Kalbinin ateşini secde yatıştıracak…

Kalbinin ateşini secde yatıştıracak.
Yatışmış bir kalple secdeye varmak değil artık amacın.
Çok iyi bir haber bu. Bunu duymak gerçekten güzel bir haber.
Hangi itfaiyeci ateşi söndürürken zevk alır ki?
 Ateş kadar ateşi söndürmek te yakıcıdır.
Namaz içindeki ateşi söndürme eylemiyse bu zevk alınacak bir eylem değildir
 illa da. Rabbin kimi zaman zevk verir kimi zaman vermez.
Bu kararı Ona bırakıyorsun artık değil mi?
İçindeki tüm isteksizliğe rağmen.
Hiç zevk almasan da. Çok zor gelse de.
 İnsan kalkmalı ve içindeki ateşi söndürmeli.
 Ateşi söndürme eylemi ateşe maruz kalmak kadar meşakkatli ve zordur.
 Her zorluğun içinde ise bir kolaylık vardır.
Şimdi Onu sevindirdin işte.
Şimdi melekler seni alkışladı.
Ve Ona haber götürmek için semaya yükseliyorlar melekler şimdi .
 Hatta evren bile sevindi belki. Kimbilir.
 Hayır kimbilir değil. Melekler sevindiyse evren neden sevinmesin?
Aya mı bakıyorsun? Tebessüm ediyor mu dedin? Sana mı? Bence de.
Alnın secdede. O bu davranışından razı.
İnsan başka ne isteyebilir ki? Bir de sen Ondan razı olduktan sonra.
 
Mustafa Ulusoy

Reklamlar

18 Yanıt

  1. Ateşi söndürme eylemi ateşe maruz kalmak kadar meşakkatli ve zordur. Her zorluğun içinde ise bir kolaylık vardır.Şimdi Onu sevindirdin işte. Şimdi melekler seni alkışladı…mevlam razı olsun oğul. hayırlı iftarların olsun. selam vedua ile.

  2. Bugün cuma;Büyükannemi hatırlıyorum,Dolayısiyle çocukluğumu.Uzun olaydı o günler;Yere düşen ekmek parçasınıÖpüp başıma götürdüğüm günler.O zaman da inandığım gibi,Sahiden bir öbür dünya varsa eğer,Orada da cumaysa bugün,Başında bulutlardan beyaz örtüsü,Büyükannem namaz kılmaktadır,Namahrem eli değmez seccadesinde;Mekke-i Mükerreme\’den getirilmiş.Dilerim duàsinda unutmasın beni;Günahkar olduğumu hatırlayarak.CAHİT SITKI TARANCI,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,ELLERİNE YÜREĞİNE SAĞLIK ABİCİĞİM…HAYIRLI İFTARLAR..AFİYETLER OLSUN..RABBİM KABUL ETSİN.ALLAH,A EMANET OL.

  3. "Kalbinin ateşini secde yatıştıracak." inşaallah, Allah razı olsun abi,afiyet olsun..Hayırlı geceler..

  4. Namaz sancıma ilaç, yanık yerime merhem Onsuz ebedi hayat benim olsa istemem. (N.F.K.) Hayırlı geceler Ahmed kardeşim. RABBİM yar ve yardımcınız olsun (amin).

  5. 1030. [2:262, Hadîs No: 1797]Ebû Saîd (r.a.) rivayet ediyor:Allah rahmetini şu üç grup üzerine bol bol yağdırır:1. Namaz için saf tutanlara,2. Gece yarısı namaz kılanlara,3. Yalın kılıç Allah yolunda savaşanlara[31]

  6. 1106. [2:309, Hadîs No: 1928]Ebû Hüreyre\’den (r.a.) rivayetle:Kulum, Beni anıp zikrimle dudakları kıpırdandıkça Ben onunla beraberim.[

  7. BİR MÜSLÜMANLIĞA GEÇİŞ HİKAYESİYerin derinliklerinde gömülü, taşlaşmış olan bir cevher, hünerli eller tarafından çıkarılıp işlenmeyi bekler. "Nefs" denilen, "dipsiz kuyunun içindeki rûh" çırpınıp durmaktadır. Onda da gömülü bir cevher vardır ki bu, Allâh\’ın insanlara hidâyet bahşettiği "Hâdî" esmâsıdır. Yükselip yükselip en zirvede ışıklarını saçan bir güneş gibi; Hâdî esmâsı da, takdir edilen bir vakitte gömülü kaldığı derinliklerden yükselip kalb semâlarını aydınlatır. İşte o nasipli kullardan biri… İsmi Carol, Amerikalı… Hidâyeti için takdir edilen vakit, 90\’lı yıllar. Hidâyete varış hikâyesini kendisinden dinleyelim: Düşünmeye başladığım ilk zamanlardan bu yana Hristiyanlık beni hiç tatmin etmiyordu. Hele bu dinin İsa -aleyhisselâm-\’ın Allâh\’ın oğlu olduğu şeklindeki akîdesini aslâ benimseyemedim. İlkokul üçüncü sınıfta bir Yahûdi arkadaşım vardı. Dîni beni çok etkilemişti. Yaptığımız sohbetlerde "onun da, benim de ilâhımız olan Allâh\’ın eşşiz kudreti" karşısında büyülenmiştim. İlköğretim, lise ve üniversite boyunca Yahûdiliği araştırdım. Ve Yahûdilik dersleri almaya başladım. Bu dinin, Allâh hakkında inanmak istediğim şekline çok yakın olduğunu anladım ve nihayet Yahûdi olmaya karar verdim. Muhâfazakâr bir hahamla görüştüm. Fakat haham, beni bu teşebbüsümden alıkoymaya çalıştı. Ne kadar ısrar etsem de kabul etmedi. Çok üzülmüştüm. Bir süre sonra başka bir Sinagog\’da, başka bir hahamla konuşup Yahûdiliğe girmek istediğimi söyledim. Haham: "-O kadar istiyorsan Yahûdiliğe geçebilirsin, ancak öteki Yahûdiler, seni aslâ bir Yahûdi olarak görmezler." dedi. Bu olanlardan sonra, yahudiliğe karşı tüm hevesim kırılmıştı. Başka dinleri araştırmaya başladım. Sırasıyla Budizm\’i ve Amerikan yerlilerinin maneviyâtını inceledim. Önceki arayışlarım gibi hiçbir yere varamıyordum. Ve sonunda içimdeki "müteâl ve kudreti sonsuz Allâh" inancıyla yetinmeye karar verdim. Evlenmeye karar verdiğim insanla karşılaşana kadar, İslâm\’ı bir din olarak araştırma ihtiyacı hissetmemiştim. Çünkü İslâm\’ı, ortaçağda kalmış, hep kan döken, insanlara huzurdan çok savaş vaad eden bir din olarak duymuştum ve doğrusu hiç dikkatimi çekmemişti. Müstakbel kocamla ilk tanıştığımda, onun müslüman olduğunu öğrenince şaşırıp kalmıştım. Kaba ve câhil olduklarını düşündüğüm için, espri yeteneğini, hayata dâir düşüncelerini ve derin bilgisini gördükçe hayrete düştüm. İslâm\’la aramdaki buz dağları bu ilk tanışmayla biraz erimişti. Böylelikle bu dîni daha iyi tanımak için incelemem gerektiğine karar verdim. Günler günleri, aylar ayları kovalıyor, araştırma yaptıkça İslâm\’ın "hak din" olduğunu görüyordum. Ve İslâm\’ın tevhid inancının, yıllardır içimde beslediğim Allâh inancıyla ne kadar yakın olduğunu fark edince, hayretler içinde kaldım. Ve ilk vurgun yediğim an! Hanımlarla toplandığımız dersimizde dinlediğim bir âyet âdeta beni başka âlemlere götürüp, oradan da kendime getirmişti. Bakara Sûresi\’ndeki bu âyet, yahûdilerin inek kurban etmelerinden dolayı ilâhî emri sorgulamalarıyla ilgiliydi. Âyet beni öylesine sarsmıştı ki, Allâh karşısında çok büyük bir mahcûbiyet hissetmiştim. Dersin ortasında sesli sesli ağlamaya başladım. Bütün dinlediğim sözlerin ötesinde, Kur\’ân yalnızca âhenkli okunuşuyla öyle büyük bir mûcizeydi ki, kararmış gönülleri bile kıskıvrak yakalıyor, câzibesiyle kendine çekiyordu. Aynı akşam, uyumadan önce, Allâh\’tan bana yardımcı olmasını isteyerek rastgele Kur\’ân-ı Kerîm\’i açtım. İlk karşıma çıkan âyeti sesli sesli okumaya başladım: "Peygambere indirileni dinledikleri zaman, âşinâ oldukları hakîkatlerden duygulanarak gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. Onlar "Ey Rabbimiz, îmân ettik." derler. Sen de bizi hakka şahitlik eden mü\’minlerle beraber yaz. Biz Rabbimiz\’in bizi sâlihlerle beraber cennetine koymasına can atarken, Allâh\’a ve hak olarak bize gelmiş olana niçin îmân etmeyelim. Bu sözlerinden dolayı Allâh onları altlarından ırmaklar akan cennetlerle mükâfatlandırdı." (Mâide, 83-85) Âdetâ nutkum tutulmuştu. Allâh, kelâmı Kur\’ân ile benimle konuşmuştu. Allâh Teâlâ\’nın beni İslâm\’a çağıran son mesajı buydu işte. Kısa bir süre sonra Kelime-i Şehâdet getirerek müslüman olmuştum. Rûhumun özgürlüğe kavuştuğunu hissediyordum. Yahûdilerin beni içlerine kabul etmek istemeyişlerinin aksine, müslüman kardeşler "Allâhu Ekber, Elhamdülillâh, Ehlen ve Sehlen" diyerek beni sevinçle karşıladılar. Onlarla beraber olmak ve ümmetin içinde bir fert olduğumu düşünmek, kalbimi ve rûhumu ısıtıyor. Beni hidâyete erdirdiğinden dolayı âlemlerin Rabbine nihâyetsiz hamd ü senâlar olsun… (ALINTI) ALLAH RAZI OLSUN AHMET KARDEŞİM…..SELAMETLE KALIN…

  8. Secde kalbin tevazuu, ruhun yücelişidir…Rükû ve secde her ne kadar vücudun tevazu göstermesi görünümünde ise de, asıl gaye kalbin tevazuudur. Namaz kılan insan, secdeye gitmekle organların en kıymetlisi olan yüzünü, toprağa koyduğunu bilir ve kendisinin topraktan yaratıldığını, tekrar toprağa döneceğini anlarsa kibri, gururu ve şirke götüren her türlü olumsuz karakter özelliklerini ortadan kaldırmayı sağlayacak idrak derecesine yükselecektir.Secde, gerçek boyun eğişi, mutlak itaati, ALLAH’a tam teslimiyeti ve yakınlaşmayı, O’nu Rab bilmeyi, tesbihi, tenzihi ve kulluğun bütün görüntülerini bünyesinde toplayan önemli bir eylemdir. Aynı zamanda secde insanın şükrünün, itaatinin, saygısının, İlahî sevgisinin en yüksek makamıdır. Namaz kılan mümin, secde vasıtasıyla kibir ve gurur yerine sonsuz bir teslimiyet ve bağlılık duygularını canlandırırŞuurlu secdeye kapananlar oluruz daim inşaallah abim yüreğine sağlık çok güzeldi paylaşımın herzamanki gibi daim güzel mevlama emanetsin inşaallah sonsuz sevgiler saygılar abime …..

  9. İNŞİRAH SURESİRahman Rahim olan Allah\’ın adıyla1- Biz, senin göğsünü yarıp-genişletmedik mi?2- Ve yükünü indirip-atmadık mı?3- Ki o, senin belini bükmüştü;4- Senin zikrini (şanını) yüceltmedik mi?5- Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.6- Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır.7- Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et.8- Ve yalnızca Rabbine rağbet et. \’\’RabbimizYüzümüzü Sana teslim ettik.İşimizi Sana bıraktık.Sırtımızı Sana dayadık.Sadece Senden umduk.Sadece Senden korktuk.Senin sevdiğini sevdik.Sana düşmanlık edenin hasmı olduk.Senin dostlarının kapısında dilenci olduk.Allah\’ım Kapına geldikGeri çevirme bizi.Allah razı olsun ahmet kardeşim selametle kalınız.

  10. "Kalıbını Secdeye, Kalbini Kıbleye Bırak"Kalıbını Secdeye, Kalbini Kıbleye BırakKıpırtısız bir boşluğa koyarsın alnını günde beş vakit. Secdenin alnını nereye değdirdiğinden habersizsin. Gösterişsiz bir yöne dönersin yüzünü; ışıktan yolları yoktur şehrin kıblesinin. Kıblenin yüreğini nereye götürdüğünü bilmiyorsun. Suskun bir duvarın dibinde oturur gibisin her tahiyyatta… Selâmının kimleri neşelendirdiğini tahmin edemiyorsun, aldığın selâmların sıcağını hissedemiyorsun. Adını bilmediğin bir deniz kıyısında yürür gibisin. Yüzünü görüyorsun sadece mavinin; derindeki incilerin pırıltısına dokunamıyorsun. Terazinin bu kefesindesin; varlığını inceltirken rükûlarda, karşı kefede neyi biriktirdiğini bilmiyorsun. şimdilik hece hece tutunduğun duanın gölgesinin haber verdiği ışıktan nasibin pek az. Dudaklarını ıslatan abdest suyunun her bir damlasının dudaklarını hangi billur pınarlara değdirdiğini fark etmiyorsun.Hüznünün kuytularından taşırdığın fısıltılarını dök seccadene…Aynalarda aradığın avuntuları sök bakışının perçemlerinden..Bulduğunu yitir bir tekbirin yankısında… De ki “ben buraya razı değilim!”Yitiğini bul elini elin üzerine koymana fırsat veren vuslatın arefesinde.. De ki “ben sonsuzluğa adayım!”Varı yok et secdenin yüzünde; benliğini sıfırın altına çek, varlığını sonsuzluğun başına taşı.Yoğu var et niyetin fısıltısında; ettiklerinin değil niye/t ettiklerinin seni kurtardığını anla..Diriyi öldür rükûların darağacında; teninden geç, bedenini yık dağ gibi..ölüyü dirilt dualarının burcunda; çağır günahın peltesinde dilsiz ettiğin ruhunu..Umutlarını namazların ipeğine tane tane dizdiğini bil de sevin dostum. Namazın uçuruma atılmış en güzel gülündür senin. Namaz gülünün bin bahar olup içinde yankılandığını bil de sevin.Bir namazı kaçırmış olmanın o hüznü yok mu? Hiç olmazsa onu al yedeğine? Sana müşfik bir vaize olsun…Pişmanlık değil midir bizi en çok büyüten? Yüzü yerde pişmanlıklarının kalbine attığı sızıları kaybetme lütfen.. Bu bize lazım.. Hep lazım.. incelmiş duygularımızın izinde yürüyelim hep… içimizdeki hüzün yol göstersin bize. Kırık kalbimiz, bükük boynumuz Rabbimizin rahmet dergâhına bitiştirsin secdemizi. Göz yaşlarımız rahmetin kucağına akıtsın yakarışlarımızı.“Din sadeliktir” der peygamberimiz [asm].. Bu zamanda beş vakit namazı bir kenara koyup, aradaki vakitleri de namaz beklentisi içinde yaşaman yeter… Tesbihatını yapabildiğin kadar yap; “subhanallah”ı, “elhamdulillah”ı, “ALLAHuekber”i dilinden kalbine indirmeye çalış. Sakın telaşlanıp kendini altından kalkılmaz dil kalabalıklarına, binlerce binlerce ezbere mahkûm etme daha baştan… önce durul, namazın sükûnetini dinle…çevreni temiz tutçevreni temizle. Namaza kalktığın zaman, yeryüzünün bütün gürültülerini sustur, işleri durdur, yollardan ayrıl, kenara çekil. Ruhunun yanına park et, kalbinin ahengsiz çırpınışlarına mola ver. Kapat kapıları; başkalarını alma içeri; dudaklarını kapat yalana, boş söze… Lüzumsuzlukları terk et, silkele üzerindeki şehrin görünmez tozlarını, cebinden boşalt sahte paraları, elini göğsüne sokup alıp verdiğin nefesi, kâinatın o en eşsiz, en görkemli ahengini farket.Yüzünü fenaya çevirmekten, ümitsizliğin karanlıklarında tüketmekten, gözlerini harama bakmanın kirinden, dilini yalanı/yanlışı dillendirmekten, dudaklarını boş sözlerin tozundan yıka, temizle. Ellerini şerre alet olmaktan yıka. Başını şu fani dünyada Rabbinin aziz bir misafiri olma şerefiyle meshet. Topuklarla birlikte ayaklarını da dünyadan yıka; seni yükselteceğini sandığın şeyleri ayaklarının altından çek. Namazın eşiğinde doğrul yeniden. Orada En Sevgili’nin en çok sevdiği halde olduğunu hatırla. Orada En Sevgili’nin en çok sevildiği hale büründüğünü bil. Kâinatın sahibinden, kalbini kudret elinde evirip çeviren Rabbinin en sıcak, en taze aferinini alıyorsun şimdi. Duyuyor musun?Bedenini pak eyle…Bedenini, elbiseni, namaza durduğun yeri temizle. Güzel bir kokuyu koklar gibi bedeninden sıyrıl, teninden ruhuna taşın. Mevki ve makamını yansıtan her türlü elbiseyi çıkar üzerinden. Irkınla övünmeyi bırak, kavminden ayrıl, ülkeni terket, varsa, müdürlükten istifa et. Sadece seccadenin yöneldiği yere yönel; bulunduğun yerin ihtişamından sıyrıl. Sadece yüzünün döndüğü yerde ara itibarını, kalbini Kâbe’nin eteğine bırak. Kıbleyi bulduğunda, başka türlü endişelerden yüz çevir. Her yanını saran kaygıları, korkuları, hüzünleri, abdest suyunun alıp götürmesine izin ver. Dağılan gönlünü geri topla, uçurduğun huzuru geri çağır. Gamı sil göğsünden, dünyalıkları yıka elinden, benliğini düşür yakandan. öylece temizlen….Ayıplarını kapat..Her mescide gelişinde “güzel elbiselerini giyerek gel” (el-A\’râf, 7/31) Ne kadar örtünürsen örtün, kendini Rabbinden gizleyemezsin. O bilir içinin içindekini. O bilir niyetini. O bilir kendine sakladığını ve kendinden sakladığını. Başkalarına görünür olmak için kılma namazını. Başkalarının gözlerinden kaç. Başkalarının takdirinden uzaklaş. Niyetinin vadisine koy kalbini. Rabbe yöneldiğin köşe, kendini başkalarından gizlediğin yerdir. Rabbine yüzünü çevirdiğin seccade, kendi kendine kaldığın demdir.Nedir avret, ne demek avret yerini örtmek? Göründüğün gibi olamadığın kadar ayıpların var, göründüğünden geri kalan her oluş avret yerindir senin. şimdi herkesin takdirinden uzak, tüm vitrinlerin parıltısına küs, her türlü gösterinin uzağında, seccadenin kuytusunda iken, kendi kendine sarılmışken, elini elinin üstüne koyup kendini kuşatmışken, yüzünü fanilerden dönüp sonsuza çevirmişken, diz çöküp benliğini büyüklemekten vazgeçmişken, eğilip doğru olmaya azmetmişken, secdede varlığını sıfırlayıp kendini aşmışken, avret yerlerini ört; yani, kendine sakladığın, kendinden sakladığın eksiklerini, ayıplarını, kusurlarını, herkesten gizlediğin hallerini yok et, ört. Herkesin huzurunda hesap verecek, kimseden utanmayacak bir hâl elbisesine bürün.. iki yakanı bir araya getir; olduğun hali göründüğün hale yanaştır. Söküklerini dik sözlerinin, dilini kalbine yanaştır; dilinle söylediğini kalbinle de söyle. Dikiş tutmuyorsa şayet, söylenmeyi bırak, sus, kalbinden geçmeyeni diline değdirme…Kalbini kıbleye bırak…Kalbini çokluğun perçemlerinden kurtar… Seni dünyaya doğru çekiştiren cezbeleri düşür yakandan. Seni yokluğun kuyusuna çeken kaygılardan uzaklaş. Seni uzaklara savuran rüzgârları sustur. Ruhunu ayrılıkların uçurumuna sürükleyen hüzünleri sil. Dünün hüzünlerinden yüz çevir. Yarının korkularını unut. An’ın içinde var et kendini yeniden. Yüzünün her noktasına her an rahmetinin güneşini değdiren Yaradan, kutlu nazarında ağırlıyor seni. Tebessümlerinin en güzel en tatlı hediye olduğunu söyleyen En Sevgili, âşinası olduğun, sıcağını özlediğin yüzlere çeviriyor yüzünü. Her şeyin alçaldığı, her işin meyvesizleştiği, her yüzün kirlendiği bu çağda, kıble kalbinin adımlayacağı kırmızı halı gibi serildi önüne. Seni özel eyleyen, seni biricik bilen Rabbinin rızasına yönel. şehrin telaşlarını, dünyanın çekip çekiştirmelerini, günübirlik sevdalarını kıblenin kırmızı halısına adım atar atmaz uzaklara at. Kalıbını tuttuğun gibi, kalbini de tut kıblede. Her secdede Kâbe’ye değdir alnını. Yöneldiğinde, Kâbe’nin analık ettiği nurlu sütunun önünde ağırlanan aziz bir misafir bil kendini.Dr. Senai DemirciALLAH raz olsun Ahmed bey oğlum…hayırlı geceler, hayırlı sahurlar…

  11. Ebabekr\’in Peygamber aşkı…Cebrail aleyhisselâm, Hazreti Ebu Bekir\’i Resûlüllah\’a karşı ne kadar sevgisi olduğunu öğrenmek istediğini Hak Teâlâ\’dan istedi.Cenab-ı Allah ona imtihan etmesini emretti. Cebrail aleyhisselâm bir bayram sabahı Hz. Ebu Bekir\’in geçeceği yol üzerine bir âmâ gibi oturdu. Hazreti Ebu Bekir bayram günü en yeni ve kıymetli elbiselerini giymiş Resûlüllah\’ın yanına gidiyordu. Tam Ebu Bekir (r.a.) önüne geldiği zaman: Hazreti Muhammed\’in sevgisi için bana bir şey vereni Allah affetsin, dedi. Hazreti Ebu Bekir bunu duyunca sırtındaki cübbesini çıkarıp verdi: Bu sözü tekrar söyler misin? Diye sordu. Amâ tekrar söyledi. Hazreti Ebu Bekir bu sefer çıkarıp sırtındaki elbiseyi verdi. Tekrar söyletip ayakkabısını da verince üzerinde ancak örtünecek kadar elbise kalmıştı. Yolun ortasında kalan Hazreti Ebu Bekir\’i o ara Bilâl-i Habeşi (radıyu anh) görüp elbise getirmesi için eve gönderdi. Yolda Bilâl\’a (r.a.) Peygamberimiz rastlayıp nereye gittiğini anladığı için: Ya Bilâl, Ebu Bekir\’in elbisesini alan Cebrail aleyhisselâm\’dır. Bana olan sevgisini ölçmek için böyle yaptı, buyurdu. Hazreti Bilâl elbiseyi, Hazreti Ebu Bekir\’e götürüp teslim etti ve Resûlullah\’ın huzuruna geldi. O zamana kadar Cebrail aleyhisselâm elbiseyi getirip Peygamber Efendimize vermişti bile, Peygamber Efendimiz: Ey Ebu Bekir! Al elbiselerini, imtihanı kazandın. Cebrail kardeşim seni imtihan etmişti. Bana olan sevgini öğrenmek istemişti, buyurdu. Bunun üzerine Hazreti Ebu Bekir: Ya Resûlüllah! Ben o elbiseyi senin sevgin için verdim, bundan sonra geri alamam istediğiniz yere verin, dedi. Elbiseyi bir fakire hediye ettiler ..RABB\’İM! bizi GÜL Kokulu Nebi, (S.A.V). EFENDİMİZ\’İN yolundan ayırmasın.. O\’nun Gül kokusunu duyursun, Gül yüzünü göstersin…Rabbim razı olsun can kardeşim nur yüreğine ağlık nurum …

  12. Seslenişin sinesinde yaşarım sevdamı!! Dogmak için gecenin sonlanmasını bekleyen gün gibi benligimde sevdaHer yeni gün "kurtuluşa erebılmenın"sırrıyla dogarBir ses işitilir..Ehad\’dan Ekber\’e uzanan zamanı ililklerime kadar hissettirirAzmiaşkısebatı barındıran benlıklerı bagrında tasıyan zamanYol aldıgım zamana bakıyorum bir de..Gün her haliyle ihsandır "Sen"den yüregimeAynı duayı dıllendırırım"Allah\’ım sen affedicisinaffı seversinbeni affeyle"Cihan rahmete bürünürgeceyi kesen ezanlaRuhum engın sefkatıne kanarTefekküre dalar her zerrem…Zamanımekanı terk eder benligimVakit "Bir"e gıtmenınVakit "Bir"le buluşmanın vakti..Can fazla gelir.. parcalanır hücrelerim sevdanın bagrındaGözyaslarımla ısanır cumlelerimTıtreyen yurekte aynı nida"Lisanımı sükut eyle..""Sukutun lısanına erenlerden eyle"Sabrın sınesınde büyür Sevdan..Beklerim..Sevdana tutturup yuregımı… Duraksamadan beklerim..Günün getirdigi tüm acıları nehir yatagına dokerek beklerimZorluklara rahatlıgımdakı kadar sükür ederek beklerim…Sabır şükrün özüdür Seslenısının sinesinde yasarım sevdanı"Allah sabredenlerle beraberdir"(Bakara-153)ALLAH A EMANET OL SELAM VE DUA ILE

  13. HAK YOLUNDA HAKKA GİDERSEK PAK HAK YOLUNDA KARAKTERİNDE AHLAKHAK YOLUNDA GÖNÜLLER İMANLI AKHAK YOL NE KORKU VAR NE DURAKSELAM OLSUN SANA SELAM OLSUN KENDİNİ ALLAH YOLUNDA ADAYANLARA

  14. Noktanın Çizgiye Kavuştuğu Yerde… Küçük bir karınca,kalemin kağıt üstüne bir şeyler yazdığını gördü. Gitti bu sırrı öbür karıncalara söyledi. "O kalem kağıda şaşılacak şeyler yazdı. Fesleğen gibi gül gibi acayip şeyler yaptı" dedi. Karıncanın biri dedi ki: "O sanatı yapan parmaklardır. Bu kalem iş görmekte esas değil fer\’dir." Diğer bir karınca: "İş ne parmaktan ne de kalemden geliyor" dedi. "İş asıl koldan geliyor. Çünkü zayıf parmaklar onun zorlaması ile kalemi tutuyor ve yazdırıyor." Bu görüşler bu konuşmalar böylece uzadı gitti. Karıncaların beyine kadar ulaştı. Karıncaların beyinin birazcık anlayışı vardı zeki idi. Dedi ki: "Bu hüneri suretten görünüşten bilmeyin. Çünkü uyuyan yahut ölen bir kişinin böyle şeylerden haberi bile yoktur." Suret görünüş elbiseye asaya benzer. Cansızdır akılsızdır,oynamaz hareket etmez. Allah\’ın lütfu ve ihsanı olmayınca bu aklın bu gönlün cansız kalacaklarından karınca beyinin haberi yoktu. Allah bir an için olsun akıldan yardımını kesecek olsa her şeye eren akıl aptallıklar etmeye başlar." Bakma yâ Râbb sevâd-ı defterime Onu yak ateşe benim yerime Bu nâme ki evvelde ricâdır Âhirde tazarru vü duâdır. İSKENDER PALA…

  15. Oyuncuların değil, bir yönetmenin kitlelerce benimsenmesi belki de Türk sinema tarihinde bir ilki oluşturur. Yılmaz Güney. Sinema yönetmeni, senarist, yazar ve aynı zamanda bir aktör. Günümüz yönetmenlerinin birçoğunun sinema anlayışına yön veren Yılmaz Güney, zamanın siyasi çalkantıları sırasında pek çok kez soruşturma geçirmiş ve hapse düşmüş ancak o mesleğini parmaklıkların ardında da olsa sürdürmeye devam etmiştir.Soyadı Pütün olan Yılmaz Güney, 1 Nisan 1937\’de Adana\’nın Yenice köyünde doğdu, 9 Eylül 1984\’te Paris\’te öldü. Bir işçi ailesinin yedi çocuğundan biriydi. İlk ve ortaöğrenimini Adana\’da tamamladı. Öğrenimi sırasında ailesinin maddi zorlukları yüzünden pamuk işçiliğinden, gazoz ve simit satmaya kadar birçok işte çalışmak zorunda kaldı. Ardından Kemal Film ve And Film şirketlerinin bölge temsilciklerinde çalıştı. Aynı zamanda öyküler yazıyor, edebi birikimini artıyordu. Ankara Hukuk Fakültesi\’nde okurken yönetmen Atıf Yılmaz ile tanışması da mesleğinde ilerlemesi açısından önemli bir basamağı oluşturur. Atıf Yılmaz\’ın desteğiyle sinema çalışmalarına da başlar.1959 yılında Atıf Yılmaz tarafından çekilen Bu Vatanın Çocukları ve Alageyik filmlerinin senaryolarını yazar ve aynı zamanda oyuncu olarak katkıda bulunur. Karacaoğlan\’ın Karasevdası\’nda da yönetmen yardımcılığına kadar yükselir. Yeni Ufuklar ve On Üç gibi dergilere de öyküler yazan Güney, bir öyküsünde komünizm propagandası yaptığı gerekçesiyle yargılanır ve 1961 yılında bir buçuk yıl hapis cezasına mahkum olur.İki yıl sonra kaldığı yerden işe devam eder. Daha çok ikinci sınıf serüven filmleriyle haşır neşir olur. Bu filmlerde karşımıza çıkan "Anadolu çocuğu" karakterinin ezilen, hor görülen ancak suskun kalmayı kabul etmeyen, baskıcı otoriteye direnen yapısı, bu tiplerle kendini özdeşleştiren kesim tarafından kolayca sevilir. Güney\’e Çirkin Kral lakabının yapıştırıldığı bu dönemde (bize kalırsa çok haksız bir yakıştırma), öyküsünü kendisinin yazdığı ve Lütfi Akad\’ın yönettiği Hudutların Kanunu adlı filmdeki doğal ve abartısız oyunculuğu gerçeklikten son derece uzak Yeşilçam sinemasında da bir farklılaşmanın başladığının göstergesidir. Gerçek anlamda ilk kez 1967\’de yönetmen koltuğuna oturan Yılmaz Güney, 1968 yılında önemli sayılabilecek ilk filmi Seyyit Han\’ı çeker. Doğu topraklarındaki bir sevda öyküsünü anlatan bu film, üslubu açısından olumlu tepkiler alır. Hemen ardından Aç Kurtlar ve Bir Çirkin Adam\’ı çeker. 1970\’e gelindiğindeyse Türk sinemasında önemli bir yere sahip olan Umut adlı film seyirciyle buluşur.\’Umut\’, eski faytonu, gücü dermanı kalmamış atıyla nüfusu kalabalık ailesini geçindirmeye çalışan, ağır yaşam koşullarının zorlamasıyla giderek çıkmaza giren, bir trafik kazasında atını kaybettikten sonra önce faytonunu, başarısız bir soygun denemesinin ardından da elinde neyi varsa satan, sonra da define aramaya koyulan Cabbar\’ın öyküsünü anlatır. Güney\’in kendi yaşamından da izler taşıyan bu film, öykünün durduğu yer ve anlatımının gerçekçiliği bakımından çizgisini hemen belli eder. Adana Altın Koza Film Şenliği\’nde en iyi film seçilen, sansür kurulu tarafından yasaklanması ertesinde Danıştay kararınca gösterime giren \’Umut\’, burada olduğu kadar, yurtdışında da ilgiyle karşılanır.1971 yılında üç filminin birden (Ağıt, Acı ve Umutsuzlar) Adana Altın Koza Film şenliğinde dereceye girmesi böyle bir şeyin ilk olması bakımından şaşırtıcıdır, ancak onun yeteneğini bilenler için tam tersidir. 1972 yılında siyasi olaylara karıştığı gerekçesiyle tutuklu kalan Güney, Boynu Bükükler adlı romanını yeniden yazıp Boynu Bükük Öldüler adıyla yayımlar. Kitap, 1972 yılında Orhan Kemal Roman Ödülü\’nü kazanır. Tutukluk döneminin bitmesi sonrasında, 1974\’te bir başyapıt sayılan Arkadaş\’ı çeker. Birbirinden uzak düşen iki üniversite öğrencisinin, aralarındaki toplumsal uçurumların farkına varmaları ve ilişkilerinin giderek zayıflamasının anlatıldığı film, ülkemizdeki \’kültür şoku\’nun da bir belgesi gibidir. Yılmaz Güney\’in Adana\’da Endişe adlı filmi çekerken karıştığı bir olay sırasında bir yargıcı vurarak öldürmesi uzun bir hapishane hayatının başlangıcı olacaktır. Yine de o sinemadan kopamaz. Senaryolar yazmaya, üretmeye ve hep üretmeye devam eder. Senaryolarından biri Zeki Ökten tarafından Sürü adıyla sinemaya aktarılır ve bu film, yurtiçinde ve yurtdışında birçok ödül alır. Ökten\’in çektiği Düşman\’ın ardından Gören\’in kamera karşısına geçtiği Yol gelir.1981\’de cezaevinden yurtdışına kaçmayı başaran Yılmaz Güney, Yol\’u yeniden çeker ve film bu kez 1982 Cannes Film Şenliği\’nde büyük ödülü Costa Gavras\’ın Missing\’iyle paylaşır. Yılmaz Güney yurda dönme çağrılarına uymaması sebebiyle 1983\’te Türk yurttaşlığından çıkarılır. Aynı yıl Fransa\’da Le mur (Duvar) adlı filmi çeker, ancak film pek ilgi görmez. Ve ertesi yıl kanser nedeniyle yaşama veda eder.Yılmaz Güney, senaryosundan kurgusuna kadar sinemada yetkin olmayı beceren ender yönetmenlerden biridir. Sürekli farklılık arayışı içinde olması, yapıtlarındaki şiirsellik ve zengin görsellik onu ayrıcalıklı kılan yanlarıdır. Lütfi Akad\’ın özgün bir anlayış getirdiği Türk sineması Yılmaz Güney\’in filmleriyle yeni bir aşama kaydetmiştir. Detay zenginliğine sahip, realist, olanakları en uygun biçimde kullanan ve toplumsal olayları özümseyen filmlerdir bunlar. Yılmaz Güney sineması \’sinemacılar kuşağı\’ olarak bilinen genç kuşak yönetmenleri de yönlendirmeyi başarmıştır. Onunla başlayan ve \’Yeni Sinema\’ olarak adlandırılan bu dönemde Türk sineması dünyaya açılma olanağı bulmuş, onu takip eden genç yönetmenler yurtdışında kayda değer başarılar elde etmişlerdir. Yapıtlarıyla gerek yurtiçi gerekse yurtdışında birçok ödül kazanan Yılmaz Güney, sanatın diğer dallarında verdiği eserleriyle de pek çok kitlenin gönlünde önemli bir yere sahiptir. SAYGILAR AZIZ USTADIM

  16. İlâhî! Aşkını, varlığının lezzetini bizden uzaklaştırma, muhabbet sofranı, eksik etme.Sadece yok iken var olmak değil, var olduktan sonra da verdiğin nimetleri saymak istesek sayamayız. Ruh, akıl, beden, bunların varlığını devam ettirecek her türlü imkan, hava, ateş, su, toprak, ışık, sağlık ne varsa hepsi senin çeşit, çeşit nimetlerindir. Sayılamayacak kadar çok, kavranamayacak kadar çeşitli, ihata edilemeyecek kadar geniştir. Her bir nimetin senin merhametinin senin cömertliğinin eseridir. Nimetlerini fark edebilmek dahi bir başka nimetindir. Nimetlerini, merhametini, aşkını, şükrünü eda edecek iman nurunu eksik eyleme bizden. Azaltma. Karanlıkların içine atma.Amin..geceniz hayır olsun can kardeşim. dua ile inş..

  17. Hayırlı cumalar…Allahım cuma günü hürmetine,onda saklı olan "biran"hürmetine kulluğumuzu dereceli,ibadetlerimizi makbul,dualarımızı kabul etsin…hakkıyla yaşayabilmeyi,nice cumalar görebilmeyi mevlam cümlemize nasib etsin…Amin!!!

  18. Benim Adım İnsanlık Ayın bir yüzü aydınlık, bir yüzü karanlık Benim adım insanlık Her gönülde farklıdır yerim Kiminde azdır, kiminde çoktur değerim Kimi kaybetmiş çoktan, kimi arar durur hiç yoktan Sorun değerimi, zalim eline düşenden Kimi nasibini hiç almamış benden Benim adım insanlık Bir çocuğun saçını okşayan elim ben Mazlumun gözündeki yaşı silenim ben Talihsizin yüzüne gülenim ben Benim adım insanlık Bir baş, bir beden ile tarif edilmez cismim Her ağza yakışmaz benim ismim Yok ise yerim, o yüreğin sonu ziyanlık Benim adım insanlık Bu dünyada hem yokluk var, hem varlık Benim adım insanlık Kini nefreti unutanım ben Düşenin elinden tutanım ben Kimi uzaktır Yaratandan Bir de alır adımı ağzına, utanmadan Bihaber günah ile sevaptan Bir de bahseder insanlıktan Vicdanın kapısını açanım ben Yüreğe ışık saçanım ben Öksüze, yetime el uzatanım ben Benim adım insanlık Merhamet ile gözden akan yaşım ben Zulme eğilmeyen başım ben Sevgiye, dostluğa kardaşım ben Benim adım insanlık…Benim adım insanlık…hoşca kalın mubarek ramazan bayramınızıtebrık eder hayırlara vesıle olmasını yuce rabbımden nıyaz ederın …rabbıme emanet olun inş.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s