir kelebekmi? Karlı caddelerin kıyısında açmış ayın ondördü zambaklar bilir sabrı, nur-ı aynım, altın şehirlere uçan ebabiller bilir. Sadık rüyalarda bir gemi Ağrı dağına çıkar sabırla ve yaralı süvariler geçer kehkeşanlardan darüşşifalara doğru. Serazad türküsüyle hercai bir bülbül konar Kitab\’ın son sayfasına, sabrı şeydalanır seherler ve sabahlar boyu nur-ı aynım, sabrı şeydalanır.Sabır bir hazine ki… Yılanlar bekler gerçek!… Bir hazine ki…Tek miskali Yusuf\’lar satın alır… Bir hazine ki…Beşiği ab-ı hayat sukunetiyle süslenen bebekler büyür hendesesinde nur-ı aynım ve tahammül renkli güzellikler yansır eşyaya bakışlarından. Bir hikaye anlat bana sabra dair, nur-ı aynım, bir hikaye anlat; gerçek olsun. Kalbinin rengi damlarken hani, çekik gözlü nakışlar vuruldu sevinçleri, onu anlat. Yanağına düşen her güneş damlası yeni mağlubiyetler asardı boynuna ve eksik olan şey hep bir adım önde giderdi hani, onu anlat.Kafesi taşlara çalıp içindekini salıvermediğinden mi nur-ı aynım, yoksa bir derya mavisinde buruk bir toprak kokusuna dalıvermediğinden mi, bir imtihan içre iplik iplik bağlanmışsın şah yüreğine ve kirkitler erişlere vuruyor, argıçlar kirişlere… Sabır bir kilim oluyor nur-ı aynım, kilimi anlat… Sabrı bildinmi nur-ı aynım, bildinmi sabrı? Hani yağmur çamur okula gidip de tipi boran kapıda bekleyen var ya!… Hani masumiyeti kandehar tepelerinden boşluğa bir şahin gibi süzülen beyaz kuğu… Sonsuz köşeli dayatmalarda hani zamanı biriktiren nazenin yasemen varya!…Hani nisan dallarında vurulup kanı akmayan kanarya?… Helvaya durdu korukları, acımsılık lezzet oluyor dimağlarında. Onlar ki, soluk almadan bekleyişlerin sırrını öğrendiler kalpleri henüz durmadan ve bulamayacakları çağrelere adreslenmiş mektubların, açılacak kapılara gizlenmiş umutların sırrına erdiler; adı sabırdı!… İsteksiz gülüşler serpildi kanayan yaralara nur-ı aynım, sabır adına bilinçsiz köşelere asılan afişler kirlendi, yolların üstüne uzaklar düştü, hep uzaklar… Karşılıksız sevmelerin şarkısı eski palklarda kaldı iki gözüm ve bir gece daha sancıdı yıldızlar, bir gece daha… Şimdi geceler en ince yerinden bölünmede nur-ı aynım, şehir bir denize doğru ağlamakta.Bildin mi sabrı nur-ı aynım, neydi sabır?Sabır adına ve umut adına… Kol kanat edinip umutları, bereketli baharlara bir koşu başlar mı acep?Mum gibi eriyen ve mum rengince üzülenlerin; yandıkça ağalayan ve göz yaşlarınca yananların can ipliklerinde dumanı tütmez alevler parıldıyor, aydınlıklar tel tel yüzlerine vuruyor. Mutsuzluğun beslediği uzak arzular değil oysa umutsuzluk…Ve yakınlarda, çok yakınlarda bir sabır heykelinin eli değiyor eline.Zirvede bir imtihan var nur-ı aynım, Zirvede bir imtihan var…(İskender Pala)Slm,dua ve muhabbetle Ahmed Abi

  14. Zevklerin En Yücesi Marifetullah (Allah´ı Bilmek) ve O´nun Cemâlini Temaşa Etmektir! Ancak Bu Zevkten Mahrum Olanlar, Başka Zevkleri Tercih Edebilirler.Lezzetler idrâklere tâbidir. insan birtakım kuvvet ve tabiatların derleyicisidir. Her kuvvet ve tabiatın bir lezzeti vardır. Onun lezzeti kendisi için yaratılmış olan tabiatının gereği olarak elde etmektir; zira bu tabiatlar boşu boşuna insanoğlunda yaratılmış değildir. Her kuvvet ve tabiat, eşyadan biri için ki o da tabii olarak istenilen şeydir terkib edilmiştir. Bu bakımdan öfke tabiatı, düşmandan intikam almak ve gönlünü rahat ettirmek için yaratılmıştır. Öyleyse onun lezzeti galebe çalmakta, tabiatın muktezası olan intikamdadır. Yemek şehvetinin tabiatı, mesela bedenin varlığına sebep olan gıdayı tahsil etmek için yaratılmıştır. Şüphe yok ki onun lez-zeti tabiatın muktezası olan bu gıdayı edinmektedir. Kulağın, gözün, burnun lezzeti, görmek, dinlemek ve koklamaktadır. Bu bakımdan bu tabiatların biri, idrâk edildiklerine nisbeten bir elem ve lezzetten uzak değildir. Öyleyse kalpte de bir tabiat vardır ki ona da ilâhî nur adı verilir.Allah´ın göğsünü İslâm´a açtığı kimse, rabbinden bir nûr üzerinde değil mi?(Zümer/22)….."Zevklerin en yücesini yaşamak duasıyla kardeşim.Hayırlı bir hafta inş.

  15. Bu güzel yazıya ne diyelim ahmet kardeşimAşk olsun Aşk yoluna canlar kurban olsunSelam ve dua ile

  16. Elde var AşkYüreğini siper et. Güvenlik içerisinde olursun. “Yoruldum” deme sakınGöğsüne yüreğinden başka muska takanlar yorulurlar Göğüs kafesin acıdan bir mengene gibi yüreğini sıktığında, aşk var mı, ona bak. Varsa eğer, aldırma, dağlar gibi gelsin. Çünkü aşk, acıyı hayata dönüştüren bir iksirdirAcıya aşık olanların “Ey tabib elden gelirse yâremi gel elleme…Yar elinden gelmedir bu yâreyi merhemleme…” diyenlerin sırrı burada yatmaktadır Bu sırrı bulanlardan biri, sevdanın baş öğretmeni öyle demiyor mu: ? “Ben hüzünlerin Peygamberiyim."Aşk varsa eğer, sen değil dağlar sallansın.Acıyı aşkla bal eylemeye bak. Sür merhem diye yürek yaralarına, hayalinin ve umudunun kırık yerlerine, içinin Karacaahmed\’e dönmüş bölgelerine. Aldırma hainlere, ihanetlere. Onlar acıyı aşka dönüştürmemiş zavallılardır. Onlar, muhteşem acılara pespaye sevinçleri tercih eden aşk sefilleridir.Unutma, bin sevincin vermediğini bir acı verir. Acını, aşkın santralinde bitimsiz bir enerjiye dönüştürmeye bak. Hatırla ki yürek yürek nükleer güç merkezidir. Seven ve inanan bir yürekle hiçbir atom santrali boy ölçüşemez.Bil ki, umuttan söz ettiğin her dem aşktan söz ediyorsunuzdur. Çünkü umut aşkın çocuğudur. Aşksız umut, plastik bebekler gibidir; oynar, eskitir ve atarsın.“Umudum tükendi” deme, doğrusunu itiraf et, aşkının tükendiğini…Sahi, aşk tükenir mi? Evet, eğer ölümlüden, ölümlüye ve ölümlü adına ise tükenir.O, aşk suretinde görünen tutkudur. Tutku tutuklar, aşk azad eder. Bir duygunun aşk mı tutku mu olduğunu anlamak istersen, rengine bak;kara sevda mı, ak sevda mı?Sevdanın karası köleleştirir, akı özgür kılar. Özgür kılan aşka muhabbet denir. Muhabbet,yüreğe düşmüş bir tohumdur; “her başka yüz dane veren yedi başak” gibi,yediverendir o. Muhabbet insanın harcadıkça çoğalan tek sermayesidir. Herşey harcadıkça tükenir, muhabbet asla. Muhabbet müebbeddir.Üzerine üzerine gelen karanlığın kara yüzlü, kara vicdanlı, kara güçlerini, aşkın siperine sığınarak püskürtebilirsiniz. Onlar kaybettiler, onlar nefretin eli kanlı temsilcileri… Sen kazandın, çünkü sen aşkın cephesinde yer aldın, aşkın ve aşkınınHesabını yaparken tarihi unutma, coğrafyayı unutma. Acıyı unutma, sancıyı unutma. Melekleri, Sakarya\’yı, Nil\’i, Tuna\’yı, Fırat\’ı, Dicle\’yi unutma.İstanbul\’un, Kahire\’nin, Bağdat\’ın, Şam\’ın Mekke\’nin çocukları olduğunu unutma. Senin kara, sarı beyaz kardeşlerin olduğunu, yüreğinin Asya, Afrika, Avrupa, Amerika taraflarının olduğunu unutma. Fakat, hesabını yaparken kesinlikle şöyle başlamalısın:“Elde var aşk”MUSTAFA İSLAMOĞLU"Hammadesi makbul fakat adresini yitirmiş birini gördüğünde,\’bundan ne güzel müslüman olur\’ demeli ve tüm yüreğinle hidayeti için dua etmelisin." Selam ve Dua İle Kardeşim

  17. “Aşk olsun” dedi. “Aşkın cemâl olsun” dediler. “Cemâlin Nur olsun” dedi. “Nurun alâ Nur olsun” dediler. Biz ne diyelim, gönülden bir âmin’den başka… AMİN..ALLAH RAZI OLSUN OĞLUM…

  18. Medine\’nin kadınları hem güleryüzlü, hem de güzeldirler. Ancak Hifa Hatun başka güzeldir ve bambaşka gülümser. Öylesine sıcakkanlı ve öylesine samimidir ki kadınlar onu canları gibi severler. Oğlu, abisi, erkek kardeşi olanlar akraba olmaya kalkar, hatta bazıları beylerine ister. Onu ciddi ciddi sıkıştırır, araya hatırlıları koyup, izdivaç teklif ederler.Hifa Hatun\’un methi hızla yayılır ve çoook uzaklara gider. Bırakınhekimleri, tüccarları, vezirler, sultanlar sıraya girer. Ancak o Necaşi gibi bir İmparatoru bile reddeder sadece ve sadece Allah\’ın rızasını diler.Ama taliplerin ardı arkası kesilmez. Kimi ayaklarına halılar serer… Kimi cevahirler döker… Yüz kızıl tüylü deveyi getirip kapısına bağlayanları mı sorarsınız, yoksa saray anahtarlarını önüne atanları mı?Hifa Hatun bütün bunlara dönüp bakmaz bile, Efendimizin huzuruna çıkıp "Ey Allah\’ın Resûlü" der, "bana cennete götürecek bir şeyler öğretsene." Doğrusu o, Peygamber Efendimiz\’in (sallallahu aleyhi ve sellem) \’gündüzleri oruç tut\’ ya da \’geceleri namaz kıl\’ gibi bir tavsiyede bulunacağını sanır ama Server-i Kâinat "Önce evlenmen lâzım" buyururlar "zira bununla dininin yarısını emniyete alırsın!" Hifa, büyük bir teslimiyetle boynunu büker ve "siz kimi münasip görürseniz ben ona razıyım" der.Mâlum, o sıradan bir hanım değildir ve onu nikahına alacak erkeğin de "özel" olması gerekir. Lâkin Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem) ne kimseye ümid verir, ne de kimsenin ümidini kırar. Her zamanki gibi basit ve pratik bir çare bulur "yarın sabah mescide ilk gelenle evlen" buyururlar. Bu teklifi herkesin hoşuna gider, talipler erken kalkmak için tedbirler düşünür, kendilerince hazırlık yaparlar.Bu haberi elbette Hazret-i Suheyb de duyar ama dikkate almaz. Zira o fakir ve kimsesiz biridir. Evi yurdu yoktur ve karnını zor doyurur. Kah ağaç altlarına uzanır, kâh mescid gölgelerine kıvrılır. Uzun boyuna rağmen o kadar zayıftır ki, rüzgar sert esse ayaklarını yerden kaldırır.Ama bakın şu işe ki o gece Allahü teâlâ bütün sahabelere derin bir uyku verir, Hifa Hatun\’un talipleri gözlerine çöken ağırlığa yenilirler. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) her zamanki gibi imsak sökerken mescide gelir ve büyük bir merakla talihli sahabeyi bekler.Nitekim mescidin eşiğinde bir gölge uzar ve Süheyb içeri girer.Resulullah Efendimiz namazdan sonra Hifa Hatunu çağırtıp neticeyi bildirir. Hazret-i Hifa büyük bir teslimiyetle kabul eder.Efendimiz güzel bir hutbe okur ve nikah akidlerini yaparlar. Sonra şanslı sahabeye döner "Ey Süheyb" buyururlar, "şimdi hanımına bir hediye al ve tut elinden evine götür."Suheyb Radıyallahu anh ellerini çaresizlikle iki yana açar. "İyi ama" diye mırıldanır, "benim ne bir dirhem gümüşüm, ne de sığınacak evim var."Hifa Hatun kocasının boynunu büktürmez, ona içinde on bin dirhem gümüş olan süslü bir heybe gönderir ve "filanca yerdeki köşkümü sana hediye ettim" der. Alemlerin Efendisi çok hislenir onlara hayır dualar ederler.Süheyb, o gün Medine sokaklarında dolanır durur, akşama doğru utana sıkıla konağa sokulur. Kendisi için hazırlanan muhteşem sofradan ya bir, ya iki hurma alır ve "Ya Hifa" der, "biliyorum sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben ise senin için sadece mihnetim. Ben şükretsem gerek, sen sabretsen gerek. İster misin şu geceyi taat ve ibadetle geçirelim zira Efendimiz (Sallallahü aleyhi ve sellem) "Cennette yüksek bir çardak vardır. Orada yalnız şükredenlerle sabredenler otururlar." buyurdular.Ve öyle de yaparlar. Seccadelerini gözyaşları ile ıslatır, kalplerini zikr ile aydınlatırlar. Cebrail Aleyhisselam olup biteni Resulullah Efendimize anlatır ve onları Allahü teâlânın cenneti ve cemaliyle müjdeler.Ertesi sabah, namazdan sonra Efendimiz Suheyb\’i yanlarına oturtur "Ey Süheyb" buyururlar "geceki halini sen mi anlatırsın ben mi anlatayım?" Süheyb gözlerini kucağına indirir, zor duyulan bir sesle "Allahın Resulü en iyisini bilir" cevabını verir.Efendimiz onlara "ne mutlu size" gibilerinden bakar, "İkiniz de cennetliksiniz" buyururlar, "… ve Allahü teâlâyı göreceksiniz!" Süheyb derhal secdeye kapanır ve "Ya Rabbi!" diye yalvarır, "o ki beni mağfiret ettin, günahlara bulaşmadan canımı al!"Allahü teâlâ bu yanık duayı kabul eder, Suheyb, secdede kalakalır. Mescidde bulunanlar ağlamaklı olurlar. Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) "Size daha şaşılacak bir şey söyliyeyim mi? Şu anda Hifa Hatun da ruhunu Hakka teslim etti" buyururlar.Namazlarını, yüzü suyu hürmetine yaratıldığımız o yüce Server kıldırır. İkisini yanyana toprağa bırakırlar. Baş uçlarına küçük bir tahta çakar.Birine "Şükredenlerden Suheyb" yazarlar, öbürüne "Sabredenlerden Hifa!"…gayrısına aşk demeye utanıyor insan… çok güzel bi yazı abim ya iansan kaç defa okumuş olsa da yine zevkle okuyo gerçekten..teşekkürler abiciK…ALLAH RAZI OLSUN HER DAİM İNŞALLAH….

  19. Bağlılık, Sadakat ve Şükredicilik: Yüce Allah\’a olan gönülden bağlılıkları karşılığında, Rabbimiz de onlara rahmetinden lütuf ve ihsanlarda bulunmuş, onları bol fazlından hem dünyada nimetlendirmiş hem de ahirette Kendi Katı\’nda varılacak güzel bir yerleri olduğunu bildirmiştir. Ayetlerde şöyle haber verilmektedir: "Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah\’a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi. O\’nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) Onu seçti ve doğru yola iletti. Ve Biz ona dünyada bir güzellik verdik; şüphesiz o, ahirette de salih olanlardandır." (Nahl Suresi, 120-122) Şüphesiz ki Allah\’ın kendisinden razı olduğu bir kul olabilmek tüm iman edenler için hayatlarının en önemli amacı ve benzeri olmayan en büyük mutluluktur. Bu sevinç, yaşanmış veya yaşanabilecek muhtemel hiçbir dünyevi sevinçle kıyaslanamayacak derecede muazzam ve coşkulu bir sevinç olacaktır. paylaşım çok içden çok güzeldi mevlam razı olsun sizden daim mevlama emanet olun inşalalh hayırlı günler dilerim daim esselamun aleyküm

  20. “Aşk kaydında olan kişiBaş kaydında değildir”(Mevlana)Yani aşk; bir kapı, bir koridor, bir yastık kadar basit bir şey değildir. Sadece bir “şey” değildir. Yanmayan kalorifere kızan, radyo kanalı ararken bile sabırlı olamayan, bir market kuyruğunda öne geçme planları yapan kişi, beşinci viteste iki yüz yapıp uzaklaşıyor demektir aşktan.“Aşk mıdır can u dil mülkünü yağma eyleyenAşk mıdır sinem içre gelip ca eyleyenAşk mıdır boynuma takıp bela zinciriniGezdirip mecnunleyin âlemde rüsva eyleyen”(Muhubbi)Yani aşk sabah evden çıkarken sırtınıza geçirdiğiniz gri bir ceket gibi kolayca çıkarılıp fırlatılmaz. Anneniz gibi siz nazlanınca müsamaha gösterip nazınızı çekmez. Bir kasetin A–1 şarkısı gibi dinleyip ağladıktan sonra “stop” düğmesine basılıp durdurulmaz aşk. Aşk hep başa sarar kendini. Saçları iki belik değildir aşkın; alabildiğine uzun ve dağınıktır ve tarak geçmeyecek kadar da gürdür. Okşamaya gelmez, dolaşıklığı açılsın istemez, pasaklı bir kız çocuğu gibi ayaklarınızın altında gezinir durur. Bir çubuk makarnayı bile çatalına dolayamayan biri onun saçlarını taramaya nasıl talip olabilir?“Bir katreyim ama yine Ummanlara doymamTopraklara, yapraklara, insanlara doymamHem ateşlere, hem nura hem zindanlara doymamAğlat beni inlet beni ta haşre kadar yak”(Yaman Dede)Yani sabah kalkınca dudağınızdan dökülen bir mırıldanmayı istemez o, senfoniler ister, ağıtlara karışıp tellere dolanmak ve her ağızdan duyulmak ister. Mp3 ler gibi tek dokunuşla içini dökmez o.Kendini bir yüzle gizler. Duraktaki, pazardaki, okuldaki çoğu yüz aşkı maskeler. O maskeler ki; ya bir otobüsün en arka koltuğunda yahut bir yağmurun ıslattığı kaldırımda, bir çiçek tomurcuğunda, bir şiirin en içli mısrasında düşüverir. Ama bir okulun kapısında peruklar düşerken, ağzı salyalı bir öğretim görevlisinin yüzü asla ona perde değildir.“Aşk bir şuledir ki, parlayınca maşuktan başkasını yakar mahveder” (M.İkbal)Yani bir elektrik düğmesine dokunmak kadar basitçe yanmaz aşkın ışığı. Aşk elindeki ampule senin duy olmanı bekler. Elektriğe sen çarpılacaksın ki o ışıldayacak. Jelâtin parlaklığı ile kandıramazsın onu, aşk yansımayı sevmez.“Ateşi hicrinle can durmaz figana başlarKaynayıp akar ol ateşle gözümden yaşlarAteşim yaşım iniltim can içinde gizlidirZahirimde yok içimde hasıl oldu yaşlar”Pimi çekilmiş, ya da patlaması “an”a kurulmuş bir bomba taşır kalbinin üstünde her aşık. Kirk-box ringine çıkmış bir cin ali cesaretine bürünmüştür ve yenileceğini bile bile hüzün ve eleme karşı tekmeler savurur. Her gece ayrılık acısı ile solup buruşmuş yüz, her yeni güne çikolata yiyip mutluluk hormonu salgılayan bir obez gibi sırıtarak başlar.“Cihanı hiçe satmaktır adı aşkDökülüp varlığa gitmektir adı aşkBela yağmur gibi gökten yağarsaBaşını ana tutmaktır adı aşk”(Eşrofoğlu Rumi)Yani aşk; sabaha kadar testere ile ikiye bölünür, akşama kadar sabır dikişleri ile yeniler kendini. Düz yolları, düz çizgileri sakin nehirleri sevmez hep türbülanslı uçuşlar ister. Boşluğa düşer, kâh boşluk ona düşer.Siyah giymeye, intihar etmeye meyilli gibi durur aşk. Onu bu eğilimden kurtarıp beyaza boyamak ve ebedi bir hayatı muştulamak senin aşkı layık olan yere kaldırmanla mümkündür. En son ne zaman baktın gökyüzüne? Hatırlamıyorsan senin kalbin aşkın çekiminden sıyrılıp bu dünyanın çekimine yenilmiş demektir.“Aşk imiş ışık veren âşıklaraAşk imiş ateş veren yanıklaraAşk imiş derde bırakan âdemiAşk imiş deva veren âşıklara”Yani aşk ten kafesini mesken edinen iyi huylu bir misafirken ve soylu bir efendi ona hükmederken, ifşa edilip dökülünce dudaktan, aşkın şaklabanı olur aşık ve efendilikten soyunur, kırılıp dökülür cennetteki yerinden. Bir “dalga geçme aparatı” haline gelir ve günaha yürüyen dalları budanmazsa, bir gözaltı torbası, bir kutu antideprasan ilacı olarak sana geri döner.“Aşk ki kalbe gıdadır. Ne yenir ne yutulur. Bir demir leblebidir çiğneyebilene aşk olsun” (Şinasi)Yani efendim aşk kemirir durur insanın içini. İki lokma ekmek yenince bastırılmaz, bir bardak su içince söndürülmez. Üç dört eki olan bir gazete gibi her sabah eşiğinizde beliriverir.

  21. “Kimsenin fotoğraflarımdaki ışığı veya renklerin paletini takdir etmesini istemiyorum. Fotoğraflarımın insanları tartışmaların içine sürüklemesini, ses getirmesini ve İnsanları bilgilendirmesini istiyorum.” SAYGILARLA

  22. Bazılarının içine akar gözyaşı Ağlayamaz onlar… Gözyaşları olmadığından değil… Birileri “Erkekler Ağlamaz” dediği için de değil… Kalpleri taş olduğundan hiç değil! Onlar… Ağlamayanlar değildir;ağlayamayanlardır… Halbuki o kadar çok isterler ki ağlamayı.. Bağıra bağıra.. Hıçkıra hıçkıra.. Kendini unuturcasına… Ama ağlayamazlar… Çatlarlar,çatlatırlar yüreklerini de yine ağlayamazlar… Gözyaşının olduğu yerde “rahmet” olacağını da bilirler oysa… Bir damla rahmet için,bin damla yaş dökmeye hazırdırlar… Hazırlanırlar… Ağlayamazlar… Anlamsız kahkahalar içinde boğulur hıçkırıkları… Feryâdı yutar,acıyı içlerine çeker onlar! İsyân,onlara çok yakındır;yanaşmazlar yanına… Sabır,onları sevmese de sarılmaya çalışırlar… Alışırlar her yeni duruma… Durmadan yarışırlar ve savaşırlar kendileriyle… Çemberinden geçirirken felek,onların kulağına bir şey fısıldamıştır… Tam olarak anlatamazlar ne olduğunu;ancak hiç unutmazlar yine de… Anlatamadıkları için ağlayamazlar.. Ağlayamadıkları için anlatamazlar! Bir gülün dibine diz çöküp ağlasa onlar… Gözyaşlarıyla gülün rengine renk katabilirler belki… Ama yapamazlar… “Ya solarsa?” derler… Solarlar belki;ama soldurmazlar! Herkes onları “ağlayamaz” sanır… Çünkü hiç kimse göremez,içlerine akan yaşları! İçerde kaynayanı,yananı,içerdekinden gayrısı bilemez! Yanaklarından süzülmediği için de kimse silemez gözyaşlarını… Yaşlarını da bilemezler.. Çünkü onlar,oldukları yaşta değildirler… Onlar,birbirlerini tanır;birileri onları tanıyamaz! Onlar mâşuktur… Onlar âşıktır… Onlar darmadağın… Onlar karmakarışıktır! Gözyaşları Merhamete Delildir.Yürek Yanmadıkça Göz Yaşarmaz

  23. İnsan ve Şükür “EĞER DİLEMİŞ olsaydık onu tuzlu kılardık; şükretmeniz gerekmez mi?”(Vakıa-70)Teşekkür ederim ama niye?Teşekkür ederim peki kime?Neye, neden, ne zaman, nerede, nasıl teşekkür ederim?Bütün alışverişlerin, paylaşımların, kullanmaların sonlarında söylenen sözler teşekkürnamelerdir. Yapılan işlerin ardından gelen söz teşekkürdür. Adeta insan teşekkür etmek için çalışır, alışverişini yapar. Hayatı teşekkürüne hizmet eder. Büyük bir daireyi teşkil eden kainatın merkezinde canlılar oturur. Her şey canlılara hizmetr eder, koşturur. Hidrojenin oksiyene olan aşkında suyla hayata hizmet etmek vardır. Canlılar dairesinin merkezinde ise biz insanlar varızdır. Bütün canlılar bize hizmet eder. Yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz, üzerine oturduğumuz her şey buna şahittir. İnsanlar dairesinin merkezinde de rızık vardır. İnsan rızkı için çabalar durur, rızkına koşturur. Rızkın barındırdığı, hizmet ettiği ve nihayetinde bizi ulaştırdığı ise şükrün ta kendisidir. Elmanın kırmızısını fark etmektir şükür ve şükür elmayı kırmızı eyleyenedir. Kokusunun burna değdiği andır şükür anı. Dilimizdeki elma tadıdır. Ve yine şükür, tadı, kokuyu, rengi elmaya koyana bana da tat, koku, renk ölçücüklerini verenedir. Anahtar kilit gibidir kainat insan ilişkisi. Var edilen her şey insandaki ölçücüklere göre tasarlanmıştır. Bunu fark etmek aklın manevi bir şükrüdür. Kainat adeta insana göre akort edilmiştir. Her bir uzvunun, duygusunun tadışıyla, hissedişiyle insan manevi şükrünü yerine getirir. Şuuruyla diline taşıdığı “Allah’ım sana şükürler olsun” cümlesi de dil ile dimağ arasında gidip gelen bir şükürdür. Şükrüyle insan yaratılışındaki maksada yanaşır. Bu maksat Allah’ın eşsiz terbiye ediciliğine karşılık insanın kulluğa ve kullukla gelen şükrüne ulaşmasıdır. Harun Pirim hayırlı geceler abim

  24. Mecnun’a adını sordular.Hiç düşünmeden:_Leyla’dır,dedi.Mecbun’a sordular Leyla’nın hanesin,Çak edip kalbini gösterdi dil-i viranesinin.._Leyla öldü dediler.Mecnun cevap verdi:Hayır Leyla ölmedi,o benim kalbimdedir.İşte ben Leyla’yım dedi.Günlerden birgün Mecnun Leyla’nın köyüne vardı ve Leyla’nın evinin önüne gelerek Gökyüzüne doğru bakmaya başladı.Kendisine:_Gökyüzüne bakma,Leyla’nın evinin duvarlarına bak. Olurki Leyla’nın resmi aksetmiştir. Leyla’nı görmüş olursun,diyenlere şu cevabı verdi:Mecnun’a sordular Leyla nice oldu?Leyla gitti,adı dillerde kaldı;Benim gönlüm şimdi bir Leyla buldu,Yürü Leyla ki, ben Mevla’yı buldum..Şu ben yalvarırken, sen naz ederdin,Şem’ayı gösterip pervaz ederdin,Cefayı çok, vefayı az ederdin,Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum..Bugün Mevla gören Leyla’ya bakmaz,Ulu a’la gören ednaya bakmaz,Aya nazar eden yıldıza bakmaz,Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum..Mecnun arzulayıp Kabe’ye vardı,Halka yapışıp zarilik kıldı,Mecnun Leyla derken Mevla’yı buldu,Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum..Mecnun’u beslerdi kullar,tayalar,Mecnun’un başında kuşlar yuvalar,Mekanımız oldu dağlar,ovalar,Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum..Mecnun oldum dağ başında gezerim,Mevla ile oldu benim pazarım,Var Leyla ki bu sevdadan bezerim,Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum,,Ulu kuşlar yuva yaptı başıma,Ben Mevla’yı görür oldum düşümde,Var git Leyla durma benim karşımda,Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum,,Gel YUNUS bu sırlardan açılma,Hakkın lütfu görüp,gayre saçılma,İnayet Hak olan yerden kaçınma,Yürü Leyla ki ben Mevla’yı buldum..Rabbim; cümlemizi taklidden tahkike, aşk-ı mecaziden aşk-ı hakikiye eriştirsin, gerçek aşıklarla buluştursun,görüştürsün.Evet!…Leyla’dan, Mevla’ya varılır. Sanem’den,Samed’e dönülür. Şirkten,tevhide erilir. Aşk-ı mecaziden, aşk-ı hakikiye vasıl olunur. İnsanolana, elbette aşk lazımdır. Bu aşk ister mecazi ister hakiki olsun insana yakışan bir duygu ve haslettir. Aşktan nasibi olmayanın, merkepten farkı yok gibidir…Biraz uzun oldu ama AHMET kardeş bu kadar güzel sözlerin (eklediğiniz blog ve yapılan yorumlar)üzerinede bana söyleyecek birşey kalmadı. Hayırlı geceler.ALLAH\’a emanet olun!

  25. EFENDİMBen seni görmeden sevdimYorgun gecelerde titreyen bir yetim bir öksüz yüregimde sevdim seni Ey gönül bahcemde büyüttügüm nazli cicek, Ey sevdamin adi, askin gercek anlami Bu hasret, bu gurbet söyle, söyle ne zaman bitecek Ben seni görmeden sevdim Yolunu gözledim bir Medine sabahi Ellerimde güller, güllerki kokunu aldigim, kokunu alip yandigim yanip yanip agladigim… Ben seni görmeden sevdim Gözlerini gözlerime degdir efendim, ellerini ellerime Sevmeyi senden ögrendim ilkin, sevilmesi gereken herseyi senden Sefkat seninle mana buldu, buz cöllerini seninle asdim Ben seni görmeden sevdim Bahar yüzlü insanlar bildim etrafinda pervane onlardan biri olmak istedim hep, her emrine amade Seninle yasamak seninle ölmek, ama en cok seni seni görmek istedim… Ben seni görmeden sevdim, konunu aldim güllerde, Ben seni görmeden sevdim, adini andim yürekte Sevgili Sevgili en Sevgili!!!!!

  26. Selamun Aleyküm Sevgili Ahmet Kardeşim.Sözümüzü, sevgiyle yoğrulmuş bir duâyla bağlayalım:“Aşk olsun” dedi.“Aşkın cemâl olsun” dediler.“Cemâlin Nur olsun” dedi.“Nurun alâ Nur olsun” dediler.Biz ne diyelim, gönülden bir âmin’den başka… Gönül aynasından yansıyanların muhabbeti doğrultusunda Rabbim kendisine olan samimiyetinizden eksiltmesin.Eyvallah. Ne hoştur. Öyle ya Mevlam neyler … Neylerse güzel eyler.Rabbim rızasından ayırmasın.Hakkı Hak bilip ona tabi olanlardan.Batılı da batıl bilip ondan içtinap eden kullarından eylesin.gerçek manada yaşayanlardan etsin.Dua ile Muhabbetle kalın…Sevgi, Saygı ve HürmetLerimLe…Yeryüzünde yaşananların sebep-sonuç bağlantısı içinde önümüze sunduğu tablonun arka planında ve derinlerde farklı bir işleyiş alanı var. Bu alandaki gelişmeler baharın toprak altında gelişmesine benziyor ve ve çok fazla dış alemden etkilenmiyor. Eğer bu gelişmeler maneviyat alanında cereyan ediyorsa siyasî ve ekonomik güçler pek kontrol edici konumda olamıyorlar.Medeniyetler çatışmasının tekrar gündeme getirilmeye çalışıldığı şu günlerde Kur’ân’ın kuşatıcı muhabbetine ve Habibullah’ın (a.s.m.) insanlığa taşımaya çalıştıklarına ihtiyaç çok şiddetlendi. Bu anlamda Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) muhabbetinin fedaileri konumunda ve varlığın şeffafiyetini acz, fakr, şefkat, tefekkür mesleği ile sosyal hayata yansıtan Risâle-i Nur yaklaşımı ve cemaati artık tüm dünya için çok önem kazandı.Varlığı Risâle-i Nur perspektifinden algılayan ve hayatı onunla anlamlandıran fertlerin oluşturduğu nurani bir cemaat. Hazret-i Ali’nin Celcelutiye kasidesinde, Gavs-ı Azam’ın Fütuh-ul Gayb’ında işaretlerle müjdelenmiş ve istikbalde yapacakları hizmetler ve samimiyetleri, ihlâsları sebebi ile alkışlanmış bir cemaat. Dâvâsı ile bütün kâinatın alâkadar olduğu ve Hazret-i Muhammed’in (a.s.m.) büyük ve yaratılışa maksat aleme ukde-i hayat olan dâvâsını günümüze taşıyan, üstadı ve bütün mensupları ile hayati vazifeler üstlenmiş bir cemaat. İnsanlık Dar’üs-Selâm yolunda bir geminin yolcuları ve bu cemaatin mensupları o geminin mürettebatı. Bu yüzden dâvâ büyük vazifeler çok ve fazlası ile hassasiyet gerektiriyor.Üstad, Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin çevresinde halka olmuş bir kaç samîmî, fedakâr ve gayretli insanın çabaları ile başlayan ve günümüze kadar büyük gelişmeler kaydeden bu dâvâ, aslî yönü ile ve manevî anlamı ile gerçekten çok büyük ve âlemin bütün zerrelerini, her insanı ilgilendiren bir misyon üstlenmiştir. Üstad ve sonrası çizgide tam bir gayret ve samimiyetle yeri geldiğinde canları pahasına ortaya atılmış hizmet erbabı, günümüzde sanki bir rehavet havası içine girmişlik görüntüsü arz etmektedir. Bu duruma kısmen, Risale-i Nur şahs-ı manevisini teşkil etmek üzere kaderin bir tecellisi olarak gerçekleşen mitoz bölünmelerin sanki ayrılık şeklinde algılanması ve bunun oluşturduğu hafif bir karamsarlık havası yol açmaktadır.Bunda toplumun topyekûn yaşadığı dünyevileşme sürecinin de büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.Geçmişte yaşanan her şey yaşanması gerektiği için yaşandı. Çünkü kaderin hükmüydü. Bunlardan Risâle-i Nur ölçüleri ile hayatını şekillendiren hiçbir ferdin âleminde ümitsizlik, şevksizlik, isteksizlik doğmamalı. Onların dâvâsı acz, fakr, şevk ve şükrü mutlak düzeyde hayata aksettirmeyi hedefleyen bir dâvâ. O dâvâda kırgınlık olmaz, küsmüşlük olmaz. Büyük bir yangından insanları kurtarmak üzere koşanların birbirlerine kızacak, küsecek vakitleri ve halleri olamaz. Yük ağır ve yardıma uzanan her ele ihtiyaç var ve rahmet okunmalıdır. Anlamsız çekişmelerin, lüzumsuz kırgınlıkların bir an evvel ortadan kaldırılması ve Risâle-i Nur hizmetine lâyık şevk ve gayretin, bitmek bilmez enerjinin tekrar kazanılması zamanıdır. Bu zaman artık hizmet boyutlarının Türkiye sınırlarının dışına taştığı ve dünyanın her tarafından insanların bu ulvî dâvâyı anlamaya ve hayatlarının bir parçası haline getirmeye çalıştıkları bir zamandır.Hıristiyan, Yahudi, Budist pek çok insan Risâle-i Nur’a yönelmiş ve onu kendilerine ulaştırma gayretimizin zayıflığından dolayı bizlere sitem etmektedirler. Artık hedef çok büyümüş ve yapılması gerekenler çok artmıştır. Nur hizmeti kendisini bu dâvâya mensup hissedenlerin birincil işi olmalıdır. Hem şevkimizi artıracak ve büyük bir enerji verecek şekilde Üstadın müjdelediği cennetasa bir baharın çiçekleri baş göstermeye ve tomurcuklanmaya başlamıştır. Gaye-i hayalimiz çok daha belirginleşmiş ve daha rahat hissedilir hale gelmiştir. Bu yükün altından kalkabilmenin yolu sarsılmaz bir inanç, uykularımızı kaçıracak bir ümit ve tam bir dayanışma olmalıdır. Yani; ihlâs, samimiyet ve gayret. İnanın yarınlar hizmetimiz ve davamız açısından çok daha güzel olacak. Bu gelişmelerde bizimde payımız olsun, gelinen noktanın mutluluğunu biz de paylaşalım istiyorsak birbirimize kenetlenmeli ve gayretimizi çok artırmalıyız. Etnik farklılıkların kaşınarak dünyada ayrılıkların, medeniyet çatışmalarının devamının hedeflendiği günümüzde insanlığın reçetesi sevginin kuşatıcılığı olacaktır. Bu da nurun kuşatıcılığı ve Muhammedî (a.s.m.) muhabbetin kuşatıcılığı ile mümkün olacaktır. Kâinatı muhabbet ile yazan Âlemlerin Rabbi nur-u Muhammedî (a.s.m.) mürekkebini kullanmaktadır. Bunu tüm insanlığa hissettirecek olan ise o muhabbetin fedaileri olan düşmanlık düşmanlarıdır.

  27. …İnsan kimi severse ona eştir.Bu alemde de onunladır o alemde de…. ………… MEVLANA……………..AŞK……………………………………………………………………………………………………….Herkes boşluğu doldursun kendinceHarika bir yazıydı selam ve dua ile

  28. "Bir buluttan bir damla yağmur düştü.Bu damla denizin genişliğini görünce utandı:"Şu deniz denilen yerde ben kim oluyorum?Eğer deniz buysa gerçekten ben hiçim" dedi.Damla kendisini hor görünce sedefin biri onu koynuna alıp seve seve beslediFelek de onun işini öyle düzgün yürüttü ki,nihayet padişahlara yaraşan namlı bir inci oldu.Hasılı bu yüceliği kurumsuz olmakla buldu. Yokluk kapısını çaldığı için var oldu.""Aşk da tıpkı elif gibidir, isminde gizlidir ama okunmaz.O herşeyin içindedir, ama hiçbrşeyde görünmez…" Hz. MevlanaHer zerreniz AŞK\’la dolsun. selam ve dua cümlemize…

  29. SEN YOKTUN SULTANIM Sen yoktun. Hz Âdem\’ deydi nurun, önce cenneti sonra yeryüzünü şereflendirdin.Âdem nuruna affedildi. Arafat bu affa şahitti.Sen yoktun. !Nuh\’ un gemisindeydi Nurun…Dalgalar yeryüzünü boğarkenToprağın bağrındaki su Gökyüzüyle buluşurkenVebu bir ilahi azap derken,Allah nurunu taşıdı bin bir sebepleTufan, nurunu selamladı edeple…Sen yoktun… Hz. İsmail\’in alnındaydı Nurun İbrahim\’i bir dua yükseldi kimsesiz çöllerden "Rabbimiz" dedi,"Onlara kendi içlerinden Senin ayetlerini okuyacak Kitap ve hikmeti öğretecek onlara, onları temizleyecek bir elçi gönder,Âmin dedi on sekiz bin âlem Nurunla aydınlanan minicik ellerini sema’ ya kaldırarak Âmin dedi İsmail.Hıra Nurdağı âmin diyerek ayağa kalktı. Medine\’den adı Uhud olan bir âmin yankılandı sevr dağında.Sen yoktun…Hz. İsa, "Ahmed" diye muştuladı seni Âlemlerin efendisi diye sana seslendi. Artık ben sizinle çok söyleşmem, dedi havarilerine.Çünkü bu âlemin reisi geliyor…Bekleyin Ahmed geliyor.Kâinata rahmet geliyor.Havarilerin yüzünü okşayan,Ölüleri dirilten bir nefes oldun Ama sen yoktun…Sen yoktun Sultânım,Hz. Abdullah\’ ın alnındaydı NurunBaşı eğik gezerdi mazlum Huteyle göklerden seni sorardıVaraka seni arardı semada Anneler kız çocuklarını hep ağlayarak sevdiler.Ağlayarak süslediler ölüme…Ağlayarak hadi dayına gidiyorsun dediler. Sen yokken, Canlı canlı toprağa gömülmenin adıydı dayıya gitmek.Anne yüreğinin çıldırtan çaresizliğiydi.Ve yavrusunun ölüme gidişini seyretmesiydi…En son çocuk atılırken çukuraAnnesinin suretinde bir melek tuttu onuVe tebessüm ederek hıra nur dağını gösterdi.Melekler süslüyordu hırayı.Efendisine hazırlanıyordu cebel-i nur,Efendisine hazırlanıyordu Mekke.Âlem Efendisine hazırlanıyorduKâinatın gözü Hz. Âmine’deydi.Toprak yalvarıyordu rabbine,Allah’ım gönder artık diyordu. Gel diye ağlıyordu mazlumlar, gözleri semadaVe bir gelişin vardı ya Rasulâllah,Bir inişin vardı yeryüzüne…Önünde Cebrail!Ardında yalın kılıç melekler!Bir inişin vardı yeryüzüne…Yetimler en huzurlu geceyi geçirdi belki deÖksüzler annelerine sarıldı doya doya.Sonra bir sessizlik kapladı seher vaktini.Her şey sus pus olmuştu.Hadi diyordu yıldızlar, Hadi diyordu ay!Kâinat bir isim duymak istiyordu.Ve bir ses yükseldi Amine’nin evinden.Muhammed!Karanlıklar aydınlığa bıraktı yerini.Muhammed!Melekler öptü o nurdan ellerini.Muhammed!Seni yaratan Allah\’ a kurbanız ey dürri yekta!Sana o adı veren rahmana kurbanızArtık sen vardın Susuz topraklara rahmet indi seninle Annenden sonra anne halime sevindi seninle Yağmura mı ihtiyaç var?Kaldır şahadet parmağını, Yağmurları salsın Allah. Sonra tut ağacın yaprağını,Köklerini çıkarttırıp yanında yürütsün Allah.Yeter ki sen iste, Sen iste ya Rasulâllah Deki ben kimim? Dağlar, taşlar dile gelsin,Dilsiz çocuklar ellerinden tutup,Ente Rasulâllah desin.Sen vardın, Bedir kârdı, Uhud dardı Hendek yârdi. Yiğitlerin vardı.Ölmek için yarışan yiğitler…Hele bir enesin vardı senin.Enes bin malik…Uhud’ da öldüğünü duyunca Arkadaşlarına;Niye burada oturuyorsunuz Diye; sormuştu.Onlar da;"Allah\’ın Resulü öldürülmüş" deyince,Enes kükremiş:" Peki o öldükten sonra yaşayıp da ne yapacaksınız?Kalkın ve O\’nun gibi ölün"! Demişti.Ve savaşın en yoğun olduğu yerde şehit düşmüştü. Hem de ne şehit ey Nebi!Vücudu yaralardan tanınmaz haldeydi.Kızkardeşi ancak parmaklarından tanıdı onu…Mus’ab Bin Umeyr\’ in vardı senin.Uhud \’da sancağını taşıyan.Öyle bir aşkla sana bağlıydı kiAllah o gün melekleri Musab\’ ın suretinde indirdi. Ebu hureyren vardı. Acıkınca mescidin önünde durur sana bakardı. Sen anlardın,Ya Ebâhir gel! Derdin.Ve sen gittin…Bir gidişle gittinArdında hüznün kaldı. Hasretin kaldı göklerde Bilal ezan okuyamaz oldu Ne zaman teşebbüs etse Muhammed Rasulâllah demeyeDizleri üstüne çöker, kendinden geçerdi.Sonra günler ay, Aylar yıl oldu. Ve asırlar olduSensizliğe açtık gözlerimizi. Ama sen bırakmazsın bizi.Sen varsın ey şehitlerin sultanı Sen varsın!Bir şehit bile ölmezken Sana nasıl yok deriz.Ebu Talip Şam’a giderken devesinin önüne geçip Beni burada kime bırakıp gidiyorsun demiştin. Ne anam var ne babam…Ebu Talip bırakmamıştı bu yüzden.Sensizliğin ızdırabıyla inleyen ümmetini kime bırakıp gidiyorsun Ya Rasulâllah!Bırakma bizi ki; Allah; Sen onların içindeyken onlara azap edecek değiliz buyuruyor. Bırakma bizi!Hayatı seninle öğretti Rahman.Kulluğu seninle tanıdık.Duayı senden öğrendik sevgili!Hz Ömer umre için senden izin isteyince,\’Kardeşçik\’ dedin ona, Kardeşçik; duanda bana da Yer ayırır mısın? Bizler Ömer değiliz ama Bütün dualarımız senin için Ey Rabbimiz!Resulünü anışımızdan haberdar et!O\’na binler salât, binler selam!Habib’ine Makam-ı Mahmut\’u verO\’na vesileyi lütfet.O\’nu refik-i Âlâya yükseltBizi de affet O\’nun hatırına affet, Zatının hatırına Af et !BAKİ SELAMLAR EN GÜZELE EMANET OL KARDEŞİM.

  30. Aşk;Sadece üç harf,Üç harfide apayrı bir mana,Üçüde ayrı bir dünya,İçine gireni kaplayan,Sarıp sarmalayan,Kuşatıp tutkuyla bağlayan…Aşk;Sırrına erişilmeyen,Kiminde iradi,kiminde mecburi hissedilen,Kimine ise fuzuli gelen…Ne olursa olsun,yinede yaşanılması gereken…Aşk;Hakka oldukça değer kazanan,O(c.c.)ndan ötesi Rasulünde bulunan,Gayrısında acı olan…Ama karşılığını bulana,Hayatı mutlu kılan…Aşk işte…Sadece üç harf…Üç ayrı dünya…Üç ayrı mana…

  31. Bir hurma kütüğüne dayanarak hitapta bulunurdu.Pür dikkat dinleyen aşıklarına.Duyulan ihtiyaç üzerineBir minber yaptılar SULTANA.onun üzerinde hutbe vermeye başlayıncakendisini terketmesi üzerinehurma kütügü,Bir deve inleyişi gibiinleyip ağlamaya başladı.Alemlerin NURU zirve peygamber,minberden inip kütüğü meshedip okşadı.Kütük inlemeyi bırakıp sükunet buldu.O seviyordu ya artık aglamıyor,inlemiyordu.emir verdi GÜL SULTAN.S.A.V.KURURSA BU HURMA KÜTÜGÜ AŞKINDANMinberin altına gömün,isterim bizden ayrılmasın.KURUDU….!GÖMDÜLER….!EY TAŞ GÖNLÜM DUYUYORMUSUN…!BİR KÜTÜK BİLE OLAMIYORSUN…!EY HURMA KÜTÜĞÜBANA AŞKI ÖGRETSENE…dua ile hocam hayırlı akşamlar her daim hayırlarla kal inş. a.e.o

  32. Aşk;Hz İbrahim’in ateşe atıldığı zaman ki teslimiyetidirHz Eyyub’un hastalığa karşı sabrıdır, zaferidir Hz Davud ’un sesidir, eliyle demire şekil vermesidirHz Musa’nın Kızıldenizi ikiye bölen asasıdır Hz isa’nın kokusunu bile hissettiği Son Peygamber’i müjdelemesidirHz MUHAMMED’in ALLAH’a olan teslimiyetidirHz Ebubekir’in sadakatidir“MUHAMMED söylüyorsa doğrudur” diyen, Hz Ömer’in adaleti bile hayran bırakan adilliğidirHz Osman’ın şeytanı bile utandıran hayasıdır, edebidirHz Ali’nin cesaretidir, ilmidir Hz Hüseyin’in haksızlığa karşı yürümesidir, şehadetidirYunus Emrenin cenneti istemeyip ALLAH’a "Bana Seni gerek Seni" demesidir Çöllere düşen Mecnun’un gözlerinin dağlanmasıdırBülbülün güle ötüşü, ölen sahibin başında bekleyen attır aşkEzan-ı MUHAMMED-i okununca felaha, kurtuluşa koşmaktırKur\’an-ı Kerim okununca anlamasan bile onu kalbinde hissetmektirGönülden gelen bir Kelime-i şehadettirALLAH ve Rasulünün adı anılınca gözyaşı dökmektirİSLAM’ı doya doya yaşamaktırVeAşk;Sadece kuru bi sevgi ya da sonu belli bir macera değildirCANAN la bir CAN olmaktır, onu her gün daha fazla sevmektir, ALLAH için sevmektirESSELAMUALEYKÜM VE RAHMETULLAHİ VE BEREKATÜHU ABİCİM HAYIRLI AKŞAMLAR DİLERİM

  33. Bir Leyla Düşlemesi Osman ALAGÖZ Bir Leyla düşlemesidir aşk. Yanmaktır bir gülün kırmızısında, türküler yakmaktır sevgiliye. Gün batımlarında tutulan sevdaları gün doğumlarında aramanın adıdır aşk. Seherlerde bülbülün yanık nağmelerinde gül hasreti çekmektir; güle rengini veren, yüreğini veren bülbül olmaktır aşk.Ve biz şimdi büyüsü kaybolmuş zamanlarda aşkın peşine düştük. Pazar pazar gezinen Zeliha olduk aşkımıza bir Yusuf bulmak için. Yusuf, esrarını gizleyen ebedi iffetti.Mecnun’a özendik sevdamızı bir Leyla’ya yüklemek için. Leyla bir ışıktı, ab–ı hayattı aşkı filizlendiren.Ferhat olup Şirin’ler hatırına gönül kazmasını yamaç yüreklere vurmak istedik. Şirin, gönül aynasında aşkı büyüten bir suretti.Bitmeyen özlemler büyütüyoruz bağrımızda. Leyla’ya, Şirin’e, Aslı’ya adadığımız yüreklerimiz vardır. Suretten öte aradığımız bir yâr vardır. Yârin adıyla yan yana bilinsin istediğimiz adlarımız vardır.“Aşk” ile “ilgi duyma”nın karıştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz. Artık güllerimiz Leyla kokmuyor, sevda kokmuyor. Aşkın ilk basamağına dahi çıkamadık. Tutkulara takılıp kaldık. Dergâha gelen delikanlıya şeyhin “Sen git, âşık ol da gel, aşkı bil de gel!” dediği kadar dahi olsa, yüreklerimize işleyemedik aşk nakışını. Gönül toprağına atamadık aşk tohumunu. Nadasa bırakılmış yüreklerimize bir Leyla tohumu düşmedi.Biz ölümsüz ve günahsız aşklara değil, günübirlik sevdalara takılıp kaldık. Cismaniyetin ağında ateş böceklerini yıldız sayanlar gibi, tutkuları aşk sandık. Talihsiz yanılgılarla yanlış ateşlerde yandı ruhumuz.Sonu “kaf”la biten, “aşk”ta kalb vardır. Kaf, kalbidir aşkın. Aşkın kalbini çıkarıp aldığınızda geriye “aş” (k) kalır, ceset kalır, madde kalır.Mecnun’un aşkına özenip de yürüdüğümüz yollar, çöl değil. Oysa aşk, çölde haz verir insana. Kalb, çöl yanmışlığında kanıyorsa aşk vardır. Aşk, yanmışlıkla daha bir lezzet verir aşığa. Susuzluktan çatlayan dudaklardan dökülen Leyla adı, cânân adı, can verir ölür ruhlara. Çölde ceylanların sürmeli gözlerinde Leyla’yı görenler, aşka uyanır seherlerde. Ve aşkın büyüsü örülür seherlerde. Toprak öperken alınlarımızdan, aslında Leyla’dır buseler konduran.Bizim seherlerimizde ceylanlar yok artık. Biz seherlerimizi uykulara feda ettik, göremiyoruz Leyla bakışlı ceylanları. Üstümüze güneşler doğar oldu. Geceler boyu yıldızlarla söyleşip de onlara elveda diyemedik gün doğumlarında. Biz, ceylanların gözlerini öpemedik, bu gözler Leyla’nın gözlerine benziyor diye. Uykulara feda ettiğimiz seherlere ağlayamadık. Leylasızlığa akmadı göz yaşlarımız.Biz sevemedik yaratılanı Yaratan’dan ötürü. Yunus mektebinde diz çöküp okuyamadık aşk kitabını.Oysa, varlığın özünde sevda hamuru vardı. O hamuru besleyen aşkın pişmanlık gözyaşı vardı. Adem ile Havva’dan dökülen. Şimdi ezeli pişmanlıklara değil, günübirlik sancılara akar oldu gözyaşlarımız.En sevgiliye iltifatlar vardı sevgililer sevgilisinden, “Ben sana âşık olmuşam ey şerif!” hitabının tatlı sıcaklığı vardı. “Levlake…” hitabıyla başlayan bin bir renkte iltifatlar vardı. Âşık ile mâşûkun ezelde yazılı, göklerde yan yana asılı adı vardı.Aşk medeniyetinin sevda pazarında, gönlümüzü bir Leyla’ya, son Leyla’ya, en Leyla’ya sunmanın hesabındayız. Yere göğe sığmayan Sevgililer Sevgilisini gönül Kâbe’sinde misafir etmenin telaşındayız. Misafirlikler bir olmak içindir, tek olmak içindir.Tıpkı kapısına gelen âşıkına seslenen sevgilinin tek olma hayali gibi.“Kimsin?” diye seslenir kapısını çalana. Aşka tutulan âşık “benim” der. Ve tekrar seslenir sevgili. “Burada iki kişiye yer yok. Gönlüm teki arzular.” Tekrar kapının tokmağına dokunan ve ısrarından vazgeçmeyen âşık, benlik libasından sıyrılır. “Sen’im” der. Vahdete adım atar, bırakır ikiliği, küfrü bırakır, çokluğu bırakır. Sevdiğinde fânî olur. Aşkın bekâsını bulur.Ebedî aşkı arzulayanlar, sevdiğinde fânî olup ölümsüzlüğe kucak açanlardır.Ve sevenlerin dilinde sevilenlerin adı bayraklaşır. Dillerde hep Leyla kitabı okunur. Kulağa gelen her nağmede Leyla, esen her rüzgârda Leyla… Buram buram hep Leyla… Kuşların ötüşünde, güllerin kan kırmızı kıvrımlarında, göğün mavisinde, ağacın yeşilinde hep Leyla vardır. Yağmur damlaları vuslata koşar, düşer toprağa. Toprak, Leyla’sıdır yağmurun; toprağın Leyla’sı yağmur…Mecnun’a adını sorarlar, Leyla der. Geldiği yeri sorarlar, gideceği yeri sorarlar yine Leyla, hep Leyla der. Hep aşk…Gönlünü Leyla’ya kaptırmışların şafaklarında, güneşin ışıldayan çehresinde gamzeli tebessümler saklıdır. Dağların doruklarında hiç kaybolmayan beyazlıklar, Leyla’nın yüreğe serinlikler bahşeden sevdasıdır. Aşk, kar beyazı vefalar saklar bağrında.Yüreğine yasak koyanlar, vefalara bezenmiş aşklarında ölümsüzlüğün kapılarını aralar. Gecenin mavi karanlığında yıldızlardan taç yapan âşıklar. Leyla durağında sevda yağmurlarıyla ıslanırlar.“Cennet gözlüm” dediğimiz ve yarım kalmış yanımızı tamamlayan sevgiliyi alıp da yanımıza…“Sen ey cenneti müjdeleyen Sevgili, Sevgilim!” deyip düşüp de peşine, tutunup da eteğine aradık mı hiç gecenin ve gündüzün Leylasını? Sevdanın ve Leyla’nın aşkına kaç gün doğumlarını sancıyla yaşadık? Gün batımlarında kaybettiğimiz Leyla’yı bir gülün kırmızısında bir bülbülün feryadında aradık mı hiç? Leyla’dan başkasını görmez oldu mu gözlerimiz?Yanıklığıyla ve ceylanlarıyla kendisini aşka çağıran çöldedir Mecnun. Dolaşır bir baştan bir başa. Yüreğinden aşka ırmaklar akar çöl kumlarında. Gönlünü avutur. Dolaştığı günlerden bir gün… Fark edemez namaz kılan bir dervişin önünden geçtiğini. Leyla’dan başkasını görmeye yasaklı gözleriyle göremez, namaz kılan dervişi. Namaz biter. Kırk yıllık bekleyiş yükünü bilen derviş kızar Mecnun’a. Özür kuşanmış kelimelerin ardından, paslı vicdanlara bir hançer gibi, saplanan sözler dökülür Leyla kitabı okuyan dudaklardan. “Kusura bakma derviş baba, ben Leyla’nın aşkından seni göremedim. Ya sen, huzurunda bulunduğun Mevla’nın aşkından beni nasıl gördün?”Aşk yanılgısıyla avunan yürekler sıtmaya tutulur. Yeni bir sevdanın, ezelî ve ebedî Leyla’nın eşiğinde aşka uyanır canlar, Leyla’ya uyanır. Vuslat kokan düşler Leyla’ya uzanır. S.A. RONİYAMINE NUREPEYDİR NETE GİRMİYORDUM GÜZEL PAYLAŞIMLARINI TAKİP EDEMEDİM YÜREĞİNE SAĞLIK YİNE GÜZEL Bİ NOKTAYA DEĞİNMİŞSİN…DUALARDA BULUŞMAK ÜZERE…AEO…KİB…KALB-İ MUHABBETLERİMLE…HAYIRLI AKŞAMLAR…

  34. Allah’ı Görecegim Baba!!!Babası hacca gidecektir” Baba nereye gideceksin?’‘Oğlum Allah’ın evini görmeye gidecem yavrum ”Peki baba orası güzel mi?Evet yavrum orası dünyanın en güzel yeri yavrum orayı görmek herkese nasib olmaz çok dua etmek gerekir!”Baba ben de gelebilir miyim?Ben de Allah’ı görmek istiyorum!Olur mu yavrum?sen daha küçüksün!Çoçuk çok ısrar eder.Israrlara dayanamaz baba ve oğlunu da götürmeye karar verir. Baba Allah’ın evini(Kabeyi)çoçuk ise Allah’ı görme umuduyla yola çıkarlar yol boyunca çoçuk Allah’ı görecem görecem diye sevincini izhar eder Ve en son varırlar O mübarek topraklaraBaba:”işte yavrum: Allah’ın evi burası” çoçuk:baba Allah’ı gördüm”der ve yere düşerBaba Allah’ın evini görmek istemiştir ve görmüştür Ama çoçuk Allah’ın cemalini görmek istemiştir ve görmüştür O aşk ile can vermiştir Ya rabbi Cennetini istemeye yüzümüz yok Cemalin ile müşerref kıl!!! Amin.SELAM VE DUALARIN EN GÜZELİ ÜZERİNİZE OLSUN AHMED ABİM HAYIRLI AKŞAMLAR DİLERİM

  35. Mevzû kalp ise eğer; kalpten gelir kelimeler, kalpten söylenir söylenesi bütün kalbî sözler…Kalp kalbe karşıdır derler.Kalpten kalbe yollar vardır derler.Kalp sevmekten yorulmaz derler.Kalbin sularında yolculuklara çıkarlar.Kalpten gelen ne varsa kalbe hitâbendir ve kalplerden kalplere akıp giden kalbî esintilerdir…Kalp dendiğinde ilk olarak sadırlarımızda her daim hareketini hissettiğimiz, atıp duran hayatî uzvumuzu hatırlarız. Hayatîdir; çünkü hayatta olduğumuzu ilân eden tek organımızdır. O durduğunda hayat da durur. Bu bakımdan Rabbimiz’in “Hayy” ismine ayinedir. Alenen hareket ettiğine de şahit olduğumuz tek organımızdır kalp. Hayat devam ettiği sürece durmayan, uyumayan ve hiç susmayandır. Tıpkı; hiç durmayan, uyumayan ve susmayan bütün kusurlardan münezzeh olan Halik’ımız gibi, O’ndan küçük bir cüz, minicik bir numûne gibi…Çıkardığı ritmik sesler itibariyle de hep bir sesleniş, anış ve zikir halindedir. Orası vücudumuzun merkezi hükmündedir. Her nefes alışımızda temiz kan pompalar kalp, her bir yanımızı sarmalayan damarlarımıza. Temizleme ve temizlenme yeridir, kâinatın merkezi olan Kâbe ile bir tutulur kalbimiz. Yani temizlik ve temizlenme yeri olduğu kadar kutsaldır da. Bu da yine “Kuddüs” isminin bir ayinesi olsa gerektir ki görüldüğü üzere kalpten zuhur edenler hep O’nu göstermektedir…Zâhirin ötesindeki sevgi ve sevme makâmı diye bildiğimiz kalp ise ayrı bir derinlik ve mâneviyat içerir ki, onunla ilgili sayfalar ve kitaplar vardır, anlatımı hâlâ bitirilememiş…Kalbin bir özelliği de vahye muhatap oluşudur. Yaratıcı’dan gelen vahiy ve ilhamların nüzul ettiği mekândır… Sevgiler, sevdalar, merhametler, acılar, sızılar ve aşk orada yaşanır. Orası hisler, duyuşlar, kanatlanıp uçuşlar, yokluklarda kayboluşlar, hüzünlerle bulutlanışlar, sevinçlerle çiçeklenişlerin yaşandığı zaman ötesi bir mekândır. Elbette en önemlisi Yüce Kudret’in “Mü’min” isinin tecelli ettiği îmânımızın kutsal evidir. Diyor ya bir Hak aşığı:“Gitse dünya, gitse ukba yok keder / Kalp giderse cevheri îman gider”Bir maneviyat medresesi olan bu güzel kalbimizi, diğer maddi kalbimizden ayırmak için farklı isimlerle de anılır. Yürek denir, gönül denir ve ne de güzel denir. Bu ifadelerde ayrı bir derinlik gizlidir. Gizlerin olduğu yerdir zaten kalbimiz. Öyle ki çoğu zaman biz bile bilmeyiz orada olup bitenleri. İnsanın iradesiyle müdahale edemediği yeridir yüreği. Orası bir sevgi ve hisler âlemi ise, elbette her âlem gibi oranın da sahibidir Âlemlerin Rabbi. Onun Esmâ-ül Hüsnası’nın bir Hüsnasıdır ki tecelli eden, kendisi bize Vedûd diye bildirmiştir o güzel ismini. El-Vedûd’un tasarrufundadır kalbimiz. Onu dilediği gibi evirip çeviren Mukallibel Gulûb’dur. Kalbin bir manâsı da çevirme ve değiştirme merkezi anlamını taşır ki, bizler de çok şahit olmuşuzdur onun o değişken hallerine…Her ne kadar tasarruf kalbin Malik’inde olsa da cüzî irademize düşen iki vazife vardır: Birincisi kalbimizin gıdasını, yani zikiri ve ikinci olarak da temizliğini, yani tevbeyi ihmal etmediğimiz müddetçe oradan haseneler, hayırlar ve hoşsadâlar zuhûr eder dünyamıza… Yüreğimize gelen her şeyi O’ndan bilir, O’ndan kabul eder ve O’na emanet etmek üzere en güzel konukluğa mekân ederiz konukları. O vakit derki gönül:“Hoştur bana senden gelen / Lütfun da hoş, kahrında hoş”…Bizler kalbimizi en çok sevgiyle bilir, tanırız. Ancak sevgiyi de kalbimizle bilip tanıyabiliyor muyuz?Asıl sevgi özden sevgidir. Kalpte, yürekte, gönülde olan sevgidir. Aşk’a giden yoldaki küçük egzersizlerdir sevgiler. Sevdaların birer numûnesidir. Gerçek sevgi unutulan, bir gün nefrete dönüşen sevgi değildir. Kalp unutmaz, çünkü orda unutmayan vardır…Kalbin tasarrufu sahibindedir demiştik. Öyle ya! Kimi seveceğimizi seçebiliyor muyuz?Sevilecek olan vakti zamanı geldiğinde gelir düşer yüreğe. Dağlarda eriyen kar suları gibi latif ama çaresiz bir süzülüşle süzülür ağırlanacağı misafirhaneye doğru. Yürek toprağında yeşerecek tohumlara can suyu olur. Filizlenip boy verdiğinde içinde bir parçan olur artık, seninle birlikte sonsuzluk yolcusudur. Sevilen gitmiş olsa da sevgisi yüreğinde, yüreğin var oldukça seninledir. Sevmek için onun kaşı gözü aranmaz, sevmek için boyunu posunu görmek gerekmez, ellerini tutmadan da sıcaklığını hissedersin sevdiğinin. Kalbinin derinliklerinde ince bir frekans dokunuşuyla hayat sürer gerçek sevgi. Özlemler olur, hasretler olur, kimi zaman sitemler sarar filizlenen dalları… Ne de olsa fani bir vücudun yoldaşıdır kalp, onun nazları ve sızlanmaları sevgiyi de kuşatır çoğu zaman. Ancak selim olan kalptir ki silkinmesini ve ayağa kalkmasını bilir sahibini tanıyor ve O’na dayanıyorsa…Bir sevgi daha vardır, coşturan, koşturan, acıtan ve yaralayan. Nihayetinde unutulan ya da “aslında hiç sevmemiştim” diye hatırlanan. Demiştik ya kalbin yol arkadaşıdır fani beden. Çatışsalar da çoğu zaman birbirlerine uyum sağlamaktan başka çıkar yolları yoktur. Bu bakımdandır ki kimi zaman kalbin dediği olur, kimi zaman nefsin. Kalpten farklı olarak nefsin bir de sevilme hassesi vardır. Bu onun benlik olma istidadının bir gayreti ve arzusudur. Sevilmek ister, çünkü sevildiğinde “var” olduğunu hisseder. Hüsrana çıkan sevgiler nefsin sevdikleridir. Onun sevmeleri geçici şeyleredir kendisi gibi. Gördüğünü sever; göremediğinde hasrete düşer ve zamanla unutur sevdiği yüzü… Duyduğunu sever; konuşamadığında hüsrana düşer ve hatırlayamaz olur sevdiğinin sesini… Dokunabildiğini sever; ellerini kaybettiğinde de acı çeker… Bu sevgilerden geriye kalbe düşen hüzün ve acı damlacıklarıdır…İnsan sonsuzluğa ayarlı yaratılmıştır, bu bakımdan bitenleri, yitenleri ve gidenleri hiç algılayamaz…Bütün bu sevgi analizleri biraz olsun kalbimizi ve nefsimizi anlayabilmemize vesile olabildiyse, şimdi sevgilerimiz ve sevdiklerimiz adına daha sağlıklı düşünebilme ve müşahede edebilme kapısını aralama zamanıdır…Görmeden, duymadan ve bilmeden sevebildiklerimizdir kalbî iletişim içinde olduklarımız. Ya da artık göremediğimiz ve artık duyamadığımız halde bir vesile ile bu kalbî iletişimi devam ettirebildiğimiz sevgilerdir bizimle sonsuzluğa uzanacak olanlar…Devamında gelecek olan sevdalar ve en nihayetindeki “aşk” bu sağlıklı kalp ritimleriyle oluşacaktır. Öyle ki; kalbindeki “dost”un, ateşi serin ve selametli hale çeviren “Halil”i olabilmektir kalbin maksadı…Öyle ki; Yûsuf kuyudadır. Ama bir yerlerde var olduğunu bilmek yeterlidir sevmek için, uğruna gözlerini feda eden Yakûb olabilmektir sevgi…Yûsuf zindandadır, ama zindanları medreseye çeviren sarsılmaz îmanıdır sevilen ve sevdirilen…Yûsuf kalbin Mısır’ına sultan olur bir gün, onun tahtı, tâcı değil, idaresi altında olmak yeterlidir sevmek için…Yûsuf’u yüreğiyle sevebilenler onun güzelliğinden nasiplenebildi, nefis gözleriyle bakanların ise ellerine yazık oldu…Yûsuf en sonunda aşkıyla yananları Hak aşkına götüren bir sevgili oldu, Züleyha’nın kalbini özüne döndüren bir gönül eri ve aşka teslimiyetiyle varan kalbin emanetçisi olarak, sevilmeye ve anılmaya devam eden güzelliğiyle bilinir oldu…Ve kalpleri nurlandıran “Nur”, tüm sevgileri O’nun kalbinde cem ettirdiği En Sevgili’yi, biz kalp tekkesinin garip dilencilerine en muhteşem bir mürşîd eyleyerek, kendi sevgisini tüm hücrelerimizde ve ruhumuzun görünmeyen zerreciklerinde hissettirme lütfuna mazhar eyledi…Son olarak şu duayı eklemek gereklidir yüreknâmemizin kırık dökük defterine…Sevgi ve aşk mekânımıza en çok yakışan ve her şeyin sahibi olan Sübhan! Senin mülkünde, senin tüm Esma’n ile tecelli ettiğin kutsal mekânında her daim seninle ve senin sevdiklerinle hemhal eyle bizleri… Senden gayrı olan her ne var ise onlardan senin bitip tükenmeyen sevgi ve merhametine sığınırız, sığınılacak senden gayrı hiçbir yer bulunmayan Sultan!SELAM VE DUALARIN EN GÜZEL ÜZERİNİZE OLSUN Selâm ve Duâ ile…

  36. .. GÜL – EFENDİM Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m, Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM. Sevginle dolan kalpler Mevla\’ya yakın olur, İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM. Bütün mü’minler daima hasretinle yanmakta, Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta, Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta, Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM. Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû, Şefaatine ermek herkesin tek umudu, Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu, Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM. Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün, Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün, Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün, Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM. Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner, Bütün varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner, Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner, Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM. Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar, En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar, Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar, Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM. Kur\’an Seni övüyor ey insanlık önderi, Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri, Sevdândır fetheyleyen bütün mü\’min gönülleri, Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM. İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar, Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar, Büyüklükte erişmez topuğuna bütün bunlar, İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM. SELAM VE DUA ILE

  37. "Rabbim kendine açılan hangi eli tutmadı…hangi gönle nazar etmedi hangi yüze gülmedi..kim "o"na yaklaşmak istedide "o" kuluna doğru koşmadı……….."Cumalarımız Mübarek..Hak katında bayram olsun…yeterki dua edin..isteyin…verenin şanı büyük..hazinesi bol…vadi zengin…vesselam..talibi dua…hayırlı cumalar kardeşim vede paylaştığınız anlamlı,güzel yazı için teşekkür ederim .

  38. Sevgi,insanoğlunun var olduğu andan itibaren yasadışı ve yaşaması gereken en ulvi hislerden bir tanesidir.Allah insanlığı HABİBİNE duyduğu sevgi üzerine yaratmıştır.Biz insanın mayasında sevgi vardır.Her insan bu duyguyu yaşamayı hak ediyor.Sevgiyi bedende arayan düşünceye acıyorum.Sevgi bedenin ceset şeklinde değil,ruhun en derin yerinde yaşanan en muhteşem duygunun adıdır. İnsan denilen varlığın bu güzel duyguyu bedende hapsettiği bir çağda yaşamak sanırım bizler için büyük bir talihsizlik olsa gerek.Şükürler olsun ki;gerçek sevgiyi bulabileceğiniz bedeni değil,gönlü görebilen yapıda insanda var.Gönül gözünüzü görebilen insanları bulmanız dileğiyle… Sevdiğini menfaatsiz,karşılıksız Allah için sevebiliyorsan;bu gerçek sevgidir.Onun bedenini görmeden,yüzünü görmeden,gönül gözünü görebildiysen,ne mutlu sana!Hamdolsun Mevlaya gönül gözüyle bakan birini gösterdi bana.İlmini sevdiğim güzel diyorum!Seni Allah için seviyorum.Nefsim için değil.Eşer sende beni Allah için seviyorsan?Mevla bu sevgiyi,sevgi pınarlarının en güzeli olan Salih bir yuvada birleştirecektir.Niyet hayır,akıbet hayır,demiş büyükler. Sevdigine ‘’seni Allah için’’ seviyorum diyebilmekten ve ondan bunu duymaktan daha güzel ne olabilir ki? Allah’ım!Senin kudretinden,kuvvetinden sual olunmaz.Sen ‘ol’ dersen her şey oluverir.Senin rızanı kazanmak niyetiyle,Salih bir yuva kurmayı,bu yuvada senin rızanı kazanmak için çalışacak hayırlı evlatlar yetiştirmeyi hedefleyen insanlara ,Rasulüne yardım ettiğin gibi yardım eyle!Bu yolda önlerine çıkacak her engeli ,gönülleri yıkmadan,güzellikle,sevgiyle,hoşgörüyle aşabilmeyi nasip eyle.Yardımını üzerimizden esirgeme YARAB!Hakkımzda hayırlısı neyse,onu nasip eyle.Verdigin mutluluklara şükredebilmeyi,vereceğin her türlü sıkıntıya sabredebilmeyi nasip eyle. MEVLAM NEYLER ,NEYLERSE GÜZEL EYLER.Cumalarınız hep mübarek olsun hayra karşı yürüyelim inşallah tüm ümmet olarak selam ve dua ile muhabbetle kalınız fiemanillah

  39. Baharın aşkına düşerse cemre ÖNCE KARDELEN ÇİÇEĞİ mevsimin ilk müjdesini bırakır bahara. Sonrasında bir beyaz papatya düşer yalnızlığın eline. Sarı-beyaz inciler dizilidir, yeşil gerdanlığın üstüne. Ve cemreler düşer her bir zerreye.Kıymeti kaynağına düşen cemrelerin Mevsime düşen cemreler gizli bir dokunuşla hayatlandırır hayat sahiplerini. Kimbilir daha kaç yalnız aşk’ı beslemiştir bu bahar. Bir yeşil seccade serilir yeryüzüne. Toprağa düşen cemrenin secdesinde Hayy sesi ayakta. Kün emrini almaya hazırdır mevsim.Bir cemre de yüreklere düşer. Yüreklere düştü mü cemre, binbir esmanın coştuğu bayramına dönüşür bahar. Bu bayram coşturur en özgür ruhları, bu bayram seyrettirir; en kutsal tabloyu, bu bayram sevdirir en pak yürekleri.Kuddüs ismi değer bahara, bahar değildir sadece temizlenen, aşklar da Kuddüs isminden nasbini alır. En kutsal haliyle.Bahar kelimelerini toplar, ılık rüzgar kalplerin en kuytusuna savurur aşk’ı. Kelimeler tek bir ismi, adı aşk kokan baharı yazar. Aşk’ın kokusudur yayılan. Bu kokuyu bir defa almaya görün; ışığın etrafında pervane olan ateşböceği gibi pervane olur, dönersiniz zamansızca. Başdöndürücü bu kokuyu içinize çektikçe tazelenir, tazelendikçe yeniden doğarsınız. Size de yeni, yeniden Kün emri üflenmiştir. Aşkın kaynağından üflenen Kün emri, hiç kesilmeden sonsuzluk okyanusuna karışana dek devamlı akar. Yalnızlık rafa kaldırılır çünkü; sağınızda aşk solunuzda aşk vardır.Pıtır pıtır patlayan mısır misali, hızla patlayıp kendi kabını aşan çiçek demetleri süratle dağılır her yana. Şimdi çiçek demetleri dallara asılı, sonrasında sonsuz şükrün kucağında meyveler. Yeşil gerdanlığın içinden çıkan sarı-beyaz papatyalar, uyum içinde yer açarlar birbirlerine.Bu aşk’ın tablosudur. Birbirlerine, ne yeşil bu tabloda sadece ben olmalıyım der, ne de sarı-beyaz tonlar. Renklerin dostluğu kadim dostlukları anlatır, geçici ve rastgele değildir. Büyük bir törenle bırakır yeni renkler mevsime kendini. Birbirleriyle ittifak içinde olan çiçekler, tüm kainatı içine alır büyülü kokusuyla. Bu mevsimde büyülü aşk’a davet vardır, reddedilmesi mümkün olmayan bu büyüyle yeşerir her bir ümitler.Kalplerdeki kışa seslenir mevsim ve yüreklere düşen cemre eritir karları. Seyri takibe yetişmez zahiri gözleriniz, aşkın sayısını sayamaz akıllar. Şaşar hesap makineniz, çıkarma ya da çarpma yapılsa da o hep artıdadır. Doğru sözlüdür mevsim, terk etmez fani gibi. Yerinde ve zamanında karşılar sizi, aşk-ı kadimdir adı.Bahar yağmurları arındırır en gizli günahları. Hayy emrini alan cemre, toprağa taşır mevsimi. Toprakla buluşması aşkın maşukuyla buluşması kadar kutsal, güneşin gülümsemesi kadar sıcaktır. Sevginin kokusu yayılır altın saçlı baharda. Her yeniye, yeniden aşık olunur. Eskimiş olsa da aşkınız ziyanı yok, nisan yağmuruyla yenilenir. Toprak kokusuna karışan aşkın kokusu, yeniden yenilenerek karışır mevsime.Hangi sevgili bunca renk demetlerini bırakır elinize? Hangi sevgili tümünü toplayıp getirebilir, saçlarınıza taçlar yapabilir? Yaşadığınız şehirle sınırlı değildir saçlarınıza yapılan taçlar yada elinize bırakılan demet demet çiçekler. Her yeni yaratılış ve diriliş; bilirsiniz yalnız size özel ve yalnız sizin içindir. Engel olmak mümkün değildir bu coşkuya, bu dirilişe. Elime bırakılan demet demet papatyaların beyazlığında bahar’a aşk’ım. İşte bu sebepten ben her bahar’a yine, yeniden aşık olurum.Şimdi büyülü bir huzur saklıyorum içimde, derin bir nefesle çektim, bir sonraki bahara kadar. Cemreler düşer altın saçlı bahara. Biri yaratılış ağacına, biri yalnızlığa, diğeri aşk’a… Üç cemre düşer, üç harf ile anlatır hikayesini, adı A-ş-k olanı.Kalbinizin kanat çırpışları kelebekleri kıskandırır mı bilinmez ancak, cemre düşen aşklar acıtmaz kalbinizi, Ol emriyle, çıkılmıştır yola. Umutlara düşen cemre, nasıl yeşertir ve kök salarsa yürekleri, öyle de kabına sığmaz ruhum yeşerir, gökkuşağı renkleriyle. Nasıl beklerse aşık maşukunu öyle beklerim baharı kalp atışlarımla. Sadece lale, sümbül, papatya ve ıtri güller değildir elinize bırakılanlar, gözlerin görebildiği tüm çiçekler, ya da altın saçlı baharda her ne varsa cömertçe bırakılır avuçlarınıza.Bu aşk baş döndürür, bu aşk şükrü arttırır, bu aşk nuru ile aydınlatır, bu aşk tazeler iman güneşini. Güneşin sıcaklığı aşkın şarkısını söyler her dem. Seher de öten bülbüllerin nidaları yalnız O’nu zikreder. Tüm övgüler yalnız O’na. Kainatı kapsayan hiç bitmeyecek bir sevdanın senfonisidir. Her bir azam şahittir bu aşk’a.Seherde başlayıp ve günbatımına kadar devam eden bu senfoniye, kalp atışlarım eşlik eder. Kulaklarımda Rahmani zikirle öten bülbüllerin coşkulu sesi. Gözlerimde haşrin ayetleri. Ellerimde ise rengarenk umut çiçekleri.Aşkın üstüne, bahar kokuları yayılır. Güçlüdür bu aşk, ayrılığa düşmeyecek kadar güçlü. Rahman’ın Cemal isminden sadır.Rahmet’in aşkından aşk’a düştü cemre.Ve aşktan aşk’a düştü son cemre. İşte bu yüzden ben her bahar’a yeni, yeniden aşık olurum.Bu seyri takibe geç kalmamak gerek. Lakin baharda Aşk’a geç kalmamak gerek.Aşk adına her ne varsa…Sinay Avşar

  40. HAYIRLI CUMALAR Allahumme salli ve sellim ve barik ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammedin bi\’adedi ilmike Ey Allahım ! efendimiz Hz. Muhammed\’e (S.A.V.) ve efendimiz Hz.Muhammedin (S.A.V.) aline nihayetsiz olan ilminin adedince salatu selam ve bereketler ihsan eyle.Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ RabbîÖyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Aklansın.. Ölümün kara düşleri Korkuları umutlara döndürsün. Rahmetinle her damlası Cehennemler söndürsün… Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Cennetler berâtı inci damlalar Secdelerde seller gibi çağlasın. Etrafımda haşre kadar melekler Sevinçlerle ağlasın… Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Eritsin.. Buzlarını gafletin Gönül ufukları nûra bürünsün. Açılsın da cehlin kara perdesi Gerçek görünsün… Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Müjdeler dökülsün Arş-ı Âlâ\’dan Hidâyet selleri sineme dolsun. Her damlası Mahşer Günü Şâhidim olsun… Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Esmâ\’ndaki \’Doksandokuz\’ aşkına Semâlardan gufranını indirsin. Hesap günü titreşirken Mîzan\’da Hicâbımı dindirsin… Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Firdevs Göklerinden nûr sağnakları Dehşet günü Sırât üzre saçılsın. Sekiz yerden sekiz cennet kapısı Bir lâhzada açılsın… Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî Arıtsın.. Şu nankör nefsi hevâdan Bütün zerrelerim Kur\’ân\’la dolsun. Ve Mahşer günü şu tövbekâr bedenim Şehitlerle haşrolsun… ÂMİNبســــــــــــــــــــــــــــــــم الله الرحمن الرحــيــم" De ki: “Yarattığı şeylerin kötülüğünden karanlığı çöktüğü zaman gecenin kötülüğünden düğümlere üfleyenlerin kötülüğünden haset ettiği zaman hasetçinin kötülüğünden sabah aydınlığının Rabbine sığınırım.”(Felak 1-5)SELAM VE DUA ILE

  41. HAYIRLI CUMALAR KIYAMETE NE HAZIRLADINIZ?Hz. Enes (r.a) anlatıyor: Medine dışında çölde yaşayan birisi Hz. Peygamber\’e (s.a.v) geldi ve: "Ey Allah\’ın Resûlü! Kıyamet ne zaman kopacaktır?" diye sordu. Efendimiz (s.a.v): "Hay yazık sana, sen kıyamet için ne hazırladın?" diye sordu. Adam: "Öyle fazla bir ibadet ve taatim yoktur, fakat ben Allah ve Resûlünü seviyorum" diye cevap verdi.O zaman Efendimiz (s.a.v): "Sen sevdiklerinle beraber olacaksın" buyurdu. Oradakiler: "Biz de onun gibiyiz, bize de aynı müjde var mı?" diye sordular. Efendimiz (s.a.v): "Evet" buyurdu. O gün bu müjdeye o kadar çok sevindik ki, daha önce böyle hiç sevinmemiştik. (1) Biz, elimizde vakit varken o günde geçerli olan bir sermaye biriktirmeye bakalım. Yüce Rabbimiz: "O gün mal ve evlatlar sahibine fayda vermez. Fayda verecek tek şey kalb-i selimdir." (2) buyuruyor. Kalb-i selim, Yüce Rabbini tanımış, O\’nunla huzur bulmuş kalptir. Allahu Teala\’dan kalb-i selim isteriz.llahu Teala\’dan kalb-i selim isteriz selam ve dua ile.abicim

  42. Hatırlayanımız var mı, sevgi neydi?………….Üzüm henüz yaratılmamışken insanları sarhoş eden omuydu acep?!.. O muydu canından ve cihandan geçiren sahip-kıranları?. Bin yıllar ve binlerce yıllar boyunca pervaneyi ateşe düşüren, bülbülü sevdalandıran o muydu? Neydi sevgi?!..Sevgi bir bakış, bir gülüş müydü bazan; bir akış bir koşuş muydu?. Sevgi gönül kumaşında bir nakış mıydı?!.. Hatırlayan var mı sevgi neydi? Leylaların, Şirinlerin, Aslıların nâzı mıydı o; yoksa Mecnunların, Ferhatların, Keremlerin niyazı mı? Hangisinde belirmişti ilk kıvılcımı sevginin? Neydi sevgi?!.. ………………………….. Uykumuzu en son ne zaman terketmiştik sevgiyi düşünmek adına? En son sevgi şiirini hangi gecede okumuştuk? Sahi, neydi sevgi? Bir çuhayı ipek görebilmek miydi; toprağı amber niyetine koklamak mı? Sureti sîrete, arazı cevhere, bedeni ruha köle eylemek miydi sevgi? Sevgi bir iyilik miydi, şefkatli bir cümlecik mi? Neydi sevgi, dış mıydı, yoksa iç mi; zahir miydi, yahut bâtın mı; kalıp mıydı, ya ki can mı? Var olmak mı, varlıktan geçmek mi? Dünyaya gülmeye mi gelmiştik; ağlamaya mı; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu? Sevgi neydi?!.. Unuttuk, aceb neydi sevgi? Bir yetimin başını okşarken di­mağımıza yerleşen tad mıydı o? Bir bebeğin süt kokulu tenindeki su çiçeği miydi? Sabah evden çıkarken özlemeye başladığımız bir ses miydi? Hatırlayanınız var mı, sevgi neydi? Sevgi bir sigara dumanında, bir tren düdüğünde, bir dalganın en son hışırtısında ve bir turnanın kanadında mı kalmıştı? Sevgi Medine\’de, Semerkand\’da, sevgi Bağdat\’ta, Endülüs\’te, ta caddelerde, sokaklarda, evlerde, kapıların tokmaklarında çın­lar durur muydu eskiden? ……………………………….. Sevgi neydi sahi? Bir mektubun ilk satırı mıydı; bir telefon­daki ilk ses mi? İnsanı mutlu eden o ilk satır mıydı defalarca okunan; yoksa ilk satır arayışları mı tekrar be tekrarlanan? Telefondaki bir ses insanın bir ömrünü doldursa mı sevgiydi gerçekten; yoksa yeni sesler duymaya hiç yetmeyecek ömürlerin arayışları mı? Sevgi bir acıydı herhalde, bir kederdi; kâh hüzünle, kâh mutlulukla hatırlanan. Belki de sabırdı sevgi, affetmekti, gelecek günler adına. Sevgi sınanmaktı adl-i İlahîde ve sınavı geçmekti ercesine. Sevgi bir teybeydi, nasûh kisvesinde; bir dirilişti nefsi öldürerek. Sevgi bir iyi ad bırakmaktı fena yurdunda. Ömür geçer de ad kalır…Sevgi: İki hece.Sevgi, sevmek kelimesinden türetilen bütün öteki kelimelerin en güzeli.Derin uykulara dalmadan önce ilk soru:Sevgilerinizi en son ne zaman hatırlamıştınız ve sevgiyi hak edenleri en son ne zaman? Bir soru daha:Sevgileriniz yalan mıydı yoksa?!. .Ve son soru:Çorak vadilere yönelmişse sevgilerimiz, çevremizi kandırmıyorsa sulara, içimizden akan Nil olsa ne?!..İkinin ikincisi Sıddîk aşkına…İskender Pala-Âyine Sevgiyi bulanlara ve kavuşanlara…….Sevgi yaşayanlara…Yanık gönüllere…Hasret çeken acı içenlere…Gözü yaşlılara… Bekleyen yüreklere….Ağlayan gözlere….Ve… Ve sana sevgilerimle….

  43. Sevgi Neydi.?Bir ışık doğdu karanlık dünyamda. Acaba bu sevgimiydi. Sevgi neydi.? Su\’mu yoksa ekmekmiydi. Alın teriyle kazanılan emek\’miydi Yoksa ömür boyu cefa çekmekmiydi Sevgi neydi? Bir acı vardı yüregimin içinde. Acaba bu sevgimiydi. Sevgi neydi? Arkadaşlıkmı dostlukmuydu Etrafımıza saçılan mutlulukmuydu. Bollukmuydu, yoksullukmuydu Sevgi neydi? . Bir sevinç vardı, gözlerimin içinde boşalan. Acaba bu sevgimiydi. Sevgi neydi? Ağlamakmıydı, haykırmakmıydı. Yalan sözlerle kandırmakmıydı. sevgi neydi? Bana bir hayat veren vardı,damarlarımda dolaşan, Acaba bu sevgimiydi, Sevgi neydi? Şöhretmiydi, şanmıydı. Damarlarımda dolaşan kanmıydı. Bana mutluluk veren hayatmıydı, Sevgi neydi? Ben ölürken bile beraber giden biri vardı. Acaba bu sevgimiydi, Sevgi neydi? Ölmek ölümüne sevmekmiydi. Gel deyince gelmek git deyince gitmekmiydi. Senin yolunda can verip ölmekmiydi. sevgi neydi.? sevgi neydi? İbrahim Ata Değerli

  44. Mor Menekşe‏SONUNA KADAR OKUYUN LÜTFEN….——————————————————————————–ÇOK ÖZEL BİR HİKAYEKendini bildi bileli mor menekşeyi çok severdi. Çocukluğunun geçtiği ikikatlı evin bahçesinde bahar geldiğinde mor mor açar, mis gibikokarlardı..Annesi mor menekşeleri hep duvar kenarına dikerdi.. gölgeyi sever menekşelerderdi..Oysa ögretmeni bitkilerin güneş ışınları ile fotosentez yaptığını anlatmıştı onlara .Bitkiler güneş ışığına muhtaçtı.Mor menekşeler ne tuhaf bitkilerdi , her bitki güneşiseverken,onlar nedengölgeyi tercih ediyorlar diye düşündü durduHande…Küçük, ufacık aklı ile aslında menekşelerin diğer çiçeklerden farklı olduğunu keşfetmişti, işte belki de menekşeler bu yüzdenbu kadar güzeldi.Herkesden farklı olursan, bu hayatta değerli olursun yargısına varmıştı.Daha o yıllarda farklı olmak için uğras vermeye başladı. ilk olarak, okulda kimsenin yanına oturmak istemediği Hacer\’in yanına oturmak istiyorum ögretmenim diyerek başladı farklılıklarla süren hayatı. Hacer bile şaşırmış şaşkın şaşkın bakıyordu onun yüzüne. Hacer çok dağınık, biraz anlama zorlukları olan problemli bir ailenin kızı idi. Hande ise mühendis Kamil Beyin biricik kızı. Ögretmen pek oturtmak istemedi önce Hacer\’in yanına Hande\’ yi. Daha sonra birtatsızlık çıkmasın diye öğretmen Hande\’nin annesini çağırdı. Annesi eve geldiklerinde Hande\’ye sordu : – Neden yavrum Hacer in yanına oturmak istiyorsun? Hande cevap verdi : – Geçen baharda menekşeler ekiyorduk hani anne, o gün sen bana menekşelergüneşi sevmez demiştin, oysa her bitki güneşi sever. Menekseler farklı,belki de bu yüzden bu kadar güzeller. Hacer\’in yanına kimse oturmak istemiyor. Ben farklı olmak istiyorum. Belki Hacer de güzeldir, onu fark etmek istiyorum, dedi. Annesinin ağzı açık kalmıştı. İlkokul 4.sınıf öğrencisi kızınınolgunluğuna hayran kalarak – peki kızım kimin yanında istersen oturabilirsin, " dedi. Pazartesi Hande Hacer\’in yanında oturmaya başladı. Hem Handetedirgindi, hem Hacer.Birbirleri ile hiç konuşmuyorlardı. Diğerkızlarda soğumuştu Hande\’den. Nasıl Hacer gibidağınık, bir şeyi, iki kere anlatınca anlayan fakir bir kızın yanına oturmayı istemişti.En çok alınan doktor Cemal Beyin kızı Esin\’di. Anne babaları her hafta sonu görüşüyorlar, Hande ve Esin birlikte oynuyorlardı. Nasıl olur dakendi yerine Hacer\’i seçerdi. Çok gururu kırılmıştı Esin\’in. Hande ile konuşmuyordu.Birgün Hande ve ailesi Esinlerle dağ köylerinden birinde gerçekleştirilecek bir panayıra katılmak için sözleştiler. Hande gene Esin\’in somurtacağını bildiği için gitmek istemiyordu.İçin için de Hacer\’e kızmaya başlamıştı arkadaşları ile arasının bozulmasına sebep olmuştu.Neden sanki bu kadar dağınıktı, neden her şeyi iki keredeanlıyordu? Yoksa aptal mıydı?Sonra menekşeleri hatırladı hemendüşüncelerinden utandı. Hacer farklı diye yargılamaması gerekiyordu. Hacer\’in, kimsenin bilmediği güzelliklerini keşfedecekti. Buna tüm gücü ile inandı. Panayıra gittiklerinde Esin somurtarak karşısındaoturuyordu, Hande ile konusmuyordu. Hande canı sıkıldığındanbiraz dolaşmak için annesinden izin aldı. Köy yolunda yürümeye başladı. Hava iyice soğumuş ve ayaz iyice artmıştı, kar atıştırmaya başlamıştı. Hande karı çok seviyordu, yürüdü, yürüdü. Köye gelmişti. Bir evinönünde durdu. Evin penceresinde ki saksıya gözü ilişti. Gözlerine inanamıyordu, bunlar mor menekşelerdi. Ama kıştı vemenekşeler soğuğu hiç sevmezlerdi eve dogru bir adım attı. Kapıda beliren gölgeyi çok sonrafark etti bu Hacerdi. Hande\’ye gülümsüyordu. – Hoşgeldin Hande buyurmaz mısın?, dedi. Biraz ürkek, şaşkınlıkla kapıya doğru ilerledi Hande ve içeri girdi. Odasıcacıktı odun sobası her yeri ısıtmıştı. Menekşeler diyebildi sadece Hande… – Bu soğukta ? Hacer gülümsedi ; – Onlar annem için, annem onları çok sever. Sonra yatakta yatan kadını fark etti Hande. "Annen hasta mı?" dedi. "Evet 2 sene önce felç oldu ona ben bakıyorum, bizim kimsemiz yok, birtekineğimiz var onunla geçiniyoruz. Ama tüm işler bana baktığı için derslere çalışacak pekvaktim olmuyor, dedi Hacer utanarak. Bir de bizim köyden şehre araç yok, bu yolu her gün yürüyorum oyüzden de çok yorgun okula geliyorum dersleri anlamakta güçlük çekiyorum. Hande\’nin gözleri dolmuştu. Dışarıdan gelen ses ile kendine geldi. Annesi onu arıyordu. Çok merak etmiş olmalıydı. Dışarıya koştu ve annesine sarıldı,ağlıyordu. Bir müddet sonra anne bu Hacer diye tanıştırdı sıraarkadaşını. Hacer\’in yaptığı sıcak çorbadan içtiler birlikte. Hande annesine anlattı Hacer\’in hayatını, ağlayarak. "Bir şeyler yapalım anne" dedi. O hafta annesi ve Hande, Hacerlere gidip annesi ve Hacer\’i kendievlerine taşıdılar. Hacer artık Handeler den okula gidip geliyordu, ne dağınıktı, ne de aptal. Sınıfın en iyi öğrencisi olmuştu. Seneler geçti Hacer ve Hande bir arkadaş değil, iki kız kardeşlerdi artık. Mormenekşeler Hande\’ye Hacer\’i armağan etmişti. Hacer\’e ise hem Hande\’yi, hem hayatı. Seneler sonra ikisi de evlendi. Hacer şimdi bir doktor. Hande\’den vicdanın ne kadar önemli olduğunu öğrendi, hastalarınavicdanıyla birlikte şifa dağıtıyor. Hande ise bir ögretmen. Çocuklara farklı olan şeyleri sevmeyi de ögretiyor. Bir kızı var adı, Hacer Menekşe. Hayatta en çok sevdiği iki şeye birini daha eklediHande. LÜTFEN SEVGiNiZE ÖNYARGI KOYMAYIN. HERŞEY SEVİNCEYE KADAR FARKLIDIR SEVDİKTEN SONRA İSE SEVGİNİN DİLİ HEP AYNIDIR

  45. Ey, Yaradan´ın en güzel eseri…! "Sen olmasaydın, sen olmasaydın alemleri yaratmazdım.." dediği Var oluşunun şerefine, bütün varlığı hediye ettiğiççç!Ey, insanoğlunun ufku en güzel insan ´ın sevgilisi, kainatın gözbebeği…! Ey, Rahmeten li´l-alemin…! Senden şefaat dilenen biçarelerin en sefiliyim, desem şefaat edermisin…? Ey, kupkuru çölleri cennete çeviren gül…! Ey, gönlünden gül dökülen Resul…! Küçük kız çocuğunun elinden tutup da giden, kuşu ölen çocuğa başsağlığı dileyen, gözlerinden yaş dökülen devenin gözyaşlarını silen Resul…! Benim de gözümün yaşını siler misin…? Küçük kız çocuğunun tuttugu gibi tutsam elinden, yureğimden binlerce kuş uçtu, bin´i de öldü desem Bana cennet kuşlarından bir kuş bahşeder misin…? Ey, Islam´ın peygamberi…! Sevda ikliminin, en güzel mevsiminin, en güzel çiçeği..!Ama mahzun, ama kederli Daima düşüncede, daima hüzün içinde ömründe bir defa bile, kahkahayla gülmemiş Gül yüzlü, güler yüzlü sevgili…! Gözlerimi yumsam ve, hülyana dalsam o gül kokulu gülüşün ile, benimde gözlerimin içine güler misin…?Bir kerecik olsun seni düşünerek başımı koyduğum olmuşsa yastığıma, tutunduğum olmuşsa sana ve senin sevdana, işte onun işte onun hatrına…! Ey, gözünü sevdiğim özünü sevdiğim, sözünü sevdiğim…! Ey, gönlümün sultanı efendim…! ümidim, muradım, kurtarıcım, müjdecim Seninle Kevser havuzunun başında buluşabilecek miyim…? desemBulunduğun yerden, yüreğime bir damla su serper misin…?Seni sevsem…! çok, çok sevsem…! öyle çok sevsem ki, sen koksa özüm, yüreğim Sen koksa nazım, edam Gönlüm sen dolsa, benim herşeyim sen olsan…!Ali´n, Fatıma´n gibi olsam…! Seni, onlar gibi seviyor olsam Sende beni, onları sevdiğin gibi sever misin..? Ey, bize bizden daha ziyade merhamet eden…! "Ummetim, ümmetim…! " diyerek, üstümüze titreyen…! Ey, en ziyade muhtacımız, en çok isteyenimiz…! Bizi, Hak´tan dileyenimiz…! Sen, umanı umutsuzluğa düşürmezsin…! Sen, senden isteyeni geri çevirmezsin…! Senden, senin rahmetini dilesem Ey, alemlere rahmet olsun diye gönderilen Bana da rahmet eder misin…? Asr-ı saadet´ten değilim…! Kokladıgın gül, soluduğun hava, yediğin hurma, içtiğin süt, okşadığın kuzu, bindiğin deve, avuçladığın kum dahi değilim…! Bir kez olsun, yüzüne yüz sürmedim…! Lakin ben senin "Kardeşlerim..! " dediğindenim ve sana , sünnetine revan olmak isteyenlerdenim…! Ve lakin daha hala sevgili Veysel Karani´nin tırnagğının ucu misali bile değilim, desem Bana da hırkandan gönderir misin..? Doğduğun günün, gecenin hürmetine Bu gün ve gece yüreğime, bir nur olup düşer misin…? Sevgili Peygamberim…! Rabbim sana ve, senin al ve ashabına ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları sayısınca salat, selam ve bereketler ihsan eylesin Amin Amin Amin__________________"Düşmanlarım bana ne yapabilir ki? Ben cennetimi yüreğimde taşıyorum, nereye gitsem o benimle gelir. Hapsedilmem halvet,sürgün edilmem hicret,öldürülmem şehadettir. Değil mi ki göğsümde \’ın Kitabı ve Rasulü\’nün sünneti vardır!"

  46. İsterdim ki bütün gönüllere sevgi üflesin yazdıklarım… her kalp sevgi ile atsın… sevgi için atsın… sevgi dağıtmak için atsın… sevgiden yoksun hiçbir gönül kalmasın… isterdim ki sevgiler ve sevgililer donatsın bütün bir kainatı… ve bu sevgi dolu gönüller bütün bir varlığa karşı sevgi ile yönelsin… sevgi duysun… sevgi düşünsün… sevgi görsün… sevgi bulsun… sevgi buldursun… sevgi dilesin… sevgi dilensin… sevgi paylaşsın… sevgi paylaştırsın… her varlığın bütün hareketleri sevgi eksenli olsun… hatta duruşları bile… biri bir hareket yapacaksa sevgi için yapsın… biri duracaksa sevgi için dursun… biri konuşacaksa sevgi için konuşsun… biri susacaksa sevgi için sussun… biri ağlayacaksa sevgi için ağlasın… biri gülecekse sevgi için gülsün… biri oturacaksa sevgi için otursun… biri kalkacaksa sevgi için kalksın… biri bir yazı yazacaksa sevgi için yazsın… biri bir yazı okuyacaksa sevgi için okusun… isterdim ki kainat sevgi olsun… sevgiden başka hiçbir şeye yer olmasın… sevgiden başka hiçbir şeye fırsat verilmesin… isterdim ki sevgisiz kalpler de sevgiyi bulsun… isterdim ki herkes herkese sevgi dağıtsın… isterdim ki kalemim bütün gönüllere sevgi akıtsın… isterdim ki kalemim bütün gönüllere sevgi buldursun… isterdim ki kalemim bütün gönüllere sevgi anlatsın… isterdim ki kalemim sevgi olsun… isterdim ki kalemim ile bütün bir varlık sevgi bulsun… isterdim ki kalemim ile bütün bir varlık sevgi dolsun… isterdim ki kalemim ile bütün bir varlık sevgi ile doysun… isterdim ki kalemimden harf harf sevgi dökülsün… isterdim ki kalemimden dökülen sevgi harfleri okuyanların yüreğine nakış nakış sevgi işlesin… isterdim ki her kalp sevgi ikizini bulsun… ve bulduğu sevgi ikizini bir daha bırakmasın… sevgi ikiziyle birlikte sonsuzluğa uçsun… sevgi ikizleri el ele sevgi bahçelerinde dolaşsın… sevgi bahçeleri sevgi çiçekleriyle dolsun… sevgi çiçekleri asla solmasın… sevgi çiçekleri daima sevgi suyu ile sulansın… isterdim ki elimdeki kalemim kalbimdeki sevgiyi mürekkep yapsın kendine ve sevgiye muhtaç bütün gönüllere sevgi dağıtsın… kalmasın sevgiye muhtaç hiçbir gönül… kalmasın sevgiye aç hiçbir gönül… kalmasın sevgiye susamış hiçbir gönül… isterdim ki kalplerdeki sevgi cennetinden cennet sevgileri yayılsın her yere… isterdim ki dillere destan bir sevgiyle destanlara dil veren bir sevgi yaşansın… isterdim ki dünyadaki her insan, kalbi sevgi, ruhu sevgi, bakışı sevgi, düşünüşü sevgi, niyeti sevgi, yaptıkları sevgi, söyledikleri sevgi, sevgi timsali sevgili insanlardan olsun… isterdim ki bütün kalpler sevgi zirvesinde zirve sevgiler yaşasın… ey sevgili kalpler… sevgililerden sevgili, o sevgi dolu geleceğin, sevgi binasının, sevgi inşasında, sevgi tuğlalarının örülmesi için, sizin sevgili kalbinizin de sevgilerini dağıtması ve sevgi dağıttıkça sevgi bulması, sevgisinin daima artması dileklerimle… Kalplerimizi soldurmayan Rabb’e şükürler olsun… Sonsuz Sevgiler… ALLAHIN RAHMETİ BEREKETİ MAGFİRETİ CÜMLEMİZİN ÜZERİNE OLSUN..

  47. Aşk mı dedin gülüm, dur hele Biraz da biz tarif edelim, birazda biz tarifsizliğin tarifini yapalım.. Ne yağacak yanlızlık sahralarına? Aşk, kime göre yanmak, kimine göre gül, kimine göre de bülbül, bazılarına bakarsak, Hz. Yusuf, bazen de Züleyha… Biz hiç bakabildik mi gönül penceresinden haa…Bazen parıltılı bir efsane, bazen şiir-âne.. Bazen de, gönül kalemiyle çizilen ve anlatılan avâre.. Aşk dedik ya gülüm çaresizlik değil, çare üretmektir çaresizliğin gölgesinde Aşk, yanmak değil, İbrahim-î bir muhabbetle yanmaktır Aşk, Mevlanâ değil, onun özüdür.. Aşk, Yusuf değil, onun hayasıdır.. Aşk, Yunus değil, onun sevdasıdır Bence aşk odundur gülüm odun Şaşırma bakma öyle tuhaf tuhaf yüzlere, doğru duydu kalp kulağın, odun diyorum.. Hani şu Yunus\’un dağdan muhabbetle kestiği, aşka hangisi yakışır deyip muhasebe ettiği, kalem gibi bulmak için saatlerin verdiği odundan bahsediyorum Muhabbet kapısından eğri girilmez Şerefliler kapısından nefsine uyanlar geçemez Zoru bulmak değil zora kolay sıfatını koyabilmektir.. Aşk, güller arasında sevgiliğe hitap değil, dikenlerin arasından dikenlere dokundurmadan sevgiliyi geçirmektir… Aşk, parmakta bir halka değil, kalpte tokmak olmalı Çevirdiğin zaman tokmağı, cenneti aşmalı Kapattığın zaman, nur cemali seyretmeli insanAşk, bin yıl seni seviyorum naraları atmak değil, bir gecenin yalnızlık elbisesi giydiği, buz gibi bir havanın nefesleri kestiği, imkanların kesip imkansızlıkların başladığı, bir noktada sevgilinin elini tutup soğuğa inat bir sıcaklıkla, sessiz bir feryatla, İYİKİ VARSIN YAR deyip muhabbetle, gözlerinin içine hasretle bakmaktır… Aşk, şaşalı, pahalı dünyevî bir hediye değil MUHAMMED-Î BİR MUHABBETLE önemsemek ve önemsenmektir…Muhabbetle Ahmed Abi..

  48. Peki niçin sevmek ?Ne oluyor sevince ?Seven kim ?Sevilen kim ?Peki ya sevgi manasının içinde hangi manalar var ?Sevgi beraberinde paylaşmak, karşılıksız verici olmak, hoşgörü, saygı, kusur ya da hata görmeme, karşındakine değer verme, hakkı ve sabrı tavsiye, empati yapma, onu anlamaya çalışma, biraradalık, yakınlık gibi manaları da içeriyor. Sanki bu manalar özü olan sevgi kaynağından fışkırıyor…Peki tüm bu manalar gerçekte bilincimizi neye yönlendiriyor… neye işaret ediyor ?TEKLİĞE…..Asla parçalara bölünmemiş ve parçalardan bir araya gelmemiş olan Samed olan, som olan, ancak kesitsel algılama araçlarımızla kesret olarak vehmedilen mutlak TEKLİĞE…**alıntı**

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s