…Başkasının yerine koyabilmeli kendini; Ağlayan birine “gül”, inleyen birine “sus” dememeli! Ağlayana omuz, inleyene çâre olabilmeli!…

BİR YERLERDE TIKANIP KALDIYSA HAYAT

Bir yerlerde tıkanıp kaldıysa hayat, soluk almak güçleştiğinde,
Yüreğin susup, mantığın sürüklemeye başladığında ayaklarını,
Dağlara dönmeli yüzünü insan.

Yeni patikalar, yeni yollar seçmeli, yüreğini ferahlatacak;
Yeni insanlarla tanışmalı, yeni kesifler yapacak….
Hep isteyip de, bir gün yaparım diye ertelediği ne varsa,
Gerçekleştirmeyi denemeli!
Her geçen gece, ölüme bir gün daha yaklaştığını;
Zamanın bir nehir, kendisinin bir sal olup da,
O dursa da yolculuğun devam ettiğini anlamalı.
Baş döndürücü bir hızla geçiyorsa birbirinin aynı günler,
Her aksam aynı can sıkıntısıyla eve giriliyorsa,
Değiştirmeye çalışmalı bir şeyleri…

Küçük şeylerle başlamalı belki; örneğin, bir kaç durak önce inip
Servisten, otobüsten; yürümeli eve kadar, yüreğine takmalı güneş gözlüklerini;
Gördüğünü hissedebilmeli!
Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce,
Değerli olabilmeli hayat!
İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için!
Başkasının yerine koyabilmeli kendini;
Ağlayan birine "gül", inleyen birine "sus" dememeli!
Ağlayana omuz, inleyene çâre olabilmeli!
Şu adâletsiz, merhametsiz dünyaya ayak uydurmamalı.

Sevgisiz, soysuz kalarak!
Dikeni yüzünden hesap sormak yerine gülden,
Derin bir soluk alıp, hapsetmeli kokusunu içine…
Güneşin doğusunu
seyretmeli arada bir, seher yeli okşamalı saçlarını…
Karda yağmurda sevincine, coşkusuna;
Fırtınada boranda öfkesine, isyanına ortak olabilmeli doğanın!

Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği;
Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli!
Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi,
Mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli!

Ama küçük, ama büyük; her hayal kırıklığı, her acı;
Bir fırsat yaşamdan yeni bir şeyler öğrenebilmek için; kaçırmamalı!
Çünkü; hiç düşmemişsen, el vermezsin kimseye kalkması için,
Hiç çâresiz kalmamışsan, dermanı olamazsın dertlerin;
Ağlamayı bilmiyorsan, neşesizdir kahkahaların;
Merhaba dememişsen, anlamsızdır elvedaların…
Ne, herkesi düşünmekten kendini, ne kendini düşünmekten herkesi unutmamalı!

Bilmeli çok kısa olduğunu hayatın; hep vermek ya da hep almak için…
Sadece, anlatacak bir şeyleri olduğunda değil,
Söyleyecek bir şey bulamadığında da dinleyebilmeli!
Aklı ve kalbiyle katılabilmeli sohbetlere…

Hafızası olmalı insanın; hiç değilse, aynı hataları,aynı bahanelerle tekrarlamaması için!
Soruları olmalı, yanıtları bulmak için bir ömür harcayacak!
Dostları olmalı, ruhunun ve zihninin sınırlarını zorlayacak!
Herkese yetecek kadar büyük olmalı sevgisi;
Ama, kapasitesi sınırlı olmalı yüreğinin ki, hakkını verebilsin sevdiklerinin;
Zaman bulabilsin;
Bir teşekkür, bir elveda için…
Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer;
Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten;
Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan!
Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi…
Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…! *

Can Dündar

Reklamlar

31 Yanıt

  1. ÇOK DEĞERLİ ABİM.ELİNE YÜREĞİNE SAĞLIK RABBİM RAZI OLSUN SENDEN.ŞÜKÜR RABBİME SENİN GİBİ BİR ABİYE SAHİBİM.HAKKINI HELAL ET ABİCİĞİM.,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,……………………………………………………………………………………………*Her An Bir Sırattır* Sırat…!Ötelerde değil, yanı başımda ve şimdi.. İçinde yaşadığım, bulunduğum ‘an’ da adımlıyorum o köprüyü. Ya geçiyorum ya da düşüyorum. Dünyanın, sırat köprüsünün görünen kısmına verilen diğer bir isim olduğunu kavrıyorum o an… Varlık alemi, nasıl da bir var bir yok arası titreşiyor, hayret! Resmen titriyor. Sanki, sonsuz bir karanlıkta an-be an flaşlar patlıyor. Her şey, varlık sahnesinde boy göstermeye başladığı anda, yokluğun uç sınırına da varıveriyor. Atom boşluk, hücre boşluk, dünya boşluk, uzay boşluk… Zerreden küreye her şey boşlukta asılı durmakta ve yokluğun o uç sınırına kadar geliveriyor. Öyleyse, “yokluğun uç sınırıdır dünya” diyorum, “adımladığımız sırattır.” Önce, felsefe gözüyle bakıyorum. O sıratın altındaki boşluğu ve yanı başındaki yokluğu gözlüyorum. En küçüğünden en büyüğüne, her şeyin nasıl olup da yokluğa yuvarlanıvermediğine hayret ediyorum. Müthiş bir hızla adımlıyorlar sıratlarını ama düşmüyorlar! Neden sonra, yumuşak ve sonsuz bir iple varlık aleminde asılı olduklarını fark ediyorum. Acizliklerine rağmen, ne kadar da haşmetli duruyorlar öyle.“O gördüğün vahdet ipidir” diyor bir ses, “seni dağılmaktan kurtarıyor”. Kulak veriyorum, uzaklardan ama yanı başımdan geliyor: “Uzatılan rahmet ipine neden bağlanmıyorsun?” diyor, “Din gününün sahibi olan alemlerin Rabbine.” Önce uzak görüyor, ciddiye almıyorum. Oysa, Yaratıcıyla aramdaki bağı kopardığım her anda, sırattan düşüyorum ve kaybediyorum. Bir koca deveyi yardan uçuran bir tutam ot misali. Manen dağılıyorum. Dıştan bakınca var gibiyim, ama gerçekte yok oluyorum. İşte o an cehennem hayatı da başlayıveriyor. Sonra, yokluğun sınırından döndürülen her şeyi hatırlıyorum; vahdet ipini. Din gününün sahibi olan alemlerin Rabbini. Kendimi de dahil ediyorum, o müthiş tevhidin, her şeyin içine. Kurumuş olan aklım, yeşermeye başlıyor vahyin ışığında. Koca koca alemleri içine alan bir kalbe sahip olduğumu fark ediyorum. En önemlisi de, sevildiğimi. İsteyerek, “iyyake na’büdü ve iyyake nestain” diyorum. Nurlanıveriyor sıratım. Önde Resul-i Ekrem ve ardından milyonlar geçiyor o köprüden. An be an. “ihdinas’sırat el-mustakîm. Sıratallezine en amte aleyhim” diyerek. Derken, felsefenin ayak seslerini duyuyorum cehennem tarafından. Düşüyorlar maalesef, düşüyorlar.. “gayril mağdubi aleyhim veleddallin.” diyorum, hamd ederek. Düşmemek için, Rabbime “Fatiha“ ile arz ediyorum halimi. Açmak ve aşmak için o köprüyü.. Sırat…! Ötelerde değil, yanı başımda ve şimdi. Vahdet ipine sımsıkı sarıldığım ‘an’da geçiyorum onu. Ahirete aktarabildiğim ‘an’da.. DEĞİLSE…Aykut Tanrıkulu

  2. Bir çocuğun ilk adımlarında umudu; bir gencin düşlerinde geleceği; Bir yaşlının hatıralarında geçmişi görebilmeli! Çalışmadan başarmayı, sevmeden sevilmeyi, Mutlu etmeden mutlu Olmayı beklememeli! bu güzel paylaşımın için Allah c.c razı olsun oğull.gönlüne sağlık.

  3. °•.Simuzer .•° .yazan: Bizden farklı insanlar bizi şaşırtırlar, heyecanlandırırlar ve hayata dair ezberlerimizi bozarlar. Eksiklerimizi gösterir, yararlanmasını becerebilirsek bizi geliştirirler. Hayatımızı renklendirir, bizi çoğaltırlar. Onlara ya hayran oluruz, ya sinir. Ya aşk, ya nefret doğururlar. Aynı zamanda yorucudurlar. Bizi neşelendirir ve öfkelendirirler. Hayata farklı bir yerden baktırır ve başımızı döndürürler. Aklımızı zorlar ve kafamızı karıştırırlar. Bizi dağıtır ve kendimizi yeniden inşa etmeye zorlarlar. Hayret duygumuzu kamçılar ama şaşkına çevirirler. Onlarla birlikte yaşamak motor sporları yapmak, paraşütle atlamak ya da okyanusa açılmak gibidir. Allah da bizim üzerimizde esmasını kimi zaman aynıyla, kimi zaman zıddıyla tecelli ettirir. Rahmetini, Sevgisini, Malikiyetini doğrudan kendi şefkatimiz, sevgimiz yahut sahiplenme duygumuzla anlarken, bu yolla Rabbimizi tanırız. O’nunla ilişki kurarken, O’nu anlamaya ve sevmeye çalışırken, Kudret ve Zenginliğini ancak biz aciz ve fakir olduğumuzda, bunun farkına vardığımızda anlarız. İhtiyacımız nisbetinde arzu duyar, aczimiz nisbetinde sığınırız. Rabbimiz ile bu ilişki biçimimiz neden diğer insanlarla ilişki kurarken bize rehber olmasın? Neden birisiyle elele bir yolda yürürken, birbirimizin eksiğini tamamlayan tekamülüne yardımcı olan insanlar olamayalım? Benzerlik ve farklılıkları dengeli bir şekilde barındıran bir ilişki uyum ve huzuru, ihtiyaç ve tamamlanmışlıkla bütünleştirebilir. Bize ebedi dostluklar, ebedi beraberlikler, ebedi kardeşlikler verebilir. Yapılacak şey, uçmasını dilediğimiz kuşun kanatlarını iyi ölçmektir.Tabii öyle bir kuşu bulabilmek de ayrı mesele… daim dua ile oğul.

  4. Peygamberimizin(sav) elinde iki misvak vardıBirisi eğri, diğeri doğruca idi. Doğru olanı yanındaki Sahabe-i Kiram\’a hediye buyurdular. Shabe-i Kiram "Ey Allah\’ın Resulü,güzel olanı size layıktır" buyurdu. Efendimiz(sav) "Bir kimse,bir kimse ile arkadaşlık yaparsa,mutlaka ona arkadaşlık hakkını gözetip gözetmediği sorulur" buyurdular.Bu hususta yine şöyle buyurdular;" Birbiri ile arkadaşlık eden iki kimseden,Allah\’a en yakını, arkadaşına daha çok şefkat ve merhamet edenlerdir" SELAMETLE ABİM… FİEMANİLLAH

  5. ________,-~-. __.–.__ ,-~-._______ _______/ .- ,\’_________`. -. \\______ _______\\ ` /`__________\’ \\ \’ /______ ________`-/___\’a___a`___\\-\’________ _________|____,\'(_)`.____|_________ _________\\___( ._|_. )___/_________ __________\\___`.__,\’___/__________ __________.-`._______,\’-.__________ ________,\’__,\’___`-\’___`.__`._______ _______/___/___________\\___\\____ _____,\’____/__Vim trazer___\\___`.___ ___,\’_____|____ Bjinhus ___|_____`._ __|_____,\’|___Pa Voxe ____|`._____| ___`.__,\’_.-\\____________/-._`.__,\’__ _________/_`._________,\’__\\_______ __.""-._,\’______`._:_,\’_______`.,-"".__ _/_,-._`_______)___(________\’_,-.__\\ (_(___`._____,\’_____`.______,\’___)_) _\\_\\____\\__,\’________`.____/___/_/__ __`.`._,\’_/__*Luluasol *\\__`._,\’,\’__Feliz semana – Happy weekKISSES AHMED GOOD DAY

  6. çok hoş bir yazıydı paylaşımın için teşekkürler…\’\’Kısa bir ömürde,az bir lezzet için;Ebedi,daimi hayatını ve saadet-i ebediyesini berbad etmek,ehl-i aklın karı değildir…\’\’daim mevlamıza emanet olun inşaallah

  7. Huzur Icin Kücük Sırlar · Ufak şeyleri dert etmeyin! · Erkenden kalkmaya alışın! · Hayatı olduğu gibi kabul edin! · Tenkit etme isteğinizi bastırın! · Bırakın ara sıra canınız sıkılsın! · Rastgele iyilikler yapmaya çalışın! · Başkalarını suçlamayı artık bırakın! · Her şeye hâkim olmaya çalışmayın! · Kusursuz olamayacağınızı kabullenin! · Sabrınızı geliştirme egzersizleri yapın! · Her an bir şeyler öğrenmeye açık olun! · Konuşmadan önce derin bir soluk alın! · İnsanların gözlerine bakın ve gülümseyin! · Bırakın, çoğu zaman başkaları haklı olsun! · Aynı anda birkaç şey yapmaya kalkmayın! · Beterin beteri vardır, her hâlinize şükredin! · Olağan şeylerdeki olağan üstünlüğü arayın! · Bugününüzü son gününüzmüş gibi yaşayın! · Herkesin onayını alamayacağınızı unutmayın! · Yaptığınız iyiliklerden bahsetmemeye çalışın! · Bulunduğunuz durumda mutlu olmaya çalışın! · Öfkeniz kabarmaya başlayınca 10\’a kadar sayın! · Sizden başka herkesin bilgili olduğunu düşünün! · Başka fikirlerde biraz olsun doğruluk payı arayın! · Her gün biraz vaktinizi, minnettarlık için harcayın! · Hizmeti, hayatın değişmez bir parçası hâline getirin! · İnatla savunduğunuz iddiaları yumuşatmaya çalışın! · Kimsenin sözünü kesmeyin, cümlesini siz bitirmeyin! · Sahip olmak istediğinizi değil, elde ettiğinizi düşünün! · Daha fazlası daha iyidir, diye düşünmekten vazgeçin! · Herkesin farklı olabileceğini anlayın ve saygı gösterin! · Unutmayın ki, insan edindiği huylardan meydana gelir! · Gerçeği olduğu gibi kabul edin, çünkü hayat âdil değildir! · Ölünce, yapılacak işler listesinin dolu olacağını unutmayın! · Sevgi kapasitenizi geliştirip, hayatınızı sevgi ile doldurun!· Unutmayın, 100 yıl sonra burada bambaşka insanlar olacak! · Olumlu ve olumsuz düşünce kartopunun çığ gibi büyüyeceğini ve ilerde dağ gibi meseleler çıkaracağını göz önüne alın..! SLM ALLAH RAZI OLSUN KARDEŞİMMMM

  8. Sobele ey hayat!!!KüçükLüğümüzde oynadığımız oyunLarı anımsıyorum.Gözümüzü açar açmaz çocukLuğumuz kaçacakmışçasına kendimizi sokağa atışımız ve okunan akşam ezanının verdiği o inanıLmaz sancı.Annemizin bizi çağıracağı saati bile biLe sonuna kadar direnip,biraz daha fazLa süre için yaLvarışLarımız…Bir de oyunLarımız vardı,iLeride hayatın peşisıra koşacağımızı biLmeden oynadığımız kovaLamaçLar,iLeride canımız yandığında yedek bir can aLamayacağımızdan habersiz can oyunLarı,seksekLer,köşe kapmacaLar…Ve günü akşama tesLim ederken oynadığımız sobe oyunu,en vazgeçiLmez oyunLarımızdı…BeLki de bu oyunLarın en çok özLenen yanı,kaybettiğimizde yeniden başLamak hakLarımızdı.Aynı oyunda defaLarca yeniLsek te umrumuzda oLmadan başLardık yeniden ve kimse bizimLe daLga geçmezdi.OyunLara yoruLsakta devam ederdik.Ve en çok sıkıLdığımız anLar yapardık mızıkçıLık,tıpkı şuan yaptığımız gibi.Küserdik mızıkçıLık yapanLara.Sonra dayanamazdık,dakikaLar doLmadan en masum haLimizLe unutuverir,oyunLara daLardık.Öfkemizi saçımızın sıvazLanmasıyLa ya da bir tane şekerLe takas ederdik.Ve çoğu defa oyunun en heyacanLı yerinde düşerdik.DizLerimiz kanayıp,avuçLarımız yanarken bütün gücümüzLe,hıçkıra hıçkıra ağLayabiLirdik.Çevredeki insanLar ne der diye düşünmeden,gözyaşLarımızı sakLamadan,acımızdan utanmadan,unutana kadar yaramızı ağLardık.Ve bize sormazLardı niye ağLıyorsun diye.Yani hep bir yanımız özgürdü.Ve bizse gözLerimizdeki yaşLar kurumadan kendimizi oyunun içinde buLurduk yeniden.Okunan ezan ve bir daha oynamayacakmış gibi ağLaya ağLaya eve dönmemiz ve 10 dk fazLa zamanı akşam yemekLerine tercih edişLerimiz..Günün yorgunLuğunu ise mızıkçıLık yaparcasına hemen daLdığımız uykuLar eLeverirdi.Peki ne değişti şimdi?ÇocukLuğumuzu,en masum haLLerimizi sobe oynarken sakLandığımız yerLerde mi unuttuk yoksa kovaLamaç oynarken mi düşürüp kaybettik..Ama ben hep bir yanımızın çocuk kaLdığını ve sadece oynadığımız ounLarın ciddiLeştiğini düşündüm.Sadece hayat bize defaLarca şans vermedi ve mızıkçıLık yapıLdığında unutup her şeyi devam edemedik kaLdığımız yerden..Ya da öfkeLerimizi bırak şekeri kocaman sevgiLerLe biLe takas edemez oLduk,ve ağLayamadık çocukLuğumzdaki gibi doyasıya,geceLeri o kadar koLay ve huzurLu uyuyamadık.Ve en önemLisi yaraLarımız iyiLeşmeden başLyamdık yeni oyunLara ve yürekLerimizi sığdıramadık yürekLerimize..VeLhasıL kaçamadık hayatın geç kaLınmışLıkLarından,masumiyetimizi çoktan geçmişimize tesLim edip,büyüdük.KaLamadık eskisi gibi..Kendimizi sakLarken herkesten,sakLayamadık en güzeL yanımızı…Şimdi mızıkçıLık yapıyorum son defa….Ve oynamıyorum ben..SobeLe ey hayat!! sobeLe bekLiyorum!!Teşekkürler Abicik yine gusel ve anlamlı bi blog olmuş..Yüreğine sağlık abilerin cantanesii..Allah razı olsun inş..Dua ile abicik…başbaş :))))

  9. Dr. Yusuf KaraçayGüzel Gören Güzel Düşünür,Bazı kasvetli, karamsar kişiler vardır. İnsanlarla, olaylarla, gelecekleri ile ilgili olabildiğince kötü beklentilere sahiptirler. “Ben çok şanssızım, hiçbir işim yolunda gitmez, çok mutlu zamanlarımda bile mutlaka hemen ardından bir üzüntü yaşarım, güvendiğim insanlardan hep darbe yedim, kimse beni anlamadı, herkes beni kullanmaya çalıştı, neye elimi atsam kuruyor” gibi sözleri sıklıkla kullanırlar. Siz de tanımışsınızdır böyle birisini mutlaka.Acaba nedir bu insanların problemi? Gerçekten bir felaket bulutu mu takip etmektedir onları gizli gizli? Niye hiçbir işleri yolunda gitmez? Neden hiç kimsede aradıklarını bulamazlar da devamlı şikayet ederler? Ve onlara nasıl yardım edebiliriz?Bu tür yakınmalarla ve genellikle de depresyona girerek bana başvuran birçok hastam oldu. İlk başlarda üzülerek ve acıyarak yaklaştığım bu kişilerin yine de beni rahatsız eden bir yanları vardı. Sanki onların da bu tersliklerde bir payı vardı gibi, ama nasıl? Tarif edemiyordum. Birgün alkol bağımlılığı ile ilgili bir araştırma okuduğumda “jeton düştü”.Bilirsiniz, alkol kullananların klasik sözüdür: “İçiyorsam sebebi var”. İşte bu sözün doğruluğunu test etmek için bir araştırma yapılmış. Alkolü bıraktığı halde yaşadığı stresler yüzünden, yeniden içmeye başlayan kişilerin son 6 ayda yaşadıkları üzücü olaylar sorgulanmış ve alkol problemi olmayan kontrol grubunun yaşadıkları benzer olaylarla kıyaslama yapılmış. Sonuç çok ilginç: Hemen hemen hiçbir fark yok. Yani “dertler beni içiriyor” diyenlerin dertleri, normal insanların dertlerinden çok da fazla değil aslında. Peki ne anlama geliyor bu? Demek ki aslında problem bu kişilerin yaşadıkları olaylarda değil, olayları yorumlama biçimlerinde.Ondan sonra hastalarımı bu mantıkla değerlendirmeye başladım. Gerçekten de öyleydi. Bu kişiler herkesin yaşayabileceği olayları, olabilecek en kötü şekilde değerlendiriyor ve kendi kendilerine azap çektiriyorlardı aslında. Güzel, sevindirici bir olay yaşadıklarında dahi olabildiğince olumsuz yönlerini görüyor yada “bekleyelim bakalım, mutlaka altından bir terslik çıkar” diye mutluluğu erteliyorlardı. Ve hep yakınıyorlardı: “Hiç gün görmedim, hep darbe yedim”.O arada (astrolojiyle de ilgilendiğimden) yay burcu ile ilgili bir tarifi hatırladım: “Tipik yay insanı hem iyimser hem de şanslıdır”. Bir de oğlak burcu tarifi geldi aklıma: “Karamsar olurlar, pek de şanslı değillerdir. Başarıları hep uzun zahmetlerden, sıkıntılardan sonra gelir”. Astroloji bir yana, acaba iyimserlikle şanslı olmak, karamsarlıkla da şanssızlık arasında bir bağ olabilir miydi?Hayalen bir deney yaptım. 2 kişi seçtim. Bay iyimser ve bay kötümser. Bir firmada işe girmek için başvurmuşlardı. Bay iyimser çok keyifliydi. “Bu iş tam bana göre, kesin alırlar beni, beklediğim fırsat bu, kendimi hemen gösterir, kısa zamanda yükselirim”. Bay kötümser ise çok farklı bir havadaydı. “Yok canım, bu işe beni almazlar, niye beni seçsinler ki, zaten işe alsalar da mutlaka bir problem çıkar, beni beğenmez, huzurumu kaçırırlar.”Sonuçta ne olacağı o kadar belliydi ki, hayalî deneyim çok kısa sürdü. Bay iyimser işe alınacak, kısa sürede yükselecek, aynı yeteneklere sahip olduğu halde bay kötümser ise, işe alınsa bile ilk terslikte “biliyordum zaten” diye pes edip istifa edecek, hayat boyu meslekî ve sosyal sıkıntılar çekecek ve “kötü kaderine” yanacaktı: “Benim işlerim hep ters gider”.Evet işin püf noktası buydu. Çoğu insanın depresyonunun sebebi de bu olmalıydı: Olayları çarpıtarak yorumlamak, herşeyi “kara bir gözlükten” görmek, olumsuz beklentiler içinde olmak ve moralini bozup kötü olayları da bir anlamda davet etmek. Ve o sıralarda öğrendim ki zaten bu bakış açısı “depresyonun kognitif teorisi” adıyla formüle edilmişti ve kullanılıyordu bile. En “moda” ve etkili psikoterapi yöntemi, kognitif terapiydi zaten. Kişinin kendisi ile, çevresi ile, geleceği ile ilgili karamsar yorumları, mantıksız genellemeleri, kötü beklentileri, otomatikleşmiş olumsuz düşünceleri fark edilmeli ve iradî olarak değiştirilmeliydi.Aslında bu formülasyonu Kur’an tefsirlerinde de pek üzerinde durmadan okuyorduk yıllardır. ‘Sekizinci Söz’de bir bahçeye giren iki kardeşin kıyaslamasında geçtiği gibi, “Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır; Fena düşünen fena hülyalar görür, hayatın lezzetini kaçırır”dı. Sonuçta kulağımı tersten de olsa göstermiştim. Artık hastalarıma da göstermeliydim bu püf noktasını.“Bakın Mahmut bey, yaşadığınız olaylar herhangi bir insanın yaşadıklarından çok farklı değil aslında. Ama siz sadece olumsuz yönlerini görüyor, güzel taraflarına hiç bakmıyorsunuz. Olumsuz ayrıntılardan genelleme yapıp “herşey kötü” diyorsunuz. Üstelik bu yüzden güzel şeyleri de atlıyor ve kaçırıyorsunuz.Mesela geçenlerde bir sohbette yaşadıklarınızı hatırlayın. Ne anlatmıştınız bana? Beş arkadaş tatlı tatlı sohbet ediyordunuz, bir ara arkadaşlarınızdan biri sizinle alay ediyormuş hissi uyandıran bir söz soylemisti ve siz üzerinize alınıp çok üzülmüştünüz, ardından da içinize kapanmış, “kimse beni sevmiyor” diye kendi kendinize yorumlar yapmış, iyice moralinizi bozmuştunuz. Oysa o sohbette o kadar kişi, o kadar zaman, size iyi davranmışlar, hatta iltifatlar etmişlerdi. Ama siz tek bir söz ile bütün iyi olayları unutup kendinize azap çektirmiştiniz. Hatırladınız değil mi?Evet, bu dünya cennet değil, ama cehennem de değil. Evet, insanlar melek değiller ama şeytan da değiller. Herşeyin ya beyaz ya siyah olması da gerekmiyor zaten. Gri tonları da var, unutmayın. Demiyorum herşey güzel. Burası cennet olmadığına göre çirkin, üzücü şeyler olacak muhakkak. Ama güzel şeyleri görüp moralimizi yüksek tutalım ki daha güzellerini de bulabilelim. Ve biz, insan olduğumuza, melek olmadığımıza göre mutlaka hatalarımız, eksiklerimiz olacak. Ama en günahkâr insanların bile birçok faziletleri, yetenekleri vardır mutlaka. Onları da görmeye çalışmalıyız (gerek kendimizde, gerek başkalarında).Az gayret edin; zihninizle, nefsinizle bir tür mücahede öneriyorum. Aklınıza geldiği gibi değil, olması gerektiği gibi düşünmelisiniz. Aklınıza otomatik olarak gelen karamsar yorumları denetlemelisiniz. Eldeki veriler bu kadar karamsar olmayı destekliyor mu, yoksa bütünün küçük bir parçasına takılıp, sonra onu genelleyip yanlış sonuçlara mı varıyorum diye kendi kendinizi sorgulamalısınız.İsterseniz, (dindar bir insan olduğunuza göre) şu şekilde de uygulayabilirsiniz bunu: Acaba Peygamberimiz (asm) olsaydı nasıl düşünürdü? Böyle kara kara yorumlar yapıp moralini mi bozardı, yoksa olayların iyi yönlerini görüp şükür mü ederdi?Size bir ipucu olarak şu hadisi hatırlatmak isterim: Peygamberimiz (asm) bir gün Medine civarında ashabı ile gezerken, çöplükte kokmuş bir köpek leşine rastlarlar. Ashab, “ne kötü çürümüş, fena kokuyor…” vs. derken Peygamberimiz (asm) “dişlerine bakın, ne güzeldir” buyurmuş.Sonuç olarak derim: Yeise, depresyona düşmemek için sadece davranışlarımızı değil, düşüncelerimizi de sünnete uydurmamız lazım. İşte o zaman hayatın güzel yönlerini görüp lezzetli bir ömür geçirebiliriz.Yani, “huz ma safa, da’ ma keder”. (Keyif vereni al, keder vereni bırak)…(Değerli hocamıza ait olan bu yazı,uzunda olsa okunmaya değer..)Allah razı olsun emeğinize sağlık muhterem dua ile

  10. Farkında Olmalı İnsan…Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen…Bir Damlacık Sudan Nasıl YaratıldığınıFark Etmeli.Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden SığmadığınıVe En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda KalacağınıFark Etmeli.Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi OlduğunuFark Etmeli.Henüz Bebekken \’Dünya Benim!\’ Dercesine Avuçlarının Sımsıkı KapalıOlduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların \’Her Şeyi Bırakıp Gidiyorumİşte!\’ Dercesine Apaçık KaldığınıFark Etmeli.Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.Baskın YeteneğiniFark Etmeli Sonra.Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,Nasıl Yaşarsa Öyle ÖleceğiniFark Etmeli İnsanVe Ölmeden E vvel Ölebilmeli. Hayvanların Yolda Kaldırımda ÇöplükteAma Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek YediğiniFark Etmeli.Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) OlduğunuFark Etmeli.Ve Ona Göre Yaşamalı.Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki GülüFark Etmeli.Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği HaldeÇocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın MantıksızlığınıFark Etmeli.Eşine \’Seni Çok Seviyorum!\’ Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş GücünüFark Etmeli.Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama ArkaSokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç OlduğunuFark Etmeli.Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken EkmekKırıntılarını Yemekte GizlendiğiniFark Etmeli.FARK ETMELİ.Ömür Dediğin Üç Gündür,Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.CAN YUCEL Gönlünüze sağlık ,yorumlarınız için Allah razı olsun. Selam ve dua cümlemize…

  11. Üstad hapishanede koğuşunda iken aynı koğuşa Nazım Hikmet getirilir,Nazım Hikmet Üstadı görünce gülerek " sendemi buradasın? Şu haline bakmaymuna dönmüşsün" der…Üstat, karşısında duran Nazım Hikmet e cevabı yapıştırır… " Ben de pencereye dönerim… "—————————————————————————Bir gün bir komünist güya düşünme istidadında biri, bana dedi ki: "-İslam\’ı takdir ediyorum,her şeyiyle harika…" "-Eeee!…." "-Ama iktisadi doktrini yok!…" O komüniste dedim ki: "-Sana birşey söyleyeceğim şimdi,herşeyi anlayacaksın.Tıpkı bir elmadaki erimiş lezzet gibi…İslamda bütün iktisadi dava(ama onu çözebilmek, lifini bulabilmek lazım…)maden suyunda demir gibi;bünyede erimiş olarak mevcuttur.Ne mutlu onu görebilene!… "Beninki benim,seninki de senin!…" Bu ŞERİATTIR. İkincisi "Seninki senin,benimki de senin!…" Bu TARİKATTIR. Üçüncüsü:"Ne seninki senin ne benimki benim…Herşey Allah\’ın.."Bu da HAKİKATTIR. Komünist muhatabım o kadar tahassüs sahibi oldu ki,gözleri yaşla doldu.Fakat,ne inceleyen, ne soran, ne ayıklayan, ne bakan, ne eden var bu memlekette.Sadece mağrur bir cehalet.

  12. ONU [ALLAH CELLE CELALÜHÜ YÜ ] TANIYAN VE ONA [ALLAH`A]İTAAT EDEN,ZİNDANDA DAHİOLSABAHTİYARDIR.ONU UNUTAN ,SARAYLARDA DAOLSA ZİNDANDADIR. "BEDBAHTTIR.{ BEDİÜZZAMAN}

  13. selamun aleyküm kardeşim hayırlı geceler BAHARLA YENİDEN DİRİLİŞ Arif Gezer Birinci cemre havaya! İkinci cemre suya! Üçüncü cemre toprağa! İşte tabiat yeniden uyanıyor… İlk cemre ile hava ısınmaya başlıyor. Ilgıt ılgıt esen rüzgar yüzünü okşarken, bir şeylerin değişmekte olduğunu hissediyor insan. Aylardır değdiği yeri ısıran, örseleyen o rüzgar gitmiş, yerine ılık, saçlarda gezinen anne eli gibi bir rüzgar gelmiş. İnsanın tenini değil, ruhunu da okşuyor. Aylardır erimeyen buzlar erimekte, kıyıda köşede, duvar diplerinde çöreklenmiş kar yığınları suya dönüşmekte… Bu değişmeler boş değil. Bir şeylere işaret. Öyle olmalı, çünkü bunlar ciddi değişmeler. Evet, mevsim değişiyor. Kışın o katı, o sert havası, yerini ilkbaharın yumuşacık, ılık havasına bırakıyor. Cenab-ı Mevlâmız\’ın bir hikmeti daha tecelli ediyor… İkinci cemre ile sular ısınmaya başlıyor. Sular önemli. Su demek hayat demek. Su demek canlılık demek. “Biz canlı olan her şeyi sudan yarattık.” (Nur, 45) Yeryüzünün dörtte üçü sularla kaplı. Sadece bu kadar mı? İnsan vücudunun da dörtte üçü sudan oluşuyor. İnsan bu, onun yapısı kainatın yapısıyla orantılı. Çünkü o zübde-i kainat, kainatın özeti, küçük modeli. Üçüncü cemre ile toprak ısınıyor. İnsanın aslı olan o toprak… O günlerde takvim yaprağına baktığınızda, “ağaca su yürüdü” yazısı ile irkiliyorsunuz. “Ağaca su yürüdü” ifadesi, ne güzel!.. Aylardır kuru, kupkuru kalan ağaçların bedenine, artık topraktan su yürüyor, can yürüyor. Yeniden canlanıyorlar. Hayata yeniden dönüyorlar… Artık toprak nemleniyor, kabarıyor, çatlıyor. Binbir çeşit bitki uç veriyor, hayata gülümseyerek merhaba diyor. Yavaş yava ş, sükunetle, sabırla büyüyor, kalınlaşıyor. Çiçeğini, başağını, meyvesini sunmak üzere. Onun görevi o… Her yer yemyeşildir şimdi. Arada gelin yüzlü papatyalar, nazlı menekşeler, baygın zambaklar. Bu bir bayram, bir coşku, bir ziyafet… Sahi, o cansız, o kupkuru, o ölü tabiat nasıl canlandı birden? Ne oldu? Her şey birden nasıl değişti? Hava değişti. Su değişti. Toprak değişti. Çocuklar, büyükler, canlar değişti. Her şey o ilk cemre ile başlamıştı. İlk cemreyi getiren o rüzgarlarla başlamıştı. Hayat yeniden başlar gibi. Yeniden diriliş gibi. Sûr\’a bir kez daha üfürülmüş gibi… Böyle hissetmek, cemreyi içinde bir yerlerde kıpırdarken buluvermek beyhude değil: “Ey insanlar! Yeniden dirilmekten şüphe ediyorsanız bir de şunu dü şünün: Yeryüzünü (kışın) kupkuru, ölü bir halde görürsün. Fakat biz onun üzerine (bahar) yağmurunu indirdiğimizde, o kıpırdanır, kabarır, çeşit çeşit iç açıcı bitkiler çıkarır.” (Hac, 5) Dirilişin ardı ölüm, ölümün ardı diriliş. Cemreler dirilişi müjdeliyor. Kalpler cemre bekliyor. Suyun yürümesini, can bulmayı, çiçek açmayı, meyveye durmayı bekliyor. Bu bahar kalbinize cemre düştü mü? Cemreniz, dirilişiniz mübarek olsun… http://gavsisanim.spaces.live.com/

  14. SEN YOKSUN Adını yazdım senin bir sokağaİşaret koydum herkes seni görsün istedim Geçerken sağımda okunmalısınÇünkü solumda artık sen yoksun Önümde kocaman yaşıyorum seni Arkamda çekiyorum tüm yalanlarınıHayatımda hep sen büyümeni istedim Çünkü yüreğimde artık sen yoksun Marvan OĞUZ THANK YOU KARDEŞİM/ EVLADIM

  15. özür diliyorum senden hayat…Mümkün olsa, her dostumu buraya mutluluk stajına çağırırdım. Yaklaşık bir aydır el bebek gül bebek hazırladığımız Rehabilitasyon Merkezi\’nde, hayatın saklı yüzünü, gölgede bekleyen sürprizlerini okuyorum. Burada küçücük sevinçlerin, minicik başarıların ne kadar da büyük olduğunu öğreniyorum. Mutlu olmayı unutanların, hatırlayacağı o kadar mutluluk var ki! Sevinmeyi büyük şeylere bağlayanların keşfedeceği o kadar sahici sevinçler var ki!. Kendimce bir "Engelli Günlüğü" tutmaya karar verdim. Bu günlüğün kahramanlarını, aileleri izin verdiği ölçüde, fotoğraflıyorum da. Tanıyın istiyorum o kalbi büyük kalıbı küçük kahramanları. Bir de onların annelerini, babalarını, utangaç kardeşlerini, mahzun ağabeylerini, eli koynunda ablalarını iyi bilin. Bilin de, çocuklarınız üst başlarını çamurlayarak koşuyorlar diye, koltukların üzerinde zıplıyorlar diye, olmadık ukalalıklar yapıyorlar diye üzülmemeyi öğrenin. Burada, çocuğunun "ilk adım"ı için bir ömür tüketen anne babalar var. Burada, âmâ kızının gözünün içine hasret dolu bakışını yıllardır bekleyenler var. Burada, otistik kardeşinin yarım da olsa bir tebessümünü umutla bekleyen küçücük ablalar var. Down Sendromlu ağabeyinin bin bir zahmetle ağzından çıkardığı sözcüklerle mutlu olmayı öğrenmiş bir ilkokul öğrencisi gördünüz mü? Kardeşinin tekerlekli sandalyeden ayağa kalkamamasına alışmış, erken yaşta olgunlaşmış minik ağabeyler tanıdınız mı siz? Küçük kız kardeşinin de kendi yaşına geldiğinde yürüyemez olacağının kendisinden sır gibi saklandığı kas erimeli ablanın gözlerinin içine baktınız mı hiç? On yaşında her çocuk gibi koşup dururken sadece beş yıl içinde yürüyemez hale gelip hızla ihtiyarlamış büyük ruhlu gençleri gördünüz mü siz? Bir görseniz onları. Bir bilseniz göğüslerine saplanmış paslı hançerleri. Belki de, benim gibi, anne-baba olduğunuza utanırsınız. Hayattan bıktığınıza, sevdiklerinize küstüğünüze yanarsınız. Gereksiz mutsuzluklar ürettiğiniz için bin pişman olursunuz. Bir babanın 18 yaşındaki oğlunun ayakkabılarını özenle çıkarışını, tekerlekli sandalyesinin aparatlarını sabırla söküp yerine takmasını seyrettim geçen gün. Hayranlıkla ama mahcubiyetle. Kızıma ayakkabısını giymekte nazlandığı için kızdığım anlar geldi aklıma. O babanın ve annenin "Niye bu bizim başımıza geldi!" demek yerine, suskunca, minnet duygusuyla ekibimize teşekkür edişini kısa bir film olarak çekmek isterdim. O filmin müziğini bestelemek için en az 15 gün oğlumu tekerlekli sandalyede gezdirmem gerek. Onaltıncı günde yürümeye devam edeceğini bile bile de olsa, o 15 günün ıstırabı ne kemanlar sızlatırdı acep? Sonra, hiç kötülük düşünemeyen o meleksi varlıkların annelerinin gözlerinin içine bakışları düşüyor aklıma. Down sendromlu bir delikanlının nasıl da babasının dükkanına sadakatle koşturduğunu, getir götür işlerine seve seve baktığını, dükkanı ince ince süpürünce mutluluktan nasıl da gözlerinin içinin parladığını anlattı annesi önceki gün. Annenin de gözlerinin içi gülüyordu anlatırken. Ne garip değil mi, bir düğün hayal edemiyor oğlu için ama lekesiz bir sevinç gözlerinin ta içinde büyüdükçe büyüyor. Utandırıyor beni. Ömrümün ahirine hayatın bu mahzun köşesinde nöbet tutmam yazılmış meğer. İlk fırsatta, bir günümü işitme engelli gibi kulaklarım kapalı geçirmeyi düşünüyorum. Bir başka günde de tekerlekli sandalye ile semtimde gezmeyi deneyebilirim. Bir başka gün elimde bir "beyaz baston"la kaldırımların köşelerini ve inişlerini yoklarken görünebilirim. En zoru da, kucağından hiç inmeyen, belki hiç tebessüm etmeyen, şefkatinin karşılığını yüzünde hiç okuyamadığın bir zihinsel engelli çocukla hiç olmazsa bir gün geçirmek… Bir avuç öğrencimiz var şimdilik. Bizden önce o suskun acıların nöbetini devralanlara hayranlıkla bakıyorum. Bu şehrin kaldırımlarını tekerlekli sandalyeye göre yıkıp yeniden yapıyorum hayalimde. Bu şehrin seslerini bir de görme engellilerin kulağından dinliyorum şimdi. İşitme engellilerin annelerinden bile duyamadığı o müşfik sesin açlığıyla, anne yüzünün her noktasından şefkat emmelerini seyrediyorum şimdi. "Öğrenci" mi demiştim? Düzeltiyorum. Bize öğrettikleri o kadar fazla ki. İzninizle "öğretmen" demek istiyorum onlara. Unuttuğumuz mutlulukları bize yeniden hatırlattıkları için. Acemisi olduğumuz sevinçleri bize yeniden öğrettikleri için. Ne güzel öğretmen onlar.. Susarak öğretiyorlar!senai demirci….selam ve dua üzerine olsun can kardeşim Ahmed-i Nurr…cumamız hayırlara vesile olsun inş….

  16. Esselatu Vesselamu Aleyke Ya Resulullah…Esselatu Vesselamu Aleyke Ya Habiballah…Esselatu Vesselamu Aleyke Ya Seyyide Evveline Vel Ahirin… Peygamber efendimizin cennette gördükleri … Alemlerin efendisi olan sevgili Peygamberimiz İsrafil aleyhisselam ile birlikte Cebrail aleyhisselamın yanına geldiler. Allahü teâlânın emrini yerine getirmek için Cebrail aleyhisselam Peygamber efendimizi Cennet\’e götürdü. Melekler ellerinde nur dolu tabaklarla bekliyorlardı. Cebrail aleyhisselam; "Ya Resulallah! Bunlar Âdem aleyhisselamdan seksen bin yıl önce yaratıldı. Bu makamda tabaktakileri sana ve ümmetine saçmak için sabırsızlanırlar. Kıyamet günü Hazretin ve ümmetin Allahü teâlânın emriyle Cennet\’in eşiğine ayak basınca bu melekler tabaklardaki cevahiri üzerinize saçacaklardır" dedi. Cennet\’te vazifeli olan Rıdvan ismindeki melek onları karşıladı. Peygamber efendimize müjdeler verdi ve; "Hak teâlâ ikisini senin ümmetine birini de diğer ümmetlere vermek için Cennet\’i üç kısım etti" dedi ve Cennet\’in her tarafını gezdirdi. Habib-i ekrem efendimiz buyurdular ki: "Cennet ortasında bir ırmak gördüm. Arş\’ın yukarısında akar. Bir yerden su süt ve bal çıkar. Asla birbirine karışmaz. O ırmağın kenarı zebercedden idi. İçindeki taşlar cevahir balçığı anber otları za\’feran idi. Etrafına gümüş bardaklar koymuşlar sayıları gökteki yıldızlardan ziyade idi. Çevresinde kuşlar olup boyunları deve boynu gibi idi. Her kim onların etinden yese ve o ırmaktan içse Hak teâlânın rızasına mazhar olur. Cebrail\’e; "Bu ırmak nedir?" diye sordum. "Kevser\’dir. Hak teâlâ onu sana vermiştir. Sekiz Cennette olan bostanlara bu Kevserden akar" dedi. Irmağın kenarında çadırlar gördüm. Cümlesi inci ve yakuttan idi. O çadırlarda huriler gördüm. Yüzleri güneş gibi parlar idi. Derlerdi ki: "Biz sevinçli ve neş\’eliyiz. Bize hiç üzüntü gelmez. Biz gençleriz hiç yaşlanmayız. Biz iyi huyluyuz hiç kızmayız. Biz hep böyleyiz hiç ölmeyiz." Saadet köşklerine ve ağaçlarına erişip onların nağme ve sedaları her yeri kaplar. Öyle hoş sesleri vardı ki o nağmeler dünyaya gelseydi ölüm ve mihnet dünyada olmazdı. Cebrail "Bunların yüzlerini görmek ister misin?" dedi. "İsterim" dedim. Bir çadırın kapısını açtı. Baktım. Öyle güzel suretler gördüm ki eğer bütün ömrümce onların güzelliğini anlatsam bitiremem. Yüzleri sütten beyaz yanakları yakuttan kırmızı ve güneşten parlaktı. Derileri ipekten yumuşak ve ay gibi ışıklı kokuları miskten daha güzeldi. Saçları gayet siyah kimi örülmüş kimi toplanmış kimi salıverilmiş otursa etrafında çadır gibi olur kalksa ayağına kadar uzanırdı. Peygamber efendimiz buyurdu ki: "Sekiz Cennet\’in bağ ve bostanını ve türlü nimetlerini gördüm. Cehennem\’i ve derecelerini de görsem diye hatırıma geldi." Cebrail elimi tutup Cehennem\’in en büyük meleği Malik\’e götürdü: "Ey Malik! Muhammed aleyhisselam asilerin Cehennem\’deki yerlerini görmek ister O\’na Cehennem\’i göster" dedi Malik Cehennem\’in tabakalarını açtı. Yedi tabakanın hepsini gördüm. Efendimiz Cehennemdekilerin halini görünce çok üzüldü. Merhametinden çok ağladı. Bütün melekler de ağlaştılar.Ey Rabbimiz…! Iman ettik; bizim gunahlarimizi bagisla, bizi ates azabindan koru…!Indirdigine inandik ve Peygamber\’e uyduk. bizi (birligini ve peygamberlerini tasdik eden) sahitlerden yaz. Gunahlarimizi ve isimizdeki taskinligimizi bagisla; ayaklarimizi (yolunda) sabit kil; kafirler topluluguna karsi bizi muzaffer kil! HAYIRLI CUMALAR SELAM VE DUA İLE

  17. Bir teşekkür, bir elveda için… Yaşam dedikleri bir sınavsa eğer; Asla vazgeçmemeli sevmek ve öğrenmekten; Ama, herkesi sevemeyeceğini de her şeyi bilemeyeceğini de fark edebilmeli insan! Tıpkı, her şeye sahip olamayacağı gibi… Zamanın ninnisiyle, uykuda geçirmemeli hayatı…! * cok güzel bir paylaşım allah razı olsun s.a.v.aşkına.a.e.o.inş

  18. Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin senMerdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin senKendine bir hoşça bak alemin özüsün sen; Varlıkların gözbebeği olan insansın sen… Şeyh GâlibCUMANIZ MÜBAREK OLSUN AHMED KARDEŞ

  19. Melâl(hüzün) içindesin. Yoksul olduğunu düşünüyorsun. Ne ki senden alınmıştır, o senin hayrınadır. İçindeki yoksulluğu hissediyor musun? İşte senin için en hayırlı vakit. Unutma, ihtiyaç mütemadîdir. Madem ki içinde bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyz vermiyor, terke mani olan ne? Sevdiğin ve kendisine koştuğun iyi iş, meşgul olman gereken iştir. Yapacağın iki iş birbirine karıştığı zaman onlardan nefsine ağır gelenine bak ve onu yap. Çünkü nefse ancak hak ve doğru olan şey ağır gelir. Yok olmayan bir izzet ve şerefin seninle olmasını istiyorsan, fâni bir izzet ile aziz ve bahtiyar olmaya çalışma. Cenab-ı Hakk’ın, halkın eliyle sana ezâ ve cefâ ettirmesi, onlarla beraber oturup kalkmaman içindir. Her şeyin seni rahatsız etmesini istiyor. Ta ki seni hiçbir şey meşgul etmesin, Allah’tan alıkoymasın. Her meseleye cevap veren, her gördüğünden bahseden, her bildiğini anlatan bir kimse gördüğünde bu haliyle onun cahil olduğunu anla. Hâli ve yaşayışı sana feyz ve hamle vermeyen, kâli(konuşması) ve sözü seni Allah’a götürmeyen kimse ile dostluk etme, arkadaşlık yapma. Dünyada bulunduğun müddetçe keder ve üzüntülerin gelip çatmasını garip görme. Çünkü dünya, vasfına layık olanları ve tabiatının gereğini ortaya koyacaktır. Allah katında değerini öğrenmek istiyorsan; seni hangi işte ikame ettiğine, hangi halde tuttuğuna bir bak. Şeytanın senden gafil olmadığını bildiğin zaman, varlığını elinde bulunduran Allah’tan gafil olma !!!Senin için vakitlerin en hayırlısı yoksulluğunu müşahede ettiğin, sendeki zayıflık ve zillete döndürüldüğün vakittir. Yaratıcısını müşahede edemediğin sürece kainatla berabersin. O’nu müşahede ettiğin zaman ise dünya seninle olur. Allah ile huzur haline ulaşamadın diye zikri terk etme, zikrin peşini bırakma. Çünkü bizzat zikirden gafil olmak, zikir yaparken gafil olmaktan daha beterdir. Olabilir ki (Hakk Teâlâ) seni gafletle yapılan zikirden yakaza hâlindeki zikre(…) yükseltebilir. Varlığı sence küçük görülen ve göze batmayan ibadet aslında kalplerin dirilişi için en çok ümit verici ibadettir. Senin ALLAH’tan istediğin şeylerin en hayırlısı, O’nun senden istediğidir.Hayırlı Cumalar.Selametle inş.

  20. CUMA da bir an, o anki açılır perde, Perde aralığından girmek var… Ümmeti Ümmeti diye inciler döken YAR, Ümmetinden de SENİ arzulayan var… Yanmayı bilmeden yandı yüreklerimiz YAR, Gelirsen bu CUMA bize bayram var… EFENDİM canımdan öte CANSIN SEN, Kelimelerime mana veren YARsın SEN, Gel bu gözler görsün SENİ de varsın kör olsun, Gönül gözü görene, baş gözünü unutturan YARsın SEN… ALLAHümme salli âlâ seyyidina Muhammedin ve âlâ âli seyyidina Muhammed… Cumanız mübarek olsun.selam ve dua ile inş

  21. "Ey benim gibi nefis taşıyan dostlarım! Dikkat edin! Dünya arkasını dönmüş gidiyor. Ahiret yüzünü çevirmiş bize doğru geliyor. İkisinin de taliplileri var. Siz ahirete talip olun. Bir çocuk gibi dünyanın kucağına oturmayın. Unutmayın, bugün amel var, hesap yok. Yarın da hesap var, amel yok."(Hz.Ali) Rabbim bizede yarın hesabını vereceğimiz ameller yapmayı nasip etsin \’bugün\’ lerde..Selam ve Dua ile hayırlı Cuma\’lar…

  22. Denemekten, çabalamaktan yorulup cesaretin kırıldığında bil ki Allah cc. ne kadar uğraştığını görüyor.Kalbin taş kesilecek kadar ağladığında bil ki Allah cc. gözyaşlarını sayıyor.Hayatın durduğunu zamanın aleyhine işlediğini düşündüğünde bil ki Allah cc. seni izliyor.Hayallerin yıkılmış- umudun kalmamış ve ve kendi kendine neden böyle olduğunu soruyorsan bil ki Allah cc. cevabını biliyor.Hiç neden yokken içinde tuhaf bir huzur hissettiğinde bil ki Allah cc. sana fısıldıyor.Bütün işlerin yolunda gidiyor ve teşekkür etmek için her an bir nedenin daha oluyorsa bil ki Allah cc. seni kolluyor.Bütün kalbinle dilediğin şey sonunda gerçek olduysa bil ki Allah cc. sana gülümsüyor.Nerede olursan ol, ne düşünürsen düşün , ne yaparsan yap Allah cc. biliyor.Cumalarımız hayrolsun, dualarımız kabul olsun, ümmet-i Muhammed birlik olsun.selametle efendim…

  23. Haftanın Duası Üzerimizdeki lütuflarını saymakla tüketemeyeceğimiz, ihsanı, keremi bol Rabb\’imiz! Bize dünya adına verdiğin bütün nimetleri din-i mübin-i İslam\’a hizmet etme istikametinde kullanmayı nasip eyle! Bizi, kardeşlerimizi, hepimizi bütün mevcûdâtı kuşatan ve her şeye şâmil olan engin rahmetinden mahrum etme! Allah\’ım! Her halimizi ıslah buyur ve bizi göz açıp kapayıncaya kadar nefsimizle baş başa bırakma! HAYIRLI CUMALARSELAM VE DUALARIMLA…ŞİMDİLİK DUAMIZI EKLEYELİM Bİ DAHAKİ SEFERE İNŞ YORUMUMUZUDA YAPARIZ KABUL BUYRULA CAN…BIARAY MINE DELAL….

  24. harika bir yazı umut dolu sevgi dolu…gül yüreğinden sevgi ve umut hiç eksik olmasın can topragım iki cihanda mutlu ol inşeAllah emanete xuda be braye delal gönül dolusu sevgiler selamlar…

  25. “Fikrin sönük ise Kur’an’ın güneşi altına gir. İmanın nuriyle bak ki, yıldız böceği olan fikrin yerine, her bir âyet-i Kur’an, birer yıldız misüllü sana ışık verir.” (Sözler)mevlamıza emanet olun daim.

  26. Kısaca sevmeli insan…Yaradılanı sevmek için yarattığını sevmeli…Sevmek için halini bilmek ,kendini onun yerine koyabilmek,ağladığında silebilmek akan yaşını..Ağlamak akıtmak ne varsa kir namına..ağlamak ağlayan gözlerle,gülebilek gülenle…Vakit geç olmadan dönebilmek,yüz sürebilmek, huzura varabilmek…Affet diyebilmek…geç kalmadan koşabilmek Hakka…Hataları görebilmek evvela,sonra dönebilmek…Bağrına girmeden toprağın, uyanabilmek…Yaratılanı, Yaratan için için sevebilmek..Allah razı olsun diyebilmek…Elini tutabilmek…Çok değil bazen bir tebessümle bakabilmek hayata..İnsanlara…Yüreğine sağlık oğlum..

  27. Talvez seja loucura.Me perder em desejosSonhar com você,Mas a loucura e que me faz..Cada vez mais criança Perhaps either madness To desire to a kiss yoursTo lose me in desiresTo dream of you But madness is it makes that meEach time more child good week and so much kissesgod bless you

  28. Akıl der ki: "Ben onu dil dökerek, meth ü sena ederek kandırırım." Aşk der ki: "Sen sus, ben onu uğrunda can vererek aldatırım." kendine ii bak sevgiler tony (murat)

  29. s.adeğerli din kardeşim maillerini alıyorum allah razı olsun fakat msn niz açık olmuyor mu? bilgilendirirseniz sevinirim Allaha emanet olun

  30. vealeykümselam kardeşim amin ecmain.mail yolluyorum listeme doğrudur ama msn açmaya vaktim kalmıyor hakkınızı helal edin kardeşim.baki selam ve dua ile selametle inşallah

  31. UMUTUmut dediğiniz şey umutsuzluğun tam ortasında kaybolmuşken peşine düştüğünüz şeydir aslındaÇünkü umut, yalnızca çaresizliğin girdabında iken gerçekten anlamlıdırEğer umut peşine düşenlerdenseniz, şehrinizde bütün ışıklar sönmüş olsa da, gökyüzünde hâlâ parıldayan birkaç yıldız olabileceğini düşünebilenlerdensiniz demektir Belki bir damla suya muhtaçsınızdır ama bir yerlerde okyanuslar olabileceğini düşünebilecek kadar zengindir hayal dünyanızBelki elinizde vücudunuzu koruyabilecek sadece iki yaprak parçası vardır ama güneşin sizi ısıtıyor olması yeterlidir şükretmeniz içinAslında umut, yoklukta varlığı fark edebilmenizdir Ve nice ulaşılmazların olduğu bir dünyada ulaşılabilecekler için çaba göstermenizdir Çünkü umut savaşmaktırVe eğer bir damla su için, güneş ısıttığı, yağmur bereketlendirdiği için şükredebiliyorsanız umudun gerçekten ne demek olduğunu kavramış peşine düşmüşsünüzdürUmut okyanusa sahip olabilmek için değil; gözler daha nicelerini görebilsin, kulaklar daha nicelerini işitebilsin ve her şeye rağmen yürek daha nicelerini hissedebilsin diye hayatta kalmak için gerekli birkaç damla su için var gücüyle küreklere asılabilmektirUmudu anlamak için muhakkak çaresizliğin ortasında kaybolmanız gerekir Çünkü aydınlık karanlığın sınırında başlar Ve eğer bu sınırın sonsuzluğunu biliyorsanız, yeryüzünün önünüzü görebileceğiniz kadar aydınlanması yeterlidir sizin içinVe eğer yaşamı tüm gerçekliğiyle yaşamak istiyorsanız, size fayda getirmeyen çaresizliğinizden sıyrılmanız gerekirÇünkü bunun anlamı okyanusa sahip olamasanız da, ulaşamasanız da bir damla suyun ne denli değerli olduğunu anlayıp şükretmeniz demektir

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s