“Güzel değil batmakla gaîb olan bir mahbub. Çünki: Zevale mahkûm hakikî güzel olamaz.”…

Hasret

Gözyaşları, hasret dolu sinelere dökülen ızdırap damlalarıdır.

Hasret, hicranla yanan bir ruhun içten içe sızlanışıdır. Ona, ne kısır ifadeleriyle dil, ne de en parlak beyanlar tercüman olabilir. Ancak duygulu bir gönül bütün yakıcılığıyla onu hisseder.

His dolu bir gönlün sahilini, hasret dalgaları insafsızca döver durur ve her çırpınışlarında ruhtan bir parça koparıp yeni saldırılara hazırlanırlar. İradesi kuvvetli olanlar, çelikten ruhlarıyla buna mukavemet etseler dahi zayıf yaratılışta olanlar, yavaş yavaş eriyip giderler.

Ümitsizce bekleyişin hüsranı ruhlarda fırtınalar koparır. Vuslatın şafağını gözleyen bir gönülde ise hasret, ılık bir meltem halinde eser ve ulvî duyguları yeşertir.

Bir de gerçekten, gönül verilecek "Dilârâ" bulamamış, akılları ve ruhlarıyla geçici mahbublara bağlanmışlar vardır ki, durumları yürekler acısıdır. Onlar bilselerdi ki, hiçbir fâni, kalbin alâkasına değmiyor. Her tulû’ (1) arkasında bir sürü hasret dolu gönüller bırakarak guruba meylediyor. O zaman ruh, "leylâ" diye peşinden koşulan serapların yerine "Mevlâ" deyip gönlünü hakikat esintileriyle dolduracaktı.

Gözyaşları, hasretin en hazin tercümanıdır. Ufkun ötesindeki mahbub için, ufukta boğulan hasret dolu gözler, derin bir inkisâr içinde hicrana gömülürler. Zira "gayr-ı meşru bir yol ile bir maksadı takib eden çoğu kere maksadının aksi ile tokat yer. Allah, kalbin batınını iman, marifet ve muhabbeti için yaratmıştır. Zahirini ise, sair şeyler için hazırlamıştır. Cinayetkâr (2) hırs kalbi deler, putları içine sokar. Bu ise, Allah’ın gayretine dokunur ve O’nu maksadının aksi ile cezalandırır."

Kalb, plâtonik aşkların açtığı derin yaraları tedavi için, mecazî mahbublardan alâkasını kesiyor; vicdan dahi bakî bir mahbubu arıyarak, aşk-ı mecazî aşk-ı hakikiye inkılâb ediyor:

"Güzel değil batmakla gaîb olan bir mahbub. Çünki: Zevale mahkûm hakikî güzel olamaz. Aşk-ı ebedî için yaratılan ve ayîne-i Samed (3) olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli..!"

(1) Tulû’.-Doğuş.
(2) Cinayetkâr : Cinayet işleyen.
(3) Ayine-i Samed : Hiç birşeye ihtiyacı olmayan, herşeyimizle O’na muhtaç olduğumuz Zât’ın aynası.

Ferda KARADENİZ

Reklamlar

14 Yanıt

  1. ALLAH\’ım seni çok seviyorum. ——————————————————————————–Dedim: Çok yalnızım.Dedin: Ben ki sana çok yakınım. (Bakara-186)Dedim: Evet biliyorum sen bana yakınsın ama ben senden uzağım, keşke ben de sana yakın olabilseydim.Dedin: Rabbini sabah akşam, yüksek olmayan bir sesle, kendi kendine, ürpertiyle, yalvara yalvara ve için için zikret. (Araf-205)Dedim: Buda senin yardımını isterDedin: ALLAH\’ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? (Nur-22)Dedim: Tabii ki, beni affetmeni çok isterim.Dedin: (Öyleyse)Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O\’na tövbe edin. Gerçekten benim rabbim, esirgeyendir, sevendir. (Hud-90)Dedim: Çok günahkârım, bu kadar günahla ben ne yaparım?Dedin: ALLAH\’ın, kullarının tövbesini kabul edeceğini.. ve ALLAH\’ın tövbeyi çok kabul eden ve pek esirgeyen olduğunu hâlâ bilmezler mi? (Tevbe-104)Dedim: Defalarca tövbe edip tövbemi bozdum, artık yüzüm kalmadı.Dedin: ALLAH aziz ve bilendir, o günahları bağışlayan ve kullarının tövbesini kabul edendir. (Mumin-2/3)Dedim: Bunca günahım var,hangisinin tövbesini yapayım?!Dedin: ALLAH bütün günahları bağışlayandır. (Zümer-53)Dedim: Yani yine gelsem yine beni bağışlar mısın?Dedin: ALLAH\’tan başka günahları bağışlayacak olan yoktur. (Ali İmran-135)Dedim: Ne kadar güzelsin ALLAH\’ım! Bilmiyorum bu sözlerin karşısında niçin böylesine içim içime sığmıyor ve erimeye başlıyorum, seni çok seviyorum.Dedin: Şüphesiz ki ALLAH tövbe edenleri ve temizlenenleri sever.Birden \’İlahım ve Rabbim benim senden başka kimim var\’ dedim.Sen de \’ALLAH kuluna yetmez mi?\’ (Zümer-36) dedin.Dedim: Sen ki beni bu kadar çok seviyorsun ve bana karşı bu kadar iyisin ben ne yapabilirim?Dedin: Ey inananlar! ALLAH\’ı çokça zikredin. Ve O\’nu sabah-akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için üzerinize rahmetini gönderen O\’dur. Melekleri de size istiğfar eder. ALLAH, müminlere karşı çok merhametlidir. (Ahzap-41/43)Kendi kendime dedim: ALLAH\’ım seni çok seviyorum.SELAM VE DUA İLE KARDEŞİM ALLAH RAZI OLSUNEN GÜZEL CÜMLE ŞUDUR Kİ; ALLAH\’IM SENİ VE RESULÜNÜ VE SENİ VE RESULÜNÜ SEVENLERİ SEVİYORUZ!

  2. Yine hüzün bulutları buluştu yanan alev dağı yüreğimin üstünde. Yağacak yüreğime…Bir mahzun kare , hüzünlü bir sahne, boynu bükük birileri görmeyeyim ya da hüzünlü bir name duymayayım hemen eriyiverir gönlüm.İçime hakim olamam gözlerim dolar hemen.Önce gözyaşlarım içime akar.Sonra tenha yer ararım gözyaşımı saklamak için.ağla derim kendime ağla ..ağlayabildiğin kadar ağla.Ağla ki gönlün açılsın.Ağla ki huzur bulasın.Göz pınarlarım kuruyuncaya dek dök gözyaşlarını.Gözyaşlarım benim en iyi dostlarım.alıntı…Yüreğine sağlık Harika bir yazı Cümlerlerde birbiri ardınca çok güzel anlamlar..Teşekkürler..Böyle güzel yazıların daimi ile…Daim mevlamıza emanetsiniz …

  3. eğer sen de, tevbe etmesi için pek çok gecenin, Rabb’i tarafından mübarek diye adlandırılarak kendisine lutfedildiğini ve affa bahane ararcasına, tek bir damla gözyaşının bile bağışlanmaya vesile kılındığını öğrendiğinde, dilleri sustuğu halde, gözleri ve yürekleri ile “Rabb’im BENİ AFFET!! AFFET BENİ!!” diye nida edebilen nadir insanlardan olmak lutfedilenlerden biri isen; NE MUTLU SANA!!! NE MUTLU YÜREĞİNE Kİ : Yüreğinde En Güzeli taşıyabiliyorsan, en güzel yürek senin demektir…Allah (c.c ) razı olsun sizden muhabbetiniz artsın inşaallah yaradana karşı vesselam.

  4. Gözyaşları faniye duyulan hasretten dökülünce ızdırap oluyor. Haram sevmekte üç elem olduğundan;kıskançlık,ayrılma korkusu ve mukabele görememe gibi, şikayette edemiyor halinden. Üstad\’ın veciz ifadesi ne güzel. Üç elemden biri olan, belki çoğumuzun içine düştüğü platonik sevgiyi,mukabele görememenin elem olduğunu açıklamış.. Ancak dua etmekten başka çare yok..Aynalara muhabbet vasattan çıkıyor belki çıkma derecesine geliyor bazen..Allah korusun! Daha çok söylenir, söylenir lakin bende anlatmaya ifade yok.. Sözü alıntı ile noktalayalım 🙂 Muhabbetle abi.."Hasret, hicranla yanan bir ruhun içten içe sızlanışıdır. Ona, ne kısır ifadeleriyle dil, ne de en parlak beyanlar tercüman olabilir. Ancak duygulu bir gönül bütün yakıcılığıyla onu hisseder."

  5. Ümitsizce bekleyişin hüsranı ruhlarda fırtınalar koparır. Vuslatın şafağını gözleyen bir gönülde ise hasret, ılık bir meltem halinde eser ve ulvî duyguları yeşertir.güzel bir paylaşım. Allah razı olsun.

  6. SENSİZ HİÇBİR ŞEY OLMAZ ALLAH’IM!Dostların yardımı olmasa bile bir iş yoluna girebilir, Ama Sen\’in takdirin olmasa, o iş asla olmaz! Sen\’in aşkının yarası, şu gönlümdedir; onun başka yeri olamaz! Yarattığın güzel eserleri görerek, aklın gözü, Sen\’in mestin olmuştur!Kudretinin, yaratma gücünün karşısında feleğin çarkı alçalmıştır! Zevk ve neşenin kulağı da Sen\’in elindedir! Yâni, zevki ve neş’eyi de ancak Sen\’in lütfunla duyarız; Sen\’siz hiç bir şey olmaz Allah’ım! Can, Sen\’in aşkınla coşar; Gönül, Sen\’in sevgi şarabınla mest olur; Akıl, Sen\’in yarattığın güzellikler karşısında şaşırır kalır! Sen\’siz hiç bir iş başa çıkmaz Allah’ım! Mevkim, şerefim, malım mülküm hep Sen\’in lütfun, ihsanındır; Yediğim yemeği, içtiğim suyu da Sen lütfediyorsun! Sen\’siz bunların hiçbiri olmaz Allah’ım! Bâzan vefâya doğru gidiyorsun, bâzan cefâya doğru! Sen benimsin; nereye gidiyorsun?Hiç kimsenin işi Sen\’siz başa çıkamaz! Sen\’siz bir iş başa çıksaydı, dünyanın altı üstüne gelirdi; herşey bozulur, altüst olurdu! Güzelliği ile dillere destan olan İrem Bağı cehennem kesilirdi! Sen\’siz hiç bir iş başa çıkmaz Allah’ım! Dostum! Sen olmasan, Sen bana yardım etmesen, işim gücüm yıkılır gider! Ey benim can dostum, ey benim dert ortağım; Sen\’siz hiç bir iş yürümez! Bana, Sen\’siz yaşayış da hoş değildir, Sen\’siz ölüm de hoş değildir! Gamından nasıl baş çekeyim, nasıl kurtulayım? Sen\’siz hiçbir iş başa çıkmıyor ki!..Ey lütfuna, ihsanına dayandığım, güvendiğim Allah’ım! Ne söylersen söyleyeyim; iyiden kötüden ayrı değil; içinde iyi de var, kötü de var! Lütfet de Sen söyle: Sensiz hiçbir iş yürümüyor değil mi? HZ.MEVLÂNÂDİVÂN- KEBÎRHayırlı Cumalar Ahmed kardeşim.Baki Muhabbetle..

  7. KALP KIRILDIĞINDA NASIL SES ÇIKAR?güvercinin telaşlı kanat çırpışındaki ses mi? yoksa, kelebeğin kanadındaki inadına sessiz bir çığlık gibi mi? ya da, tuz-buz olan bir sırçanın haykırışı gibi mi? nasıl bir sestir ki, perişan eder bizi duyduğumuzda?ne kalpler kırdık bilmeden.. ya da bile bile…… ne setler koyduk aramıza bu kırılmış kalplerden de.. sonra aşmaya çabaladık durduk çok… dokunmak istedik, ulaşamadık…. ulaşmak istedik, kendi ellerimizle kurduğumuz setler engel oldu yine kendimize….. oysa, nasıl da kolaydı yıkıvermek han duvarlarını…. sıcacık bir gülümseme, içten bir çift gözle birleştiğinde,eritmez mi en büyük buzulları?esirgedik birbirimizden maliyeti sıfır olan gülümsemelerimizi… kolay geldi bencillik en dar anlarda.. koyuvermek.. koyup kaçıvermek…. kaçarken bakmamak ardımıza ya da, bakıp da görmemek… görmek istememek… her ne varsa… oysa, ne de kolaydı düşmanlığı yoketmek, sıcacıık bir gülümsemeyle… olmaz dedik. o bana düşman denemedik bile hiç.. korktuk belki de yanılacağımızdan.. oysa hayat ne de kısa.. düşünmek için bile vakit yokken…. bile bile zehir ettik günlerimizi.. kavgalarla.. itişip kakışmakla harcadık dünlerimizi… ziyan ettik hem düne.. hem bugüne.. hem de yarınlarımıza.. sahi,kalp kırıldığında nasıl bir ses çıkarır? duydunuz mu hiç? ben ne zaman dinlesem bir cam parçalanışı hissediyorum peki ya siz?

  8. Allah, bize yardım etmek dilerse gönlümüze, ağlayıp inleyerek yalvarmak ve münâcâtta bulunmak isteğini verir.Allah için ağlayan göz ne mübârektir. Allah aşkıyla yanıp kavrulan gönül ne mukaddestir.Her ağlamanın sonu gülmektir. Sonunu gören adam, mübârek bir kuldur.Akarsu neredeyse orası yeşerir; nerde göz yaşı dökülürse oraya rahmet nâzil olur.İnleyen dolap gibi gözü yaşlı ol ki, cân meydânında yeşillik bitsin.Ağlamak istiyorsan, göz yaşı dökenlere acı. Merhamete nâil olmak istiyorsan zayıflara merhamet et.” (Mesnevî, 1, 817-822)CUMANIZ MÜBAREK OLSUN………………..

  9. selamun aleyküm hayırlı cumaalar dılıyorum Vakt-i şerif, cuma , ömür ve şahsiyetlerimiz, ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola, Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah, Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşola Şefaat û nebi cümlemize nasib ola efendimMevlam ateş-i aşkınızı ziyâde eylesinGam ve telaş sizlerden uzak olsun dahuzur bulasınız efendim RUHUMUZLA BULUŞMAKMeksika\’da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar. Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor; "hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? "Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki; "çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetismesini bekledik…"Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve "niye" ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar\’ın yaşlı torunu. Çünkü bu aptal hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. Çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla, biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz… Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki cok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız. Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? Çevremiz de kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hic kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki?Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim… İşte bu yüzden icimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz. İşte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp,çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz… Gerçekte hIz çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe , ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte! Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor. Milan Kundera "yavaşlık" adlı kitabında; "yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur" diyor. Telefon hızlılık mesela, konusulanları, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Ben kendi adıma her zaman yavaşlıktan yanayım. Mesela uçaklardan hiç hoşlanmam, yeni bir şehre, yeni bir iklime hazırlanmaya, hatta hayal kurmaya bile vakit bırakmıyor bana "Küt" diye başka bir hayatın içine giriveriyorum. Ve en kötüsü de dönüşler, daha ayrılığın hüznünü bile yaşamadan İstanbul\’da olmak sahiden de cok tatsız. Tabii ki ruhumun beni terk edip oralarda kalması da cok normal. Oysa trenler karanlık geceyi yırtan keskin düdüğü, uykuda olanlara yolculuk düşleri gösteren kara trenler… Dağları bölen, nehirlerle yarışan, köprülerden geçen, agaçları selamlayan, cocuklara el sallayan, güne bakanlara göz süzen, geçmişin hüznünü, geleceğin umudunu yaşatan, yolcularına yepyeni dostluklar hazırlayan kara trenler var bir de. Uçak değil, tren olmak istiyorum. Böylece ruhum benden hiç ayrılmaz. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var? Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş… Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, basarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda… Can DÜNDAR

  10. Güzel sözün Tesiri Serap AKINCIOĞLU Hayırlı ve güzel olan her tavrın ve her konuşmanın, neticesi de hayırlı ve güzel olacaktır. Bunun en güzel delillerinden bir tanesi, güzel sözün insan üzerinde meydana getirdiği neticedir. Güzel sözün tarifini: yumuşaklıkla söylenmiş, içerisinde şefkat ve merhamet hissedilen, karşıdaki şahsa değer veren, samîmi, akılcı, içinde hiçbir alaycılık, kırıcılık olmayan, tevazuyla söylenmiş hikmetli söz, şeklinde yapabiliriz.Böyle bir sözün en mühim hususiyeti ve güzel söz olduğunun en önemli alâmeti, karşıdakinin doğrudan kalbine tesir etmesidir. Güzel söz, muhatabın kalbine tesir ederek, vicdanını harekete geçirir. Onun doğru olanı kabul etmesini ve yanlış olanda diretmemesini kolaylaştırır.Güzel sözle anlatılan bir mevzuya insanlar, kolay kolay aksi tepki vermezler. Anlatılan konu kendi ideolojilerine aykırı olsa bile, kendisine bu mevzuyu takdim eden kişinin güzel sözlerle konuşmasından etkilenir ve belki de hayatlarında ilk defa tarafsız düşünerek, vicdanlarına başvururlar. Çünkü güzel ve hikmetli bir anlatım, insanların kalplerini yumuşatır. Onları fıtrî olarak iyi davranmaya ve iyi huylu olmaya yöneltir. Güzel sözlerle hitâp edilen bir insan, o güne kadar hiç ortaya çıkarmadığı iyi ve yumuşak başlı yönünü ortaya çıkarabilir. Çünkü güzel söz karşı tarafta bir sıcaklık, yakınlık ve sevgi uyandırır. Konuşan kişinin sözlerinden hissedilen merhamet, tevazu, samimiyet, dürüstlük ve akılcılık, muhataba itimat telkin eder.Güzel ve hikmetli konuşma herkese mahsus bir özellik olmadığı için. güzel sözlü bir insan hemen dikkat çeker. İnsanlar bu kişiyle konuşabilmek ve onun konuşmalarını dinleyebilmek için can atarlar. Böyle bir konuşmanın herkese mahsus olmadığını bildikleri için, bu kişinin akıl ve ahlâk olarak herkesten daha farklı olduğunu anlarlar ve güzel sözün sahibine karşı büyük bir hürmet hissi duyarlar.Samimi konuşan insanlar, karşı tarafı iknâ kabiliyeti yüksek olan insanlardır. Anlatılan konuyu bir başka kişiden dinlediğinde hemen karşı çıkıp, tartışmaya ve çekişmeye başlarken, aynı mevzuyu samimi ve hikmetli bir üslûpla anlatan bir insana karşı çıkmaya gerek görülmez. Hem anlatılanların doğru olduğu vicdanen tasdik edilir, hem de konuşan kişinin tavrından ve bu doğrunun ilk defa kabul edilmesinden dolayı küçük düşülmeyeceği görülür. Bu kişinin anlatımındaki hikmetten ve asaletten dolayı, insan tartışma çıkarmaya veya çekişmeye utanarak, kendi fikrini çok daha yumuşak başlı bir üslûpla dile getirmeye mecbur kalır.Güzel söz. katı. umursamaz, alaycı, tartışmacı, âsi, kibirli bir insanı, kısa süre içinde yumuşak başlı, uysal, mütevazı, vicdanlı bir insan hâline getirme gücüne sahiptir.Ancak burada anlatılan güzel söz. taklidi olarak elde edilebilecek bir konuşma şekli değildir. Çünkü güzel söz. edebî yönden kusursuz olan, fiili, faili tam yerinde, dil bilgisi kaidelerine tam olarak uygun, şiir gibi. romantik bir konuşmadan çok farklıdır. Güzel sözün karşı taraf üzerinde tesirli olabilmesi için, ilk önce konuşmada aklî muhakemenin (veya mâkuliyetin) hissedilmesi gerekir. Bu da ancak konuşan kişinin akıl sahibi olmasına bağlıdır. Konuşmada samimiyet ve tevazu hissedilmesi gerekir ki, bu da ancak konuşan kişinin gerçek mânâda samimi ve mütevazı olmasıyla mümkün olabilir. Dolayısıyla güzel konuşabilmek ancak yüksek bir ahlâka sahip olmakla mümkün olabilir ki, yüksek ahlâk ancak Allah\’tan (c.c) korkan ve O\’na iman edenlere mahsus bir özelliktir.Dolayısıyla dine karşı mücadele edenler. Müslümanların samimi anlatımlarından ve inançlarının hak olmasından kaynaklanan tesir gücünü bildikleri için, müminlerin her türlü anlatımlarını engellemeye çalışırlar. Allah (c.c) Kur\’ân\’da da. peygamberlerin insanlarla konuşmasını ve insanların onları dinlemesini engellemek için yapılan zulümlere dikkat çekmiştir. İnkârcılar, bilhassa peygamberlere yönelik asılsız dedikodular yayarak, halkın onlara yanaşmasını engellemeye çalışmışlardır. Ancak bunda muvaffak olamamışlar ve insanları onların etrafından uzaklaştıramamışlardır. Hattâ bununla da kalmayıp peygamberi insanlardan uzaklaştırmak için yaşadığı ülkeden sürmek isteyenler olmuştur.İşte bu; güzel sözün ve samimi konuşmanın insanlar üzerindeki gücünün tesiridir. Müslümanların tarih boyunca insanlar üzerinde kalıcı tesirler meydana getirmelerinin sebebi; Allah korkularından ve imanlarından kaynaklanan güzel tavırları, güzel konuşmaları ve güzel ahlâkları olmuştur.Şüphesiz müminlerin sözlerinin en büyük tesiri onların inandıklarını ve söylediklerini eksiksiz olarak uygulamalarından kaynaklanmaktadır. Dünya tarihi, hep bir fikri veya bir fâziletli davranışı konuşan, ama konuştuklarını yaşamayan insanlarla doludur. Sürekli sahtekârları gören insanlar ise, söylediklerini bütün hayatında sergileyen bir kişiyi gördüklerinde, fıtrî olarak ondan etkilenir ve güven duyarlar. Zira insanın mayasında ve fıtratında bu güzellikleri alacak hassas merkezler vardır. Şayet bu merkezlerin üzerini Örten toz ve kirler biraz süpürülürse. insanların bu yönleri açığa çıkarılabilir. Cenab-ı Allah (c.c) âyetinde güzel sözü Kendisi\’ne ulaştıranın salih amel olduğunu bildirmektedir:"Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah\’ındır. Güze! söz O\’na yükselir, salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli bir azap vardır. Onların tasarladıkları boşa çıkıp bozulur." (Fatır Sûresi. 10) selam ve dualarla aeo…kib…

  11. Neyleyelim, hayat başlı başına, saniyesinden senesine bir imtihan.Var oluşumuz bir imtihan.Varlığımız imtihan, yokluğumuz, yoksunluğumuz imtihan.Açlık imtihan, zenginlik imtihan.Ve ömür… bütün bir ömür imtihan…Bir tek nefesle bitivermiyor ömür.Her nefeste uçurumlardan yuvarlanıyorya dauçurumların kıyısından son anda dönüveriyoruz.Günahlarımız imtihan, sevabımız imtihan.Son nefese kadar ne kazandığımız, ne kaybettiğimiz bir şey var.Neyleyelim, imtihan dünyasi…Can tatlı, kulluk daha tatlı…Bir metrelik çadırda yaşayanın da, konaklarda saltanat sürenin de topu topu bir nefeslik canı var. Bütün yapılanlar, yaptıklarımız o bir nefeslik can için. Can kiymetli. Fakat canın asil sahibini, cananı bilen için can, canana sunulabilecek en güzel hediye. Canla imtihan…Uçurumların kıyısındayız.Düşmekle kalkmak arasındayız.İmtihan içinde nice imtihanlar veriyoruz.Açlıkla/toklukla, varlıkla/yoklukla, günahla/sevapla, ölümle/yaşamla imtihan oluyoruz.Kazananlardan olmak ümidiyle…Allah\’ın Selam ve Rahmeti Mağfiret ve hidayeti Lütfu Keremi inayeti ve ihsanı üzerinize olsun.Sabah şerifleriniz hayr olsun. Yeni bir günde Gününüz Aydın olsun. Ahmet kardeşim.Yüzünüzden tebessüm, yüreğinizden muhabbet, dilinizden zikir ,hanenizden huzur eksik olmasın…YÜCE ALLAHIN RAHMET KAPILARI HEP SİZLERE SEVDİKLERİNİZE AÇIK OLSUN EVİNİZE KALBİNİZE NUR DOLSUN. EVİNİZDE BEREKET HUZUR MUHABBET OLSUN.Selam ve dua ile.

  12. manzara çok etkileyici

  13. Aşk dediğin…. Aşk dediğin beklemektir Ey Sevgili! Kays gibi Mecnun olana kadar, Hz. Yakup gibi aydınlığa hasret kalana kadar beklemek bekleye bekleye gözden olmak, sözden olmaktır.Ve beklemek dünyanın en asil eylemidir, eğer beklenene değecekse. Bilesin!Aşk; yanmaktır Ey Sevgili! Yanıp kül olmaktır, Kerem gibi Aslına ermektir. Ateşin ortasına hesapsız girmektir İbrahim misali. Ki onun gönlünün yangınıdır ateşi gülistana çeviren.Ki yanmak insanı kurtarır hamlıktan çiğlikten. Hem ne diyordu şair; “Yanmışın halinden ne bilsin ham/ Sükut gerektir bize gayrı vesselam..Gözlerinden ayrı geçen her an yanmaktayım. Bilesin!Aşk; bedel ödemektir Ey Sevgili! Bülbül, gonca gülü görebilmek için her seher uyanık olmak ve güle ulaşmak için yüreğini gülün dikenine asmak, kanını akıtmak zorundadır. Ya ben yüreğimi nereye asayım Ey Sevgili.Çünkü Aşk bedel ister, külfetsiz nimet olmaz.Beklemek bedel ödemekse eğer hâlâ ödüyorum o bedeli. Bilesin!Aşk; vazgeçmektir Ey Sevgili! Mecnun gibi aklından, Kerem gibi bedeninden vazgeçmek. Yardan gayrısından, cümle cihandan vazgeçmek.Yemeden, içmeden, uykudan uyanıklıkdan ve vazgeçmekten bile vazgeçmektir gün gelince.Senin için senden vazgeçmişim. Bilesin!Aşk; bilmektir Ey Sevgili! Bir tek yârı bilmek, onu candan daha aziz bilmektir. Ondan gayrı bildiklerinin hiçbir şey olduğunu dünyanın onunla mana bulduğunu bilmektir.Onun selamı ile gelen bela olsa EyvALLAH (c.c.) diyebilmektir.Kızmana, gülmene, gelmene, gitmene hepsine Eyvallah. Bilesin!Aşk; susmaktır Ey Sevgili! Onun güzelliğini, iyiliğini tarif etmeye gücün yetmediği an susmaktır. Kelâmın, kalemin, sözün tükendiği yerde, manayı sessizliğe yükleyip susmaktır. Artık sustum Ey Sevgili. Bilesin! Aşk dediğin susup beklemektir, Aşk dediğin…. (alıntı)

  14. insan olmakkuş gibi uçmak,Balık gibi yüzmek , dağ başında korkusuzcaKurt olup gezmek Değil hevesimBen hayvan değilimDeğişir dünya, değişir mevsimBen insanımFarkındayım yaşamınYaşamak insan gibi insana yaraşırKuş uçar, balık yüzer, kurt dağlarda gezerİnsan düşünür, okur, yazar, söyleşir, paylaşırİnsan gibi insan olmak tek hevesim pınar Yılmazhayırlı geceler kardeşim

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s