“Yön yön sarılmışım ne yana baksam;Sarılan olur da, saran olmaz mı?Kim bu yüzü çizen sanatkâr ressam;Geçip de aynaya soran olmaz mı?”…

Geçip de Aynaya Soran Varmı ?
 
Geçip de aynanın karşısına yüzüme bakacak gözüm yok. Verdiğin emanet ne güzeldi Allah’ım. Ama ben lâyıkınca onu taşıyamadım. Yüzüme bakacak gözüm yok. Elimde kirlendi emanetin. Elmas iken, adî cama döndü. Kıymetini bilemedim. Kırk-elli yılda eskidi derim, pörsüdü cildim. Yok şimdi eski hâlimden bir eser. Yok yakınımda kimsecikler. Yok bir yakınım, yok bir bakanım. Bir Sen varsın, bir Sen, hâlden anlayanım. Bir an olsun beni yalnız bırakmayanım. Sadece Sen… Gerçek Sahibim, Mâlikim, Efendim, Rabbim, İlahım, Allah’ım, sadece Sen…

Kimler geldi, kimler geçti şu köhne dünyadan. Her biri bu aynaya baktı da geçti. Kimi elinde dolu bir tasla, kimi başucunda bir taşla geçti bu dünyadan. Kimi de malını değil, adını bile götüremedi. Her şey burada kaldı, çünkü mülk senindi. Âkil olana yakışan, suretlere takılmamaktı. Bilen öyle yaptı, bilmeyen bu yolda şaştı. Bazen taşkınlık yaptı, haddi aştı. Bu beden, kendinin sandı ve insan aldandı…

Nerde bir zamanlar o ışıldayan genç ve güzel yüzler? Şimdi eser yok hiçbirinden. Gençti, güzeldi, gül gibiydi hepsi. Ömürleri, güller kadar kısa sürdü. Şimdi ben de öyleyim. Dalından düştü düşecek ömür ağacımın son yaprağı. Başımı kaldırıp bakmaya cesaretim yok. Sahip olduğumu zannettiğim ve kıymetini bilemediğim bu elbisenin içindeyim. Dar geliyor bedenime artık. Ruhum, eskimiş yuvasından çıkmaya hazırlanıyor. Belki de can atıyor. Emanetin mühleti bitmek üzere. Son yaprak dalından düşmek üzere.

Bu en harika ve en güzel eserinin, bunca yıldır kıymetini bilemedim, affeyle ya Rab. Hastalanmadan elimin, gözümün, ayağımın, kalbimin kıymetini bilemedim. Geçti gitti yıllar, bitti ömürler. Hâlâ bu bedenin emanet olduğunu anlayamadım gitti. Senin emanetindir, bilemedim gitti. Yedirdin, içirdin, gezdirdin mülkünde. Bin bir nimetlerinle şereflendirdin ama ben, hiçbirinin kıymetini bilemedim.

Şimdi ne sevenim, ne bakanım, ne girenim, ne çıkanım, ne bir hatır soranım var. Vücut evime, bedenimin semtine bir uğrayanım yok. Senden başka hâlimi görenim ve bir bilenim yok.

Her gün, son bir geceye; her gece, son bir güne gebedir, bilemedim. İzin ver, gençlik çağımda yapamadığımı, ömrümün son deminde yapmaya çalışayım. Derman ver, iman ver, fırsat ver Allah’ım. Hep de veriyorsun ya…

Kırık dökük bir hâldeyim. Tutulacak bir yerim yok. Onarmaya kalksam, her yanım harap. Oysa bir zamanlar öyle miydi? Bu beden de; gençti, dinçti. Kuşlar gibi gidip gelirdi en uzak mesafelere. Yorulmak bilmezdi. Bir nefeste çıkardı merdivenleri. Şimdi ilk basamağında bile dinlenmeden edemiyor. Yollarda yokuşları hesaplıyor. Köşede bir ayna var, odama çıkarken hep ona bakıyorum. Benim mi bu yüz Allah’ım, hayretten donakalıyorum. Kalbim heyecanlanıyor, çarpıntılarını duyuyorum. “Her kalbin çarpıntısı, kendi ecelinin ayak sesidir.” Şimdi anlıyorum. Kendimle oturup konuşuyorum, özümle baş başayım.

Bir psikolog: “Kendi kalbine bakmayanın hayatı bulanıktır.” diyor ve ekliyor: “Kendi yüreğine bakabilme cesaretini gösterenler, gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur; içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.” Ben de öyle yapıyorum, içime bakıyorum, aynalarda kendimi keşfe çalışıyorum. Hayatımı inceliyorum sayfa sayfa. Çünkü “İncelenmemiş bir hayat yaşamaya değmez.” diyor bilge bir zat. Ben de öyle yapıyorum. Aynaya bakıyorum, sorular soruyorum.

Ya Rab aynaya bakacak yüzüm yok, cesaretim yok, çünkü aynalar konuşuyor. Her şeyi söylüyor bir bir: “Boşa gecen günlere yanmanın faydası yok, şimdi tövbe ve istiğfar etmenin vaktidir.” diyor.

Aynadaki suretime bakmaya cesaretim yok. Bu mukaddes emaneti taşıyamadık, harap ettik, kaybettik, yitirdik ya Rab, affet. Bu emaneti senden başka kim onarır? Kırık dökük bu emaneti senden başka kim kabul edebilir ki? Kırılan, dağılan, parçalanan hayatımızın yegâne kefili ve vekili sensin. Çünkü Sen, ‘Hasbunallahu ve ni’me’l-vekîl’sin.

Aynalara bakmaya korkuyorum çünkü aynalarda görüneni sevemiyorum. Ama aynalar konuşuyor: “Sen kendini bile sevmezken, seni bir sevenin var, unutma.” diyor, “Suretlere bakıp takılma.” diyor. “Evet evet, sen kendini sevmesen de, sen kendine kıysan ve kendini harcasan da seni bir seven, sana kıyamayan, harcanmana razı olmayan biri var. O seni öyle seviyor işte. Sen kendine tahammül edemesen de, sana tahammül eden en güzel bir sabır sahibi olan Rabbin var.”

Allah’ım, sensiz hiçbir şey çözülmüyor. Sensiz hiçbir şey olmuyor ve anlaşılmıyor. Hayatın tadı, Seninle ve Sana imanla. Ağır baskılar altındayım, bir kördüğüm olmuş hayatım. Senin emanetin olan bu hayat, yine Senin yardımınla, merhametinle çözülebilir ve tekrar bir düzene girebilir… Ancak Senin yardımınla, Senin iltimasınla…

İşte buna canlı misâl. Boğaziçi Üniversitesi’nde yaşanmış bir olay…

Her nasılsa ve ne olmuşsa, bir genç kendini okulun camından atmak istiyor. Tam o anda, oradan geçmekte olan bir arkadaşı durumu fark ediyor ve çekiyor genci eteğinden.

“Sen ne yapıyorsun?!” diyor.

“Bırak beni, bırak, kimse sevmiyor beni, bırak!” diyor, feryada başlıyor. Arkadaşı:

“Seni seven biri var!” diyor. Kızcağız şaşkınlıkla:

“Kim o, kim o?” diyor. Arkadaşı: sana böyle bir sonu lâyık görmeyen, seni seven biri var. Beni sana gönderen, işte O. Seni seviyor, senin Rabbindir O. Sızlanma, O’nun sevgisi sana yeter.” diyor, “Bırak, O’ndan başka hiç kimse seni sevmesin isterse. O’nun sevgisi sana değil, kâinata bile yeter.”

Kızcağız:

“Madem Allah beni seviyordu, niye yalnız bıraktı?” diyor. Bir yandan da hıçkıra hıçkıra ağlıyor. Arkadaşı:

“Bak bırakmadı işte, beni sana gönderdi.” diyor. “Koskoca koridorda sen ve ben varız, bir de Allah. Yalnız değiliz. Ben burada olmayabilirdim. Bu koridordan geçmeyebilirdim. Allah sevk etti, senin karşına beni O çıkardı. Beni sana O gönderdi, anlasana! Hadi ama toparlan, ağlama!” diyor. Kızcağız gene söyleniyor:

“Beni kimse sevmiyor, hiç kimse sevmiyor.” Arkadaşı:

“Sen kendini seviyor musun?” diyor.

İlk defa başını kaldırıp yüzüne bakıyor kızcağız: “Hayır, ben de kendimi sevmiyorum.”

“Üzülme.” diyor arkadaşı. “Sen, ben ve biz kendimizi sevmesek de, bizi bir seven var, bizim bir sevenimiz var. Sevmekle kalmayan, her an yaşatan, mideni değil sadece, kalbini ve ruhunu sevgisiyle besleyen biri var. Korkma, üzülme, ağlama, o sevgi ve o Sevgili sana değil, kâinata bile yeter.” diyor…

Güneşi bulan mumu ne yapsın? Ey güneşler güneşi! Ey nurlar nuru! Bir küçük tecellin bile neler yapmaya kâdirdir Senin. Kendini bile sevmeyen insanın, şükür ki onu seven bir Rabbi var.

Ümidini yitirme ey insanoğlu, işte böyle sevgili bir Rabbin var!

Aynalar gerçeği söylüyor, aynalarla yüzleşmeye var mısınız? Aynalar konuşuyor, aynaları dinlemeye, aynalara bakmaya cesaretiniz var mı? Geçip de aynaya soran var mı?…

Bir dikenin duâsını güle çeviren Rabbim, bizim en kötü anımızı, en fecî hâlimizi bile dilerse en güzel bir şekle çeviremez mi? Hem de bir anda.

Şimdi aynalara bakma vaktidir. Aynalarda kendimizi keşfetme vaktidir. Kendi yüzüne ve yüreğine bakabilme cesaretini gösterenlerin, gönül muradına erme vaktidir.

Ne güzel diyor Necip Fazıl Kısakürek:

“Yön yön sarılmışım ne yana baksam;

Sarılan olur da, saran olmaz mı?

Kim bu yüzü çizen sanatkâr ressam;

Geçip de aynaya soran olmaz mı?”…

Kudretin aynaları çok. İnsan küçük, dünya büyük bir ayna. Her birindeki tecelli bir başka.

“Hem, birbiri arkasından daim gelen geçen âyineler mecmuasıdır. Öyle ise, onlarda tecelli edeni bil, envarını gör ve onlarda tezahür eden esmânın tecelliyatını anla ve müsemmalarını sev ve zevâle ve kırılmaya mahkûm olan o cam parçalarından alâkanı kes.” (Sözler, sayfa 204.)

Evet aynalar konuşuyor, neler söylüyor neler… “Sen kendini bile sevmezken, seni seven bir Rabbin var.” diyor. “Öyleyse aynalardaki suretinin, eskiyen bedeninin şekline üzülme, geç kalmış sayılmazsın bu ticarette. Alış verişini yapmak için yine bir fırsat, yine bir çare var. Emaneti sahibine sat.” diyor…

“Halik-ü Kerim, kendi mülkünü senden satın alıyor, cennet gibi büyük bir fiyat verir. Hem o mülkü senin için güzelce muhafaza ediyor. Kıymetini yükselttiriyor. Yine sana hem bâki hem mükemmel bir surette verecektir.” … (Sözler, sayfa 213)

Ve aynalar son olarak şunu da söylemeden geçmiyor:

“Şimdi, hayatımın saadet içindeki kemâli ise senin hayatının âyinesinde temessül eden Şems-i Ezelînin envârını hissedip sevmektir. Zîşuur olarak O’na şevk göstermektir, O’nun muhabbetiyle kendinden geçmektir. Kalbin göz bebeğinde, aks-i nurunu yerleştirmektir.” (Sözler, 11. Söz, sayfa 135)

Evet, aynalar konuşuyor. Geçip de aynaya bir soranımız var mı?

Ben kendimi bile sevmezken, beni seven bir Rabbim var. Şükür ki var. Ey nefsim! Bu şeref sana yetmez mi?!…

Selim Gündüzalp

www.yeniasya.com

 

Reklamlar

14 Yanıt

  1. Güneşi bulan mumu ne yapsın? Ey güneşler güneşi! Ey nurlar nuru! Bir küçük tecellin bile neler yapmaya kâdirdir Senin. Kendini bile sevmeyen insanın, şükür ki onu seven bir Rabbi var.Ümidini yitirme ey insanoğlu, işte böyle sevgili bir Rabbin var!ALLAH (C:C) razı olsun kardeşim yüreğine sağlık güzel bir paylaşımdı ALLAH\’A EMANET OL CAN KARDEŞİM

  2. Sakın gururlanma, kibirlenme yada büyüklük taslama. Rabbimiz Yüce Allah (cc) biz insanları yaratırken et, kemik ve kandan yaratmıştır. Bu üç madde çok çabuk bozulan, çok çabuk yıpranan ve ruh bedenden ayrıldıktan sonra hiç işe yaramayan hammaddelerdir. Rabbimizin bizleri bu şekilde yaratmasının sebebini bazı islam alimlerimiz şu şekilde yorumlamışlardır. Rabbimiz Yüce Allah (cc)“Ey kulum düşün. Ben sana dünyayı sallayabilecek ya da yeri yerinden oynatabilecek potansiyelde akıl ve fikir verdim. Sakın gururlanma, kibirlenme yada büyüklük taslama. Aslında sen gözle bile görülemeyecek kadar küçücük hastalık mikroplarına yenik düşecek kadar zayıfsın. Tırnağının büyümesine engel olamayacak kadar zayıfsın, uykun geldiği zaman göz kapaklarına hakim olamayacak kadar zayıfsın. Bazen elinde yada cebinde olan bir malzemeni başka yerde arayacak kadar zayıfsın. Bu yüzden aklına güvenipte kendi başına iş yapmaya kalkışma, devamlı olarak beni an, bana ibadet et, bana güven. Şüphesiz herşeyi bilen, her şeye gücü yeten Yüce Allah’tır.” buyurmaktadır. Kara topraktan çıkan bir gül tertemiz kokarken, pırıl prıl gözükürken, insanın kendine bakım yapmadığı takdirde durumu gerçekten düşündürücüdür. Açlığa, susuzluğa ve uykusuzluğa dayanamamız hep acizliğimizin göstergeleridir..

  3. PAYLAŞIMINIZ ÇOK GÜZELDİ KARDEŞİM….ALLAH RAZI OLSUN SİZDEN…Tut beni ALLAH’IM tutki edemem sensiz…Kayıyorum, tökezliyorum, düşüyorum… Yolumu kaybediyorum dünyaçıkmazdında.. Yerim burası değil biliyorum, yine de kanıyorum…Yanıyorum Ey yerlerin ve göklerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi,ben’im Rabbim.. Ellerimi Senden başka uzatacak kimsem yok, kimeuzatsam açıkta kalıyor bir parçam, kime dönsem yüzümü yönlerkayboluyor. İki adım sonrası yar, üç adım sonrası mechul.. Sanagetirecek sokaklar çıkmaza dönüyor.ben girince; ben girince Sengidiyor musun?Rabbim, çaresizliğimi bileli çok olmadı… Çok olmadı eşiğine kapanıpgözyaşı dökmeyi isteyeli.. Olmuyor Allah’ım.. Bir şeyLer hep eksikkalıyor. Sana gelirken, Sana gelmekten başka yolum olmadığını bilerek,gelirken.. Bir şeyler eksik.. Güzergâhım engebeli.. Issız.. Düşsemtutan olmayacak.. Yorgun başımı dayasam bir dağa, üzerimden yolgeçecek. Kimse görmeyecek beni Rabbim. Kimse kimsenin derdi değil,benim Rabbim Sensin.. Atarsan beni tutacak yok, bırakırsan düşerim…Ben.. Cümlelere küçük harfle başlayıp, büyük harfle bitirmeyi marifetsanan zavallı.. Oysa nokta koymayı bile bilmiyorken… Ve sadecelüzumsuz ne varsa, ne varsa zayi ettiren, yiyip bitiren ne varsa onuseçen.. Düşüp düşüp düşerken… Hep düşerken uslanmadan yine dedüşmeyi tercih eden.. Nefisperest…Ben… Uyandır beni rehavetimden.. Günhkârım, utanç içinde kızarıyoryanaklarım huzurunda.. Senden istemek ağır geliyor, ama başka kapımyok… Gidecek kimse yok, kalakalıyorum karanlıklarda…‘Allah’ım…’Yaratan, rızık veren, yol gösteren… Rahmetini kimseden esirgemeyenRabbim.. Düşe kalka kanamışken, yitmişken.. bitmişken.. Senin sözlerinyetişiyor imdadıma:‘ Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var’Ama öyle ağır ki omuzlarım, öyle ağırlaşmış ki parmaklarım; ellerimisemâya döndüremiyorum… Ellerim kızarıyor.. Kalbim kanıyor.. Aciz,gafil, günahkar gözlerim utanıyor.. ‘Ya beni istemezse..?’ diyeçırpınırken sözlrim.. Yine Sen yetişiyorsun imdâdıma.. Kimim var kizaten, Senden başka..‘Bana dua edin, icâbet edeyim’Sana, sana güvenerek geliyorum Allah’ım… ‘Beni bırakma, uçurumlara..’‘tut ki… Edemem Sensiz’yer Senin, gök Senin.. ben Senin.. yollar Senin.. bana en yakınbildiklerim Senin.. Sen istemezsen kime giderim? Düşsem kim tutarelimden? Kim sarar yaralarımı?Rabbim gözyaşlarım kupkuru, ama yüreğim ıslak Rabbim.. Ağlayamadığımiçin utanıyorum, günâhlarımı dökemediğim için.. Ağırlığımı taşıyamıyorgüçsüz bedenim, belim bükük bu yüzden.. Sırtımda hata kamburum..Alnımda gaflet çizgileri.. Yüzüme bakılası değil…Ama senden başka kimim var benim? Kime giderim?…‘Tut beni Allah’ım, tut ki, edemem Sensiz…’(alıntıdır)

  4. Her günün sonunda o ayanın karşısına geçip sormak lazım. ALLAH razı olsun abim yürekden sevgiler saygılar çok güzeldi paylaşımın abim…Kalbini yarıp baktın mı?“Resulûllah aleyhisselam bizi bazı kabilelere gönderdi. Onlar da bizim gelişimizden haberdâr olarak kaçtılar. Biz bu grubun içinden birisine yetiştik. Onu yakalayınca, ‘Lâ ilahe illâllah’ deyiverdi. Fakat biz kendisini öldürdük. Döndüğümüzde bu olayı Peygamber aleyhisselâm’a aynen anlattım.Peygamber aleyhisselâm:‘Kıyamet gününde o adamın söylediği bu tevhid kelimesinin kıymet ve büyüklüğünden dolayı sana kim yardımcı olacak?’ dedi.Ben:‘Ey Allah’ın Resûlü, o adam, bunu ölümden korktuğu için söyledi,’ diye cevap verdim.Peygamber Aleyhisselâm:‘Kalbini yarıp baktın mı ki, bunu başka bir sebepten dolayı söylemiş olduğunu bilesin! Kıyamet gününde ‘Lâ ilâhe illallah’ kelimesinin karşısında kim senin yardımcın olacak?’ buyurdu. Bu sözü o kadar çok tekrar etti ki, ‘keşke Müslümanlığa o günden sonra girmiş olsaydım,’ dedim.”-Ebû Dâvut, MüslümKaynak: Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 1

  5. "Bütün arzum; her nerede ve nasıl olursa olsunSendin yüreğim, sadece seni görmekYemin olsun; hesabımda yoktu!Yoktu caymak, geri dönmek! …..Elbette, yaşamak kadar tabi ölmek Nasip. Aynada kendini görmek… "/Mehmet Sani Özel"Nasip,aynada kendini görmek.." Görebilenlerden olabilmek duasıyla,pak ve parlayan..

  6. KapıdaÇocuğunu öyle karşıla ki; Eve geldiği zaman, en güzel yere geldiğini hissetsin Eşini öyle karşıla ki; Yanına geldiği zaman, en doğru insana kavuştuğunu hissetsin Anneni öyle karşıla ki; Doğumundaki ağrıları lezzetle takas etsin Babanı öyle karşıla ki; Ömür boyu bir başka evlada imrenmesin Hocanı öyle karşıla ki; Kendisini babandan ayırmadığını bilsin Fakiri öyle karşıla ki; Ona serdiğinden büyük bir dua sofrası sersin Zengini öyle karşıla ki; Gönlünü gördüğünde fakirliğine kahretsin Akrabanı öyle karşıla ki; Arkadaşını öyle karşıla ki; Her biri ilk ikramın güler yüz olduğunu, Ve misafirin gönderilmiş bir nimet olduğunu idrak etsin Hatta günü öyle karşıla ki; Seni gördüğü zaman senden fazla sevinip, Gitmek bile istemesin Ama illa eşini öyle karşıla ki; Yanına geldiği zaman en doğru insana kavuştuğunu hissetsin Ve mutlaka, Ve mutlaka, Çocuğunu öyle karşıla ki; Eve geldiği zaman, En doğru, En huzurlu, En güvenli yere geldiğini hissetsin Muammer Erkul

  7. Adın ki, eksilmeyen tek kelime…! İki tesbih boncuğu arasında bir kalp kaç kez çarpar, sayamıyorum. "İkrar"ın sukutu oluyor suskunluğum. Az ve Öz olan bir anlayışla ve kıbleye doğru bir bakışla Seni anıyorum. Andıkça çoğalıyor anlamların. Adın ki sonsuzluk.. Adın ki ahd ve vefa… Evimdir dediğin kalbimin en naif kÖŞesine bırakıveriyorum ismini. Harfler ruhuma dokunuyor. Bir su damlasını doldurmayacak büyüklükteki küçüklüğümü hissediyorum. Devasa bir huzur yanağımdan süzülüyor. Ellerim Sana doğru uzanıyor: "Sevgine talibim" diyorum; affına ve rızana Cevabını duymuyorum ama duyduğunu biliyorum. Eğer ki adın "en gizli sesleri işiten"olmasa, nasıl bilirim bana "buyur" dediğini. "O adı günde yetmiş kez anın" diye buyuruluyor. Ve biliyorum ki kalp kapağı dakikada yetmiş kez açılıp kapanıyor. Sen, kimsenin göğsüne iki kalp koymamışken ve kalpleri ancak Sen değiştirebilirken kalbimin dik durmasını istiyorum Senden. Bir muska gibi takıyorum ruhuma adını. Adın ki "gizliyi bilen, sırları gizleyen" Ve bunun için bağlıyım adına.Nasıl ki en çok alnım yere değdiğinde hissediyorsam Seni, Öle bir anda kapatmak istiyorum gözlerimi. Seni razı edecek bir gün istiyorum Senden. Ey "saltanatında kadim" olan adın düşüyor aklıma. Adın ki kuluna uzak olmayan… Adın, esirgeyen ve bağışlaya… Arının karnını yazan kudret ile semaları tanzim eden kudret aynı eldir. Kapkara bir gecede kapkara bir taşın üstündeki kara bir karıncayı gören de Odur. Varlığın bir sebebi vardır. Sebebin de bir sebebi vardır.Ve her Şeyin sebebi de büyük adındır. Sen olmasan, sınırsız sema gözbebeğime nasıl sığardı? Varlığımın sebebi, kalbimin sahibi, musibetimin ümidisin. Ne olur Sana en güzel göründüğüm an, al beni yanına. Aşk susturduğu oranda büyür, büyüdüğü oranda sustururmuş. Susuyor, Seni dinliyorum. Adın için yaşıyorum. Adın ki bir emanet dilimde…Allah c.c. razı olsun sıddık ahmed kardeşim baki selam ve dua ile..

  8. Kalbimizin Duası…Allah\’ımBana bir insanın elinden tutmadan önce, kalbinden tutmanın sırlarını öğret, Ya Rabbi!Allah’ım!Okuma, öğrenme, öğrendiklerimizi uygulama aşkımızı ,salgın ve saygın birhastalığa dönüştür, Ya Rabbi!Allah’ım!Bizleri dünlerde kaybolmaktan muhafaza eyle, yarına kalabilenlerden eyle,Ya Rabbi!Allah’ım!Dinimizi dünyanın mehri yapmaktan, acıkınca da inançlarımızı yemektencümlemizi muhafaza eyle, Ya Rabbi!Allah’ım!Beni, beni benim önüme engel olmaktan,Beni, benim hayatımın kemirgeni olmaktan,Beni, bana yalan söylemekten muhafaza eyle, Ya Rabbi!Allah’ım!Bakışımızı ibret,Sukutumuzu hikmet,Konuşmamızı sanat ve marifete dönüştür, Ya Rabbi!Allah’ım!Boşa bakanlardan,Boşa susanlardan,Boşa konuşanlardan eyleme, Ya Rabbi!Allah’ım!Zenginlerimizi hamiyetsiz,Fakirlerimizi gayretsiz,Alimlerimizi amelsiz,İdarecilerimizi adaletsiz bırakma, Ya Rabbi!Allah’ım!Kandillerimizi hakiki kandil,Düğünlerimizi hakiki düğün,Bayramlarımızı hakiki bayram eyle Ya rabbi!Allah’ım!Cehalet, zaruret ve ihtilafa karşı açmış olduğumuz ikinci kurtuluş savaşımızdabizleri mansur ve muzaffer eyle, Ya Rabbi!Allah’ım!Milletimizi,idarecilerimizin önüne engel olmaktan,İdarecilerimizi de milletimizin önüne engel olmaktan muhafaza eyle ya Rabbi!Bizlere devlet-millet bütünlüğüne ulaşmamızı nasip eyle, Ya Rabbi!Allah’ım!İdarecilerimizin, feraset, merhamet ve basiretini,Halkımızın da hürmet, hizmet ve hamiyetini artır ya Rabbi!Allah’ım!Her sabah, güneşi üzerimize yeniden ışıklandırıp günümüzü pırıl pırıl aydınlattığıngibi,Her sabah, içimizdeki güneşi de, yeni ümitler, yeni hedefler ve yeni heyecanlarlaüzerimize ışıklandır,Ya Rabbi!Allah’ım!Bizlere ilim açlığı ihsan buyur Ya Rabbi!Suya,ekmeğe olan iştahımız gibi, kıyamete kadar kapanmayan bir kitap okumaiştahı ihsan buyur, Ya Rabbi!Allah’ım!Hayatımızın her anında, namazda gibi, ilahi huzurda olduğumuz bilincinden ayırma, Ya Rabbi!Allah’ım!Semalarımızı bayraksız, bizleri hürriyetsiz, camilerimizi cemaatsız,cemaatimizi de ilim ve hikmetsiz bırakma, Ya Rabbi!Allah’ım!Çalışmalarımızı bir ibadet bilinci ve ibadet huzuru içinde yapmayı nasip eyle,Ya Rabbi!Allah’ım!Bizlere her daim, hem kavli, hem de fiili dua yapmayı nasip eyle, Ya Rabbi!Allah’ım!Dahili ve harici düşmanlardan sana sığındığımız gibi; cehaletin,tembelliğin,kapasite israfının şerrinden de sana sığınıyoruz,bizleri muhafaza eyle, Ya Rabbi!Allah’ım!Sistematik çalışmayı; en büyük zevkimiz, en tatlı lezzetimiz, en birinci yaşamilkemiz haline getir Ya Rabbi!Allah’ım!Önce Hak’tan, sonra haksızlıktan korkmayı nasip eyle, Ya Rabbi! AMİNNNNN selam ve dua ile kardeşim,,

  9. Aynalar ve RenklerŞu dünyada, bir ömür yaptığımız, aynalar arayıp durmaktır. Aynalar, ruhumuzun düşeceği yumuşak koyaklar; sesimizin birleşeceği bir ses… Ah, kâinat baştanbaşa bir aynalar denizi değil midir?Her parlayan yüzeyde günesin suretini gördüğün gibi, her nesnede, zerreden şemse her şeyde O’nun isimlerinin tecellisini bulursun.Küçük bir kâinat olarak sen de aynalarda değil misin parça parça; sen de ayna değil misin?Biz aynalarda değil, onların “sır” rı olmuş büyük aşkların peşindeyiz.Aynalarda aradığımız ve bulduğumuz, yalnız aşktır. Yeryüzüne düşünce sendeleyip yitirdiğimiz o büyük sır…Siz aynayı sadece bir cam ve sırdan mı ibaret sandınız?Mustafa Oğuz – Aynalar ve RenklerAllah cc. razı olsun. Kalbiniz O\’nun güzel isimlerine ayine olsun , hayatınızda O okunsun.Esselamüaleyküm.

  10. Yirmi beş sene evvel Ramazan\’da ikindiden sonra Şeyh Geylânî\’nin (k.s.) Esmâ-i Hüsnâ manzûmesini okudum. Bana bir arzu geldi ki, Esmâ-i Hüsnâ ile bir münâcât yazayım. Fakat, o vakit bu kadar yazıldı. O kudsî üstadımın mübârek Münâcât-ı Esmâiyesine bir nazîre yapmak istedim. Heyhât, nazma istidadım yok. Yapamadım, noksan kaldı. Bu münâcât, Otuz Üçüncü Sözün Otuz Üçüncü Mektubu olan Pencereler Risâlesine ilhak edilmişti. Makam münâsebetiyle buraya alındı. Ey nefsim! Kalbim gibi ağla ve bağır ve de ki: "Fânîyim, fânî olanı istemem; âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahmân\’a teslim eyledim, gayrı istemem. İsterim, fakat bir yâr-ı bâkî isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç ender hiçim, fakat bu mevcûdâtı umumen isterim." O Bâkîdir. O, hükümleri hikmetli olandır; biz Onun hükmünün kabzasındayız. • O, Hakem ve Adl\’dir; yer ve gök yalnız Onundur. O, mülkündeki gizlilik ve gaybları bilendir. • O, Kâdir ve Kayyûm\’dur; Arş ve yer Onundur. O, san\’atındaki meziyet ve nakışlar latîf olandır. • O, Fâtır ve Vedûd\’dur; güzellik ve kıymet Onundur. O, yaratıklarındaki aynaları ve şuûnâtı büyük olandır. • O, Melik ve Kuddûs\’tür; izzet ve kibriyâ Onundur. O, mahlûkatı emsalsiz güzellikte olandır; biz Onun san\’atının nakışlarındanız. • O, Dâim ve Bâkî\’dir; saltanat ve bekâ ona mahsustur. O, ihsanları cömertçe olandır; biz Onun misafir kafilesindeniz. • O, Rezzâk ve Kâfî\’dir; hamd ve senâ Ona mahsustur. O, hediyeleri güzel olandır; biz Onun ilminin dokumasının eseriyiz. • O, her şeye bedel yeten Yaratıcıdır; cömertlik ve ihsanlar Ona mahsustur. O, şikâyet ve yakınmaları ile mahlûkatının duâlarını çok iyi duyandır. • O, şifâ veren Merhametkârdır; şükür ve senâ Ona mahsustur. O, kusurları ve kullarının günahlarını bağışlayandır. • O, merhametli olan Gaffâr\’dır; af ve hoşnutluk Ona mahsustur.

  11. Ne güzel diyor Necip Fazıl Kısakürek:“Yön yön sarılmışım ne yana baksam;Sarılan olur da, saran olmaz mı?Kim bu yüzü çizen sanatkâr ressam;Geçip de aynaya soran olmaz mı?”…paylaşımın için teşekürler kardeşim yüreğine sağlık

  12. "Madem herşey elimizden çıkacak, fânî olup kaybolacak. Acaba bâkîye tebdil edip ibka etmek çaresi yok mu?" deyip düşünürken, birden semavî sada-yı Kur\’ân işitiliyor. Der:"Evet, var. Hem beş mertebe kârlı bir surette, güzel ve rahat bir çaresi var."Sual: Nedir?Elcevap: Emaneti sahib-i hakikîsine satmak. İşte o satışta beş derece kâr içinde kâr var.Birinci kâr: Fânî mal beka bulur. Çünkü Kayyûm-u Bâkî olan Zat-ı Zülcelâle verilen ve Onun yolunda sarf edilen şu ömr-ü zâil, bâkîye inkılâb eder, bâkî meyveler verir. O vakit ömür dakikaları, adeta tohumlar, çekirdekler hükmünde, zahiren fena bulur, çürür; fakat âlem-i bekada saadet çiçekleri açarlar ve sünbüllenirler ve âlem-i berzahta ziyadar, munis birer manzara olurlar.İkinci kâr: Cennet gibi bir fiyat veriliyor.Üçüncü kâr: Her âzâ ve hasselerin kıymeti birden bine çıkar. Meselâ akıl bir alettir. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, öyle meş\’um ve müz\’iç ve muacciz bir alet olur ki, geçmiş zamanın âlâm-ı hazinanesini ve gelecek zamanın ehvâl-i muhavvifanesini senin bu biçare başına yükletecek; yümünsüz ve muzır bir alet derekesine iner. İşte bunun içindir ki, fâsık adam, aklın iz\’aç ve tacizinden kurtulmak için, galiben ya sarhoşluğa veya eğlenceye kaçar. Eğer Mâlik-i Hakikîsine satılsa ve Onun hesabına çalıştırsan, akıl öyle tılsımlı bir anahtar olur ki, şu kâinatta olan nihayetsiz rahmet hazinelerini ve hikmet definelerini açar. Ve bununla sahibini saadet-i ebediyeye müheyya eden bir mürşid-i Rabbanî derecesine çıkar.Meselâ göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer Cenâb-ı Hakka satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyirle şehvet ve heves-i nefsaniyeye bir kavvad derekesinde bir hizmetkâr olur. Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîrine satsan ve Onun hesabına ve izni dairesinde çalıştırsan, o zaman şu göz, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir mütalâacısı ve şu âlemdeki mucizat-ı san\’at-ı Rabbaniyenin bir seyircisi ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar.Meselâ dildeki kuvve-i zâikayı Fâtır-ı Hakîmine satmazsan, belki nefis hesabına, mide namına çalıştırsan, o vakit midenin tavlasına ve fabrikasına bir kapıcı derekesine iner, sukut eder. Eğer Rezzâk-ı Kerîme satsan, o zaman dildeki kuvve-i zâika, rahmet-i İlâhiye hazinelerinin bir nâzır-ı mâhiri ve kudret-i Samedâniye matbahlarının bir müfettiş-i şâkiri rütbesine çıkar.İşte, ey akıl, dikkat et! Meş\’um bir alet nerede, kâinat anahtarı nerede? Ey göz, güzel bak! Adi bir kavvad nerede, kütüphane-i İlâhînin mütefennin bir nâzırı nerede? Ve ey dil, iyi tat! Bir tavla kapıcısı ve bir fabrika yasakçısı nerede, hazine-i hassa-i rahmet nâzırı nerede?Ve daha bunlar gibi başka aletleri ve âzâları kıyas etsen anlarsın ki, hakikaten mü\’min Cennete lâyık ve kâfir Cehenneme muvafık bir mahiyet kesb eder. Ve onların herbiri öyle bir kıymet almalarının sebebi, mü\’min imanıyla Hâlıkın emanetini Onun namına ve izni dairesinde istimal etmesidir. Ve kâfir hıyanet edip nefs-i emmâre hesabına çalıştırmasıdır.Dördüncü kâr: İnsan zayıftır; belâları çok. Fakirdir; ihtiyacı pek ziyade. Âcizdir; hayat yükü pek ağır. Eğer Kadîr-i Zülcelâle dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azap içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar. Ya sarhoş veya canavar eder.Beşinci kâr: Bütün o âzâ ve aletlerin ibadeti ve tesbihâtı ve o yüksek ücretleri, en muhtaç olduğun bir zamanda Cennet yemişleri suretinde sana verileceğine, ehl-i zevk ve keşif ve ehl-i ihtisas ve müşahede ittifak etmişler.İşte bu beş mertebe kârlı ticareti yapmazsan, şu kârlardan mahrumiyetten başka, beş derece hasâret içinde hasârete düşeceksin.Birinci hasâret: O kadar sevdiğin mal ve evlât ve perestiş ettiğin nefis ve heva ve meftun olduğun gençlik ve hayat zayi olup kaybolacak, senin elinden çıkacaklar. Fakat günahlarını, elemlerini sana bırakıp boynuna yükletecekler.İkinci hasâret: Emanete hıyanet cezasını çekeceksin. Çünkü en kıymettar aletleri en kıymetsiz şeylerde sarf edip nefsine zulmettin.Üçüncü hasâret: Bütün o kıymettar cihazât-ı insaniyeyi hayvanlıktan çok aşağı bir derekeye düşürüp hikmet-i İlâhiyeye iftira ve zulmettin.Dördüncü hasâret: Acz ve fakrınla beraber, o pek ağır hayat yükünü zayıf beline yükleyip zeval ve firak sillesi altında daim vâveylâ edeceksin.Beşinci hasâret: Hayat-ı ebediye esasatını ve saadet-i uhreviye levazımatını tedarik etmek için verilen akıl, kalb, göz ve dil gibi güzel hediye-i Rahmâniyeyi, Cehennem kapılarını sana açacak çirkin bir surete çevirmektir.Şimdi satmaya bakacağız. Acaba o kadar ağır birşey midir ki, çokları satmaktan kaçıyorlar?Yok, kat\’a ve asla! Hiç öyle ağırlığı yoktur. Zira helâl dairesi geniştir, keyfe kâfi gelir. Harama girmeye hiç lüzum yoktur. Ferâiz-i İlâhiye ise hafiftir, azdır. Allah\’a abd ve asker olmak öyle lezzetli bir şereftir ki, tarif edilmez. Vazife ise, yalnız bir asker gibi, Allah namına işlemeli, başlamalı. Ve Allah hesabıyla vermeli ve almalı. Ve izni ve kanunu dairesinde hareket etmeli, sükûnet bulmalı. Kusur etse, istiğfar etmeli."Yâ Rab, kusurumuzu affet. Bizi kendine kul kabul et. Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi emanette emin kıl. Âmin" demeli ve Ona yalvarmalı. Yüreginize sağlık

  13. بســــــــــــــــــــــــــــــــم الله الرحمن الرحــيــم (O kafirler) kendilerine ancak meleklerin veya senin Rabbinin helâk emrinin gelmesini bekliyorlar. Onlardan öncekiler de böyle yapmıştı. Allah onlara zulmetmedi fakat onlar kendilerine zulmediyorlardı. Bu sebeple işledikleri kötülüklerin cezası onlara ulaştı ve alay ettikleri şey kendilerini kuşattı. Allah’a ortak koşanlar dediler ki: “Allah dileseydi ne biz ne de atalarımız O’ndan başka hiçbir şeye tapmazdık O’nun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Kendilerinden öncekiler de böyle yapmıştı. Peygamberlere düşen sadece apaçık bir tebliğdir. Andolsun biz her ümmete “Allah’a kulluk edin tâğûttan kaçının” diye peygamber gönderdik. Allah onlardan kimini doğru yola iletti onlardan kimine de (kendi iradeleri sebebiyle) sapıklık hak oldu. Şimdi yeryüzünde dolaşın da peygamberleri yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün. ( Nahl 33-36 )Kulun kibirlenmesi Allah ile mücadeleye girmesi demektir. Yaratılan bir varlık için Yaratıcı’sıyla mücadeleye girmesinden daha büyük bir haddi aşma söz konusu olabilir mi? Kibirli insanlar kin ve haset gibi kalbî hastalıklardan kurtulamadıkları gibi insanları çekiştirmekten de kendilerini alamazlar. Kibrin çok zararları olmakla birlikte en büyük zararı ilim öğrenmeye mani hakkı kabule engel olmasıdır. Çünkü kibirli insan başka birinden hak ve hakikati duymak ve kabul etmek istemez. Amel ve ibadet sahipleri de kendilerini beğenme ve kibir illetinden kurtaramazlar. Diğer insanları helakta görüp yalnız kendilerinin kurtuluşta olduklarını görürler. Kendi amel ve ibadetlerini beğenip kusur ve eksikliklerini görmezler. Allah’ın yardımıyla ibadet ettiklerini unuturlar. Hatta yaptıkları ibadetlerden dolayı Allah’tan hak iddia etmeye kalkarlar. Allah bizleri kibir ve ücubtan muhafaza buyursun. Aminselam ve dua ıle Allah a emanet ol

  14. HAYIRLI AKŞAMLAR ABİMMMM…A.E.OL BİDENEMMM……………………………………………………………………………………………………. Meryem misali susmalıyım belkide.Kefenleyip tüm kelimeleri cümleleri mısraları öylece gömmeliyim Mısır\’ın zulüm abidelerine.Asiye\’ce soyunup nefsimden Hira\’nın tenhalığına çekilmeliyim sonra. Kalbime inmeli KİTAP harf harf…Meryem\’i anan zihin Yusuf\’tan öğrenmeli titreyen yüreğinden yüz çevirmeyi.Nuh\’un sabrını Zekeriya\’nın duasını Yunus\’un pişmanlığını İbrahim\’in dostluğunu zerk etmeliyim çağın zehirlediği damarlarıma.Düş kurmayı ergen çocuklara bırakıp bilenmeliyim savaşçıların alınlarındaki kanın keskinliğinde.Günah benliğime her değdiğinde Uhud\’a dönmeli yüreğim. Habib\’in kırılan dişi kıyametim olmalı.Ruhum sınanmalı Tebuk\’te.Arınmalı Kerbela\’da.Ve canım "razı olarak ve razı olunarak" kavuşmalı veda hutbesinin Şahidine…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s