…“Ama nasıl olur?” Bir taştan beklenir mi balta sapı tutmak? Taştan taşa zarar gelir mi? Putlar putları devirebilir mi? “Öyleyse,” dedi İbrahim,“kendisinden zarar beklemediğinizden fayda da beklemeyiniz.” …

Zamaneye ne desin İbrahim[as]
“Böyle gelmiş, böyle gider…” diyenler, olayların sıcacık koynunda akıllarını uykuya yatırırlar. “Desinler” diye yaşayanlar, yaban gözlerin yılışık ve anonim beğenilerine zincirler biricik varlıklarını.

Oysa, delikanlı fark getirir. Delikanlı fark demektir. Sıradanlığa itirazı vardır. Delikanlıların aklı bıçak gibidir; bulunduğu an’ı ikiye böler. Neden ve sonuçlar arasında fırtına gibi eser. Olan bitenden, gelip gidenden fazlasına erer aklı. Akıp giden vaktin ortasına kocaman bir taş gibi düşer. Delikanlı adam köpürtür zamanı; dalgalandırır, titretir, sarsar. Herkes bilir ki orada bir delikanlı vardır. Sığınılmış kuytulardan, alışılmış kıyılardan uzağa ayarlıdır ayakları. Dikine keser eğilerek ve zilletle kabul edilmiş sözde doğruların kavsini. Küreğini akıntıya karşı çeker. Yüreğini mermer duvarlara çarpa çarpa ilerler. Mekanın nabzına akıtır varlığını kıpır kıpır. An’ın göğsüne sığmayan bir kalp olur; kendini kendinden öte atar. Korumacı oksijen çadırlarına fit olmaz. Çekingen, ürkek, halsiz, hareketsiz, mecalsiz, ölgün, solgun kolaycılıkları yırtar nefesiyle. Rüzgâra katar nefesini, göklere sunar sesini; hep yokuşa doğru koşar. Dikine gider zamanın. Böyle gelmişlere, böyle gitmişlere, öyle denmişlere, öyle bilinmişlere göğsünü dayar. Pazularında hiç zorlanmadan savurur sığ ve sahte ayartmaları. Vicdansız törelerin, yersiz geleneklerin bulanık sularında alabora olmaz. Devrilmez aklı; dik durur elif gibi, duru kalır yağmur gibi. Gövdesiyle var olduklarını sananların, sadece teniyle hazlananların ninnilerine kanmaz.

İbrahim de gelip geçene karşı durdu. Taşın boynuna balta astı. Sorgulamadan inanılanı ezmek için, öteden beri olagelmiş olanın üzerine inmek için bir süre orada asılı kaldı balta. Yalnızdı. Yapayalnız kalacaktı. Yalnızlığın dik yamaçlarına sürdü kalbini. Babadan kalma destanları bir çırpıda yırtmaya hazırdı. Dikine gitti vaktinin. Taşların önünde eğilenlerin yanında dik tuttu başını. Aklını kalbinin sonsuza ayarlı aşklarında yeniden yazdı. Sığlıklara, sağırlıklara, körlüklere, vurdumduymazlıklara, neme lazımcılıklara karşı kalbinin pazusundan cesaret aldı. Kalıbını koydu kör inançsızlığın karşısına. Nicelerinin taptığı taşların hepsinden ağır bir taş olup düştü kavminin ikiyüzlü kabullenmelerinin ortasına…. Hiç durulmaz kıvranmalar soktu pürüzsüz akıp giden konforun uyuşukluğun katı kalbine. Kınandı. Kınanmayı göze aldı.

Kınayanlar, sanıldığının aksine, en çok kendi titrek duruşlarına, kendi ürkek yürüyüşlerine fiske vurulmasından korkuyorlardı. Hesap sorar gibi görünüyorlardı ama varlıklarının hesabını vermekten tir-tir titreyerek geldiler İbrahim’in huzuruna. Dediler ki: “Kim kırdı putlarımızı?” Sorgusuz sualsiz kabullenmelerin, akla vurulmamış, kalbe danışılmamış inanmaların korkusu sindi gözlerine. Delikanlı İbrahim’in yüzünde kalbini sonsuza bitiştirmiş, aşklarını ebede eriştirmiş sükûnetin tebessümü belirdi. Ürkek, korkak, pısırık, çekingen, halsiz, mecalsiz, dilsiz yargılar, delikanlıca bir sorgulayışın karşısında yaprak fırtınasına tutuldular. Gözlerinde dehşet geziniyordu. Üflesen yıkılacak inançlarını dupduru bir sorunun seline kaptırdılar. “Bilmem ki…” dedi İbrahim’in alışkanlıkların kuytusundan sıyrılmış, basma kalıp tutumların prangalarından kurtulmuş bakışları… Boynuna balta asılı taştan putu işaret etti: “O kırmıştır!”  Önünde eğildikleri, kucağına umutlarını döktükleri, soğuk yüzünden teselli bekledikleri taşa, belki ilk defa, küçümseyerek baktılar. “Ama nasıl olur?” Bir taştan beklenir mi balta sapı tutmak? Taştan taşa zarar gelir mi? Putlar putları devirebilir mi? “Öyleyse,” dedi İbrahim,  “kendisinden zarar beklemediğinizden fayda da beklemeyiniz.”
 
“Böyle gelmiş”lerin önünde, dimdik durdu İbrahim… Babasına rağmen, kavmine rağmen, delikanlıca bir istisna oluverdi. Uyuyan kavminin üzerinden alışkanlıkların örtüsünü çekti. Taşın soğuk yüzünü, alışkanlıkların ılık koynunda uyuyan akıllara savurdu.

Kınından sıyrılmış kılıç gibi doğruldu İbrahim. Uyuşuk akılların kıvrımlarını tel tel çekiştirdi. Eline tutuşturulana kanmadı. Ensesi kalınlaşmış, tembellik döşeğinde yata yata hantallaşmış töreyi baltaladı.

Bir delikanlıdan bekleneni yaptı…

Senai Demirci

Reklamlar

21 Yanıt

  1. ALLAH razı olsun Ahmet kardeş hayırlı geceler…dualarında bizi de unutma…

  2. HAYATTAKİ DURUŞUNUZA DİKKAT EDİN!Hayattaki duruşunuza dikkat edin… Çok havaya girmeden yaşayın…Sizi yaratan yaratıcıyı düşünerek hareket edin…Unutmayın ki hayatınız; yediğiniz bir bezelyeli yemekte ki küçücük bir bezelyenin nefes borunuza kaçması ile balon gibi sönecek kadar basittir.Veya içtiğiniz suyun nefes borunuza kaçmasıyla veya aniden bir kalp krizi ile birkaç saniyede hayatınızın bitmesi bu kadar basit… Unutmayalım ki bedenle ruh birbirine pamuk ipliği ile bağlıdır kopması çok kolay ve an meselesidir…Mal ve mülke çok güvenmeyin, makam ve mevkiye fazla güvenmeyin, böbürlenerek yürümeyin, koca koca balonları basit bir iğnenin söndürdüğünü unutmayın.Aslında hiç kimsenin hiç bir şeyi yok bu dünyada…Bana inanmıyorsanız mezardaki babanıza sorun bir şey götürebilmiş mi?Ve dünyada biriktirdiği şeylerin ona faydası olmuş mu?bize ait olduğunu sandığımızhiç bir şey bizim değildir…Ne doğurduğunuz evlatlar,ne elde ettiğiniz makamlar,ne de birktirdiğiniz mal ve mülkler…Nedir bu büyüklenmeler, kocaman kocamansahiplenmeler… hepimiz sadece bizim sandığımız şeylerin emanetçileriyiz…Aslolan emaneti insanlar adına,insanlık için düzgünce kullanabilmek…Yunus Emre ne güzel söylemiş:MAL SAHİBİ MÜLK SAHİBİ HANİ BUNUN İLK SAHİBİ MALDA YALAN MÜLKTE YALAN VAR GEL SENDE BİRAZ OYALAN alıntı****ALLAH RAZI OLSUN AHMET KARDEŞİM…GÜZEL BİR PAYLAŞIM…DUALARINIZDA UNUTULMAMAK DİLEGİYLE….:)))

  3. Hoş geldin güzel insan, bizim fakir gönülhaneye.Kusura bakma etraf biraz tozlanmış, biraz dağılmış, kırılıp dökülmüş her şey ama hemen temizlerim senin için.Uzun zamandır gelip giden yoktu buraya..Son tarumar edilişinden beri ben de pek gelmedim.Hem dostlar aldırmazmış böyle şeylere.Gel! Gel otur şöyle!Burası özel dostlar için, orayı ancak sen görebileceğinden başkası kırıp dökemez ve kirletemezOrası dost makamıdır, ancak senin tasarrufundadır ve istemedikçe de kimse seni oradan çıkaramaz..Sahi! Ne ikram edeyim sana?Aslında sana layık pek bir şey kalmış olmasa da; yıllanmış özlemlerimin yanında, üzerine sevgi kırıntıları ekilmiş sıcak bir yürek çorbası içmeye ne dersin? Hem de biraz sohbet ederiz, kim bilir belki arka bahçede yetiştirdiğim nadide güllerimi gösteririm sana. Çok defa fırtına ve ayazlara maruz kalsalar da hala yaşayanlar da var elbet. Onları her gece göz yaşlarımla suluyorum ve çile ile gübreliyorum. Bak! Bir tane de senin için ekelim şuraya. Şu kar beyazı olanlardan. Yüreğin gibitemiz, yüzün gibi pak olanlardan. Ama onu sen sulayıp besleyeceksin anlaştık mı? Açılan her gonca için bir iyilik yapalım şu dünyaya… Hani şu gül kokusundan mahrum ve nasipsiz dünyaya… Gönül evimizin dostluk pencerelerini açıp Muhammedi kokular gönderelim zakkum ağaçları arasında kavrulan yüreklere Rahman ve Rahim olanın adıyla…Beyaz güllerimizin üzerinde uçuşan kelebeklerden selam gönderirim sana. Eğer bir gün solarsa ak güllerimiz anlarım ki ayrılık vakti gelmiş..İki damla gözyaşı ve bir fatiha ile gönlüne düşer, yolumuza devam ederim…ta ki sonsuzluk bahçelerinde buluşuncaya dek…alıntıdıryüreğine emeklerine sağlık can paresi Rabbim iki cihanınıda gül bahçesi eylesin…eğer ki mümkün olsaydı hayattaki zorluk adına ne varsa senden uzak tutmak isterdim can kardeşim …

  4. Kendini doğduğu yere göre tanımlamak delikanlılığın defterinde yazmaz. Başını toprağından yukarı kaldırır. Bakışlarını herkesi ve her yeri görmek için yukarıda tutar. Hemşerilerinin yanında bir başka sevindirik olur olmasına -ki bunda ayıplanacak bir şey de yoktur. Ancak, asıl yurdunu büyük büyük büyük… babasının yurdu bilir. Adem’in [as] gözlerini hayata açtığı yeri, yani Cennet’i, yani sonsuzluğu, yani ebed ülkesini asıl yurdu bilir. Kendini kendine “Cennetli” diye tanıtır da, “Cennetlik” olmak için yapılacakların ince hesaplarıyla incelir, yücelir. Eninde sonunda yurduna döneceğini bilir. Bilir de, elini asıl yurduna yakışır işlerde tutar, dilini asıl vatanında sonsuzca çınlamaya değer sözlere vurur. Delikanlı adam sözünün arkasında durur. Haramı helâli bilir. Haramı kendisine kuru bir yasakmış gibi sunanlara aldırış etmez. Harama el uzatmamayı, yalana tenezzül etmemeyi, boş sözlerle oyalanmamayı, sınırlarından öte sarkmamayı Rabbine verdiği sözün hatırı sayar. Helalle yetinirken, kendine ait olmayana el uzatmamayı ilke edinirken, sıradan bir kısıtlanmışlık duygusuyla, istemeye istemeye değil, angarya yükleniyormuşçasına hiç değil; verdiği söze ve söz verdiği Zat’a hürmeti gereği seve seve, koşa koşa, coşa coşa yaşar… (senai demirci)delikanlı bu dünyaya niçin geldiğini ve nereye gideceğini bilip ona göre yaşayabilmektir…emeğine ve yüreğine sağlık bu aciz canın can kardeşciği Rabbim her iki alemde senden razı ve hoşnud olsun inşaAllah adı ak gönlü pak can ahmedim yaradana emanetsin ablası…

  5. İBRÂHİM ibrâhimiçimdeki putları devirelindeki baltaylakırılan putların yerineyenilerini koyan kim güneş buzdan evimi yıktıkoca buzlar düştüputların boyunları kırıldıibrâhimgüneşi evime sokan kim asma bahçelerinde dolaşan güzelleribuhtunnasır put yaptıben ki zamansız bahçeleri kucakladımgüzeller bende kaldı ibrâhimgönlümü put sanıp kıran kim Asaf Halet ÇelebiAllah razı olsun selam ve dua ile kardeşim

  6. BİR DUAAllahım! kapına geldim! İlahi! Kırdım onarmaya geldim, bozdum yapmaya geldim. Kusur ettim affına geldim. Kaçtım, kaçtım; sonunda döndüm yine sana geldim. Ne olur beni affet! Allahım! Biz küçüklerin işi kusur, sen büyüğün işi aftır. Büyüklüğünle muamele ayle bana ey merhameti bol Allahım! Sen "Kullarım sana beni sorarlarsa(bilsinler ki) ben onlara yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm"[Bakara, 186] Şimdi yakınlığını hissediyor ve duamı kabul buyuracağına büyük ümit besliyorum. Ne olur ümidimi boşa çıkarma Allahım! İtiraf ediyorum Allahım! Yüceliğine yaraşır davranmadım. Nankörlük yaptım, nimetlerine şükretmedim. Sana gereği gibi ibadet etmedim! Allahım! Beni sürekli büyük bir şefkatle dostluğuna çağırdın, kötü yollara karşı uyardın. Ama dünyanın geçici zevleriyle ve şaşasıyla sarhoş olduğumdan hiç kulak asmadım! Hep kaçtım senden! Allahım! Nefsimle büyük mücadeleler verdikten sonra kararımı verdim; seni, rızanı, dünya ve ahiret mutluluğunu seçtim. Bunlar, karşılığında kaybedeceklerim ne olursa olsun, tercihe değer şeyler; ister makam-mevki, ister mal-mülk, ister eş-dost, ister zevk-sefa olsun.Seni ve dostluğunu kazandıktan sonra onları tekrar kazanabilirim; hatta daha iyisi ile. Seni ve dostluğunu kaybettiğimde ise dünyaya sahip olsam ne yazar ki? İşte geldim Allahım! İlahi! Rahmetinin herşeyi kuşattığını bildimde geldim. Hoşgörünün enginliğini bildim de geldim. Dünya dolusu günah işleyeni, tövbe edip kapına geldiğinde bağışladığını bildim de geldim. Yoksa bunca günahı olan bir köle efendisine dönermi hiç? Allahım! Önümdeki engelleri kaldırıp beni huzuruna getirdiğine ve önünde diz çöküp özür dilemeye muvaffak kıldığına göre; kalbimi bu güzelliklere açtığına ve üzerime rahmet yağdırdığına göre… demek beni seviyorsun, evet demek ki beni seviyorsun; çünkü sen bunu sevdiklerine yaparsın. Ne olur Allahım!Bu sevginin hatrı için, kabul buyur dergahına! Ve seni daha iyi tanıma, sana daha çok yaklaşma imkanı ver! Amin..! Allah c.c. razı olsun gönüllerin dostu can abim, Baki selam ve dualarla. dualarında bu kardeşinide unutma inşaAllah…

  7. Hadi hazır mısınız…? Serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru. kapatın gözlerinizi.. aydınlığınız gönlünüzdeki O’na olan sevginiz olsun.. göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız.. Işte dost nedir bilmek mi istersiniz.. menfaatsiz.. korkunuz olmayacak.. acaba demeyeceksiniz.. acaba ben onu sevsem o da beni sever mi korkunuz olmayacak yüreğinizde çünkü O (c.c.) vaat ediyor.. severseniz severim.. severseniz severim.. severseniz severim.. ne güzel değil mi sevginize karşılık bulmak.. sevginizin karşılıksız kalmayacağını bilmek.. şu dünyada yüreğinizi yakan onca dosta.. onca sevgiliye bir çare bir derman.. yürek yakmayan.. yüreğe serinlik veren bir Dost.. Vedud olan bir Dost.. Rahman olan bir Dost.. Rahim olan bir Dost.. Gafur olan bir Dost.. Sözünde sadık olan bir Dost.. Surete değil sirete bakan bir Dost.. Dost.. dost.. dost.. diye inleyene Gel.. gel.. gel.. diye nida eden bir Dost.. Ben Seni sevdim diyene Gel kulumsun, diyen bir Dost.. suretimle.. maddemle değil.. yüreğimle ACZİYETİMLE geldim diyene Rahmetimle.. Şefkatimle.. İnayetimle karşılandın diyen bir Dost.. Haydi, serin öyleyse seccadenizi kıbleye doğru. kapatın gözlerinizi.. aydınlığınız gönlünüzdeki o göz yaşlarınız süzülsün yanağınıza. yüreğinizde kavrulan aleve serinlik olsun göz yaşlarınız.. O dost ise; yürekte serinlik var O dost ise; yürekte huzur var O dost ise; yürekte coşku var O dost ise; yürekte yürek var… Ve O.. eğer sevgili ise aşık olunan ise.. İşte o zaman yürekte olana tarif yok.. İşte o zaman yürekte olanı yazacak kalem yok.. İşte o zaman yürekte olanı söyleyecek dil yok.. İşte o zaman O var.. ve O var ise.. Haydi artık sözler sükût etsin.. Bırakın yürekleriniz konuşsun.. Seccadeniz Sevgiliyle buluşmanız olsun.. Göz yaşlarınız Sevgiliye hediyeniz olsun.. Yüreğiniz Sevgiliyle konuşan diliniz olsun.. Sevgilinin size nasıl tecelli ettiğini işte o zaman.. İşte o zaman anlayacaksınız.. Ve işte o zaman anlayacaksınız O Dost ise; her şey dost O Sevgili ise; her şey sevgili alıntı

  8. "Semâ’nın ne olduğunu biliyor musun?” ALLAH’ın ben sizin Rabbınız değil miyim?” sorusuna ruhların; evet Rabbimizsin deyişlerin sesini duymak, kendinden geçmek, Rabb’ine kavuşmaktır.Semâ’nın ne olduğunu biliyor musun? Semâ, dostun hallerini görmek, lahut perdelerinden Hakk’ın sırlarını duymaktır.Semâ’nın ne olduğunu biliyor musun? Kendindeki varlıktan geçmek, mutlak yoklukta, zevalsiz, devamlı varlık tadını tatmaktır.Semâ’nın ne olduğunu biliyor musun? Dostun aşk vuruşları, darbeleri önünde başını top gibi yapıp, başsız, ayaksız dosta koşmaktır.Semâ’nın ne olduğunu biliyor musun? Yakub’un derdini ve devasını bilmek. Yusuf’a kavuşma kokusunu, Yusuf’un gömleğinden koklatmaktır.Semâ’nın ne olduğunu biliyor musun? Musa peygamberin asası gibi her an Firavun’un sihirlerini yutmak, yok etmektir.Semâ’nın ne olduğunu biliyor musun? “Benim ALLAH ile öyle bir vaktim vardır ki, o vakitte ne ALLAH’a yakın bir melek, ne de bir peygamber aramıza girer” hadisinde buyrulduğu gibi, semâ bir sırdır. İşte meleğin bile sığmadığı o yere vasıtasız varmaktır.Semâ’nın ne olduğunu biliyor musun? Semâ Şemsi Tebrizî gibi, gönül gözlerini açmak ve kutsî nurları görmektir."Hz.Mevlana (ks)Hayırlı günler.Selametle inş.

  9. Ya İlahi, bu yürek Senin için Sana yanmak ister..Emanetini sağlam ulaştırmayı nasip eyle..Doğduğum gün verdiğin o tertemiz kalbi, aynı temizlikte emanet etmeyi nasip eyle..Kirlerden pak eyle bu kalbimi, parçalamaya meyl eden faniliklerden uzak eyle!Senin verdiğin gönül de, Sen\’in ile geleyim Ya İlahi.. Yalan tutsaklıklara esir etme bedenimi,Üzerimde yalan ve yalnış hiç bir sevdanın izini bırakma,Gönlüme her gireni, bana Seni getirdiği için seveyim,Sana gelebilmek için sevileyim!Gözeten Sensin her halimi.. Sen koru benliğimi..Sana emanet ettim yüreğimi.. her halimi!Dünya kuyusunda Yusuf(AS)\’ın teslimiyetini ihsan eyle bu bedene,Yakup(AS)\’ın, Yusuf(AS)\’a hasreti gözyaşı oldu ömrüne, gözlerinden etti hasreti..Sabır ile duâsı ile kavuşturdun hem Yusuf\’una hem gören gözlerine..Senin için akan gözyaşına talibim Ya İlahi.. Öyle yanayım ki..Yüreğimi aşkına kurban eyle! Gözümün yaşı ile sabredenler gibi kavuşmak nasip eyle! Sana kavuşmanın adı ise ölüm.. ölümü sevdir bana,Soğuk deymesin şu dilime, en sıcak kelime olsun.. vuslatın adı..Öyle yanayım ki.. Ya İlahi..Ölümü özleyen bir beden de ben olayım! Ölümlerin en güzeline talibim,Faniliğe rağbet ettirme,Ömrüme ömür bereketi ver ki.. Ellerim boş gelmeyim o en güzel kavuşma anına..Ömrümü tükettiğim yerlerin adını, malımı harcadığım yerlerin adını güzel eyle..Bedenimi yıprattığım yolları hayır eyle,Hesabımı kolay, amelimi bol ve güzel eyle..Öyle Yanayım ki.. Ya İlahi.. Senin için yaşayıp.. Senin için öleyim..Öyle bir iman ver ki Ya İlahi.. Yalnızca senin için yanayım…Allah razı olsun can abim….Hep güzellikleri bizlerle paylaşmayı seversin…Rabbime emanet ol…seni seviyorum bidenem …

  10. GOOD NIGHT MY HONEY AHMED°º¤ø,¸¸,ø¤º°@°º¤ø,¸¸,ø¤º°@°º¤ø,¸¸(¯`\’•.¸¸¸¤°» HELLO(¯`\’•.¸¸¸¤°» HUGS … (¯`\’•.¸¸¸¤°» ALWAYS SMILE FOR YOU°º¤ø,¸¸,ø¤º°@°º¤ø,¸¸,ø¤º°@°º¤ø,¸¸ Amo Você… sempre… mesmo quando aqui não estouEstarei fazendo bannerspara todos os amigosum pouco por semanaCyber Beijokashttp://i47.tinypic.com/mkws8x.gifHi Love youAlways… exactly when I am not hereI will be making bannersfor all the friendsA little weekCyber Kisses.. * . (\\ *** /) * . *.*.*..*.*..*.*..* .* . * ( \\(_)/ ) * * Sharing My Love.* . * (_ /|\\ _) . * ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥.* . * . /___\\ * . . * . * . *.*. * .─═─═┘┘♥< .I LOVE. >♥└└═─═──═─═┘┘♥ FOREVER ♥ └└═─═─@°º¤ø,¸¸,ø¤º°@°º¤ø,¸¸,ø¤º°@°º¤ø,¸¸Cyber Kisses and Beijokas@°º¤ø,¸¸,ø¤º°@°º¤ø,¸¸,ø¤º°@°º¤ø,¸¸

  11. Bu güller, dostluğun, ümidin sevginin gülleridirHer ne pahasına olursa olsun terk edilmemeyi, vefayı ister….Dost bahçesinde gül devşiren gönüllünüz kış görmesin..İbrahimce yaşayan şakirdimiz BAYRAM TADINDA BAYRAMLAR..

  12. Bayramlar berekettir, umuttur, özlemdir. Yarınlar niyettir. Kestiğiniz kurban ve dualarınız kabul olsun, sevdikleriniz hep sizinle olsun.. Bayramın mübarek olsun güzel ABİM ALLAH senden kat kat razı olsun selam ve dua ile güzel abim..

  13. Selamualeyküm Ahmed bey kardeşim güzel paylaşımlarınız için Cenabı Hak razı olsun Bayramınız kutlu olsun kardeşim Allahü teala bir ağaç yaratmış, dünyada ekilir, yetiştirilir ama dünyada meyvesi olmaz, meyvesi cennette yenir, çünki bu meyveyi yiyen ölümsüzleşir. Bu ağaç islamiyet ağacıdır, ağacın adı müslümanlıktır.

  14. Nefretlerini kes…Sevgiye kurban olsunKötü sözü kes..Güzel söze kurban olsunKüslükleri bitir…Barışa kurban olsunKoçu kes..İsmail’e kurban olsun.KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

  15. Peygamberimiz (A.S.M.) buyurdu ki: "Duaların en hayırlısı Arefe gününde yapılandır."Kardeşliğin doğduğu, sevgilerin birleştiği, belki durgun, belki yorgun, yine de mutlu, yine de umutlu, yine de sevgi dolu nice Kurban Bayramlarına..BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN AHMED KARDEŞİM.

  16. CANIM ABİMMMM,,BİDENEMMM… ELLERİNDEN ÖPERİM ABİMMM.BAYRAMIN MÜBAREK OLSUN ,BİRİCİĞİM..RABBİM TEKRARINA ERMEMİZİ NASİP ETSİN İNŞ..ALLAH,A EMANET OL BİDENEMMM

  17. Bayramlar, affa mağfirete uğrayıp günahlardan kurtulma günleridir. Allahü tealanın rızasına kavuşma günleridir. Dolayısıyla müminlerin sevinme günleridir. Müminlerin hakiki bayramı; günahlarının affedildiği gündür, imanla öldüğü gündür, cennette Allahü teâlânın rüyetine kavuştuğu ve Peygamber efendimizi (sallallahü aleyhi vesellem) gördüğü gündür. Hakiki bayram, Rabbimizin huzuruna, yüz akıyla çıkabilmektir. Sevdiklerinizle…Ve sevenlerinizle Sıhhat ve afiyet içinde elemsiz-kedersiz, huzurlu bir bayram diliyorum Ahmed bey oğlum…

  18. Her insandan geriye kalan birşeyler vardır bu hayatta. Kiminden eser kiminden isyan… Kiminden iyilik kiminden kötülük… Kiminden söz kiminden sükut… Kiminden ağıt kiminden menkıbe… Kiminden hayat kiminden ölüm… Kiminden şükür kiminden pişmanlık… Hal ve mazi yaşanmışlığın izleriyle doludur… Elbette ki bu “büyük fotoğraf” insanlığın halidir seviyesidir aklıdır ruhudur hafızasıdır. Yaşanmış olan insanın hem eylemidir hem de eseri. Bu eylem ve eserden teşekkül eden “hayat hafızası” da çoğu zaman tazedir. İyisiyle kötüsüyle mazi insanın peşini bırakmaz. Kimi zaman hata ve günahlardan bir “ah” feryadıyla yükselir insanın sesi… Kimi zaman da sürur şükür huzur getirir bugüne mazi… İnsan yaşadıklarıyla kaybeder ve insan yaşadıklarıyla kazanır… Şüphesiz her insanın yaşanmışlıktan kaynaklanan bir hafızası vardır ve orada bir “birikim” sözkonusudur. Biliyoruz ki insan hem kendine aittir hem de insanlığa… Yani insan hem kendinden sorumludur hem de insanlıktan… İnsan biriktirir çünkü insan yaşarken duyar hisseder konuşur tepki verir etkiler etkilenir… Her insanın sergüzeşti hayatı ötekinden farklılık arzeder ama insanın yapıp ettikleri “insanlık havzasında” toplanır… Yollarımız mücadelemiz azmimiz irademiz imtihanlarımız ikramlarımız farklılık gösterse de gittiğimiz yer aynıdır. İnsan ne olursa olsun insan ne yaşarsa yaşasın insan nasıl yaşarsa yaşasın insan nerede yaşarsa yaşasın insan arınmak ister. Sık sık kalbinden kalbimizden geçer bu duygu. Herkes pişmandır hayatta. Ömrünü heder eden de pişmandır kendisini bir hiç uğruna tüketen de pişmandır. Fani hayatı baki zanneden de pişmandır öfkesinin esiri olan da pişmandır. Fakat hayatının en küçük anını dahi israf etmeyen de pişmandır. Şükreden de pişmandır sabreden de… Bilende pişmandır bilmeyen de… Birincidekiler cehaletin bilgisizliğin nankörlüğün tükenmişliğin yolda kaymışlığın insan kalamamanın hedefe varamamanın pişmanlığını yaşar. Bu “negatif pişmanlıktır”. İkincidekiler ise nimet vereni bulduğu Onun huzurunda yaşadığı ve yaşatıldığını gördüğü korunup kollandığını hissettiği ve esirgenip bağışlandığını idrak ettiği halde şanına yakışır şükrü sergilemekte acizlik hissetme pişmanlığıdır. Bunlarınki de “pozitif pişmanlıktır” Negatif pişmanlık son pişmanlıktır ki hiçbir fayda vermez pozitif pişmanlık ise insanı yükselten bir arayıştır faydası çoktur… Hepimizin önünden bir hayat geçiyor gidip maziye demirliyor. Ve aynı anda hepimizin hayatından bir mazi geçiyor. Hayat ve mazinin tesirinde biz hem bir istikbal hem de bir mazi adayıyız. İnsan olduğumuz kadar da insanlıktan yanayız… Bugünkü “büyük insanlık manzarası” da bizim eserimizdir. Mazisiyle atisiyle sorumluluk bize aittir. Sorumlu ve suçlu insandır… Ve her insan pişmandır… Yeri asla yaramayacağı boyu dağlara erişemeyeceği halde yeryüzünde böbürlenerek yürüyen insan pişmandır. Kibirliliği alçak gönüllü olmaya tercih eden insan pişmandır… Kendini muktedir zannedip de ölümlü olduğunu unutarak kendini abartan insan pişmandır… Ölümden korkup da ölümü yok etmeye çalışan insan pişmandır… Ölüm sonrasına hazırlık yapmayan insan pişmandır… Ölümden nasihat almayan insan pişmandır… Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini çabucak unutan insan pişmandır… Hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğine inanarak her şeye hakim olmak için uğraşırken hayatı yaşanmaz hale getiren insan pişmandır… Çaresizlik tuzağına düşen her durumda ve her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkaran insan pişmandır… Derdi ve davası olmayan insan pişmandır… Yaptığı iyiliği büyük görüp başa kakan ve iyiliklerini anlatarak onları kıymetsizleştiren insan pişmandır. İyiliği karşılık beklemeden yapmayan insan pişmandır… İyilik yapma imkanı önüne kadar geldiği halde iyiliğe eli varmayan insan pişmandır… İnsanları hor ve hakir gören pişmandır… Büyüklük kompleksine kapılıp insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştıran insan pişmandır… Kendisine bir kötülük yapıldığında hemen karşılık veren insan pişmandır. İnandığı gibi yaşamayan insan pişmandır… İnsanları kendisinden uzaklaştıran ve gittikçe bencilleşen insan pişmandır… Dua alamayan insan pişmandır… Tevazuu unutan insan pişmandır… Öfke ve ihtirasın esiri olan insan pişmandır… Yalana göz kırpan insan pişmandır… Önyargılarla fikri ve ruhu kapanmış insan pişmandır… Beğeni duygusunu sürekli kendine yönelten insan pişmandır… Nefsinden razı olan insan pişmandır… Heva ve heveslerini kendine ilah edinen insan pişmandır… Hak ve adalet duygusunu yitirmiş insan pişmandır… Günahtan ve hayatını israf etmekten çekinmeyen insan pişmandır… Aklına geleni söyleyen sözü tartmasını bilmeyen insan pişmandır… İnsan olmanın vazgeçilmez prensiplerini küçük çıkarlar için feda eden insan pişmandır… İnsanlara güven vermeyen insan pişmandır. Gösteriş yapıp hayra da mani olan insan pişmandır… Merhamet etmeyen insan pişmandır… Aklını kalbini işletmeyen insan pişmandır… Kendinden iyi durumda olanlara bakıp üzülen insan pişmandır… İmkanlarını insandan yana kullanmayan insan pişmandır. Vermeyi almaktan daha büyük bir ihtiyaç görmeyen insan pişmandır… “Anlamaktan” vazgeçip bütün gücüyle “anlaşılmaya” odaklanmış insan pişmandır. ALLAH\’tan korkmayan insan pişmandır… ALLAH\’tan hakkıyla korkmayan insan da pişmandır… Günah ve hatasını bildiği halde tövbe etmeyen insan pişmandır… Yaşarken vicdanının sesini duymayan insan pişmandır… Bilen de pişmandır bilmeyen de… İnanan da pişmandır inanmayan da… Peki sizin pişmanlığınız hangisi? Ne kadarı pozitif pişmanlık ne kadarı negatif pişmanlık. Bir soru daha; Hangi pişmanlıklarınızdan pişman oldunuz da kurtuldunuz insanın düştüğü yerden kalkmasına ve insanlığın huzur arayışına nasıl bir katkınız oldu? Kuran diyor ki; Andolsun zamana ki insan gerçekten ziyan içindedir. Ancak iman edip de sâlih ameller işleyenler birbirlerine hakkı tavsiye edenler birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka (onlar ziyanda değillerdir). (Asr suresi) Bakın ki sayamayacağımız kadar çok pişmanlık içindeyiz. Ya sayacak kadar az olsaydı pişmanlıklarımız. İnsanın halleri ve “büyük insanlık tablosu” daha iyi olmaz mıydı. Pişmanlıklarımızın bedelidir; insanlığın huzursuzluğu ve sürüp giden tedirginliği. Her insan pişmandır ama hangi pişmanlıklar hala işe yarar. Her insandan geriye kalan bir iz vardır bu hayatta. Hepimizden geriye kalan ortak şeydir pişmanlık. Bazı pişmanlıklar yapıcıdır bazıları yıkıcı. Yapıp yıktıklarımızla elde kalan insandır…Af ve merhamet bekleyen insan…ALINTI…

  19. CAN ABİMMM.ALLAH RAZI OLSUN.RABBİM SENDEN HER DAİM RAZI OLSUN İNŞ…ALLAH,A EMANET OL ABİM ..İYİKİ VARSIN ..SELAM VE DUA İLE.Ferhat’ın yoluna çıkan Dağın adı unutuldu. Şirin’i hapseden zindanların duvarları çoktan toz oldu. Ferhat’ın Şirin’e aşkı dillerin ucunda sımsıcak konuşuyor, kalplerin taraçalarında terütaze nefes alıp veriyor. Dağ yıkıldı, duvarlar unutuldu, araya girip ayıranların isimleri anılmadı; ancak Ferhat’ın kalbinde olan, Şirin’in ruhunda gezinen aşk dağ gibi dimdik ayakta duruyor, yamaçlarını süsleyen pınarlardan nice dudak hâlâ daha ab-ı hayat içiyor… Ağlama ey aşk, ağlama ki, Leylâ’yı Mecnûn’a uzak eyleyen çöl kaç kere kurudu, kumlarını kaç rüzgârın hoyrat eteklerinde savurdu ama Leylâ’nın gözyaşları hâlâ daha aşıkların yanağını yıkıyor, Mecnûn’un deliliği her gece aşıkların aklını başına getiriyor. Çöl kaybetti ey Leylâm; senin adın kaldı. Aşkı hor görenlerin adı çöllerin kumları gibi kimliksiz kaldı ama Mecnûn’un hatırı hep kaldı.Yûsuf ile Züleyhâ’dan geriye ne kaldı ey aşk? Mısır sultanının adı hiçbir şiire sızmadı. Yûsuf’u satanların esâmesi okunmuyor, Yûsuf’a canını veren Züleyhâ, bak nasıl da hayretle anılıyor. Üzülme ey aşk, üzülme, yüzünü yıkayan gözyaşların nice Yâkub’un gözlerini açmaya ayarlı. Sultan kaybetti, kuyu kaybetti, zindan kaybetti, Yûsuf kazandı, Züleyhâ kâr eyledi. Zavallı Züleyhâ…Senin için ne müşkiller yaşadı ey aşk. Yûsuf’a sarmaşıklanan yüreğine söz geçiremedi senin yüzünden. Bir Mısırlı Züleyhâ varmış desinler diye yapmadı bunu elbet. Senin için yaptı, aşk için yaptı. Arada haram vardı ey aşk. Sen ona helali götüremedin. Ona nasip olmadı Yûsuf. Onun sevdası mahşere kaldı.Sen eskisin ey aşk. Çok eskisin. Eskicilerin alıp satamadığı kadar yeni, insanlık tarihi kadar eskisin. Her yerde, her yürekte farklı bir elbiseyle çıkıyorsun karşımıza. Ama hep aynısın. Senin adını kim koymuş bilmiyorum. Ama her yerde hazır bekliyorsun. Ve aslında yenisin, yepyenisin. Bu kadar yeni olmasan, bu kadar dolaşık olur muydu ayaklarımız senin yolunda. Kimse aşkın ustası olamadı, kimse seni kuşatamadı. Kimse tedirginliğini bırakamadı senin yanında, kimse kalbini sakin kılamadı kucağında. Hep acemi hep acemi olduk yolunda. Sen aşksın…Sen hem hayal, hem gerçeksin. Hem ırak, hem yakınsın. Bazan güneş kadar yakıcı, bazan sularca serinsin. Bizi yücelten büyütensin. Sen ateşsin…Sen her şeyi arıtır, temizlersin. Sen suların bile susadığı susun; hiç bitmez serinliksin, hiç bilinmez derinliksin.Çünkü sen bize ta ötelerden armağansın. Sen güzelsin, sen Tanrı misafirisin kalbimizin kapılarında. Seninle yıkanmayan gönüller paslı, seninle tanışan yürekler yaslı ey aşk. Tüm cefana rağmen seni gönüllerin efendisi bildik. Bin türlü yüzünü bin türlü sevdik.En güzel şarkılar senin için söylüyor ey aşk…Senin için geldi bahar.. Nisan yağmurları senin için yağıyor şemsiye şemsiye…Nevruz çiçeği senin için el verdi çiğdeme. Aşıklar senin için baharı bekliyor. Yaseminler, ıtırlar, yaban gülleri senin için desteleniyor …Sen aşksın… Anlamını bilemeyip önümüze kattığımız… Ama çok ucuzladın artık. Kurşuni binaların kasveti altında görünmez oldun. Ne Mecnûn’u kaldı dünyanın ne de Leylâ’sı. Öksüz kaldın… Yetim kaldın… Saltanatın bitti.Sen aşksın ya; tüm dünya sana kurulu sanırdım. Oysa ayarlar bozulmuş. İbre yalan yanlış işliyor. Yalancıktan açılan kapılarda kalıyorsun. Görünmez bir cadı, olmadık büyüsüyle seni kolluyor.Sil gözünün yaşlarını ey aşk, sil ki, onların isimleri ayrık otlarına konulacak; seninki de benimki de aşığınki de güllerin kokusunda her daim koklanacakDemek artık gidiyorsun. İnsanlara veda etmeden sessizce… Sana kör olmuş, sana sağır olmuş, sana lâl olmuş gönüllerden çekiliyorsun, seni unutmuş zihinlerden kaçıyorsun. Haklısın. Seni haraç mezat pazarlarda ucuza sattık ey aşk. Yûsuf’u kuyuya atar gibi. Meze yaptık seni düşkünlüklerimize. Ferhat’ı dağın ardında unutur gibi. Aşk haritaları çizemedik kalbimize. Mecnûn ile Leylâ arasında çöller yayar gibi. Sınırlarımızı oluşturamadık. Seni kalbimizin en mutena yerine koyamadık. Kerem’i Aslı’ndan koparır gibi. Aşksızların dünyasında yalnız kaldın ey aşk… Seni kaldıracak, sana kanacak bir dünya var mı dersin? Giderken bize bir esinti bırak da öyle git. Kanayan ruhumuza belki merhem olursun. Mecnûn’un çölünden, Ferhat’ın dağından, Kerem’in külünden ne varsa al götür ey aşk. Ta ki bu hasret biz aşksızların, aşkı unutmuşların yüreğini tutuştursun.Biz insanları, hayatın kalbine çeken güç sensin. Dağları deldiren sen, çölleri geçiren sen, dağları ovaları aşıran yine sen. Rabb’imizin ruhumuza üfürdüğü musikisin. Ruhumuz seninle buldu ahengini. Bilemedik. Anlayamadık. Bizi affet ey aşk… Öyle kaybettik seni ki kaybettiğimizi bile bilemedik. Affet bizi ey aşk…

  20. Yoldan En Güzel Geçen Kişi Bir kral halkı için geniş bir yol yaptırmayakarar verdi.Yapımı tamamlanan yolu halka açmadan önce, bir yarışmadüzenlemeye karar verdi.İsteyenin bu yarışmaya katılabileceğini ilan ettiren kral, yoldan en güzelgeçecek kişiyi belirleyecegini söyledi.Yarışma günü, insanlar akın ettiler.Bazıları en güzel arabalarını,bazıları en güzel elbiselerini getirmişti: Kadınlardan kimileri saçlarını engüzel biçimde yaptırmıştı, kimi de yanlarında en güzel yiyeceklerigetirmişti.Gençlerden bazıları spor kıyafetler içinde yol boyunca koşmayahazırlanıyordu.Nihayet, tüm gün insanlar yoldan geçtiler, fakat yolu kat edip tekrar kralınyanına döndüklerinde hepsi aynı şikayette bulundu:Yolun bir yerinde büyükçe bir taş ve moloz yığını vardı ve bu moloz yığınıyolculuğu zorlastırıyordu.Günün sonunda yalnız bir yolcu da bitiş çizgisine yorgun argın ulaştı. Üstübaşı toz toprak içindeydi, ama krala büyük bir saygıyla yönelerek elindekialtın kesesini uzatti:"Yolculugum sırasında, yolu tıkayan tas ve moloz yığınını kaldırmak içindurmuştum. Bu altın kesesini onun altında buldum. Bu altınlar size aitolmalı."Kral gülümseyerek cevap verdi:"O altınlar sana ait delikanlı.""Hayır, benim değil. Benim hiçbir zaman o kadar çok param olmadı.""Evet" dedi kral. "Bu altınları sen kazandin, zira yarışmanın galibi sensin.Yoldan en güzel geçen kişi sensin. Çünkü, yoldan en güzel geçen kişi,ardından gelenler için yoldaki engelleri kaldıran kişidir ! " ..SELAM VE DUA İLE AHMED ABİM

  21. Cinsiyete bağlı olmayan Zaman köpürtecek Delikanlıladan olabilmek duasıyla…güzel yazıydı eyvAllah…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s