…Yalnızlık, gariplik yolunun kutlu yolcuları tükenmemişti. Bu, ilâhî bir kanundu. Mahşere kadar ne bu kutlu yolculuk bitecek; ne de bu kutlu yolcuların çilesi tükenecekti…

Gariplere Müjdeler Olsun
Önce O’nun nuru yaratıldı. Sonra insan…
İnsan Âdem’di; Âdem ise kainatın lugâtı…

Yaradan meleklerine emir verdi. Âdem (as) bu ulu fermandan sonra, cennet kadehleriyle hayat şarabını içti yudum yudum. Yaratıldığında yapayalnızdı… Başını kaldırdı, cennetin kapısında gözlerini kamaştıran nuru gördü. Oluk oluk ışık aktı gözlerinden kalbine… Sordu Rabbi’ne Âdem (as): ‘Ya Rabbi bu nur nedir?’

Bu senin zürriyetinden bir peygamberin nurudur ki, O’nun ismi göklerde Ahmed ve yerlerde Muhammed’dir. Eğer O olmasaydı, Seni yaratmazdım!

Nur, O’nun nuruydu; Habibi’nin nuru. Anladı Âdem (as), anladı ve tasdik etti. Kâinat ağacının çekirdeği de O’ydu, meyvesi de; başı da O’ydu, sonu da…

Aradan asırlar geçti.

İnsanlar Âdem (as)’den sonra gönderilen bütün peygamberlerin getirdiği hakikatı unutmuş, yanlış yollara sapmıştı. Dünya’nın sevgiye acıktığı bir zamanda, Mekke’den bir güneş doğdu. Bütün ham meyveler bu güneşle olgunluğa erecekti. Kâinat heyecanlıydı. Yıldızlar kıpır kıpır. Toprağın sinesi küt küt atıyordu… Bir pazartesi gecesi doğumların en kutlusu vuku buldu. Bütün gök ehli secdeye kapandı…

Gariplik bir tohumdu ve Yaradan onu insanların özüne yerleştirdi. Bu tohumda aşkının tadını gizledi. O önce dostlarını halktan ayırdı, garip bıraktı, sonra onların gönüllerini baştan sona kendisiyle doldurdu. O’nunla dolup taşan âşıklar; tahkiki imana ulaştı ve kâinata meydan okudu. Aşkın neşvesiyle kendinden geçenler için, ‘Sath-ı arz bir mescid oldu; Mekke bir mihrab, Medine bir minber …’ Allah (cc) Rasulünü gariplerine imam kıldı.

Gariplik, insanın kendini keşfettiği, yaradılışın sırlarına erdiği ilâhî bir dergâhtı. Bu dergâhın sâlikleri, ölümün öldürülemeyeceği gerçeğini anlayarak insanlığı bu durumdan haberdâr ettiler. Şeytanın desiselerine karşı, Yüce Dîvan’a dayanıp: ‘Sus! Kâinat mescid-i kebirinde Kur’an kâinatı okuyor. Onu dinleyelim. O nur ile nurlanalım. Hidayetiyle amel edelim. Ve onu vird-i zeban edelim. Evet söz odur ve ona derler. Hak olup, Hak’tan gelip, Hak diyen ve hakikati gösteren ve nuranî hikmeti neşreden odur.’ hakikatini neşrederek bekaya erdiler.

Gariplik, yüreğe Hakk’ı yerleştiren, kulu Hakk’a bağlayan uhrevî bir zincir, vuslat arzusuyla kavrulan gönülleri Rableriyle buluşturan şifalı bir iksirdir. Vefa, sadakat, sabır hep gariplik dergâhında kemale erdi. Gariplik; kalbi, masivadan temizlemenin, benlikten geçmenin, nefsi tanımanın reçetesidir.

‘Sen çık aradan hanesini sahibine ver.

Bî şek gelir Allah evine sen savulunca.’ mısralarında ifade edilen kalb hanesini gerçek sahibine teslim etmenin tâ kendisidir gariplik. Gönüllere dikilecek fidanların çimlenme mekânıydı o. Sevginin beşiği, kırık gönüllerin yoldaşı, en mahrem sırların nigehbânıdır gariplik.

En büyük garip, Allah Rasulü (sas)’ydü. O’nun bütün hayatı gariplikle geçti. Doğduğunda babası yoktu, daha büyümeden annesi de göçüp gitti. O da peygamberler gibi yapayalnız kaldı. Yalnızlığında oturdu sonsuzluk tahtına. Gök ehlinden Hz. Cebrail, yer ehlinden Hz. Ebubekir’le dost olmadan önce Hira yalnızlık mektebinde çile çekti. Aynı zamanda cahiliyenin günahlarından incinen mübarek ruhları, bu yalnızlıkta inşirah buldu.

Garip Nebi, ashabına önce sevmeyi öğretti. Rabb’inden aldığı dersle insana saygı duymayı, müsamahayı tahsil ettirdi. Çürümeye yüz tutmuş insan tohumu, O’nun Rabbanî ikliminde yeniden çatladı, filiz verdi. Vahyin bereketiyle neşv ü nema buldu.

Sevdi ashabını, sevginin mahalli olan kalb ayna olunca yansıdı muhataplarına, ashabı da O’nu ve getirdiği her şeyi sevdi. Dünya dönmeye başladığından beri böyle sevda görmemişti. Çünkü O; kalblerin habibi, akılların muallimi, nefislerin terbiyecisi, ruhların sultanıydı. Dostlarına garipliğin sırlarını anlattı Yüce Nebi. Bu yola çıkmanın ve bu yolda kazanmanın şartının; anadan, yârdan, evlâttan, maldan, candan geçmek olduğunu öğretti. Ashab-ı Kiram da dostlarından ve vatanlarından ayrıldılar; garip kalmayı, Efendileri gibi Âlemlerin Sultanı’na sığınmayı tercih ettiler . Hakk’ın rızasına vasıl olmak için; dünyanın aldatıcılığından firar edip, Rablerine sığındılar. Dünyanın dört tarafına yüce hakikati böyle ulaştırdılar. Bazıları Ebu Zer (ra) gibi yalnız yaşadılar, yalnız vefat ettiler.

Aradan asırlar geçti.

Dünya O’nun ve ashabının âşıklarıyla can buldu. Âşıkları da Efendileri gibi yapayalnızdı. Bu yalnızlıkla kemale erdiler. Nur-u Muhammedî’nin aşkıyla eşyanın hakikatine erdiler. Var olan bütün mahlûkatı ülfet perdesinden kurtarıp gözler önüne serdiler. Eşya yırtıldı, ülfet sıyrıldı. Alış-verişlerde güller alındı, güller satıldı; gülden teraziler kuruldu. Sultanlar ve hükümdârlar bile kulluklarını unutmadı; hakikat karşısında bel kırdı, el-pençe divan durdu. Hâl böyle olunca her şey; taş, toprak, deniz, dağ.. bütün mevcudat, O’nun getirdiği aşk ile ayrı bir mânâ kazandı. Toprak kutsaldı başak da; başak kutsaldı, buğday da; buğday kutsaldı, ekmek de… Yapraklar dil oldu, diller Rablerinin zikriyle cezbeye durdu. Her şey pencere oldu… Bütün pencereler Hakk’a açıldı. Kâinat aynasında Rabbi’nin tecellilerini temaşa eden insan, kâinatı avucuna aldı. Yıldızlar sırdaş, bulutlar yoldaş oldu.

Mevlânâ, Şems’ten sonraki yalnızlığının ateşiyle pişirdi Mesnevisini. Yunus, yalnızlığında yoğurdu gönüllerin hamurunu. Geylani Hazretleri küçük bir çocukken yalnız çıktı yolculuğuna. Daha nice gönül dostu yalnızlıkla erdi menzile.

Aradan asırlar geçti. Gül renkli kitaplar Barla dağlarında yalnızlığın doruğunda kaleme alındı. Katran ağacı, Gelincik Dağı, Eğirdir Gölü şahitti bu yalnızlığa. ‘Dostlar uzaktan ruhuma Fatiha okusunlar, manevi dua ve ziyaret etsinler. Kabrimin yanına gelmesinler. Fatiha uzaktan da olsa ruhuma gelir.’ diyen Bediüzzaman, dünyadaki yalnızlığından başka ölümünden sonraki yalnızlığını da ilân etmişti. Ve şimdi meçhul bir diyarda talebelerinin hasret dolu fatihalarıyla yapayalnız yatıyor.

Aradan yıllar geçti.

Yalnızlık, gariplik yolunun kutlu yolcuları tükenmemişti. Bu, ilâhî bir kanundu. Mahşere kadar ne bu kutlu yolculuk bitecek; ne de bu kutlu yolcuların çilesi tükenecekti.

Yalnızlık ve gariplik Allah dostlarının kaderiydi.

Hak yolunun yalnızlarına biri daha eklenmişti.

Bir gün yalnızlığın gönüllü talibi olmuş Hak dostu, çok uzaklara gitmiş; sevenlerine, ötelere nazar eden bir çift yaşlı göz hayali bırakmıştı.

Yalnızlığı öğretmişti sevenlerine, neden yalnız kalınması gerektiğini… Kürsüden, hep sevmeyi, yaşatmak için yaşamayı, gerekirse Hubeyb (ra) gibi bu yolda feda olmayı öğretmişti. Tomurcukları kırağı vurmasın diye uykuyu bölüp, yapayalnız dua etmeyi, halktan uzaklaşıp gecelerin yalnız saatlerinde seccademizi ıslatmayı da öğretmişti. Tende çürüyüp yok olma yerine, canda ve özde derinleşmeyi, ruhumuzun ilhamlarını başka gönüllere boşaltmayı, Hak’tan kopmadan halkın içinde kendi yalnızlığımızda daima muhasebe içinde olmayı da öğretmişti.

Başlangıçtan bu yana bütün güzellikler gariplerin sırtında yükseliyordu.

Gariplere müjdeler olsun!

 
Nurgül ÖZCAN
Reklamlar

27 Yanıt

  1. "Baharı bekleyen yaralı bülbül, Gül üstüne rahmet yağar; sabreyle!" Sabreyle Sabreyle Sabreyle…

  2. Garibler,hazanda yalnız değilmi .?Hüzün yılında…Boş bir kelam benimki siHak sözün yanında…Masiva yok yalnızların sözünde..HAK\’ı bulmuşlar,HAK onların özünde…Yalnızlıklarında istememişler başka Fatihadan..Arzularında HAK var tek istedikleri ALLAH dan…Mevlam seninle olsun Ahmet bey kardeşim..

  3. Ermek için beklerken bahara..Hazanda sordum yalnızlığı garib yaprağa..HAK HAAAK dedi düştü toprağa..

  4. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) : Kişi sevdiğiyle beraberdir!Peygamberimiz (sas) “Kişi sevdiğiyle beraberdir!” buyurmuştur. Herkes kime ne kadar sevgi beslediğini kontrol etmek durumundadır. Sevdiğinizi dikkatli sevmek gerektiğini de göz ardı etmeyin.Size bir soru: – Çevrenizde kimleri çok seviyor, kimlere daha çok ilgi duyuyor, taklit ediyorsunuz?Bunu bir düşünün isterseniz… Neden mi?..-Çünkü insan ahirette de dünyadaki sevdikleriyle beraber olacaktır da ondan…Sevdiği insan cennetlik bir yaşantı içinde ise, kendisini seveni de cennette layık bir iman ve amel içinde görmek isteyecektir…Yok eğer cehennemlik bir yaşantı içinde ise, o da sevenini kendine layık bir alışkanlık ve davranış içinde olmaya teşvik edecektir… Böylece insan sevdikleriyle beraber olma durumuna girecektir.Bundan dolayı Peygamberimiz:-Kişi sevdiğiyle beraberdir! buyurmuştur.Efendimizin bu hatırlatmasını duyan sahabeler sevinçlerinden uçacak gibi olmuşlardır. Çünkü hepsi de Allah Resulü Efendimizi (sas) seviyorlardı. Efendimizi sevenleri seviyorlardı… İslam ahlakıyla yaşayanları, günahtan kaçanları, haramdan uzak duranları, kötü alışkanlıklardan korunanları seviyorlardı… Yani cennetlik iman, amel ve ahlak sahiplerini seviyorlardı. Biliyorlardı ki, insan kimi seviyorsa onunla birlikte olacaktır sonunda. Öyle ise onlar da bunları seveceklerdi elbette…Kuşeyri Risalesi’nde insanın sevdiğiyle birlikte olacağına ait şöyle bir misal anlatılır:Hak dostu İbrahim Etem bir gece rüyasında Cebrail aleyhisselamı elinde defterle görünce sorar:- Nedir elindeki defter ey meleklerin sultanı? der. O da:-Hak dostlarının adının yazılı olduğu defterdir, der. İbrahim:- Bakar mısın der, benim adım da Hak dostlarının yanında yazılı mı?- Hayır der Cebrail, senin adın Hak dostlarının yanında değil, Hak dostlarını sevenlerin yanında yazılı… Bunun üzerine İbrahim teklifini hemen yapar:- Öyle ise der, benim adımı da Hak dostlarının yanına yazın. Çünkü ben Hak dostlarını seviyorum, sevdiklerimle beraber olmak isterim. Efendimiz “Kişi sevdiğiyle beraber olacaktır” buyurdu.İbrahim Etem’in ismi böylece sevdiği Hak dostlarının yanına yazılır, Hak dostlarıyla birlikte söylenir hale gelir dünyada da ahirette de…Şurası unutulmamalıdır ki, insanın ilgi duyduğu dost ve sevdiklerinden ahlaki alışkanlıklar alıp, davranış şekilleri benimsediği kesindir.Bundan dolayı Efendimiz (sas) “Kişi sevdiğinin dini üzeredir” buyurmuştur. Yani sevdiği insanın özelliklerinin kendisine de sineceğini, aksedeceğini bildirmiştir…Nitekim bu konu verilen misalde şöyle denmektedir:Ormanda yeşillikler içinde yürüyen bir adam, çalı yapraklarının gül gibi koktuğunu anlayınca merak edip sormuş:-Bu çalı yapraklarında gül kokusu var, nedendir acaba?.. Demişler ki:- Rüzgarın gül ağacından uçurup getirdiği yaprakları bunlar misafir edip sahip çıktılar. Güllerle uzun zaman dostluk kurup birlikte oldular… Gülle dostluk kuran elbette gül gibi kokacaktır. Gülün güzel kokusu ona da sinecektir. Meşe yapraklarındaki gül kokusu beraber olduğu güllerden gelmiştir…-Ne dersiniz, siz de gül yaprağı gibi güzel ahlak ve amel sahibi Hak dostlarını seviyor, onlarla birlikte mi oluyorsunuz? Kötü alışkanlıkları olanlardan da uzak kalıyor, kendinizi korumaya mı alıyorsunuz?..- Unutmayın, insandaki sevgi, saygı, ilgi öyle bir iksirdir ki, Hak dostlarına yönelirse onlarla birlikte olabilir. Hak düşmanlarına yönelirse bu defa da onlarla birlikte olabilir…-Öyle ise herkes kalbinde beslediği sevgisine dikkat etsin. Kimleri seviyor, taklit ediyor iyi düşünsün!.. Unutmasın ki, insan kimleri seviyorsa onunla beraber olacaktır sonunda… AİLEM DERGİSİHAYIRLI GECELER AHMED ABİ ALLAH SENDEN RAZI OLSUN..A.E.OL..

  5. Gözlerimi yumsam uçsam Asr-ı saadete,gezince ruhum hüznün Mekke\’sinde…Amine\’ın yetimi,kainatın serveri,Allah\’ın Habibinin minicik avuçlarına konsa büselerim…Hazreti Halime olsam,kuçaklasam kainatın incisini,yürek evime O\’nun hürmetine yağsa Allah\’ın bereketi..Sa\’d oğullarının kupkuru toprağı olsam,O\’nun işaretiyle yağan yağmurta yıkansam..Mekke\’yi O\’nunla dolaşşam,ağaçların,taşların "Esselamu Aleykum Ya Rasulallah !"nidasını duyuversem…Çalsam Haticetu\’l Kübra anamın kapısını,açsa usulca…Soruversem Allah\’ın Rasulu\’ne olan muhabbetini…Taif\’te taşlanırken Zeyd olup siper oluverse gözyaşlarım…Bir kum tanesi olsam,Mirac\’a çıkarken yapişşam mübarek ayaklarına…Hiç bırakmasam,ve şahid oluversem,kimsenin şahid olamadığı sırlara…Ebubekir olsam, "sadakte "diyebilsem,özümle,sözümle ,yaşandımla…Bİr bulut olsam,onunla Hicret etsem,hüzün şehrinden Nur diyarına…Ebü Eyyüb\’un kapısının eşiği olsam,her geçişte öpsem O\’nun kadem-i pakini…Ayağının tozuyla şereflensem,onunla süslenip,ziynetlensem…Açmasam gözlerimi "ümmedim "demeden..Ey Dürr-i Yekta, Muhammedül\’l -Mustafa…(sallallahu aleyhi ve sellem)Ağlayıversem ,"çok özledim,hasretim !" desem… "Salat ve selam Sana ,ailene,ve Ashabına…"diye muhabbet ,itaat ve teslimiyetimi sunsam,ve o billür sesinle "Amin !"dediğini duyuversem..İşte o an doğup batan güneş,benden bahtiyar kimseye doğmamıştır..Ey iki cıhan Serveri…a.s.v..Efendim..

  6. Ben sabit şeyleri sevmem ey canSenEğer beni dinlersenÇağlayan ırmak ol..Ve gönül gönderine çekilmişNazlı nazlı dalgalananBayrak ol..Ben karanlığı hiç sevmem ey canVaktin her saatindeHer zamanAğaran şafak ol..Güneş ışıklarıyla ürperen çiçekSeher yeliyle ırgalananYaprak ol..Ben bulanıklığı sevmem ey canSenYayla pınarlarından akanSulardan berrak ol..Göl olma, gölet olma, baraj olmaKaynak ol..Ben uykuları da sevmem ey canUykulardan uzak ol..Kış günü karları yarıp çıkanBeyaz bir gülMavi bir zambak ol..Ben zaafları da sevmem ey canHakikatleri sarıp-sarmalayanZaaflardan ırak ol..Geri dur geri dur ey canNefret sarayındaki sultanlıktanİlim ocağında çırak ol..Sana tavsiyemdir ey canZalimlerin boynunda süslü kravat olacağınaVar bir garip ölünün üstündeKefen olKimsesiz gelinlerin yüzündeDuvak ol..Abdurrahim Karakoç *****ÇOK GÜZEL BİR PAYLAŞIMDI AHMET KARDEŞİM…RABBİM SİZDEN RAZI OLSUN…DUALARDA UNUTULMAMAK DİLEGİYLE…SELAMETLE…

  7. “İslam garip başladı, garip haline geri dönecektir..Öyle bir zaman gelecek ki İslam’ı yaşamak,imanı muhafaza edebilmek, avuçta kor tutmaya eşdeğer olacaktır..Onu yaşayanlar, asırlarında gariplerdir..O Hakk erlerine, O gariplere müjdeler olsun!..”Mevla razı olsun inşaAllah. Rabbim garipler kervanını bizide katsın …Hayırlı günler. selametle..

  8. Dualarım Sanadır EY RABBİM bizi dogru yoldan ayırma dualarım Sanadır EY YARADANIM ahirette azaptan muhafaza eyle dualarım Sanadır EY SAHİBİM Kurandan ayırma dualarım Sanadır EY EN İYİ YARDIMCI RABBİM her daim yar ve yardımcımız ol.. dualarım Sanadır EY ÇOK TEVBE EDENLERİN SEVGİLİSİ tevbelerimizi kabul eyle, (AMİN) ANCAK SENDEN İSTER ANCAK SANA KULLUK EDERİZ amin amin amin….sayın Ahmet ağbi benı cok sevgili yaban gülüm ablam buraya yönlendirdiiyikide yönlendirmiş söyle bir inceledım öyle güzel olmus ki yorum yapmadan gecemedim gercekten her karesınde emeğini görmemek imkansız emeğine yüreğine sağlık selametle:)

  9. SENİ ANDIM EFENDİM… Rahmân ve Rahîm olan bir ALLAH’ın adıyla; Başladığım bu sözde seni andım Efendim!.. Ney misâli dağlandım ayrılığın oduyla; Düştüm o gül rengine yandım yandım Efendim!.. Âdemden gelen bir nûr kararıp nasıl söner? Şirkle nasıl örülür bir ömrün itibârı?.. Nefsin o saf edâsı, inkâra nasıl döner? Kalpten nasıl sökülür bir adalet damarı?.. Yedi kat göğü tutu çiçeklerin çığlığı… Kan kokan o karanlık, hangi putun isyânı?.. Dinsin, dursun, durulsun umudun hıçkırığı; Kumlara inen nûrun şavkı aldı dört yanı!.. Kisra’nın temelinde çöktü bir bir sütunlar; Söndü ateşgedeler tarihe düştü külü!.. Silindi ne şerefler, dağıldı nice şanlar; Hilkâtin ateşinde kurudu Sava gölü!.. Sende ihlâs, metânet, sendedir izzet, azim; Rahmet ile donandı, aşk ile döndü âlem!.. Âdil sensin, Emin sen, sen ey öksüz, ey yetim; Seninle aşka düştü aşk ile levh-ü kalem!.. Sen kuşandın Hirâ’da sabır yüklü çileyi; Çektiğin her acıda bin derdin dermânı var!.. Sen yardın himmet ile o gökteki şûleyi; Taif’te şafaklara akseden gül kanı var!.. Canında doğan nûru, kalp gözünle okudun; Bir içli çölde verdin en ağır imtihanı!.. Takvânın tezgâhında bir sevdâyı dokudun; Uyardın, müjdeledin, şahit tuttun zamanı!.. Tevhît ile yoğurdun kaç yüreğin özünü; Elif elif nakşoldu nabzına inen fermân!.. Ömrün hüzün yılında hasret yakan izini; Vuslâtın nûru ile Mir’âç’ta buldu cihân!.. Açtı hicret gülleri ensârın gülzârında; Sen canlara bir cansın, cânânsın sen Efendim!.. Gül gül ile kaynaştı kardeşlik kararında; Okunan gül kokulu Kur’ân’sın sen Efendim!.. Bedir’de bir vaattir Mevlâ’dan inen çağrı; Melekler, ashâp ile iç içe aynı safta!.. Yağdı rahmet bulutu, yeşerdi çölün bağrı; Âlem âlem içinde tesbih eder tavafta!.. Uhut’da gül matemi damladı dağdan taşa; Eğildi edep ile gül üstüne âsuman!.. Hayber’de hamd sancağı dikildi arzdan arşa; Al tüllere büründü güle döndü gülistân!.. Varlığın sırrı sende, sendedir aşk iksiri. İrâdenle dağıldı idrâki ezen efkâr!.. Kırıldı şirk zinciri ikbâle erdi esir; Açıldı gül kapısı Kâ’be’ye geldi bahar!.. Kanayan parmağından kaç ensar suya kandı? Sen damlada bir deryâ, ummansın sen Efendim!.. Hem yer ehli gök ehli, melekler seni andı; Âlemleri şerh eden lisânsın sen Efendim!.. O derin duâlarda titreyen her dileğin; Şefâat nağmesidir merhâmet pınarında!.. Bir kulluğun yükünü canda eler eleğin; Kaç mahşeri yaşadın o gönül diyârında?.. Beyaz, sarı, al güller senden aldı rengini; Seninle vecde geldi başımda dönen rüzgâr!.. Dilim nasıl anlatır bu aşkın ahengini? Mâ’rifet ikliminde kızardı, açtı gülzâr!.. Sen, canını Mevlâ’ya kalbini kula verdin; Bağladın gök ipini sonsuz olan bir sona!.. Sen özünde âlemi, âlemde özü gördün; Ötenin ötesinden haber sundun dört yana!.. Melekler salat eder, selâm eder şânına; Devrân içinde dönen devrânsın sen Efendim!.. Takdirin tedbir anı, şahittir imânına; Sen gönül sahibine mihmânsın sen Efendim!.. Âh bu âlem içinde, ne oldu bende bana? Sana hangi hâlimle, hangi yüzle geleyim?.. Od almış bir yüreği açmışım senden yana; Dinmeyen gözyaşımı bir umut ver, sileyim!.. Bir bir kalktı hudutlar mülküm, malım kalmadı; Her secdede değişti renk, ahenk, biçim, edâ!.. Sınandım nefes nefes tende hâlim kalmadı; Aşkınla yanan canım uğruna oldu fedâ!.. Her sözün bir diriliş, bir kâinat kitabı; Sen ezeli bağladın ebedîn menziline!.. Sezdin inceden ince bir ilâhî hesabı; Hakkı teslim eyledin o hakkın Vekil’ine!.. Zamanı arla süzdün, aşkla sundun âleme; Sen mü’minin nabzında mîzânsın sen Efendim!.. Âh bu aşkın ahvâli nasıl yansır kaleme? Bir Sultan’a can sunan Sultan’sın sen Efendim!.. Rıfat ARAZ Allah c.c. razı olsun can abim, Selam ve dua ile

  10. Ask dedigin..!? Aşk ne ham söz… Ne ateştir…Aşk ne Mecnun…Aşk ne Leyla…Aşk ne hüzün…Ne sevinçtir…Aşk dediğin Yüce MevlaKainatın nakışları Kuldaki kalp atışları Aşk yıkmaktır tabularıAşk dediğin yüce MevlaAşk ne tendir ne tende canAşk ne Yusuf… Ne Züleyha…Aşk ne heves…Ne heyecanAşk dediğin Yüce MevlaAşk, Muhammed\’e muhabbetAşk güzellik…Aşk letafetAşk bir olana şehadet!…Aşk dediğin Yüce MevlaHAYIRLI GECELER ABİ CUMAN MÜBAREK OLSUN.İYİKİ VARSIN ABİ ALLAH\’A EMANET OL..

  11. Şu karanlık kalabalıklar içerisinde, nurdan birer şelale gibi akıp duran ‘gariplere’ merhaba!..Dinini, namusunu, iffetini korumak için türlü sıkıntılara, mahrumiyetlere katlananlara merhaba!..Herkesin cehennemi bir çılgınlığa kapılıp günah ateşlerine atıldığı bir zamanda, takva ipine sımsıkı sarılıp, Yüce Allah’a doğru gitmeye çalışanlara merhaba!..Enes bin Mâlik -radıyu anh-den rivâyet edildiğine göre, Resulullah -sallu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:“Müslümanlık garip olarak başladı, başladığı gibi garip olarak avdet edecektir. Ne mutlu o gariplere!” (Müslim)“Garipler kimdir?” diye sorulduğunda şöyle buyurmuşlardır:“Garipler o kimselerdir ki, halk tarafından bozulmuş olan sünnetimi ıslah ederler, öldürülmüş olan sünnetimi de ihyâ ederler.” (Tirmizî)Evet, ne mutlu Sünnet-i Seniyye bürhanına sımsıkı sarılıp, onu ihya eden gariplere… Ve onlar gibi olamasalar da o garipleri taklit etmeye çalışanlara!..“Garipler sayıları pek az olan sâlih kişilerdir. Bu kişiler sâlih olmayan bir topluluk içinde yaşarlar. Yaşadıkları bu topluluk içinde kendilerini seven az, buğz eden ise çoktur.” (Ahmed bin Hanbel)Alimlerin ittifakla, ‘o zaman bu zamandır’ dedikleri, ‘karanlık gece parçaları gibi fitneler’in dört bir yanı tuttuğu, şu ahir zamanı delip geçercesine yaşayanlar… Şu hadis-i Nebeviyi, gözlerine sürme yapsınlar;“Muhakkak ki sizin arkanızda karanlık gece parçaları gibi fitneler vardır. O fitneler içerisinde, sizin üzerinde bulunduğunuz inancın benzerine sımsıkı yapışan bir kimse için, sizden elli kişinin sevabı kadar sevap vardır.”Ashâb-ı kiram: “Yâ Resulellah! Onlardan elli kişinin sevabı kadar sevabı vardır değil mi? (Yani sizden kelimesi yanlışlıkla mı kullanıldı?)” diye sorduklarında buyurdu ki:“Hayır! Sizden elli kişinin sevabı kadar sevap alır. Çünkü siz iyiliklerde yardımcı bulursunuz, fakat onlar bulamazlar.” (Ebu Dâvud – Tirmizî – İbn-i Mâce)Ne büyük bir müjde! Bir tanesine bile asla ulaşılması mümkün değilken, ‘elli Sahabenin sevabı kadar’ sevap kazanmak!..Evliyaya göre garip; ya hâl itibariyle veya örf itibariyle olan gariplerdir. “Hâlen garip olan kimseler, fâsid olan ve günahların bolca işlendiği bir zamanda sâlih olan kimselerdir. İlmen garip olan kimseler, cehaletin diz boyu olduğu zamanda, âlim olan kimselerdir. Veya münafık bir kavim içerisinde, dosdoğru olan kimselerdir. İşte kendilerine ‘müjdeler olsun’ ifadesinin ve müjdesinin sunulduğu kimseler bunlardır.”Cahiliye misali bir topluluk içerisinde yaşarken, dinin izzetini muhafaza edenler.. Kınayanın kınamasına aldırış etmeyenler… Meraklı ve küçümseyici bakışlar altında kalsa da, örtüsüne bürünüp övülmeyi Rabbinden bekleyenler…Ne mutlu!.. İki cihanda da saadeti arzulayanlara…Ne mutlu!..ZEKERİYA MARALEmeğine,ellerine,yüreğine sağlık candan öte can kardeşciK Allah razı olsun ablası bu güzellikleri bizlerle paylaştığın için.selam,dua ve kalbi muhabbetlerimle hayırlı cumalar…

  12. Yıl asrısaadet yılı, aşkların en güzelinin yaşandığı mekân ve zaman. Ölümsüz sevdaya doğru yol alan, ilahi aşkın sırrına mahzar olan ve kalplerinde sadece onun sevgisini taşıyanların yılı. İşte o yıllarda vuku bulan bir aşk kıssası " Hifa ve Süheyl Hz Peygambere teslimiyetin güzel bir vesikası " Hifa ve Süheyl Madde den geçip mana ikliminde aşkı yaşayanların hikâyesi " Hifa ve Süheyl Hifa genç, güzel, şan-şöhret sahibi ve oldukça zengin bir kadın; Güzelliği dilden dile dolaşan, şan şöhreti saraylara kadar ulaşan, Birçok kimsenin kendisi ile evlenmesi durumunda her şeyini feda edebileceği birisi Hifa Öyleki hifayı duymayan, güzelliğini bilmeyen kimseler kalmamış sevda çöllerinde. O kadar güzel ki hifa ;krallar saray anahtarlarını getirip önüne bırakıyor. Zamanın zenginleri kervan yükü kadar mücevher ve altın vaat ediyor. Sahabe eşleri ise Hifa ile akraba olabilmek için Hifa yı kocalarına istiyorlar. Aman ya rabbi Bu ne aşk, bu ne seda ve bu ne güzellik ki insanlar onunla eş olabilmek için kıyasıya yarışıyor; tüm zenginliklerini, mal varlıklarını, mevki ve makamlarını onun önüne seriyor ama o bunların hiç birine bakmıyor ve yanaşmıyor. Bu nasıl bir edadır ki ya rab; insanın başını döndüren, kanını kaynatan, sarhoş eden bu tekliflere karşı rıza en lillah çizgisini koruyan bir ruh var bedende. Beden de ruh tende hifa var Ama ilahi bir saygı var hifa da; o bu ilgi ve alakadan rahatsızdır çünkü. O olup bitenden dolayı gerçekten çok üzgündür. Düştüğü bu müşkül vaziyetten kurtulmak için hz. Peygambere giderek durumu ona arz eder. Ve kendisi için hayırlı bir meşguliyet ister. Hifa ALLAH resul\’ünün kendisine meşguliyet olarak çeşitli dersler ve ibadetler vereceğini bekler. Oysa Hz Peygamber hifa ya meşguliyet olarak evlenmeyi tavsiye etmiştir. Bu durum karşısında Hifa ALLAH\’ın resulüne şöyle der. "Ey ALLAH\’ın resulü madem meşguliyet olarak evlenmeyi öneriyorsunuz; Öyle ise kiminle evleneceğim hususunda da karar vermeme yardımcı olunuz. Buna karşılık hz Peygamber pratik bir çözüm bularak; şöyle dedi; yarın sabah namazına mescide ilk giren kim olursa onunla evleneceksiniz. Sonucu da size bildireceğim der ve hifa oradan ayrılır. Sonra hz Peygamber mescide giderek bunu herkese ilan eder. Bu duyuru dilden dile, kulaktan kulağa dolaşır ve ahalide büyük bir heyecan başlar. Öyle ya birçok kimsenin güzelliği, şanı, şöhreti ve zenginliği için evlenmeyi arzuladığı, kervanlar dolusu altın ve mücevher vaat ettiği, evli olan kadınların bile sadece akraba olabilmek için kocalarına istedikleri hifa artık evlenmeye karar vermiştir. O gece heyecan ile birlikte bir koşuşturma başlar sokaklarda. Sabah namazına mescide erken gidebilmek için çeşitli hazırlıklar yapılır ve tedbirler alınır. Bazıları erkenden yatar ve uyurlar. Kimileri evdekilere ricada bulunarak uyumamalarını söylerler ki erkenden kaldırılıp mescide gidebilsinler. Hatta o gece bir kısım insanlar ise sabaha kadar uyumamayı bile göze almışlardır. Sabah namazı için hazırlıklar yapıla dursun. Fakat sahabeden öyle birisi de vardır ki ne olup bitenden haberdar, nede olup bitenle ilgilenecek durumdadır. O kendi halinde, kendi derdinde, kendi meşguliyetinde, kendi aczinde; fakir, yetim, öksüz ve gariptir. İşte o kimse de hiçbir şeyle ilgilenecek durumda olamayan Süheyl dir. Süheyl mescidin etrafında yaşayan ashabı suffadandır. Yani o ne harcayacak bir dirhemi, ne başını koyacak bir evi, nede üzerindekilerden başka giyecek bir elbisesi olmayan fukara ve sersefil bir sahabedir. Tabi üzerindeki elbiselere de elbise dersek Diğer taraftan hazırlıklar tamamlanmış bütün tedbirler alınmış ve herkes sabah namazı için kendisini ayarlamıştır. Sabah namazı için Peygamber mescide gelerek beklemeye başlar. Az sonra bir gölge belirir mescidin kapısında ve içeriye giren Süheyl\’dir. Hz Peygamber Süheyl\’e; seni bu vakitte buraya getiren nedir diye sorar. Çünkü mescide ilk girendir Süheyl. Tabi Süheyl\’in olanlardan haberi olmadığı için; sabah namazına geldim ya resul ALLAH der. Hz Peygamber: hifa olayından haberin yokmu senin diye sorar. Süheyl: Haberim yoktur ya resul ALLAH; hem haberim olsa dahi benim hifa ile ne işim olabilir ki der. Bunun üzerine Hz Peygamber hifa meselesini Süheyl\’e anlatır. Dinlediği olay karşısında şaşkın ve hayretler içindedir Süheyl. ALLAH o gece Medineli erkeklerin gözlerine derin bir uyku koymuş ve kimseler sabah namazına mescide gelememişlerdir. Sonra sabah namazı vaktinin çıkmasına yakın bir zaman kala cemaat mescide gelmeye başladı. Ve gelen herkes merakla talihlinin kim olduğunu sordu. Hz Peygamber: Mescide ilk gelenin Süheyl olduğunu ilan etti. Hemen akabinde ise hifaya haber gönderildi ve Süheyl ile evleneceği belirtildi. Hifa da teslimiyete yaraşır bir şekilde tereddütsüz bunu kabul etti. Ne var ki hifanın duyulmuş olan şanı, şöhreti, güzelliği ve zenginliği kadar; Süheyl\’inde kimsesizliği, çelimsizliği, fakirliği ve yetim oluşu biliniyordu çevrede. Zaten herkesi hayretler içinde düşündüren kısmı da buydu ya. Hifa gibi bir kadına Süheyl gibi bir eş Sonra Hz Peygamber hifa ile Süheyl\’in nikâhlarını kıyar ve Süheyl\’e bakarak; Eşine bir hediye almasını söyler. Süheyl mahcup bir eda ile başını önüne eğer ve oldukça kısık bir sesle; Ey ALLAH\’ın resulü değil hediye almak, üzerimde bana ait bir dirhemim bile yoktur der. Bunun üzerine hifa oradan kalkar ve eve gider. İçinde 100 dirhem bulunan bir kese göndererek; bunlar Süheyl\’indir istediği gibi kullansın der. Dirhemleri alan Süheyl çarşıda gezerek iki dirheme bir hediye alır ve akşam karanlığında Hz Peygamberin nikâhlarını kıydığı eşi hifanın evine gider. Bu gece Süheyl\’in zifaf gecesidir. Çarşıdan almış olduğu hediyeyi hifaya takdim eder Ve şöyle der: -ey hifa bundan sonra sana benimle evlendiğin için sabretmek düşer. Bana da senin gibi birisi ile evlendiğim için elbette ki şükretmek düşer. Sana sabretmek düşer çünkü benim gibi çelimsiz, fakir, perişan hiçbir şeyi olmayan biriyle evlendin. Bana da gerçekten şükretmek düşer çünkü senin gibi güzel, zengin ve varlıklı birisi ile evlendim. Ve şöyle devem eder Süheyl: ALLAH\’ın bize bahşettiği bu evlilik için gel bu geceyi ona ayıralım ve ibadetle geçirelim. Ben şükrümü sen sabrını eda et. Umulur ki ben şükredenlerden sende sabredenlerden yazılırsın. Ve her ikisi o geceyi sabah namazı vaktine kadar ibadetle geçirirler. Rablerine dua ve niyazda bulunurlar, kendilerince sabır ve şükürlerini eda ederler. Sabah namazı vakti girince Süheyl mescidin yolunu tutar. Mescide vardığında Hz Peygamberin kendisini karşıladığını görür. Sonra içeri girer girmez ALLAH resulü Süheyl\’e sorar; -ya Süheyl siz bu geceyi nasıl ihya ettiniz, ne amel işlediniz de yüce Mevla\’yı bu kadar kendinize razı ettiniz. o da müjdeleyen bir eda ile Cebrail\’i gönderdi. Müjdeler olsun ya Süheyl müjdeler olsun. Bu sözleri duyan Süheyl kendinden geçmiştir artık. Boynu bükülüvermiş sesi kısılmıştır artık ve mahcup bir eda ya bürünerek; Biz bu geceyi sadece rabbimize ibadet ederek geçirdik diyebilmiştir. Ve inen ayette yüce Mevla şöyle buyurmuştur: Ne mutlu o kimselere ki; Rabbine ibadet etmeyi kendi zevklerine tercih ettiler. Bize o kulları affettik. Sonra Süheyl ellerini açarak;\’ya rabbi sen ki beni affettin, bağışladın tekrar günah işleyerek yaşamak istemiyorum, senden niyazım sana kavuşmak, diye dua etti. Ve duasından sonra ruhunu teslim etti. ALLAH resulü buyurdular ki hifada şu anda ruhunu teslim etmiştir. Rasulullah s.a.v namazlarını kıldırdı. Ve her ikisi yan yana açılan kabirlere defnedildiler Şükredenlerin ve sabredenler olarak Mevlanın huzuruna çıktılar. SELAM VE DUA İLE HAYIRLI CUMA\’LAR AHMET KARDEŞ A.E.O

  13. Herkes mutlu olmak istiyor, hayatında her şeyin yolunda ve iyi gitmesiniistiyor. Aslında mutlu olmak insanın kendi elinde… İçinde yaşadığı olumsuzşartlara rağmen insan mutlu olabilir. Peki nasıl mutlu olur insan? Neredebulur mutluluğu? Bakın çağımızın manevi sahibi Bediüzzaman Said Nursi tümbunalımların (ümitsizlik, korku, kaygıları, şüphe, evham.. vb.) sebebiolarak “iman zayıflığı”nı söylüyor. Allah’a iman etmedeki yetersizlik veeksiklik, manevi buhranların başlıca sebebi olarak karşımıza çıkıyor.Bediüzzaman, hastalığın teşhisini koyduğu gibi, reçetesini de sunuyorinsanlığa… Örneğin diyor ki;“Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz, hayatınızı iman ileziynetlendiriniz, farzları işlemekle günahlardan muhafaza ediniz.”İman, mutluluğun gerçek sahibiyle kurulan bir rabıta. Allah’a iman, manevihastalıkların en temel ilacını sunuyor biz insanlara. İman bir anahtaroluyor ve kainatın kapılarını açıyor insana.Sultan oluyor insan. Korkularından emin oluyor. Dünya yükünün altındaezilmiyor insan. Çünkü biliyor Allah, kulunun sesini duyuyor. İhtiyacınıgideriyor, en zor anlarında ona sabır ihsan ediyor. İnsanın en acı zamanıherhalde sevdiği bir insanın ölmesidir. O zor anlarda bile Allah kulunadayanma gücü veriyor. İnsan biliyor; “Bu hayat sonsuz değil. Sevdiğimiz bizeAllah’ın bir emaneti. Allah bu emanetini bizden alıyor. Onunla inşallahahirette birbirine kavuşacak.”Hem insan biliyor ki bu dünyada çektiği sıkıntılar onun öbür dünyadaşahitleri. Şahitler olmadan dava kazanılır mı? İnsan sıkıntılarına,hastalıklarına sabrederse mükafatı çok büyük oluyor. En önemli nokta da busıkıntılar bittikten sonra insanın hayatında daha keyifli günlerbaşlayabiliyor.Mutlu bir hayat için kişi öncelikle kendisiyle dost olmalı ve kendinitanımalı.Yaptığı hatalar için kendini tüketmek yerine, bu hatalarından ders almalı.Her hatayı, kendini başarıya iyiye götüren bir tecrübe olarak görmeli.Gün içinde kendine az bir zaman da olsa ayırmalı.Ev hanımı bile olsa kendinin hoşlandığı faaliyetlere katılmalı,arkadaşlarıyla sıkça görüşmeli.Birisi sizi kırdığında bunu içinizde biriktirmeyin, anında duygularınızısöyleyin.Hayatınızın her anında olumlu düşünmeye çalışın. Unutmayın, “Güzel görengüzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.”Hayırlı Cumalar Allah’a emanet olunuz.

  14. Yol arayışımızdır başlangıçta işimiz. Yolsuz kalmak zor bir durumdur. Yollar seçilir yollardan ve gerisi unutulur. Bir yolculuk başlar kum deryalarından. Teslimiyet pınarından kana kana içilir. “Gök oluğunun altına” başlar tutulur. Rahmet mi yağar, taşlar mı? Ne düşerse razı olunur. Buralar ağlayıp sızlanma yeri değil, darılıp gücenme yeri değil, dişini sıkıp direnme makamıdır,ötesi yok Mescidü-l Haram’lardan, Mescidü-l Aksa’lardan; miraçlara, müntehalara tırmanır bizim yolumuz. Cibril-i Emin- Namus-u Ekber berilerde kalır. Bu yol, ötelerinde ötesine aşıp Arş-ı A’la meydanlarından “Ol Ulu Hazret’e” ulaşır, ötesi yok.Allah razı olsun selam ve dua ile kardeşcan..

  15. Ahmet kardeşim sana tek birşey yazabiliyorum RABBİM seni iki cihanda aziz eylesin..

  16. Mülk-i bekadan gelmişim, fani cihanı n\’eylerim,Ben dost cemalin görmüşüm, hur-i cinanı n\’eylerim.Vahdet meyinin cürasın, maşuk elinden içmişim,Ben dost kokusun almışım, müşk-i Hutan\’ı n\’eylerim.İbrahim\’im, Cebrail\’e hiç ihtiyacım kalmadı,Muhammed\’im dosta gidem, ben tercümanı n\’eylerim.İsmail\’im, Hak yoluna canımı kurban eylerim,Çünkü bu can kurban olur, ben koç kurbanı n\’eylerim.Eyyub\’layın şu maşukun çevrin tahammül eylerim,Circis\’leyin Hak yoluna çıkmayan canı n\’eylerim.İsa gibi dünya koyup, gökleri seyran eylerim,Musa-i didar olmuşum ben, len-teranî n\’eylerim.Miskin Yunus maşukuna vuslat bulunca mest olur,Ben şişeyi çaldım taşa, namus-u arı n\’eylerim.Yunus Emre Allah c.c. razı olsun can abim Baki selam ve dualarımla Fiemanillah…

  17. "Buluttan bir damlacık indi denize..Enginliği görünce utandı.Kendi kendine; "Denizin karşısında ben de kimim ki… Onun varlığına göre ben yok sayılırım.." dedi…Kendisini küçük gördüğü için sedef gönlünü açtı ona, bağrına bastı ve korudu onu..Nâz ile besledi damlacığı sedef..Sonra kader onu o denli yüceltti ki, sultanların tacına kondurdu inci olarak..Damla kendisini alçak gördüğünden yüceldi, yokluk kapısına kapılandığı için var oldu…"Şeyh Sâdî-i ŞirâzîHayırlı geceler.Selametle inş.

  18. Bu yolda gidenler öyle iyi bilir ki Gülün Yolculuğunu…Haydi bilmeyenlerle bir yolculuğa çıkalım beraber…Önce bu yola talip olmak gerekir, yoksa gülden başka çiçeklerde var, dikensiz,isteyen onlara gidebilir…Ama madem yolun gülün yolculuğuna benziyor, talebin onu istiyor, o zaman hazır ol, karşılaşacaklarına…Yola başladık…Yol dikenli, başladı bile seni incitmeye, canından can kanından kan damlar sızım sızım…Yılmak yok devam,bak senden önce giden kardeşlerin var,onlarda gidiyor ayakları kanaya kanaya, yürekleri sızlaya sızlaya…Bak ufukta yeşil yapraklar var bunlar senin ailen,dostların sevdiklerin,Çok sevdin hepsini değil mi?Varını yoğunu vermek istedin, canını isteseler verirdin, o kadar çok sevdin , çünkü hamurunda SEVGİ vardı,VEDUD esması ağır basıyordu yaradılışında…Bazen boynu bükük ayrıldın onlardan yada, onlar senden…Bak yol devam ediyor ,gülün dalı uzun daha ,demek ki bitmedi bu yol daha…Yine mi dikenler, ahh kanattı yine ayaklarımı .. olsun, alıştım acılara varsın kanatsın, yansın yüreğim…Ağlarsın kimsenin görmediği yerlerde, ağlarsın doyasıya, yağmur olur söndürür yanan yüreğinin acılarını…Elbet vardır bu yolun üzerinde olmamızın bir sebebi, Mevla’m hiç bir kulunu boş yere bir yerde bulundurmaz vardır bir hikmeti.Yine kanıyor yüreğinArtık ümidini kaybetmek üzeresin…Oda ne farklı bir şey çıkıyor önüne, bu karşılaştığın yapraklara benzemiyor,bu farklı, sanki içinde bir sır saklıyor gibi…Aman ALLAH’ım bu ne güzellik, nereye geldim ben, dersin…Nedir bu kat kat kırmızı perdeler neyi anlatıyor sırrı nedir???…Zorluklardan sonra gelenALLAH SEVGİSİ bu, ALLAH SEVGİSİ …ALLAH’ı sevdin mi, ALLAH (c.c.) seni sevdimi kuluna eza etmez artık …Rabbimiz (c.c.) bize dünyada iyiyi ahirette de iyiyi ver ve bizi ateşin azabından koru ..Gönüllerimizi bilen Sen’sin, duâlarımızı kabul eyle Rabbim (c.c.) aminiktibas***************************************************************Selam ve dua ile…Allah,a emanet ol..Bidenemmm…

  19. Canan AydemirYağmur, diğer ismiyle "bereket" hep yukarıdan aşağı doğru yağar. Tane taneve belirli aralıklarda, belirli boyutlarda. Kimi zaman ismi "yağmur" olurçisil çisil yağar yaz yağmuru gibi, kimi zaman da "dolu" olarak yağar iriiri, sert, tıpkı misket gibi. Kışın, üşüyen damlalar kristalleşir ve buzdankar tanelerine dönüşür de yağar lapa lapa. Ama hep yukarıdan aşağıya, tevazuile. Hiç itirazsız toprağa karışır, tohumları bulur ve besler. Gün gelir butohumlar toprağı yarıp yeryüzüne çıkar, yeşerir. Onlar da tevazuundanbaşlarını yere eğer, rahmet yine yukarıdan aşağı tecelli eder.Suyun subuharı halinde yükselip, soğuk havayla karşılaşması sonucu nem yüklütanecikler içeren bulutlar oluşur. Doyma noktasına ulaşan bulutlardan iseyağmur yağar. İşte bir âlim de önce – bilgiyle – yükselir, yükselir sonrasoğuk havayla – imtihanlarla, sıkıntılarla – karşılaşır. İlme yeterincedoyan, hemhâl olan âlim başlar yağmur gibi yağmaya, yukarıdan aşağıya ilimyağdırmaya. Mevlâna\’nın dediğince : "Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasılgüler?"Yağmur nasıl ki gökten yere iner ve toprağı besler, âlimlerimiz de su gibiönce bilgiyle yükselip sonra rahmet gibi aşağıdaki biz topraklara -topraktan yaratılmışlara – bilgi yağdırır ve bizi – bire bin veren başaklargibi – bilgilendirirler. Toprak için yağmur ne ise cahil için de âlim odur.Toprak bir seviyeden sonra suya doyar ama mü\’min ilme asla doymaz. Oyüzdendir ki Efendimiz (a.s.m.) : "İlim mü\’minin yitik malıdır, onu neredebulursa alır." buyuruyor.Yağmuru seyretmek, toprakla bir araya geldiğinde etrafa yayılan kokuyuiçimize çekmek ne kadar güzelse, ilim öğrenmek de bir o kadargüzeldir…değil mi ki sonsuz İlim Sahibi\’nden gelir…Allah (c.c.) cümlemizi, bağrında yeşermeye namzet iman tohumu bulunan"toprak"lardan eylesin. Amin

  20. Kavuşmak Mecbur KalsınÖyle bir istemek ki Çaresiz kalmisti,Leyla\’da Kavusmak imkansizdi Ihtiyar, tatli-sert yol gösterdi; "Git su odaya; çagir Leyla\’yi" Akli almadi önce Pekde inanmamisti Ama yapacak da birsey yoktu Çaresiz adam, çaresiz girdi odaya Sayikladi günler boyu, geceler boyu Çikmadan o odadan, çagirdi Leyla\’yi Kirk asirdir yandigi aski Daha kirk vakit dolmadan Iste geliyordu Iste görüyordu Leyla, kendisini çagirani ararcasina geliyordu Korktu genç adam Anladi genç adam Unuttu genç adam Gidip sarildi ihtiyarin eline "Istersem olduguna göre Çagirsam geldigine göre Bana ASKI ögret" Dedi ki ihtiyar: "Bu kainat Askina yaratildi Sevgilinin Sen aski ne sandin?" ASK Öyle bir istemek ki; Kavusmak mecbur kalsinhoşça ve dostça kal can abim..

  21. Ben hep O ayni fecri bekledimGözlerim yasliGönlüm yasliRuhumda bir hüzünBitmeyen bekleyisTükenmeyen bir umutSensin beklenen ey en SevgiliGönlümü donattigim güllerSana olan sevgi irmagindan sulanirYinede büküktür boyunlariBenim gibi…Gözlerim o nuruna hasretGönlüm viranAklimdan cikmiyorsunHic bir zamanAskin,Kavurucu bir cöl sicakligindaCatlak dudaklarimla ismini sayiklarkenVahayi istermi bu gönülBunca özlemi yasarkenHayat suyum Sen\’sinEy sevgili (s.a.v)Askin doruklarina tirmanirkenCarpan yüregimde Sadece Sen varsinBu hasreteHangi yürek dayanirki…(s.a.v)alıntıdır Rabbim razı ve hoşnut olsun can kardeşim yüreğine sağlık….

  22. AğlamayacağımAğlamayacağım demiştin hani,Neden terkedilmiş gibi içli,Gözlerin dalmış uzağa kilitli?Med cezir ruhunun rengi küf yeşili,Bedenin hayat rüzgarına kapılmış yine,Yine özlemlerde mi?Ağlamak yoktu hani,Neden gözlerin böyle nemli?hayırlı akşamlar…mutlu yarınlar diliyorum Allah\’a emanet olunuz Ahmed abim

  23. Sevgi; fıtrat atmosferinde yüreğin yüreğe gülümsemesidir. Sevgi, mutluluk yolunda olmazsa olmaz soluktur. Sevgiye fiyat biçilmez. Sevgiye fiyat biçenler, kendilerine fiyat biçenlerdir. Yani kendilerini maddi değerlerle satışa arz edenlerdir. Unutmayalım ki, sevgiyi satın alabilecek maddi değer yoktur. alıntı….

  24. YAĞMURLARLA AĞLIYOR yalnızlığına… Yokuşlarda yoruldu yüreği… Melal akşamlarda hüzün içiyor… Araf yollarda avare yürüyor yıllardır… İkilemlerle ilerliyor Kaf dağının ardındaki sevgiliye kavuşmak için…Arıyor ağlıyor ağlıyor arıyor… Savruk sinesinden sarı sonbahar dökülüyor toprağa… Hicran damlıyor ümit bulutlarından… Acı çiçekler açıyor avuçlarında…Yıllar yüreğinde yırtık bırakarak yol alıyor… Ne kışta ne yazda… İlk ve sonbaharı soluyor seherlerde… Sevinçlerine çiğ yağdı kırağı kırdı çiçeklerini… Baharlar bekliyor bağrı uzak iklimlerden esen meltemlerle serinlemek istiyor sadrı…Selim kalple sabır ağacına dayanıp şükretmek diliyor… Kalp toprağına düşecek hikmet meyveleri bekliyor o ağacın altında… Sevgiye dost olmuşken sevgili gelmese de olur… Şefkat yoksunu aşk kalp doyurmuyor neylesin sönük sözleri…Serap sevgiler firak acılar demek… “ Bütün firaklardan gelen feryatlar aşkı bekadan gelen ağlamaların tercümanıdır”Evet aşk vardır; bekaya… Bekaya bakar kalp değişmeyen daimi güzele meftun…Ağlama gönül neyle yesin gidip kaybolanları… Araf yollar avare yıllar biter bir gün… Yıkanmış yürekle yürürsün aklın aydınlattığı yolda… Vuslat içer şifa sadır… Sen her şeye yakın her şey sana yakın… Uzak uzaktır sana… Anlamamak ve anlaşılmamak yoktur artık…Küllerin kâinata savrulmuştur kâinatsa kalbinde kayıp… Yağmurlar yine yağar ıslatmaz rüzgârlar yine eser savurmaz… Savruk değilsindir kök salmışsındır kâinatın kalbine… Yine yürürsün yollarda dönüp de arkana bakmadan… Arafta avare değilsindir yaranını bulmuşsundur; Ya Rahman… Ya Rahim… Ya cemil… Ya Vedud…Rahmet seni ebede namzet etmişken neyle yesin geride kalanları… Yunus yüreğinle “kalanlara selam olsun” der yürürsün… Kör kuyularda korunmuş arınarak yükselmişsindir Azizliğe… Kuyudaki yalnız Yusuf değilsindir kardeşlerin sevgiyle sarmış Yakubi şefkat kuşatmıştır… Zirve dekeyken aziz bir terk edişle terk edersin dünya züleyhasını: “teveffeni müslimen.”Hayata veda ederken geride Yusufi bir kıssa bırakmak yokuşlarda yağmurlarla ağlamaya değer… Bedelsiz değildir esir pazarında satılmak Azizlik esirlikten geçer.Aşkı bilmez Züleyha Yakubi şefkati anlamaz… Ağlarsan Yakubi ağla… Seveceksen İbrahimi sev “La uhubbil afilin” de…Hikmet yağmurlar yağıyorsa selim kalbine “Selam” sana dosttur Rahmet yaran… Kuyularda yalnızsan korkma kıssan yazılıyordur kıyamete kadar okunmak için… Yüzünden okunur Yusuf yüreğin… Yazman için güzel sabrı şükürle süsle ve hayata Yusufi imzanı at: “teveffeni müslimen ”Hüseyin ErenCAN ABİMMMMMM.İYİKİ VARSIN …İYİKİ VARSIN CANIM ABİM.SENİ SEVİYORUM BİDENEMMMM.ALLAH,A EMANET OL ..

  25. YAGMURİki gündür yataktaydı hiç dışarı çıkmamıştı, hatta kafasındaki battaniyeyi bile kaldırmamıştı. Sonra bir den ne olduysa kalkmaya karar verdi ve pencereye yönelerek dışarıya baktı, hava sevdiği en güzel haldeydi, yağmur yağıyordu. Bu arada susamıştı ve eline bir bardak su aldı içerken dışarı çıkmaya karar verdi zaten yağmurda ıslanmayı seviyordu. Hava öyle çok yağıyordu ki beş dakika da sırılsıklam olmuştu. Bu arada bardak hala elindeydi birden gözleri ona odaklandı baktı ki o olanca şiddetiyle yağan yağmur boş bardağı doldurmuş ve düşen damlalar artık bardağın içerisinde duramıyor, dışarı akıyordu. Bir de silkelendi düşünceleri aralanmaya başladı, ne olmuştu da iki gündür kendini eve kapamıştı, çok sevdiği ve değer verdiği arkadaşı onunla hem dalga geçmiş hem de kalbini kırmıştı, ve düşüncelerindeki aydınlanma devam ediyordu. Aslında üzülmesi gereken ben değilim o olmalıydı. Baksana yağmur hala olanca şiddetiyle yağarken bardak ondan nasiplenemiyordu. Aynen bunun gibi arkadaşı da kendini seven değer veren birin den nasiplenemiyordu. Bu olsa olsa onun küçüklüğünü gösterirdi, eğer o deniz gibi göl gibi geniş yürekli olsaydı kendine verilen değeri hep alırdı ama onun duyguları düşünceleri dardı sadece kendine verilenin azıcığını alabiliyordu.Bunları düşünerekten evin kapısının yolunu tuttu, zaten sırılsıklam olmuştu gidip bir an önce kurulanmalıydı. Kurulandı da hatta üzerine 2 gündür bir şey yemediğinden aç olduğunun farkına da vardı ve karnını doyurdu.Artık rahatlamıştı, kendisini heder etmesinin bir manası yoktu Mevlana’nın dediği gibi senin ne söylediğin değil karşındakinin ne anladığı önemliydi. hayırlı geceler kardeşim

  26. Bir bilge kişi, çölde öğrencileriyle otururken demiş ki;"Gece ile gündüzü nasıl ayırt edersiniz?Tam olarak ne zaman karanlık başlar,ne zaman ortalık aydınlanır?" Öğrencilerden biri;"Uzaktaki sürüye bakarım," demiş,"koyunu keçiden ayıramadığım zamanakşam olmuş demektir." Başka bir öğrenci söz almış ve "Hocam" demiş,"İncir ağacını, zeytin ağacından ayırdığım zaman,anlarım ki sabah başlamıştır." Bilge kişi, uzun süre susmuş. Ögrenciler meraklanmışlar ve "Siz ne düşünüyorsunuz hocam?" diye sormuşlar. Bilge kişi şöyle demiş; "Yürürken karşıma bir kadın çıktığında,güzel mi çirkin mi, siyah mı beyaz mı diye ayırmadanona "bacım" diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan erkeği, zengin mi yoksul mu diye bakmadan,milletine, ırkına, dinine aldırmadan, kardeşim sayabildiğimde anlarım ki; sabah olmuştur, AYDINLIK başlamıştır…" iyi geceler kardeşim…mutlu yarınlar dilerim geleceğe dair umutlarınız hiç solmasın Allah\’a emanet olunuz

  27. Sen vefat edince ,Sahabeler diyordu ki:\’\’Senden sonra yaşayıpta ne yapacağız?\’\’\’Ben Sensiz doğmuşum,Ben Sensiz yaşıyorum,Ey benim Habibim;Sensiz yaşadığıma göre, ölümüm de Sensiz olacak…Ey benim Sultanım!..Ey benim iki gözüm;Sensiz yaşamak ne zor…Senden sonra gülmek ne kötü…Ey canımı uğruna vereceğim Sevgili;.Sana o kadar ihtiyacım var ki!…Sadece benim değil,..Bir de yüreği yaralı ümmetinin…Ey Nebiler Nebisi,..Ey Efendiler Efendisi,Ümmetin çok zorda;..Zina çoğaldı, namazlar kılınmaz oldu,Kurana verilen değer artık verilmiyor…Ne olurdu Miraçtan iner gibi gelseydin…Bizleri bu bataklıktan kurtarsaydın,.Ey Sevgili!!!… Ne olurdu Miraçtan iner gibi gelseydin…ne olurdu gelseydin..Ey Sevgili …En sevgilim..Ey Nebiler Nebisi,..Ey Efendiler Efendisi,BİDENEMMMM..ABİCANIM SENİ ÇOK SEVİYOR BU KARDEŞİN …LÜTFEN TIKLAYIN VE SEYREDİNİZ..http://www.dailymotion.com/swf/video/xbm5tj?width=560&autoPlay=SELAM VE DUA İLE ..ALLAH,A EMANET OLUN..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s