…Ve zaman geldi canan için canı hiçe saydılar; aşkın kutsal alevlerine pervasız daldılar ve tertemiz ruhlarını rahmet meleklerinin avuçlarında Sevgili’ye sundular…

Cevheri közdür aşkın‏

Bir sevdaya tutulup bir deryaya atılmışsak; bu derya ateş ummanıdır bilesin ey nefis!
Gafletin koynunda har vurup harman savurmak da neymiş? Çile kazanlarında yanmaya geldik.

Gâh mecnun gibi çöller olur vatanımız, sürgünlerden sürgünlere… Gâh Yunus gibi hicret olur kârımız ilden ile… Gâh kuytu bir mağaradır mekânımız, inziva inziva ağırlar bizi… Belki bir kara zindandır uğruna Sevgili’nin, yıllarca katlandığımız. Kim bilir, belki boylu boyunca bir şehadettir aşk maratonunda mükâfatımız.

Düşün ey nefis! Sen yoktun; adın sanın yoktu; varlık dahi yoktu. Sonra ALLAH (cc) varlığı yarattı ve aşkı nakşetti varlığa. Varlık ceset oldu; aşk ise o cesedin ruhu…

Ve sonra Âdem(as)’i yarattı; ruh ile ceset destanını okusun diye… O da isim isim okudu aşkı; tüm melekler aşka gelip secdeye dursun diye.

Hani ya işte, yazgımız aşktır bizim Âdem(as)’den bu yana. Hz. Vedud(cc)’un kendi kudret eliyle yarattığı Âdem(as)’in çocuklarıyız biz. O’nun için mayamız aşktır bizim; mazimiz aşktır, istikbalimiz aşk; feryadımız aşktır, suskunluğumuz aşk; seyr-u seferimiz aşktır, pervane pervane dönüşümüz aşk; bizi yataklara düşüren yaramız aşktır, her derdin dermanı merhemimiz aşk. Ve işte tüm sözümüz aşktır, baştan sona yazımız aşk.
Aşk demek sevgili demektir. Aşk meydanında zafer kazanmak demek sevgiliyi kendine razı etmek demektir.

Ama bu meydan er meydanıdır ey nefis! Uyuklayarak ayakta kalamazsın bu meydanın handikaplarında. Çünkü en amansız düşmanlar seni tarumar etmek için diş bilemektedirler bu meydanın köşe-bucaklarında.
Sen bu meydana atılalı, aşkını ispat ile mükellef kılındın ey nefis! Sevgili’ye olan sadakatini göstermek boynunun borcudur bilesin!
Biz biliriz ki bu imtihan dünyasında aşk, bela demektir aslında. Azgın dalgaları arasında boğuştuğumuz deniz, bela denizidir aşk yolculuğunda.
Âşık, kendini İbrahimi ateşlerin, Yusufi zindanların, Eyyubi belaların ortasında bulur. Sonra bütün yolları cennetle kesişen Hüseyni bir sülûk tutar aşığı, sevgili uğruna.

Sevgilin aşk sarayına konuk olmak öyle kolay değildir ey nefis! Evlad u iyalden geçmelisin bu uğurda… Mal-u mülkten geçmelisin, hanumandan geçmeli ve daha kendi varlığından geçmeli, öyle varmalısın Sevgili’nin dergâhına.

Sevgili’nin dışında bir şeye bağlanırsan eğer; kalbin masivaya meylederse ey nefis! O zaman ruhunu da bedenini de yakar Nemrudi ateşler. Ama aşk yeminine sadık kalırsan, İbrahimi cennetlerde rahmet rüzgârları okşar, ruhunu da bedenini de Sevgili’nin yanı başında.
Ezeli aşka tutulmanın bedelini oku, âşıkların bin bir türlü belaya düçar olmuş alın kırışıklıklarında…

Yangına düşmüş kelebekler gibi çırpınışlarını seyredersin cezbe dolu çilehanelerde. Zaten aşk ateştir ve âşık da o ateşe koşan kelebek.
Cevheri közdür aşkın; içine düşeni yaktıkça yakar; ama bu yakma ona zarar vermez. Aksine madeni yakan ateş gibi yaktıkça arındırır, saflaştırır. Onun için safidir âşık; yani arıdır, durudur. Çünkü kor alevde yanmış ve bütün kirlerinden arınıp saflaşmıştır.

İşte aşkın piri Mevlana’dan aşkın esrarını çözen marifet desturu: "Bütün ömrüm şu üç söz; hamdım, piştim, yandım."
Ve yangınında aşkın bir ömür boyu yananlar bela, dert ve çileyi bir ab-ı hayat gibi yudumladılar. Zaman geldi, günlerce aç kalmayı en mükellef leziz sofralar gibi zevkle karşıladılar. Zaman geldi, şa’şaalı sarayları yalın ayak terk edip çöllere düştüler sevgili uğruna. Zaman geldi aşk kervanının mestane yolcuları dünyada kendilerine verilen ev-bar, mal, çocuk, vatan ne varsa her şeyi sevgili uğruna terk edip kendilerini aşk nehrinin akıntısına bıraktılar.
Ve zaman geldi canan için canı hiçe saydılar; aşkın kutsal alevlerine pervasız daldılar ve tertemiz ruhlarını rahmet meleklerinin avuçlarında Sevgili’ye sundular.

Aşkın dünya serüveni budur ey nefis! Her zaman gerçek âşıklar, imtihan dünyasını aşkın doruğuna ulaşmak için ve zamanın büyük bir bölümünde de uzlethaneleri, zindanları, sürgünleri, hicretleri yalınayak, bağrı açık ve yanık; ama şen ve şadan bir eda ile karşılamışlardır.
Çünkü âşık, sevgilinin yangınını da bengisu asudeliğiyle karşılar ve bilir ki cevheri közdür aşkın…

NURULLAH GÜLSEVER

Reklamlar

26 Yanıt

  1. Biz biliriz ki bu imtihan dünyasında aşk, bela demektir aslında. Azgın dalgaları arasında boğuştuğumuz deniz, bela denizidir aşk yolculuğunda.Âşık, kendini İbrahimi ateşlerin, Yusufi zindanların, Eyyubi belaların ortasında bulur. Sonra bütün yolları cennetle kesişen Hüseyni bir sülûk tutar aşığı, sevgili uğruna.Aşkın dünya serüveni budur ey nefis! Her zaman gerçek âşıklar, imtihan dünyasını aşkın doruğuna ulaşmak için ve zamanın büyük bir bölümünde de uzlethaneleri, zindanları, sürgünleri, hicretleri yalınayak, bağrı açık ve yanık; ama şen ve şadan bir eda ile karşılamışlardır.Çünkü âşık, sevgilinin yangınını da bengisu asudeliğiyle karşılar ve bilir ki cevheri közdür aşkın…ALLAH RAZI OLSUN ABİİ nede güzel bir anlatım .insanın içinde ummalara doğu yola cıkışın gemisidir aşk .gemiye binmeden ummana acılınmaz .menzile ulaşılmaz .menzilki ufukta görünen vaktin zamanın kaybolduğu bir anda işte cok az kaldı dediğimiz anda ….. faniden gecip bakiye döndüğümüzde gördüğümüzdür ..rabbim kablerimizi dininde ve onun sevgisinde sabit kılsın inş ellerine yüreyine sağlık abi yine içimize su serptin …SELAM VE DUA İLE …..

  2. Toprak yanar, su yanar, ateş yanar, gül yanar, İsmini söylemeyen dudak yanar, dil yanar! Tutuşup hasretinle kavrulur nice beden, Visâlinle Efendim parmak yanar, el yanar! Kıvılcımlar saçılır mahşerinden hülyanın, Yokluğunla ey Nebi (sas) gayrı nice kul yanar! Kavuşmak ümidiyle nice tenden can uçar, Sağ yanımdan aşk vurur, sonra döner sol yanar! Yıkılır ihtiraslar birden; sesler hep susar, Sensiz tutunduğumuz umut yanar, dal yanar! Bir ok gibi yalnızlık saplanır yüreklere, Gözlerden oluk oluk yaş düşer, melâl yanar! Bütün renkler beyazdır Sen’in baktığın yerde, Utancından mor yanar, yeşil yanar, al yanar! Ebedî karanlığa gömülür bin bir arzu, Sonra gökler kararır umut ve hayal yanar! Ses verir mâverâdan zümrüt gagalı kuşlar, Ebrehe’nin feryadı yankılanır fil yanar! Bir şahadet uğruna sana açılan elin, Parmağında gül biter, öbür yanda çöl yanar! O sedâ ki ‘Allah bir!’ diye, yükselir arşa; Hicrânınla her vakit Amr yanar, Bilâl yanar! Sana ulaşmak nedir ey Sultanlar Sultanı (sas), Kaç asırdır yürürüz ayak yanar, yol yanar! Bir dokunuş bin asır ömre bedeldir, heyhat; Sen’i bilmeyen canda küflenmiş vebâl yanar! Oysa şimdi tarumar yediveren-yedi renk, Sensizlik diyarında bağbân yanar, gül yanar! Talihin aynasında kan ve yanık kokusu, Sensizlik özlemiyle vurulan ikbâl yanar! Karanlık bir fezâ ki, ötesi yangın yeri, Güneş bahtına küskün her lâhza hilâl yanar! Ebedî karanlığa mahkûm olmuştur baykuş, Her seher vakti ferman bekleyen bülbül yanar! Toprak yanar, su yanar, ateş yanar, gül yanar, İsmini söylemeyen dudak yanar, dil yanar… emeğine sağlık ablacığım rabbim razı olsun ..

  3. Allah’ım sana Aşıkğım kalpten.Sensin bu sevgiyi verenTövbe ettim.dergahım evim;gücümce ibadet elden gelenRazı ol benden sağlıksızım; aksıyor ibadetlerim istemedenBağrım yanık gözüm yaşlı kapanırım secdeye hemenHiç umudumu kesmem iki kez mağfiret isterim sendenMemnunum senden Allah’ım sende memnunmusun bendenBoğazım tıkanır ağlayamam,başım kalkmaz secdedenDaha çok faydalı olmak isterdim çaresizim bu geliyor eldenİki gözüm kör oldu;Nafile hüzünlenirim daim istemedenAffetbeni Rabbim!dileklerim sıralanır dökülür hemen dildenTek arkadaşım Can yoldaşım neolur şikayet etme bendenUtanırım kendimden;yinede umudumu kesemem sendenGeceler karanlık,gündüzler puslu yardım beklerim heranZorluklardan sana sığınılır daim, biliyorum bu bir imtihan,Bana düşen sabredip,şükretmek yardımın gelir birgün elbetAşıkğım,kulunum kölenim tüm teslimleri yapmamı nasib et.Yardımın olmazsa kaybetmeye mahkumum her zamanBeni sensiz yalnız bırakma yardım gönder daim her anGecelerim sabah olsun dostumsun Ya Hak göster rızanKazandır imtihan Sen Teksin,Hak’sın. zülcelali vel ikram.Kalp gözüm kulağım aç sabır tükendim kalmadı bendeGündüzüm gecem karıştı mecnunun yalvarıyor seherdeTüm benliğimle sana teslimim, fizik beden kalmasın bende.Sana aşıkım Allah’ım.seviyorum seni, beni hiç sevmesende Hayırlı akşamlar hocam dua ile kal a.e.o inş.

  4. Sevmek ,çok büyük bir imtihandır.Küçük bir et parçasında,büyük bir dağ taşımaya benzer.Çoğu zaman dağ başını kar kaplar,ara sıra da tufan olur.Hayat sıkar ,daraltır canını.Oysa ki ne kadar geniştir kalbimiz.Her şeyi alır içine,bazen de genişliği nisbetinde daralıverir,sığmaz olursun içine.Sevmekte böyle bir nesnedir.Sevgilinin gülüşüyle gül,gülistan olur kalp yamaçların.Sevginin gitmesiyle tarumar olur bağın,bostanın.Hayat işte, bazen güler insana ,aldatır, kandırır.Sahte mutluluklar yaşatır bir ara.Öyle bir hal alırsın ki; sanırsın bu bir rüya,çoğu zaman kabusa dönüşür.Sahte mutluluklar kaybolur,gökyüzünü sarar karabulutlar.hasret şimşekleri çakar,özlem yıldırımları düşer yüreğine,göz yaşları akar sonra.Oysa ki anlamı yok bunların.Çoktan güneş esir edilmiş o karalar ardına,yüzlerde kalmamış bir tebessüm.soluk bezler,yorgun bedenler.Her Adımda uzaklaşırsın sevgiden,yalnızlığa yaklaşırsın milim milim.Farkında olmazsın çoğu zaman.Deli divane gibi koşuşturursun geceler boyu, sevginden geriye yıkık hayaller kalmıştır geriye.mesafeleri ölçersin yalnız kaldığın zaman,tek tek….Oysa ne kadar uzak,ne de yakın zaman.Fırtınayla inatlaşırsın hayat boyu.Küllerini savurursun sevdanın,ardından hicret başlar diyar diyar, yer yer kaçarsın sarayından, saltanatından, yurdundan.Güneş dahi ısıtmaz olur tenini,hayallerini. Kalbin köledir artık,sen se bir esir.Oysa ki gitmek istememiştin bu diyardan,hicret çok uzaktı sana.Nedenini bilmediğin acılar sızlattı kalbini,kanattı yaranı.tıpkı petekten süzülen bal gibi damla damla semaya yükseliyordun artık.Farkına varmıyordun yılların.Hayat ağlarını örüyordu sana karşı,ilmek ilmek,harf harf ve sen bilmedin, anlamadın,okuyamadın bu beyitleri.Doğru nasıl okuyabilirdin ki;onlar beyaz sayfanın gizli harfleriydi,bir tek sevgilinin gönül gözü idrak ederdi….Şifreliydi çoğu.Hayatı bukalemon\’a benzetek doğru olur.Rebgi çoktur .bazen sevgi renkleri sarar etrafını, çoğu zaman ızdırap hakim olur cana.Kalp büyük bir mağara,sevmek de büyü bir imtihandır sanaYıllara ,kasırgalara,yaşlılıklara inat,kökleri sağlam çınarlar gibi devr,lmeyenlere selamlam olsun ve selam güzele olsun ,çünkü ""Güzele iltifat etmek güneşe mum tutmaya benzer .mum nasıl sönük kalırsa güneşin karşısında iltifatlarımda sönük kalır güzelliğinin yanında…"EMEĞİNE SAĞLIK CANIM KARDEŞİM , KALBİ MUHABBETLERİMLE ,A.E.O ,HAYIRLI AKŞAMLAR

  5. Bir sevdaya tutulup bir deryaya atılmışsak; bu derya ateş ummanıdır bilesin ey nefis!Gafletin koynunda har vurup harman savurmak da neymiş? Çile kazanlarında yanmaya geldik.ELHAMDÜLLİLAH…HAKİKİ AŞKI BULUP, HAKİKİ AŞIK OLMAK DİLEĞİYLE…SELAM VE DUA İLE ABİCAN… FİEMANİLLAH

  6. Ne vaadedebilirim?..Bir ateşin üstünde dağlanırken ayaklarım.Sözlerim kursun vuslat köprüsünü,ben nikabımı güne açamam.Yine de söze dökemem, bir nazarın ahını.Aynanın dibine düşen sırrı da cağıramam artık.Yol ince, hesap uzun,öğrenmeliyim dikenleri de sevmeyi ,fakat arafta kalmışım nafile. Yedi koldan seferber olmuş yalan,her gece bir talan,kalbimde karanlık yılan yılan….Perede gerisinde Cem sultan ağlıyor… Yoksun diyebilir miyim?…Yoksan var olabilir miyim?…Varlığının delili bu hasret…Bir bütünün şahdamarısın sen…Zerreleri özüne geri cağıran ses…Kabaran dalgalarını tekrar koynuna alan deniz…Aksam alacasıyla baktığım gözlerimde seni görmeliyim.Çünkü bende olduğun kadar bendensin.Ne vaadedebilirim? …Züleyha’nın hikayesi anlatacağım en fazla.Yusuf’u kurda yedirdiğim geceden bu elimdeki bu kanlı gömlek… Hüsn ü Aşk’ın en muamama beyitine sır eyle beni ey şair!.Firkat gazelinin matla beyitinde lal olsun heceler..Sevda sözleri hüküm giymiş aruza,şeddeli sükut,uzun med ve tecahül-i arif giyinmiş beyitler.Son hece açık olsa da, kapılar kanunen örtük.Dizili mazmunlar hepsinin boynu bükük.Allah’ım bu hasret gazelini yazmayı nasip etme bana.Etme ki ,bunca acıya gücüm yetmez.Sus beni ey şair,Yusuf’u kurda yedirdim.Affa layık değilim.Unutsun lugatlar adımı, matla beyitte kalsın söz,kırılsın hokka,tükensin mürekkep , varaklar kapasın sadrını bu ayrılığa.Çerağı sükut ettirip örtsün gazelin kapısını şair. Ey şair,toplama beni ki her hikayede biraz ben varım, bırak harften mürekkeb kalayım .Toplayıp da beni âşikar eyleme:bir ayın bir şın bir kafım…Sus beni şair…Yanar dağlar nasıl tutarsa volkanı kalbinde, beni öyle bırak… Yahut dudakta biriken sözleri deli ırmaklara bırak… Cânân’ Mayıs 25http://pervaneninkanatlari.blogcu.com/

  7. BE HEY KARDAŞ Be hey kardaş hakk\’ı bulammı dersin, Hakk\’a yarar amel işlemeyince Tarikat sırrına eremmi dersin, Kamil mürşid sana söylemeyince. Özenirsen gardaş, tevhide özen. Tevhiddir nefsinin kal\’asın bozan Hiç kendi kendine kaynarmı kazan Çevre yanın ateş eylemeyince. Değme kişi gönül evin düzemez Hakk\’ın taktirini kimse bozamaz. Tarikat ummandır dalıp yüzemez, Aşkın deryasını boylamayınca. Aşkım galip geldi yüreğim harlar Aşık olan ar-ı namusu neyler Behey yunus sana söyleme derler Ya ben öleyimmi söylemeyince. Yunus Emre

  8. Yüzünü görmeye layık değilim biliyorum!Seni görmek kolay değil biliyorum!Fakat yarattığın sebepleri görüyor ve teselli buluyorumSana aczimi bildiriyorum Allahim!, aczimle geldim,günahımla geldim başkada neyim var?Bana verdiğin hiç birseyin kiymetini bilemedim!Gecikmiş ibadetlerim,yarim yamalak yakarışlarım bilirim benim hiç bir zerremi kurtaramaz, ancak sensin onları kıymetli kılacak olan, senin rahmetindir onları değerlendirecek.olan..İnsanlar anlamıyorlar beni Allahim!.. koşturup duruyorum seni anlatmak için onlara..Banada sen bir boşluktasın o yüzden bunları yapıyorsun diyorlar. “ HAYIR!.”. Ben boşlukta değilim ALLAHIM!!,Senin yerini hiç birsey dolduramıyor o yüzden ben seninleyimALLAHIM! İnsan aradıkça boşluğu artıyormuş meğer, o boşluk yalnızca senin sevginin boşluğu imiş. Sen gerekmişsin meğer, geç anladım Allahim!…Şimdi şahidim ol Allahim!.. Haksızlığa uğradım,itildim, mazlum oldum, biçare düştüm ,incindim Allahim!… Bütün bunları sana havale ediyorum, sana arz ediyorum.Basıma gelenler senin birer imtihanın ise sabır ver,güç ver bana… Allahim!..Seni kaybetmek istemiyorum… ömrümü korkusuz geçirdim. Ben hiç kimseden korkmadım, Şimdi korkuyorum,hayatımda hiç korkmadığım kadar korkuyorum. Senden ayrı kalmaktan korkuyorum.ALLAH diyeni huzuruna layık eyle…secdene layık eyle!kulluğuna layık eyle ya Rabbi!… ALLAHım inşALLAH tüm inanan müslüman kullarını rızasına nail eyler. AMİNMevlamıza emanet olun daim inşaallah hayırlarda kalın hayırlı akşamlar dilerim.

  9. SELAMÜNALEYKÜM…AHMET KARDEŞİM ANNEMEMİN VEFATI MÜNASEBETİ İLE EPEYDİR GÖRÜŞEMİYORDUM VEDE BU GÜZEL YAZILARINI OKUYAMIYORDUM İNŞALLAH TAKİPCİSİ OLURUM BU ARADA SULATN BABA RAHMATULAHİALEYH DERGAHINA GİDİYORUM ORDAN DERS ALDIM MEVLA İNŞALLAH BU YOLDA DEVAMI VE TAMAMINA ERDİRİR DUA EDİN… MÜBAREKLER DERKİ GEL GÖR BENİ AŞK NEYLEDİ…. EVET GEL GÖR BENİ AŞK NELEDİ…ALLAH CC EMANET OLUN ….

  10. Ya Rabbi, Sen\’deki Sen\’liği bilmeyi bize nasip et de bizi bizdeki benlikten kurtar. Sen\’nin kudret deryalarına dalarak kendini kaybedip Sen\’de bulanlardan eyle…Allah\’ın aşkı, Kuran\’ın ışıltısı ve Muhammed\’in nuruyla nurlandır bizleri..(Amin)Selam ve Dua ile…

  11. "Gönülde aşk odu yandırır İMAN ..kıpkızıl od olsa söndürür İMAN..yeterki girmeli İBRAHİM gibi.. ATEŞİ gülşene döndürür İMAN Yeterki girmeli İBRAHİM gibi.."Hz. İbrahim (a.s) denilince la ilahe illallah\’a davet eden bir tevhid mücadelesi gelir aklımıza. Anlayışları körelmiş, kalpleri taşlaşmış Nemrut ve kavmine karşı iman mücadelesi gelir aklımıza…"Ey kavmim! Ben sizin (ALLAH\’a) ortak koştuğunuz şeylerden uzağım. Çünkü ben yüzümü gökleri ve yeri yoktan yaratan ALLAH\’a çevirdim ve ben O\’na ortak koşanlardan değilim. "(En\’am: 78-79)Hz. İbrahim (a.s) denilince tuğyana başkaldırış gelir aklımıza. ..İlahlık davasında bulunan zorba Nemruta "Benim Rabbim güneşi doğudan getiriyor. Haydi gücün yeterse sen de batıdan getir…"(Bakara: 258)meydan okuyuşuna karşı Nemrut\’un afallayıp kalması gelir aklımıza…Hz. İbrahim (a.s) denilince tefekkür gelir aklımıza Sönenlerin batıp yok olanların ilah olamayacağı gelir…Hz. İbrahim (a.s) denilince put kıran İbrahim gelir aklımıza.Baltasını omuzlayıp hiçbir fayda ve zarar vermeyen putları paramparça etmesi gelir aklımıza:"Sonra İbrahim onları paramparça etti. Sadece onların büyüğünü bıraktı. Belki ona müracaat ederler diye. (Enbiya: 58)Hz. İbrahim (a.s) denilince tevekkül gelir aklımıza.Dağlar büyüklüğünde hazırlanan ateşe atıldığında cebrail "Ey İbrahim! Bir hacetin var mı?" imdat girişimine, "ALLAH bana yeter. O, ne güzel vekildir. O, benim halimi görüyor ve biliyor." Cevabı gelir aklımıza. ..Dostdostu yardımsız bırakır mıydı hiç? Dost dostu unutur muydu hiç? Ve ardından bu tevekkülün mükafatı olarak Rabbimizin:"Ey ateş! İbrahim\’e karşı serin ve selametli ol, dedik. Böylece ona bir tuzak kurmak istediler, fakat biz onları daha çok hüsrana uğrayanlardan kıldık(Enbiya: 69-70) fermanı gelir aklımıza…Hz. İbrahim (a.s) denilince hicret gelir aklımıza…İmansızlık ateşinin kalpleri nasıl taşlaştırdığı gözleri nasıl körleştirdiği kulakları nasıl sağırlaştırdığı hakikati çıkar karşımıza.Bunca delil ve mucizeye rağmen putperestliklerine devam eden o azgın kavme karşı, Hz. İbrahim (a.s)ın "Ben Rabbime hicret ediyorum. O, bana doğru yolu gösterecektir" (Saffat: 99)sözü gelir aklımıza.Birçok peygamberin salih insanların davetçilerin hayatlarında var ola gelen Halkı zalim olan bir beldeden halkı yardımcı olan bir beldeye hicret Ve bu yoluculukta İnsi ve cinni şeytanlardan Cenabı ALLAHa sığınış gelir aklımıza..Küfür ve şirkten iman ve İslama sarılış gelir aklımıza..Dünyadan ukbaya hicreti gelir aklımıza…Hz. İbrahim (a.s) denilince itaat gelir aklımızaIssız ve çorak bir vadide oğlu İsmail ile yalnız kalan Hacer\’in yürek vuruşları gelir aklımıza "Ey İbrahim! Ne görüşecek kimsenin ne de hayat eserinin bulunduğu bir vadide bizi bırakıp nereye gidiyorsun.. Bunu sana ALLAH mı emretti Emir ALLAH\’tan ise ALLAH bize yeter" sadakati gelir aklımıza…Ve sonra Hacerin çaresizlik ve telaş içinde Safa ile Merve tepeleri arasında koşuşturması bunun akabinde Cenabı ALLAHın bir ikramı olarak zemzemin fokur fokur fışkırması gelir aklımıza..Hz. İbrahim (a.s) denilince adanış gelir aklımıza…Bir babanın evladıyla bir evladın canıyla imtihan olması gelir aklımıza…Veren ALLAH (cc) emanetini geri istiyor… Vermek elde mi Bu icabette Hz. İbrahim (a.s)in "Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün ne dersin?" sualine, İsmail\’in:"Babacığım, emrolunduğun şeyi yap! İnşaALLAH beni sabredenlerden bulursun" cevabı gelir aklımıza…Hz. İbrahim (a.s) denilince kararlılık gelir aklımıza. Şeytanın "VALLAHi, rüyanda şeytanın sana gelip oğlunu boğazlaman için emirde bulunduğunu görüyorum" Hile ve tuzağına karşı Hz. İbrahim (a.s)ın "Ey ALLAH düşmanı Benden uzak dur. VALLAHi Rabbimin emrettiği şeyi yapacağım" kararlılığıyla şeytanı büyük bir hışımla taşlaması gelir aklımıza..Hz. İbrahim (a.s) denilince teslimiyet gelir aklımıza.En değerli varlığını sunmak için bıçak İsmail\’in boğazında gidip gelirken "Ey İbrahim Rüyanı doğruladın" nidası ile İsmaile bedel cennetten kurbanlık bir koçun gönderilişi gelir aklımıza.Ve ardından bu rahmete karşılık Hz. İbrahim (a.s)ın ""ALLAHu Ekber ALLAHu Ekber La ilahe illALLAHu vALLAHu ekber!ALLAHu Ekber ve lillahil hamd!"tekbir ve tahmidleri gelir aklımıza…Hz. İbrahim (a.s) denilince Kabe ve Hacc gelir aklımıza: "Ey insanlar ALLAH u Teala size Haccı farz kıldı. Rabbinizin davetine icabet edin" çağrısına insanların "Lebbeyk ALLAHümme Lebbeyk" telbiyeleri gelir aklımıza…Ve sonra kıyam merkezinde ayrı dil ve renkteki insanların bembeyaz ihramlara bürünmüş olarak dua ve niyazda bulundukları ırk dil ve renk farklarını bir yana atarak İslam birliği içerisinde hep beraber ALLAH (cc) için yaptıkları Hacc ibadetleri gelir aklımıza.Hz. İbrahim (a.s) denilinceHalilullah gelir aklımıza. ALLAH (cc)\’ın dost edindiği hilm sahibi hanif İbrahim gelir aklımıza…Ve Hz. İbrahim (a.s) denilince dua gelir aklımıza..Kalpten dudağa dudaktan avuca avuçtan göğe yükselen dua: ""Rabbimiz! Bizi sana teslim olan kimseler eyle ve neslimizden sana teslim olan bir ümmet (çıkar)! Bize, (razı olacağın Hacc, kurban gibi) kulluk usullerimizi göster ve tevbelerimizi kabul buyur. Şüphesiz ki Tevvab, Rahim ancak Sensin!" (Bakara: 128)İşte tevhid ile arındırılmıştevekkül ile süslenmişteslimiyet ile bezenmiştakva ile taçlandırılmış bu İbrahimi yol ve İbrahimi duruş kıyamete dek tüm Müminlere örnek ve önder olacaktır…İktibasHayırlı günler.Selametle inş.

  12. .. sende sevgilinin yüzünü seviyorsan bil ki onun yüzünün aynası gönlündür.Gönlünü eline al da onun yüzünü gör!Canını ayna yap da onun güzelliğini seyret!Senin sultanın yücelik sarayında oturur. Sarayı aydınlatan, onun güzellik güneşidir.Şimdi sen de padişahını gönül sarayında ara, bir zerrede bütün kainatı seyret!..Selam ve dua ile ahmed kardeşim.Hayırlı vakitler inş..

  13. TESEKKUR EDERIMGOOD NIGHT AND SO MUCH KISSES

  14. Külün içinde saklı ateş —————————Küllenmiş her düşüncenin, her duygunun içinde iyi yahut kötü, acı yahut tatlı, neşeli yahut hüzünlü elbette bir kor sıcaklığı vardır ki, eşelendikçe alevi ortaya çıkar. Bazen ısıtır bu alev, bazen yakar. Olumlu ya da olumsuz bütün hayaller, bütün idealler ve bütün arzular sonuca ulaşmadıkça, hedefini bulmadıkça elbette kül içinde saklanan kor gibi sıcak bekler. Küçük bir esinti, azıcık bir savrulma… Bir hatırlama… Küçük bir dokunuş… Hele içinizi bir yoklayın… Zamanın hızlı akışı, feleğin hızla dönüşü içinde her şey bizim istediğimiz rengi göstermeyebilir, bizim istediğimiz biçimde tahakkuk etmeyebilir. Bağrımızı yırtmanın, yüreğimizi parelemenin, ciğerlerimizi kan doldurmanın faydası da yoktur üstelik. Bu bir ayrı sınav biçimidir. Tesellisi hep ertelenen bir sınav… Çoğu insan kendisinin, asıl bulunması gereken yerde olmadığını hisseder. Aslında belki tam da bulunması gereken yerde olduğu için kabullenmek istemez. Çünkü küllenen hayallerine alevlenmeyi bekleyen nice korlar gömmüştür. Bedel ödemeden, yüreğini tutuşturmadan, kendini yakmadan gelinebilecek mertebelerin elbette bir seviyesi vardır; ve bir de yolları çile ile yürünmüş ve kabullenilmiş makamları… Bütün korların küller içinde gül gül olduğu makamlar… Hayret makamı, aşk makamı, sükûnet makamı, teslimiyet makamı… İşinizde ve aşınızda, sevincinizde ve kıvancınızda, düşlerinizde ve görüşlerinizde tutuşmayı bekleyen korlar yurt tutmuşsa eğer, eskilerin düstur edindikleri şu beyti teselli babında vird edinmenizi tavsiye ederiz: Ele girmezse eğer sevdiğimiz Ne çâre, eldekini sevmeliyiz Erdem, işte bu asaleti gösterebilmek, kazaya rıza ile cevap verebilmektir. Hele bir düşünün, buraya ağlamaya mı gelmiştik, gülmeye mi; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu?!.. İskender Pala

  15. Nefsin girdabından çıkınca gönül ,aşkın narına düşer… Aşk ile bakar aleme,her yerde O\’nu görür O\’nu duyar her seste…Aşk ile açar ellerini, uzatır yüreğini Mevlaya…Öyle bir kaptırki gönül,azığı aşk,suyu aşk,nefesi aşktır… Aşk ile basar ayaklar toprağa ganimet bilir öper aşk ile…Kıyama durur eller kalkar aşk ile..,ruküye eğilir baş, secdeye varır aşk ile… Yağmur yağar yanaklara, ıslanır yıkanır gönül… Yanık yanık çalar sazı, yanık nağmeler dökülür dilinden,özü Allah der,dili Allah… Aşkı içer aşk ile…sevgiler oğlum… Yazıyı okuyunca gönülden düşenleri yazdım…Allah\’a emanet ol…Ne dünya kalır gönülde, ne gam ,ne keder…Bir ateş düşer sineye Aşk ile…İçer damla damla kanar…

  16. Aşkı bulana dünya köle olurAşksız olan kargaşanın kölesi olurAşk herşeyi tek bir şeye bağlarAşk, BİR\’ i görmek, BİR\’ istemektirAşık olunmaya layık yalnız ALLAH\’tır.Ne mutlu O\’na aşık olanlara,ne mutlu aşk yolunda olanlara…O\’nu sevenler baki olsun…O\’nu aşkla sevmek herkese nasip olsun.Herşeyi aşkla yaratan ALLAH\’A sonsuz hamd-ü senalar olsun…

  17. Hakkını veremeden eda edilen namazlarımıza ağlayalım.. Hakkını veremeden eğilip kalkmalarımıza ve bunlara namaz deyişimize ağlayalım..Aşıkla mâşuk misali ALLAH (c.c.) ile kulun buluşma noktası olan secdelerimizin ve seccadelerimizin hakkını veremeyişimize ağlayalım.. Günde en az beş defa sunulan af piyangosunu kaçırdığımıza ağlayalım.. Her bir namazda bütün günahlarımızdan arınma fırsatını kaçırdığımıza ağlayalım.. Uykunun kollarında gaflet içinde geçen zamanımıza ağlayalım.. Gaflet ile geçirilen ve boşa giden günlerimize ağlayalım.. Her gün onca hadise karşısında ürpermeyen kalplerimize ağlayalım.. Dünyaları yutsa da doymayan nefislerimize bende oluşumuza ağlayalım..Dua edin icabet edeyim diyen Rahman ve Rahim olan Rabbimize karşı dua etmeyişimize ağlayalım.. İsteyin vereyim diyen Rabbimize karşı sanki hakkında vaadinden dönmesi söz konusuymuş gibi, Ona güvensizliği itmam eder tarzda Ondan kamil iman, tam ihlas ve takva istemeyişimize ağlayalım.. Hiç ölmeyecekmiş gibi, toprak altına girmeyecek ve hesap vermeyecekmiş gibi yaşayışımıza ağlayalım.. Kalbim temiz deyip her türlü fecaati işleyip kendimizi avutmamıza ağlayalım.. Evladımızın bizden, bizim de onlardan kaçacağımız günün gelip çattığı zaman keşkelerin hiçbir faydası olmayacağını bu dünyada anlamadan göçüp gideceğimize ağlayalım.. Her gün gözümüzün önüne serip sergilenen onca ibretlik hadiseler karşısında başımızı devekuşu gibi kuma sokup değişmeyen hakikat olan ölümü kendimizden uzak görüşümüze ağlayalım.. Ölenle ölünmez canım deyip üç gün sonra şen-şakrak şarkılar türküler söyleyip gafletle geçen ömrümüze ağlayalım.. Günahı günah bilmeden ve ona tevbe edemeden günahlarımızı yüklenip huzuru İlahiye gitme tehlikesinden bîhaber yaşadığımıza ağlayalım.. Dağlar büyüklüğündeki günahlarımızı gördüğümüzde, ben bu günahları ne zaman işledim Ya Rab diyeceğimiz o günden bîhaber yaşadığımıza ağlayalım.. Kuran bize yeter deyip, sünnete sırtımızı döndüğümüz güne ağlayalım.. Peygamberlerin bile Efendimize ( s.a.v ) ümmet olmayı isteyeceği o gün bu ümmet-i merhumeden olamama tehlikesi karşısında halimize ağlayalım.. ALLAH (c.c.) dostlarını tenkit edip, Peygamber Efendimizi (s.a.v) üzdüğümüz için ağlayalım.. Ateşin odunu yiyip bitirmesi gibi bütün hayır ve hasenâtımızı bitiren hasedden ve gıybetten kurtulamayışımıza ağlayalım.. Azdıran zenginlik karşısında günümüzü gün edişimize ağlayalım.. Hayırlısı varken hakkımızda hayırsız olanı istemeye devam etme saygısızlığını gösterdiğimiz için ağlayalım.. Veren de alan da belli iken feryâd ü figân edişimize ağlayalım.. Gülün de dikenin de bağın da bahçıvanın da sahibi belliyken onlara sahipmiş gibi davranma saygısızlığından dolayı ağlayalım.. Böylesine muhteşem bir saltanat sahibi karşında cüzî irademize bakıp da ulûhiyet itmam eden hallere girmek küstahlığında bulunduğuz için ağlayalım.. Cüzî bir ibadetle ebedi cenneti vaad eden Sultanımıza karşı hak iddia etmek kabalığında bulunmamıza ağlayalım.. Yokluktan varlığı çıkaran ve sonra da ebedi bir hayat vaad eden ve onu verecek olan Rabbimize karşı günde birkaç saat ibadet ve hizmet etmekten kaçışımıza ağlayalım.. Altmış yıllık bir hayatta istikamet üzere yaşamaya mukabil 60 trilyon sene bile yanında bir hiç kalan ebedi bir hayatı vaad eden ALLAH’ın ( c.c.) sözüne itimat etmezmiş gibi yaşayışımıza ağlayalım.. Bir ayağımız çukura girmişken bile mal mülk peşinde koşmaktan utanmayışımıza ağlayalım.. ALLAH (c.c.) için verin dendiğinde nefsimiz adına verdiğimiz için ağlayalım.. ALLAH (c.c.) var deyip ve fakat sanki yokmuş gibi yaşayışımıza ağlayalım.. Hiç akletmez misiniz, hiç düşünmez misiniz diye ferman eden Kur’ân’ın sesine ses vermeyişimize ağlayalım.. İyi günde unutup kötü günde hatırladığımız Rabbimize gösterdiğimiz vefasızlığımıza ağlayalım.. İyi-kötü, dinli-dinsiz, said-şaki, müslüman, putperest, hristiyan, mecusi, yahudi demeden, hiç ayırt etmeden her gün hepsine nimetlerini bol bol veren Rabbimize karşı kulluğun ifadesi olan namaz, zekât, oruç, sadaka verme, ALLAH!ı ( c.c.) zikretme, emr-i bi-l maruf gibi ibadetlerde gönülsüz davranışımıza ağlayalım.. Üç kuruş sadaka ile cenneti satın almış gibi bir havaya girişimize ağlayalım.. Şeytanın bizi ALLAH (c.c.) Rahimdir affeder diye diye kandırıp kulluk vazifelerimizi ihmal ettirme tuzağına düşürmesine ağlayalım.. Gelin hep beraber günahlarımıza ağlayalım.. Ağlayalım ağlanacak halimize güldüğümüze.. Kuruyan göz pınarlarımıza, yaşarmayan gözümüze ağlayalım.. Ve ağlayalım ağlayamadığımız için acınacak halimize.. Gelin hep beraber ağlayalım.. Ağlayamıyorsak bile hiç olmazsa GÜLMEKTEN UTANALIM… Gökhan GündüzSELAMETLE ABİCANIM…

  18. Yarab bela-yı aşk ile kıl aşna beni Bir dem belayı aşkdan etme cüda beni …emeğenize sağlık dua ile

  19. AŞKTIR Kİ GERİSİ VESAİREDİRSevgili!..Aşkın şiirini yazmak isterdim sana;sana aşkı şiirle yazmak isterdim. Aşkı seninle tanımlamakisteraşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak isterdim.Sevgili!..Şimdi senden uzakta aşk şudur diyebilsem eğer son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kandırmış olacağım.Bildim dediğim bir aldanıştır çünki oduydum dediğim bir yanıştır. şimdi ayın şın ve kafları çıkardılar elifbelerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi eliflerle helerden. sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucakkucak ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandıkta yolunda yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda.Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz canları yare ulaştıran bir sel miydi aşk şekeri güzele sunup ağuyu kalbe ulaştıran bir el miydi?.. Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi hasretle yanışların sesi miydi?..Galiba varlığın çekim alanına giren en ulvi acıydı aşk; ve maddeyi mnaya veren en cömert sancıydı. Ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı yitirişlerin türküsüydü.Kalp kalbe konan kelebek kanatlarındaki renk; kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan ahenkti aşk. Şarkın bütün şiir macerasıydı belki Yesribli sevgililer için tutulan bir anadolu yasıydı. Yağmur yağmur başını belaya tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. Mansur\’u dara takanda Halil\’i oda yakanda oydu ve oydu Eyyübü derde bırakanda. Tuz kadar mübarek ekmekçe aziz idi; toprakleyin bereket su gibi temiz idi.Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misali taşa benzer. Hayatıaşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye aşk kalır. Gelip kemiğe dayanınca dünya hayat atılan kement olur; gözkapaklarında vurulunca kasırgalar annelerce deprem babalarca bent olur.Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar aşksız rahmini yargılayan bebekler nagehan doğar. Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezeel ya ebed olur; aşk kayıp giderse dünyadan ebed kıyamet olur;sevgisizlik gelir dünya cehennem olur.Aşk gelince burukluğun şiirinde hüzün kokar heceler; ve azarlanmış kalpleri ısıtır tam yarısında geceler. Sabah onunla sürerse toprağı koşarak ancak o vakit yeşerir taze bir başak. Atların nallarından yıldırımlar masallara dökülür ve yollanmayan mektuplarda nice kalpler sökülür. Kayan yıldızlar gibi süzülür elem dehlizlerine diller ve melal süzülür gibi melek kanatlarında döker yapraklarını güller. Kaderin dehşetini yakan şamdanlar özge pervanelere tesellikar düşer şefkatli bir ekmek kırıntısıdır kurutulmuş buselere yar düşer.Sevgili!..Kapına geldik aşkı öğret bize; ve aşkını ver yüreklerimize. Bir nihanice gamzene gamzede aşıklar adına… Hani uykuya dalınca kenti ve yalnız başına kalınca kendi… Hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca dilleri ve hal üzre gönüller anlar olunca bütün dilleri… Vicdan sesinden bizar kürek mahkumlarınca; hani aşıkların hasretleri özlemle karınca… Hani gurbetin ucunda gönlüme gömende seni hani seni gurbet gurbet gönlüme gömende… Güneş ve ay ruhunu aşkından alırken; Güneşin ışığı aya vurur gibi aşığı aydınlatırken…Gel sevgili bir huzmecik başeyle asi aciz üftadene ve umut ver peykin olmaya teşne kem zerrene. Aşkları unutan bedene aşkını unutturma!…Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünyada.(KIRK GÜZELLER ÇEŞMESİ) İSKENDER PALA.

  20. RIZA BAHÇESİNE BİR GÜL EKEBİLMEK,SUKUT DENİZİNDE MERYEM OLABİLMEK… Bir Damla GözyaşıBir damla da çağlayan ırmakları boğuşu Yakub`un,Sukut denizinde dalga olan Meryem`inFırtınalara sabrı kalkan bilen Eyüb`ün…Rıza bahçesine bir gül ekebilmek, gözyaşlarını teselli vuslatına mazhar olacakkadar samimiyetle dökmektir…Dua tadında akan her damla kelamsız rıza dilencisidir…Ey Zeyd… Ey sevdalı… Ardından alemlere rahmet olarak gönderdiğine,en sevdiğine, Hasret gözyaşları döktürdüğü Mevlanın…Ey Selman… Ey yüreğindeki aşka harf harf teslim olan…Hak tarafından sevilen ve sevildiğiAleme ilan edilen…Aşkla var olabilmek yollarda, hasrete gamzelerde hayat buldurmak,kirlenmemiş gökyüzü, Altında sadık ve vefalı aşıkları,unutulan her heceyi işler cana saadet asrı tadında akan her damla…Asırlar öncesinden bizlere selam eden Efendim…Rüzgar saçını dağıtır diye üzülemediğimize üzülerek sevdasına vurulduğumuz…Hüzün bahçelerindeyiz… Sensiz..!Nedametin giydirildiği gecelere aydınlığı, vefasızlıkların asıldığı yıldızlara affı,kırgınlıkların, Gezdiği sokaklara sevgiyi fısıldar gül tadında akan her damla…Talan edilmiş sokaklarımı sevdirir, "O"ndandır diye…Aşk dolu hayatların bir huzmesinin canda hayat bulmasını dillendirir sus olup…Ahdimi taşır akan her damla …Bir damla gözyaşında saklı "can"Bir damla gözyaşı "can"a hayat bulduranEl-Vehhab ismine sığındım…Avuçlarımda bir damla gözyaşıyla kapındayım…Slm ve dua ile ahmed kardeşim.Hayırlı cumalar..

  21. En olgun müslüman ahlâkı güzel olandırYüce İslâm dininin gayesi, insanı güzel ahlâk sahibi kılmaktır. Güzel ahlâklı insanın ayırd edici vasfı, kötülüklerden kaçınıp iyilikleri istemesi ve hayatta onları uygulamasıdır.Yüce İslâm dininin gayesi, insanı güzel ahlâk sahibi kılmaktır. Güzel ahlâklı insanın ayırd edici vasfı, kötülüklerden kaçınıp iyilikleri istemesi ve hayatta onları uygulamasıdır. İyiliğin ve kötülüğün ne olduğunu soran kişiye Hz.Peygamber (s.a.s.)`in verdiği cevap şöyledir: – `İyilik, güzel ahlâktır. Kötülük(günah olan şey) de, seni içten içe rahatsız eden ve insanların farketmesinden hoşlanmadığın şeydir` (Müslim, 45. Kitabu`l–Birr, Bab. 14–15). Peygamberimiz (s.a.s.) kendi gönderiliş gayesini, ahlâkî güzellikleri tamamlamak olarak belirtmiştir. Ebu Hureyre`nin naklettiği hadis–i şerif de şöyle buyurur: – `Ben ahlâkî güzellikleri tamamlamak Üzere gönderildim.` (Müsned–i Ahmed İbn–i Hanbel, c.II, s. 381). Abdullah İbn–i Amr şöyle der: `Peygamber (s.a.s.), ne çirkin bir söz söyler, ne de kötü bir eylemde bulunurdu. O bu konuda şöyle buyururdu: `En iyileriniz, ahlâk bakımından en güzel olanlarınızdır` (Buhari. Sahih, 78. Kitabu`l–Edeb, 39). Peygamberimizin (s.a.s.) güzel ahlâkın önemini vurgulayan bir başka hadisi şöyledir: `Şüphesiz insan, güzel ahlâkı ile, geceyi ibadetle geçiren insanın derecesine ulaşır.` (Ebu Davud, Sünen, 35. Kitabu`l–Edeb, Bab: 8, H. No: 4798). Güzel ahlâk, aynı zamanda, kişideki imanın olgun olup olmadığının da bir göstergesi durumundadır. Hadisde şöyle buyurulur: – `İman açısından en olgun mü`min, güzel ahlâk sahibi olan ve ailesine iyi davranandır.`(Tirrnizi) Görüldüğü gibi, iman ile ahlâk arasında kuvvetli bir ilişki vardır. Güzel ahlâk, kemal seviyesindeki olgun bir imanın göstergesi durumundadır. Kötü ahlâk da, iman`daki zaafa işaret eder. Çünkü İslam`da dinamik, harekete geçirici bir iman anlayışı vardır. İnsanların sadece iman etmeleri değil, aynı zamanda güzel eylemlerde bulunmaları da istenir. …………… Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim Ey Allahım ! Efendimiz, büyüğümüz Muhammed\’e, evladu iyaline, ashabına salatu selam eyle.(Rahmet et, selametlik ver.) HAYIRLI CUMALAR SELAM VE DUA ILE

  22. EBUL VEFA HZ.\’NİN DUASIYa Allah!Dünya ve ahirette karşılaşacağım her bir korku için \’lailaheillallah\’ ı,Her keder ve üzüntü için \’maşa\’allah\’ı,Her bir nimet için \’elhamdulillah\’ı,Hayret verici her şey için \’subhanallah\’ı,Her bir günah için \’estağfirullah\’ı,Her darlık için \’hasbiyallah\’ı,Her musibet için \’inna lillahi ve inna ileyhi raciun\’u,Her bir kaza ve kader için \’tevekkeltu alellah\’ıHer bir itaat ve isyan hareketi için \’la havle vela guvvete illa billahil aliyyul aziim\’i, hazırladım.Ey Rabbım! Bize arttır da eksiltme, bizi şereflendir de hor ve hakir kılma, bize ver de mahrum bırakma, bizi seç de üzerimize ihtiyar etme.Bizden razı oluver bizden kabul eyle. Ey Kerem sahibi! Ey esirgeyenlerin en merhametlisi! Duamı kabul eyle. Hamd alemlerin Rabbın\’a mahsustur. SELAMLARIN VE DUALARIN EN GÜZELİ İLE ALLAH\’A EMANET OLUN…EN KAL-İ MUHABBETLERİMLE…HAYIRLI / BEREKETLİ / NURLU CUMALARIMIZ OLSUN…<<<<< @C!Z@N£ K@RD€$!N!Z >>>>>HER ZAMAN Kİ GİBİ GÜZEL Bİ PALAŞIMDIR GÖZ ATTIM AMA TAM OKUYAMADIM YANİ YORUM YOK YÜREĞİNE SAĞLIK OLSUN…Bİ DAHAKİ GELİŞİMDE İNŞ SAYFANI GÜZEL Bİ GÖZDEN GEÇİRİRİM BIRAY MINE DELAL..RABBİ RAHİM\’E EMANETSİN…

  23. Sadi\’nin hoşuma giden bir cümlesiyle sana merhaba demek istiyorum Pırlantam:"Tuzağı görmedikten sonra taneyi görmekten ne çıkar?" Şu an Sadinin "bostan" adlı kitabını okuyordum da ….hayırlı akşamlar…hayırlı cumalar…her şeyin en hayırlısıyla kal inş.sevgiler….selamlar…

  24. YÜREKTEN “BİTTİM YA RAB!” DİYENE…Usulüne uygun yazılmayan bir dilekçe dahi, yazıldığı makam ne kadar kıytırık olursa olsun kabul edilmezken, şartlarına riayet edilmeyen dua nasıl tutsun?Dua, ALLAH’a çıkarılmış davettir.Dua, insanın acziyet itirafıdır.Dua, insanın kendi kendine yetmediğini bilmesidir.Dua, insanın iki ayaklı bir yürek olup tepeden tırnağa ‘istemek’ kesilmesidir.Dua var gücünü, olanca çabasını harcayıp bitiren insanın ALLAH’a saldığı “imdat” sayhasıdır.Yürekten “Bittim Ya Rab!” diyene “Dayan, yettim kulum!” diyecektir ALLAH.Var mı biten, gerçekten var gücünü harcayan, tüm çabasını ortaya koyan ve tükendiği yerde “Bittim ya Rab!” diyen?Kim o?Hiç kuşkunuz olmasın ki, onun imdadına yetişilecek “ALLAH’ın yardımı ne zaman?” diyen ve yardımı hak edene “ALLAH’ın yardımı elbet pek yakındır” diyen bulunacaktır.Kuldan istemenin bile bir âdâbı-erkanı bir usulü varken, ALLAH’tan istemenin bir âdâbı bir usülü olmasın mı?Ettiğimiz dualar, ALLAH’a gönderdiğimiz mektupsuz zarflara benziyorlar. Zarf var fakat mazruf yok. Bu şu demektir: Ceset var fakat ruh yok, kabuk var fakat öz yok, maske var fakat yüz yok.Yaşarmayan bir göz, kızarmayan bir yüz, hissetmeyen bir öz, eyleme dönüşmeyen binbir söz ile ALLAH’a yazılan davetiyeler nasıl varsın yerine? Yanmayan, özlemeyen, sızlamayan, inlemeyen, duymayan bir yüreğin feryadı mı olur?Taş kesilmiş aşk fukarası yürekler “dua” gibi muhteşem bir mesajı hangi enerjiyle iletirler adresine? Sesini sahibine dahi duyuramayan, sahibinin sesini duymaktan aciz olan bir yürek, öteleri sarsacak bir sayhayı nasıl koyverir gök kubbeye?Oysa ki dua, güftesi aşk bestesi mahrumiyet ve ıstırap olan bir özge şarkıdır.Bu şarkıyı söyleyecek olanın mazlum olması yetmez; kendi mazlumiyeti zalimlerin zulmüne yakıt olmamış biri olmalıdır. Kendi omuzlarını zalimlerin yükselmesi için basamak kılmamış olmalıdır. Bu şarkıyı terennüm edecek birinin, olanla olması gereken arasındaki farkı iyi bilmesi şarttır. Eğer bunu bilirse, duayı bir çocuğun annesinden ısrarla isteyişi gibi isteyecek, ilahi kapının eşiğine başını koyarak ısrar edecek, tekrar edecektir; tıpkı her gün onlarca kez okuduğu Fatiha’da olduğu gibi…Dua, ALLAH’a çıkarılmış bir davetiyedir demiştik. Davet edenin bir adresi, bir aidiyyeti bulunmalıdır ki, icabet edecek olan onu orada bulsun. Bu adres insanın ALLAH karşısındaki esas duruşudur. ALLAH karşısında esas duruşunu bozan, ya da esas duruşu olmayan, davet edip de adresinde bulunmayan sorumsuz gibidir. Kim inanır onun duasında samimi olduğuna?Diyelim ki adresinde bulundu. Bu kez de, davetine tecelli ve inayetiyle icabet edecek ALLAH’a sunacak bir yüreği olmalı. Mekansız’a yürekten özge mekan olur mu? Deniz dibine dönmüş, çöplükten beter hale gelmiş, eline geçen dünyalığı içine attığı bir mahzene dönmüş bir yüreğe konuk edilir mi O? Tıpkı şairin dediği gibi:Sür çıkar ağyarı dilden ta tecelli ede HakPadişah konmaz saraya hane mamur olmadanKulun gücünün bittiği yerde ALLAH’ın yardımı başlar. Gücünüzün bittiği noktada olup olmadığınızı kontrol ettiniz mi? Eğer hala gücünüz varsa, o bitinceye kadar koşmanızı, soluğunuzun tükendiği noktada hiç ummadığınız bir yerden önünüze kapı açılacağını düşündünüz mü?Taif dönüşü Muhammed (a.s) son tedbiri de tüketmiş bir halde kan revan içinde doğduğu toprakların varoşlarına gelip dayanmış fakat girememişti. İşte o an gücünün bittiği andı. Gidecek bir kapısı, başvuracak bir dayanak, sığınak, tutamak ve barınağı kalmamıştı.Aklın tedbirinin bittiği yerde aşkın kollarına bırakmıştı kendisini ve bir dua yapmıştı. Bu dua öyle bir aşkla yapılmıştı ki, doğrudan hedefini bulmuş ve nübüvvet sürecinin gün dönümü olmuştu.Ufuk İnsan’ın Mekke’ye bakan yamaçlardan birinde yaşlı gözlerle yaptığı, tarihin akışını değiştiren ufuk duayı sizin için tercüme edeyim:ALLAH’ım!Kuvvetimin tükendiğini sana arz ediyorum.Gücümün azaldığını,insanların gözünde küçük düştüğümü sana şikayet ediyorum!Ya Erhamerrahimin!Sensin ezilmişlerin Rabbi!Sensin benim Rabbim!Beni kimlerin eline bıraktın?Bana gaddarlık yapan yabancıların eline mi?Yoksa davamı ipotek edecek bir düşmana mı?Eğer sen bana gücenmedinse,kesinlikle bunlara aldırmıyorum.Lakin iyiliğin beni rahatlatacaktır.Senin nuruna sığınırım,karanlıkları aydınlatan nuruna…Gelecek azabın, bana ulaşacak öfkendenkaçıp kurtulacak bir sığınak arıyorum.Sana sığındım, yeter ki razı ol.Güç ve kuvvet sendendir,yalnız senden.” (İbn Hişam, Sire II/29-30)mustafa islamoğlu hayırlı sabahlar kardeşım selam ve dua ıle…

  25. AŞK ÜZERİNE….Bütün aşk hikâyelerinin en unutulmaz ve heyecan verici sahnesi, sevenin sevgiliye ilk baktığı andır şüphesiz.Daha doğrusu, onun yüzünü ilk gördüğü vakit. Âşıktaki içsel değişimin başladığı an, gözün sevgiliye ilk takıldığı saniye dilimidir ve âşığın bütün biyografisi, bu \’\’ilk bakışın öncesi ve sonrası\’\’ndan ibarettir. Bir ilk bakış, kaderin kazaya dönüştüğü en kutlu demi yüklenmiştir. İlk bakış, ancak yüz aynasına çarparsa aşka dönüşür. Çünkü sevgilinin başka hiçbir uzvu, hiçbir güzelliği onun yüzü kadar aşka kapı aralayamamaktadır.Nitekim bu mesnevîlerde âşık maşukunu ya bir resimde seyreder, ya rüyasında görür ya da birinden methini işitip sevmeye başlar. Ancak, sevginin aşka dönüştüğü an, sevenin sevgili yüzünü göz ile gördüğü andır. Çünkü bu noktada bilgi ve bilinç devreye girer.Meselâ Veys ü Râmin hikâyesinde Râmin, Veys\’in yüzünü ilk gördüğü anda at üzerindedir ve kalbine bir ok saplanmış savaşçılar gibi atından yere düşer. Hüsrev, Şirin\’i gölde yıkanmış, saçını tararken gördüğünde, onun yüzü saçları arasında gizli ve Hüsrev\’e sırtı dönüktür. Şirin\’in, kendisini seyreden şehzadeden haberi de yoktur. Fakat ansızın önemli bir şey olur ve Şirin saçlarını yana atar. İşte Hüsrev için dolunayın geceden çıkması yahut okun yaydan fırlaması bu anda gerçekleşir. Kays da mektebe varıp çocuklararasına oturduğunda Leylâ sınıftadır ama ne zaman ki yüzünü görür, kılıç kınından sıyrılmış olur. Sevgilinin yüzü mü; aşk yangınını alevlendiren ilk kıvılcımdır. Âşığın kalbi mi, ilk bakıştan sonra suda titreyen bir mehtap. Göz… Savaşı başlatan haberci. Bakış… Elde olmayan kader; ilâhî kaza. Ve aşk… Kalp ile göz arasında kutlu bir hadise. Çoook sonraları kalp göze diyecektir ki, \’\’Beni bu onulmaz derde iten sensin. Safayı sen sürdün, acıyı ben çektim. Nimet senin, zahmet benim oldu. Sen sevinirken, kaygılanan ben oldum. Bakışlarını arttırdıkça sen, dertlerimi çoğalttın benim. Zafere eren sen, hezimete uğrayan ben. Sen emirlerine itaat edilen hükümdar oldun, ben seninpeşinde koşan tebaan. Sen emîr, ben esir. Melik iken memlük (kul) ettin beni.\’\’ Sonra devam eder: -Ey göz! Sen ikisin, ben birim. İki kişinin bir ferde saldırıponu öldürmesi zulüm değil de nedir?!.. Şimdi ağla o hâlde;ettiğin zulmün cezasını çek bakalım!.. Göz buna karşılık ayet-i kerime ile cevap verir: \’\’Gerçek şu ki; gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler kör olur\’\’ (Hacc, 46). Ebu Hureyre der ki: \’\’Kalp bir kral ise, organlar emrine amade askerler gibidir. Kral iyi davranış içinde olursa, askerler de ona uyar. O fenalık yaparsa, emrindeki askerler de fena davranır.\’\’ Göz der:\’\’O hâlde ey kalp, kendini de beni de helâka sürükleyen sensin. Seni perişan eden yegâne şey, Allah\’ın sevgisinden, zikrinden ve emrettiklerinden uzak kalmandır. Sen başkasının sevgisini O\’nun sevgisine tercih ediyorsun ve aşkın yükünü bana yüklüyorsun. Şimdi ağlayan benim, yanan sen. Ne sen beni kurtarabilirsin, ne ben seni söndürebilirim. Ben su serptikçe senin alevin artacak, sendeki ateş arttıkça ben daha çok yaş akıtacağım. Yoksa \’Hayırlı olanı şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz?\’ (Bakara, 61).\’\’ Yedi Askı\’nın şairlerinden biri şöyle soruyor: \’\’Şaşkın vaziyetteyim; nefsimi mi azarlayayım, arzulu gözümü mü, yoksa kalbimi mi?\’\’ İskender Pala

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s