İşte “Ömür Boyu Aşk”, her duygunun örselendiği ve başkalaştığı bir dünyada; sevgiye ve aşka nitelik ve kimlik kazandırmak için vardır…

AŞK NEDİR ?

Aşk, evrenin muhteşem bir güzellik ve düzen içinde yaratıldığı zamandan beri var oldu. İlk insanla birlikte insanlar arasındaki en renkli, en zevkli, en zengin bir duygu çağlayanıdır aşk.

Sevginin, en yoğun ve en coşkun bir şelâle gibi çağlamasını anlatan aşk, insanları birbirine bağlayan, birbirine yaklaştıran bir sihir, bir efsun âdeta. İnsanları neredeyse gözü kapalı cezbeden bu sırlar yumağı, çok tatlıdır, çok güzeldir, çok şirindir, çok keyif vericidir…

Ancak her aşkın önünde nice tuzaklar, nice zorluklar ve nice engeller vardır. Onları aşmak; yürek, cesaret, akıl, mantık, bilgi, hüner, sabır, azim ve hepsinden önemlisi bir yöntem ister. Bu erdemleri taşımaz ve yöntemini uygulamazsanız, sevdanız yarım, aşkınız sonuçsuz, yuvanız mutsuz olur.

İşte “Ömür Boyu Aşk”, her duygunun örselendiği ve başkalaştığı bir dünyada; sevgiye ve aşka nitelik ve kimlik kazandırmak için vardır.

Sevgi ve aşk, Allah’ın, “tüm yaratıkları seven ve onlar tarafindan çok sevilen” anlamındaki “Vedud” isminin bir tecellisidir, bir yansımasıdır. O, varlıkları sevdi ve sevgiyi yarattı. Sevgi olmasaydı, hayat olmazdı. Çünkü, her şey birbirine yabancılaşır, her şey birbirinden uzaklaşırdı.

Aşkın o kadar çok çeşidi var ki, para aşkından tutun, dünya aşkına, Peygamber aşkından Allah aşkına kadar birçok çeşidi vardır.

Benim işlediğim aşk, evlilikle sağlamlaşan, sürekli bir mutluluğu hedef alan, her türlü engeli aşma azmi taşıyan ve ömür boyu sürecek bir aşk.

Benim kast ettiğim kesinlikle, gelip geçici hevesler, günübirlik zevkler, en küçük bir engelde tükenen sevdalar değil.

Bizim aşkımız, sıradan bir kadın-erkek ilişkisi ya da flört değil. Hedefinde, evlilikle hayatı birleştirme bulunmayan, sonu acı ve gözyaşıyla biten geçici hevesler hiç değil.

Ne yazık ki, flört dönemi, insanların en fazla yalan söylediği, kendisini farklı tanıttığı ve karşısındakini yanlış tanıdığı bir dönemdir. Taraflar hem kendi kusurlarını alabildiğince gizlemeye çalışır, hem de sevdiğinin kusurlarını görmez. Muhatabını üzmemek için hoşlanmadığı şeylerden hoşlanmış gözükür. Sevdiğinin her eksik ve kusurunu te’vil eder, onlara iyi yorumlar getirir. Taraflar sanki yüzlerine birer maske takınmışlar, gerçek yüzlerini gizleyip, karşısındakinin hoşlanacağını sandığı bir kişilik sergilemişlerdir.

Evlenince bu maskeler çıkar. Amaç sevdiğine kavuşmak olduğu için artık amaca ulaşılmış, zahmete katlanmaya gerek kalmamıştır. Taraflar gerçek kişiliklerini sergilemeye başlar.

Sevenlerin odaklandığı nokta cismanî güzellik ise, sonuç daha da vahimdir. Çünkü, aşkın yöneleceği asıl adres; cisim değil, kalp ve ruhtur. Asıl cazibe ve güzellik, duygusallıkta ve ruhsallıktadır. Sevgiyi nefis adına cisme yöneltenin, arzusunun aksiyle tokat yemesi normaldir. Bu yüzden asıl güzelliği keşfedemeyenlerin evlilikleri her geçen gün sıradanlaşır ve mutsuzlukla sonuçlanır. Gerçi böyle bir evliliği kurtarmak da imkânsız değildir. Zaten benim “Ömür Boyu Aşk”taki çabam da buna yöneliktir.

Ben evlenince aşk biter, diyenlerden değilim. Aksine evlilikle aşkın daha da kökleşeceğine inanıyorum. Aşkı bitiren evlilik değil, bizim mutlu bir evliliği yürütmeyi bilmeyişimiz. Aşk kolay başarılabilecek bir olay değil. Biz hep bencilce yaklaşıyoruz. Oysa aşk aynı zamanda, özveridir, katlanmaktır, çile çekmektir. Aşk, şefkatla beslenen, sabırla ve azimle yürütülecek uzun bir maratondur. Bu koşuyu göze alamayan aşkı keşfedemez.

 

Her nimet bir külfet ister. Hiçbir şey bedelsiz değildir. Aşkın ve sevginin de bir bedeli var. Ödeyeceksiniz, katlanacaksınız, gerekirse çekeceksiniz. Ama, hep bir gün yepyeni bir dünyayı keşfetme umuduyla koşacaksınız. Ufukta mutluluğu göremeyen, o umut ve gayretle sabredemeyen aşkı yakalayamaz.

Bana göre, kazandıklarımız içinde aşkın bedeli en az ve en ucuz olandır. Bir yabancı dil öğrenmek için gecesini gündüzüne katan insanlar, bunun onda biri kadar birbirini anlamaya ve sevmeye gayret etseler dünya cennete döner.

Aslında sevgi ve aşk, bütün insanların yaratılışına Allah tarafından yerleştirilmiş. Her insan, sevdiğine veya eşine karşı coşkun bir sevgi hisseder başlangıçta. Ama bir müddet sonra engeller ve sorunlar cenderesinde öyle bir bunalır ki, sevmeye mecali kalmaz.

Aç, borçlu, hasta, bitkin, umutsuz, yaşama sevincini kaybetmiş bir kimse aşkı ve sevgiyi sürdürebilir mi? Sorunlar varsa, aile yuvası çatırdamaya başlar. Eşler bir yere kadar sabreder, daha sonra birbirlerini yanlış anlamaya ve olumsuz tavırlar sergilemeye başlar.

Ben diyorum ki, sorunları el birliğiyle aşarsanız, aşkı yeniden keşfedersiniz. Bu yüzden kitabımda, aşkla doğrudan ilgili görünmeyen, ama bana göre aşkı çok yakından etkileyen sorunlara da çözüm önerileri sunuyorum.

“Beni, yine, yeniden sev”

“Yağmurun sesine bak, aşka davet ediyor” diye başlar eski bir şarkı. Bunun gibi nice çağrıya uyup aşkın sihirli dünyasına girer çoğu insan. Varlığın en güzel, en gizemli ve en büyülü duygusu olan sevgi ve aşkın çoşkun sularına kapılanlar, sonlarının ne olacağını kestiremezler bir türlü. Aşkın cazibesine gözü kapalı dalmışlardır çünkü.

Âşıkların kimi azgın dalgalarla boğuşur, kimi bir Titanik gibi buzdağlarına çarpar, kimi boğulup okyanusun derinliklerinde kaybolur; pek azı da esenlikle sahile çıkar. Kıyıya çıkmak iyidir, hoştur; ama el ele tutuşup birlikte aşk denizine atladığınız sevgili yanınızda değilse, çektiğiniz acıları içinize sindirebilir misiniz?

Bir sevdaya tutulmak ve onu yaşamaktan daha zor olan tüm engelleri aşıp onu sürdürebilmektir. Önemli olan, aşkın nasıl olması değil, nasıl sürdürüleceğidir.

Buna inandığım için, aşka şimdiye kadar yaklaşılan tarzdan çok farklı bir bakış açısı getiriyorum. Herkesin beraber olduğu eşine, yeniden âşık olmasını, sıradanlığı aşka çevirmesini öneriyorum. Şöyle diyorum, aşk kadar güzel cümlelerle bir kanaviçe gibi süslediğim kitabımda:

“İnanıyorsanız, güçlüsünüz. Aşkınızı ve sevdanızı, hiçbir dert engellemesin. İsterseniz, başarırsınız. Coşkunuzu ve mutluluğunuzu, hiçbir sıkıntı gölgelemesin. Sorunlarınızı çözmek sanıldığı kadar zor değil. Sizi ve eşinizi, yolları sevgi çiçekleriyle süslenmiş aşk sarayına doğru koşmaya çağırıyorum. Göz kamaştırıcı renk cümbüşü size arkadaşlık edecek. Bu uzun yolda koşarken biraz zahmet çekeceksiniz, yorulacaksınız belki. Ama, sevgiyi ve aşkı yeniden keşfedeceksiniz.”

Aile içi ilişkilerde geleneksel bakışları sorgulayıp “erkek egemen” anlayışı eleştiriyorum. Eşlere “sevginin önündeki engellerle” savaşmayı öneriyorum. Sizleri, gönüllerinizdeki küllenen aşk ateşini tekrar alevlendirmeye çağırıyorum:

“Özlemiyle yandığınız sevgiliye kavuştuktan sonra bile aşkı bütün güzelliğiyle ömür boyu yaşayabilirsiniz. Rengârenk saadet çiçekleriyle bezenmiş aşk sarayı, ulaşılamayacak kadar uzaklarda değil, sizin içinizdedir. Evlenince söndüğünü sandığınız aşk ateşini alevlendirmek ve mutluluk şatosunu aydınlatmak için size ve eşinize bir kıvılcım yetebilir. Eşiniz sevgiliniz, eviniz cennetiniz, aşkınız ömür boyu olabilir. Deneyin. İnanırsanız, başarırsınız…”

 

Cemil TOKPINAR

 

Reklamlar

22 Yanıt

  1. Eşiniz sevgiliniz, eviniz cennetiniz, aşkınız ömür boyu olabilir. Deneyin. İnanırsanız, başarırsınız…”İnanırsanız, başarırsınız…selam ve dua ile oğul..

  2. her aşkın önünde nice tuzaklar, nice zorluklar ve nice engeller vardır. Onları aşmak; yürek, cesaret, akıl, mantık, bilgi, hüner, sabır, azim ve hepsinden önemlisi bir yöntem ister. Bu erdemleri taşımaz ve yöntemini uygulamazsanız, sevdanız yarım, aşkınız sonuçsuz, yuvanız mutsuz olur.İşte “Ömür Boyu Aşk”, her duygunun örselendiği ve başkalaştığı bir dünyada; sevgiye ve aşka nitelik ve kimlik kazandırmak için vardır.Her nimet bir külfet ister. Hiçbir şey bedelsiz değildir. Aşkın ve sevginin de bir bedeli var. Ödeyeceksiniz, katlanacaksınız, gerekirse çekeceksiniz. Ama, hep bir gün yepyeni bir dünyayı keşfetme umuduyla koşacaksınız. Ufukta mutluluğu göremeyen, o umut ve gayretle sabredemeyen aşkı yakalayamaz.İnanıyorsanız, güçlüsünüz. Aşkınızı ve sevdanızı, hiçbir dert engellemesin. İsterseniz, başarırsınız. Coşkunuzu ve mutluluğunuzu, hiçbir sıkıntı gölgelemesin. Sorunlarınızı çözmek sanıldığı kadar zor değil. Sizi ve eşinizi, yolları sevgi çiçekleriyle süslenmiş aşk sarayına doğru koşmaya çağırıyorum. Göz kamaştırıcı renk cümbüşü size arkadaşlık edecek. Bu uzun yolda koşarken biraz zahmet çekeceksiniz, yorulacaksınız belki. Ama, sevgiyi ve aşkı yeniden keşfedeceksiniz.”Allah razı olsun ablası çok güzel bir paylaşım emeğine sağlık hem dünyevi hemde uhrevi aşka kavuşup yaşamayı rabbim herkese ve bizede nasip etsin inşaALLAH Selam ve duaların en güzeliyle ve selametle kal can kardeşcik….

  3. "Ağlama ey aşk, ağlama ki, Leylâ’yı Mecnûn’a uzak eyleyen çöl kaç kere kurudu, kumlarını kaç rüzgârın hoyrat eteklerinde savurdu ama Leylâ’nın gözyaşları hâlâ daha aşıkların yanağını yıkıyor, Mecnûn’un deliliği her gece aşıkların aklını başına getiriyor. Çöl kaybetti ey Leylâm; senin adın kaldı. Aşkı hor görenlerin adı çöllerin kumları gibi kimliksiz kaldı ama Mecnûn’un hatırı hep kaldı."Allah razı olsun abim…

  4. Hacı Bayram Veli – N\’oldu Bu Gönlüm N\’oldu Bu GönlümN\’oldu bu gönlüm n\’oldu bu gönlümDerd-u gam ile doldu bu gönlümYandı bu gönlüm yandı bu gönlümYanmada derman buldu bu gönlümYan ey gönül yan yan ey gönül yan Yanmadan oldu derdine dermanPervane gibi pervane gibiŞem\’ine aşkın yandı bu gönlümGerçi ki kandı gerçeğe yandı Rengine aşkın cümle boyandıKendide buldu kendide bulduMatlabını hoş buldu gönlümSevad-ı a\’zam sevad-ı a\’zam Belki oluptur Arş-ı muazzamMatlab-ı canan matlab-ı cananOlsa acep mi şimdi bu gönlümSeyr-i billahtır seyr-i billahtırLi maallahtır fena fillahtırAyinesinde ayinesindeGird-i sivayı buldu bu gönlümEl fakru fahrı el fakru fahri Demedi mi ol alemler fahriFahrini zikrin fahrini zikrinMahv-u fenada buldu bu gönlümBayramı imdi Bayramı imdi Bayram edersin yar ile şimdiHamd-ü senalar hamd-ü senalarYar ile bayram kıldı bu gönlüm

  5. Mevlana der ki: "Beşeri aşk tahta kılıç gibidir. İlahi aşk demirden kılıçtır. Çocuk tahta kılıçla oynaya oynaya kemale erer, demir kılıcı eline almaya layık olur. İnsan beşeri aşkla uğraşır durur, aşkı anlayınca ilahi aşkla tutuşur."Victor Hugo da bunu şöyle ifade eder: "Aşka hiçbir şey yetmez. Mutlusunuzdur, cenneti istersiniz; cennete sahipsinizdir, Tanrı’ yı istersiniz."Leyla uzak yollar katederek, eninde sonunda kendisi için aşk ateşiyle tutuşup dillere destan olan Mecnun\’un yanına varır. Mecnun çölde tek başına, kızgın kumların üstünde oturarak dudaklarını kıpırdatarak birşeyle söylüyordu. Leyla Mecnun\’a yaklaşarak:- Merhaba sevgili, – dedi.Mecnun boş bakışlarla baktı Leyla\’ya:- Sen kimsin? – diye sordu.Leyla şaşırmış bir edayla:- Ben kalbinin biricik sultanı Leylayım, – diye cevapladı.Mecnun:- Sana aşık oldum, senin için yanıp tutuştum, ama bu aşk beni sana değil, aşkı kalbime ekene esir etti. Sen benim sultanım değilsin, ben sevgilimi senin isminle andım, seni değil, – dedi.Allah c.c. Razı olsun Can abim Selam ve Dualarla …

  6. Selamünaleyküm Ahmed Abi,Cemil Tokpınar Abinin bu kitabını 2006da almışım hala kitaplığımda duruyor okuyamadım..Nişanlı olan ve nişanlanacak arkadaşlarıma verdiğimde çok güzel olduğunu söylediler..Burdan senin vesilen ile bir kısmını okumuş oldum. Değişen toplumda önce ailenin kurtarılması gerekiyor inşaallah..Ben de Vehbi Vakkasoğlu\’ndan bir kaç cümle ekleyip,ziyaretimi tamamlayım :)"Aşk imiş her ne alemde,İlim bir kıy-lü kal imiş ancak" diye yanıp yakılan şaire aşkolsun…Canlı,cansız bütün varlık, büyük ve derin bir aşkla vardır ve ayaktadır. Gören göz, hisseden kalp, sezen gönül, aşkın farkındadır.Bu aşkı idrak eden,başka bütün muhabbetleri silip atmakta, ya da hepsini asli kaynağı olan yere bağlamaktadır. İşte o zaman aşk, birleşmekte ve tekleşmektedir.Geriye kalan ise,manilerdeki doldurma mısraları gibi, sadece dedikodu ve faydasız geveselikten ibarettir./KALP SEVMEKTEN YORULMAZ

  7. Sevgi "İtâat" İsterAnadolu VelîlerindenBaba Nîmetullah Nahcivânî hazretleri,"rahmetullahi aleyh"bir gün nasîhat isteyen bir gence;Her günü "Son gün", her namazı "Son namaz"olarak kabul et. Öyle yaşa bu dünyâda,buyurdu.Sonra sordu o gence:Sen Allahü teâlâyı seviyor musun evlâdım?Elbette efendim, seviyorum.Peki O\’nun emirlerine uyuyor musun?Genç büktü boynunu.Tam uyamıyorum hocam.Buyurdu ki:Bak evlâdım, kim Allahü teâlânın emirlerineuymazsa, onun, "Allahı seviyorum"demesi doğru olamaz.Tekrar sordu:Resûlullahı aleyhisselam seviyor musun?Seviyorum elbette.Peki Onun sünnetlerine uyuyor musun?Tam uyamıyorum efendim.Buyurdu ki:Resûlullahın aleyhisselam sünnetine uymayanın da,"Onu seviyorum" sözü doğru olmaz evlâdım.Delikanlı sordu:Uymadan sevilmez mi yaniefendim?Hayır evlâdım, Sevgi, "İtâat" ister.İtâat etmeyen, sevmiş olmaz.Allah Razı Olsun..Çok Güzeldi..Paylaşımınız İçin Teşekkürler..Rabbim O\’na ve Rasulune itaat eden kullarından eylesin cümlemizi diyerek ….Hayırlarda hayırla kalınız daim….

  8. Dünya da ölümden başkası YALAN:))

  9. Âşıkların kimi azgın dalgalarla boğuşur, kimi bir Titanik gibi buzdağlarına çarpar, kimi boğulup okyanusun derinliklerinde kaybolur; pek azı da esenlikle sahile çıkar. Kıyıya çıkmak iyidir, hoştur; ama el ele tutuşup birlikte aşk denizine atladığınız sevgili yanınızda değilse, çektiğiniz acıları içinize sindirebilir misiniz?ALLAH İÇİN SEVİNİZ ALLAH İÇİN BUGZ EDİNİZ..Emeğinize sağlık dua ile

  10. "Aşk , başlangıçta belli bir yöne ya da güzele karşıdır.Sonradan sonsuzlaşır, tüm mana rahatsızlıklarını silip geçer. Güzeli bulma sanatı böylece Allah\’ın sonsuzluğunda ebedileşir.Aşk\’ın en net özelliği, doğduğu insanda gönlün diğer güzel niteliklerini birlikte getirmesidir.Aşk\’ın olduğı yerde sevgi ve sanat vardır.Aşk, kalbin bizzat yapısına bile intikal eder. Hem onda "güç" oluşturur, hem de "sızı"… Aşk gönül penceresinden esen bir rüzgardır.Aşk, ölümsüzdür. Nefs malı olan mantığın iflası, onu tadmayanlarda yanılgı sayılır.Halbuki "aşk" asıldır. Aşk\’ın cinsler arasında karşılıklı oluşu , onun yüceliğine gölge düşürmez. " Madem ki "aşk" ölümüsüzdür, ebedidir ömür boyu yaşamak yetmez aşka… aşkın mekanı olan gönül ötelere bağlı zira.Tüm zamansızlık boyutlarında "aşk" ı yaşamanız niyazıyla.Allah cc. razı olsun.Esselamüaleyküm.

  11. Dünyada yaşadığımız hiçbir sevgiyle kıyaslanamayacak kadar değerli olan Yüce Allahın sevgisini nasıl kazanabiliriz?Allah\’a iman etmiş bir insanın güzel ahlakını ortaya koyan, kendisine has çok özel tavır ve davranışları olur. Bu ahlakın örneklerini Yüce Allah Kuran-ı Kerim\’de bizlere detaylı olarak bildirmiştir. Yüce Allaha gönülden iman eden Müslümanları diğer insanlardan ayıran en önemli fark da, her ortam ve şartta Rabbimizin Kuranda bildirdiği bu güzel ahlaka en küçük bir taviz dahi vermeden uymalarıdır. Kuşkusuz bunun sonucunda ortaya üstün bir ahlak modeli çıkmaktadır. Çünkü insan güzel ve değerli olan tüm vasıflara ancak Allahın bildirdiği din ahlakına uyduğunda sahip olabilir. Sonsuz kudret sahibi Yüce Allah, Kuranda doğruluğu, adaleti, sabrı, fedakarlığı, vefayı, sadakati, kararlılığı, itaati, alçakgönüllülüğü, hoşgörüyü, şefkati, merhameti, öfkeyi yenmeyi ve daha birçok üstün ahlak özelliğini emretmektedir. Bunlar, Allahın hoşnutluğunu kazanmaya çalışan müminleri diğer insanlardan üstün kılan önemli ahlak özellikleridir. Bu üstün ahlak özelliklerinin müminler için diğer bir önemi ise her türlü eksiklikten münezzeh olan Allahın sevgisine kavuşmalarına vesile olacak olmalarıdır. Bu nedenle dünya hayatında da ahiret hayatında da Rabbimizin rahmetini ve sevgisini umut eden müminlere düşen; Allahın bildirdiği bu ahlak özelliklerine içtenlikle uymak için gayret göstermektir. İman edenler ve salih amellerde bulunanlar İse, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır. (Meryem Suresi,96) Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala alihi ve sahbihi ve sellim Ey Allahım ! Efendimiz, büyüğümüz Muhammed\’e, evladu iyaline, ashabına salatu selam eyle.(Rahmet et, selametlik ver.) Hayırlı Cumalar Kardeşim Allah a Emanet Ol Selam ve Dua İle

  12. AŞKAşk yagmur tanesidir Bahta yemin ettirendir İlk orucun iftarının ilk zeytinidir Bir fotografın yıllar sonra kanamaya başlamasıdır Zevaldir.. Kuşluktur Ebu Bekirin yol arkadaşlıgıdır Fatimanın cesaretidir Vahşinin pişmanlıgıdır Anne merhametinin ötesinde fravun gazabının üstesindedir Taşları kaynatıp çorba yapan umudunu yitirmeyendir Aşk onbir yaşında MUHAMMED in annesidir Aşk Hacerdir Aşk merve ve sefa adıdır Aşk cesaretse en çokİsaya yakışan sabırsaEyyübe yazılan merhanetse MUHAMMEDE inendir Aşkın en buyügü sonsuz olandır Aşk inanmaktır Karıncanın kalbine merhameti indiren Kelebegin kanadına ürkekligi konduran Sokak kedisina sevmeyi ögretene İNANMAK Aşk hakikattır hakikat aşktır Hazreti Ademin Hazreti Havvaya ilk bakışıdır Havva annemize kavuşmak için ettigi duadır Yaratan tarafından kalbimize konulandır Kaderin kendisidir Yusufun kuyusudur Aşk yeniden besmele çekebilenlerin hakkıdır Vahdettir aşk İkiligi reddeden herşeyi bir olanda "Bir olmak" bulur Kapıları açmamaksa Süfyanın Hallaca attıgı gül kadar kanatmaksa bir anlam taşımakta olandır Aşk Haticedir Ne diyorsa dogrudur Ne getirmişse kabüldur Kıyamet ve merhamet arasında bir yerdir Bir Musa ve bir asaile nil yarmanın adıdır Aşk umuttur Sorsana Sorsana Şah cihana Taçmahal i yaptıran nedir Sorsana Musaya asasıyla kızıl denizi ikiye ayıran hangi inançtır Aşk varsa melekler yagmur tanalerini tek tek indirir kendi gözlerinin yaşından Aşk Bagdat Semerkand Barla Buhara İstanbul İsfehan MEDİNE Konyadır Aşk PEYGAMBER EFENDİMİZİN (S.A.V.)İzinden Aşk yunusun peşinden gitmektir Selam ve dua ile ahmed kardeşim.Baki muhabbetle..

  13. ——-\\\\\\\\|/————–( @@)—– —ooO–(_)–Ooo—With my desire a pretty Sunday and Week with loveLove is an ocean indeed .. one without beginning or end.http://i32.tinypic.com/2me9l3.gifCom meu desejo de um lindo Domingo e semana com AmorO amor é um oceano na verdade .. sem um começo ou fim.Cyber Kisses and Beijokasahmed

  14. Seviyorum diyebilmeli insan, kucak açmalı uçsuz gökyüzüne, Sevdasını sayfalara değil gönlüne yazmalı sevdiklerinin, Yazarken narin olmalı yüreği, incitmemeli sevdiklerinin gönüllerini, Kalem değil hislerini kullanmalı, Mürekkep yerine gözyaşlarını kullanmalı sevdasını yazarken Gece olmamalı, güneş batmamalı bu sevda üzerine, ay gündüzde doğmalı, Sevdaları sözlere sığdırmamalı, anlatmalı gözleriyle, Kırmalı gönül zincirlerini, kaldırmalı prangaları özgür olmalı bir kuş gibi sevdaları, Kanatlandığında sevdiğine uçmalı hisleri Ağlayabilmeli sevdasını yaşarken Ve haykırmalı hayata sizi seviyorum.selam dua ve gönül dolusu muhabetlerimle hayırlı sabahlar ablası…

  15. selamün aleyküm,konu sevgi olunca paylaşımlarda çok oluyor. sevgi paylaşıldkça artan tek şeydir.ışık gibi yayılır ve insanın gönlünü gül gülistan eder.ilahi sevgi ile ise insan, kainatla bütünleşir, esmanın tüm tecellilerini gönlünde hisseder.Allah razı olsun , güzel bir paylaşım olmuş.selam ve dua ile

  16. Dilin tefsiri gerçi pek aydınlatıcıdır, fakat dile düsmeyen ask daha aydındır, çünkü kalem, yazmada kosup durmaktadır, ama ask bahsine gelince; çatlar aciz kalır. Askı, asıklıgı yine ask serh etti. Günesin vücuduna delil yine günestir. Sana delil lazımsa günesten yüz çevirme. (Mesnevi I/ 112-116)Mevlana da asıl aşk mutlak güzellige yani yaratıcıya duyulanasktır. Yaratıklar fani oldukları için onlara duyulan ask da fanidir.Baki olmak için baki olana asık olmak gerekir. İnsanı olgunlastıracak olan da bu asktır."Onun askını seç ki bütün peygamberler, onun askıyla kuvvetve kudret buldular, is güç sahibi oldular." (Mesnevi I/220)Mevlana kararı olmayan askın insanı delilige götürecegini belirtir."Kararı sükunu olmayan suh ve sen ask da büsbütün bedeninasıl cünuna sürüklüyor." (Mesnevi I /2827)Askı kazanmak için cefa çekmek gerekir. "Aşk davaya benzer,cefa çekmek de şahide. Şahidin yoksa davayı kazanamazsın ki.(Mesnevi III/4009)ALLAH a aşk ile ulasılır. "İnsanla ALLAH arası bir deniz mesafesiise; akıl bu denizde yüzücü, ask ise bir gemidir. Yüzmek güzeldir ama uzun bir yolculuk için yeterli degildir. İnsan yüzerken yorulabilir, bogulabilir. Ama gemiye binen hedefine ulasır." (Mesnevi IV/1423-1427)Mevlana için ask ALLAH aşkıdır. Onun dısındakiler ask degildir."ask renge ve kokuya baglı (zahiri) olursa, o ask degildir. Kisiyebir utançtır. (MesneviI/214)"Faniye olan ask ebedi degildir. Zira insan bu düzenin hükmüne,ebediligine müsait degildir. (MMevlana ask ile yanıp tutusmayanları kanatsız bir kusa benzetir."Her kim ask ile yanıp tutusmamıssa; o, uçmayan kanatsızbir kus gibidir. Mesnevi I/31)Aşk gönle açılan kapıdır. O kapıdan içeriye girmek kolay degildir. Aşkın ne oldugunu bilmek onu yasamakla mümkündür.İnsanın olgunlasması esastır. Bu olgunluga ulasmak ancak ilahi askın cezbesiyle olur. Bu ise yasamayı yani kötülüklerden arınmıs bir gönülle yasamayı gerektirir. Heves ve isteklerden dünya ya bağlılıktan kopmayı gerektirir. Mevlana için aşk bir arkadastır.Hem de kendisine sımsıkı baglı olan kendisinden hiç ayrılmayan bir arkadas. "Benim asktan baska hiçbir arkadasım yoktu ve olmadı. Ne bu dünyaya gelmeden önce, ne de daha sonra asksız yasadım." (Can, 1990:Rübai;23) Ondaki bu ask bu yönüyle ezeli ve edebidir. Bu da ilahi asktır. İnsanı insan yapacak olan da bu asktır. Mevlana bundan dolayı, asık olmayan insan degildir, demektedir."Baki olmak için baki olana aşık olmak gerekir. İnsanı olgunlaştıracak olan da bu aşktır."çok güzel bir paylaşım emeğine sağlık Ahmed abi Allahc.c. razı olsun.. Selam ve duaların en güzeliyle Rabbime emanet ol can abim..Selametle kalasınız inşaALLAH…

  17. KURBANIMYar adıyla başlayayım sözümeGülsüz bağda bülbül ötmez kurbanımSözü önce söyleyeyim özümeYoksa kalpten kalbe gitmez kurbanımSen senin olmazsan tüm dertler biterVarını yokunu mürşidine verUstanın elinde kütük ol yeterTeslim olan zarar etmez kurbanımGüvenme kendine ben oldum diyePişenler hamım der, bir düşün niyeTövbe lazım ettiğimiz tövbeyeBir tövbeyle bu iş bitmez kurbanım İltifat beklemek kırılmak nedirO kapıdan kovsa sen bacadan girHa sevmiş ha dövmüş ikisi de birSevmese kaşını çatmaz kurbanımÇalış nasibini al dünyadan yanaAma sanma dünya yar olur sanaAhiret parası lazım insanaGüneş hep batıdan batmaz kurbanımHizmet yoksa himmet olmaz bu kesinHem hizmet nimettir böyle bilesinGayret et gönle gir “benimdir” desinSultan kölesini atmaz kurbanımYap dediğini yap emrine göreBu iş bensiz olmaz deme boş yereO eli tutmuşsa insan bir kereNefsini hesaba katmaz kurbanımCahiller ağzını açınca ben derBen deyip yol alan var mı hiç gösterEli hep güzel gör kendini hep yerTezek su dibine batmaz kurbanımGünahtı sevaptı bunlar boş hesapHer neyi yaparsan Allah için yapAvamın işidir bu hesap kitapAşıklar kar zarar gütmez kurbanımDua kabul, niye sıddıkın ahıNe dedi hızıra nakşibend şahıHatırla idrak et anla bu rahıBen sadıkım demek yetmez kurbanımSadakat ne derse doğru demekmişOnsuz doğrulara eğri demekmişSadakat sıddıkın bağrı demekmişCiğer yanar duman tütmez kurbanımEr olmak isteyen serinden geçerBir saki elinden badeyi içerSeç deseler yarin zehrini seçerAğyarın balını tatmaz kurbanımSözün özü derdi minnet bil canaYare can ver ki can yar olsun sanaBaşı koy İsmail gibi meydanaKurbanlara bıçak tutmaz kurbanım SERDAR TUNCER Hayır huzur ve selametle inş.

  18. Büyük zatlardan biri, evinde otururken birden kapı çalınır. İnip bakar. Bir de ne görsün eski tanıdıklarından biri. Allah rızası için sadaka istemeye gelen bu eski dostu mahcup etmemek için kendisine görünmez. Hemen içeri koşup eline sandıktan ne geçerse hepsini getirip, kapı aralığından uzatır. Adam dua ederek gittikten sonra o zat hüngür hüngür ağlamaya başlar… Hanımı, “Verdiklerin gözüne çok göründü, yaptığın cömertliğe pişman oldun da ondan dolayı mı ağlıyorsun? ” diye sordu. Adam şöyle cevap verdi: “Hayır! Aklına gelen yanlış. Ben verdiğim para için değil, uzun zamandan beri görmediğim bir dostumun halini sorup araştırmadığım için, onu dilenmeye zorlanacak duruma getirişime ağlıyorum! ..” Gelin büyük zata eşlik edip biz de ağlayalım! Teselli bekleyen komşumuza çare olamayışımıza, cevabını unuttuğumuz mektuplara, aramadığımız dostlarımıza, ziyaret etmediğimiz hastalara ağlayalım. Belki en kötüsü de, bu hissimizi yitirişimize ve ağlamayı unutuşumuza ağlayalım. Çoğu şeyin farkına varmadan yaşıyoruz. Sokakta telaşla ilerlerken hayattan ümidini yitirmiş birisi geçiverir yanımızdan. Alaca karanlıkta pazar artıklarını toplayan yoksulları görürüz. Çöp bidonunu karıştıran adamın parmakları yırtık pabucunun içinde donarken, basit bir boya kutusu ile yaşam savaşı veren minik bir çocuk görürüz. İyilik yapmayı uzaklarda aramayalım. Aslında o yanıbaşımızda bizi beklemektedir. Öyle insanlar vardır ki, parasızlıktan veya maddi yetersizliklerden dolayı değil, sadece sevgi sözcüğüne hasret olarak ilgisizlikten ölür giderler. Bazen, kedinin ayak tıkırtısı veya rüzgarın sürüklediği kağıdın hışırtısı, ümit uyandırmak için insanın yerini alabiliyor… Bir aile “Acaba hangi lokantaya gitsek? ” diye düşünürken, yan komşusunun elektrik borcunu ödeyemediği için kullandığı mum devriliyor ve yangın çıkıyor. Yetimler akşama ne yiyecek? İyilik, hayata anlam kazandırır. İyilik öyle bir dildir ki hem dilsizler konuşabilir onunla, hem de sağırlar işitir onu… Hayat bir iyilik yarışıdır ve sevmektir. Sevmek ise boş sözle olmaz. Sevmek ilgilenmektir. Zaman ayırmaktır. Paylaşmaktır. Bilvanis.NetHayırlı günler selametle inş.

  19. AŞK ODU ÖNCE MA\’ŞUKA, ANDAN AŞIKA DÜŞERGeceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç? Ya onların aşk uğruna yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini… Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir… \’Aşk odu önce ma\’şuka, andan âşıka düşer.\’ derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın… Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. İlk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet… Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün… İşte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek. Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. İşte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap… Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar. Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık pervane \’hakkal yakin\’ biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını verdiği noktadır. Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü. Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı. Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir. Önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum… Sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar. Ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek… Alıntıdır…Allâh, üzerimizdeki nurunu tamamlasın…vefâ ile Ahmed kardeşim..

  20. Güzel bir paylaşım olmuş kardeşim. insan okurken bile ümitle doluyor . selam ve dua ile.a.e .o.

  21. Hiçbir filiz kendi gölgesinden öte bir yerde ölümü tatmamıştır..”Ey gözlerime bahşedilmiş mucize,Ey yüreğime hediye edilmiş Cennet kokusu,Ey nefesime serpiştirilmiş bir yudum taze hayat ,Kan ter içinde susuz dudaklarıyla ve semâya dönen dualarıyla “ bir avuç deryâ’yı “ dileyen bir Haziran Cumartesi vaktinden düşüyorum sen kokan bu satırları..Vaveylâ eden bir öğle saatinde bulunduğun yerin deli rüzgarlarında düşlüyorum seni..Deli esen rüzgara inat başını eğmeyen gözlerine baka baka seni sevdiğimi haykırıyorum dua dua…. Kulağımda yankılan Cennet şarkılarıyla yeniden huzuru doldururken seni çekiyorum içime.. Toprak kokan benliğimle deniz kokan türkülerin söylendiği yüreğine akıyorum.. Sen mavi bir deryâ, ben sana kavuşmayı arzulayan – ruhi haliyle- Leylâ.. Sana gelen yollarıma sunulmuş tüm engelleri teker teker aşarak sana koşuyorum. Yüreğimde toprak kokusu, yüreğimde sana bir an evvel kavuşma çoşkusu..Hadi sevgiliKapılarını, perdelerini sonuna kadar arala.. Mevcudiyetinin ve geleceğinin tek idamesi / gayesi koca yürekli “ umut “ sayfalarına bir “ Elif “ miktarı “gül”ümse olmaya geliyorum.. Heybemde yetiştirirken her nefesine bir “ Elif “ miktarı huzuru kattığım birkaç sevda gülü ve nefesimde Cennet tahayyülü ile sana koşmaktayım..Yıllarca sana sakladığım yüreğimi benden emin olana “ sana “ katmaya geliyorum.. Yollarım sana, menzilim sana..Kan ter içinde kalan Haziran ayının aksine ben “ senin gözlerinde “ yaşlanmayı diliyorum.Senin mevcudiyetine idrakim tamamdır artık.. Gayri benliğim senin varlığında sonlansın sevgilim…Çünkü biz bir mucizenin gerçeğe en yakın halinde sevdik birbirimizi.. Biz ki; dallarında bir “ Elif “ miktarı huzur, köklerindeki taze umutları taşıyan gül-i râna’nın sevdaya sunulan bir avuç mutluluğuyuz..Tedavülü çoktan kalkmış bir ömrün peyderpey yeniden yaşatılması değil bizim sevdamız. Bitkisel hayatta yaşayan bir bedene yeniden ömür biçmek degil yaşadıklarımız.. Ayrı gökyüzüne aynı gözle bakan bir sevdanın en yalın haliyiz.. Tümceleri sevda ile nakış edilmiş cümlenin içinde yüreği Cennet kokan bir özneyle ile bir yüklemiz.. Biz ki toprağın suya hasret kaldığı zaman diliminde gökten düşen – bir “ Elif “ miktarı “gül”ümse’yiz.. Şimdi sevme zamanı.. Şimdi kavuşma zamanı..Gökten inen nurun toprakla kavuşmasında temaşa edilen mucizenin kelimelere dökülen haliyiz biz.. Sen ve ben bir’iz..Sen ve ben hep biziz.. Biz ki ;bir “ Elif “ miktarı huzuruz yetim ceylanlara hediye edilen.. Biz ki; taze gülüz nadasa bırakılmış topraklarda yeniden yeşeren.. Ve biz ki, birbirimizin kaderine yazılmış bir ömürlük sevdayız yıllarca kıyıda köşede delice beklenilen…Nefesindeki hayatla soluklandığım saklı sevdam,Sevda mucizesinin yeniden tezahür ettiği gözlerine yaşat beni.. Sonra da yeşil Cennetindeki gonca güllerinle sar beni…Hadi sevgili durma öyle.. Mavi bilyelerin cam soğukluğunda üşüyen yüreğimi sıcak şefkatinle kundakla. Üzerinde ütüsüz gömleği bir de yamalı pantolonu ile sana koşan bu adamı ilkokul cağındaki örgülü saçlarıyla siyah- beyaz fotoğraflara bile renk katan yaşı küçük ama yüreği büyük o kahve gözlü kızın yüreğine al..Gözlerinde her gün tekrarlanan Bayram sabahlarının güzelliğine kat beni.. Baktığın her gökyüzünde benim gülen yüzümü görebilecek kadar benimse beni..Bir an tıkanan hayat ın içinde anlamını idrak edemediğimiz ama onsuz mevcudiyetimizi idame ettiremediğimiz nefesinle sev beni.. İçine çek beni.. Taaa ciğerlerine doldur beni. Uzaklığımı unut, nefesime sokul.. Şah damarlarımdan bir an bile ayrılma sevgili.. Yoğunluktan bitap düşen yüreğimi nefesinle tazelendir.. Hadi el gibi sevgili durma yanımda . Ne olursa olsun yaşat beni yaşadığın sevdanın en yalın zamanında.. Kapı zile basan kişinin aşikâr olmasına inat sen hep benden başka her şeyi unutacak kadar sev beni..Hadi sevgili.. Bu Cumartesi bana memleketinden güneşler topla heybene..Biraz da deli esen rüzgardan doldur eteklerine..Bana gelirken toz toprak koksun yüreğin… Ellerin ise huzur… Şimdi seni bekliyorum aynı gökyüzünün altında. Sana kanatlanmak üzereyim.. Hicretim sana.. Yollarım sana… Menzilim sanadır..Unutmadan sevgili.. Gözlerimi kapattım.. Hani her zaman sana dediğim gibi” bir gün gözlerine bir şey olur da bir göz gerekirse karanlıklarına.. İşte bak yine gözlerimi sana verdim.. Kapattım ışıklarımı.. Annemin tülbentiyle perdeledim güneşi.. Sağım- solum karanlık mı sanıyorsun şimdi.. Tut ellerimi şimdi.. Gözlerin ışığım, adımların adımlarım olsun…Hadi gözlerimi kapattım ve kulağımda Cennet şarkılarıyla çoşarken kulağına fısıldıyorum sevgili…“ Senden başka her şeyi unutacak kadar seviyorum seni …"………Hep bir “ Elif “ miktarı “gül”ümse ne olur…Çünkü; gülmek sana yakışıyor…..Gülümse ne olur…Gülümsediğin,Bende yaşadığın,Beni “ sende “ yaşattığın için“ EyvALLAH sevgili eyvALLAH….”SELAM VE DUA İLE ABİİ…

  22. AŞKTIR Kİ, GERİSİ VESAİREDİR… Sevgili!.. Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim… Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim. Sevgili!.. Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kandırmış olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünki o, duydum dediğim bir yanıştır. Şimdi ayın, şın ve kaf’ları çıkardılar elifbelerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif’lerle he’lerden. Sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak, ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda. Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz, canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!.. Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!.. Galiba varlığın çekim alanına giren en ulvi acıydı aşk; ve maddeyi mânâya veren en cömert sancıydı. Ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı yitirişlerin türküsüydü. Kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk; kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan âhenkti aşk. Şarkın bütün şiir macerasıydı, belki Yesribli sevgililer için tutulan bir Anadolu yasıydı. Yağmur yağmur belaya başını tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. Mansûr’u dâra takan da, Halil’i oda yakan da oydu, ve oydu Eyyub’u derde bırakan da. Tuz kadar mübarek, ekmekçe aziz idi; toprakleyin bereket, su gibi temiz idi. Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misâl–i taşa benzer. Hayatı aşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye aşk kalır. Gelip kemiğe dayanınca dünya, hayata atılan kemend olur; göz kapaklarından vurulunca kasırgalar, annelerce deprem, babalarca bend olur. Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar, aşksız rahmini yargılayan bebekler nâgehan doğar. Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezel ya ebet olur; aşk kayıp giderse dünyadan ebet kıyamet olur; sevgisizlik gelir, dünya cehennem olur. Aşk gelince burukluğun şiirinde hüzün dokur heceler; ve azarlanmış kalpleri ısırır tam yarısında geceler. Saban onunla sürerse toprağı koşarak, ancak o vakit yeşerir taze bir başak. Atların nallarından yıldırımlar masallara dökülür, ve yollanamayan mektuplarda nice kalpler sökülür. Kayan yıldızlar gibi büzülür elem dehlizlerine diller, ve melal süzülür gibi melek kanatlarında döker yapraklarını güller. Kaderin dehşetini yakan şamdanlar özge pervanelere tesellikâr düşer, şefkatli bir ekmek kırıntısıdır kurutulmuş buselere yâr düşer. Sevgili!.. Kapına geldik; aşkı öğret bize; ve aşkını ver yüreklerimize. Bir nihânîce gamzene gamzede âşıkların adına… Hani uykuya dalınca kenti, ve yalnız başına kalınca kendi… Hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca dilleri, ve hâl üzre gönüller anlar olunca bütün dilleri… Vicdan sesinden bîzâr kürek mahkumlarınca, hani âşıkların hasreti özlemle karınca… Hani gurbetin ucunda gönlüme gömen de seni, hani seni gurbet gurbet gönlüme gömende… Güneş ve ay nurunu aşkından alırken; güneşin ışığı aya vurur gibi âşıkı aydınlatırken… Gel ey Sevgili bir huzmecik bahş eyle âsî ve aciz üftadene, ve umut ver peykin olmaya teşne kem zerrene. Aşkları unutan bendene aşkını unutturma!.. Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da…İskender PALA

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s