“Allah bize yeter, O ne güzel Vekil’dir’ (Âl-i İmran, 173)…

ALLAH TEVEKKÜL EDENLERİ SEVER
 

Bir zaman iki adam, hem bellerine hem başlarına aldıkları yüklerle, bir gemiye binmişler. Onlardan birisi gemiye bindiği gibi yüklerini gemiye bırakmış. Diğeri akılsız olduğu için, yüklerini gemiye bırakmayıp kendisi taşımaya devam etmiş…

Bu öyküyü ve devamını Bediüzzaman Hazretleri, “Yirmiüçüncü Söz” isimli eserinde tevekkül kavramını açıkladığı bahiste anlatır. Tevekkül eden ve etmeyenlere örnek olarak bu örneği verir. Hayat biletiyle şu dünya gemisine binen, belinde ve başında korkuları ve ihtiyaçlarıyla sarıp sarmaladığı yükleriyle insan. Aslında elinde dilemekten başka hiçbir gücü olmayan, kendi bedeni dahil hiçbir yaratılmışa gücü yetmeyen aciz insan. Bu hayat yükünü, endişelerini, arzularını ne yapacak? Ben ben diye diye bu yüklerin altında mı ezilecek; yoksa tevekkül edip, üzerine düşenleri en iyi şekilde yapıp, gerisini Rabbinin kudretine emanet edip, rahatla yolculuğunu mu tamamlayacak?..

Tevekkül kelimesi de çoğumuzun duyduğu ancak pek bilmediğimiz kelimelerden. Bu kelimenin sözlük anlamı, kendi işini gördürmek üzere birini tayin etmek; birine güvenip dayanmak demektir. Aynı kökten gelen ‘vekil’ ise, kişinin, kendi işini gördürmek üzere tayin ettiği, güvenip dayandığı kimse demektir.

Bir de dinimizin bu kelimeye yüklediği özel anlam vardır. Bir kavram olarak ‘tevekkül’ün tarifi şöyle yapılıyor:

İnsanın, bir iş konusunda, kendine düşen bütün görevleri yaptıktan, bütün çalışmaları yerine getirdikten ve bütün tedbirleri aldıktan sonra, işin sonucunu Allah’tan istemek, yaratılan neticeyi Allah’tan bilmek ve Allah’a minnettar olmaktır.

Zaten müminin imanı da bunu gerektirir. Allah’ın güzel isimlerinden biri olan ‘el-Vekil’; yarattığı her şey üzerinde gözetici ve ‘Hafîz’ (koruyucu) olan, hepsinin idaresinin ve rızkının kendisine ait olduğu, onlardan zararları giderici, faydalı olanları onlara verici anlamına gelir.

O, her şeyi yaratan olduğu gibi, tek başına yönetendir de. Yarattıklarını gözetir, onların rızıklarını yaratır. Hiç bir şeyin bilgisi kendine gizli değildir; her şeyi korur, sevk ve idare eder.

Müslümanların, “Allah bize yeter, O ne güzel Vekil’dir’ (Âl-i İmran, 173) demeleri; ben yaşamak için sayısız ihtiyaçları olan bir fakirim ve fakat bunları yaratacak gücü de olmayan bir acizim. Ancak benim Rabbim, sonsuz kudreti ve rahmetiyle bana yeter, beni yoktan yaratırken, her an, her türlü ihtiyaçlarımı yaratıp bana ulaştırırken yettiği gibi, şu hayatın her meselesi için de bana yeter. Gözümü açmama görmeyi yaratmakla cevap verdiği gibi, çalışarak yaptığım fiilî duama da sonucu yaratarak cevap verir. Ben Allah’a güvenirim, O’na dayanırım, O’na minnettar olurum demektir.

Bizler iman ederiz ve biliriz ki, her şey, Yüce Allah’ın takdiri ve yaratması ile meydana gelir. Onun için dinimiz, alınması gereken tedbirleri aldıktan sonra, insanlara veya sebeplere değil, sadece Allah’a dayanma anlamındaki bir tevekkülü kabul eder. Tevekkül, her şeyi yerli yerine koymaktır; kulu kul, yaratanı yaratıcı bilmektir. Kalben, sebeplere, yaratılmışlara değil, Allah’a yönelmektir. Bir âyette Rabbimiz şöyle buyurur:

“Müslümanlar sadece Allah’a dayanıp güvensinler.” (Âl-i İmrân, 122) Allah’tan başka şeylere dayanıp güvenmek, sonuçları onlardan bilmek, tevekküle zıt olduğu gibi, imana da zıttır. Allah’a ait sıfatları, o şeylere de vermek demektir ki bu bir şirktir; o şeyleri Allah’a ortak yerine saymaktır. Bediüzzaman Hazretleri, iman ve tevekkül arasındaki bağı şu ifadeleriyle net olarak ortaya koyar:

“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni (dünya ve ahiret mutluluğunu) iktiza eder (gerektirir).” Yani sağlam bir iman, insanı tevekküle götürür, bu da dünya ve ahiret kurtuluşuna.

Tevekkül kelimesinin, kırktan fazla âyette geçmesi onun önemini de göstermektedir.

“Bir de, daima diri olup, hiçbir zaman ölmeyen Allah’a tevekkül et.” (Furkan, 58)

“Kim Allah’a tevekkül ederse, O, ona yeter.” (Talak, 31)

“Müminler, ancak o kimselerdir ki, Allah anılınca kalpleri ürperir, onlara Allah’ın âyetleri okunduğunda o âyetler onların imanlarını artırır ve Rablerine tevekkül ederler.” (Enfal, 2)

“Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, her şey üzerinde vekildir.” (Zümer, 62)

“Göklerde ve yerde ne varsa (hepsi) Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.” (Nisa, 132. Ayrıca bkz. Nisa, 81, 171; İsra, 65; Ahzab, 3, 48)

“..Bir kere azmettin mi (kesin karar verdin mi), Allah’a tevekkül et. Çünkü Allah, tevekkül edenleri sever.” (Âl-i İmran, 159)

Yukarıdaki âyet, belli bir konuda yapılması gerekenleri yaptıktan sonra tevekkülün gereğine işaret ediyor. Âyette geçen, ‘Bir kere azmettin mi’ ifadesi, gerekli kararlılığı ve yapılması gerekli çalışmaları öne alıyor.

Peygamber Efendimiz de söz ve fiil olarak bize tevekkülü ders vermiştir:

Hz. Peygamberimiz, devesini saldıktan sonra, Allah’a tevekkül ettiğini söyleyen bir bedeviye “Onu bağla da öyle tevekkül et” buyurmuştur. (Tirmizî)

Peygamberimiz (sav) yine buyurmuştur ki:

“Siz Allah’a hakkıyla tevekkül edebilseydiniz, sizleri de kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı; sabahleyin aç çıkıp, akşama tok dönerdiniz.” (Tirmizî)

Yani, kuşlar gibi çaba sarf edenler, bu gayretlerinin sonuçlarını en güzel şekilde görürler. İslâm, müminlere, ilim öğrenmelerini, emirlere uymalarını, rızıklarını aramalarını, Allah yolunda çalışma yapmalarını, düşmana karşı uyanık olmalarını, din ve dünya işlerinde ehline danışmalarını, işleri kolaylaştıracak metotları bulmalarını, adalet üzere olmalarını, haksızlıktan kaçınmalarını ve bunlara benzer bir çok şeyi yapmalarını emrediyor. Bunlar ise çalışmakla olur.

Bir de hak din ve bâtıl din olduğu gibi, tevekkülün de hak ve bâtıl olanı vardır. Tevekkül, hiç bir zaman, çalışmayı ve sebebe sarılmayı terk edip, “nasıl olsa Allah’ın dediği olur” diyerek kenara çekilmek değildir. Bazı kimseler, insan olarak üzerlerine düşeni yapmazlar, gerekli çabayı göstermezler, emek sarf etmezler, sonra da işlerini güya Allah’a havale ederler. Oturdukları yerden, tayin ettikleri ‘vekilin’ bütün işlerini görmesini beklerler. İslâm’da böyle bir bâtıl tevekkül inancı yoktur.

Gerçek tevekkül sahibi, çalışmadan kazanamayacağını, ekmeden biçilemeyeceğini, amelsiz Cennet’e girilemeyeceğini, ihlasla ibadet ve taatta bulunmadan Allah’ın rızasına erilemeyeceğini bilir.

Hz. Ömer, Medine’de boşta gezen bir gruba: “Siz necisiniz?” diye sordu. Onlar da: “Biz mütevekkilleriz,” dediler. Bunun üzerine büyük halife: “Hayır, siz mütevekkil değil, müteekkil (yiyici)lersiniz, siz yalancısınız. Tohumumu ekip sonra tevekkül edene mütevekkil denir” dedi. Çalışmakla tevekkül olur; çalışmadan tembellik olur.

Müslümanın tevekkülünde, boş bir beklenti değil, imanını ifade söz konusudur. Çünkü Allah, insana, istediği bir şeye çalışması için gereken imkânları vermiştir. İnsan kendisine verilenleri kullanır, istediği şey için çalışır; ama bilir ki, her şeyi yaratan Allah, çalışmasının sonucunu da yaratacaktır. İnsanın, ne kendi kuvvetiyle, ne kendi aklıyla, ne de kendi imkânlarıyla sonucu yaratmaya hiçbir gücü yoktur.

Bir Müslüman, “Allah’tan başka yaratıcı yoktur” der, çalışarak ulaştığı noktada da kendi gücünü, kendi iktidarını yaratıcı olarak görmez. Karun gibi “bunu ben kendi ilmimle, gücümle kazandım” demez. Ben, Allah’ın bana verdiği ilim, kuvvet vs. ile çalıştım, Allah da sonuçta bunu bana verdi der. İşte bu da tevekküldür.

Tevekkülde Rabbinin şefkatini bilmek ve Ondan hep güzellikler beklemek de vardır.

Peki insan tevekkül etmezse ne olur?

Aslında her insan, bir şeye ya da bir şeylere güvenir, dayanır. O dayandığı ve güvendiğinden aldığı güçle hayat yolunda yürür. Bu açıdan baktığımızda, her insan tevekkül üzeredir; ancak kimisi her şeyin tek sahibi ve tek yaratıcısı olan Allah’a tevekkül eder, güvenir; kimisi ise kendisi gibi fani şeylere…

Peygamber Efendimiz’in şu dersi, Allah’a güvenen bir insanın ne kadar doğru hareket ettiğini beyan ediyor:

Resulûllah (s.a.v.) buyuruyor ki:

“Herkes dayandığı şey ile baş başa bırakılır (Allah’a dayanan, Allah’la; bir insana veya maddeye dayanan onunla).” (İmam Süyûtî)

Bir başka hadisinde ise şöyle buyurur:

“Bir kimse Allahü Teâlâ’ya sığınırsa, Allahü Teâlâ onun her işine yetişir. Hiç ummadığı yerden ona rızık (başarı) verir. Her kim dünyaya güvenirse, onu dünyaya bırakır.”

Tevekkül abidesi İbrahim aleyhisselâm ki, putları kırması onun tevekkülüne dahildir. Onu mancınığa koyup, ateşe atarlarken: “Bana Allah’ım yetişir. O ne iyi vekil ve yardımcıdır,” dedi.

Ateşe düşerken Cebrail aleyhisselâm gelip, “Bir dileğin var mı?” dedikçe:

“Var ama, sana değil,” dedi.

Böylece: “Hasbiyallah/Bana Allah yeter,” sözünün eri olduğunu gösterdi. Bunun için Necm sûresinde, “Sözünün eri olan İbrahim” diye Allah’ın medhine mazhar oldu.

SUAT ÜNSAL

Reklamlar

19 Yanıt

  1. İman eden; “Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahipsiz olamaz. Bir harf kâtipsiz olamaz. Öyleyse nihâyet derecede muntazam olan şu memleket de hâkimsiz olamaz”der. Ve devam eder, “Allah vardır. Yer, gök ve içinde ne varsa O’nundur. Ben de O’nunum” Bu ifadelerle artık, kul ile Rabbi arasında bir bağlılık oluşmuştur. Tevekkeltü YA ALLAH o ne güzel vekildir RABBİM hepimizn yardımcısı olsun abicim.Yüreğine sağlık RABBİM razı kılsın selam ve dua ile hayırlı akşamlar..

  2. Tevekkül abidesi İbrahim aleyhisselâm ki, putları kırması onun tevekkülüne dahildir. Onu mancınığa koyup, ateşe atarlarken: “Bana Allah\’ım yetişir. O ne iyi vekil ve yardımcıdır,” dedi. Ateşe düşerken Cebrail aleyhisselâm gelip, “Bir dileğin var mı?” dedikçe: “Var ama, sana değil,” dedi. Böylece: “Hasbiyallah/Bana Allah yeter,” sözünün eri olduğunu gösterdi. Bunun için Necm sûresinde, “Sözünün eri olan İbrahim” diye Allah\’ın medhine mazhar oldu. Hasbiyallah velhamdülillah…

  3. KURAN-I KERİM MEALİ64 – Tegabun Suresi Bismillahirrahmânirrahîm 13. Allah, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayandır. Mü\’minler yalnız Allah\’a tevekkül etsinler. 14. Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olabilecekler vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, hoş görüp vazgeçer ve bağışlarsanız şüphe yok ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. 15. Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükafat vardır. selam sevgi ve dua ile Allaha emanet ol.Allah razı olsun sevgili kardeşim.Aleyküm selam ve rahmetullah.

  4. \’\’ALLAH NE GÜZEL VEKİLDİR;O BİZE YETER\’\’ İçinden çıkamadığım,boğulduğum dertlerime,Hasbinallah ve nimel vekil.Çaresizliğime,yılgınlığıma,biçare oluşuma,Hasbinallah ve nimel vekil.Yaptıklarıma,yapamadıklarıma,Hasbinallah ve nimel vekil.Zavallılığıma,Utançlarıma,Rezilliğime,Zelilliğime,Hasbinallah ve nimel vekil.Terbiyesizliklerime,Haddi aşmışlıklarıma,Kusurlarıma,Günahlarıma,Hasbinallah ve nimel vekil.Geceler boyu ağlamalarıma,Yüreğimin üşümelerine,Ruhumun girdaplarına,Hasbinallah ve nimel vekil.Kendimi ifade edemiyeşime,Söyleyipte,kimselere duyuramadığım,Acıyan,kanayan,Ağlayan herşeyime,HASBİNALLAH VE NİMEL VEKİLkalbimdekilere Hasbinallah\’u venimeL VekiL..Yaşadıklarıma Hasbinallah\’u venimeL VekiL..Çırpınışlarıma Hasbinallah\’u venimeL VekiL..çaresizliğime Hasbinallah\’u venimeL VekiL..Umut bekleyişlerime Hasbinallah\’u venimeL VekiL..Saflıgıma Hasbinallah\’u venimeL VekiL..Aldatılışıma Hasbinallah\’u venimeL VekiL..Kanışıma Hasbinallah\’u venimeL VekiL..Yaşamış ve yaşayacak oldugum günlerime Hasbinallah\’u venimeL VekiL..Kapıların önünde bekleyipte sonuçlar alamayışıma Hasbinallah\’u venimeL VekiL..dertlerime Hasbinallah\’u venimeL VekiL..Adalet için Hasbinallah\’u venimeL VekiL..Anlaşılmak için Hasbinallah\’u venimeL VekiL..Günahlarım için Hasbinallah\’u venimeL VekiL..Sevaplarım için Hasbinallah\’u venimeL VekiL..

  5. Allah BİZE YETER… ——————————————————————————–Sahip olduklarınızın sizin olduğunu düşünüyorsanız, muhtaçsınız demektir.Varlık içinde yokluğu görmemişseniz, yoksulsunuz demektir.Cesaret, Allah ’tan hakkıyla korkmaktır; korkmuyorsanız korkaksınız demektir.Kelimeler kalbinde hikmetler taşır, hikmeti görmüyorsanız cahilsiniz demektir.İnfak etmek, azametle bilinir; vermeye güç yetirirken veremiyorsanız âcizsiniz demektir.Ama bir ömrün kavşağında durup geçmişe set çekebiliyorsanız cesursunuz demektir.Sebeplerin ardındaki sebebi, her şeyin üstündeki müsebbibi arıyorsanız ârifsiniz demektir.Vazgeçilmez olan için kendinizden bile vazgeçtiğinizde hazırsınız demektir.Ve bir gün her şeyiniz hiçbir şey olduğunda, gemileri yakmak için imkansızı düşlerken… Allah SİZE YETER…Doğumla ölüm arasında, gecenin karanlığında, bir şafak aydınlığında, dört mevsim yedi iklimde… Allah BİZE YETERİhtiyacı yaratan, hiçbir şeye muhtaç olmayan, lütfeden, ihsân eden Allah BİZE YETER.Kimsesiz kaldığımızda, mutluluğumuz alındığında ellerimizden, yalnız bırakıldığımızda, suçlandığımızda, kınandığımızda; bir seccadenin şefkatinde dualar kalbimize deyip geçerken, dil ile ikrar edilen kalp ile tasdik olunduğunda… Allah BİZE YETER. Kalbimiz ağrıdığında, dilimiz dolandığında, omuzlarımızın üzerinizdeki yükün altında ezilirken; sevilmediğimizde, sorulmadığımızda, anılmadığımızda… Yorulduğumuz zaman, direnmekten vazgeçmeyi düşündüğümüzde, hata ettiğimizde günahın pişmanlığıyla tükenirken…Velhasıl yandığımız zaman zulmetin alevinde, ateşi serin ve selametli kılan Allah BİZE YETER.Duanın gücünü anlayıp yalnız O’ndan istediğimizde, O’na dayanıp güvendiğimizde, O’ndan başka hiçbir şeyimiz kalmadığında…Allah BİZE YETER O, ne güzel bir vekil, O ne güzel bir dost, ne güzel bir yardımcıdır Ey Rabbimiz, Bağışlamanı dileriz, dönüş ancak sanadır…Allah razı olsun selam ve dua ile__________________

  6. Peygamberimiz (sav) yine buyurmuştur ki: “Siz Allah’a hakkıyla tevekkül edebilseydiniz, sizleri de kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı; sabahleyin aç çıkıp, akşama tok dönerdiniz.” (Tirmizî) allah razı olsun güzel paylaşımların için s.a.v.aşkına a.e.o

  7. Bir tevekkül istiyorum Rabbim; sana giden yollarımı açan, yüreğime bir fetih, hasretlerime bir vuslat… Fazlından bir tevekkül istiyorum ey Rabbim beni sana bağlayan, yalnız sana, sadece sana. selam ve dua ile

  8. Cemre temiz gönüllere düşerCemre sadece havaya, suya ve toprağa mı düşer? Bir de topraktan yaratılan insanoğlunun cemresi vardır. Asıl cemre insanoğlunun gönlüne düşer. Tabi insan isterse cemrenin düşmesini… Sonsuz bir baharın kalplerde buluşmasını… Cemre düşecek kalbin güzelliğini Mevlana “Ey dost, şu dünyada gördüğün çiçekli, güzel kokulu bahardan başka gizli bir bahar daha var. O bahar dilberi ay yüzlüdür; bu gördüğün bahardan daha güzeldir, daha hoştur. O, temiz insanların gönüllerinde gizlenmiştir” diyerek ne güzel tasvir eder.Cemre kalbe düşende bahar çiçekleri gibi sevgiler yeşerir. İşte o zaman asıl cemre aşk’ın dili, gözü olur. Cemrenin düşmesi için gönlün kapısını açmalıdır önce. Gönül bir irfan hazinesidir. “Gerçekten de Allah suretlerinize, mallarınıza bakmaz; fakat ancak gönüllerinize ve amellerinize bakar” hadisinde bildirildiği gibi gönül denen hazine Cenab-ı Hakk’ın nazargahıdır. Ve gönle düşen cemre bir daha gitmez geriye. Yeter ki kalbine cemre düşürenlerden olalım. Çünkü cemre gönle düşende dört mevsim bahar olur.Hayırlı günler,selametle inş.

  9. Tevekkül Edenler…(Allah\’a Güvenmek)3/159: … Allah, tevekkül edenleri sever.3/122: … Allah, iman edenlerin Veli\’sidir.Cenâbı Allah tevekkül edenlere de; sonsuz hazinesinden sevgisini ve dostluğunu bahşetmiş, onları bu Dünyada da ahirette de kurtuluş ve mutluluğa erdireceğini buyurmuşturKur\’ân; insanların amellerine (çalışmalarına) göre, ceza veya ödüllendirileceğini belirlemiştir. İlâhî yasa hükümlerine uygun ameller sergileyerek Cenâbı Allah\’a tevekkül edenler, zafer ve mutluluğa ulaşacak; inkarcıların, zalimlerin, nankörlerin v.s. da bütün yaptıkları ameller boşa çıkacaktır.Yapılması plânlanan işlerde; hiçbir çalışma yapmadan hiçbir iyi ve güzel iş üretmeden ben Allah\’ı vekil ettim diyerek işlerin tıkırında gitmesini isteme bilgisizliği; ancak tembelliği, miskinliği doğuracaktır. Böyle düşünenler, tevekkülün sırrına erişememiş cahiller sınıfından başkası değildir. mevlamıza emanetsiniz hayırlı günler dilerim

  10. Ölüm döşeğinde olduğu bir sırada Amr İbnu\’l-As\’ın yanına vardık. Uzunca bir süre ağladı. Sonra da yüzünü duvara çevirdi. Oğlu:-Ey babacığım!Resulullah (s.a.v) seni, filanca şeyle müjdelemedi mi? Resulallah (s.a.v), seni filanca şeyle müjdelemedi mi? demeye başladı. Bunun üzerine Amr İbnu\’l-As yüzünü bize çevirdi:-Doğrusu hazırlamakta olduğumuz şeylerin en faziletlisi,Allah\’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed\’in Allah resulü olduğuna şehadet etmektir. Şüphesiz ki ben hayatım boyunca üç hal üzere bulundum:1.Düşünüyorum da bir zamanlar Resulallah (s.a.v)\’e benim kadar aşırı buğzeden hiç kimse yoktu. O sırada bana göre, imkanını bulup ta onu öldürmüş olmak kadar değerli bir iş yoktu. EĞER BU HAL ÜZERE ÖLMÜŞ OLSAYDIM, DOĞRUSU CEHENNEMLİKLERDEN OLURDUM.2.Allah İslam\’ı kalbime yerleştirdiği zaman Peygamber (s.a.v)\’e gelip:-\’Sağ elini uzat,sana biat edeyim\’ dedim. Hemen sağ elini uzattı. Ben de elimi çektim. Resulallah (s.a.v):-\’Ey Amr!Ne oldu sana!\’ buyurdu. Ben de:-\’Şart koşmak istedim\’ dedim. Resulallah (s.a.v):-\’Neyi şart koşuyorsun?\’ buyurdu. Ben de:-\’Bağışlanmamı\’ dedim. Resulallah (s.a.v):-\’Biliyorsun ki,İslam,kendinden önce günahları yok eder. Hicret te,ondan önceki günahları yok eder. Hac ta,ondan önceki günahları yok eder!\’ buyurdu. Bundan sonra benim nazarımda Resulallah (s.a.v)\’tan daha sevgili ve ondan daha büyük bir kimse kalmadı. ONA KARŞI DUYDUĞUM SAYGIDAN DOLAYI KENDİSİNE DOYASIYA BAKAMIYORDUM. Benden,onun özelliklerini anlatmamı isteseler,buna güç yetiremem. Çünkü ona doyasıya bakamazdım. EĞER BU HAL ÜZERE ÖLMÜŞ OLSAM,CENNETLİKLERDEN OLMAMI KUVVETLİ BİR ŞEKİLDE ÜMİT EDERDİM.3.Sonra bazı şeyleri üzerimize aldık.Bu işler hakkında halimin ne olacağını bilemiyorum. Öldüğüm zaman beraberimde hiçbir ağlayıcı ve hiçbir ateş takip etmesin. Beni gömdüğünüz zaman üzerime toprak serpin. Sonra mezarımın etrafında bir deve boğazlanıp eti dağıtılıncaya kadar durun ki,sizlerle ünsiyet edeyim ve Rabbimin (beni sorgulamakla görevli) elçilerini nasıl karşılayacağımı düşüneyim\’ dedi"İbn Şimase el-Mehri\’den rivayet edilmiştir./MÜSLİMHAYIRLI CUMALAR AHMED ABİ,SELAM DUA VE MUHABBETLE..

  11. Rûhum sana âşık sana hayrandır EfendimBir ben değil âlem sana kurbandır Efendim.Ecrâm ü felek Levh u kalem mest-i nigâhımDîdârına âşık Ulu Yezdân’dır Efendim.Mahşerde nebîler bile senden medet isterRahmet diyen âlemlere Rahman’dır Efendim.Tâ Arşa çıkar her gece âşıkların âhıMedheyleyen ahlâkını Kur’an’dır Efendim.Aşkınla buhurdan gibi tütmekte bu kalbimSensiz bana cennet bile hicrândır Efendim.Doğ kalbime bir lahzacık ey Nûr-i dilârâNûrun ki gönül derdime dermândır Efendim.Ulvî de senin bağrı yanık âşık-ı zârınFeryâdı bütün âteş-i sûzândır Efendim.Kıtmîriniz ey Şâh-ı rüsûl kovma kapındanÂsîlere lûtfun yüce fermândır Efendim .

  12. Yalnız Değilsiniz…..Hani bir büyük sıkıntı anında kırılır ya, yüreğinizdeki bütün aynalar:Kırılırda hani, kırık aynalarda oynaşır ya hayalleriniz. Ümitleriniz tökezler de hani, tereddütlere düşersiniz ya kimi zaman:Çırpınırsınız… Hani çırpınırken uzanacak bir dost eli ararsınız, fakat bulamazsınız bir türlü; ve kala kalırsınız ya hani dertlerinizle baş başa, kimsesiz, dostsuz… Ozaman bilin ki Allah kimsesizlerin kimsesidir… Bilin ki Allah dosttur: "Dost istersiniz Allah yeter!" Hani en soluksuz deminizde hayallerinizin kıyısına çömelip başınız ellerinizin arasında sevginize ağıt yakarsınız ya… Hani çözümsüzlüğe çaresizliğe tıkanır da uçan kuştan teselli arar hale gelirsiniz ya bazen… Hani yıllarınızı verdiğiniz yerde soluksuz kalıp yıllara kurban olursunuz da bir türlü anlaşılamamanın hicranına düşersiniz ya… Hani kuşlar şen çığlıklarla uçup geçerken üstünüzden bir Zümrüd-ü Anka olup onlarla birlikte uçmak istersiniz ya: Uçmak değil, kendinizden kaçmak… Hani kendi garipliğinizden, yalnızlığınızdan kaçmak istedikçe yalnızlığınıza, garipliğinize saplanırsınız ya boylu boyunca… YALNIZ DEĞİLSİNİZ:Herkesin ve her şeyin bittiği anlarda da Allah var! Öyle bir an gelir ki, koca kainatın içinde ufalıp zerreleştiğinizi idrak edersiniz. Bir yanınızda acziniz, bir yanınızda za\’fınız, bir yanınızda fakrınız ve dolu dolu çaresizliğinizle baş başa kalırsınız… İşte o an insanca iradenin çözüldüğü ve insanoğlunun kendinde vehmettiği gücün ayaklarına dolaştığı andır: O an gerçekten kulluk anıdır. İradeniz çözülüp kendinizde vehmettiğiniz güçler ayağınıza dolandıkça derin aczinizle birlikte kulluğunuzu idrak edip Külli İrade Sahibine yönelin. ŞİMDİ VAKİT DUA VAKTİDİR: "Duanız olmasaydı ne ehemmiyetiniz olurdu" buyuran Yaratıcı\’ya iltica vakti… Bütün kapıların kapandığını sandığınız anda dua kapısı ardına kadar açılır önünüzde, çarelerin bittiği yerde dua tek çare olarak karşınıza çıkar… Çözümsüzlüğe tıkanıp uyuyamadığınız uzun gecelerden bir gece kalkın. Şebnemlerin sabah meltemiyle kucaklaştığı bu hasret vaktinde rahmetin ve şefkatin tecellisini yatakta bekleyin tembelliğinizi sürüyerek dirilin… Uykusuz geçirdiğiniz koca bir elem gecesinde hangi problemi çözdüğünüzü düşünün. Kendinizi hırpalamanın dışında neye yaramış ki kuruntularınız, dertlenmenizle neyi halletmişsiniz? Vah zavallı ben! Kendimde bir güç ve kudret vehmettikçe kudretim aczime çarpıp tuz-buz oluyor. Eğer idrak edebilseydim varlık sebebimi, gerçekten anlayabilseydim Rabbim gemisinde bir yolcu olduğumu, sırtımda dünya yüküyle kendime işkence eder miydim? İstesek de, istemesek de dünya dönüyor, güneş doğuyor, yağmur yağıyor, rüzgar esiyor, çiçek açıyor… İstesek de, istemesek de yaşlanıyoruz. Bir saniye öncesi kaybımız, bir saniye sonrası ise meçhulümüz: Elimizde sadece yaşadığımız "an" var. Ne kadar çaresisiz! Öyleyse bırakalım her şeye hükmeden versin hakkımızda en hayırlı hükmü. Atın sırtınızdan dünya elemini, durun Allah\’ın huzuruna; sonra diz çökün önüne, boyun bükün. Hükme tabi olup elemlerden kurtulmak varken, kendimizi hüküm mevkiinde sayıp rezil olmak niye? Üstelik takatımız yükümüzü taşımaya etmiyor. Bin hamal gibi vehimlerimi ömür boyu taşımaktan bıktım; Artık Yaradan\’a tümden teslim olup "kullukta varlık" aramak istiyorum. "Ya rab! Çaresi bulunan şeyde acze, bulunmayan şeyde ye\’se düşürme bizi…" diye de dua ediyorum. Zaten hayat da uzun bir duadır! (Yavuz Bahadıroğlu)

  13. Evet bu güzel paylaşım bize Üstadımızın şu güzel sözlerini hatırlartır“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise saadet-i dareyni iktiza eder”ve ona dair kısa bir alıntı..“İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise saadet-i dareyni iktiza eder” der Bediüzzaman Hazretleri. Bu ifadesiyle; hasretini çektiğimizin adını koymuş ve hayalini kurduğumuz, vasıl olmak için perişan olduğumuz o mutluluklar ülkesinin adresini göstermiştir bize.Saadet-i Dareyn; iki dünya saadeti. Dünyada başlayıp ahirette devam eden ve mutluluğun bitmediği asude bahar.. Sadet-i dareyndir kalplerimizin, ruhlarımızın maksudu. Lakin, elbette bedelsiz ve usulsüz kavuşulamaz hiçbir güzele..Allah razı olsun muhterem…

  14. ـــــــــــم الله الرحمن الرحــيــمKafirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere (şefkat) kanadını indir.De ki: “Gerçekten ben apaçık bir uyarıcıyım.”Nitekim biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da (kitap) indirmiştik.Ki onlar (bir kısmına inanıp bir kısmını inkar ederek) Kur’an’ı da parça parça edenlerdir.Rabbine andolsun onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.Ey Muhammed! Şimdi sen sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah’a ortak koşanlara aldırış etme.(Hicr 88-94)SELAM VE DUA İLE ALLAH A EMANET OL

  15. Meleklerin İmrendigi Cemaat Sevgili Peygamberimiz s.a.v ALLAH c.c sevgisinden konuşulan dinden bahsedilen yerlere meleklerin de imrendiğini şöyle bildiriyor: (Allahü teâlânın yeryüzünde gezen melekleri vardır. Dinden bahsedilen bir topluluk gördükleri zaman arkadaşlarını çağırıp derler ki: -Gelin aradığımız buradadır. -Hepsi gelip rahmetle onları kuşatırlar. Allahü teâlâ onlara sorar: -Kullarımı ne halde bıraktınız? -Sana hamd tesbih ve zikir ediyorlardı. -Benden ne istiyorlardı? -Cenneti istiyorlardı. -Cenneti görmüşler mi? -Hayır görmediler -Ya görselerdi ne yaparlardı? -Cenneti görselerdi daha çok isterlerdi. -Neden kaçıyorlardı? -Cehennem ateşinden. -Cehennem ateşini görmüşler mi? -Hayır görmediler. -Ya görselerdi? -Onu görselerdi daha fazla korkar. Daha fazla kaçarlardı. -Ey meleklerim sizi şahit tutuyorum ben onları bağışladım. Melekler dediler ki: -Onların içinde birisi ilim öğrenmek veya ibâdet niyeti ile değil başka bir iş için gelmişti o da mı af edildi? Allahü teâlâ buyurur: Onlar öyle bir cemâat ki onlarla oturan bir kimse şaki olmaz Cehenneme gitmez. Bu müjdeye kavuşmak için birkaç kişi toplanınca zaruri din bilgilerinden konuşmak okumak lâzımdır. Fırsatı ganimet bilmelidirRahman ve Rahim Olan Allah’ın Adıyla" Her kim Allah\’a kavuşmayı umuyorsa bilsin ki,Allah\’ın tayin ettiği o vakit elbette gelecektir.O her şeyi işiten ve bilendir."Ankebut Suresi:5Sadakallahul Azim – Azim Olan ALLAH En Güzel Ve En Doğru Olanı Söyledi.. Hz.Câbir (Radıyalahu Anh) anlatıyor: "Resûlullah (Aleyhissalâtu Vesselâm): "Kim bir ihsana mazhar olursa, bulduğu takdirde karşılığını hemen versin, bulamazsa, verene senâda bulunsun. Zira onu övmekle, teşekkürünü yerine getirmiş olur. Ketmeden (karşılık vermeyen) nankörlük etmiş olur" dedi.Tirmizî´nin rivayetinde şu ziyâde var: "… Kim de kendisine verilmeyenle süslenirse iki yalan elbisesi giyen gibi olur." [Tirmizî, Birr 86, (2035); Ebu Dâvud, Edeb 12, (4813, 4814). “Allah’ım, yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat; ölmek hayırlı olduğu anda beni öldür.” Amin… SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL

  16. HAYIRLI AKŞAMLAR AHMED ABİCİĞİM.HAKKINI HELAL ET BENDE ÇOK HAKKIN VAR ABİM..A.E.OLUN. SAYGILARIMLA. ,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,O´na c.c. dönsün yüzün O’na Dönsün YüzünSevgilinin sevdiklerine yol bulup varamadığında oraya bakıp bakıp iç geçirmek, O’nu anmak, anmak ve yanmak… Bir kez varınca iştiyakla el vurup, yüz sürüp döne döne, yana yana ağlamak… İşte sevmek böyle bir şey… Sevmek başka bir şey, anlatılmaz.İnsana öyle şeyler yaptırır ki akıl almaz.O ateş düşmeye görsün yüreğine, sel önüne düşmüşsün gibi sürükler seni.Durup dururken ağlatır insanı, ufuklara baktırır uzun uzun.Kim koyar bu sevgiyi içimize? Kim kanatlandırır bu yüreği?Göremediğimiz, tutamadığımız duyguları sıcak su gibi bütün zerrelerimize indiren kim?O bize bizden yakın, bizi bizden çok seven biri.Sevginin, sevgiyle çarpan kalplerin yaratıcısı; en sevgili.Kalbinde kim var aklından neler geçer, hepsini bilen, sen unutsan da asla unutmayan sevgili…O’na iman, O’nun sana sevgisine karşılık demek.İman gönül demek, sevda demek, aşk demek…Bu aşk neler yaptırır adama, nerelere götürür? O’nun sevdikleri, değer verdikleri nasıl kıymet kazanır gözünde… O’nun sevdasına, O’nun dünyalara değişilmez hatırına ne yönelişlerdir onlar… O’nunla ahdine vefa, O’na sadakat, O’na boyun eğiş…Sevgilinin sevdiklerine yol bulup varamadığında oraya bakıp bakıp iç geçirmek, O’nu anmak, anmak ve yanmak…Bir kez varınca iştiyakla el vurup yüz sürüp döne döne, yana yana ağlamak… İşte sevmek böyle bir şey… Mehmet ISIK

  17. Sevgiyle yuğrulmamışsa yüreğinTekkede manastırda eremezsinBir kez gerçekten sevdin mi dünyadaCennetin, cehennemin üstündesin..

  18. Cenab-ı Hakk\’ın sevgililerinden bir zat Hacc\’a niyet ediyor. Küçük de bir çocuğu var. Hazırlıkları görünce: "Baba diyor, nereye gidiyorsun?", "Allah\’ın evine, Beytullah\’a gidiyorum." Çocuk çok ısrar ediyor: "Beni de götür!" diye çok yalvarıyor. "Yavrum sen daha küçüksün, büyüyünce götürürüm." demişse bile para etmiyor, götürmeye mecbur kalıyor.Yola çıkıyorlar. Çocuk yolda: "Ev bomboş olmaz ya, ben Allah\’ıma gidiyorum." diye mütemadiyen düşünüyor, o niyetle yola çıkıyor. Babasının kastı ise Allah\’ın evine gitmek. Aradaki fark çok büyük.Nihayet Hicaz\’a geliyorlar. Çocuk Harem-i şerife girer girmez parmağını havaya kaldırıyor ve: "Allah!" deyip orada yığılıp kalıyor. Babası bakıyor ki, çocuk ruhunu teslim etmiş. Herkes şaşırıyor.O zaman o zata şöyle bir hitab geliyor:"Sen Beyt\’imi ziyaret etmeye geldin, Beyt\’ime ulaştın. O ise bana geliyordu, beni gördü ve göçtü."O erler ki; gönül fezasındalar,Toprakta sürünme ezasındalar.Ne cennet tasası ve ne cehennem;Sadece Allah\’ın rızasındalar..NECİP FAZILhayırlı günler dilerim…..

  19. sabır….! Belki Sen şu Anda çok Dertlisin.. Belki Artık Yeter Diyorsun… Belki Kendinden Geçmişsin… Belkide Ağlıyorsun… Belki Bu Musibetlerin Sonunda Eline Bir şey Geçip Geçmeyeceğini Düşünmektesin… Duy!!! Rabbin Sana Söylüyor.. "Sabredenlere Felaketlere Karşı Dişlerini Sıkıp Göğüs Gerenlere Mükafatları Hesapsız ödnecektir.." Belki De Onca Insanın Arasında Neden Senin Seçildiğini Soruyorsun… Oysa Rabbinin Seçtikleri Kıymetlilerdir… "içinizden Mücahidlerle Sabredenleri Ortaya çıkarıncaya Kadar Elbette Sizi Deneyeceğiz" Hayat Bir Imtihan Değil Mi ? Her Soru Ebedi Hayatında Yer Alan Bir Tuğla… Nefes Alıp Verdiğin Her An Yeni Bir Soruya Gebe… Onlar Olmasaydı Sonsuzluk Yurdunda Sana Ait Hiçbirşey Olmayacaktı… Derdin Yoksa üzül asıl! Dertliysen Bil Ki… O Seni Seviyor…. Bak ! Sevdiğin Ne Diyor ? "Allah Hayrını Dilediği Kişiyi Sıkıntıya Sokar!" Belki Sen Ashab-uhdud Kadar Acı çekmedin… Hani Kralları Onları Iman Ettikleri Için Ateş Dolu Hendeklere Atmıştı Ya… Belki Sen Ebu Zer (r.a) Kadar Acı çekmedin… Amcası Inandığı Için Onu Hasıra Sarıp Yakmıştı Ya… Belki Sen Vahşi Kadar Acı çekmedin… Sevgilisi Ona "bana Görünme!" Demiştiya… Belki Sen Yakup (a.s) Kadar Acı çekmedin… Yusuf\’u (a.s) Elinden Alınmıştı Ya… Belki Sen Hatice(r. Anha) Kadar Acı çekmedin… Muhammed (s.a.s) Yurdundan Kovulmuştuya…. Unutma! Rabbin Kimseye Dayanabileceğinden Fazlasını Yüklemez… Belki Kalbindir Acıyan… Belki Bedenin… Bekki De Ruhundur Kıvranan…. Belki Yokluktur Seni Saran…. Belkide Bin Bir Türlü Muamma… Her Ne Durumda Olursan Ol Diline Yakışır Bu Dua… La Ilahe Ente Subhaneke Inni Küntü Minezzalimin…Senden Başka Ilah Yoktur! Sen Bütün Noksanlıklardan Münezzehsin… şüphesiz Ben Nefsime Zulmedenlerden Oldum…

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s