Hala bitmeyen isteklerimiz var…Hala tükenmeyen arzularımız var…Ama bir gün kulağımıza gelecek bir ses:“Ahirete bir yolcu var!”

Bağ Bozumu

 

Üstüdar Fıstıkağacında bir sokak…

Adı: Bestekür Behlül sokağı…

Yıllarca yaşadım bu sokakta…Ta 1979’dan 1990’na kadar…

Güzel günlerdi… Her yer cıvıl cıvıldı…

Özellikle  ilkyaz ve sonbahar ayları muhteşem güzelliklere sahne olurdu …

Karşımda annemlerin evi…

Penceresinden Marmara Denizinin efsunlu suları….  Ayasofya’nın sisli minareleri…   

Akşamları İstanbul’u karanlığın kollarına terk eden güneş… Bu ayrılık acısıyla ağlamaktan kızaran gözleriyle derin bir uykuya dalan gurup. Minareler arasından nazlı bir edayla süzülen hilal… Uzaklardan bu güzel tabloyu selamlayan tek tük yıldızlar….

Sokağın sonuna kadar salkım söğütler, iğde ağaçları … Tepelerinde yüzlerce minik serçelerin sesleri…

Özellikle ikindi sonraları…

Babalar işlerinden döner… Çocuklar okullarından…

Sokağın başındaki bakkal amcadan sakız ve çikolata almak için koşuşan çocuklar… Çocukların sevgilisi hoşgörülü ve sevimli “Kemal’in babası” olarak tanıdıkları bakkal amcaları…

Sabahları kapı kapı süt dağıtan sütçü dede…

Ev sahibim,yan komşum, annemlerin alt katlarındaki teyze,  kocası, karşı komşusu…. Ev sahibimin kız kardeşiyle kocası….

Sokakta her gün gördüğüm yakından tanıdığım simalar…

Özellikle eylül günleri çocuklar sokağın ayrı bir çeşnisi…

Okula yeni başlayanlar… Annelerinin  ellerinden tutarak ürkek ürkek yürüyenler… Servis aracını telaşlı yüzlerle bekleyenler… Anneanne,  babaanne bazen de dedeyle okul yollarını tutanlar… Sırtlarında çantaları ellerinde beslenmeleriyle koşuşanlar…

Tekrar akşam üzeri neşeyle evlerine dönüşler…

Bu sokakta her an mutluluk meltemi eserdi.  Burası benim için mutluluk beldesiydi. Güzel günlerdi vesselam.

Ama soğuk bir kış günü sokağımıza bir samyeli esti.

Penceremden sokağı seyrediyorum. O da ne!

Annemlerin evinin önünde telaşlı bir kalabalık. Kalabalık giderek artıyor. Evin önüne yaklaşan bir araba ve içeriden çıkarılan bir cenaze!

Annemlerin alt kat komşusuydu bu…     

Sokakta ilk defa çok yakından tanıdığım birisi hayata veda ediyordu…

Derken üç-beş ay sonra aynı hanımın beyi bu ayrılığa dayanamamış olacak ki o da sokağa veda etmişti.

Bağ bozumu, yaprak dökümü başlamıştı bir kere. 

Bir yıl geçti geçmedi, o hanımın alt katındaki teyze de sokağımıza veda etti.

šimdi de çocukların sevimli bakkal amcası tası tarağı toplayıp gitti. 

Bir sabah sütçü amca ”Sütçü” diye seslenmedi. Kapıların zilini çalıp süt ister misiniz diye sormadı. Meğer o da sokağımıza veda etmişti.

Ezanın sesiyle arabasını sokağa terk edip camiye koşuşu hala gözlerimin önünde…

Sıra ev sahibim Rezzan hanıma geldi. Evet, o da gitti.

Sonra yan komşum Sülfiye Hanıma, o da gitti.

Ve annem…

Ardından ev sahibimin kız kardeşinin beyi. O da gitti.

Annemin karşı ve alt kat komşusunun beyi. O da gitti.

Meral ablamızın kızı Esra o da bir ilkyaz günü hayatının ilk yazına veda etti.

Gazel düşmüştü bahçemize…Sokağımızın tadı kaçmıştı anlayacağınız.

Bağ bozumu başlamıştı bir kez…   šair sanki bizim için   ”bağımıza düştü  gazel” diyordu…

Bağımıza gazel düşmüştü…

Sokak boşalmaya yüz tutmuştu…

Ben de taşınmıştım sokaktan.

Ama zaman zaman yolum uğrar bu sokağa. Kopamam o hatıralardan…

Sokağın başında durur düşünürüm. Hayalen o güzel günlere giderim. Annemi eski evlerinin salon penceresinde hayal ederim… Ama elimden bir şey gelmez… Ne annemi geri getirebilirim. Ne de o sokaktan gidenleri… Hayallerimle bir müddet öylece kalakalırım. Hüzünlenir, öbek öbek  hatıra harmanlarının arasında oradan oraya savrulur dururum…

Sorarım kendi kendime:

“Bir zamanlar bu sokak ne şen ne şakraktı, ne insanlarla doluydu.?”

Onlar da bir zamanlar bizim gibi canlıydılar. Gülüyor, konuşuyor, yiyor, içiyor, uyuyor ve eğleniyorlardı.

Peki ne oldu onlara?

Nereye  gittiler?

Kaç tanesi bu dünyada rahat etti?

Kaç tanesinin istek ve arzuları yerine geldi?

Kim bilir bu sokakta kaç akşam sıkıntıyla sabahladılar?

Kaç akşam sonuçsuz istek ve arzuların pençesinde kıvran-dılar?

Ne hayaller uğruna tatlı dünyalarına zehir kattılar.

Emel ve arzuları bu dünyaya sığmadı.

Peki insan dünyaya sığdıramadığı istek ve arzuların peşinde niye koşuyor?

Bu tabloyu görüp istek ve arzularımızdan vazgeçiyor muyuz?..  

Neden acaba neden?

Neden dünyayı daimi, kendimizi de ölümsüz sanıyoruz?

Zaten onlar da öyle  sanmadılar mı?

Onların kaç tanesi gün gelip her şeyi burada bırakıp oraya gideceklerini hayal etti ki?

Ne zaman annemin evine varsam düşünürüm. Tatile giderken bize hep tembih ederdi:

“Sakın güneşlikleri açmayın. Onları sıkı sıkı kapayın. Koltuklar ve halı solmasın” 

Ama şimdi perdeler de açık, koltuklar da halılar da solmuş, sararmış…

O sokaktan geçenlerin hepsi de  aynı şeyi yapmadılar mı?

Onlar öyle yaptı ve gitti… Peki biz ne yapıyoruz?

Dünya bize, “Allahaısmarladık”  demeden, biz ona “Eyvallah” deyip sırtımızı dönebiliyor muyuz?  

“Biz  gidiyoruz, aldanmakta fayda yok. Gözümüzü kapa-makla bizi burada durdurmazlar; sevkıyat var.”  “sözlerine kulak asıyor muyuz?

Nerede?…

Hala bitmeyen isteklerimiz var…

Hala tükenmeyen arzularımız var…

Ama bir gün  kulağımıza gelecek bir ses:

“Ahirete bir yolcu var!”

 Gülay Atasoy

19 Yanıt

  1. Hala bitmeyen isteklerimiz var… Hala tükenmeyen arzularımız var… Ama bir gün kulağımıza gelecek bir ses: “Ahirete bir yolcu var!” mevlam utandırmasın inş. sıratıl mustakimden ayırmasın. selam ve dua ile oğulcan…

  2. Açık bir adres, değişmez bir netice olarak hepimizin hikâyesinin sonuna eklenmiş olan ölümü hatırımızda tutmamız gerekiyor. Bütün referans değerlerimizi belirleyeceğimiz saltık bir nokta gibi duran ölümün, doğmamızla hepimizin yazgısına nakşolduğu kesindir. Ne tuhaftır ki dostum, yazgımıza dair bildiğimiz tek şey ölüm. Diğer bütün bilgilerin bize ancak zamanı geldiğinde bildirilip, ölümün peşinen önümüze konmasında muhakkak nasiplenilecek bir sebep var. Bedenin miadını doldurmasıyla yerini bir boşluğa terk etmesi; bir yandan taşıdığımız kılıfın faniliğine işaret ediyor iken, bir yandan içimizdeki ebedinin boyut değiştireceğine dair yeni bir yolculuğu da imliyor. Spinosa’nın; “Ölümden neden korkayım ki; onun olduğu yerde ben yokum, benim olduğum yerde o yok!” sözüyle de ayrımsayacağımız üzere, biri diğerinden ayrı konuşlanmış iki başka boyuttan söz etmemiz mümkün. Öte yandan sevgili dostum, tasavvufi bir terminoloji ile konunun üzerine eğildiğimiz vakit; “vasl” kavramı ile karşılaşıyoruz. Evet, ölümü bir kavuşmak olarak kayda geçirmek inancımıza daha müteallik bir şeymiş gibi geliyor. Kalubela’da Rabbimize vermiş olduğumuz sözün ardından, birer can olarak doluştuğumuz bedenlerin duvarlarına çarpa çarpa yaşlanıyor ve en nihayetinde, canımızın bitmeyen enerjisi ile onu neşet ettiği yere bırakıp gidiyoruz. Gidiyoruz, çünkü buraya bir yerden geldik. Gidiyoruz, çünkü kalınacak yer burası değil. Şu halde üzerinde adımladığımız toprağı bir nezaret olarak görmemizde sakınca yok. İlk hatadan bu yana sürgün edildiğimiz bu yer, her gün yeniden işlediğimiz hatalar münasebetiyle bir isim edinmiş kendine. Şüphesiz “hata yapmak” bedelini ödüyoruz, bir gün mahcup düşeceğiz çünkü. Son tahlilde, geldiğimiz yere doğru yelkenlerimizi açtığımız vakit; her hata canımızı derinden yakacak. Zira her şeyin açık edileceği bir ölüm sonrası için, gözlerimizin güneşten yanması muhtemel! Evvel ölmek gerekiyor öyle ise. Burada, bu sürgün diyarda, nefsimizi körelterek… Benliğimizin esamisi okunmayana dek ölmemiz gerekiyor, yeter ki ecel kapıya dayandığında korkumuz nefesimize mani olmasın diye. Madem bir elin ötekine kavuşması gibi ölüm, yahut bir nehrin denizine, ona direnmeden akmak cesaretini edinmek ancak bu dünya içre amellerimizledir. Öteki’ye geçişimizi gözlerimiz yadırgamasın diye, sevgili dostum, burada, yaşıyorken bir ölümü olması gerekiyor bedenimizin. Başkalarının ölümüne alışma hızımıza bak sevgili dostum, her gün bir parçamız ayrılıyor dünyadan. Eksilen, çoğalan uzuvlarımızla ne kadar ilişkiliyiz sence? Ne kadar kullanıyoruz birbirimizi ahiri bir suretle? Sana bakmak ve senin için kendimden çıkmak istiyorum dostum, kendimden çıkmak! Dünyada, bir şeyi olsun kendimi hesaba katmaksızın düşünmek istiyorum, her şeyin ve her kimsenin Allah’ın ortak malı olduğunu unutmayarak. Vazgeçmek mümkün mü sevgili dostum, terk etmek mümkün mü Ben’i? Acaba hangi aşırılıklara kaçıyoruz kollarken emanetimizi? Yine de ümitliyim dostum, yine de ümitliyim şairin dediği gibi: “ümitler içindeyim, çok şükür öleceğiz!” …alıntı…ALLAH RAZI OLSUN AHMET KARDEŞİM….ÇOK GÜZEL BİR YAZI…ALLAHIM ÖLÜME HATIRLIKLI GİDENLERDEN EYLESİN BİZLERİDE İNŞAALLAH…..SELAMETLE…

  3. Hala bitmeyen isteklerimiz var… Hala tükenmeyen arzularımız var… Ama bir gün kulağımıza gelecek bir ses: “Ahirete bir yolcu var!” ***** Allah razı olsun oğlum çok güzel ve tefekkür ettirien bu yazıyı bizlerle paylaştığın için…Sevgilerimle oğlum…

  4. Gece Olabilir Şu Anda Senin İçin Fakat Beklersen Güneş Doğacak..Bir günün;Yarısı gündüz, yarısı gece…Gecenin yarısı yıldızlı, yarısı karanlık; gündüzün yarısı güneşli, yarısı bulutlu… Dünyanın;Yarısı kara, yarısı deniz…Karanın yarısı kaya, yarısı toprak; toprağın yarısı mümbit, yarısı çorak… Senenin;Yarısı yaz, yarısı kış…Yazın yarısı ferah, yarısı kurak; kışın yarısı ılık, yarısı “donak” Bir ömrün;Yarısı gençlik, yarısı ihtiyarlık…Gençliğin yarısı yetişkinlik, yarısı çocukluk; yetişkinliğin yarısı başarı, yarısı başarısızlık…Çocukluğun; yarısı kahkaha, yarısı gözyaşı… İhtiyarlığın; yarısı muhabbet, yarısı hastalık… Her şeyin;Yarısı beyaz, yarısı siyah; yarısı sıcak, yarısı soğuk… Yarısı iyi, yarısı kötü; yarısı uzun, yarısı kısa…….. Böyle iken;Nasıl beklersin, her günün neşe içinde geçmesini?Nasıl umarsın ki; hiç, başın bile ağrımasın?.. Her şeyi çözer zaman merak etme! Senin de hayatın dupduru, süt liman olmayacak.Gözyaşı dökecek sonra güleceksin; dertlenip çare bulacaksın; hastalanacak ardından şifaya kavuşacaksın…Ve hatta öleceksin doğduğun gibi ve öldüğün gibi dirileceksin!Bunlar olacak… Ama ne kadar olacak, ne zaman olacak bilmiyoruz.Bazı insanlar başında mutlu oluyor hayatlarının, bazı insanlar sonunda veya ortasında. Bazısı içinde yaşıyor mahkûmiyeti, bazısı dışında…Bilmemiz gereken şu ki;Sadece biz değiliz dertli, kederli… Sadece gördüklerimiz değil neşeli, mutlu…Herkes bir imtihan içinde…Herkesin soruları farklı veya benzer sorular farklı zamanlarda geliyor insanların önüne…….. Zaten başkası lazım değil ki bize;Başkasının sorusundan not verilmeyecek yani bize! Evet, gece olabilir şu anda senin için.Fakat beklersen, güneş doğacak!.. Senin bilmen gereken ve benim bilmem gereken; günün yarısı gündüz, yarısı gece… Dünyanın yarısı kara, yarısı deniz… Yılın yarısı yaz, yarısı kış…Ömrün; yarısı gençlik, yarısı ihtiyarlık… Çocukluğun yarısı kahkaha, yarısı gözyaşı… İhtiyarlığın; yarısı muhabbet, yarısı hastalık…….. Sonu olan bir dünyada olduğumuz halde;Nasıl bekleriz ki mutluluklarımız sonsuz olmasını…..veya neden korkarız ki, kederlerimizin sonsuz olacağından? Muammer Erkul

  5. ÇOK DEĞERLİ ABİM.ELLERİNE YÜREĞİNE SAĞLIK..RABBİM SİZLERİN SAYILARINI ARTIRSIN..SİZLERE ÇOKKK İHTİYACIMIZ VAR ÇOK..ALLAH RAZI OLSUN SİZLERDEN..RABBİME EMANET OLUN.SAYGILARIMLA.,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,ÇOK GÜZEL BİR HİKAYE.. Bir baba ve anne, iki çocuklarıyla birlikte okyanusun ortasında ıssız bir adada yaşıyorlardı. Bir gemi kazasında kurtulup orada yaşamaya başlamışlardı. Karınlarını adadaki bitkileri, bir iki çeşit meyveyi, zar zor avladıkları balıkları yiyerek doyuruyorlar ve bir kayanın hem çok soğuk, hem de çok sert ovuğunda yaşıyorlardı. Çocuklar, adaya çıktıkları zamanı hatırlamıyorlardı o zaman çok küçüklerdi. Ekmek, süt, çikolata ve bunlar gibi lezzetli yiyecekleri hiç görmemişlerdi. Yumuşak bir yatak, sıcak bir yorgan da bilmiyorlardı. Bir gün dört adam, dikdörtgen şeklinde dar ve uzun bir kayıkla adaya geldiler. Aile onların geldiklerine sevindi ve adadan kurtulacaklarını sandılar. Fakat o tuhaf kayık hepsini alacak kadar büyük değildi. Her seferinde sadece bir kişi binebilirdi kayığa. İlk başta baba kayığa binmeyi kabul etti. Dört adam onu da alarak kayığa binip gittiler. Anne ve çocukları ağlamaya başladılar fakat baba, “Merak etmeyin gideceğim yer buradan daha iyi olacaktır ve siz de yakında yanıma geleceksiniz” dedi. Bir süre sonra kayık tekrar geldi ve bu sefer anne bindi. Çocuklar yine ağladılar. Fakat o da: “Ağlamayın! Daha güzel bir yerde yine birlikte olacağız” dedi. Bir süre sonra kayık tekrar geri geldi ve bu sefer iki çocuk birlikte bindiler. Önce adamlardan korkuyorlardı fakat karayı görünce korkuları bitti. Anne ve babalarını sahilde gördüklerinde çok sevindiler. Gölgelik bir yerin altında önceden hiç görmedikleri yiyecekleri yiyorlardı. “Buraya gelirken korkmamız ne kadar gereksizmiş. Bu kayıkçılar bizi almaya geldiklerinde hiç üzülmememiz gerekirdi” dediler. “Sevgili çocuklarım” dedi baba. “Harap bir adadan güzel bir memlekete gelmemizin bizim için anlamı çok büyük. Bu dünya kurtulduğumuz o adaya benzer. Ölüm ise geçtiğimiz fırtınalı denizdir. Küçük kayık ise tabut. Ben, anneniz ve siz bir gün gelecek bu dünyayı terkedeceğiz. O zaman hiç korkmayın. Allah’ı seven iyi insanlar için ölüm, harabe bir adadan güzel bir yere gitmek gibidir.”alıntı……

  6. (Her nefis ölümü tadacaktır.)Keşke bubu idrak edip hep aklımızda tutabilsek yanlışlara hatalara bu kadar yaklaşmazdık o zaman insanların kusurlarını bu kadar görmez bu kadar kırılmazdık. Çok affeder kendimizide affattirmek için çırpınırdık.Bu yalan dünyanın yaşam savaşını bu kadar ciddiye almazdık. hayatta bocalayarak boğulmazdık heraldesevgili kardeşim siz kalp gözü açık kardeşlerimizin bu güzel yazılarını bizimle paylaştıkça bizde zerre zerre bile olsa uyanıp kendimize nereye gidiyorsun diye bileceğiz inşaallah. Allah razı olsun can kardeşim selam ve dua ile.

  7. “Canı Sen aldıktan sonra,şeker gibi gelir ölüm bize;Sana kavuşma olduktan sonra,candan da tatlıdır ölüm bize. Kaldır örtüyü, gizleme gerçeği;evet, ölüm ateş gibidir;amma, hem âb-ı hayattır,hem de gül bahçesidir ölüm bize. Ölüm bu dünyaya göredir;oraya göre ise, yeniden doğmaktır.Hayır, hayır; kimse ölmüyor;ancak buradadır ölüm bize. Bedeni terk et, can haline gel;oynayarak git; yer o âlemdir.Korkma ölümden;burada kötüdür, acıdır ölüm bize. Ne diye kaçayım Can’dan?Can vermek Can’a ulaşmaktır.Niçin kaçayım madenden?Altın madenidir ölüm bize..ŞEMS-İ TEBRİZİAllah razı olsun kardeşim selam ve dua ile..

  8. Esmaü\’l Hüsna (1)Neden insan kalbe yürüyüşe ayaklarını gaflet ipiyle bağlayıp çıkar ki. Tembellik ayakkabısını giyerde ağırlığından tek adım atamaz. Samimiyetsizliğin peçesini çekerde, hiç bir aynada göremez kendini. Hoş sedalar günah tıkanmış boğazından çıkmaya utanırda lal kesilir. Kaç gök ağlamalıdır ki yeşersin çoraklaşmış sinesi.Ah insan neden böyledir ki! Niye hüsrandadır insan anladın mı şimdi?Ey Rabbim, Rabbimiz!Senin ipine sarılmayı unuttum, unutturdular. Perişanlığıma güldüler nice vakit. Çaldılar ayaklarımı gafletin ipiyle bağlayıp. Ayaklarımı yitirdim sana gelmek için çıktığım yolda. Yürüyemez oldum, yürüyemez oldum, yürüyemez oldum Rabbim. Anladım ne hissedermiş uyandığında ayaklarını yatağında bulamayanlar. Anladım yürümek ne büyük servetmiş. Yürüyebildiği için niye şükredermiş insan anladım. Bir sen bilmektesin Ey Âlim sızısını dizlerimin. Karanlığı tutuşturan gözyaşlarımı bir sen bilmektesin. Şuramda işte şuramda bir parça kan parçalar varlığımı. Niye kapanmaktan korkar gözlerim bir sen bilirsin.Kıyamet öncesi dehşettir yaşadığımız. Kendini unutanlarımız, yolunu şaşıranlarımız, çare bekleyenlerimiz var.Sen ki zorlukları ilahi fermanıyla kolaylaştıran Müyessir’sin.Sen ki; hidayet arzusuyla yanan ayakları doğru yolda yürüten Hadi’sin.Sen ki; hüzün dallarında sevinç goncaları yaratan Fatık’sınSen ki; en güzel isimlerin mutlak sahibi VarisisinSana sığındık Rabbim! Tembellik gayyasına yuvarlanmayıp daim sebeplere sarılanlardan olmayı diliyoruz.Sen ki; Aziz’sin, Kaviy’sin, Metin’sin, Azim’sin. Güç ve kuvvet ancak sendendir Rabbim. Güç ve kuvvet ancak senledir Rabbim. Gücümüzün yetmediği anda yardımımıza yetişecek olan, gücümüzün yetmediğini bize yüklemeyecek olanda sensin. Kolaylaştır Rabbim zorlaştırma. Başladığımız her işi hayırla başlanıp, hayırla sonuçlananlardan kıl. Acziyetimizin idraki ile biliyoruz ki senin gücün her şeye yeter Ey Kâfi!Tembellik ayakkabısını ayağımızdan çıkarda hafiflesin varlığımız. Miraca çıkabilmek hayali sardı her yeri. Rızana ermekten başka arzusu kalmadı sana kullukla şereflenenlerin. Ey bütün güzelliklerin yegâne sahibi olan Cemil.Ey güç ve kudret yalnız kendisinin olan CelilEy gücü her şeye yeten Kadir rızana yürüt bizi.Dilsizliğimizle gelip huzuruna çöktük. Biliyoruz ki suskunluğumuzu duyacak olanda ancak sensin. Ey bütün güzel ve kemal derecedeki Sözlerin mutlak sahibi olan Mütekellim.Dilimizin bağını çöz. Bu suskunluk öldürecek bizi diye titremekteyiz şimdi. Ahsen-i takvime taşı varlığımızı. Esfel-i safilin gayyasından çıkar bizi.Ey hayatın ve ölümün sahibi!Çoraklaşmış gönlüme gömdüğüm kaçıncı cenazedir bu?Ey ebedi HAY ve Baki olan Mutlak hayat sahibi!Ey dirilten ve öldüren.Ey kalpleri evirip çeviren.Vahyinle dirilt bizi! Vahyinle dirilt bizi! Vahyinle dirilt bizi! Vahyinle dirilt bizi! Vahyinle dirilt bizi! …Hasretin dudakları cehennem sıcaklığı giyinmişte öpüp durur gözbebeklerimizi. Karanlığa gömülen bakışlarımızı nurunla yıka. Cennet serinlikleri duyur, meleklerin göğsünde inen güllerle yıka kana bulanmış kirpiklerimizi. sıbğatullaha boya ey Mülevvin yanan renklerimizi. Kırıldı güzelliğimizi gördüğümüz aynalar.Çirkinliğimizi şikâyet sanadır!Güzelliğimizi buldur bize ey güzeller güzeli!hayırlı cumalar selam ve dua ile.

  9. Seytanin kalbe giris yollari 1) Şerri – hayır gibi göstermek 2) Kötülüğü – iyilik gibi göstermek 3) Haramı – helâl gibi göstermek 4) Mekruh\’u – mübah gibi göstermek 5) Şehvet ve Gazaplı anlarında insanları aldatmak 6) Hased ve hırs: Kul bir şeye haris oldumu artık hakkı görmekten kör ve hakikatı duymaktan sağır olur. 7) Helâl bile olsa – doyasıya fazla yemektir. Zira insan fazla yeyince şehveti artan. Şehvet ise şeytan\’ın silahıdır. 8) Dünya süsüne tama\’ etmek arzu duymak. Öyle ki âdeta tama\’ ettiği şey onun ma\’budu olur 9) Âdem oğluna işlerinde acelecilik ettiği zamanlarda ona vesvese vermek. Resûl-i Ekrem "Acele şeytandan teenni ise Allah\’tandır." buyurdu. Sehl b. Sa\’d (Tirmizi) 10) Cimrilik ve yoksulluk korkusu vermek 11) Mezhep taassubu ile hasımlara kin tutmak onları küçümsemek ve hakaretle bakmaktır. Bir imâmın mezhebinden olduğunu iddia edip onun ahlâkı ile ahlâklanmayanın kıyamet gününde hasmı o imamdır. 12) Allah (c.c.) ın zat ve sıfatları hakkında akıllarının almadığı meselelerde düşünceye sevk edip şüpheye düşürmek. Dinini zayıflatmak 13) Şeytanın kalbe giriş kapılarından biride sû\’i zan (kötü zan) dır.HAYIRLI CUMALAR SELAM VE DUA İLE ALLAH A EMANET OLUN

  10. Tükettiğimiz zaman bizi tüketiyor aslında yani hoyratça zamanı tüketirken kendi sonumuza doğru koşuyoruz…Ve birgün bizede "ahirete bir yolcu var"diyecek o ses..İşte o ses gelmeden yani henüz nefes alıyorken henüz bize verilen zaman tükenmeden günahlardan ve hatalardan tövbe edip hakyolda yaşamak için neyi bekliyoruz? Bu güzel yazıyı paylaştığınız için Allah razı olsun.Selam ve dua ile hayırlı cumalar…

  11. Şu hayatta nelerle karşılaşmıyoruz ki?Sevinçler var, kederler, başarılar, yıkımlar, hayal kırıklıkları, ümitler…Hayat bir siyah-beyaz film. Kare kare yaşıyoruz… Bazılarında kara fazla, bazılarında beyaz.Herkesin hayatı böyle geçiyor…Hangi ülkede, hangi evde yaşarsa yaşasın, hangi dili konuşursa konuşsun durum aynı.Filmlere, resimlere, kitaplara bakıp da zengin ülkelerdeki insanların sürekli mutlu olduklarını sanmayalım.Burada evine ekmek götüremeyen insan mutsuzdur.Orada ekmeğini paylaşacak kimsesi olmayan…Burada işini kaybeden adam üzgündür.Orada işinden servet kazanmasına rağmen, gönlü fakir kalanlar…Burada inancı yüzünden hakir görülen milyonlar mutsuzdur.Orada köpek, içki ve arabalardan başka eşi-dostu olmayan milyonlar…Herkesin karşılaştığı sıkıntı ve sevinçler aslında aynı…Hangi inanca sahip olursa olsun…Yıkım aynı yıkım, saadet aynı saadet…Ama o üzüntüyü, o sıkıntıyı, o mutluluğu neye yoracağını bilmek kadar değerli bir şey de yok.Ekmeğin tadı, harman yerinden sofraya nasıl geldiğini bilen için başka…Kazandığı rızkın vericisini bilen, o rızka canı gibi sahip çıkar.Asıl Veren’i bilen, vermeyi de bilir. Paylaşır, dağıtır, fedakârlık eder.Biz inananlar, bahşedilen nimetler için teşekkür ederiz.Ama bizim dinimiz sadece varlığa şükür dini değildir.Bizim dinimiz varlığın kıymetini, yokluğun da anlamını bilmektir.Bütün işleri Yaradan’a hasretmektir.Amentü’yü bilen dünyayı da bilir, ahireti de…Kazayı da kaderi de… Hayrı da şerri de…Ve hepsinin aynı Kaynak’tan geldiğini de…Bizler için üzüntü ve sıkıntılar da, sevinçler ve başarılar kadar iman göstergesi.Var olanın da imtihanı var, yok olanın da…Elinde olduğunda Veren’e şükreden, elindeki yittiğinde Alan’a tevekkül eder.Ne o vermede aracı olan kul eline eğilir, ne de nankörlük eder.Ne de almada aracı olan kul elini düşman beller, ne de onu yüceltir.İnanan böyle bir dengededir: yeryüzündeki ye’sini Arş’a yansıtmaz.Başı bir göğe değer, bir yere.Hem ayaktadır, hem de secdede…Her vartaya düşebilir, ama ayağa kalkmasını da bilir.Sevincini de yeryüzüne gömmez.Yüzü hem Doğu’ya bakar, hem de Batı’ya.Güneş yüzüne doğar, yüzüne batar.O yüzden ışıklıdır yüzü.Bakan aydınlanır, nurlanır… Bizim inancımız sadece gülen yüzler için değil, ağlayanlar için de…Bunu bilmedikçe, bu hayatın aslını anlayamayız.Bu hayatın aslını anlamadıkça da ebediyyete eremeyiz.Bizim dinimiz kalabalık dini de değildir.Tek Olan’a itikat eden, tek başına mümindir.Bütün dünya kara dese, ak diyendir inanan.Bütün dünya onu kara demeye zorlasa, ak diye diye canından geçebilendir inanan.Ama kalabalığa yabancı da değildir…Kalabalığa çelebidir.Herkesle halleşir, ama gönlünün Sahibi tek kalır.Her insana hürmet eder, ama hesabı Rabbi’ne verir.Evet, hayat zor. Evet, bildiğimiz pek çok şey taarruz altında…Etrafımız karanlıklarla kuşatılmış.Sokakta taciz ediliyor gözlerimiz, gönüllerimiz.Emeğimiz tahrip ediliyor, çocuklarımız birilerinin köle pazarında…Yusuf alıp, Yusuf satıyor zihin tüccarları.Bazen kudretliler sopa gösteriyorlar aba üstünden.Ona değil, buna inanacaksın diyerek.Başka türlü inanıyorsan, gelme hayat sarayının kapısına, diyorlar.Saraya girmek için satıyoruz bütün eski ama şerefli libaslarımızı. Ama o sarayda nur barınmıyor.Bahçedeki göz alıcı gülleri sulayan bizim kanlarımız.Sarayın duvarları bizim vurdumduymazlığımızdan örülmüş.Biz ayakta tutuyoruz o sarayı.Bahçıvanlığını yapıyoruz gözümüzden kıymetli bilip.Ama o bahçede öten bülbüller bizim nağmelerimizi bilmez.Yine de kulağımızı verip, beğendiğimizi göstermeye çalışıyoruz.Hayat sarayının bahçesinde çeşmeler var… Azgınlık çeşmeleri… Menfaat çeşmeleri. Döneklik, sünepelik, hainlik, mürailik, münafıklık çeşmeleri…Susadım diyerek, susuzluğumuzu gidermek için koşuyoruz.Çünkü kendi fakirhanemizin bahçesinde kuyu kazmak zor geliyor.Madem hazır çeşme var, madem kendimizi vestiyere bırakıp da giriyoruz o şer saray bahçesine..Çeşmeden kan akıyor, içenin gönlü kanıyor…İçip de onan yok…Bu çeşmeden içen kendinden geçiyor.Kendi olmuyor, kendi kalmıyor.Başını eğ diyor hayat, biz başımızı kendi ellerimizle kesiyoruz.Tapma diyor, tapmıyoruz.Kıble Kâbe değil, burası diyor, oraya yüzümüzü çeviriyoruz.O İsim’den bahsetme diyor, başka bütün isimlerin vaizi oluyoruz.Hayat bu… Geçinmek için, övülmek için, dışlanmamak için kendimizi katlediyoruzHayatın sonlu olduğunu bile bile.Hayat sarayının bir depremle yerle yeksan olacağını bile bile…Ailemizi atıyoruz kenara…Çocuklarımızı ellerimizle teslim ediyoruz karanlık girdaplara.Namazımızı seyreltiyoruz.Duamızı seyreltiyoruz.Sakalımızı seyreltiyoruz…Kıyafetimizi seyreltiyoruz.Kelâmımızı seyreltiyoruz: Allah demeden konuşmasını öğreniyoruz..Ama oyun değil bu: İmanımızı da seyreltiyoruz…Bütün bunları şu kısa hayatı başkaları için yaşamak için yapıyoruz.Kendi hayatımız yokmuş gibi…İnsanlar bizden kendimiz değil, başkası olmamızı istiyorlar…Eyvallah diyoruz, hemen değiştirelim rengimizi.Verelim canımızı…Canımızı başka canlara katmak güzel…Ama canımızı başka canlara esir etmek değil…Eğer hürriyet içinse hayat, esaretin kutlanacak nesi var?Eğer inanç, herkes ne yaparsa onu yapmaksa, inanmanın ne manası var?Eğer Bir’e esir olmayacaksa can, çoğa esir olmuş, artık can olur mu?Bir’e boyun eğmeyip, çoğa boyun eğerse, nerede iman?Bir’i değil çoğu razı edecekse, nerede kulluk?Bir’e değil, çoğa kulluk edecekse, nerede din?Eğer herkesin libasını giyeceksek, niye örtünelim ki?Eğer bu gönül haraç-mezat her celebe satılacaksa, sahibimiz var demeye ne hacet…Uyanalım; bu uyku gaflet uykusu…Gönlümüze sahip çıkalım.Kulluğumuza sahip çıkalım.Kendimize sahip çıkalım.Korkuyoruz… Bize parmak sallayacaklar, bizi mimleyecekler, bizi kurban edecekler diye…O kuru kalabalıktan biri olmaktan daha dehşetli ne var ki? Biz Tek ile tek olalım…Kalabalığın renginden daha soluk hangi renk var ki? Biz imanın rengini şerefle taşıyalım… O renge başkalarını boyayalım…Başkalarına kurban olmaktan daha acı ne var ki? Biz Kadir Olan’a kurban olalım.Hayatımızı kudretleriyle kuşatanların kınamasına bakmayalım. Bırakın onlar alay etsin, gülsün, eğlensin. Biz Nuh gibi gemi inşa edelim.Hayat sarayının bahçesine muhafız dikenlere bakmayalım. Biz Musa gibi Tur dağlarına varalım.Bize taş atanlara bakmayalım. Biz Ahmed gibi merhamet edelim.Çirkefin, zulmetin, aşağılığın tepelerinde bir sancak gibi gönül gösterelim.Merhametsizlik kalelerine dualarımızla akın edelim.Menfaat burçlarına tebessümlerle delik açalım.Çocuklarımızı, bizleri, herkesi yakan bîgânelik ateşine, tavır suyu serpelim.İnandıksa bileceğiz.Bildikse ayakta duracağız.Ayakta durduksa gerçeğin sancağı olacağız.Deniz feneri olacağız, işaret taşı olacağız.Hayata teslim olmayalım, hayatı teslim alalım.Bu mübarek rasullerin işidir.Dost’a dost olanların…Bu, kalabalıkta yek olanların, yek kalanların sünnetidir.Niyaz edelim: O, bizi biz kılsın ki, biz de biz olalım.SELAM VE DUALARIN EN GÜZELİ ÜZERİNİZE OLSUN CUMA\’NIZ HAYIRLARA VESİLE OLUR İNŞALLAH

  12. “Ben de olmak Musliman!” Saçı başı yolunmuş, yerlere yıkılıp toza bulanmış, hırpalanmış ve tırmalanmış olan turist elinin tersiyle de patlayan dudağını siliyordu. “Var ben olmak Musliman, ne oluyorsunuz size?” diyordu. Yaşlı bir adamın ardına sığınmış; irileşen mavi gözleriyle, korku içinde diğerlerine bakıyordu. -Dinlemeyecekseniz sormayın, dedi o yaşlı adam. Boşuna anlattırmayın bana!-Anlat, dediler. Anlamak için dinleyeceğiz, söz… -Yetmişli yıllara kadar böyle bir problem yoktu… Üzerinde Kâbe-i Şerîf, Mescîd-i Nebevî olan halılar vardı elbette, ama onları alanlar duvarlarına asarlardı.Herkes bilirdi ki; sûret asıl gibidir. Resmine saygı göstermek, aslına olan saygıdandır… -Doğru, dedi biri. Bizim takımın oyuncularının resmini çiğnemişlerdi de, stadın önünde harp etmiştik!Ne oldu peki yetmişli yıllarda?-Tekstilin geliştiği ülkelerde seri üretim başladı. Büyük çaptaki bu üretime pazar arayanlar Müslüman hacıları fark ettiler. Mübarek resimler bulunan duvar halılarının yanına makine halılarını da koydular. Bunlar o kadar ucuzdu ki isteyen istediği kadar alıp hediye götürebiliyordu. Bazıları memleketlerine götürdükleri bu küçük halılar üstünde namaz da kılar oldu. Onları görenler; “hacılar da kılıyor” diyerek, duvarlara asılması gereken “Kâbe’li halılar” üstüne basmaya başladı. Bütün bid’atler gibi bu da hızla yayıldı! Namaz kılan çoğu kişi kutsal görüntülerin üzerine çıkıp oturmaya alıştı! Şimdi, Müslüman olmak istediği için; sizlerin yani Müslümanların yaptığını yapmaya çalışan şu turisti neyle suçluyorsunuz? Kâbeli seccade bulamamış ve bir Kâbe posteri almış. Sizler gibi yere koymuş, basmış üstüne, sevinçle hopluyor, Müslüman olmaya çalışıyor! Sizlere benzemeye çalışıyor! Bunun için mi dövüyorsunuz adamı? Dayakçıların başları önlerindeydiAz önce Kâbe resminin üstündeki turisti indirmeye çalışanlar, şimdi Kâbe resimlerinin üzerlerinden kendileri inmeye başlamışlardı… Fakat turist şaşkınlık içindeydi. Neler oluyordu böyle?..“Durun, inmeyin, ben da Musliman” diye inliyordu! Stop-Muammer Erkul –11 Eylül 2009 Cumahayırlı cumalar..

  13. Allah Resulü\’nden (ASM)…Ebû Hüreyre\’den (r.a.) rivayetle Peygamber Efendimiz (a.s.m.) şöyle buyurmuşlardır:Kim ki inanarak ve sevabını Allah\’tan umarak Kadir Gecesini ibadetle geçirirsegeçmiş günahları bağışlanır.Hadis-i Şerif Meali – Camiü\’s-sağir, 8902hayırlı cumlar.

  14. Ağzımızdan Çıkanı Kulağımız DuymalıAğızdan çıkan sadece bir sözden ibarettir ama oradan dökülen aynı zamanda kalptekini de ortaya koyduğu, ona tercüman olduğu için önemlidir. İman ve küfür de görünüşte ağızdan çıkan birer söz değil midir?Allah’ın insanoğluna en büyük nimetlerinden biri de konuşma yeteneğidir. Dilin kendisi küçük olmakla beraber, iyi ya da kötü olsun, yaptığı iş büyüktür. Bu sebeple, insanın, ağzından çıkan söze dikkat etmesi gerektiği; sözün onu vezir yapabileceği gibi rezil de edebileceği bildirilmiştir.Dil serbest bırakıldığında geniş bir sahada iyiliğe de kötülüğe de at koşturur. Hz. Peygamber (s.a.v) bir hadisinde, “Ademoğlunun hatalarının çoğu, dilindendir” (Beyhaki) buyurarak insanın dilini doğru kullanmasının ehemmiyetine işaret etmiştir. Ağızdan çıkan sadece bir sözden ibarettir ama oradan dökülen aynı zamanda kalptekini de ortaya koyduğu, ona tercüman olduğu için önemlidir. İman ve küfür de görünüşte ağızdan çıkan birer söz değil midir? Öyleyse dil, kurtarıcı veya helak edicidir. Allah insanoğlunun konuşmalarının yazıcı melekler tarafından kayda alındığını ve bundan dolayı hesaba çekileceğini bizlere şöyle bildirmektedir: “(İnsan) hiçbir söz söylemez ki yanında kendisini gözetleyen, dediklerini zapt eden (bir melek) hazır bulunmasın.” (Kâf, 18)Muaz b. Cebel (r.a), Rasulullah Efendimiz’e (s.a.v), “Sözlerimizden dolayı da hesaba çekilecek miyiz?” diye sorduğunda Rasul-i Kibriya (s.a.v) “Hayret ya Muaz! İnsanları yüzleri üstü cehenneme sürükleyen, ancak dillerinin kazandığı günahtan başka ne olabilir?” buyurmuştur. (Tirmizi)Alimler küfre götüren kelimeler hususunda toplumu bilgilendirirdiKişiyi küfre düşüren ve dinden çıkmasına sebep olan sözlere "elfaz-ı küfür" yani küfre götüren sözler adı verilir. Eskiden alimler insanı küfre götüren kelimeleri kitaplarında yazar, toplumu da bu kelimeleri kullanmaktan sakındırırlardı. “Kim ki; dine, imana, dince mukaddes olan şeylere küfrederse, hürmetsizce ve hakaret içeren sözler sarf ederse onun nikahına zarar gelir, imanından şüphe edilir. İman ve nikah tazelemesi gerekir. Tövbe, istiğfar etmesi, pişmanlık duyup kesinkes dönüş yapması gerekir” derlerdi.Şimdilerde insanı küfre götüren cümleler değişerek, yerini başka türlü ifade ve cümlelere bıraktı. Geçmişteki insanlar öfkeden, kızgınlıktan dolayı bu küfür kelimelerini söyleyebiliyorlardı. Bugün ise tam aksine, bazen kendilerini coşturup galeyana getiren hadiselerden dolayı bu sözleri normal gündelik kelimeler gibi kullanıyorlar. Bazen de eğlenmek için mukaddes değerlerle alay edilen fıkralar anlatıyorlar. İnsanı küfre düşüren sözler neler olabilir?Dinin esaslarından birini alaya almak; inanılması gereken ve zarurat-ı diniyye denilen prensipleri küçümsemek, hafife almak; bir İslami hükmü açıkça inkar etmek veya dince mukaddes olan şeylere küfretmek; Allah’ın zatı, sıfatları, fiilleri, isimleri, emirleri, yasakları hakkında şaka yollu da olsa alay ederek konuşmak, bunları küçümseyici sözler söylemek ve Allah’a sövmek kişiyi dinden çıkarır.Peygamberlik mefhumu ve peygamberlerle alay etmek, onları küçük düşürücü sözler söylemek küfür sayılır. Bu yüzden diğer peygamberleri veya Hz. Peygamber’i (s.a.v) küçük gören alay eden dinden çıkar. Mukaddes kitaplara ve Kur’an-ı Kerim’e sövmek veya bunların aslını inkar edici sözler söylemek; Kur’an’la, bir suresi veya ayetiyle alay etmek, onu küçümsemek; meleklere sövmek, alay etmek, ayıplamak, onları küçük görmek; ashab-ı kiramı tekfir ederek, onların mümin olmadığını söylemek; sahabeyi küçümsemek, alay etmek ve onlara buğzetmek; haramı helal, helali haram saymak da küfürdür. Alim ve fakihlere sövmenin dinden çıkaracağına dair de çeşitli fetvalar verilmiştir.İnsanı küfre düşmesine sebebiyet veren şeyler sözlü ve fiili/ameli olabilir. Mesela bir kimsenin, alay maksadıyla abdestsiz namaz kılması, ameli bir küfürdür. Ancak biz bu yazımızda özet olarak, günümüzde insanların ağızlarına doladıkları bazı küfür sözlerine örnekler vereceğiz. Bu sözlerin söylenmesi insanın küfre düşmesine neden olur: “Allah da gelse, seni elimden kimse alamaz”, “Sanki Allah beni mi gözetliyor”, “Burası Allah’ın unuttuğu bir yer”, “Burada Allah’ın yeri yok”, “Allah deseydi yapmazdım”, “Allah baba/dede”, “Kahrolsun şeriat (Allah’ın dini)”, “Kahpe felek”, “Ne günah işledim ki tövbe edeyim” “(Peygamber) Sünnetinin yeri mi şimdi, o eskidenmiş”, “Bir yudum alsan ne olur? Aslan sütü bu”. Bu söz eğer haram olan içkinin helal olduğunu iddia etmek için söylenirse küfür olur. Yine aynı şekilde, namazı önemsemeyen, Allah’ın bir emri olarak telakki etmeyen birinin, “Sen namazı boş ver, benim kalbime bak” demesi küfürdür. Yine bütün Müslümanları ve özellikle hac ibadeti yapan hacıları ve gerçek ilim erbabı kişileri kastederek, “Kıyamet hacılarla hocaların yüzünden kopacak” denilmesi küfürdür.Yine vefat eden bir kimse için, “Allah’a lazımmış ki öldü!” sözü, Allah bir şeye muhtaç olmadığı halde, Allah’ı bir beşer gibi düşünüp söylendiği için küfre sebep olur. “Kur’an çöl kanunudur” demek de küfre sebep olur. “Namaz kıl” denilince “Sen kıldın da ne oldu?” demek, ezan ya da Kur’an okunurken “Ne bet (kötü) şey” demek, “Sen Müslüman değil misin?” denildiğinde “Hayır” demek, Allah’ın takdirine itiraz edercesine “Ben seninle cennete bile girmem” demek, yine Allah’ın yaratma sıfatını alaya alarak bir insan için “İmalat hatası” demek küfürdür. Günümüzde adeta insanların ağızlarında sakız gibi olmuş bu cümlelerin sayısını daha da çoğaltmak mümkün.Her şeyden önce şu noktada alabildiğine uyanık olmak durumundayız: Kişinin fikri neyse zikri de odur. İç alemimizi neye alıştırmışsak azalarımızdan da o sadır olacaktır. Kalp boşluk kabul etmez. Eğer oraya “nazargah-ı ilahi” olma vasfıyla bağdaşmayan şeylerin sızmasına müsaade etmişsek, bunun bütün bedenimize ve o arada elbette dilimize de sirayet etmesi kaçınılmaz olacaktır. Böyle sözleri şaka ile söylemek dahi tehlikelidir. Kişi ağzından bu gibi sözler çıktığında hemen tövbe-i istiğfar etmeli, kelime-i şehadet getirmelidir. Hüseyin OKUR emegıne saglık hayırlı ıftarlar …..

  15. بسم الله الرحمن الرحيمالسلام عليكم ورحمة الله وبركاتهhayırlı akşamlar dılıyorum kardeşimLÂ MEVCUDA İLLALLAH… Halk’eden,Yaradan "Bir" dir, "Tek"dir.. Gaye Yaradan’a varmaktır, gaye ve hedef “Tek” de buluşmaktır. Gaye ve hedef “Tek” ise, ayrılığa düşmek nedendir? Gaye ve hedef “Tek” ise, ayrılığa düşmek gaflettir. Allah’a giden yol birdir. Rabb’e giden tek..ikiliğe düşmek nedendir? İkilik, gaflet ve delalettir. Biz demek var iken, ben sen demek ikiliktir. Ayrılık yolda değil, senin düşüncelerindedir. “Bir” yaradan ve yaratılanı temsil eder, ikisi de “Tek” dir..ayrılık senin izanındadır..Yaradan da, yaradılan da O’nun kendisidir. Demedi mi peygamber Mirac’da, perdeler kalktı, sırlar ifşa oldu, baktım ki perde arkasında, nur ile bakar Muhammed.. Birlik sırrına kaç kişi erdi? İkilikte sır bulunmaz, iki kişinin bildiği de sır olmaz, sırlar O’nu her şeyde görenindir, sırlar yolları bir edenindir.Ben’lik varsa sırra mahzar olmak zor, benden, senden geçip varmalı bize, işte o zaman sırlar bir bir açıklanır size..Din, ayrılık değil..birliğe uzanan yoldur. Din, Hakk dininin ışığıdır…ışığı bulmuşsa kişi, gayeye ulaştıran yol ne güzel aydınlanır..Dinler bir olmalı, kaynağı tek..dinler araç olmalı, hedef ise “Bir"..Dinler ağacın dalları gibidir. Gaye ve hedef “Tek” ise, dallara bak hepsi gövdede birleşir. Dallar gövdenin sebebidir, gövde ise dalların..Hedef birlik ise, iyi bak, o zaman hepsi birliktedir. Dalı ayrı düşünürmüsün ağaçtan, ya da dalsız bir gövdeye ağaç mı dersin? Ey insanoğlu neden abes düşünürsün? Sen dal isen gövde “Tek”dir..Sen kul isen, gövde “Bir” dir. Sonra bir bak geriden de, gör o sırrı..dalıyla, gövdesiyle…o ağaç ne güzeldir.. Düşün biraz düşün de “Bi-llahi” sırrına erenlerden ol.. Doğru izafidir, doğru değişir, doğru yarın yanlış olur, tek doğru “BİR” dir. Yanlış izafidir, yanlış değişir, yanlış yarın doğru olur, tek yanlış İKİ’likdir.Ben demeyi geç, sen demeyi geç, hatta biz demeyi de geç..sırra er de yalnızca O’de..“LÂ Mevcuda illallâh” sırrına er de, O’dan başka bir şey yok..de..Gör basiret gözüyle O’nu ikilik bulmadan…Sonra sus..sus ve dinle..sana söylenen sözü…sus ve dinle sana verilen sırrı…anla ki..sana tüm yaratılanlar hep bir ağızdan söylesin..LÂ MEVCUDA İLLALLAH !!! http://kureysi.blogcu.com/ ๑۩۞۩๑ GÜLİ RANA ๑۩۞۩๑space girişi

  16. Feliz Fim de Semana / Happy WeekendFaça das pedras que encontrares no caminhoa escada para alcançar o teu ideal╔♫═╗╔╗ ♥╚╗╔╝║║♫═╦╦╦╔╗║♫╝╠═╦╦╗╔╝╚╗♫╚╣║║║║╔╣╚╗╔╣║♫║♥╚═♫╝╚═╩═╩♫╩═╝♫╚╝╚═╩═╝ ! ! !Do the stones that you find on the wayup the ladder to reach your ideal(¯`L´¯) Luz ♥ Light♥.`•.¸.•´(¯`O´¯) Paz & ♥ Peace &♥******.`•.¸.•´(¯`V´¯) Amor ♥ Love♥************.`•.¸.•´(¯`E´¯)******************.`•.¸.•´……………..¸.•´¸.•*´¨) ¸.•*¨)…………….(¸.•´ (¸.•` Wishing you a nice weekend full of love, happiness and joy!!!Hugs from my heart♥.:-)xxxxkisses ahmed

  17. Boşuna harcadım en güzel yıllarımıYok pahasına sattım da umutlarımıElinden tutup karşıya geçiriyorumBir zamanlar hiç bitmeyen arzularımıHala bitmeyen arzularımız isteklerimiz var ALLAH bizi utandırmasın,doğru yolundan ayırmasın..AMİNYüreğine sağlık Ahmed kardeş..Selam ve dua ile..

  18. Ey Rabbim Önemi yok yaşamanın senden habersiz… Bomboş var olmak… Sensin her şeyi anlamlandıran. Evrene nazaran yok gibi olan bedenim, içindeki uçurumuyla evrenden daha da büyük, Senin sevgin dışında dolmayacak. Beni Senin varlığına döndürmesen bakışım boş, dinleyişim boş, boş olacak, kap karanlık yüreğime hakikati bildiremeyecekler. Beni yokluk korkusu, sahipsizliğin karanlığı içinde başıboş olanlardan eyleme, beni Senden ayırma… Huzurundan ayırma ey Rabbim…Cenab-ı Zülcelal Hz. razı olsun bu güzel paylaşımın için Ahmed abi selam ve dua ile…

  19. Umudunu yıkma; Yusuf\’u hatırla.-Kötü bir işe düşünce ibret al, üzüntüye düşme. Fayda ve zarar zamanında da gülmeye bak. Gülün yapraklarını tek tek koparsan da sana gülümser o. Bir dikenden niye gama düşersin? Diken olmasa gül olur mu? -Belaya uğrayan müminin misali, tencerede kaynayan nohuta benzer. Nohut, yanmaktan ıstırap duyar da kaçmak için kapağı zorlar. Hanım, çikmasin diye kepçe ile bastırır. Nohut, yanmanın yok oluş değil nimete dönüşme olduğunu bilse kaçar mıydı? Allah pişesin, olgun olasın diye seni belalarla kaynatır. -Ayağın kırıldı diye üzülme. Allah sana belki kanat verecek. Kuyu dibinde kaldın diye kırılma, belki oradan bile bir kapı açılır. -Sopayla kilime vuranın gayesi, kilimi dövmek değil, tozu kovmaktır. Allah da senin tozunu alıyor, niye kederlenirsin? -Kışın yüzü soğuktur ama şefkâtlidir. Yaz gülümser ama yakar, kavurur. Darlık geldi mi onda genişlik görmeye bak. -Geceyi yaratmasaydı Allah, bu millet kazanma hırsından kendini helak ederdi. Sıkıntılar gecedir. Dinlen, kederlenme. Sabah elbet olacak. -Dert nerede ise deva oraya gider.Yoksulluk nerede ise nimet oraya gider. Soru nerede ise cevap oraya verilir. Gemi nerede ise su oradadır. Suyu ara, susuzluğu elde et de sular alttan da yerden de fışkırmaya başlasın. -Allah, bunalan kişinin duasını kabul eder. Meryem iffetinden \’beni kötü sanırlar\’ diye bunaldı, Hakk\’a yalvardı da Allah İsa\’yı konuşturdu. -Kötüye yormak ve vehim yapmak, insanı derdi yokken bile hasta eder. Onun için olaylara iyi bak. -Ad san sahibi olmazsan, insanlar arasında kaybolurum sanma. Defineyi açık ve meşhur yere koymazlar. -Gamdan sevinmeye çalış. Gam, vuslat tuzağıdır. Bu yolda aşağıya düşüş, aslında hakikâte yükseliştir. Gam bir hazinedir. Senin zahmet ve meşakkât çekişinse maden. Gam derdine düşen, madeni kazmaya başlamıştır. Azimle kazan, ulaşır defineye. -Gökten yeryüzüne ne yağarsa yer ne kaçabilir, ne de çare bulabilir. \’Sizi topraktan yarattık\’ ayetini unutur da Hak\’tan gelene öfkelenirsin. Topraksın, arştan gelenden kaçamazsın. Toprak gibi razı ve mütevazı ol. -Dert, Allah\’ı gizlice anmana vesile olacaksa tüm dünya malından yeğdir. Dertsiz dua soğuktur. Dertli dua gönülden, aşktan gelirHayırlı Cumalar Selam ve Dua İle

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s