Ölüm gelip çatmadan…

Ölüm gelip çatmadan önce insan yapacağını yapmalı. Çünkü o anki pişmanlığın hiçbir faydası olmaz. Firavun da Kızıldeniz’de boğulurken, “Ben de Musa ve Harun’un Rabbine iman ettim” demişti, ama son anda dile getirdiği bu imanı onu kurtarmaya yetmemişti. Dünyanın binbir türlü imkânlarına sahip olduğu halde, daha önceden yapmamışsa, ölüm gelip çattığında kulluk, hayır ve hasenat yapmayı ne kadar başarabilir insan? Ölümün her an gelecekmişcesine gizi tutulmasındaki sır her an ölecekmişcesine hazırlıklı bulunmak için değil midir?

Rebi’ bin Haysum evinde kazdığı bir mezarda zaman zaman yaptığı nefsî muhasebede bunu gerçekleştirmeye çalışırmış. Kalbinde bir katılık hissettiğinde hemen içerisine girip bir süre yattığı bu mezarla nefsini terbiye edermiş.

Gerçekten ölmüş, kabre girmiş gibi sorgularmış nefsini Rebi’ bin Haysum. “Ya Rabbi, beni bir daha dünyaya geri gönder. Umulur ki terk ve ihmal ettiğim hususlarda salih amel işlerim” meâlindeki âyet-i kerîmeyi okur, sonra da nefsine, “Ey Rebi’! İşte döndün. Haydi artık amel et” diye seslenirmiş.1

Rebi’ bin Haysum’un nefsiyle yaptığı bu söyleşi, görevinde tembellik ve gevşeklik gösteren nefsi susturan önemli bir hakikat değil midir?

İnsanın aslî görevi kulluk. Yani Allah’ın emirleri çerçevesinde kulluk sergilemekle mükellef kul. Her şey bu hedefe yardımcı olacak. Hiçbir şey Allah’a kulluktan uzaklaştırmayacak insanı. Kur’ân inanan kimsenin bu önemli özelliğini şu âyetiyle dile getirir: “Onlar öyle kimselerdir ki, ne bir ticaret, ne bir alış veriş, Allah’ı anmaktan, namazlarını dos doğru kılmaktan ve zekâtlarını vermekten onları alıkoymaz. Onlar, kalblerin ve gözlerin dehşetten dönüvereceği bir günden korkarlar.”2

Demek mü’mini hiçbir şey aslî görevinden koparamayacak. Kur’ân bu noktada da bizleri uyararak, “Ey îmân edenler! Mallarınız ve evlâtlarınız sizi Allah’ın zikrinden alıkoymasın. Kim bunu yaparsa, işte onlar hüsrâna düşenlerin tâ kendisidir” buyurur ve Rebi bin Haysum’un nefis muhasebesinde dile getirdiği şu dersi verir: “Sizden birine ölüm gelip de “Ey Rabbim, ne olurdu bana biraz daha mühlet verseydin de malımın sadakasını verip sâlihlerden olsaydım” demeden önce, size rızık olarak verdiğimiz şeylerden bağışta bulunun. Eceli geldiğinde hiç kimsenin ölümünü Allah geri bırakacak değildir. Bütün yaptıklarınızdan Allah hakkıyla haberdardır.”3

Şaban DÖĞEN

Dipnotlar:

1. İhyau Ulûmi’d-Din Tercemesi, 10: 398- 405.
2. Nur Sûresi: 37.
3. Münafikûn Sûresi: 9-11.

Reklamlar

18 Yanıt

  1. çok güzel bi yazı saygıdeğer ağbim …ellerine yüreğine sağlıkk

  2. VEFA NE ZAMAN ÖLÜR… Hayatımın bir döneminde ülkemizi ziyaret eden bir Japon beyefendisine bir arkadaşımın selâmıyla, refakat ettim. Japon beyefendiyi otogarda karşılayıp eve getirdim. Bu beyefendi, yıllar önce tanıştığı Hasan ismindeki arkadaşının kabrini ziyaret için ülkemize gelmişti.Aradığı Türkiyeli arkadaşı hakkında sohbet ederken, karşımdaki vefa timsali Japon uyruklu şahsiyetin, kırık-dökük Türkçesiyle; dudaklarından O, bana Kur\’ân öğretti, dünyaya bakışımı değiştirdi. Onunla tanıştıktan sonra hayatın gâyesini anladım. Yüzüm gülmezdi, sevmeyi öğrendim. Canlı, cansız her şeyle dost oldum. ifadeleri döküldü. Gözleri pırıl pırıl ışıldayan Nohora Bey\’in, sohbetin tam ortasında bu ifadeleri ne maksatla söylediğini tam anlayamadım. Ancak onun hayat hikâyesini dinledikçe, sağlam karakter yapısına hayranlığım artıyordu. \’Ne şanslı bir insan, ne mübarek bir şahsiyet, ne müstesna bir kâmet! şeklinde iç konuşmalar yapmaktan kendimi alamıyordum. Nohora Bey, elli yaşlarında gösteriyordu. Hasan\’ı tam otuz yıl önce Şam\’da tanımıştı. Üç ay kadar beraber çalışmışlar. Bu süre zarfında Hasan\’dan çok şey öğrenmiş, en önemlisi de İslâm\’la tanışmış ve Kur\’ân\’ın talebesi olmuştu. İslâm\’ın güzellikleri yüreğinin derinliklerine kadar işlemişti. Hasan bir gün memleketine dönmek mecburiyetinde kaldığını söyleyip, adresini yazdığı bir kâğıt parçasını aceleyle Nohora Bey\’in eline tutuşturmuştuAyrılırken de; \’Dostluğumuz ebedî, merak etme, zîrâ biz iman kardeşiyiz artık.\’ demişti.Hasan\’a karşı vefa hissiyle dolu Nohora Bey, adresin yazılı olduğu kâğıdı göz nuru gibi saklamış. Onu kıymetli bir deri muhafaza içinden itina ile çıkarıp bana gösterdi. Kâğıdın defalarca açılıp katlandığı belli oluyordu. İlk üç sene, hiçbir cevap almamış olmasına rağmen, bu adrese her ay mektup gönderdiğini söyledi. Sonraki yıllarda bayramları dostluğunun pekişmesine vesile kılıp aksatmadan bayram tebrikleri gönderdiğini ve tam otuz sene, hiçbir cevap alamadığı hâlde bıkıp usanmadan yazdığını ifade ediyordu.Hayatının müteakip dönemlerinde, Hasan\’ın memleketine daha yakın olmak için, kendi isteğiyle bir firmanın Suudi Arabistan temsilcisi olmuş ve Riyad\’a taşınmıştı. Düşüncelerini, belkide biraz daha yakın olmak istedim buralara. diyerek ifade ediyordu. Nohora Bey, Hasan\’dan hiç cevap alamayınca bir gün, \’Son bir defa daha yazayım. Bu defa da cevap alamazsam, bir daha yazmanın mânâsı yok \’der. Son mektubu yazarken, Hasan\’ın sağlığından şüphe duyduğunu da dile getirir. Ne var ki bu son mektuba cevaben, Türkiye\’den bir mektup gelir. Dünyalar onun olmuştur. Bir solukta Türk Büyükelçiliği\’ne gider, mektubu tercüme ettirir. Mektup, Hasan\’ın akrabasından gelmiştir. Mektupta özetle, Hasan\’ın otuz yıl kadar önce trafik kazasında vefat ettiği belirtilmektedir. SIZINTI: Cüneyt EREN

  3. Bir Uzun UykuYavaş yavaş geçmekte yıllar Şu yaşımda bile hissediyorum Geriye dönüp bir baktığımda Saniyelik bir hayat görüyorum Yavaş yavaş geçmekte yıllar Ölüm ki, bir uzun uykudur Ne zaman, nerede,nasıl gelecek Hayat bir şarkıdır dillerde Bir gün,bir kalemde bitecek Ölüm ki,bir uzun uykudur Ölüm bir rüzgardır,alır götürür Şol dağlar gibi karlı başları Bekliyor yerin altı elbet koynuna Çalıyor gönüllerde acı çanları Ölüm bir rüzgardır,alır götürür Ölüm ki, bir uzun uykudur Toprağın karnında yatacak başlar Biletler kesilecek,dönüşsüz yolculuğa Gözlerden dökülecek hazin yaşlar Ölüm ki, bir uzun uykudur **************************************SELAM VE DUA İLE BİDENEMMM.CAN ABİM ALLAH HER DAİM SENDEN RAZI OLSUN.RABBİME EMANET OL.

  4. "Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah\’a ve Resülü\’ne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah\’a ve Resülü\’ne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir."HADİS-İ ŞERİFHAYIRLI AKŞAMLAR CAN ABİM SELAM VE DUA İLE A.E.OL..

  5. Resulullah (s.a.s), buyuruyor; “yedi şey gelip çatmadan hayırlı ameller yapmaya bakın. Yoksa siz iyi amelleri işlemek için, her şeyi unutturan fakirliği mi, azdıran zenginliği mi, insanın aklını ve bedenini bozan hastalığı mı? Bunaklaştıran ihtiyarlığı mı, ansızın ve süratli gelen ölümü mü, yoksa beklenen şeylerin en kötüsü Deccal’i mi, yoksa bunların hepsinden çok daha zor ve acı olan kıyameti mi bekliyorsunuz da, hala hayırlı ameller yapmıyorsunuz?” Tirmizi- zühd–3Şaban döğen hocamıza Allah tan rahmet dilerim mekanı cennet olsun.Allah razı olsun…selam ve dua ile kardeşim

  6. Yağmur, diğer ismiyle "bereket" hep yukarıdan aşağı doğru yağar. Tane taneve belirli aralıklarda, belirli boyutlarda. Kimi zaman ismi "yağmur" olurçisil çisil yağar yaz yağmuru gibi, kimi zaman da "dolu" olarak yağar iriiri, sert, tıpkı misket gibi. Kışın, üşüyen damlalar kristalleşir ve buzdankar tanelerine dönüşür de yağar lapa lapa. Ama hep yukarıdan aşağıya, tevazuile. Hiç itirazsız toprağa karışır, tohumları bulur ve besler. Gün gelir butohumlar toprağı yarıp yeryüzüne çıkar, yeşerir. Onlar da tevazuundanbaşlarını yere eğer, rahmet yine yukarıdan aşağı tecelli eder.Suyun subuharı halinde yükselip, soğuk havayla karşılaşması sonucu nem yüklütanecikler içeren bulutlar oluşur. Doyma noktasına ulaşan bulutlardan iseyağmur yağar. İşte bir âlim de önce – bilgiyle – yükselir, yükselir sonrasoğuk havayla – imtihanlarla, sıkıntılarla – karşılaşır. İlme yeterincedoyan, hemhâl olan âlim başlar yağmur gibi yağmaya, yukarıdan aşağıya ilimyağdırmaya. Mevlâna\’nın dediğince : "Bulutlar ağlamasa yeşillikler nasılgüler?"Yağmur nasıl ki gökten yere iner ve toprağı besler, âlimlerimiz de su gibiönce bilgiyle yükselip sonra rahmet gibi aşağıdaki biz topraklara -topraktan yaratılmışlara – bilgi yağdırır ve bizi – bire bin veren başaklargibi – bilgilendirirler. Toprak için yağmur ne ise cahil için de âlim odur.Toprak bir seviyeden sonra suya doyar ama mü\’min ilme asla doymaz. Oyüzdendir ki Efendimiz (a.s.m.) : "İlim mü\’minin yitik malıdır, onu neredebulursa alır." buyuruyor.Yağmuru seyretmek, toprakla bir araya geldiğinde etrafa yayılan kokuyuiçimize çekmek ne kadar güzelse, ilim öğrenmek de bir o kadargüzeldir…değil mi ki sonsuz İlim Sahibi\’nden gelir…Allah (c.c.) cümlemizi, bağrında yeşermeye namzet iman tohumu bulunan"toprak"lardan eylesin. Amin…/Canan AYDEMİRAllah razı olsun .Selametle inş.

  7. öyleyse düşün,anla ve ağlaResulullah (sav)’in Namazı:Hz Ali (ra) şöyle anlatır: “ Bedir harbinde Rasulullah’ın bir ağaç altında ağlayarak namaz kıldığını gördüm Hatta öylece sabahladı “ (Fezail-i A’mal, 299 )Bu ağlayış halinin yanında Alemlerin Efendisi Hz Muhammed Mustafa (sav) ‘in göğsünden namaz esnasında zaman zaman da tencere kaynarken çıkan ses gibi birtakım sesler işitilirdiHz Aişe validemiz buyururlar : “ Rasulullah (sav) namaza durduğunda zaman zaman yüreğinden kazan kaynaması gibi ses gelirdi” (Ebu Dabud, Salat, 157, Nesai, Sehv, 18 )Hz Aişe validemiz, Rasulullah (sav)’in namaz kılışıyla alakalı olarak ayrıca şunları söyler : “ Rasulullah bizimle konuşur, biz de onunla konuşurduk Ama namaz vakti gelince sanki bizi tanımıyor gibi bir hale gelir, bütün varlığıyla Allah’a yönelirdi” ( Fezail-i A’mal, 303 )Hz ömer (ra) ‘ i Mecusi mızrakla yaralamıştı Devamlı bir suretle kan kaybediyordu Bir müddet sonra kendinden geçti ve bayıldı Bu bir ölüm baygınlığı idi Fakat namaz vakitleri girdiğinde kulağına eğilip :“ Namaz Ya ömer, namaz!” dediklerinde Hz ömer hayret verici bir irade ile ayılıyor ve o haliyle namazını eda ediyordu “Namazı olmayanın islam’da yeri yoktu!!” ifadesini tekrarlıyor ve sonra tekrardan kendinden geçiyorduHz Ali (ra ), namaza durduğunda beti benzi sararır, kendi vücudu dahil her şeyden sıyrılırdı Bir muharebede mübarek ayağına batan oku, kendi arzusu üzerine namaz esnasında çıkardıklarında bunun farkında dahi olmamıştıO’na : “Ey mü’minlerin emiri! Namaz vakti gelince niçin yüzünüzün rengi değişiyor ve titremeye başlıyorsunuz?” diye sordularBuyurdu ki: “Yerin ve göğün kaldıramadığı, dağların taşımaktan aciz kaldığı bir emaneti eda etme zamanı gelmiştir Onu kusursuz olarak yapabilecek miyim, yapamayacak mıyım , bilemiyorum”HzHasan (ra) ‘ın abdest esnasında rengi farklılaşırdı Bunu gören bir kimse: “ Ya Hasan! Abdest alırken niçin böyle sararıp soluyorsun?” diye sorduO da şöyle cevap verdi: “ Yegane kudret sahibi, Aziz ve Celil olan Allah’ın huzuruna çıkma vakti gelmiştir”Hz Hasan (ra) mescide girerkende şöyle dua ederdi :” Ey Rabbim! Kulun kapındadır Ey lutuf sahibi Allah’ım! Günahkar kulun sana gelmiştir Sen Salih kullarına, kötü kimselerin kötülüklerini afvetmeyi emrettin çünkü sen afv ve kerem sahibisin Ey Allah’ım! Benim yaptığım kötülükleri de o afv ve kereminla bağışlayıp bana merhamet eyle!”Zeynelabidin Hazretleri de, abdest için kalktığında sararıp solar, namaza başlayacağı zaman ayakları titrerdi Sebebini soranlara: “ Kimin huzuruna çıkacağımdan haberiniz yok mu?” diye cevap verdiBir defasında o namaz kılarken evinde yangın çıkmıştı Fakat onun bundan haberi olmadı Selam verince durumu kendisine haber verdiler ve :” Evin yandığı halde sana bunu farkettirmeyen şey nedir?” diye sordularZeynelabidin Hazretleri :” insanları bekleyen ahiret yangını, bana dünyadaki bu küçük yangını hissettirmedi” DediAmir bin Abdullah, namaza durduğunda dış dünya ile bütün alakası kesilir ve masiva ile alakalı hiçbir şey onun namazdaki huşusunu bozamazdı Ve : “ Namazda başkalarının söz ve hareketlerinin farkına varmaktansa , vücuduma ok saplanmasını tercih ederim” Derdi***RABBİM RAZI OLSUN AHMET KARDEŞİM…DUAMDASINIZ…SELAMETLE…. :)şimdi de kendi namazlarımıza bakalım

  8. Seni herkesin terkettiği anda bile..Yüceler yücesi Rabbinin Seninle olduğunu unutma..!Ne iyilik yaparsan karşılıksız yap..Çünkü insanoğlu iyiliğe beşerce cevap verir.Oysa ALLAH(cc) Rahmanca ve Rahimce..Hal böyle iken hangisi daha karlıdır?Hala nefsimizde çelişkidemiyiz?Iyilik yapip karşılıgı beşerden mi bekliyoruz..??Düsün, düsün ve yine düsün..Tefekkür maneviyata açılan bir kapıdır..Arala kalbinin kaplarını..Eşsiz ve hazzi bol bir seyahata çık..Bütün herşeyi bir anda olsa arkada bırak..Kalbine O`nun aşkını koy..Ve sükret…Dertler birer sınavdır..Sınavı kazanman için iki formul vardır;Sabır ve sükür..Umide tutun…Umitvar ol…Vuslatı düsünTeselli bul.. ALLAH RAZI OLSUN KARDESIM GUZEL BIR PAYLASIM

  9. Dostluğun kolları birbirimizi dünyanın bir ucundan bir ucuna kucaklayabilecek kadar uzundur. (Montaigne)HAYIRLI CUMALAR AHMED KARDEŞİM ABLANI UNUTMADIĞIN İÇİN YÜREKTEN TEŞEKKÜR ALLAH\’IMA EMANET OL

  10. BU DA GEÇER YA HU… Sultan Mahmut bir gün vezirlerinin hepsini toplayıp, bana bir yüzük yaptırın ve üzerine öyle birşey yazdırın ki ona her baktığımda, hüzünlüysem neşeleneyim, neşeliysem hüzünleneyim diye buyurmuş.Vezirler toplanmışlar dört bir yana haber salmışlar. Sonunda bir gün yüzükle sultanın karşısına çıkmışlar, yüzüğü vermişler. Sultan Mahmut tamam işte bu demiş. yüzüğün üzerinde ; " BU DA GEÇER YA HU" yazıyormuş…. Alıntı…

  11. kevser havuzu mahşer günüallahü teala"nın peygamberimiz"es.a.v.ihsan buyurdugu gayet büyük birhavuzdur. bunun pek tatlı,berrak suyundan mü"minler icecek,mahşerin dehşetinden ileri gelen hareretlerini gidereceklerdir ve birdaha susamayacaklardır,,hayırlı günler güzel bir hafta sonu dilerim selam ve dua ile kal.

  12. ÖlümÖlüm,esrarı silen şifrenin ta kendisi Ölüm,gerçeğin,veche soğuk esintisi Ölüm,bedendeki hayatın kesintisi Ölüm,lahzada ki gerçeğin tecellisi. Ölüm suretin aslı ile birleşmesi, Ölüm Toprağın can ile yeşermesi, Ölüm ruhunun terk-i diyar etmesi, Ölüm mananın madde’den de ötesi. Ölüm zamanın sekte edip düşmesi Ölüm mekanın emir ile göçmesi Ölüm varlığın tezahür edip gelmesi Ölüm yokluğun zihindeki sekmesiBİDENEMMM..ELLERİNE ,EMEĞİNE SAĞLIK ..YÜREĞİ GÜZEL CAN ABİM …RABBİM HER DAİM RAZI OLSUN SENDEN..SELAM VE DUA İLE ALLAH,A EMANET OL….

  13. ÖLÜM MELEĞİ-AZRAİL O, kullarının üstünde yegâne kudret ve tasarruf sahibidir. Size koruyucular gönderir. Nihayet birinize ölüm geldi mi elçilerimiz (görevli melekler) onun canını alırlar. Onlar vazifede kusur etmezler. (6/61)Allah\’a karşı yalan uydurup iftira düzenden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken "Bana da vahy geldi" diyen ve "Allah\’ın indirdiğinin bir benzerini de ben indireceğim" diyenden daha zalim kimdir? Sen bu zalimleri, ölümün ‘şiddetli sarsıntıları\’ sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın, bugün Allah\’a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O\’nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen… (6/93)Melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o inkâr edenlerin canlarını alırken görmelisin. (8/50)Söküp çıkaranlara, andolsun; (79/1)Yavaşça çekenlere, (79/2)Yüzdükçe yüzenlere, (79/3)Yarıştıkça yarışanlara, (79/4)

  14. Secde, namazın en mühim rüknüdürSecde, Allah Teâlâ\’ya gösterilen ta\’zimin en üst noktasıdır Namazda kıyâm ve rükû\’ mertebelerinden geçerek gittikçe artan mahviyet ve hürmet, secde ile son dereceye varırSecde, her türlü yabancı duygulardan uzak, mutlak bir teslimiyet ve sâf bir kulluğun ifâdesidirİslâm ma\’bedlerine secde edilecek yer demek olan mescid isminin verilmesi de secdenin önemini göstermektedirSecde kulun kulluğunu tam mânasıyla duyduğu ve bu duyguyu izhâr ettiği bir andır Bu sebeble hadîs-i şerîf\’te:"Kulun Allah\’a en yakın olduğu an, secdedeki hâlidir" buyurulmuşturSecde mü\’minin Allah\’a ilticâsının en güzel şeklidir Benlikten kurtulup mâsivadan sıyrılıp Bâkî-i Hakikîye ulaşmanın sırrıdırSecdenin Ehemmiyetini Gösteren Bâzı Hâdis Meâlleri:Hz Peygamber\’in (asm) âzadlısı Sevban Hazretleri, Resûl-i Ekrem Efendimize bir gün şu suâli sorarlar:- Yâ Resûlâllah, bana öyle bir amelden haber ver ki onu işlediğimde Allah Teâlâ beni Cennetine koysunResûlüllah Efendimiz ise, bu suâle cevaben şöyle buyururlar:"Çok secde etmeye bak Her secdeden dolayı, Allah bir dereceni yükseltir, bir hatânı afveder"Bunu te\’yid eder mâhiyette Hz Râbia bin Kâ\’b diyor ki:"Ben zaman zaman Cenâb-ı Peygamber ile beraber gecelerdim Bir gece kendilerine abdest suyu ve bâzı ihtiyaçlarını hazırlayıp getirdim Memnun kaldılar ve:- Benden isteyin! buyurdular- Cennette sizinle olmak isterim, dedim- Bundan başka iste, buyurdular- Hayır, isteğim sadece budur, dedimBuyurdular ki:- Öyleyse çok secde etmekle bana yardımcı ol"alıntıdırakşamın nur olsun ablası … Rabbim razı olsun …

  15. Olurda bir namaz sonrası bulur mu beni ölüm ?En elzem anımda, en ihlaslı halimle….Affıma vesile olur mu kendimce nasuh saydıgım tevbelerim ,şükrünü eda edemeden kıldıgım huşusu mechul secdelerim….Unutuklarımı unutmamasına karşın kalbimdekileri en iyi bilen Rabbim kurtuluşumu bir namaz sonrası titreyen yüreğime ve günahkar dilimden dökülemeyen uzun hecelere gizler mi…?Ve…..Bir cuma sonrası bulur mu beni ölüm…?En elzem anımda , en aşk dolu halimle….Tüm noksanlıklarımı gören,görmeyi beceremediklerimi bilen Rabbim Er – Rahman ismiyle muamele edip bağışlar mı cehennem misali dünya hayatımı…Sonsuz affedici ,merhamet ve kerem sahibi O!Geri çevirir mi kapısına boynu bükük geleni…?Ve….Ellerim semada bulur mu beni ölüm…?En elzem anımda en pişman halimle….Dünyayı kendine zindan bilemeyen kalbim atar mı son kez seccadem üstünde…Veda edemediğim hayallerime bir el sallayacak vakti verir mi ecelim bana ve hızına yetişememe ragmen nasıl gectiğinide anlamadığım zaman son dakikalarını kurban eder mi benim ölümüme…?Ve…Bir rahmet akşamı bulur mu beni ölüm….?Namaza durmuşken tüm azalarım sonlanır mı sonu gelmeyen isteklerim,şikayetlerim…Yüzüm kıbleye dönük,kapanır mı gözlerim…Ahirete dair düşlerim…O\’nu anlatamayan kelimelerim….Gercekleştirilmeyi bekleyen amellerim küskünken bana ve gönlüm hasretken bahara ,daha kaç kez yagmurda ıslanır,daha kaç sonbaharda sonu bekler yüreğim…?Ve…Medine yollarında bulur mu beni ölüm….?En elzem anımda,en özlem dolu halimle…Huzuruna cıkmaya yokken yüzüm ve şefaatine muhtaclıgım olsada hüznüm… boş yaşanmışlıklar yakarken içimi,kavrulur mu tüm günahlarım yüreğimdeki ateşte!.Tüm yoldaşlarımla yollarımı ayıran ,hayatla bagımı koparan Rabbim yanışlarımı , gözyaşlarımı Rahmet yağmurlarına dönüştürür mü o büyük gün…?Ve….Hayırla sonlanan yaşamlar duragında bulur mu beni ölüm….?Zaman atım bu durağa vardıgında arkamda bıraktıklarım ağlar mı ardımdan….Ellerim,bedenim,sahiplenmişliklerim şahidim olurken kaçamadıklarım ,sığdıramadıklarım,düşünemediklerim defterimin yönünü degiştirir mi ?Binlerce soruyla savaşırken beynim ve \’\’ölüm var\’\’ demeye alışkınken dilim ,bir tebessümle sonlanır mı dünya hayatım…huzur ikliminin tadına varıp ,dolarmı sevinçle yüreğim….Ve…Evet…Bir gün benide bulacak ölüm…belki en elzem anımda belki en ummadıgım anda…\’\’inna lillahi ve inna ileyhi raciun\’\’ benim arkamdan söylenecek bir gün…işitemediğim sela benim ölümümü duyuracak…Güneş bensiz bir sabaha doğacak,rüzgar benim olmadıgım kentte esecek,hissetmiyecek tabiat yoklugumu,bensiz gececek her gün…Ruhum fatihalar arayacak,hatırlanmak isteyecek….ölüm benide bulacak bir gün…O dem ki perdeler kalkar perdeler iner…azraile hoşgeldin diyebilmektir hüner….Ölüm güzel şey budur perde ardından haber ,hiç güzel olmasaydı ölür müydü peygamber(s.a.v.)…(N.f.k) üstadın sözleri gibi korkusuzca bekleyecekmiyim ölümü….?amellerim yetecek mi ,istedigim başlangıclara….Özlemişken…cok özlemişken …ellerim uzanacak mı tertemiz baki hayatıma……Beklenen gün üzerine kutsal saydıgım Çilem!Yetişecek misin imdadıma…?Bil işte ne umutlar bağladım ,benliğimden geçipte geldim ben Sana…. YÜREĞİNE SAĞLIK BİDENEM…YÜREĞİNDEN ÖPER KARDEŞİN.RABBİM RAZI OLSUN SENDEN..HAKKINI HELAL ET ABİMMMM.SELAM VE DUA İLE.

  16. “Hata Benimdir” Diyerek…Toplum içindeki birlik beraberliğimiz bizim için çok mühimdir. Bu sebeple konuştuğumuz dostlarımızı, tartıştığımız muhataplarımızı kırıp incitmekten ciddi şekilde çekinir, olanca gayretimizle birlikteliğimizi korumaya çalışırız.Bizim bu birlikteliğimizi koruma gayretimiz büyüklerimizde gördüğümüz örneklerden gelir..İşte bu örneklerden birini takdim etmek istiyorum bugün sizlere. Özellikle farklı fikir sahipleriyle konuşurken birlikteliğimizi zedeleyecek üslup ve tavırlardan kaçınmamızın gerektiği şu günlerde bu gibi örnekleri hatırlamaya ihtiyacımız fazla.Yaşanmış bu örnekleri okuduktan sonra biz de dostlarımızı incitmekten, muhataplarımızı darıltmaktan benzeri bir dikkat ve titizlikle kaçınır, hatta bir incinme ve kırılma halinde suçu kendi üzerimize alarak gönül birliğimizi koruma örnekliğini biz de verebiliriz.İşte size kırılma ve darılmayı önleyerek kardeşliğimizi yenileme adına suçu kendi üzerine alma fedakârlığından unutulmayan bir örnek…***Medine’de bir sohbet sırasında Hazreti Ebu Bekir Efendimiz kendi düşüncesini ortaya koyar. Hz. Ömer Efendimiz de karşı düşüncesini ortaya koyar. Efendimiz (sas)’den açık seçik bir hükmün bilinmediği konularda sahabe arasında farklı görüşler rahatça dile getirilirdi. Bu normaldi. Fakat bu defa Hz. Ebu Bekir (ra) Efendimiz bu karşı görüşün üslubundan biraz kırılır gibi oldu ve Hz. Ömer Efendimiz’e:Zaten ben ne söylersem sen onun aksini söylersin!.. deyiverdi. Bunun üzerine Hazreti Ömer Efendimiz’in ses tonu biraz daha yükseldi. Karşı görüşünü daha yüksek ses tonuyla dile getirdi. İşi daha ileri boyutlara götürmekten çekinen Hz. Ebu Bekir (ra) hemen kalkıp dışarı çıktı ve doğruca Efendimiz (sas)’in huzuruna gelerek kendisinin sebep olduğunu düşündüğü gergin olayı şöyle anlattı:Ya Resulallah! dedi, Ömer’le konuşurken ‘zaten ben ne söylersem sen onun aksini söylersin’ diye bir karşılık verdim, kırıcı ve kabaca davrandım galiba, durumu nasıl düzelteceğimi bilemiyorum.Bu arada Hz. Ömer Efendimiz de yükselttiği kendi ses tonundan dolayı pişmanlık duymuş, o da kalkıp doğruca soluğu Hz. Ebu Bekir’in evinde almıştı. Meydana gelen kırılmayı hemen telafi etmeyi düşünüyordu. Ancak onun evde olmadığını öğrenince o da, doğruca Resulü’nün huzuruna gelip mahcup bir şekilde durumu olduğu gibi anlatma gereği duydu. Efendimiz (sas) en sadık dostu Ebu Bekir’in yüksek sesle incitilmesine razı olmuyordu anlaşılan. Bundan dolayı Hz. Ömer’e hitaben:- Ya Ömer! Hicret arkadaşımı bana bırakmalı değil miydin? diye sitemde bulundu. İşte bu sitemli sözden sonra olayın, Ömer’i zor durumda bırakmaya doğru geliştiğini gören Hz. Ebu Bekir Efendimiz’in gönlü buna razı olmadı. Hemen bulunduğu yerden iki dizi üzerine gelerek:Ya Resulallah dedi, kabahat Ömer’de değil bende idi. Ben sorumluyum o konuda!.. Ve sorumluluğu tamamen kendi üzerine alıp nefsini suçlu gösterdi. Böylece kendini hatalı göstermek suretiyle incinip kırılmayı ortadan kaldırıverdi,gönül birliğini tekrar sağlayarak geriye bir incinme izi dahi bırakmadı.. (Buhari)İşte bugün bizim hem kendi nefsimizde hem de dostlarımızda aradığımız örnek budur. Meydana gelen incinmeyi önlemek ve anlaşmazlığı çözmek için sorumluluğu kendi üzerine alma, kendini suçlu gösterip arayı düzeltme fedakârlığı. Buna siz karşı tarafı kazanmak için kendi nefsini suçlama kahramanlığı da diyebilirsiniz.. Anlaşmazlıklarımızın böyle incinme ve kırılma boyutlarına ulaşacağı yerlerde hemen araya girip sorumluluğu üzerimize aldığımız takdirde, biz kazanan taraf oluruz. Hazreti Ebu Bekir Efendimiz’in sorumluluğu üzerine alarak meseleyi çözüvermesi gibi bir problem çözme kahramanlığı olur bu. Çünkü siz cennetle müjdelenen Hz. Ebu Bekir’in (ra) kahramanlığını tatbik ediyorsunuz şahsınızda.İşte bütün mesele burada, bu ahlak ve anlayışta. Hataları, kendi üzerine alarak dostlarıyla, çevresiyle, toplumla hep anlaşma zemini arama kahramanlığında? Ne dersiniz, burada yazımızın başlığını bir daha okuyalım mı?Hata benimdir diyerek suçu üzerine alıp kardeşliğimizi yenileme kahramanlığına siz de var mısınız?Ahmed Şahinemeginize saglık hayırlı aksamlar simdiden asüre gününüz mübarek olsun …..

  17. SESSİZ GEMİ Artık demir alma günü gelmişse zamandan, Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan. Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli, Bîçare gönüller! Ne giden son gemidir bu! Hicranlı hayâtın ne de son mâtemidir bu! Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler; Bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler. Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden, Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden. Y.Kemal Beyatlı önemli olan o son yolculuk vakti geldiği zaman yanımızda götürebildiklerimiz\’dir en önemlisi seven bir kalb temiz bir ahlak sabır,iyilik ve tevazu dolu bir yaşam gününün hayırlı ve iyilik dolu geçmesi dileğiyle

  18. ŞÜKRET HALİNE Koskoca sandığın şu dünya ne kadar küçük bir bilsen. Hele sen; çok büyüğüm, zenginim, varlıklıyım, her şeyi satın alırım da desen, Ve desen ki emrimde binlerce insan var hepside benim için yaşar, Ancak şunu bil ki büyüklüğün bulunduğun yerde boyun kadar. Söyler misin hangisi gelir seninle? Benim için yaşar dediğin emrindeki insanlar mı? Yoksa zenginim varlıklıyım dediğin malın mülkün mü? Hepsi hikaye, götürmek için ebediyete, Bile sin ki üç şey gelecek seninle, Sevapların, günahların ve sen. Ne ev, ne araba, ne mal mülk, Nede üzerinde bir elbise, Elim, ayağım, gözüm, kulağım dediğin, İçerisinde yaşadığın bedenin bile, Yok olup gidecek gelmeyecek seninle. Var mı ötesi daha anlatmanın? Yoksa ölüm hiç gelmeyecek mi sanırsın? Aslında dünyada da ebediyet için yaşayabilirsin. Öncelikle yapabileceğin iş, Allah’a kulluk edip, haline şükretmelisin. Hep kendinden yüksektekini değil, alçaktakini görmelisin. Dünyada açlıktan ölen insanlarında olduğunu bilmelisin. Düşünsene senin ekmeğinin yanında katığın var, Onun bırak katığı, hayatı bir ekmek kırıntısına bakar. Yoktur doğru düzgün elbisesi, ayakkabısı giyecek. Yoktur evi barkı, onun tek istediği bir parça ekmek. Kimi insanın vardır eksik olan uzvu, Kiminin eli, kiminin ayağı, kiminin gözü, Kimi doğuştan, kimi sonradan özürlü, Nankörlük etme haline şükret ey insanoğlu. +++++++++++++++++++++++BİDENEM BENİM CAN ABİMMM..O GÜZEL YÜREĞİNDEN KOCAMAN ÖPER KARDEŞİN…SENİ ÇOK SEVİYORUM ABİMMMMMM BENİM…SELAM VE DUA İLE..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s