Ve insan unuttu!..İnişler, çıkışlarla dolu hayatında hep zikzaklar çizdi durdu insan. Hazreti Mevlânâ’nın dediği gibi: “Hayvan hayvanlığıyla kurtuldu, melek melekliğiyle. İnsan ikisi arasında yalpalayıp durdu.”…

Ve insan unuttu!..

Neyi ve kimi?

En başta kendini ve sonra da ölümü.

Var mı bilen son gününü, son saniyesini ömrünün, var mı?

Sonra kalbini ve Rabbini unuttu insan. Unuttuğumuz o kadar çok şey var ki…

Tarlalardaki buğday başaklarının rüzgârın ninnisiyle salındığını da unuttu. Kırlara çıkmayı, çiçeklere bakmayı unuttu. Binler meyve veren ağaçları, kuru odunlardan ibaret olan bu mübarek ağaçların nasıl meyve verdiğini de unuttu. Ağaçların birer postacı olduğunu unuttu. Mektubu açtı okudu ama göndereni unuttu…

Üstüne kurşun gibi düşmeyen, tek tek gönderilen yağmur taneciklerini de unuttu. Sonsuz rahmeti unuttu. Üst üste bindirilip de balyalar hâlinde inmeyen kar tanelerini de unuttu. Kimin, hangi ince hikmetle onları bir bir gönderdiğini de unuttu.

İnsan bu dünyaya, muhteşem ve muazzam bir dâvâ, bir ideal için gelmişti. Omuzundaki yükü ve sırtındaki küfeyi bırakıp kaçan bir hamal oldu. Hâlbuki hamal, yükün altında güzeldi…

Neyi unutmadı ki insan?…

Allah’ın kendisine yaptığı bunca iyiliği çok çabuk unuttu. Gökyüzündeki ayı, güneşi, yıldızları, tarlaları unuttu, baharı, çiçekleri unuttu, kırları, kuşları unuttu. Zamanın oralarda ne kadar yavaş geçtiğini de unuttu.

Bir filmden küçük bir sahne:

Ünlü bir fotoğrafçı, kırlarda hayvanları otlatmakta olan mal sahibine bakıp:

“Çoban nerde?” diye sorar.

“Ona bazen izin veriyorum” der patron. Fotoğrafçı:

“İşleri buradan mı takip ediyorsun?”

“Evet, cep telefonu yeterli.”

“Burada niçin bulunuyorsun, maksadın ne?” Patron bir göz kırpıp şu cevabı veriyor:

“Dostum, kırlarda zaman, yavaş geçiyor, bunu fark ettim. Onun için bazen çobana izin veriyorum, vaktin kıymetini bilmeye çalışıyorum.”

***

Vakit bereketini kaybettiyse eğer, anlamsız telâşımızın ve bitmek bilmeyen lüzumsuz bir yığın işlerimizin de suçlusu biziz.

Ve en kötüsü insan, ölümü de unuttu. Hem de ne unutmak! Dünyasında böyle bir kaygı bile yok. Geçenlerde arka arkaya gelen ölümler üzerine, tanınmış bir san’atçı televizyon ekranlarından şöyle sesleniyordu:

“San’at dünyamızda bir yaprak dökümüdür başladı bu aralar. Ölümler çokça olmaya başladı. Biri bunlara dur demeli.”

Ne demek istiyordu bu garip insan? Gayet açık. Ölümü hayattan bu kadar dışlayıp çıkarınca onun Yaratan’ın bir fiili olduğunu düşünmek aklına bile gelmiyor insanın. Ölümü unutmak, ömrü uzatmıyor. Ölümü unutan insanı, ölüm unutmuyor. İnsan sadece unuttuğuyla kalıyor, o kadar.

Zannediyor ki, Yaratan istediği zaman değil de, kendi istediği zaman ölecek bu insancık. Ne büyük bir gaf, ne büyük bir gaflet, aman Allah’ım! Gafletin de mertebeleri var…

Evet, insan kendi nefsinde ve kendi dünyasında sınırlı kalınca görün işte, neler söylüyor. Oysa kâlp ve ruh gibi daha üstün mertebeleri de vardır insanın. Nefsin kendi başına buyruk olması, tehlikelerin en büyüğü.

Sanki donmuş, uyuşmuş bir hayatın üzerine, ruh üfleniyor her sabah ılık ılık. Kim farkında? Ezanlarla başlıyor her sabah uyanış. Bu seslerle doğuyor yeni bir gün. Tevfik Fikret’in dediği gibi: “Bütün tabiat o dem / Kıldı secde-i şükran.”

Kâinat ayakta, insan yatakta. Olur mu hiç?!

Evet, böyle bakınca ne kadar güzel oluyor yaşamak. İnsana yakışan, verdiği sözü hatırlamak, o söze sâdık kalmak.

Ölümü durdurmak, ölümü öldürmek, ölümü kaldırmak mümkün mü? Ne kadar arzu ederdim o insanın hayat hakkında doğru bir söz söylemesini, ne kadar. Kendimi o insana karşı suçlu hissediyorum, vazifemi yapmadığımı düşünüyorum, yapamadığımı düşünüyorum.

Evet, Kur’ân-ı Hakîm’in sayfalarını bir açıp baksa ve okusa, bir baksa insan, Rabbinin kendisine neler neler söylediğini duyacak:

“And olsun ki, Biz, bu Kur’ân’da insanlar için her çeşit misale yer verdik.” (Rûm Sûresi, 58).

“Biz bu misalleri insanlara anlatıyoruz ama onları, bilenlerden başkası düşünüp anlamaz.” (Ankebut Sûresi, 43).

Yine Araf Sûresi’nin 176. âyetinde:

“Kıssayı anlat, belki düşünür, öğüt alırlar” buyrulur.

Evet, öğüt almak, ders almak ve bu dersin etkisiyle uyanmak…

Ne güzel söylüyor şair Cahit Irgat:

“Bir damla düştü gözlerime / Geçen buluttan / Hatırladım inanmanın ne olduğunu.”

“Hatırla ki” diye başlayan bir âyet vardı. Anılması bile hiç söz konusu bile olmayan bir su damlası hâli vardı ki insanın, onu da unuttu. Onu hiç unutmayan Rabbini de unuttu. Allah da ona kendini unutturdu. Şimdi cehennemî bir azabın içinde kıvranıp duruyor insan. Daha cehenneme gitmeden, dünyada tadıyor bu azabı. Şeytanın adımlarını izlememeliydi insan. Şeytan Rabbini unutmuştu, kalbinde mârifete zerre miktar yer kalmamıştı. O zulmânî hâli bize de lâyık görmeye çalışıyor. Şeytan insana önce kendini unutturur, sonra Allah’ı. Bu tuzağa dikkat, 13. Lema’da çaresi var bir bak.

Sonra; unutan insan diklendi durdu Rabbine karşı. Ne yüzü ne de hakkı vardı isteyecek. Her şeye rağmen Rabbi, son derece merhamet ve şefkat sahibiydi. Onu her türlü isyana rağmen kulluğuna layık gördü.

İnişler, çıkışlarla dolu hayatında hep zikzaklar çizdi durdu insan. Hazreti Mevlânâ’nın dediği gibi: “Hayvan hayvanlığıyla kurtuldu, melek melekliğiyle. İnsan ikisi arasında yalpalayıp durdu.”

“Ne olacak hâlimiz?”

Bu soruyu günün her saatinde sormalıyız kendimize. Elimizden bir tutanımız yoksa, bizi bizden daha çok bir düşünenimiz yoksa, ne olacak hâlimiz? Evet, her günün sabahında içimizden yankılanan sesler yükselmeli. Vicdanımızı dinlemeliyiz ve onun sesini duyup tövbeye yönelmeliyiz. Uyanışımız bugündür, belki bu sabahtır. Pişmanlık duyulmayan ve tövbe ile uyanılmayan her sabah, hafif bir rüyadan daha ağırına geçmektir.

Uyanmak; kafa gözünün açılması değil, kâlp gözünün açılmasıdır.

Herkes bir şeylerden sorumlu, insan ise bütün kâinattan. Şükrün bir çeşidi de namaz ile kendisine verilen bütün nimetlerin Rabbine karşı takdimini de içeriyor. İbadeti terk eden, kâinatın ibadetini de görmüyor, göremiyor.

Ve insan unuttu. Ahd-ı misâkı, Elest meclisinde verdiği “Kâlû-belâ” sözünü de unuttu. Hatırlaması gerekir, ölmeden önce ona birilerinin niçin dünyaya gönderildiğini hatırlatması gerekir. Yolu, yolculuğu, kılavuzu ve o rehberin elindeki kitabı, kitaptaki işaretleri hatırlatması gerekir. Attığı her adım, onu bir daha asla dönmemek üzere ebedî bir âleme götürüyor. İnsanın uyanışını bekliyor bütün bir kâinat. Bu kâinatta insan olan bir insan eğer yoksa, kâinat da yok, kâinattaki mahlûkat da yok adeta.

Kâinatta bir ustabaşıdır insan. Ustabaşı işinin başında değilse, diğer işçiler çalışıyor denemez. Gözcülük görevini, şahitlik yükümlülüğünü yerine getirmesi gerekir insanın. Hayretli bir nâzırdır, bir dellâldır, bir ustabaşıdır insan, görevinin başında olmalıdır. İnsan iş başında değilse, kâinatın çalışmasını, işleyişini görmüyorsa, yarın ne söyleyecektir, ne anlatacaktır Rabbine karşı bu insan? Hiçbir şeyin mânâsı yoktur onun nazarında. Her şeyin sorulacaktır bir bir hesabı. Unutmak çare olmayacak, unutmak bir mazeret teşkil etmeyecektir.

Bilmeliydi insan bunu, unutmamalıydı hiç. İnsan unutunca, ona hatırlatma görevini yapacak bir şeyler gerek.

Sadî Şirazî’den bir öykü:

“Bir gün annemin kalbini kırmıştım. Kalktı, yan odadan küçük bir beşik getirip önüme koydu.”

“Evlâdım” dedi. “Küçükken seni ben, bu beşikte sallayıp büyütmüştüm.”

Sadî Şirazî bu hatırayı hayatı boyunca hiç unutmadığını söylüyor. Evet, bazen hatırlatma görevini bir beşik yapar, bazen de bir sel felâketi. Kayar gider ayağımızın altından her şey su gibi. Ömür de öyle geçer gider. Bir yere tutunmalı ellerimiz. Yoksa akıntıya kapılıp gideriz. Dünya ve içindekiler güçlü bir anafor oluşturuyor, bizi kendine doğru çekiyor. “Daha, daha” diye saldırırken hırsla dünyanın daha fazlasına, nice canlar gidiyor, nice ömürler tükeniyor.

Ne güzel diyor Hâfız-ı Şirazî: “Neye alıştınsa onları terk et, onlara aykırı olan şeylere yapış da muradına ulaş.” İnsanın insanca yaşamasına yetecek kadar nasip her zaman vardır bu dünyada, eğer eceli gelmediyse, vakti tükenmediyse.

Hikmetli ve güzel bir söz duydum yakınlarda:

“Allah’ı zikirden gâfil olmayınca ne bir ağaç yıkılır, ne de bir hayvan av olur.”

Değmiyor ebedî hayatı kaybetmeye, değmiyor dinin gereklerini yerine getirmeden yaşamaya, değmiyor. Bediüzzaman ne güzel diyor: “Biz dini severiz, dünyayı da din için severiz.”

Ve insan unuttu.

“Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden / Sonunda din de gitti, dünya da elimizden” diyen şair haklı çıkıyor her zaman. İnsan unutmaya devam ettikçe kaybı hep büyük olacak, kazancı ise hep küçük. Evet, mülk O’nun, nimetler O’nun, biz de misafiriyiz O’nun. Nimetlerin bolluğu, ucuzluğu Allah’tan olduğu ve Allah yarattığı için.

İki arkadaş konuşuyordu ölen birinin ardından. Biri “Ne bıraktı?” diye sordu. Diğeri, “Nesi varsa, hepsini.” dedi. Diğeri “Eğer ölen, ilmiyle âmil ise, geride bıraktıklarından daha fazlasını da yanında götürmüştür; merak etme.” dedi. Bir gün kampanalar çalacak, “şimdi paydos” diyecekler. Unuttuğunu fark etmek ve uyanmak da bir nimet. O nimetin nimet olduğunu anlamak da bir nimet. Gökler ve yer dolusu hamdler ve senâlar o Yaratan’a ki, bütün sonsuz ve sayısız nimetlerini lütfettiği için.

Evet, Peygamber Efendimiz (as.m.), bir hadis-i şerifinde bizi bu dünyanın nimetleri hakkında daha duyarlı olmaya ve unutmamaya çağırır:

“Kıyamet gününde kula nimetlerden sorulacak ilk sual: ‘Bedenine sağlık vermedik mi, sana soğuk su içirmedik mi?’ olacak.”

Bu çağrıya uyan her kula ayrı bir lütufta bulunacak Rabbimiz.

Unutmanın yerini uyanışa terk etme vaktidir artık. Unutuşun hayatımızda nasıl bir yer tuttuğunu, sorgulamanın da şimdi tam zamanıdır…

Selim GÜNDÜZALP

20 Yanıt

  1. andolsun, bundan önce biz Adem’e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme diye) emrettik O ise bunu unutuverdi Biz onda bir kararlılık bulmadıkTa Ha Suresi 115ALLAH “Evet, öyle Âyetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun” derTa Ha Suresi 126Siz ise onlarla alay ediyordunuz O kadar ki onlar size beni anmayı unutturdu Onlara hep gülüyordunuzMüminun Suresi 110(Onlara şöyle denilecek “O halde bu gününüze kavuşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın Biz de sizi unuttuk Yapmakta olduklarınıza karşılık ebedi azabı tadın”Secde Suresi 14Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi Dedi ki: “Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?”Yasin 78İnsana bir zarar dokunduğu zaman Rabbine yönelerek O’na yalvarır Sonra kendi tarafından ona bir nimet verdiği zaman daha önce ona yalvardığını unuturve ALLAH’ın yolundan saptırmak için O’na eşler koşarDe ki: “Küfrünle az bir süre yaşayıp geçin!Şüphesiz sen cehennemliklerdensin”Zümer Suresi 8Onlara şöyle denir:“Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi, bu gün biz de sizi unutuyoruz Barınağınız ateştir Yardımcılarınız da yokturCasiye Suresi 34ALLAH’ın onları hep birden diriltip yaptıklarını kendilerine haber vereceği günü hatırla ALLAH onları sayıp zaptetmiş, onlarsa bunları unutmuşlardır ALLAH her şeye şahittirMücadele Suresi 6Şeytan onları hakimiyeti altına alıp kendilerine ALLAH’ı anmayı unutturmuştur İşte onlar şeytanın tarafında olanlardır İyi bilin ki, şeytanın tarafında olanlar ziyana uğrayanların ta kendileridirMücadele Suresi 19ALLAH’ı unutan ve bu yüzden ALLAH’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridirHaşr Suresi 19Siz Kitabı (tevrat) okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?Bakara Suresi 44İşte, verdikleri sözlerini bozmaları sebebiyledir ki onları lanetledik, kalplerini de kaskatı kıldık Kelimeleri yerlerinden kaydırarak (tahrif edip) değiştiriyorlar Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular (Ey Muhammed!) İçlerinden pek azı hariç, onların daima bir hainliğini görüyorsun Yine de sen onları affet ve aldırış etme Çünkü ALLAH iyilik yapanları severMaide Suresi 13“Biz hıristiyanız” diyenlerden de sağlam söz almıştık Ama onlar da akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını unuttular Bu sebeple biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kini salıverdik ALLAH ne yapmakta olduklarını onlara bildirecek!Maide Suresi 14Hayır! (Bu durumda) yalnız ona dua edersiniz, o da dilerse (kurtulmak için) dua ettiğiniz sıkıntıyı giderir ve siz o an ALLAH’a ortak koştuklarınızı unutursunuz“Enam Suresi 41Onlar kendilerine hatırlatılanı unutunca biz de kötülükten alıkoymaya çalışanları kurtardık Zulmedenleri yoldan çıkmaları sebebiyle, şiddetli bir azapla yakaladıkAraf Suresi 165Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişler ve dünya hayatı da kendilerini aldatmıştı İşte onlar bu günlerine kavuşacaklarını nasıl unuttular ve âyetlerimizi nasıl inkar edip durdularsa biz de onları bugün öyle unuturuzAraf Suresi 51Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir (birbirlerinin benzeridir) Kötülüğü emredip, iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar Onlar ALLAH’ı unuttular; ALLAH da onları unuttu Şüphesiz münafıklar, fasıkların ta kendileridirTevbe Suresi 67Kim, kendisine Rabbinin âyetleri hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren ve elleriyle yaptığını unutandan daha zalimdir? Şüphesiz biz, onu anlamamaları için, kalplerine perdeler gerdik, kulaklarına da ağırlıklar koyduk Sen onları hidayete çağırsan da artık ebediyen hidayet bulamazlarKehf Suresi 57ALLAH RAZI OLSUN AHMET KARDEŞİM….HERŞEYİ UNUTUYORUZ HERŞEYİ…ACABA GÜZEL RABBİMİZ BİZİ HESAP GÜNÜ HATIRLAYACAKMI…???…:(:(:(

  2. O’na Dönüş…(!) Neyi unutur insan ki her şeyi unutmasına zemin hazırlar. Nedir insanı unutmaktan alıkoyamayan? Bu soruların düğüm noktası “insanın özünü unutması”. Özünde Rabbisine karşı verdiği sözü. Kendisinin sadece köle olduğunu, yalnızca Efendisine itaatle sorumlu olduğunu. Gördüğü, duyduğu, yaptığı her şeyde Rabbisiyle beraber olduğunu… Rabbisinin insana kendi ruhundan üflediğini, ona değer verdiğini ve onu bütün mahlûkata üstün kıldığını. Asıl görevinin halifelik olduğunu unutur insan. Öyle bir unutur ki insan mahlûkatın en şereflisi iken en aşağısı olmaya aday olur. Bizler bu dünyaya unuttuğumuzu bulmaya geldik. Unuttuğumuzu hatırlamaya. Hatırladığımızı hiç unutmamaya. O kendisini her şeyde hatırlatıyor aslında insana. Yarattığı her şeyde. Dağın heybetinde, suyun çağıldamasında, toprağın zenginliğinde, kuşların cıvıltısında, ağaçların güzelliğinde, çiçeklerin zarafetinde, evrenin mükemmelliğinde… Sadece bunlarla mı? Hayır. Gönderdiği peygamberlerle, irşat eden Salihlerle, rehber kıldığı Kur’an-ı Azimüşşanla, Ben size sizden daha yakınım ayetiyle…Ama bakmayı değil, görmeyi bilen için, işitmeyi değil duymayı bilen için, gönül penceresini açık bırakanlar için. Açın pencerelerinizi açın ki güneşin ışığı, Rahman’ın feyzi aydınlatsın evlerinizi. Yağmurun bereketi dolsun yüreklerinize. Suya hasret gönüllerimiz “La ilahe illallah” nidalarıyla çağıldasın. Hücrelerimiz O’nun sevgisiyle coşsun. İşte o zaman öğrenir insan hatırlamayı sonra hiç unutmamayı. Hep O’nunla olmayı, O’nunla yaşamayı, O’nunla ölmeyi. O’ndan geldik yine O’na döneceğiz ayetinin sırrını.Meryem Seval Ağarı Allah c.c. razı olsun ahmed kardeşim.Dirilişimize vesile olsun inş.. selam ve dua ile..

  3. Üstüne kurşun gibi düşmeyen, tek tek gönderilen yağmur taneciklerini de unuttu. Sonsuz rahmeti unuttu. Üst üste bindirilip de balyalar hâlinde inmeyen kar tanelerini de unuttu. Kimin, hangi ince hikmetle onları bir bir gönderdiğini de unuttu. İnsan bu dünyaya, muhteşem ve muazzam bir dâvâ, bir ideal için gelmişti. Omuzundaki yükü ve sırtındaki küfeyi bırakıp kaçan bir hamal oldu. Hâlbuki hamal, yükün altında güzeldi…

  4. En büyük felâket, kendimizi dünyanın geçici zevk ve heveslerine kaptırıp bizi yoktan var eden,bin bir çeşit nimetle rızıklandıran ve bizi kendisinin dünyadaki halifesi kabul eden Allah’ı unutmaktır.Dünyevî işlerle ilgili unutkanlıklar para,mal ve itibar kaybına yol açar.Ya Rabbimizi unutmanın getireceği iman kaybı bizi nerelere götürür? Unutmanın her çeşidi kayıptır.Fakat uhrevî hususlardaki nisyan felâkettir.Hayat bizi çok kere kendine çekip sarmalıyor.Gaflet gözlerimize simsiyah bir perde çekiyor.Varlıkları algılamamızda ciddi yanılgılar ortaya çıkıyor.Amelî konularda dirayetli olan insanların gafletleri uzun sürmez.Onların üzerinde ibadetlerin getirdiği koruyucu bir güç vardır. Yüce Allah bizlere unutma hususunda şu duayı etmemizi tavsiye ediyor: “… Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma… (Bakara S., 286.Ayet) Dünyamız akıllara durgunluk verecek bir nizam içerisinde yaratılmıştır.Bu düzeni görüp de onun nâzımını akıla getirmeyip yanlış ve çıkmaz sokaklara sapmak ne büyük bir aldanıştır.Bunun telâfisi tez elden tevbe edip şirkten ve günahlardan arınmaktır.Göklerde ve yerdeki varlıkların sahibi Allah’tır.Bunu şu ayette de görebiliyoruz: “Göklerde ve yerde ne varsa tümü Allah\’ındır. Allah, herşeyi kuşatandır. (Nisa S, 126.Ayet) Eşyaya bakıp tefekkür etmeliyiz.Bizler bir saat tefekkürün bin yıl nafile ibadetten hayırlı olduğu gerçeğini merkez alan bir inancın mensuplarıyız.Nasıl olur da bu harikulâde yaratılışa gözlerimizi kapayabiliriz;kulaklarımızı tıkayabiliriz.Dünyada rastlantıya rastlamak mümkün değildir.Her şey belli amaçlar uğruna, belli bir düzende yaratılmıştır.Akıllı insan kendisine kitap ve peygamber gönderilmese de bu ulvî hakikati idrak edebilir. Âlemlerin Rabbı olan Allah’ı unutmak ahmaklığın en bariz göstergesidir.Bu, gözüyle etrafı seyredip de gözün varlığından haberdar olmamak kadar abes bir durumdur.Allah bu gibi insanlara çarpıcı bir ihtarda bulunuyor: “… Onlar Allah\’ı unuttular. O da onları unuttu… (Tevbe S., 67.Ayet). Dünyada bütün insanlar sizin düşmanınız olsa da ne gam!…Dost gerekse Allah yeter.Onunla dost olamadıktan ve onun dostluğunu,sevgisini kazanamadıktan sonra hiçbir şeyin kıymet-i harbiyesi yoktur.Bir insanın Yaratıcı’sını unutması ve Yaratıcı’sının kendisini unutması gerçekte en büyük iflastır.Bu, kafaya yenen ağır bir balyoz darbesinden daha yıkıcı ve öldürücüdür. Allah ( c.c. ) razı olsun can abim…Ahd-ı misâkı, Elest meclisinde verdiği “Kâlû-belâ” sözünümüzü Rabbimiz bizlere unutturmasın…Hazreti Mevlânâ’nın dediği gibi: “Hayvan hayvanlığıyla kurtuldu, melek melekliğiyle. İnsan ikisi arasında yalpalayıp durdu.”

  5. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Ey iman edenler! Zannın birçoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.Hucurat suresi 12Allah razı olsun ahmet kardesım

  6. Nisyan-isyan-insan…Af Sultanım…EyvAllah yine güzellikler neşet etmiş.Emeğinize sağlık dua ile

  7. Gurbet gömlek gömlek… Yalnızlık katmer katmer… Avuç içleri açıkta, yürek yağmalanıyor… Gönül hüzünle örtülü…Yalnızlık denizinde yüzmeyi bilmiyorsan, öğrenmekten başka çaren var mı? Yakın kim? Sevgili ne kadar sayar? Aşk ne işe yarar?Kalp kaynamadan hikmet taamları nasıl pişer? Öyle acı ateşler vardır ki ancak kalp bilir tadını. Kim nasıl tarif edebilir onu? kelimeler kaybolur, sözler sükût eder, sazlar kırılır acıdan…Sen varsındır, bir de senle beraber kederin… Kelimesiz ve sessiz konuşursun kederinle… Kimse duymaz, kimse görmez seni… Gecenin koynunda iniltilerle inliyorsundur…Kesret kanatır yaralarını… Kalabalıkların kabullenişi kandırıcıdır… Araftasındır… Kaçmak istersin de kaçamazsın Kaf dağlarının ardına…Yollar kıvrılır durur önünde… Düğüm düğüm döner uzayıp giden günler… Bir ağaç ararsın gövdesine yaslanacağın, gölgesinde serinleyeceğin… Sıcak rüzgâr kumuyla vurur yüzüne… HÜSEYİN EREN

  8. Abim ne güzel bir yazı eklemiş böyle… gerçekten çok güzel…Allah her daim razı olsun abimden…

  9. "Mektubu açtı okudu ama göndereni unuttu… "Gaflet çok, şükür az..Allah razı olsun abi,dua ile..

  10. Her An, son An kadar degerlidir…!Tüm Hayat bir An gibidir… Bazilarimiza göre, Hayat karanlik bir Kuyu…! Son derece agir bir Yük…! Her gün, her şey biraz daha kotüleşiyor…! Nokta kadar bir Umut Işigi bile yok…! Böyle dü$ünüyorsaniz bilin ki bu "Müslümanca" bir Bakiş acisi degil… Hz. Adem böyle düşünseydi Havva\’sina, daha sonra da Cennet\’ine kavuşamazdi… Hz. Yusuf böyle düşünseydi, Kardeşleri tarafindan itildigi karanlik Kuyudan dişari cikamazdi… Hz. Yunus böyle düşünseydi, Baligin Karninda kalirdi… Hz. Ibrahim Nemrud\’un Ateşinde yanardi… Peygamberlerimiz en zor Anlara bile teslim olmadilar; iclerindeki Imana ve Iman kaynakli Umuda tutunup,kurtuldular. Böylece her şart altinda Umut Işiklarinin varligini ispatladilar. Bilin ki, Umut I$iklari hicbir zaman tümüyle sönmez: Cünkü her Halimizi goren ve bilen Biri var… Öyleyse umutlanalim: Hz. Yusuf\’u karanlik Kuyuda bulup kurtaran, bizi de Güclüklerden kurtarabilir… Hz. Yunus\’u baligin karnindan kurtaran, bizi de ic karanligimizdan kurtarabilir… Hz. Ibrahim\’i Nemrut AteŞinden kurtaran, bizi de şeytan Ateşinden kurtarabilir… şu halde "Caresizlik" yoktur… Sadece kendini öyle hissetmek vardir! Hayat dikkat ister…! Cünkü bir kere yaşanir. "Deneme-yanilma" Metodu uygulama şansimiz yoktur. Iskaladiginiz Anlari geriye dönüp yeniden yaşayamazsiniz. Tekrar tekrar başlayamazsiniz. Bu bakimdan her An, son An kadar degerlidir.s,a cok güzel emegine yüregine saglık daim olsuninşallah kardeşim rabbim razı olsun.

  11. Nezaket İnsaniyettendir!Eylül 19, 2009 – 17:01 İskender Pala kategorisinde yayınlandı Yorum Yapın “İnsanlara teşekkür etmeyen, Allah’a da şükretmez.”HadisSize de öyle gelmiyor mu; bunalmıyor musunuz hadiselerin tıklım tıklım arsızlığından? Şimdi zamanın nefesi daralıyor üzerimize serpilen kasvetten; soluk almakta zorlanıyor gibi insaniyetimiz.Turna geçmez dağlarda kaybedilmiş umut patikalarımız ve sancılı gecelerin karanlığında yitirilmiş tebessümün son güzergâhı.Ne iktisadi buhranlar, ne siyasi kirlenmeler, ne de fakr u zarurettir bizi bugün düşkün ve zelil kılan. Çaresizliğin sesini duyamayan vicdanlarımıza atılmış çektiklerinden sızan bunca kötülükler de değil bizi mutsuz eden. Hayır, ihtirasa dayalı dünya düzeninin üzerimize boca ettiği “tut, kavra, kopar, al, sahip ol, yürüt, götür!…” seviyesizliğinden ayrı bir şey bu.Belki içimizdeki yabanlıklar ve yabancılıklar şimdi düşmanımız, belki nezaketsizlikler…~~~Nezaket! Nazik bir kelime… Bir sehl-i mümteni… Bir estetik şahikası.Nezaket bir umman; sevgiler uğuldar derinliklerinde, sevgiler coşar. Nezaket bir bahçe, şevk ile yürünür tarhlarında, şavklar saçılır yediverenlerinden. Nezaket hasbî bir tebessüm, kalbî bir yakınlık… Nezaket bir teşekkürün adı; bir derin şükür makamı.Zamanın kadim koridorlarında ayak izlerine rastladığımız o nazik beyefendilere ve nazenin hanımefendilere ne oldu şimdi?! Hani şairler sevdiklerine ve babalar kızlarına “Senin teg nâzenîne nâzenîn işler münasiptir” diye iltifatta bulunur, onları nazikçe nezakete davet ederlerdi, neredeler?!.. Hani centilmenler, şövalyeler, zarifler, çelebiler?!..Nezaket fikrini ne zaman kaybetti dünya?!.. Ve isim haneleri açık tevkif emirnamelerine bile nezaket cümleleriyle başlanan dönemlere ne oldu sahi!~~~Bir rüya görelim, gelin; önce yumalım gözlerimizi, uyuyalım, uyuyalım, ruhumuzdaki bütün kinler, nefretler, düşmanlıklar arınıp gidesiye kadar uyuyalım ve aniden bir nezaket ülkesinde açalım gözlerimizi. Nazik beyefendiler ve nazenin hanımefendiler arasına karışalım. Bir nesil kadar yaşayalım orada, yalnızca bir nesil kadar… Sonra acı gerçeklerin mutlu düşlere, paslı demirlerin parlak gümüşlere döndüğünü görelim. Yavuz bakışların tatlı gülüşlere durduğunu yaşayalım; Yunusleyin sevelim, sevilelim. Çünkü nazik beyefendiler ve nazenin hanımefendiler elinde yetişen bir nesilde yolsuzluklar, çeteler, ahlaksızlıklar, rüşvetler ve kanunsuzluklar olmayacaktır. O altın nesil olacaktır; pırlanta nesil olacak… Düşünsenize, böyle bir nesil işlerini aksatabilir, yahut sorumluluklarını terk edebilir mi? Nezaket çağında siyasetçiler yoldan sapar, memurlar haddi unutabilir mi? Herkes kendi işini en güzel şekilde yapınca o ülkede mucizeler yüz göstermez, maslahat düzelmez, ilerleme hız kazanmaz mı? Materyalist dünyanın akılla geldiği noktada baş gösteren bütün olumsuzluklar o nezaketin ayakları altında kor değmiş karlar gibi eriyip gitmez mi?!..selam ve dua ileAllah yar ve yardımcınız olsun her daim…

  12. Kalbim, yumuşacık toprağıyla, geniş bitmez tükenmez bir tarla. Oraya atılan tohumlarsa, Rabbimin rahmetiyle sümbüllenen, muhabbetullah ve marifetullah tohumları. Onlar benim saadetim. Gözyaşlarıyla sulanıyorlar hep. Gizli gözyaşlarıyla. Bir rahmet ki, iç âlemlerime devamlı yağıyor ve hiç tükenmiyor. Duyuyorum onun sesini. Ekvator bölgesindeki gümrah zenginlikler gibi, göğe uzanmış ulu ağaçları, ağaçların altında göz göz açılmış nice çiçekleri, dallarda uçuşarak cıvıldaşan binler kuşları hissediyorum, iç âlemlerime nazar edince.Benim iç dünyalarımda, dış âlemimdeki tefekkür çekirdeklerinden boy atıp sümbüllenmiş nice ormanlar, çiçekler, zikrine, kalbin geniş ülkesinde, gece gündüz devam etmekteler. Ruhum dış âlemimdeki tefekküründe, hadsiz bir mutluluğu yakaladığı gibi, iç âlemimde de o tefekkürün nice güzellikleriyle müzeyyen meyvelerini tatmakta, hamd olsun.Benim iç dünyalarımın da baharı, yazı, kışı, sonbaharı var. Her bir mevsimden aldığı tefekkür ve hazlardan doğan hayattar bir âlemi var. Orada devamlı sümbüllenen bir hayat, bir cevelân hissediyorum. Yıldızlar, çiçekler, ağaçlar, akarsular, bulutlar orada daim zikrederler. Bu iç dünyam, dış âlemimden kalbime düşmüş bir çekirdek gibi kalpteki iman ile sulanıp beslenerek, zikir ve sırlarını, benim özel âlemimin, özel ağaçlarındaki çiçeklerinde açıyor. Bana hususî bir cennet oluyor.Bu cennet, dış âleme elbette benziyor, ama orada dağlar başka. Daha yüksek. Orada sular başka. Daha coşkun. Vadiler, uçurumlar, nice kıvrımlı yollar, nice ormanlar, geceler, gecelerde yıldızlar, o âlemin misafiri olan yolcuya, ünsiyetli ve mutlu bir dünya sunuyorlar.Özel âlemimin geceleri bile aydınlık. Çünkü orada yıldızlar ve ay zikirleriyle bana ünsiyet ediyorlar. Özel ağaçlarımın altında oturup, onlarla hasbihal ederken, “Eğer imanım olmasaydı, onlar benim misafirim olup, zikirlerini bana işittirip, sohbetlerine beni ortak etmeyeceklerdi” diye düşünürüm.İnsandaki her bir hissiyatın, bu âlemden alacağı ayrı ayrı haz ve lezzetler vardır. Akıl, kalp ve diğer ince lâtifeler, bir dala konmuş onlarca kuşun, rızkını aramak için, sabahın seherinde, ayrı ayrı yönlere uçuşup dağılması gibi, rızık ve gıdalarını aramak için, âlem kitabında uçuşup dururlar.İşte, şu lâtif bahar dalı, bir anda böyle bir tefekkürün misafiri olmuş. Şu âleme uzanmış bir mektup olan o dal, kim bilir ne sırlardan, güzelliklerden, sevgilerden haber veriyor.Göz ona yönelmiş. Gönül ona konmuş. Ruh, o dalın güzel çiçekleri üzerinde, bir arı gibi dolanıyor. Kalp, sırlar kapısını aralayabilmek için, küt küt atıyor. Akıl, hayret ve hayranlıkla, sorduğu sorulara aldığı cevapların güzelliği, lâtifliği ile mest olmuş. Nice nice hissiyat ve duygular, bir arı misali, hakikattar menbalardan bal toplamaya başlamış. İman iksiri ise, o hakikatlere öyle nuranî bir boya sürüyor ki, sanki, Cennette duyulabilecek derin hazlardan, Rabbimizin cemalini seyrederken duyulabilecek, tarifsiz hislerden haber veriyor.Bizi davet ediyor, o dal. “Rabbinize yönelin. Hep Onunla olmaya bakın. Kalbinizi bir an dahi Ondan ayırmayın. Eğer Ona kavuşmak istiyorsanız, Onun sayısız, hadsiz nimetleri ile gıdalanmak, Cennet ve cemalini görmek istiyorsanız, bir an dahi boş durmayın.”Kâinat kitabında Rabbinizi okutturan satırları çözdükçe, insan denilen eşsiz kitabın da sırlarını çözmeye başlarsınız. Çünkü kâinat kitabını çözdükçe, sizde yazılmış ince nakış ve mânâlar da, hedef ve gayelerini gösterir size. Bu arayış, kendinizi de okutturur, buldurur, yaratılış maksadınıza götürür sizi.Ne mutlu, “Bir ben vardır bende, benden içeru“ satırını idrak edebilenlere. Kendini keşfeden, derunundaki güzelliklere erişebilenlere. Gerçek insan, gerçek kul olma yoluna baş koyanlara… Cenab-ı Hak, bizleri de hakikî kul olma bilincine eriştirir inşaallah.Rabbimizin isimlerinin, muhteşem hakikatlerinin açılacağı şöyle bir bahar mevsiminde, bütün ruh-u canımızla, o hakikat ve güzelliklerden, en üst seviyede nasibini alanlardan olmamız dualarımla.

  13. GENÇLİKTE İBADET ETMENİN FAZİLETİ “Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetlerini arttırdık. Onların kalplerini metîn kıldık.” (Kehf 13-14)1- Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:“Gençlerinizin en hayırlıları; ihtiyarlar gibi ölümü düşünen, gençlik heveslerine yenik düşmeyen ve gaflette boğulmayanlardır. İhtiyarlarınızın en kötüleri de; gaflet ve isteklerine uymada gençlere benzeyenlerdir.”[1]2- Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:“Kul şu beş şeyden sorguya çekilmedikçe kıyamet gününde ayakları olduğu yerden kıpırdamaz. 1-Ömrünü nerede tükettiğinden2-Gençliğini nerede harcadığından3-İlmiyle ne amel ettiğinden 4-Malını nereden kazanıp, nereye harcadığından 5-Bedenini nerede yıprattığından.”[2]3- Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:“Genç yaşta ibadetle meşgul olan kimsenin, ihtiyarlığında ibadetle meşgul olan kimseye olan üstünlüğü; peygamberlerin diğer insanlara olan üstünlükleri gibidir.”[3]4- Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:“Allah şöyle buyuruyor:- Benim belirlediğim kadere iman eden, indirdiğim kitabın hükümlerine razı olan, verdiğim rızka kanaat eden, istek ve arzularını benim için terk edebilen genç, katımda bazı meleklerim gibidir.”[4]5- Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu:“Muhakkak ki Allah, gençliğini Allah’a itaat yolunda harcayan genci sever.”[5]6- Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdu: “Rabbin olgun davranan gençten hoşlanır.”[6]7- Fudayl bin Iyaz şöyle dedi:“Pişman olmadan önce düşünün! Amel işlemeye bakın. Dünyaya aldanmayın. Çünkü sağlam olan bozulup dağılır, her yeni olan eskir, nimetler tükenir, gençlik de ihtiyarlığa döner.”[7]8- Hasan Basri şu tembihi çokça yapardı:“Gençler! Yönünüzü ahirete çevirin. Ahireti çokça isteyin. Biz ahireti isteyenin ahiretle beraber dünyayı elde ettiğini çok gördük. Ama dünyayı isteyenin dünyayla beraber ahireti elde ettiğini görmedik.”[8]9- Yusuf bin Esbat şöyle dedi: “Genç bir kişi ibadet ettiğinde, şeytan:- Bakın bakalım, bunun yiyeceği nereden geliyor? diye sorar. Eğer yiyeceği haram yoldan geliyorsa:- Bırakın onu, onunla ilgilenmeyin. Şimdilik gayret edip çabalasın. Size gerek yok. Fitne olarak o kendisine yeter, der.”[9] SELAM VE DAU İLE ALLAH A EMANET OL

  14. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla Can boğaza geldiğinde, onu geri döndürsenize! Oysa siz o zaman bakıp durursunuz. Biz ise ona sizden daha yakınız. Fakat siz göremezsiniz. Eğer hesaba çekilmeyecekseniz ve doğru söyleyenler iseniz, onu geri döndürsenize! Fakat (ölen kişi) Allah’a yakın kılınmışlardan ise, ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır. Eğer Ahiret mutluluğuna ermiş kişilerden ise, kendisine, “Selâm sana Ahiret mutluluğuna ermişlerden!” denir. Ama haktan sapan yalancılardan ise, işte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır. Bir de cehenneme atılma vardır. Şüphesiz bu, kesin gerçektir. Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et.Vakıa suresi 83-96selam ve dualarımla.kardeşim rabbim razı olsun.

  15. Ve insan unuttu!..Neyi ve kimi? En başta kendini ve sonra da ölümü. Var mı bilen son gününü, son saniyesini ömrünün, var mı?MÜMKÜN MÜ…??? Yüreğine sağlık can abimm. Bu güzel paylaşımların için Rabbim razı olsun.,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,Leyla dedimse Sen, Canan dedimse Sen, Yar dedimse, Yaran dedimse Sen, Sen gizlisin en asikar varliklarda, isimler farklı farklı olsada, Sen işlenmişsin kalbimizin mahzenine, Sana çikar bütün yollar, Sana acilir bütün kapilar, sevdalar Sende kemale erer. Adimlar hep Sana atilir. Siirlerin kalbinde Senin adin saklidir, nagmeler Sana bestelenir. Yelkovan askinla, akrep askinla döndürür zamani, döndükce, dünya döner askindan, aktikca, nehirler akar ardindan… Hasret Senin adindir, özlem Sensin icimizde… Kandillerde isiklar ansizin söndügünde, Sensin en parlak Nur yüregimizde. Seherin bagrina düsen gözyaslarda askin gizlidir, askin gizlidir fecir vakti dualarda, yakarislarda… Aksamlarin yalnizliginda, yalnizligin bagrinda Sensin görünen. Gariplerin yoldasi,sirdasi,arkadasi, Sensin velisi, vekili kimsesiz klamis gönüllerin… Seni konusur hatipler, Seni susar evliyalar, Sana bakar asiklar, Sana kosar sevdalilar. Secdeler Sana yükselir, dalga dalga Sana ulasir zikirler. Bize kalem ile yazmayi ögrettiginden beri, Sana yürür kelimeler. Sen deyince susar dillar, yanardaglar kizsada gönülde… Ferhat daglar ardinda aradi Seni, mecnun cöllerin bagrinda. Masivayi seviyor görünsede gönül, sevmek, Seni sevmekdir aslinda. Yanmakdir, yanardaglar gibi icden ice ve susmakdir Seni sevmek, yalniz Seninle konusmakdir, Seninle dertlesmekdir, yandikca susamakdir, susadikca yanmakdir, en güzel sarabi tatmakdir Seni sevmek, Hak ile dolmakdir, ham iken olmakdir, hicbir zaman solmamakdir seni sevmek… Aynalardaki pırıltıyı çözdük Rabbim, biz sonsuz Nur´unu diliyoruz… Yalnız Seni, Yalnız Sevgini diliyoruz…SEVGİYE HERZAMAN YERİ OLAN YÜREĞİ KOCAMAN ÇOK DEĞERLİ ABİLERİM ,, ABLALARIM..SELAM ,SEVGİ VE DUALARIMLA…ALLAH,A EMANET OLUN.KİB..NAZLICAN FIRATİKİ SENEDİR YORUMLARIMDA YÜREĞİNİ,EMEĞİNİ ESİRGEMİYENDEĞERLİ AHMED AK ABİME TEŞEKKÜRLER..

  16. UNUTULANLAR UnutanlarSevmek kardeşlik ve mutlulukNerelerde kaldı Niçin paranın avuçlarında debelenen canlarHer şey niçin menfaatin aynasından yansıyorGerçi alıştıkYaratanını unutan insanoğluDostunu unutmaz mı?Yaratanına nankörlük yapan bedenlerElbette ki kendine dürüst davranamazBiz unutulmayı hak ettikBiz sevmeyi sadece duyduklarımızda yaşadıkUnutulmakBiz canımızın ötesinde ki sahibimizi unuttukDualarımızı bileZora düştüğümüz anlarda savurduk gökyüzüneBiz unutulmayı hak ettik Haydi, şimdi yaşayınBakalım toprak nasıl örtecek üstünüzüO kadar kırdığınız kalplerNasılsa haklarını alacak sizlerden ÖmürElbet bitecekemeginize saglık allah razi olsun …..

  17. Ve insan unuttu!..Neyi ve kimi? En başta kendini ve sonra da ölümü. Var mı bilen son gününü, son saniyesini ömrünün, var mı? Sonra kalbini ve Rabbini unuttu insan. Unuttuğumuz o kadar çok şey var ki… Unuttuklarımızı hatırlamak ve hakkıyla kul olmak duası ile hayırlı Cuma\’lar…

  18. "Rabbim ; unutur ve hayat düşersek bundan dolayı bizleri hesaba çekme." (amin)Allah cc. razı olsun . Mü\’min olarak her daim tefekkür halinde olmalım inşaAllah.Essealmünaleyküm.

  19. AHDE VEFAAhit; söz vermek, sözüne sadık olmak ve hayatın sorumluluğunu bilmektir. Ahde vefa, bir anlamda da insanın yaratanına olan sorumluluğunu yerine getirmesidir. Eğer insan, doğruya ulaşmışsa, en değerli varlık olduğunun da bilincinde demektir. O halde en saygı değer varlığın da insan olduğunu bilir. Dolayısıyla önce Rabbine olması gereken saygıyı takınır, sonra kendine olan saygıyı.Bilinçli,iman sahibi bir insan, bütün mahlûkata olan sorumluluğunun da bilincindedir. Yani onlara karşı da vefa borcunu yerine getirir. Eğer yanlışa yönelirse, önce Rabbine sırtını döner, O’na karşı sorumluluğunu yerine getirmez. Rabbine, Kal-u Bela’da verdiği ahdi unutur. Rabbini unutan, kendini de unutur. Bütün mahlûkatı da unutur. Hem kendi nefsine hem de tüm mahlûkata karşı zalimleşir. Bu durum insanı,değerli iken değersiz bir konuma oturturhayırlı geceler ahmed kardeşim …hayırlı haftalar Allah\’a emanet olunuz

  20. YOLUN AÇIK ,HİZMETLERİN DAİM OLSUN CAN ABİM ..YÜREĞİNE SAĞLIK..YÜREĞİ GÜZEL HIZIR ABİMMM..RABBİME EMANET OL..ALLAH RAZI OLSUN.♥―♥―♥―♥ ♥―♥―♥―♥ ♥―♥―♥―♥ ♥―♥―♥―♥ ♥―♥―♥―♥ ♥―♥―♥―♥ Bir kara gecedeyiz hepimiz… Gönlümüzdeki nurun farkına varmadan, zifiri karanlık geceleri yaşıyoruz. Hak\’la beraber olmanın huzurunu çoktan unutmuş gönüllerimiz…. Penceremizden dışarıya bakarken gözümüzün önündeki yaprağın müthiş yaradılışını değil de geleceğimizin endişesini görüyoruz. Âlem "Bir" diyor. Âlem uyanık. Âlem zikrediyor. Beynimizdeki müthiş kargaşa mezara kadar sürerse vay bize, yazıklar olsun bize! Uyanıklık nedir ya, fark ediş nedir? Evvelâ bedenlerimiz uyanık olacak. Âlemin zikir hâlinde olduğu geceleri gafletle geçiriyoruz. Rab\’den ilâhî muhabbet istemek yersiz bu durumda.. Gece kalkıp aşk-ı ilâhî ile feyz şebnemine tutulan kullar varken senin gibi âcizi neylesin! Öyleyse bir "Ah!" çek derinden. Niyet et İslâm\’a yeniden. Bir diriliş muştusu söyle gönlünden. Kıyâmetin çok yakın. Ân kadar yakın. Bu dünyadan ilâhî muhabbeti kendine celbetmeden gidersen, o müthiş zevkten mahrum kalırsın yazık olur sana….! "O " sana çok yakın!.. Sen nerelerdesin?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s