“Biz hasreti sevdik, çileyi sevdik, gözyaşıyla fidan büyütmeyi sevdik. O’nun rızası için derdi sevdik, dertlenenleri sevdik.”…

Dostları Hatırlamak
 
Uzaklık mı?
O bizim için değil dost.
Biz ‘yürek devleti’yiz ötelere uzanan…
Açarız avucumuzu,
Dostlarla o dem yürek yüreğe konuşuruz…
Gözyaşımız vardır bizi ayakta tutan;
Bir de gönül selâmımız…
Dost için geceleri tatlı uykumuzu böleriz,
Dost için secdeye kapanır dua ederiz.
Dostun muhabbetiyle gelir Hak selâmı,
Bize en güzel hediye dost kelâmı.

Nice güzellikleri paylaştık dostlarla. Nice değerin ve derinliğin farkına beraber vardık. Ömrümüzün en güzel, en taze, en saf yıllarında; insan olmanın güzelliklerini aynı pınardan yudumladık. Anamızdan atamızdan ilk ayrıldığımız zamanlarda gurbetteki garipliğimizi dostlarımızın yanında hafiflettik. Aynı evi, aynı odayı paylaşırken ‘ben’lik canavarından kurtulup; ‘biz’ olmanın ne kadar tatlı olduğunu birlikte idrak ettik. Bugünün dünyasını kasıp kavuran; insanlığın özünü çürüten ‘yalnızlık’ hastalığından aynı mekânlarda aldığımız terbiyeyle kurtulduk. Hak armağanı ulvi hakikatleri, birlikte solukladık Üzüldüğümüzde beraber ağladık, sevindiğimizde beraber güldük. Ne kadar farklı yaratılmış olsak da, yitirilmiş cenneti yeniden kazanma yolunda aynı rüyayı gördük. Neler yaşamadık ki dostlarla… Biz onlarla, bedenimizle değil, yüreklerimizle aynı yolu yürüdük.

Bütün bu güzelliklerin kıymetini ise yıllar sonra ayrı düştüğümüzde fark ettik

Zaman rüzgâr oldu, yaprak gibi dört bir yana savurdu hepimizi.

Kimimiz Anadolu’ya dağıldı; kimimiz dünyaya açıldı. Kimimiz, ani ve acı bir sürprizle ahiret yolculuğuna erken çıkarak hepimizi şaşırttı. Dünya bu ya, telaşı-kargaşası derken koşuşturmaya daldık. Birbirimizden haber bile alamaz olduk. "Kimimiz doğuda, kimimiz batıda, kimimiz kuzeyde, kimimiz güneyde, kimimiz ahirette, kimimiz dünyada olsak da yine birbirimizle beraberiz." dedik, hiç unutmadık birbirimizi, hiç ihanet etmedik paylaştığımız yüce hakikate…

Ne kadar günahkâr olsak, dünyanın tozuyla-toprağıyla ne kadar bozulsak da, bulansa da gönüllerimiz, hep aynı sızıları duyduk, aynı pişmanlıkları yaşadık. İsraf ettiğimiz, kaybettiğimiz güzellikler karşısında birbirimizin dualarına dayandık. Sadece o dualarla ayakta kalacağımızı biliyorduk. Gecelerini bölen has dostlarımızın duası dünyada güvencemiz, aksiyon pusulamız, ahiret sigortamız olarak iman gücümüzü artırdı. O dualar ki; gönülden gönüle köprüler kurdu. Gözlerimize fer, gönüllerimize ve ruhlarımıza aydınlık kattı, kapılar açtı.

Yollarda yalpaladığımız, sarsıldığımız oldu. Çok defa uçurumun kenarından tam gayyâya yuvarlanacakken dostlarımız tarafından kurtarıldık. Kaç defa büyük günahların eşiğinden dostların bize gösterdiği hüsn-ü zannın utancıyla sıyrıldık:

"Ya Rabbi rızanı kazanmak için dostlarla çıktığımız bu yolda bizleri utandırma. Bizleri kaybedenler olarak huzuruna alma. Samimi dostlarımızın duaları hürmetine, Sen’in gerçek dostların hürmetine, bizi nefsimizin tuzağına bırakma. Bizleri rızan dairesinde buluşanlardan eyle ."

Zaman zaman -insanlık hali işte- şeytana uyduk, birbirimizle kavga ettik, birbirimize öfkelendik, tenkit ve su-i zan hastalığına düştük .

Kavgamız gayemizle çatıştı: "Kardeşlerimden rica ederim ki; sıkıntı ve ruh darlığından veya nefis ve şeytanın desiselerine kapılmaktan veya şuursuzluktan, arkadaşlardan sudûr eden fena ve çirkin sözleriyle birbirine küsmesinler ve ‘haysiyetime dokundu’ demesinler. Ben o sözleri kendime alıyorum. Damarınıza dokunmasın. Bin haysiyetim olsa kardeşlerimin mabeynindeki muhabbete ve samimiyete feda ederim." diyen Hak dostunun cümleleriyle kendimize geldik. Bu hakikatler karşısında, yaptıklarımızdan vicdanen rahatsızlık duyduk, uygun bir zaman ve zemini gözleyerek karşılıklı konuştuk, anlaştık. Uzlaşmanın verdiği hafiflikle eskisinden daha fazla kaynaştık. "Dünya öyle bir metâ değil ki nizâa değsin." satırlarını aynı toplulukta okuduk, hatamızın farkına vardık, pişman olduk. Hatadan dönmenin fazilet olduğunu öğrendik. Üç günlük dünyanın kavgaya değmeyeceğini anladık.

Dostumuzun çaresiz kaldığı zamanlarda -üzüldük belki ama- bunu ona gerektiği gibi belli edemedik. Çaresiz kaldığında hakiki mânâda onun derdiyle dertlenemedik. Efendimiz’in (sas), "Kişi kendi nefsi için istediğini, mü’min kardeşi için de istemedikçe tam iman etmiş olmaz." hadîs-i şerifinin gösterdiği ufukta her zaman birleşemedik. Üç günlük dünyanın dostlarla paylaştıkça tatlanacağını, umutların dostlarla paylaştıkça artacağını, ayrı kaldığımızda anladık.

Rabb’imiz, vahdaniyet ve ehadiyet sırrına binaen hepimizi farklı yaratmıştı. Kimimiz yumuşak mizaçlıydı, kimimiz öfkeli… Kimimiz az konuşurdu, kimimiz çok. Kimimiz karamsardı, kimimiz mütevekkil… Kimimiz en küçük bir olumsuzluğa tahammül edemezdi; kimimiz sabırlı… Kimimiz gayemiz için konuşmayı, koşturmayı severdi; kimimiz sessiz sessiz inlemeyi ve fazla ibadet etmeyi…

Allah bizi öyle güzel bir yerde birleştirdi ki; birbirimize bakarak eksiklerimizi tamamladık. Çünkü biz bir vücudun âzâları gibiydik. Varılacak menzil aynıydı; ama bu dergahta hepimizin yeri, vazifesi ayrı ayrıydı. Çarkın bozuk işlememesi, aramızdaki mutabakata (uyuma), karşılıklı anlaşmaya bağlıydı.

Parolamız muhabbet ve uyumdu, husumetle ve düşmanlıkla kaybedecek vaktimiz yoktu. Hâlık’ımız birdi bizim, Mâlik’imiz, Râzık’ımız, Mâbud’umuz bir, bir, bir, bine kadar bir, bir. Hem Peygamberimiz bir, dinimiz bir, kıblemiz bir, yüze kadar, bir, bir.. memleketimiz bir, vatanımız bir…

Zaman zaman, birbirimizi çok ihmal ettik.

İş-güç, çoluk-çocuk derken dostlarımıza hak ettiği değeri veremedik. Zaman oldu kendimizi dünyanın telâşına, kargaşasına, meşgalesine kaptırdık. Aramızdaki muhabbeti artıracak Hak selâmını bile dostumuzdan esirgedik. Nice bayram, nice özel gece geldi geçti, onları aramadık. Bir yerlerde karşılaştığımızda ise "İnan ki hep aklımdaydın; ama bir türlü arayamadım. Bu aralar o kadar yoğunum ki, işten güçten başımı alamıyorum. İlk fırsatta arayacağım." benzeri cümleleri kurarken utancımızdan yerin dibine geçtik, aslında söylediklerimize kendimiz bile inanmadık. Oysa sevdiklerimiz bize bir telefon, bir bilgisayar tuşu kadar yakındı. Çay-televizyon başında hesapsız şekilde israf ettiğimiz onca zaman diliminin yanında, programımıza haftada bir, can dostumuzu aramayı ekleseydik -ki bu bizim en fazla beş dakikamızı alırdı- ne kaybederdik. Veya vazifesi başında ahirete göçen bir kardeşimizin kabrine ziyarete gitsek; ailesinin, çoluk-çocuğunun hatırını gönlünü alsak, varsa ciğeri yanık anasının babasının duasından istifade etseydik, hayatımızdan bir şey mi eksilirdi?! Veya yoğunluğundan yakındığımız işlerimiz ters mi giderdi?! Şöyle bir düşünsek, etrafımıza baksak; değişik sebeplerle şimdi bizimle olmayan, hasta olan, sakat kalan, küskün-kırgın olan arkadaşlarımızın üzerimizde hiç mi hakkı-hukuku yok?! Bir gün kader aynı şekilde bizim de kapımızı çalabilir. Bizim aslî gayemiz, "insanlığı insanlığından haberdâr etmek, insanlığın özündeki değerleri iman hakikatleri ışığında ortaya çıkarmak, insanlığın kırık gönlünü tamir etmek, nerede bir mahzun gönül varsa el uzatmak"sa, bu, bugünkü halimizle tezat oluşturmuyor mu?!

Şunu asla unutmamalıyız: Biz birbirimizden çok şey öğrendik. Şükür bizi Yaratan’a ki -dostlarımız vesilesiyle- bize, kendine ulaşacak yolun ehemmiyetini ve o yolda yolcu olmanın inceliklerini öğretti.

Biz birbirimizden çok şey öğrendik.

Hasılı, birbirimizden öğrendiklerimizle hayata karşı koymayı, bizi bırakıp giden yalancı sevgiler, sevgililer karşısında Hakk’ın yıkılmayan duvarına dayanmayı öğrendik…

Belki açık açık ifade etmedik; ama bizler her şeye rağmen birbirimizi çok ama çok sevdik.

"Biz hasreti sevdik, çileyi sevdik, gözyaşıyla fidan büyütmeyi sevdik. O’nun rızası için derdi sevdik, dertlenenleri sevdik."

Tek başımıza zayıftık belki ama, birlikte güçlü olmayı, fırtınalara karşı koymayı öğrendik.

Dağlar gibi birbirimize yaslandık, omuz omuza dayandık. ‘Bir’dik, uzlaştık, anlaştık, yan yana geldik ve ‘yüz on bir’ olduk. Yarınlar için hep beraber zirveye diktik gözümüzü. Bu uğurda bin defa yenilsek de, düşsek de ayakta olanın elinden tuttuk, birbirimizin desteğiyle ayağa kalktık ve her defasında yeniden başladık.

Dost bizim için her zaman ayar düğmesi oldu. Çünkü o bizim için acısıyla tatlısıyla Hakk’a giden yolda, Allah emanetiydi.

Uzaklık mı?..

O bizim için değil dost!

Biz ‘yürek devleti’yiz ötelere uzanan…

Açarız avucumuzu.

Dostlarla o dem yürek yüreğe konuşuruz…

Gözyaşımız vardır bizi ayakta tutan; bir de gönül selâmımız…

"Gözümüzden gözyaşını, gönlümüzden selâmını, dilimizden birbirimize ettiğimiz duayı alma Ya Rabbi. Hiçbir zaman bizi birbirimizle imtihan etme. Aramızda uhuvvet ve muhabbetini artır. Kalbimizi su-i zandan, ağzımızı gıybetten, nazarımızı tenkitten arındır. Canımızı birer ‘uyum kahramanı’ olarak al. Bizi sahabe kardeşliği gibi bir kardeşlikle şereflendir. Birlikten beraberlikten doğacak rahmet ve feyzinden mahrum kalmaktan Sana sığınırız. Bizleri cennetin en yüksek tepesinde dostlarımızla ve Sen’in has dostlarınla beraber, Habib’inin (sas) yanında haşreyle (amin)…"

 
Nurgül ÖZCAN

33 Yanıt

  1. Mevlam razı olsun abi çok güzel bir paylaşımdı keyifle okuyorum paylaşımlarınıki yüreğine saglık bende tebessüm etdireyim sana inşallah :)Sevgili Dost!..Geçen sabah üzüntülü olduğunu söylediler.Dokunsalar ağlayacakmışsın.Dokunmamışlar yinede ağlamışsın…Dostun gözünden akan bir damla yaşın yeryüzündekibütün gölleri tuz gölü yaptığını bilmez gibi..Sevgili Dost!..Eğer yeryüzündeki bütün elleri bir masanın üzerinekoysalar,elini bulabilirdim onların içinden..A. Ali Ural

  2. İdris-i Hûlani Muaz bin Cebel’e: “Ey Muaz! Ben seni Allah için severim, dedi. Muaz: Ey İdris! Sana müjdeler olsun. Çünkü Peygamberimizden duydum, Buyurdu ki:“Kıyamet gününde Arşın etrafında kürsüler kurulur. Üzerlerine bazı insanlar oturur ki, yüzleri ayın ondördü gibi parlar.Bütün insanlar korku ve endişe içinde iken, onların ne korkusu, ne de endişesi yoktur.Onlar kimlerdir ya Resûlallah dediler. Allah için birbirlerini sevip dost edinenlerdir,. buyurdu.Allah razı olsun abim… hizmetin daim olsun…

  3. teşekkürler abiii……rabbim razı olsun rıza göstersin inş selam ve dua ile sağlıcakla kal …

  4. Hatır, hatırlarda mı kaldı? Bir kahvenin kırk yıl hatırı olur da bir hatır sormanın kaç kırk yıl hatırı olur? Bunun cevabını kırk katır taşıyabilir mi? Çok mu zor sadırdan hal ü hatır sormak; iyi günde, iyi olmayan günde dinleyerek de olsa yanında olmak? Yakın uzaklarda bu kadar oluyor halleşmek, iki kelam etmek; insan kokmayan, hayat akmayan sözüm ona sohbetlerde… Her şeyin hazırı çıktı da ortada hatır yok, uzak hasretlere gitmiş… Nisyan yalnızlıklar okunuyor isyan yüzlerde… Yüreği ile yüzleşmeye cesareti yok esaret duygularına kapılmışların… Kapı komşusundan habersiz ve hatırsız uzak yaşantılar; hayat adına hatırı sayılır bir kayıp… Kazanç peşinde koşmak uğruna hayatın hatırını terk etmek, ne acı bir kopuş… Eşin, çocukların hatırını hafife almak; ne ağır bir sorumluluk… İlgiyi, sevgiyi yeterince onlara vermemek; başka bir şeylerin dolduramayacağı büyük bir boşluk… Nerde o hürmet ve merhamet? Tozlu hatıralara mı saklandı? Bugünkü yaşantımız hatıralarda saklanılacak bir yaşantı mı? Hatırlıyor musunuz en son hangi büyüğünüzü işiniz olmadan ziyaret ettiniz de sevginizi, saygınızı dile getirdiniz? Bayramı mı bekliyorsunuz, ömür bekler mi ki? Bayramları bile bayağılaştıran boş vermişlikle tatil beldelerini doldurmamız; ne onulmaz ve onarılmaz bir yalnızlık… Sanal hatır sormalar; gerçek olmayan görüşmeler… Elini tutmaya, gözünü gözle buluşturmaya, karşılıklı yüzleşmeye, yürek fısıltılarıyla konuşmaya benzer mi? Sözün sustuğu, kelimelerin konuşmadığı, duyguların karşılıklı kaynaştığı ve birlikte aktığı bir beraberliği hangi sanal ortam sağlayabilir? Hatırlar mısınız TV’nin olmadığı sohbetin koyu olduğu uzun geceleri? Hatıralar denizine dönsek ne tatlı manzaralar dalgalanır gönül ufkunda… Selamsız sabahlar değildi o günler; herkes birbirini tanır ve herkes herkesin hatırını sorardı… İletişimin adı yoktu o zamanlar çünkü öyle bir eksiklik yoktu; yüzlerdeki aydınlık belli ediyordu kişiliği ve kimliği… Silik yüzlerdeki karmaşıklıktan kimse kimseyi tanıyamaz ve hatır soramaz oldu… Kalabalıklaştıkça yalnızlaştık, yalnızlıkçıkça kaçar olduk birbirimizden… “Hatır” hatırlanamaz oldu, selam sözler sustu, kibar kelamlar unutuldu… Laubali ifadesizlikler doldurdu sanal ortamları; gerçekten kaçıyorduk çünkü… Kahve de içmiyoruz artık, hazır üçü bir arada çıkmışlar varken ne diye uğraşalım? Bir yudumluk buluşmalar, ayaküstü lakırdılar, anlaşmadan ve kaynaşmadan ayrılmalar… Ne hatırı? Kim tanır onu, nerde görülmüş en son? Bilen ve gören var mı ki? Tanıdığım bir beyefendi vefat etti yakınlarda… Çok yakınım değildi, uzak diyara gittiğinde bende bıraktığı hatırayı hatırladım; hatırımı sorardı, hatırşinas bir kişiliği vardı… Hafızamı yokladım; hatıralar denizinde “hatır” ı aradım… Bulduklarımı kelime kayıklarında bindirdim hazır zaman sahillerine taşıdım, çok şeyi de taşıyamadım… Düşünüyorum öldüğümde ne ile anılırım? Hatırlanmak için iyi bir hatıra bırakabilecek miyim? Bırakamıyorsam hayatın hatırını kırmış olurum, kırk katır kırk yıl kahve de taşısa o hatırı geri getiremez… İyisi mi içtiğimiz kahveler bizde kalsın, “hatır” sormanın hatırını unutmayalım, unutturmayalım Altı üstü bir fincan kahve içimlik kadar süren hayat, iyi hatıralarla köpürmeli değil mi? Hüseyin Eren

  5. Altıncı Sır: Ey hadsiz acz ve nihayetsiz fakr içinde yuvarlanan bîçare insan! Rahmet ne kadar kıymettar bir vesîle ve ne kadar makbul bir şefaatçi olduğunu bununla anla ki: O rahmet, öyle bir Sultan-ı Zülcelâle vesîledir ki, yıldızlarla zerrât beraber olarak kemâl-i intizam ve itaatle, beraber, ordusunda hizmet ediyorlar. Ve o Zât-ı Zülcelâlin ve o Sultân-ı Ezel ve Ebedin istiğnâ-i zâtîsi var; ve istiğnâ-i mutlak içindedir. Hiçbir cihetle kâinata ve mevcudâta ihtiyacı olmayan bir Ganî-i Alelıtlaktır. Ve bütün kâinat taht-ı emir ve idaresinde ve heybet ve azameti altında nihayet itaatte, celâline karşı tezellüldedir. İşte, rahmet seni, ey insan, o Müstağnî-i Alelıtlakın ve Sultan-ı Sermedînin huzuruna çıkarır ve Ona dost yapar ve Ona muhatap eder ve sevgili bir abd vaziyetini verir. Fakat, nasıl sen güneşe yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun; fakat güneşin ziyâsı, güneşin aksini, cilvesini senin aynan vâsıtasıyla senin eline verir. Öyle de, o Zât-ı Akdese ve o Şems-i Ezel ve Ebede biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız; fakat Onun ziyâ-i rahmeti Onu bize yakın ediyor. İşte, ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî tükenmez bir hazîne-i nur buluyor. O hazîneyi bulmanın çaresi, rahmetin en parlak bir misâli ve mümessili ve o rahmetin en beliğ bir lisânı ve dellâlı olan ve Rahmeten li\’l-âlemîn ünvânıyla Kur\’ân\’da tesmiye edilen Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın sünnetidir ve tebâiyetidir. Ve bu Rahmeten li\’l-âlemîn olan rahmet-i mücessemeye vesîle ise, salâvâttır.

  6. Gözümüzden gözyaşını, gönlümüzden selâmını, dilimizden birbirimize ettiğimiz duayı alma Ya Rabbi. Hiçbir zaman bizi birbirimizle imtihan etme. Aramızda uhuvvet ve muhabbetini artır. Kalbimizi su-i zandan, ağzımızı gıybetten, nazarımızı tenkitten arındır. Canımızı birer ‘uyum kahramanı’ olarak al. Bizi sahabe kardeşliği gibi bir kardeşlikle şereflendir. Birlikten beraberlikten doğacak rahmet ve feyzinden mahrum kalmaktan Sana sığınırız. Bizleri cennetin en yüksek tepesinde dostlarımızla ve Sen\’in has dostlarınla beraber, Habib’inin (sas) yanında haşreyle (amin)…" Amin demekten başka bize söz kalmıyor.Yüreğinize sağlık Ahmed kardeşim.selam ve dua ile..

  7. Hayat yaşamayı, mutluluk gülümsemeyi, sevgi hak etmeyi, vefa hatırlanmayı, aşk sadık kalmayı ve dostluk paylaşmayı bilenler için vardır. Sen bunu hakedenlerdensin. ALLAH razı olsun ahmed kardeş çok güzel bloğunuz selam ve dua ile..fiemanillah

  8. بســــــــــــــــــــــــــــــــم الله الرحمن الرحــيــمOnlar seve seve yiyeceği yoksula yetime ve esire yedirirler.(Yedirdikleri kimselere şöyle derler: ) “Biz size sırf Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve bir teşekkür beklemiyoruz.” “Çünkü biz asık suratlı çetin bir günden (o günün azabından dolayı) Rabbimizden korkarız.” Allah da onları o günün kötülüğünden korur ve yüzlerine bir aydınlık ve içlerine bir sevinç verir. (İnsan 8-11)Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh… Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)Allah\’ım! Senin iznin ve yardımınla sabahladık ve akşamladık. Yine senin izin ve yardımınla yaşar ve ölürüz. Sonunda dönüş yalnız sanadır. Ebû Dâvûd "Edeb" 110HAYIRLI CUMALAR ALLAH A EMANET OL SELAM VE DUA ILE

  9. Genç adamin biri, Dermis babasina her gün; \’Benim de dostlarim var, sendeki dost gibi\’ Baba, itiraz eder, Olmaz öyle çok dost, hakikisi Belki bir, belki iki, Fazlasını bulamazsin gerçek, hakiki… Devam eder durur konusma… Aralarinda baslar bir tartisma, Karar verirler bir sinava, Dostun hakikisini anlamaya… Bir aksam bir koyun keserler, Ve koyarlar çuvala. Baba der ki ogluna, \’Hadi al bu çuvali, simdi götür dostuna\’. Çuvaldan kanlar damlamakta, Sanki öldürmüsler de bir adami, Koymuslar çuvala, Dıştan böyle sanilmakta. Delikanli sirtlar çuvali, Gider en iyi bildigi dostuna, çalar kapiyi. O dost, bakar ki bir çuval, hem de kanli, Kapar hizla kapıyı delikanlinin suratına, Almaz içeri arkadasını, Böylece tek tek dolaşır delikanli, Kendince tanıdıgı, sevdigi dostlarını. Ne çare, hepsinde de sonuç aynidir. Evlat geriye döner. Ama içten yikilir… Babasina dönerek; hakliymissin baba \’ der. Dost yokmus bu dünyada ne sana, ne de bana. Baba \’ hayir Evlat \’der, benim bir dostum var bildigim. Hadi, çuvali alda bir kerede git ona. Genç adam, çuvali sirtlar tekrar. Alnindan ter, çuvaldan kanlar damlar… Gider, baba dostuna. Kabul görür, sevinir. O dost, delikanliyi alir hemen içeri. Geçerler arka bahçeye. Bir çukur kazarlar birlikte, Çuvaldaki koyunu gömerler adam diye, Üzerine de serpistirirler toprak. Belli olmasin diye dikerler sarimsak… Genç adam gelir babasina; \’Baba, iste dost buymus\’ diye konusunca, Babasi; \’daha erken, o belli olmaz daha. Sen yarin git O\’na, çikart bir kavga, Atacaksin iki tokat, hiç çekinmeden ona, iste o zaman anlasilacak, dostun hakikisi. Sonra gel olanlari anlat bana…\’ Genç adam, aynen yapar babasinin dedigini,Maksadi anlamaktir dostun hakikisini, Babasinin dostuna istemeden basar iki tokadi! Der ki tokadi yiyen DOST; \’Git de söyle babana, biz satmayiz sarimsak tarlasini böyle iki tokada\’hayırlı geceler ,cumanız mübarek olsun kardeşim

  10. Serüvendir yasamak; Ne getirir , ne götürür belli olmaz, Bir gün ağlar,bir gün gülersin. En umutsuz anında; Yaşlar süzülürken yanaklarından, Birden donuverir hatırladığında, Işığın olur , karanlıkları delersin. Ya da katılırken kahkahalarla, Yüzünde açan gülleri göstermek istediğin, Belki yanıbaşında belki çok uzaklarda, Ama bir yürek atışı kadar yakındır sana. Kasvetli bir sabaha merhaba dediğinde gülerek, Ya da düz yolda tökezlediğinde, Elerini avuçlarında hissedersin. Çoğu zaman yalnızsındır kalabalıklarda; Sahte gülücüklere sahte gülücüklerle karşılık verirsin. İlişkiler vıcık vıcık, Menfaat, ihanet, riya vardır hep etrafında, Tiksinirsin… Hani bazen manasızdır yaşamak; Ot gibiyim der dalar gidersin, Bir film şeridi gibi geçerken yaşadıkların, Bir iki kareye takılır gözlerin, O karelerden sevgi akar damarlarına , Birden canlanır , dirilir , güçlenirsin. Dört elle sarılırsın sonra hayata, Meydan okursun , kafa tutarsın, Dünyayı sırtlayıp gidesin gelir, Ben de buradayım dersin. Bir kucak açarsın Kolların dünyayı sarar, Bir gülümser,içinde çiçekler açar, Yüreğinde mevsim ilkbahar olur. Yanında yüksek sesle düşünür, En mahrem sırlarına ortak edersin. Kimi zaman kalbini kırdığın, Kimi zaman gönlünü aldığın olur, Almadan veren,çağırmadan gelen,vedasız gidendir. Gün olur araya yollar,yıllar girer, Ama hep taze sımsıcaktır anılar, Hatırlayınca gülümsersin. Korkmazsın… Buz üzerine yazılı değildir yitip gitmez, Onunla alıp verdiklerin, Bilirsin, O benim " CAN DOSTUM " dersin…Rabbim dostlarına dost eylesin inş. Selam ve Dua ile hayırlı Cuma\’lar…

  11. İbn-i Ata Hz.leri, bir gün dostlarına:- Maneviyat yolunda yükselenler, ne sebeble yükseldiler? diye sordu.Orada bulunanlardan bir kısmı:- Oruç tutmakla, dediler. Bir kısmı ise:- Nefis mücadelesini çok yapmakla, dediler.Bazıları da:- Nefsi hesaba çekip doğruya yöneltmekle, karşılığını verdiler. Kimisi de:- Cömertlikle, dediler.Bütün bu cevapları dinleyen İbn-i Ata, şöyle buyurdu:- Yüksek derecelere kavuşanlar, bu üstünlüğe ancak ve ancak güzel ahlâk ilekavuştular. Allah Teâlâ\’ya varlıklar içinde en yakın olan Hz. Muhammed\’dir. (Allah\’ın selam ve rahmeti üzerine olsun.) Onun yolunda olanlar ise, güzelahlâk sahipleridir.Hayırlı Cumalar.Selametle inş.

  12. Sadece Bir SaatYapma. Ne olur yapma. Öylesine acı ki sözlerin. Kalbini üzüyorsun. İnsanı en çok üzen kendisidir biliyorsun. Bir an dur. Hadi ama. Sadece bir an. Bir an içine bakmadan dışarıya bak şöyle bir. Dışardan kendine bakabilirsin ama. Kendini içinde boğulmaktan kurtulmalısın önce. Benliğin seni boğazlıyor baksana. Kendini benliğin yüceltmesinden kurtaracaksın önce. Nasıl mı? Kendini yüceltmeye çalışan istek ve arzularını, olmasını istediği şeylerin olmamasından kaynaklanan yakınmalarını parantez içine alarak.Olmadı mı? Peki, bir de şöyle denesen.. Bir saatliğine sızlanmaktan vazgeçemez misin? Tamam. Ne demek istediğimi biraz daha açmaya çalışayım. Bugün bir saat ayırıyorsun kendine. Sadece tek bir saat. Tamam kızma. Bir ânı bir saate çıkardığımın farkındayım. İşte bu tek saatte hiç sızlanmıyorsun. Hiç şikâyet etmiyorsun. Hiç mızmızlık etmiyorsun. Hiç tenkit etmiyorsun. Hiç beğenmemezlik etmiyorsun. Hiç ama hiç. Neyi mi? Her şeyi. Kendin dahil her şeyi. Bir saat sadece. Tek bir saat.Önce kendin çıkıyor karşına. Yoo. Susuyorsun. Benliğinin kalbine sapladığı o incitici sözlere bir saat aldırmıyorsun. Tek bir saat.Hava çok mu kötü? Bir saat boyunca, hava kötü yerine, hava sadece soğuk, diyemez misin? Ruhuna bir nefes aldıramaz mısın? “Allah’ım yarattığın soğuk havayı da sıcak havayı da seviyorum” diyemez misin? “Çok zor” diyorsun. Kabul ediyorum.Başın mı ağrıyor? Bir saat için başının ağrısından sızlanmayı kesip şükrediyorsun. Garip mi geliyor bu? Bir denesen. Başının ağrısına tebessüm ediyorsun. Karnın acıkıyor. Hiç şaşırmadım. Gerilince hep karnın acıkıyordu, değil mi? Hemen sığınmıyorsun yiyeceklerin o cezbedici tadına. Açlığın lezzetini tadıyorsun. Sadece bir saat. Baksana, açlığa şükretmek istiyor ruhun ve kalbin. İnsan olmanın başka bir halini tadıyorsun. Acizliği tadıyorsun.Üst kattaki ailenin çocuklarının gürültüsü geliyor. Sanki tepene biniyorlar gibi hissediyorsun. “Olsun” diyorsun. “Olsun varsın.” Çocukların ayak sesleri sana küçücük hayatların sesi gibi geliyor bir saat. İki sene sonra bebeğin ağlama sesleri koşarken çıkardığı gürültülere dönüştü, öyle mi? İlginç geliyor bu sana. Bir saat de olsa ilginç geliyor. Balkondaki çiçeklerin değişimi kadar ilginç. Ürkütücü bir sessizlikte yaşamak ister miydin? Bence de istemezdin. Gürültüye bile şükretmen ne güzel.“Ama!”Amalar yok bir saatin içinde. Varoluşuna sımsıkı sarılıyorsun. Varlığının şimdiki haline. Şikâyet yok. Baksana, on dakikası geçti bile.Sözler mi? Şuradan buradan, ondan bundan duyduğun seni inciten sözler mi yankılanıyor kalbinin kuytu köşelerinde? Buna rağmen bir saat içinde “Allah’ım, her şey ama her şey için Sana şükrediyorum” demeye mi çalıştın? Bak işte oluyor. Kalbin ne çok sevindi. Ruhuna sanki melekler dokunuyor.İşte bak, şimdi sen sen oluyorsun. Sen. Kâinatın gözbebeği. Varoluşun seyircisi. Kâinatın en çok merhamet edilen misafiri. Kalbinden çıkan ses dudaklarında sözcüklerle O’nun arşına yükseliyor: “Allah’ım, Senden sonsuz memnunum. Senden razıyım.” Biraz önce kainatın en önemli cümlelerinden birini kurdun farkında mısın? Kalbin ağladı ağlayacak. Sevinçten.Yarım saat mi geçti? Tamam. Geçsin. Yeter ki böyle geçsin. Yeter ki O’ndan sonsuz razı olarak geçsin.Başka amalar mı geliyor zihnine? Hayatta mahrum olduğun şeyler geliyor, değil mi? Ooo. Peki. ‘Ama’lara teslim olmuyorsun bir saat. Tek bir saati benliğinin arzularından kurtaracaksın. “Şükretmem lazım biliyorum ama!” Hadi ama. Tek bir saat ‘ama’ yok. Sahip olmadıklarını düşüne düşüne, sızlana sızlana kalbini kasvete sürüklediğin tüm yoksunluklarına rağmen ‘Ben Senden razıyım’ diyorsun. Bak, oluyor.Bir saatte sana verdiklerinden ve vermediklerinden dolayı O’ndan razı olmak ne mi ki? Biliyor musun, bırak tek bir saati, O’ndan bir ‘an’ bile razı olmak sonsuzluk demektir.Süre doldu öyle mi?Bir gün de bir melek gelecek ve ‘süre doldu’ diyecek, biliyorsun.selam ve dua ile kardeşim allaha emanet ol..

  13. Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla…Canların canı Can Ahmed kardeşim, topragım,gerçekten güzel bir paylaşım yüreğin dert görmesin bu aralar netten uzak kalacam nasip kısmet diyelim artık dualarında unutma bizleri inşallah en kalbi muhabbetlerim sevgi ve selamlarımla Rabbim daim yanında olsun gönlün daim huzurla dolsun güzel kardeşim

  14. Uzaklık mı?O bizim için değil dost.Biz \’yürek devleti\’yiz ötelere uzanan…Açarız avucumuzu,Dostlarla o dem yürek yüreğe konuşuruz…Gözyaşımız vardır bizi ayakta tutan;Bir de gönül selâmımız…Dost için geceleri tatlı uykumuzu böleriz,Dost için secdeye kapanır dua ederiz.Dostun muhabbetiyle gelir Hak selâmı,Bize en güzel hediye dost kelâmı. Gözümüzden gözyaşını, gönlümüzden selâmını, dilimizden birbirimize ettiğimiz duayı alma Ya Rabbi. Hiçbir zaman bizi birbirimizle imtihan etme. Aramızda uhuvvet ve muhabbetini artır. Kalbimizi su-i zandan, ağzımızı gıybetten, nazarımızı tenkitten arındır. Canımızı birer ‘uyum kahramanı’ olarak al. Bizi sahabe kardeşliği gibi bir kardeşlikle şereflendir. Birlikten beraberlikten doğacak rahmet ve feyzinden mahrum kalmaktan Sana sığınırız. Bizleri cennetin en yüksek tepesinde dostlarımızla ve Sen\’in has dostlarınla beraber, Habib’inin (sas) yanında haşreyle (amin)…" ALLAH RAZI OLSUN CAN KARDEŞİM NE GÜZEL BİR PAYLAŞIM EMEĞİNE SAĞLIK RABBİM BİZLERİ HER DAİM İYİ İNSANLARLA KARŞILAŞTIRSIN HEM BU DÜNYADA HEM AHİRETTE İYİLERLE HAŞRETSİN İNŞAALLAH SELAM VE DUA İLE CANN…

  15. Benim her günüm Cuma’dır; hutbem ise dâimidir. Şu minberim yücelerden yücedir; ben mertlik ve insanlık maksuresinde oturmaktayım! [Divan-ı Kebir, c. V, 2589]

  16. İrfan meclisine erişebilsem, varıp anlar ile görüşebilsemAşkın kervanına karışabilsem, yolda bırakmazlar alırlar seniAşıklar solmaz taze gülleri, zikr-i tevhid ider daim dilleriEvliyaullahın nurlu yolları, yolda bulunagör alırlar seniHazreti Nureddin aşkın rehberi, Atıf dervişlerin edna kemteriGelirsen demezler gelme dön geri, kapıdan savmazlar alırlar seniVakt-i şerif, Cuma, Şaban-ı Şerif, ömür ve şahsiyetlerimiz,ahir ve akibet, zahir ve batınlarımız hayrola, Aşkullah, Muhabbettullah, Marifetullah,Şevkullah ve Zikrullah gönüllere nakşolaŞefaat û nebi cümlemize nasib ola efendim

  17. Adı geçtikçe yüreğimizden, kurşun geçti sanırız ya hani; hani gül fidanlarını goncayla emzirip büyüten; geldiği zaman gidecek yerlerimizi tüketendir o. Gülüşü katı mermerleri yumuşatır; bakışı gönül ülkelerini kuşatır. Sevgiyi gergef gergef dokutan da; hayatı sayfa sayfa okutan da odur bize. Varlığı vicdanlara gökler ötesi kanat bağışlar onun; bir kalp ağrısı olur derinden derine. Bir yangın yerine dönen yüreğimiz ondan kaçıyorken yine ona doğru koşar ya hani!.. Söyleme yürekliliğini gösteremediğimiz ilk isim ve gölgelerde gizli bin ırmak gibi akan son sevgilidir o.Servi boyu, gül yanağı, gonca dudağı, yay kaşları ve ok kirpikleriyle şiirin has bahçesinde salınan bir güzeldir o ve bütün gazeller bir güzele adanır. Gizledikçe kendini artar gizemi; gizlendikçe güzelliğin ardına güzellik bulur da ipekli elbiselerini güzelleşmek için değil, güzelliğini korumak için giyer.Kitapta ayet ayet çoğalan adı Nisa ve Nur\’dur onun. Allah yaratırken, her birinin öbürü olarak ruh verip ona elçilerini emanet etmiş. Perveriş dolu kucaklarında asude güvenler… Ve adları iman olmuş, sıyanet olmuş, sevgi olmuş sonra. İşte Havva ve Hacer; işte Asiye ve Meryem. Amine\’de Kutlu Nebi\’ye süt, Huveylid kızı Hatice\’de aşk olmuş adı. Bir Ayşe ve bir Fatma vardı; yani Sıdıka ve Zehra… Asırlarca yanımızda nefes aldılar hep. Hep onların adlarını verdik kız çocuklarımıza. Toprağa gömmedik diri diri; tac edindik başımıza.iskender pala

  18. slmların en güzeli canım kardeşime nasılsın inş. iisindir uzun süredir bazı sorunlarımdan dolayı açamıodum bıraktıgı güzel yazılar için sonsuz tşk kendine iibak allaha emanetsin kardeşim by

  19. YANAR YÜREK "DOST DOST" DİYE Sokaklarda bulunmaz, çarşıda pazarda satılmaz, dalda ya da tarlada yetişmez, filmlerdeki gibi hiç tanımadığınız “selam”lıklardan da çıkmazmış “dost”… Muhabbeti özlenmez, karşılıklı çay içmelere iç geçirilmezse…Havayla su sohbete katık yapılmaz, lafın beli beraberce kırılmazsa…Uğrunda gözyaşı dökülmez, arkasından ağıtlar yakılmazsa…Boşluğa düşmüş gibi olunmaz, yokluğunda “bomboş” hissedilmezse…Kötü sözü duymazdan, sert bakışı görmezden gelinmezse; “dost” sayılmazmış ol kişi… Bir şey olduğu için değil… Bir şeye sahip olduğu için değil… Bir şeyler yaptığı için değil… Bizimle aynı düşündüğü için değil… Bizimle aynı bakış açısına sahip olduğu için değil…“Her şeye rağmen sevilen” kişiymiş “dost”… Birkaç haftada, iki-üç ayda, üç-dört yılda olunmazmış… Gözyaşı dökülmez, fedakârlık bele kuşak gibi bağlanmazsa “dost” olunmazmış…Acısını acımız, derdini derdimiz görmedikçe “dost”uz denilemezmiş…Baş dara düştüğünde, ihtiyaç anında akla ilk gelen “o” olmadıkça, “dost” bilinmezmiş…Sevginin ve coşkuların beraberce paylaşıldığı, acısıyla tatlısıyla yılların gergef gergef işlendiği zaman dilimleri geçirilmedikçe, ona “dostluk” tarifi yapılmazmış… Ne gözyaşına bakılırmış “dostluk”ta, ne acılarla yoğrulmaya…Ne zaman harcanmasına bakılırmış “dostluk”ta, ne de paraya… Vermekmiş “dostluk”.Verebilmeyi bilmekmiş…Paylaşmakmış “dostluk”.Paylaşabilmeyi başarmakmış…Unutmakmış “dostluk”.Hatayı-kusuru, ezayı-cefayı, ağrıyı-sızıyı unutmayı becerebilmekmiş…Katlanmakmış “dostluk”.Her şeyiyle kabul ettiğinize, tahammül gösterebilmekmiş…Sabretmekmiş “dostluk”.Her şeyin Allah’tan olduğuna inanabilmekmiş…Sevmekmiş “dostluk”.Ne olursa olsun sevebilmekmiş… Ama en çok da Allah için sevebilmek, yüreğe yerleştirebilmekmiş… Böyle yapılınca “dostluk”lar ortaya çıkar,böyle davranınca “dost” olunur,böyle olununca “dost” yetiştirilirmiş… “Dost” bulunmaz. “Dost” aranmaz. “Dost” beklenmez.“Dost” yetiştirilirmiş…Yüreğiniz için… Sevginiz için…Geleceğiniz için…Ahiretiniz için…Hem “o”nun için, hem kendiniz için… Ama en çok da Allah için… SELAM VE DUALARIN EN GÜZELİ İLE ESSELAMUN ALEYKUM CAN BIRA=BIRAY DELAL YÜREĞİN KADAR DEĞERLİ VE GÜZEL OLAN PAYLAŞIMLARIN İÇİN TEŞEKKÜRLER ALLAH (C.C.) RAZI OLSUN İNŞALLAH..AEO…KİB…EN KALB-İ MUHABBET SEVGİ SAYGILARIMLA….HAYIRLI HAFTASOONLARI…

  20. Nice güzellikleri paylaştık dostlarla. Nice değerlerin ve derinliğin farkına beraber vardık.Ömrümüzün en güzel,en taze,en saf yıllarında;insan olmanın güzelliklerini aynı pınardan yorumladık.Anamızdan atamızdan ilk ayrıldığımız zamanlarda gurbetteki garipliğimizi doslarımızın yanında hafiflettik.Aynı evi, aynı odayı paylaşırken BEN lik canavarından kurtulup,BİZ olmanın ne kadar tatlı olduğunu birlikte idrak ettik….. Bütün bu güzelliklerin kıymetini ise yıllar sonra ayrı düştüğümüzde farkettik.Zaman rüzgar oldu,yaprak gibi dört bir yana savurdu bizi.İsraf ettiğimiz,kaybettiğimiz güzellikler karşısında birbirimizin dualarına dayandık.Gecelerini bölen has dostlarımızın duası dünyada güvencemiz,iman gücümüzü arttıran bir kıvılcım gibiydi…. O dualar ki;gönülden gönüle köprüler kurdu. Gözlerimize fer,gönüllerimize ve ruhlarımıza aydınlık kattı,kapılar açtı.Yollarda yalpaladımız,sarsıldığımız oldu.Çok defa uçurumun kenarından tam gayya ya yuvarlanacakken,dostlarımız tarafından kurtarıldık.Kaç defa büyük günahların eşiğinden,dostalrın bize gösterdiği hüsn_ü zannın utancıyla sıyrıldık. Zaman -zaman insanlık hali işte,şeytana uyduk,birbirimizle kavga ettikbirbirimize öfkelendik,tenkit ve su-i zan hastalığına düştük.Hatamızın farkına vardık,pişman olduk.Hatadan dönmenin fazilet olduğunu öğrendik. Dostumuzun çaresiz kaldığı zamanlarda -üzüldük belki ama- bunu ona gerektiği gibi belli edemedik.Çaresiz kaldığında,hakiki manada onun derdiyle dertlenemedik.Umutların dostlarla paylaştıkça artacağını,ayrı kaldığımızda anladık.Rabbimiz,vahdsniyet ve ehadiyet sırrına binaen hepimizi farklı yaratmış.Kimimiz yumuşak mizaçlı,kimimiz öfkeli….Kimimiz az konuşur,kimimiz çok.Kimimiz karamsar, kimimiz mütevekkil..Kimimiz tahammülsüz,kimimiz sabırlı.Kimimiz gayemiz için konuşmayı,koşturmayı severdi;kimimiz sessiz sessiz inlemeyi ve fazla ibedet etmeyi.. selam ve dua ile hayırla kalınız saygı değer abim ellerinize ve yüreginize sağlık Muhabbetiniz yoğun olsun Rabbinizle inşaallah

  21. Uzaklık mı?O bizim için değil dost.Biz ‘yürek devleti’yiz ötelere uzanan…Açarız avucumuzu,Dostlarla o dem yürek yüreğe konuşuruz…Gözyaşımız vardır bizi ayakta tutan;Bir de gönül selâmımız…Dost için geceleri tatlı uykumuzu böleriz,Dost için secdeye kapanır dua ederiz.Dostun muhabbetiyle gelir Hak selâmı,Bize en güzel hediye dost kelâmı. Hakiki ve hayırlı dostlardan olmak ümidi ile vesselam

  22. DUAYA İHTİYACI OLAN BUYURSUN AMİN DESİN…!!!Ey Merhametlilerin en Merhametlisi!Ey Tövbeleri kabul eden ve Dualara icabet eden Rabbimiz!EY RABBİMİZ!! Bazı yüzlerin ağarıp, bazı yüzlerin kararacağı günde; bizi yüzleri ak, gönülleri pak olan, sevgili resülünün bayrağı altında toplanan mesut insanlar zümresine kat O\’nun yanında cennete girmeyi, mübarek Cemalini görmeyi, Senin dostlarınla komşu olmayı ve en büyük makam olan rızana ulaşmayı nasib eyle..EY RABBİMİZ!! Bizim ve çocuklarımızın kalplerimize İslam nurunu, Kuran hidayetini bahşeyle. Bütün soyumuzu İslam’a ve Kur’ana bağlı insanlar eyle. Hepimizi müslüman olarak yaşat Bizi dünya ve ahiret mutluluğuna nail eyle..EY RABBİMİZ!! Habibin Muhammed Mustafa(sav) yüzü suyu hürmetine; Müslümanların kalplerindeki her türlü ayrılık tohumlarını gider Bizi ashab-ı kiram gibi birbirine dost ve birbiri için yaşayan insanlar eyle …EY RABBİMİZ!! Bizi, Üstadımızı, Büyüğümüzü, ana-babamızı, Kuran ve iman hizmetinde çalışan kardeşlerimizi, eşlerimizi, çocuklarımızı, akrabalarımızı, ecdadımızı, mümin dostlarımızı iyi kullarınla birlikte cennetine koy…EY RABBİMİZ!! Senden rahmetini celbedecek şeyleri, gerçekleşmesi muhakkak olan mağfiretini, her türlü günahtan korunmayı, her türlü iyiliği kazanmayı, cennet ve Cemal\’inle şereflenmeği ve cehennemden kurtuluşu dileriz…EY RABBİMİZ!! Bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahlarımızı mağfiret et Senden işimizde rüşde hidayet etmeni istiyor, nefislerimizin kötülüklerinden sana sığınıyoruz..EY RABBİMİZ!! Bizi yücelt, eksiğimizi- gediğimizi gider, bize rızık ihsan et, bizi salih amellere, güzel ahlaka ilet Zira bunların salih olanına anca k sen ulaştırır, kötülerinden de ancak sen alıkorsun..EY RABBİMİZ!! Bizi, Seni çok zikreden, Senden çok korkan, Sana çok şükreden, Sana çok itaat eden, Sana karşı içi saygı ve huşu ile dopdolu olan, dua dua yalvaran ve durmadan Sana teveccüh eden insanlar eyle…EY RABBİMİZ!! Sana güzelce ibadet etmeyi istiyor, Senden doğru yolda azim ve sadık diller selim kalpler dileniyoruz Dillerimizdeki düğümleri çöz, onları güçlendir ve istikamet ver İçimizdeki kinleri, nefretleri ve hasedleri sök al…EY RABBİMİZ!! Senden hayırlı işler yapmayı, kötülükleri terk etmeyi, fakirleri sevmeyi, bizi bağışlamanı, bize merhamet etmeni ve insanların fitnesini murat buyurduğunda fitnelere düşmeden bizi vefat ettirmeni dileriz…EY RABBİMİZ!! Senden; Senin sevmeni, Senin sevdiklerinin sevgisini ve bizi Senin sevgine ulaştıracak amellerin sevgisini dileriz Senden tertemiz bir hayat, dosdoğru bir ölüm, rezil etmeyen ve ayıpların sayılıp dökülmediği bir dönüş istiyoruz.. DUALARIMIZI KABUL BUYUR YARAABB….!!!AMİNNNN !!

  23. MEKÂNSIZ DOSTLUKİnsanlar vardır; hani bazıları yürek dostudur. Yüreğinizin bir anahtarını da emniyet içinde onun eline verirsiniz. Yüreğiniz o dostların adını duyunca tüm kapılarını ardına kadar açar; onları buyur eder. En gizli hazinelerden en güzel tebessümleri, gül kokulu sıcacık muhabbetleri ikram eder. İkram ettikçe bu sofra öylesine feyizlenir ki; genişler genişler ve ummanlara sığmaz olur. Mekânsızlığın bir ücra köşesindeki sırça köşkün en esrarlı odasında; altın yaldızlı tahtalarda oturup gümüş işlemeli ibrik ve fincanlar eşliğinde bu feyzi yudumlar yürek dostları.Bir kocaman ömre sığmayan lezzeti damaklarında bulurlar. Sanki ab-ı hayat bahşedilmiştir.Toprağına selam verip; Yaratan’ın adıyla inkişaf eden tomurcuk gülün yaprağı kadar her vakit tazedir bu dostluk….Yürek devletimi paylaşıp sırça köşkümde ağırladığım aziz misafire en kalbi muhabbetlerimle.selam ve dua ile ahmed kardeşim.

  24. "Ya Rabbi rızanı kazanmak için dostlarla çıktığımız bu yolda bizleri utandırma. Bizleri kaybedenler olarak huzuruna alma. Samimi dostlarımızın duaları hürmetine, Sen\’in gerçek dostların hürmetine, bizi nefsimizin tuzağına bırakma. Bizleri rızan dairesinde buluşanlardan eyle ." yüreğine sağlık,eline sağlık kardeşim paylaşımın için teşekürler.Hayırla kal

  25. HAYIRLI GECELER BİDENE ABİM…RABBİMİZE EMANET OL………………………………………………………………………………………………………….BİR BEBEĞİN DUASI… Ey gökleri ve Yeri ve içindekileri yoktan yaratan Rabbim!Ben bir hiçtim,beni Sen Kudretinle yarattın.Bana Sen vucüt verdin,hayat verdin,ruh verdin.Bunları Sen bağışlamasaydın eğer,hiç kimse beni hiçlikten ve yokluktan çıkarıp bu dünyaya göndermezdi.Ben bir anne ve babadan doğdum.ama ben dünyaya gözümü açmadan önce,onlar da nasıl bir bebek beklediklerini bilmiyorlardı.Bana Sen kendi dilediğin gibi bir süret verdin.Bana dünyada hiç kimseye vermediğin bir sima verdin.Alemlerin Rabbi benim yüzümde,sadece bana ait bir eserini nasıl işlemiş,göreyim ve göstereyim diye.Bana göz verdin,Senin eserlerini göreyim diye.Bana kulak verdin,Senin yarattıklarının Seni nasıl zikrediyor işiteyim diye.Bana akıl verdin,Seni bulayım diye.Bana dil verdin,Seni zikredeyim diye.Bana kalp verdin,Seni seveyim diye.Dünya ve ahiretin bütün nimetlerini önüme serdin ve bana bir arzu verdin”Senden isteyeyim diye”Vermek istedin.çünki vermek Senin şanındandır.Onun için bana istemeyi öğrettin.Aldığım her nefes Senin Rahmetindendir Ya Rabbi.Eriştiğim her nimet Senin ihsanındandır Ya Rabbi.Neşem,sevinçim,mutluluk ve huzurum hep Sendendir Ya Rabbi.Senin gizli açık nimetlerinin sayısını bilemem,hayal bile edemem.bilsem de saymakla bitiremem Ya Rabbi.Yalnız üzerimdeki en büyük nimetini bilirim:”Bana şükretmeyi öğreten de Sensin Ya Rabbi”Cennet kapıları açılıp, “Gir ya Muhammet” denildiğinde “giremem ben, ta kiümmetim gelmezse, ümmetim yanımda olmazsa” dediğin ümmetiniz … Bütüninsanların birbirinden kaçıştığı o günde, “kızım Fatıma ,Oğlum İbrahim Sanafeda olsun. İlla ümmeti, illa ümmeti dediğin o biçare ümmetiniz…Seviyoruz Seni Sevgili! Hicret eder gibi seviyoruz biz Seni. Sümeyyelergibi sevemesek de, Bilaller gibi göğsümüzde taşlar yeşertemesek de seviyoruzSeni Sevgili. Uhud\’da Sana ok isabet etmesin diye önünde duvar olan sahabengibi olamasak da, Seni onlar gibisevemesek de aynı sevdayla Seni sevdik; aynı sevdayla güllere Senin kokunuverdiği için hayran olduk; aynı sevdayla güllere bakınca kendimizdengeçtik.. Hep aynı sevdayla yaşadık Sevgili, Seni göremesek de Gül Efendim,Seni görme umuduyla yaşadık… Hep içimizdeydin Sen Sevgili. Hiç çıkmadın ki…Bu sevda hiç yüreklerimizden çıkmadı. Onun içindir ki, güle Senin kokun verildiği için aşık olduk.

  26. Sabredin Kardeşlerim sabredin nede olsa kışın sonu bahardır Sabredin Şahadete az kaldı Buda gelir buda geçer ağlama Yürekleri dağlama Allah`a dayan, sa`ye sarıl, hikmete râm ol!`Yol varsa budur başka bilmem çıkar yol İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya; Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya. Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak; Benimse alın yazım, yokuşlarda hep susamak.YÜZÜ DOST,ÖZÜ DÜŞMANDAN USANDIMDİLİ MÜMİN KALBİ ŞEYTANDAN USANDIMDOSTUM HERKESİN KAHRI ÇEKİLİRDEBEN DAVASIZ MÜSLÜMANDAN USANDIM Sorsalar,tanımam bilmem kendini Bildiğim,bir güzel Allah dostuna hasretti Gönlünün muradı yıktı bendini Kapılıp gittiği SEL’e hasretti. Sevgiyi yıllarca aradı belki Gönülleri bir bir taradı belki Buldu,huzurunda eridi belki Bulduğu o nurlu YOL’a hasretti. Doğdun ve büyüdün,geçti mi yıllar? Acıyı tatlıyı seçti mi yıllar? Hizmetle çiçekler açtı mı yıllar? Vuslata erdiği bu YIL’a hasretti. Hasretti yıllarca güzel olana Hasretti gönülden dil’e dolana Hasretti yürekten seslenip ona Kulağında çınlayan Allah dostuna hasretti. Sevgisiz yaşamak ne zorlu çile Yaşamıyor onsuz çiçekler bile Gülistan kokusuz sessiz bülbüle Sözlükte olmayan DİL’e hasretti. Görmek ve bilmek ,işte dört hece Doğruyu yaşamak gündüz ve gece Teslimiyet denilen zorlu bilmece Edep çizgisinde KUL’a hasretti. Hayallerin mi vardı genç kızlığın da? Bir sevda masalı yalnızlığında Kavrulmak bir terim aşk sözlüğünde Yanıp tutuştuğu KÜL’e hasretti. Kurumuş toprakta bir küçük fidan Kavrulup gitmek ihtimal her an Sevgi damlasını verdi BAHÇİVANYeşerip açtığı DAL’a hasretti. Önünde açıldı bir hizmet yolu Gönlüne serildi sevginin tülü Vızılda dediler,peteğin dolu Damağına sürülen BAL’a hasretti. Dediler,zulmeti aşkıyle söndür Yüzleri nefretten sevgiye döndür Biçareyi bu son kervana bindir Muradı köprülük,SAL’a hasretti. Bir yer vardı hep dosdoğru gidilen İkramında helal lokma tadılan HAKKA boyun büküp tövbe edilen Uzanıp tuttuğu EL’e hasretti. Bildi ki bu yol kutlu bir yoldu Hizmetin tadı kalbine doldu Sadakat adıyle bilinir oldu Hizmetle son bulan ROL’e hasrettiO’nun sevgisiyle yaşayan,yaşamış ve sonsuza kadar yaşayacak olan bütün kalplere.. Sevgisi denizlere sığmadı Dostlar şahidimiz…Kim demiş Yahudi’nin bükülmez hiç bileğiGün gelir isyan kokan bilekler de bükülürSonunda kabul olur mazlumların dileğiVe Kudüs yollarına papatyalar dökülürYahudi kahrolacak budur ilahi yasaŞeref ve namus için imzalandı bu akitEy benim kara sevdam gözyaşını artık silDaha çok direnmenin vaktidir gelen vakitŞimdi ağlamanın ve susmanın vakti değilİşte haykırıyorum üstüne basa basaFilistin başımızın üzerinde nur gibiHaysiyettir, şereftir, memlekettir, vatandırSanki günde beş vakit karşımda durur gibiElleri ellerimde sevdayı anlatandırDilerim yüreğinden eksilmesin hiç tasaŞahadet türküleri hep bir ağızdan derkenÜfürür tatlı tatlı sonsuz alemin yeliBugün olmazsa yarın ve belki daha erkenElbet ödetilecek ihanetin bedeliYenildi bir hevesle, hırsa ve ihtirasaSet tarsın sen, setr eyle, rüsva etme âlemeMecalsiz bedenimi sürükleme alemeHâlimi arz etmeye yetmez hiçbir kelimeHakikat atlasını önüme ser ya Rabbi!…Amacım insana hizmet değilse Neden efkârıma dost arıyayım? Benimki sadece aşka meyilse Neden efkârıma dost arıyayım? Hoyratça soldursam açan gülümü Hissederim içten gelen ölümü Çöle ulamışsam kendi çölümü Neden efkârıma dost arıyayım? Sulu sepkenlere dönse gözyaşım Zirveden inmese belalı başım Zamanla yarışıp yükselse yaşım Neden efkârıma dost arıyayım? Meğerki kaybetsem yaren yoldaşı Neme gerek artık gönül sırdaşı Netice bağrıma basmaksa taşı Neden efkârıma dost arıyayım?Yüce Rahman adıyla sana verdim selamGel dostum oturalım edelim iki kelam Paylaşalım acımızı dinleyelim meram Can dostluk kolayına kazanılırmı Sızlayan yüreği dost gibi saran olmaz Her aradığında dost gibi can bulunmaz Yaralıyım yanmışım sesimi duyan olmaz Can dostluk kolayınan kazanılırmı Derdim çok dostum beni dinlermisin Bir acı kahveni benden esirgermisin Dost kapını çalsam misafir edermisin Can dostluk kolayına kazanılırmıAşık alır sazı görmese de eline Söz söyler yürek düşer ateşe Kim bakar o zaman güzele çirkine Dost dost diye diye vurur sazın teline. Seherde doğarsın güneşle birlikte Azık diye koyarsın sevgiyi heybene Gönül saray olur çatı olmasın üzerinde Dost dost diye diye vurur sazın teline… Kime kalmış koca dünya sana da kalmaz Harun Karun olsan da kapılar parayla açılmaz Mevlam yol vermezse dağlar aşılmaz Dost dost diye diye vurur sazın teline.Anladım ey dost anladım artık Bendeki bu sıkıntılar maddi değil Anladım ey dost anladım artık Bende ki bu açlık manevi Bendeki dertler dermansız değil Bendeki yaralar merhemsiz değil Ve bendeki dost dostsuz değil Anladım ey dost Anladım artıkFelek yerden yere, vurdu bir kere Sinmeyip de, ya dost, garip neylesin? Döktüğü göz yaşı, oldu bir dere Dinmeyip de, ya dost, garip neylesin?Gönlüm ne yardadır ne serde Hak bildiğim gönül verdiğim yerde Duacıyım gönül dostlarıma vakti seherdeDost meclisine girmeye geldim Gönül ne çayhane ister ne kahvehaneGönül sohbet ister kahve ise bahaneDost meclisinde dökülür sözler dane dane Dost meclisinden dem almaya geldimDost meclisinin havası bile başkaSohbetler kaynatılır gönül gelir askaGönül dostlarının sohbetleri bile bambaşka Dost meclisinde pişmeye geldimAğlaya ağlıyı durma karşımda Dost beni gönder de var andan ağla Kirpikleri top top etmiş kaşında Dost bizi gönder de var andan ağla Dostun zülüfleri bölük bölüktür Menim ciğerciğim delik deliktir Muhabbetin sonu tez ayrılıktır Dost beni gönder de var andan ağlaGünler hep güzeldir, Cuma en güzel. Gönül dergahın da, ağlayınca dost. Öyle bir vakit ki, mümine özel. Gönül dergahın da, ağlayınca dost. O gün o saatte, son bulur acı. Cümlesi dertlerin, olur ilacı. Yeter ki olmasın, kalp kırıcı. Gönül dergahın da, ağlayınca dost. Gülistan gülleri, dosta feda dır. Dostun dergahında, hoş bir seda dır. Cuma bereketi, dost Kuran’da dır Gönül dergahın da, ağlayınca dost..Gönülden gönüle geçen her söze Bir başka oluyor dost muhabbeti Dostla huzur bulur bu can yüz yüze Bir başka oluyor dost muhabbeti Haliyle diliyle dostun yanında En ufak mimiği anlar anında Her zaman dostunun hüsnü zanında Bir başka oluyor dost muhabbeti Arayıp da sorar görmezse onu Bulmazsa zor gelir o günün sonu Konuşurken hoştur sesinin tonu Bir başka oluyor dost muhabbeti Kolay anlaşırlar kafaları bir Bir birine uykun sefaları bir Başına hal gelse çefaları bir Bir başka oluyor dost muhabbetiNe aran yabancı gönül bağımdaHer gelen mihmana gülüm yok benim Yanmış yüreğine sular serpecekÇağlayanlar tutmuş gölüm yok benimBakmadı gözlerim yadı yabanaAltını akçeyi katma çabanaBenim için yakma yazık abanaKutnu kumaş dokur elim yok benimYarimden başkası süslemez düşümOndan gayrısına açılmaz döşümŞükürler Allah\’a eğmedim başımTöreleri çiğner yolum yok benim Dokunmaz ŞAHİNİ mahrem haramaİnanmazsan getir tuz bas yaramaTaşlar dile gelir bende aramaİhanete aşna dilim yok benimYedi iklim yedi devlet dolaştım Yer üstünde yer altında çalıştım Her cefaya her eleme alıştım Alışılmaz, dayanılmaz bu hasret Gönlüm yara bağrım hicran doludur Bu hasretim yerden gökten uludur Ben ölmedim umutlarım ölüdür Alışılmaz, dayanılmaz bu hasret Bilmeyenler anlayamaz derdimi Gölge olur olmaz bana yardımı Hasret ile sayıkladım yurdumu Alışılmaz, dayanılmaz bu hasretO yol ki Allaha çıkmaz,ayak incinir Aşınır ilk durakta yürek incinir Bu dünya vehimler,düşler alemi Bir yalana satılır, gerçek incinir Uzakta,uzakta vatanı ruhların Hangi menzile varsan,varmak incinir Her istek ardında bir korku saklar Hasret büyür kavuştukça vuslat incinir Sırları ne bilsin akıl,o sormaya meftun Aynayı tırmaladıkça,mahrem incinir Bir tezgah açmış yol üstünde körlük Elinde kıymeti biçilen sanat incinir Şişeler dağılmış,eczane yıkık İlaçları dökülen,hayat incinir Yitmiş,yok olmuş insanda insanlık Üstünde sema,altında yer incinirKardeşlerim sıkıntılar çoğalıyor insanlar nefsine yöneliyor kıyametin alameti gibi artık kimse kimseyi görmüyor herkes kendi derdine düşmüş maddeten göçürdüler ama maneviyatınızdan göçük vermeyin Kaybettiklerimizi maneviyatla kazanırız Mustafa BALCI Yazar

  27. Yalnız kalmaktan daha kötüşeyler de var hayattaama genelliklebir ömür alır bununfarkına varmako zaman daçok geçtirve çok geçtendaha kötübirşey yokturhayatta…charles bukowskiŞimdiden hayırlı iftarlar Ahmed kardeşim. ALLAH\’a emanet olun!

  28. Ey Rabbim… Bir beyaz güvercin gördüm, semalarda sana zikreden… Bir uçan güvercin gördüm, sana benden daha yakın olan… Bir nurlu güvercin gördüm, senin nurunla ışıl ışıl… Utandım Rabbim, utandım… Benden daha küçük ve güçsüz bir güvercinin sana olan aşkından utandım. Oysa ki, ona değil bana verdin tüm güzellikleri… Ona değil, bana sundun tüm olanakları… Peki ya ben ne yaptım, aman ya Rabbi… Ben sana o güvercin kadar bile kulluk edemedim. Ey Rabbim… Semaya doğru açtım ellerimi, ya Rab sen affeyle beni… O küçücük güvercin gibi bende yanıp tutuşayım bir tek senin aşkından… Ben de, o masum güvercin gibi zikredeyim her daim ismini… İçimi öyle aşkınla yak ki Rabbim… Senin için akıttığım gözyaşlarım, sana gözlerimi feda etsin… Senin uğrunda kör etsin de, dünyadaki o gaflet ve nefislik şeyleri gözlerim görmesin… Öyle bir uğultu ver ki, hiç bir kötü söz duymasın bu kulaklarım… Sadece kendi zikrimi hissedeyim de huzura erenlerden olayım… Dilimi öyle bir lâl et ki, her türlü küfür ve isyandan uzak etsin beni… Senin ismini ben kalbimle de zikrederim, ya Rabbi… Yeter ki sen lâl et dilimi… Ey Rabbim… İçime öyle bir iman kuvveti ver ki, kalbim her attığında seni hatırlatsın… Ve kalbim her attığında da ismini zikrettirsin bana… Öyle bir iman kuvveti ver ki, H.z. Muhammed Mustafa (sav) gibi namaz kılmak nasip olsun. Her Kuran-ı Kerim okurken, gözyaşlarım bir de orada ki mânâlara aksın… Sen yaradansın ve her şeyi görüp, işitensin… Benim bu dualarımı da bilirim duyarsın… Sana en yakın olan yerdeyim ya Rabbi, secde de açtım semaya doğru ellerimi…. Gözyaşlarımla yalvarıyorum, beni de erenlerinden kabul eyle.. Bana da iman kuvveti ver. Ya Rabbi, hava da uçuşan güvercin gibi beni de aşkınla ödüllendir. HAYIRLI GECELER ALLAH,A EMANET OLUN. NAZLICAN FIRAT

  29. SELAM TOMURCUK GÜL DE SOLAR BİR GÜN KOPAR DALINDAN ELBET HERKES AYRILIRSEVDİĞİNDEN MALINDAN…VESSELAM

  30. Uzaktan sevmek nedir? Gidin Hz. Vahşi (r.a)\’ye sorun.Görmeden sevmekten başka bir şey bu…Görmek fakat yaklaşamamak, Bakmak ama konuşamamak…Sadece uzaktan seyretmek ve ağlamak, Zor olan budur. Görmek ama dokunamamak…

  31. Gönülün sazını çalazmaz isen Ne perdeye dokun nede telini incit Kırdıgın gönülü yapamaz isen ne Hatrına dokun nede incit Gel haktan ayrılma hakkı seversen Nefsini ıslah et er oğlu ersen Hüdai incinir inciden versen Ne kimseden incin ne eli incit Bekle dost kapısın sadık dost isen Gönüller tamir et ehli dil isen Sevda sahrasında Mecnun değilsen Ne Leyla\’yı çağır ne çölü incit

  32. HasretBazen yasanmis guzel hatiralara\’dir hasret,Bazen yasanilmak istenen guzelliklere\’dir hasret,Bazen sevgilerin en sicagi bir anneye\’dir hasret,Bazen kücük yasta kaybedilen bir yavruya\’dir hasret,Bazen topragiyla havasiyla bir vatana\’dir hasret,Bazen bu vatanlarda duyulacak ezanlaradir hasret,Bazen camileri dolduracak cematlere\’dir hasret,Bazen cematleri costuracak önderlere\’dir hasret,Bazen yalansiz riyasiz bir sevgiye\’dir hasret,Bazen Allah icin olan bir kardesliğe\’dir hasret,Bazen hakkiyla kılınan bir namaza\’dır hasret,Bazen gözyaslariyla yikanmis bir duaya\’dir hasret,Bazen Allah yolunda gecen bir hayata\’dir hasret,Bazen sonlarin en güzel Cennete\’dir hasret,DAIMA PEYGAMBERIN ŞEFAATİNE\’DİR HASRET,DAIMA RABBİMİZİN CEMALİNE\’DIR HASRET.alıntı…Hayırlı geceler AHMED kardeşim…ALLAH\’a emanet ol!

  33. amin, amin amin Her daim Allah c.c. yar ve yardımcınız olsun kardeşim, ne güzel dile geliş.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s