…Edebi ince ve zarif bir örtü olarak yaratarak, insanı örten Rabb ne güzeldir?”…

Edeb

“Uyanıyorsun.

Güneşten önce. Sana özgü, sadece senin daldığın bir uykudan. Ve sadece senin görebildiğin bir rüyadan. İçini bir huzur kaplıyor. Ortalık hala ipeksi örtü ile kaplı. Örtünün rengi biraz açılmış. Siyah ve beyaz ipliği birbirinden ayırabilecek kıvama gelmiş örtünün rengi.

Sabah kalkar kalkmaz ilk işi “hayır olsun” ile başlayarak rüyasını anlatan insanlardan olmak istemiyorsun. İçinde tutuyorsun. Kimseye anlatmak istemiyorsun rüyanı. Anlatırsan sanki rüyanın büyüsü bozulacak. İnsanın kendisini çok anlatması kişiliğin kimyasını bozar. Bir kere, bir kere daha geliyor rüyan aklına. Ne gördün? Tamam anlatma. Merak ettiğimi itiraf ediyorum. Bana da anlatma. Sadece sen bil. Ve sana o rüyayı gösteren O bilsin. Bu içini ısıtıyor.

Durgunsun. Ne kadar suskunsun. Bu konuşma isteksizliğinden kaynaklanmıyor. Bu edebinden kaynaklanıyor. Mahcub mahcub bakıyorsun. Perdeyi aralıyorsun. “Gecenin gündüze, gündüzün de geceye çevrilmesini”

 (al-i imran: 26) izliyorsun.

Sessizsin. Zihnine takılan bir şeyden değil değil mi bu sessizlik? Ne kadar saçma bir soru. Afedersin. Sessizliklerin garip karşılandığı zamanın çocuklarıyız. Bu yüzden suskunluklara ve sessizliklere dayanamıyoruz. Tabi ki ya. Suskunluğun mahcubiyetten kaynaklanıyor . Kainatın Rabbi karşısında kalbin mahcub. Onun sana verdiklerinin karşılığını veremediğini ve asla veremeyeceğini biliyorsun. Keşke daha çok şey yapsam diyorsun Onun için. O bunları yapmışsın olarak kabul ediyor.

Sabaha daha ilk ışıklar dökülmeden tüm varlıklar aynı tevazuya bürünmüşler. Gözleri yere inik, kalbi derinlere yükselmiş bir insanın bakışlarını andırıyor varlıklar. Senin gibi. Edebli. Tamam. Senin mahcub etmek istememiştim. Her varlık haketmeden verilen bir varoluş karşısında Ona karşı mahcubdur.

 

Bu vakitlerde en çok hangi duayı etmeyi seviyorsun? Dur tahmin edeyim. “Hoş geldin, sefa geldin ey sabah ve ey yeni gün! Merhaba ey mutlu gün! Ve merhaba ey katip ve şahit melek!…” (Evrad-ı Kudsiye) Tahminim doğru mu? Doğru olduğuna sevindim.

Büyük an geliyor. Dünyaya güneşin ışıkları dökülüyor. Gökyüzü bulutlu. Bulutlar ışınların varlıkların üzerine parıltılı dökülmesine tam izin vermiyor. Olsun. Varoluşun her biçiminin güzel olduğunu düşünüyorsun. Susuyorsun. Ama hareket etmek istiyorsun.

Sabah yapılacak en iyi şeylerden biri yürümektir. Bak yola koyuluyorsun. Yola koyulmak. Bu cümle aklına takılıyor. Yolcusun. Yürüyorsun. Düşünüyorsun. Gözlemliyorsun. Selamlıyorsun. Tanıdığın bir kaç kişiye merhaba diyorsun. Melekleri unutmuyorsun. Yanıbaşındalar, biliyorsun. Her varlığın üzerine ilişmişler, hissediyorsun. Bak, onlarda senin selamını alıyor. Ağaçlar sana gülümsüyor. Bunu bir başkasına anlatsan sana hezayanları var diyebilir mi? Diyebilir. Ama sadece “der”. “Der”lere, “dedi”lere, “demiş”lere aldırmıyorsun. Sen yoluna devam ediyorsun. Kainatın şenliğine katılıyorsun.

Bugün biraz daha az konuşuyorsun. Çok düşünüyor, çok yaşıyorsun. Bakışlarındaki utangaçlık seni sen yapıyor. Duyguların ne kadar sakin. Hırçınlıktan uzak ruhun kendi içine doğru derinleşmiş. Utangançsın ama olup bitenin farkındasın. Tüm utangaç insanlar gibi gözlemlerin keskin, sezgilerin güçlü. Sözlerini tüketmiyorsun. Sözcüklerin senin varoluşunun bir parçasıdır. Varoluşunu tüketmiyorsun. Geçen gün okuduğun hadiste ne diyordu sevdiğin insan hz. peygamber: “ – Susma halimin tefekkür olmasını, konuşma halimin zikir olmasını, bakışımın da ibret olmasını..emretti Rabbim”. Hz. Peygamberin de utangaç olduğu söylenir, biliyorsun. Dün gece bir arkadaşım e-mektubda yazdı: “hayasının şiddetinden dolayı adeta örtüsü içindeki bir genç kızdan daha utangaç idi” diye tanımlarmış kitaplar onu.

Utanmak ince ve ipeksi bir örtü gibi seni örtüyor. Seni zarifleştiriyor, güzelleştiriyor. Ne kadar güzelsin? Bak bu da utandırdı seni. Tamam bir daha söylemem. Belki de söylerim yine. Bilmiyorum.

İnsanı örten en zarif örtü edeb. Onun içinde çok güzel görnüyorsun. Bak dayanamadım, yine söyledim. Ama aslında söylemek istediğim belki şuydu: Edebi ince ve zarif bir örtü olarak yaratarak, insanı örten Rabb ne güzeldir?”

Mustafa ULUSOY

www.karakalem.net

 

Reklamlar

26 Yanıt

  1. İlim, edep ile öğrenilir ve anlaşılır. Amel, ilim ile sahih olur. Hikmete amel ile ulaşılır.Zühd hikmet ile anlaşılır, zühde de onunla ulaşılır. Dünya, zühd ile terk edilir.Dünyanın terki, ahrete rağbeti getirir. Ahrete rağbet ile de ALLAHu Tealâ’nın rızasına ulaşılır.”Zünnun-u Mısrî K.S.’nin yakın dostu Yusuf b. Hüseyin er-Razî K.S.’ya ait bu hikmet silsilesive marifet örgüsü söz, aslında müminin dünya ve ahiret macerasını özetlemekte.Şöyle bir düşünelim: Edepten nasibini almamış ve onunla süslenmemiş bir ilim,kuru bilgi hammallığından öteye gidebilir mi?Edep, ilimden beklenen dünya ve ahiret faydasını sağlar.Edepsiz ilim ise insanları hem ilimden, hem de dinden soğutur.Kişi, ancak edep ile yoğurduğu ilim sayesinde salih amele ulaşabilir.Zira edepsiz ilme “ilim” denmeyeceği gibi, ilimsiz amel de Yüce ALLAH nazarında bir kıymet ifade etmez.Kişiyi hikmete vardıracak yegâne vasıta, hamuru edep mayasıyla yoğrulan ilim ile yapılan salih ameldir.Yüce Rabbimiz,“Kime hikmet verilmişse, muhakkak ona birçok hayır verilmiştir.” (Bakara/269) buyurur.İnsanın kalbini masivadan temizleyecek olan zühd haline ulaşmanın yolu da hikmeti elde etmekten geçer.Hikmete ulaşan kişi dünyayı ve içindekileri neylesin?Hikmeti kavramayanlar, zühd hayatının hakikatini bilemeyecekleri gibi, ona nail de olamazlar.Dünyayı ve içindekileri kalple terk etmek için zühdden;ahiret yurdunda ebedi mutluluğa ulaşmak için de dünyayı kalpten çıkarmaktan başka bir yol var mı?Ve nihayet, ALLAH Tealâ’nın rızasına ulaşabilmek için ahiret hayatını diğer bütün arzuların önünegeçirmekten başka bir yol yoktur. Bir yandan dünyaya kırılmaz zincirlerle bağlı bir kalp taşımak,öbür yandan da ALLAH’ın rızasını ummak, imkansızın peşine düşmek demektir.İşte bu dünyadaki varlık sebebimiz olan “kulluk” serüveninin bizi maksada erdirebilmesi için,işe doğru yerden ve doğru biçimde başlamanın zaruretini ortaya koyan hayatî tespitler…Bu serüvene doğru yerden ve doğru biçimde başlamış olmak da yeterli değil üstelik.İstanbul\’a gitmek için Kars\’tan hareket eden bir kimse eğer yanlışlıkla İzmir otobüsüne binmişse,elbette yol ayrımından sonra hedefinden uzaklaşacak ve umduğundan farklı bir yere varacaktır.Tıpkı bunun gibi, hayat yolculuğunda da sadece başlangıç yeterli değil.Bir sonraki aşamayı mutlaka göz önünde tutma titizliğini göstermeliyiz.Zikredilen hikmet silsilesinin her bir halkasının, önceki adımla bir sonraki adımı birbirine bağlayanvazgeçilmez bir fonksiyonu olduğu açıktır. Eğer bu zincirin bir yerinde kopukluk olur vesilsile devam etmezse, hedefe ulaşmak için başladığımız hayatî yolculuk da kesintiye uğrayacaktır.İşte insanoğlunun ebedî mutluluğu yakalayabilmesinin formülü…Murat Hafız oğluHayırlı Günler Sevgili Ahmet Kardeşim. Bu değerli paylaşım için teşekkür ederiz.Rahman razı olsun. Eline yüreğine sağlık. Emeğine Bereket.

  2. Rasulullah abdest aldığı zaman Ashab-ı kiram abdest suyunu ve tükrüğünü kapıp yüzlerine ve vücutlarına sürüyorlardı. Rasulullah: – Niçin böyle yapıyorsunuz? Ashab- Kiram: – Ya Rasululah! faydalanmak ve sevap kazanmak için.. Rasulüllah(s.a.v): -Kim Allah v e Rasulünün kendisini sevmesini istiyorsa (böyle şeyler yerine) konuştuğunda yalan söylemesin, emanete hiyanet etmesin ve komşusuna cefa vermesin. buyurdu. İşte edep te adap ta bu.. Demek ki saygı ve sevgi sırf şekilde kalan hareketlerle, el öpüp yerlere serilmekle değil, istikametle ve hizmetle ispat edilir. Edeple varan lutufla döner. Saadatların huzurlarına girerken abdestli, gerekirse gusül almalı, iki rekat namaz kılıp bu beraberliğin hayırlara vesile olması için Allah’a yalvarmalı. Mürşidiyle uzun süre göz göze gelmeden O’nun yüzüne bakmalı. ALLAH RAZI OLSUN CAN AHMED KARDEŞİM ,EMEĞİNE SAĞLIK ,GÜZEL BİR PAYLAŞIM OLMUŞ.KALBİ MUHBBAETLERİMLE RABBİME EMANET OL.

  3. Edep – Haya Edep, güzel terbiye, iyi davranış, güzel ahlak, haya, nezaket, zarafet gibi manalara gelir. Mesela terbiyeli çocuk, edepli çocuk demektir. Hadis-i şerifte, (Evladınızı edepli, terbiyeli yetiştirin) buyuruluyor. Dinimiz, baştan başa edeptir. Edep, kulun kendisini Cenab-ı Hakkın iradesine tâbi kılması, güzel ahlaklı olmasıdır. Hadis-i şerifte, (Sizin en iyiniz, ahlakı en güzel olandır) buyuruldu.Hz. Ömer, (Edep, ilimden önce gelir) buyurdu. Çok heybetli olmasına rağmen, edebinden, hayasından Resulullahın huzurunda çok yavaş konuşurdu. Peygamber efendimiz de, bir kimsenin yanında iki diz üzerine oturur, ona saygı olmak için mübarek bacağını dikip oturmazdı. İbni Mübarek hazretleri, (Bütün ilimleri bilenin eğer edebinde noksanlık varsa, onunla görüşmediğime üzülmem, bunu kayıp saymam. Fakat edepli ile görüşemesem üzülürüm) buyurdu Her zaman her yerde edepli, hayalı olmaya çalışmalıdır! Hadisi şerifte, (Hayasızlık insanı küfre düşürür) buyuruldu. Haya, bir binayı tutan direk gibidir. Direksiz binanın durması kolay olmadığı gibi, hayasız kimsenin de imanını muhafaza etmesi zordur. Hadisi şeriflerde buyuruldu ki(Allahü teâlâdan haya edin! Allahtan haya eden, kötü düşünceden uzak durur, midesine girenleri kontrol eder, ölümü hatırlar.) [Tirmizi](Haya, baştan başa hayırdır.) [Müslim](Her dinin bir ahlakı vardır. İslamiyetin ahlakı da hayadır.) [İbni Mace](Hayasız olan hep kötülük eder.) [İbni Mace](Hayasız olan, emanete hıyanet eder, hain olur, merhamet duygusu kalmaz, dinden uzaklaşır, lanete uğrar, şeytan gibi olur.) [Deylemi](Haya ile iman, ikiz kardeştir. Biri giderse diğeri de gider.) [Ebu Nuaym](Mümin, ayıplamaz, lanet etmez, çirkin söz söylemez ve hayasız değildir.) [Tirmizi](Haya imanın nizamıdır. Bir şeyin nizamı bozulunca, parçaları da bozulur.) [İ.Maverdi] (Haya imandandır. Hayasızın imanı yok demektir.) [İbni Hibban](İnsan, salih iki komşusundan utandığı gibi, gece gündüz kendisiyle beraber olan yanındaki iki melekten de utanmalıdır!) [Beyheki]Allah razı olsun abican… hayırla kal…

  4. Edeb bir tâc imiş nûr-i Hüdâ\’dan Giy ol tâcı emin ol her belâdan!Önce edebi yazmalı kalem.Önce edebi anlatmalı kelime.Önce edebi idrak etmeli insan.Edep güzel; edep yüce…İnsan güzele müştak insan yüceye sevdalı. Kainatın en büyük hakikati iman imanın en büyük hakikati edep.Edep hakikatin büyüklüğü karşısında iki büklüm olmak Onun kemaliyle kendinden geçmektir. Yunus\’un odunları misali daldan-pürüzden budanmaktır. Elif gibi dimdik ok gibi dosdoğru olmaktır.Kuran\’ı hayata hayat yapma yolunda ilahi hedefi Kuran ahlakıyla on ikiden vurmaktır. Gerek dünya gerek ukba adına atılan her adımı itidal ve denge üzre atmaktır. Elhasıl kulluk şuuruna ermek ruhu ve bedeni sünnet-i seniyyenini nuruyla huzura erdirmektir.Habib-i Zişan-ı bu yolda kayıtsız şartsız rehber kabul etmektir. Edep onun gibi oturmak O nun gibi kalkmak Onun gibi bakmak O nun gibi yaşamaktır(s.a.v)Hz Osman edep timsaliydi. Sünneti seniyyeyi aklında cisminde ve ruhunda bütün incelikleriyle yaşamıştı.Ahmed bin Hanbel\’in Hasan ı Basri den rivayetine göre kapalı kapılar ardında bile elbiselerini çıkarmaktan çekinirdi. Edebinin derinliğinden dolayı Efendimiz(s.a.v) kendilerini ümmeti Muhammed içinde herkese nasip olmayan bir payeye layık görmüşlerdi.Hz.Osmanı "Ashabım içinde bana en çok benzeyendir."diyerek kendilerine benzetmişlerdi. "Herkesin cennette bir dostu vardır. Benim dostum da Osman\’dır". hadisiyle Hz.Osman\’ı dostu olmakla müjdelemişlerdi.Bizim de şu acımasız dönemde; edebi edepsiz ham ruhlara ilim yoluyla anlatacak yeni Osmanlara dair dualarımız vardır. Mevlana ne güzel ifade etmiş edebi. " Efendi bil ki insanın tenindeki can edeptir. İnsanoğlunun göz ve kalp nuru edeptir. Adem bir ulvi alemdendir süfliden değil. bu dönen kümbetin hem dönmesi hem de revnak ve zineti edeptir. İnsanoğlu eğer edepten yoksun ise o insan değildir zira insanoğlu ve hayvan arasındaki fark edeptir. Aç gözlerini bak Allah kelamı olan Kuran ayet ayet edeptir. Akıldan sordum: İman nedir? Akıl kalp kulağıma cevap verdi: "İMAN EDEPTİR!"dua ile abicik uzun zamandır bloglarınızı takip edemiyodum net olmadığından dolayı…sağlıcakla kalın abicikk..hayırlı günlerr…bu arada blog yine çok güzeldi ama

  5. * Utancı giden kimsenin kalbi ölürHzÖmer (RA)*Edep döküntülerialtın döküntülerinden daha hayırlıdırHzOsman (RA)* Edep aklın sûretidirHzAli (RA)* Ulu kişiârif bir insanRabbine karşı edebini bıraktı mı mutlaka helâk olurYahya bMuaz (RA)* En güzel edepgüzel ahlaktırHzAli (RA)* İnsanlık âdâbınıilimden evvelöğrenmek lâzımdırİmâm MÂLİK (RahA)* Ayıp ve kabahatten korkmayan ile düşüp kalkmakkıyamet gününde insana utanç verirİmam ŞÂFİÎ (RahA)* İnsanafâidesiz çok bilgiden ziyâdeedep ve yüksek terbiye lâzımdırAİbni Mübârek (RahA)* Edeptecrübe ile (yani bizzat yaşanarak) kazanılırİmam MÂVERDÎ (RahA)* Ey Rabbim! beni her ne cezâ ile cezâlandırırsan ceâlandıryalnız hicab (utanma) zilleti ile cezâlandırmaİmam KUŞEYRÎ* İnsanın ilim ve edebien büyük varlığıdırEskimezçürümezkaybolmazMEVLÂNA Celâledin-i Rûmî (KS)* Dünya gecesinin aydınlatacak şemâların en güzeli ve parlağı:EdeptirMEVLÂNA Celâleddin-i Rûmî (KS)* Utanma insanın ruhunda asıldırİnsanı insan olarak muhafaza eden de budurNâsr-ı HUSREV (RahA)* İnsanla hayvan arasındaki fark edeptirMEVLÂNA Celâleddin-i Rûmî (KS)* Her şeyin bir hizmet edicisi vardırDinin hizmet edicisi de edeptirAbdullah Nibbaci (RahA)* İlim meclisine girdimkıldım talep İlim tâ gerilerde kaldıillâ edep illâ edepZiya PAŞA* Setreter aybını insanın hep Ne güzel câme imişsevb-i edeb Edep elbisesi insanın ayıbını göstermeyen ne güzel elbise imişSümbül-ZâdeEDEP BİR TAÇ İMİŞ NÛR-İ HÜDADANGİY O TACI EMİN OL HER BELÂDANEdebini bilenlerden olmamiz temennisiyle;

  6. S.a. Bir selam vereyim dedim abi,Allah emanet olasın.."Sünnet-i Seniyye edeptir. Hiçbir meselesi yoktur ki, altında bir nur, bir edep bulunmasın. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: Yani, “Rabbim bana edebi güzel bir surette ihsan etmiş, edeplendirmiş.”Evet, siyer-i Nebeviyeye dikkat eden ve Sünnet-i Seniyyeyi bilen, katiyen anlar ki, edebin envâını, Cenâb-ı Hak, Habibinde cem etmiştir. Onun Sünnet-i Seniyyesini terk eden, edebi terk eder. "Bediüzzaman Said Nursi

  7. “Edep Yâ Hû” edebe, ahlaka davettir. Aynı zamanda bir ikazdır. Ama bu uyarı edepsiz kimseye değil, edebi bilen kişiyedir. Çünkü ‘ya hu!’ hitabı ‘Hu’ya aşina olana yapılır. O’nu bilen O’nun edebini bilir. O’nu yani Hu’yu bilmeyen edebi nasıl bilsin ki edebe davet edilebilsin? Yani şöyle denilmek istenir: “Ey edebi bilen kardeşim! Maruz kaldığın bu saygısızlık seni edepsize karşı edepsizce harekete sevk etmesin. Edeple karşılık ver. Edebi senden öğrensinler.” Allah razı olsun güzel bir paylaşımdı Mevlamıza emanet olun daim hayırlarda hayırla kalın daim.

  8. İstemişti ki Rabb’inden özgeye yol çıkmasın. Kendisini Rabb’ine götüren yol’da bütün evrenin özetinin ‘yüreğindeki’nde çıkartıldığını bilmek, görmek istedi. Bütün ruhların yaratıldığı ve henüz ruhlara cesetlerinin biçilmediği o mecliste, yüreğindekinin yanında yer almış olduğunu hatırlamak istedi. Yüreğindekinin yüreğindekinden öte bir şeyler olduğunu hatırlamak, bilmek istedi. Gözyaşlarının serininde yıkansın içi istedi. İstedi ki, Güzeller Güzeli Rabb’inin yolunda meş’ale ola yüreğindekine. Ve meş’ale olsun yüreğindeki. Hicabıyla, zamanı utandıran bir çile yaşamak istedi…İstedi ki, bir gün, tamamlandığı anda sahiplerinden sıyrılan bütün şiir ve şarkılar gibi ayrı düşmesin yüreği yüreğinden. İstedi ki, o meleklerin indirdiği yağmurlar yüreğindeki gerçekle yağsın. İstedi ki, o tarifsizce sevdiği İstanbul’u şahitlik etsin yüreğindeki gerçeğe. Şahitlik etsin Mekke, Medine, Kudüs… Ve kutsal olan ne varsa şahitlik etsin her hücresindeki gerçeğin en derinine… Ve anladı…Anladı sevgi’nin manasını…Asla tarif etmedi…Sadece anladı…Sevgi’nin adl-i ilahi’de sınanmak olduğunu ve sınavı erce geçmek olduğunu…Nasuh kisvesinde bir tevbe olduğunu…Nefsi öldürerek bir diriliş olduğunu…Sevgi’nin harama bulaşmaktan, en ufak bir günaha girmekten O’na sığınmak demek olduğunu…Anladı, irade, takat, sabır, tevekkül, saf, masum, haya, edep.. kelimelerinin gerçek manasını…Anladı…Ve sustu…Ve ağladı…Dili, yüreği… Hicabından lal oldu…

  9. İnsanı örten en zarif örtü edeb. Onun içinde çok güzel görnüyorsun. Bak dayanamadım, yine söyledim. Ama aslında söylemek istediğim belki şuydu: Edebi ince ve zarif bir örtü olarak yaratarak, insanı örten Rabb ne güzeldir?”Rabbi Rahim razı olsun her daim Binlerce salat binlerce selam alemlerin efendisi (H.z) Muhammed Mustafa (s.a.v) üzerine olsun selam ve dua ile saygılar

  10. Edep;ağlayabilmektir ağlanılacak yerdeinsanlığın üzüntülerine,dertlerine…bazen gülebilmektir insanların yüzüne edepgüneş gibi……Edep;müminliğini idrak edip umutla bakabilmekgeleceğe edeplesaadet devrini hatırlamak, hatırlamak neki unutmamakyaşamaktır edep…Edep;takatin yettiği kadar haykırmak nefsine sessizceedepsizler duyana kadargözyaşıyla yüzü yıkamaktır edep…Edep;kuranın sesini duyabilmek duyurabilmektır edepgönlüne sindire sindire her zerresindesecdeye başkoymaktır gecenin bir yarısı……Edep;hülyalarında sadece onu görebilmektir…ona ümmet olabilmektir edepleve sevebilmektir yaratılanıyaratandan ötürü…en zor anındaümidini kaybetmemekpaylaşmaktır medinedeki paylaşma gibiimanın yaldızıdır edebciddiyettir edep latifeyi unutmadanDalkavukluğa kafa kaldırmaktır edep…Edep;islam deryasına atabilmektir kendinifedakarlıktır aşktır edepdost kalabilmektir Allah dostuylaamanete sadakattır edep…bazen susmaktır gözyaşıyla edepgünahları tövbeyle yakmaktır edep…Edep ya hu! …Edep ya hu! ..Edep ya hu! …hep edepli yaşamak duası ile

  11. Çocuk ve Melek Bir ev yaptı da çamurdan, İçine gönlünü koydu. Çöp topladı şurdan/burdan, Beşik yaptı da uyudu: Rüyasında dedi Melek: -İyi ama, ya büyürsen, N\’olur beşik bilmek gerek?Çocuk güldü: -Varsın ya sen.Ben büyürüm ve ölürüm, Ama çocuklar tükenmez. Bunun içindir ki, hürüm, Bayrağım hiç burçtan inmez.!Melek güldü: -Tatlım, canım, İkimiz aynı soydanız. Sen benim görünen yanım, Üstelik aynı huydanız.!Melek döndü dünyasına, Bırakarak bu yüzünü. Çocuk daldı hülyasına, Rüyadan açıp gözünü…Muhsin İlyas Subaşıselam ve dua ile

  12. Bin Hacdan HayırlısıBir insana yapılacak en güzel iyilik, onu ALLAH için sevmek ve onun gönlünü bu sevgiden nasiplendirmektir.Sadakaların en güzeli, mahzun bir gönlü samimi ve sıcak bir tebessümle sevindirmektir.En hayırlı insan, gönlündeki hayrı diğer insanlara ulaştırandır. Hayır, kalbe nur, gönle sevinç veren ve kabri cennete çeviren güzelliklerdir. Buna kısaca edep denir.Bir babanın çocuğuna bırakacak en güzel mirası edeptir.Yıkılmayan saltanat, gönüllere kurulan sevgi saltanatıdır.Ve bugün en muhtaç olduğumuz şey, ALLAH için birbirimizi sevmek ve bu sevginin hakkını vermektir. selam ve dua ıle kardeşım…..

  13. Süfyan-i Sevrî -kuddise sirruh- buyurur:”Güzel edeb, Allah (c.c) Teâlâ\’nın gazabını söndürür.”Hazret-i Ali -radiyAllah (c.c)u anh-den rivâyetle; Resûl-ü Ekrem -sallAllah (c.c)u aleyhi ve sellem- buyurdu:“Kişinin çocuğunu terbiye etmesi, ona edep ögretmesi her gün yarım (1750 gram hurma ve saire gibi) sadaka vermesinden daha hayırlıdır.”İlim meclislerinde aradım kıldım talepİlim geride kaldı illa edeb illa edeb…Edep bir taç imiş Nur-u Hüda\’dan,Giy ol tacı emin ol her beladan…İmamı Azam efendimiz (Sallalahü Aleyhi ve Sellem)e sormuşlar "Edebi kimden öğrendin?" diye…"Edepsizden"demiş İmamı Azam efendimiz (Sallalahü Aleyhi ve Sellem):"O ne yaptıysa tersini yaptım…" Aslında dinimiz baştan başa edeptir.Bunu şu örnek ile de tasdik etmek mümkündür. \’\’Hz.mevlana buyuruyor:\’\’Kalbim,\’\’İman nedir?\’\’diye aklıma sordu.Aklımda, kalbimin kulağına, \’\’İman, edepten ibarettir\’\’diye fısıldadı.\’\’ Yani \’\’Haya ile İman, ikiz kardeştir.Biri giderse digeri de gider\’\'(Ebu Nuaym)Selam sevgi ve dualarımla güzel kardeşim hayırda kal hayırla kal En emine emanetle….

  14. KISSES AHMED GOOD DAYAND SORRY MY ABSCENCE

  15. Edebi ince zarif bir örtü olarak yaratan,insanı örten Rap ne güzeldir.Rabbim cümlemizi bu edep tacı ile tac landırsın inşaallah.paylaşımın için teşekürler ahmet kardeşim selamlar.

  16. Osmanlı’da sadaka taşları varmış, ihtiyacı olan sadaka taşının üzerindeki keseden, yabancı elçilerin de şaşkın şehadetleriyle, sadece ihtiyacı kadarını alırmış. Aynı şey yolların üzerinde vakıflar tarafından kurulan konaklarda da uygulanır, yolcu eğer ihtiyacı varsa yatağının başucundaki keseden alabilirmiş. Binitine ücretsiz bakılır, ücretsiz üç gün yemek verilirmiş. Eskiden “Kapıyı kapat!” denilmezmiş. Allah (c.c.) kimsenin kapısını kapatmasın diye düşünülürmüş. “Kapıyı ört, ya da sırla” denilirmiş. Kapının kapanmadan yavaşça örtülmesi edebdenmiş. “Lambayı söndür” demezlermiş. Allah (c.c.) kimsenin ışığını söndürmesin, “Lambayı dinlerdir” derlermiş. Lamba yakılmaz, uyandırılırmış. Uyuyan birisi uyandırılmak için sarsılmaz veya adı ile çağırilmazmış. “Agah ol erenler” derlermiş. Nezaket, incelik, edeb her işin başı imiş de ondan… Ona eren uyanık olurmuş. İnsanların sözü kesilmez, işaret ve işmar edilmez, fısıltılar, gizli konuşmalar hoş karşılanmazmış. Hanımlar “Efendi” derlermiş beylerine, “siz” derlermiş. Hanımefendiliklerini gösterirlermiş. Gezerken yere yumuşak basılır, ses çıkarmamaya çalışılırmış. Yerdeki haşerata basmamaya özen gösterdiği için, adı “Karınca basmaz Efendiye” çıkan insanlar varmış. Kapıdan çıkarken arkasını dönmemek, geri geri çıkmak edebmiş.Kapı eşiğindeki ayakkabılar, dışarıya doğru değil, içeriye doğru çevrilirmiş. “Git bir daha gelme!” der gibi değil de, “gitsen de ayağının yönü buraya dönük olsun” der gibi dizilirmiş. Canlı cansız her şeyin bir hatırı varmış. Bediüzzaman, kendisine arkadaşlık eden, vefa gösteren eski elbisesinden bir parçayı koparıp alırmış. Yumurtayı ucundan, çok az kırar, fazla kırmayı tahrip olarak düşünür, tahribin hiçbir türünü sevmezmiş. Eskiler hayatı o kadar nurani, o kadar temiz, o kadar manâlı yaşarmış. “Komşuya hatır soran sıra sıra terlikler, Ölçülü uzaklıkta yakın beraberlikler.” diye tarif eder Üstad N. Fazıl bu hali… Eskiler “Edeb Ya Hu!” derler, Onu görüyor gibi yaşamaya çalışırlarmış. O varken başkasına bakmaz, Onu unutmuş gibi hallere girmezlermiş. Ezel ve Ebed Sultanı’nın huzurunda nasıl hareket edilmesi gerekiyorsa öyle hareket etmek isterlermiş. “Bizi takip eden, her halimizi perdesiz, engelsiz gören, şu anda bizim durumumuza bakan Allah var!” der gibi, o mânâyı hatırlatmak İçin her yere “Edeb Ya Hu!” yazarlarmış. “Allah’ın huzurunda edeb” demekmiş bu… insan nerede olursa olsun Allah’ın huzurunda değil midir?Selam ve Dualarla Can Abim Allah (c.c.) Razı Olsun..

  17. "Aradım bütün meclisleri, ilmi kıldım taleb;Dediler ilim en sonunda, önce lazım edeb!"……………………………………………………………………..Edeb, hayalı demektir..Edeb, kibri kırıp tevazuya sarılmaktır..Edeb, kul oldugunu anlamaktır..Edeb, acziyeti fark edip, boş davaları ve nahoş iddiaları bırakmaktır..Edeb, hakları korumaktır…………………………………………………………………..Edebin Aslı, Kendini NoksanBaşkasını Kamil Görmektir..Edebi Az Olanlar İse Kendilerini Kamil,Başkalarını Noksan Görürler………………………………………………..Selamların en güzeli ile…

  18. EY RABBİM BENİ HER NE CEZA İLE CEZALANDIRIRSAN CEZALANDIR ,YANLIZ HİCAB (UTANMA) ZİLLETİ İLE CEZALANDIRMA İMAM KUREYŞİYÜREĞİNE SAĞLIK AHMED KARDEŞİM ALLAH\’IM HİÇ BİR MÜSLÜMANI UTANDIRMASIN AMİN AMİN

  19. Şeyh Sadi Şirazi k.s anlatıyor: "Daha çocukken ibadeti sever, gece kalkar namaz kılardım.Aynı şekildegünahtan da sakınırdım.Bir gece babamın hizmetinde bulunuyordum.Bütüngece uyumadım ve Kur\’an-ı Kerim elimden bırakmadım.Yanımızdakiinsanlar horul horul uyuyordu.Babama; "Ne olur, şunlardan bir tanesi olsun başını kaldırıp da ikirekatnamaz kılsa… Ölüler gibi yatıyorlar!" dedim.Babamda dedi ki:"Evladım keşke sen de uyusaydın da onların gıybetiniyapmasaydın!" Gururlu kimse kendinden başkasını görmez, onun gözünün önünde ayırıcıperde vardır.Hakikati gören bir göze sahip olsaydı, kendisinden düşkünkimseyi görmezdi Semerkand DergisiSelametle inş hayırlı günler

  20. Edeb” haddini bilmektir!.“Edeb” hakkını vermektir!. Manyetik hal. Karşı konulmaz cazibe. Kendini hissettiren tavır. Sessiz haykırış. Tasdike gerek duymayan hal. Güzelden gelen karşı konulmaz cezbe. Güzele olan gidiş. Kesbi kazanım. Aşırı duyarlılık hali. Nübüvvet turfandası. Ashab ahlakı. Hassas ruhlara has bir hal. Marifet sofrasının hasılatı. Ebu Bekir (radıyallahu anh) ahlakı. Haticetül Kübra (radıyallahu anha) idraki. Ömer (radıyallahu anh) sezgisi. Ali (radıyallahu anh) anlayışı. Asıl Osman (radıyallahu anh) öğretisi. Bazen konuşmaktır edeb, en küçüğü olduğu halde katıldığı meclisin Ali (radıyallahu anh) misali, yalnız kaldığını hissettiği Nebisine (sallallahu aleyhi ve sellem) destek olma adına. Çoğu kez susmaktır edeb, Sıddık (radıyallahu anh) gibi el pençe durarak karşısında. Esmânın hakkına riayettir edeb. Sahibinin hürmetine. Sanata karşı bakış, Sani’nin (celle celâluhu) azameti nisbetinde. Düşünsel boyutta haddini bilme. Had, ise mikyas ölçüsünde bir belirleyici. Yani tespiti ancak marifet yörüngeli. Edebe hakkıyla riayet edenler ancak haddini bilenlerdir. Kemal ancak onunla mümkün. Haktan gelen ilahi maya. Düsturlara sadakat. Kaideleri idrak. Taptuk kapısına olan bağlılık. Eğri oduna dahi geçit vermeme ahlakı. Şartsız teslimiyet. Her baktığından O’na (celle celâluhu) yol vurup gidebilme cehdi. Platonik hal. Tek taraflı bir kabul. Çünkü edeb, iman yörüngeli. Koşulsuz bağlılık esastır imanda. Edeb dahi, beklentisiz sadakata işaret bu bağlamda. Zikzaksız gidiş elzem. O bir şuur hali zira. İdrakin dinamize edilmiş modeli bir anlamda. Edeb, yalana, sululuğa, gayri ciddi hallerin cümlesine, kahkahaya, cümbüşlere, malayani neticelerin hepsine, şeytani yaklaşımlara, nefsani pranglara, dünyevi sofralara, tutsak olunan her şeye karşı ebedi bir isyan. Her mefhum hakiki şeklini onda bulur. Edeb, hakiki bir lütuf. Gerçek bir ihsan. Haktan gelen bir ikram. Toplumsal arenada sahibi adına güçlü bir referans. Aidiyet tayini adına sağlam bir hüccet. Ameliye-yi şuur. Bilincin açık hali. Onun mayasıyla yoğrulu her şey kulun lehine. Hayır yamaçlarına yapılan yorucu koşu. Nefse kafa tutup dizginleyebilme gayreti. Her şeyden evvel Hakk’ı (celle celâluhu) kabul ve tasdikteki samimiyet hali. ‘Sen O’nu (celle celâluhu) görmüyorsan O (celle celâluhu) seni görüyor ya’.. İnce bir seziş. Haklı bir tespit. İşte edeb, bu tespitin lazımı. Her an tekmil veriyor gibi iş yapabilme bilinci.Edeb, davranışlara yansıyan bir hal, bir yakin ürpertisi. Geçici dolduruşlardan ziyade, daima yenilenen, kuvvetlenen bir iman ve idrak hali. Ahlaki katmanda ise edeb, düşünce ve amellerin insani ölçüler boyutunda olmasını tespit ve teşvik edici iksir. Bu bağlamdaki yoldaşları ise, terbiye, marifet ve ahlaki değerlerin, insanı insan kılan ilkelerin yaşanır kılınması, özden taşması büyük nispette teşvik edici tabii neticeleri. O toplum içindeki sosyolojik ayıraç. Bakışları kendisine çivileyen mistik hal. Edeb, kısaca duyarlılıktaki hassasiyetin adı. Edebin ölçüsü bilgi ile sınırlı. Bildiğin kadar bulduğun şey edeb. Kabı küçük olanların hali içler acısı. Edeb, bir yönüyle de bildiklerinden ödün vermeme gayreti. O bir inşa hali. Mevlanaya göre edeb ise ‘Ademoğlunun eğer edebden nasibi yoksa adem değildir, Ademoğluyla hayvan arasındaki fark edebdir, Gözünü aç da bak cümle Kelamullah’a, Kur’an’ın bütün ayetlerinin manası edebden ibarettir.’ Edeb, her halini O’na (celle celâluhu) takdim keyfiyeti. Nebi (sallallahu aleyhi ve sellem) meclisinde sesini kısma öğretisi. Kapıyı çalmadan içeri girmeme bilinci. O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) olduğu yerde susabilme ahlakı. Konuşunca da, hata ettim düşüncesiyle ömrünün sonuna dek oruç tutabilme azmi. Sevdiğini sevebilme, yüz çevirdiğinden ise yüz çevirme kararlılığı. Zamana ve de zemine göre çıkış yolu aramama öz verisi. Bir noktadan sonra ‘bundan sonrası bana yasak’ keyfiyeti. Kapıyı çokca aşındırmama hali. Beş vakit olarak namazın netleşmesinden sonra sıkılıp bir daha geri gitmeme sebebi. Edeb, sabahlara dek ibadet şevkini içinde hissetme. Aldığın en küçük nimeti dahi sebep bilip şükretme. Halden şikayeti şerre kafa tutma bilip reddetme. Hayra şükür, şerre sabır bilincinde sebat etme. Hak ile olan birliktelikte dahi eşinden izin talep etme. Hayat arkadaşını gideceği yere kadar geçirme. Komşusu açken tok olmayı ar sayma. Kısaca edeb, sünnet eksenli bir hayat sürme. O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) hayatında ne varsa alma ve hayatımıza hayat kılma. Söylemi kolay, tatbiki ise dünyevi, şeytani ve dahi nefsani engellerle dolu çetin yol… Edeb bir taç imiş nur-ı Hüda’danGiy ol tacı emin ol her beladanselam ve dua ile Ahmed kardeşim hoşça bakın zatınıza..

  21. Mevlana şöyle der: Ademoğlunun eğer edepten nasibi yoksa adem değildir,Ademoğluyla hayvan arasındaki fark edeptir,Gözünü aç da bak cümle Kelamullah’a,Kur’an’ın bütün ayetlerinin manası edepten ibarettir.Hak aşığı Yunus Emre’de şöyle der :Ehli diller arasında aradım, kıldım talep.Her hüner makbul imiş, illa edep illa edep.Selam ve Dua ile…

  22. Utanmak imandandır ; iman ise Cennet\’te ! Her Müslüman Cennet\’e girmek ister elbette. Hareketlerimizi edeple süsleyelim , Mahçup olmamak için biz yarın ahirette… HAYIRLI NURLU VE BEREKETLİ CUMALAR CAN BIRA…AEO…KİB…PAYLAŞIMLARIN ÇOK GÜZEL ALLAH (C.C.) RAZI OLSUN SENDEN…SELAM VE DUA İLE…CAN BIRA…

  23. Edeb Ya HU! ile ceddimiz şanlandı.Milletimiz kaybediğimiz Edeb duygusuyla yeniden dirilicek inşAllah..

  24. Kur\’an ahlakında sevgi: Merhamet sahibi olmakMerhamet sevginin bir parçasıdır. Bu nedenle gerçek sevginin yaşanabilmesi için merhametin de tam olarak anlaşılması gerekmektedir. Peygamberimiz (sav)\’in merhameti, bu konuda tüm Müslümanlar için çok güzel bir örnek oluşturmaktadır. Allah Kuran\’da Hz. Muhammed (sav)\’in bu üstün ahlakından şöyle bahsetmektedir:Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O\’nun gücüne giden, size pek düşkün, müminlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir. (Tevbe Suresi, 128)Merhametli bir insan çevresindeki kişilerin sıkıntı içinde yaşamasını istemez; kendi hayatı, sağlığı, rahatı ne kadar önemliyse çevresindeki insanlarınki de en az o kadar önemli ve hatta kendi hayatından daha önde olur. Bu nedenle merhametli bir insanın en önemli özelliklerinden biri, çevresindeki kişilerin sorunlarına karşı duyarsız kalmaması ve onların sorunlarının çözümü için gayret göstermesidir. Peygamber Efendimiz, müminlere, tüm insanlara karşı merhametli olmalarını şöyle buyurmuştur:"Merhametli olmadıkça imân etmiş olmayacaksınız." "Ey Allah\’ın Resulü dediler, hepimiz merhametliyiz." "Hayır dedi, bundan maksad ehlinize olan merhametiniz değil, bilakis halka, umuma olan merhametinizdir."SELAM VE DUA ILE ALLAH A EMANET OL

  25. Allah\’ın Emaneti Hz.Ümm-i Süleym, gayet temiz ahlak sahibi bir hatun idi. Çocuğu vefat ettiği zaman, sabır ve metanetle bizzat kendisi yıkadı ve kendisi kefenledi ve bir tarafa bırakıp, komşularına dönerek: – Babasına haber vermeyin. Hz. Ebu Talha orada bulunmamaktaydı. Akşam eve döndüğünde, çocuğu sordu, hanımı: – Gördüğünden şimdi çok iyidir, der. Sonra yemek yediler, oturdular, birlikte oldular. Bir müddet sonra Hz.Ümm-i Süleym, beyine gayet metanetle şöyle der: – Ebu Talha, ödünç alınmış bir şeyi geri vermek icap eder mi etmez mi? – Söylediğin bu söz nasıl bir söz, elbette ki ödünç alınan şey geri verilmeli. – O halde, Hak Teala da sana emanetten vermiş bulunduğu çocuğu aldı. Ebu Talha bu sözü duyunca : – Biz Allah için halk edilmiş bulunuyoruz ve hep onun tarafına döneceğiz, der ve şükreder. Sabah olunca gidip Resulullah\’a (s.a.v.) anlatır. Resulullah (s.a.v.): – Ya Rabbi bunun daha iyi bir karşılığını Ebu Talha\’ya ver, diye dua eder. Nitekim, dokuz ay dokuz gün sonra Abdullah diye bir çocukları olur. Çocuk, Peygamberimizin himayelerinde büyürler, İslam Tarihinde önmeli bir şahsiyet olur.selam ve dua ile rabbime emanet ol..

  26. Durdursam dünyayı işe yarar mı?Sorsam nedir hayat, kâr mı zarar mı?Güvercin zirveden derin bir çukuraNeden düştü acep, bir bilen var mı? İbn-i Sina

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s