…Hicretin bir ucunu Allah için herşeyden feragat eden Muhacirîn tutmuş, gitmekte; öteki ucunu ise Allah için herşeyden feragat edenler için herşeyden feragat eden Ensar tutmuş, “Bize gelin!” demektedir.

Her hicret, Ensar ister

HİCRET DEYİNCE, her mü’minin aklına önce Hz. Peygamber aleyhissalâtu vesselam, sonra yol arkadaşı Ebu Bekir radıyallahu anh, sonra Mekke, sonra Medine gelir. Bir adım sonra, Mekke’den Medine’ye hicret eden sair sahabileri de düşünürüz.

Hicret deyince akla gelenler hayalimizde bu şekilde bir bir canlanırken, Hicret deyince muhakkak akla gelmesi gereken bir grup insan bir şekilde nazarlarda gizlenir yahut gerilerde kalır.

Bu bir grup insan, Ensar’dır. Ensar: Mekke’den hicret eden Muhacir sahabilere, her açıdan yardım elini uzatan Medineli sahabiler.

İşte o Ensar, Hicret hatırlara geldiğinde, unutulmasa da, sıralamada geri kalır ve nazarlardan gizlenir.

Kimbilir, belki de, Hicretin asıl zor tarafını Mekkeli mü’minler gerçekleştirdiği içindir bu. Hz. Peygamber’in bile, terkederken geri dönüp “Benim için sen, Allah’ın arzında bana en sevgili yersin. Kavmim beni mecbur bırakmasıydı, seni asla terketmezdim” buyurduğu yerdir Mekke. Kâbe’si, Zemzem’i, Safâ ile Merve’si, Hira’sı ile, az ötedeki Arafat’ı ile, insanlık tarihinin en ulvî hatıralarını özünde taşıyan yerdir. Allah’a ibadet için inşa edilen ilk bina da Mekke’dedir, sözlerin en güzeli olarak Kur’ân-ı Hakîm de ilk olarak burada Peygamber’e inmiştir.

Peygamber aleyhissalâtu vesselam ve Mekkeli sahabiler, işte böylesine kudsî hatıralar yüklü olduğu halde Mekke’yi terketmişlerdir. Dahası, yanlarına alabildikleri üç-beş eşya ve üç-beş dinar dışında, dünyalık namına neleri varsa onları da geride bırakarak ayrılmışlardır bu şehirden. Daha da ötesi, birçoğu anasını, babasını, eşini, evladını ve her hâlükârda akrabasını arkada bırakarak ayrılmıştır Mekke’den.

Dolayısıyla, Hicret deyince, feragatin büyüğü, elbette Mekkeli Muhacirîn’e aittir. Zira, imanları için herşeyden ve herkesten geçmişlerdir. Kurulu düzenlerini bozmuş, işlerini-güçlerini bırakmış, eş-dost-akrabadan kopmuş; sırf imanlarını tam olarak yaşamak adına, hepsinden feragat etmişlerdir.

Ama birşe var ki, Mekkeli sahabiler, hicret ederken, bir bilinmeze doğru göç etmiş de değillerdir. Peygamber aleyhisselam ve yol arkadaşı Ebu Bekir, hicret ederken, meçhul bir diyara ve meçhul bir akıbete doğru hicret ediyor değildir.

Zira hicret, apar-topar, bir anda ve bir belirsizliğe doğru bir yolculuk değildir.

Sahabiler de, Hz. Peygamber de, hicret ederken, nereye, hangi şartlarda, kimlerle karşılaşmak üzere gidiyor olduklarını bilmektedir.

Açıkçası, Hicret, Mısır’dan Filistin’e o mucizevî hurucunda Hz. Musa’nın yaşadığına benzer mihnetler barındıran bir yolculuk değildir. İkibin küsur metrelik derinliğiyle Kızıl Deniz’in yarılıp yol olarak açıldığı bu mucizevî hurucun akabinde Eriha’ya varıldığında gelen cihad emri karşısında Benî İsrail’in tavrı “Ey Musa! Git, sen ve Rabbin savaşın!” aymazlığı iken; Medineli sahabiler, Hicret gerçekleşmeden evvel, hem de iki kez Akabe’de Peygambere biat etmişlerdir.

Hem de nasıl bir biat!

Akabe biatlarında Ensarın en ziyade öne çıkan ismi Es’ad b. Zürâre’nin dediği şekilde, onlar, Peygamber aleyhisselamı ve Mekkeli sahabileri Medine’ye davet ederken, kendileri için nelere davetiye çıkardıklarının farkında olarak bu biatı etmişlerdir:

“Bizler, ancak bu zâtın Resûlullah olduğunu bilerek, develerimizin böğürlerini tepe tepe buraya gelmiş bulunuyoruz. bugün kendisini alıp Medine’ye götürmek, bütün Araplardan ayrılmaş, ayrı baş çekmek, ve neticede en hayırlılarınızın öldürülmesi ve sizlerin de kılıç darbeleriyle kesilip biçilmeniz demektir. (…) Ey insanlar! Muhammed’e ne üzerine bey’at edeceğinizi biliyor musunuz? Siz ona; Arap ve Arap olmayanlarla, bütün cin ve insanlar topluluğu ile savaşmak üzere bey’at edeceğinizin farkında mısınız?”

Yahut Abbas b. Ubâde’nin dikkat çektiği şu istikbale razı olarak:

“Sizler; insanların kızıl ve kara derilileriyle savaşmak üzere kendisi ile biatlaşacaksınız!

Eğer karşılaşacağınız musibetle mallarınız azaldığı, eşrafınız öldürüldüğü zaman ona yardım etmeyecek, kendisini muhaliflerinin ellerine bırakacaksanız, vallahi bu, dünyada da, ahirette de yüzkarasıdır. Şimdiden bundan vazgeçin.

Fakat eğer sizler kendisine vaadde bulunduğunuz yardım, barındırma, muhaliflerinden koruma gibi şeyleri yerine getireceğinize kani iseniz, mallarınızın azalması ve eşrafınızın öldürülmeleri pahasına da olsa onu tutunuz ki, vallahi bu da, dünyada da, ahirette de hayırlıdır!”

Onlar işte bunun farkında olarak Akabe’de Hz. Peygambere biat edip onu Medine’ye davet etmişlerdir.

Verdikleri bu sözün şartlarını da bihakkın yerine getirmişlerdir. Mallarını da, zamanlarını da, hayatlarını da Resûlullah için feda etmekten çekinmemiş; asla ve kat’a, “Git, sen ve Rabbin savaşın!” kabilinden bir aymazlığa düşmemişlerdir. işte Bedir, işte Uhud, hele ki Hendek, bunun apaçık delilidir.

Bu açıdan bakıldığında ise, Hicrette Ensar’ın da hissesi daha bir berraklıkla çıkar karşımıza.

Anlarız ki, Hicret, tek-taraflı bir göç değildir.

İmanından dolayı yurdunda barınamayan ve canına kastedilen bir topluluğun, imanını yaşayabilmek için meçhul bir diyara göç etmesi değildir Hicret.

İmanından dolayı yurdunda barınamayıp canlarına kastedilen bir topluluğun, imanlarını yaşayabilmeleri için her açıdan onlara yardıma, her türlü destek ve korumaya söz veren insanların olduğu bir diyara yapılan göçtür o.

Hicretten söz ediyorsak, bir tarafta tanım gereği elbette Muhacirîn, yani ‘göç edenler’ vardır.

Ama diğer tarafta o hicret edenleri yurtlarına kabule, her açıdan yardıma, desteğe ve korumaya önceden söz vermiş Ensar, yani ‘yardımcılar’ da vardır.

Hicret, bir bilinmeze yolculuk değildir. Bir “Git, sen ve Rabbin savaşın!” yolculuğu da değildir. Bir “Gidin, siz ve Rabbiniz savaşın!” yolculuğu da değildir.

Hicretin bir ucunu Allah için herşeyden feragat eden Muhacirîn tutmuş, gitmekte; öteki ucunu ise Allah için herşeyden feragat edenler için herşeyden feragat eden Ensar tutmuş, “Bize gelin!” demektedir.

Hicret, “Gelin, ne gerekiyorsa ben de varım; ne yapılacaksa, ben de işin içindeyim; hangi bedel ödenecekse, ben de hazırım!” diyebilen bir Ensarın varlığında gerçekleşmektedir.

Yok mudur “İçimde bir Muhacir var” diyebilen?

Var mıdır “İçimde bir Ensar var” diyebilen?

Metin Karabaşoğlu

Reklamlar

35 Yanıt

  1. Hicri yılınız mubarek olsun….Tüm insanlık için hayırlara vesile olsun….

  2. tüm islam aleminin hicri yılbaşısı mübarek olsun amin

  3. "Onlar hicret ettiler, yurtlarından çıkarıldılar, benim yolumda eziyete uğradılar, çarpıştılar ve öldürüldüler; and olsun, ben de onların kötülüklerini örteceğim ve onları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağım…"[A li İmran Suresi 195]Günahların her türünden arınma, hakiki güzelliklere ulaşma, Allah’a isyandan uzaklaşma, Allah’a ibadete yöneliş olan gerçek hicretler diliyorum.1431. Hicri Yılı İslam alemine ve insanlığa mübarek olsun.

  4. Her kararın üstünde bir karar vardı. O karar geldi ve "Büyük İslam Medeniyeti"nin doğum süreci başladı. Hicret, işte bu sürecin adıdır. Hicret, imkanların tükendiği yerden imkanların üretileceği yere taşınmaktır. Hicret, "Bittim ya Rab!" diye dua edene, "Yettim kulum!" diye gelen icabettir. Hicret, elde etmek için feda etmek, sahip olmak için kurban etmek, bulmak için yitirmek, almak için vermek, kalkmak için (yola) düşmek, girmek için çıkmak, kalmak için gitmek, kavuşmak için terk etmektir. Hicret düşmanla sınanmak, dostu sınamaktır. Hicret düşmanla, hem de gücünün son noktasına kadar sınanmaktır. \’Devrim Dağı\’nın yani Sevr\’in tepesine, en tepesine, \’bittim noktası\’na çıkmaktır. Tepede gelecek yardım, eteğinde de gelir diyerek süklüm püklüm oturmamaktır. "İlahi yardımın ne zaman?" diye göğün kapılarını sarsmak, açılması için de Ğayûr\’u gayrete getirecek bir çaba ve gayret sergilemektir. O yardımın en tepeye çıkmadan gelmeyeceğinin Allah\’ın sünneti olduğunu bilmektir. Sevr\’in tepesine çıktıktan, yani \’bittim noktası\’na vardıktan sonra, artık telaş etmemektir. "Lâ havle ve la kuvvete illa billah"ın sırrına ermektir. Telaş eden olursa, "Üçüncüsü Allah olan iki kişiye kim ne yapabilir ki?" diyerek, dünyaya meydan okumaktır. Hicret sadece düşmanla sınanmak değil, dostu sınamaktır da. Gözü dönmüş yeminli katillerin saldıracağı yatağa kimin yatacağını sınamaktır. "Bin canımı vermeye hazırım, yeter ki onun ayağına tek diken batmasın" diyenlerin sadakatini sınamaktır. "Canım, anam, babam sana feda olsun ya Rasulallah!" sözlerini sınamaktır. Hicret, hepsi de ilahi bir kredi olan akıl, fikir, zeka, tedbir, himmet ve insani gayretin yok sayıldığı içi boş bir tevekkül değildir. İnce bir hesap, detaylı bir plan, üzerinde iyi çalışılmış bir projedir. Hicret korku ile umut, havf ile reca arasında harekettir. Hicretin Mekke\’si korkudur, Medine\’si umut. Umudu olmayanın eli kolu dökülür, oturduğu yerde kalakalır. Umudun olduğu yerde hicret, hicretin olduğu yerde umut var demektir. Hicret, medeniyettir. Bedeviyetten medeniyete yürüyüştür. Medine medeniyetin ana rahmidir. Tohumun kabuğunu çatlatıp filiz vermesidir. Bire bin verecek bir başağa durmasıdır. Hicret bitimsiz ibadettir. Bir kaçış ve sığınıştır; küfürden imana, şirkten tevhide, Şeytan\’dan Rahman\’a, günahtan sevaba, benlikten ruha, şehvetten muhabbete, bilinçaltından bilinçüstüne. Hicret ilahi sıfatlar arasında bir \’seyr-i sülûk\’tür; gazaptan rahmete, kahırdan lûtfa, Celâl\’den Cemâl\’e ve nihayet Allah\’tan Allah\’a… Büyük hicretin üzerinden 1431 yıl geçti. Büyük medeniyetimiz, yeni Medine\’ler kurma potansiyeline hâlâ sahip. Büyük ailemizin son kayıp çocuğunu bulup yuvasına döndürünceye kadar hicret sürecektir. Sözün özü: Hayat hicrettir, mümin müebbet muhacir.Mustafa İslamoğlu\’nun Hicret:Kavuşmak için terk et! yazısından alıntılanmıştırhicri yılınız mübarek olsun… hayırlara vesile olsun …

  5. bu gece yılın son gecesi amel defterlerimiz kapanıyor rabbim günahsız ve hayırlara kapatsın teni defterlerimizde cok hayırlarla karşılaştırsın bizleri rabbim cümlemize dünya ve ahirrette afiyet nasip eylesin… dua ile HİÇRİ YILBAŞIMIZ MUBAREK OLSUN

  6. Hicret edebilmeli insan ama nereye? MÜ’MİNÂNE BİR yaşamın derinlerinde değil, sığ sularında geziyoruz çoğu zaman. Ayaklarımıza batan midye kabuklarına rağmen… Peki, okyanuslara hicretin seferleri hangi arada başlıyor acaba? Asr-ı Saadet’in mü’minler için en önemli olayıdır hicret. Hiç şüphesiz, ahir zamanın da öyle. Hicret fiziksel bir yolculuğun ayaklarında yapılan mekân değiştirme olayı değildir sadece. Yer değiştirme, iç dünyada hicrete karar verildikten sonra gerçekleşen fiili hareketin sonucudur. En önemli hicret, hicrete karar verilirken insanın kalbine gelip gitmesindeki o yoldur. Hicretin en zor olanıdır bu. O kısa ama bir o kadar uzun ve karmaşık yol. İnsan dünya hayatında hep iki seçenekle imtihan edilir. Bu seçenekler için sürekli gelgitler yaşar. Bir de bakmışız ki hicretin müdavimi oluvermişiz. Hicret edebilmeli insan. Ama “Nereye?” diye sormamalı. En uzak yere, yani kalbine hicret edebilmeli. Muhaciri de kendi olmalı, Ensarı da. Dünya hayatı alabildiğine hızlı akarken, çoğu zaman Ensar olmayı seçiyoruz. Davet ediyoruz. Ama hicret ne Muhacirsiz yapılır, ne de Ensarsız. Tek taraflı hicretleri yaşamak mü’minâne tavrın en kaçınılmaz çıkmazlarıdır. Kalkıp gitmek zor geliyor kalbimize. Muhacir olmaktan geçen hicreti Ensarla kabullenivermek zoruma gidiyor çoğu zaman. Yağmurlu zamanların şehir kokan kaldırımlarıdır, hayatın hicret mevsimleri… Hangi ara yaşanır bilinmez, ama çetin geçecek bir kışın haberleri alınır uzaktan. Sonra insan mesnevî aşklar yaşamak ister. Yaşadığına dair en küçük söylemler Hicretin Ensarına ve Muhacirine birer selamdan ibaret kalır. Kalbe yapılan hicretler dur-durak bilmez. İnsan hicretlere gençlik yıllarında başlar. Ömür boyu aşk üzerine kurulacak olan hayatın sakinlerini aramaya başlar. Çok kalabalıklara ihtiyaç yoktur. Tek kişilik Muhacirini de bulsa, hemen yola koyulmak ister. Çünkü kalb akılla yoldaşlık yapmıyordur. Ensarına diyecekleri olmadığından, yollarını kaybeder ilk Hicretin yolcuları. Gençliktir zaman; yalınayak da olsa, onca yol göze alınır. Ve hicretler başlar… Kalb bir kere Ensar olmayı göze alacak cesareti bulmuşsa, Muhacirler ara ara gelmeye başlar. En zoru da aşkın muhacirlerine ev sahipliği yapmaktır. Ağırlamak zordur onları. Bir bakarsın kapıdadırlar, bir bakarsın çoktan uzaklaşmışlardır. Artık kalbde yorulmalar başlar. Bir mecazi aşkın kalb direnişleri, Ensarın ağlamalarına bırakır yerini… Davetsiz gelen misafirler değildir bunlar; acı ve keder yüklü, haram direnişli mevzilerde sürünerek gelen bir aşkın muhacirleridir. Kutsal belde kabul etmemekte dirense de, aklın hissiyatına dair en küçük söylemler artık kapının ardında kalmıştır. Ve olanlar olur. Şehrin sakinleri, Ensarlar, o şehri terkederler. Muhacirler bir zafer çığlığı atarlar; ama yalnızlıktır zaman. Farkına vardıklarında terkedilmiş bir şehrin yıkıntıları arasında Ensarın ayak izlerini ararlar… Vakit Muhacirlerin, Ensarına kavuşmaları için yapacakları duanın vaktidir…Hamdi Ekin Hicri yıbaşımız hayırlar getirsin.Mevla cümlemize kardeşlik şuuru versin selamet versin inşallah.Mevla ebeden ve daimen razı olsun oğul.

  7. Hicret nedir bilmez ki onu, hicret etmeyen,O bir gurûbdur, ümidi inkîsarı bitmeyen.Kan damlar gibi damlar sinelere her zaman,Bir başka hasret, başka tasa ve başka hicran. Günlerin aylar, ayların yıllar uzunluğu Ve ruhların ahbab, sıla, vuslat susuzluğu,Duyulur gönlün derinliklerinde sessizce.. Ve melâl türküleri dinler insan her gece.Kederi gibi sevinci de boldur hicretin;Hakk’a götüren yollar arasında en metin..Büyüklüğe yürüyenler için o bir köprü, Herkes ona uğramalıydı bundan ötürü.! Asırlar önceydi; âdet-i ilâhi bu ya, Tıpkı kabir gecesi gibiydi bütün dünya..Işığa kapalı sinelerde bir homurtu, Yarasalar şehrâyiniydi ki her kuytu. Güneş doğacak diye zulmet çıldırıyordu, İblis gönlünce renkli bir hayat sürüyordu. Yağmura gebe atmosfer sıkışması gibi, Üst üste bulutlar ki, görünmüyordu dibi. Kâbe bir kuluçka gibi inim inim haliyle, Yutkunup duruyordu suskun heyecaniyle.İnanan dudaklarda sımsıkı bir fermuar, Ezilen ruhlar ümitsizlik içinde zâr zâr…Bin bir gürültü içinde müthiş hissizlik,Mekân şirke emanet, zamanın dibi delik.Nebî muzdarip, çevre eza ile hep sarsak,Canlar dudakta fecir bekleniyordu artık..Tam bu esnada hâdiselerin en garibi;Bir sepette Musa’nın Nil yolculuğu gibi,Işıktan adama “git” deniyordu şimdilik,Bir kutlu beldeye ki yollar hep selvilik…Arkada O, az önde kudsiler dörder-beşerVe dirilişe yürüyordu bütünüyle beşer.Bir sırlı seyahat ki semavî; fakat yerde; İçinde dönüş muştusuyla biraz ilerde… Yürüdüler Allah’a güvenerek kol kola, Ve bir gün ulaştılar devlete giden yola.Mekke’de gurûb tasası Medine’de şafak, Dünya yeni bir çağın kapısında ki apak! Zamanda hareket, gönüllerde kıpırdanış,Duyanlar duydu, duymayanınki bir aldanış..Eridi kardan adamlar onun nefesiyle Ve dirildi ölü gönüller altın sesiyle.Artık çark O’na râm ve önünde iki büklüm, Gündüzler alnının ziyasından bir teb’essüm..Gönüller “taht-ı revân” O ise bir Süleyman Her ululuk bir damla, O ise tam bir umman… Yürüdü iki cihan atının terkisinde, Yürüdü, son noktanın bir adım berisinde….Şimdi sırada tekmil çağın garipleri var,“Hicret” deyip dökülmüş yollara O’nu arar.Dolaşıp durur ve her koyda ayrı bir bahar.Onların bağına dikenler eken gül toplar.Onların hamurunu kudret eli yoğurur,Onların bağında saksağan tavus doğurur!Onlar, varlığın gaye ölçüsünde nüktesi,Dillerinde ötelerin güftesiz bestesi…Felek onların ikbaline boyun eğmekte,Kader geçecekleri yollara su serpmekte.Allah tutkusuyla her zaman başları mahmur,İklimleri cennet kokusuyla buhur buhur…Hicri yeni yılımız tüm islam aleminde hayırlara vesile olsun inşaALLAH…bu güzel paylaşımın için Allah razı olsun can kardeşim selam ve dua ile…

  8. Yok mudur “İçimde bir Muhacir var” diyebilen? Var mıdır “İçimde bir Ensar var” diyebilen?SELAM VE DUA İLE CAN KARDEŞİM…..

  9. Ya Rabbi, bu yeni senede beni mağfiret-i ilahine, rıza-i ilahine ve hidayet-i ilahine mazhar eyle.Yeni açılan amel defterime rıza-i ilahine muvafık amel ile doldurmayı bana nasip eyle.Beni gadab-ı ilahine duçar edecek amellerden muhafaza buyur"Rabbimiz, bu duaya mazhar olabilecek ameller yapmayı ve hicretler gerçekleştirmeyi nasip etsin cümlemize.Her anımızda "kötülükten iyiliğe geçiş hicreti" yapabilmek duasıyla…..Bu vesileyle tüm mü\’minlerin hicreti kutlu, yeni yılı mutlu, huzurlu ve hayırlı olsun inşallah.Hicri yılbaşınız hicretiniz olsun!!!!SELAM VE DUA İLE CAN AHMED KARDEŞİM…

  10. ALLAH Razı Olsun..RABB\’İM yeni bir yıl ile O\’NA daha çok yaklaşacak şekilde en samimi amellerle geçirilecek dolu dolu yaşamlarımızı hep artırsın inşaALLAH..Bol KUR\’AN-I KERİM\’li,Sünnet-i Seniyye\’ye uygun,Nur\’larımızla dolu dolu geçirebileceğimiz an\’larımız hep artsın hiç eksilmesin inşaALLAH..RABB\’İM,Onlar\’ı en güzel şekilde okuyup anlamayı ve yaşamayı nasip eylesin cümlemize inşaALLAH..bize ait olmayan noelden korunmak ve evlatlarımıza bizim yeniyıl başlangıcımızı öğretmek açısından bu güne özel güzellikler yapmak kutlamak çok önemliEğer müslümanım diyenler hristiyanların yılbaşını kutlamasalardı sizinde dediğiniz gibi kutlanmasına gerek olmayan bir gün olarak bakabilirdim. Fakat müslümanım diyenler öyle aşırıya kaçıyorlarki hristiyanları bile geçiyorlar ne yazık ki. Eğer illede yılbaşı istiyorlarsa müslümanların kendi yılbaşısı var. Bu yılbaşını müslüman gibi kutlasınlar hristiyan gibi değil. Bilmiyorlar, öğretenleri olmamış olabilir, bunun için bizlere de görev düşüyor. Dua ile..yeni yılımız bol hayır,huzur,sağlık,mutluluk,bereket feyizler getirsin bizlere inş..

  11. Yeni yıl tüm insanlara barış getirir umarım! Ülkemizdeki, Filistin\’deki ve tüm dünyadaki şehitlerimiz için 1 Fatiha 3 İhlas inşaallah.Allah (CC), şefaatlerini nasip etsin..

  12. Hicret, “Gelin, ne gerekiyorsa ben de varım; ne yapılacaksa, ben de işin içindeyim; hangi bedel ödenecekse, ben de hazırım!” diyebilen bir Ensarın varlığında gerçekleşmektedir. Yok mudur “İçimde bir Muhacir var” diyebilen? Var mıdır “İçimde bir Ensar var” diyebilen?Rabbim razı olsun alası çok güzel bir paylaşım…hicri yeni yılımız hayırlara vesile olsun inş…

  13. …İsyandan teslimiyete,haramlardan helallara,tuğyandan felaha hicretimizde yol gösteren Ensar kardeşlerimizle birlikte yeni yılımız hayırlara,filistinli kardeşlerimizin kurtuluşuna vesile olsun inşallah…Amiiin

  14. Hicri yılımız mübarek olsun ..Hayırlara vesile olur inş.Allah,a emanet ol canım abim …selam ve dua ile.

  15. Hicret nedir bilmez ki onu, hicret etmeyen,O bir gurûbdur, ümidi inkîsarı bitmeyen.Kan damlar gibi damlar sinelere her zaman,Bir başka hasret, başka tasa ve başka hicran. Günlerin aylar, ayların yıllar uzunluğu Ve ruhların ahbab, sıla, vuslat susuzluğu,Duyulur gönlün derinliklerinde sessizce.. Ve melâl türküleri dinler insan her gece.Kederi gibi sevinci de boldur hicretin;Hakk’a götüren yollar arasında en metin..Büyüklüğe yürüyenler için o bir köprü, Herkes ona uğramalıydı bundan ötürü.! Asırlar önceydi; âdet-i ilâhi bu ya, Tıpkı kabir gecesi gibiydi bütün dünya..Işığa kapalı sinelerde bir homurtu, Yarasalar şehrâyiniydi ki her kuytu. Güneş doğacak diye zulmet çıldırıyordu, İblis gönlünce renkli bir hayat sürüyordu. Yağmura gebe atmosfer sıkışması gibi, Üst üste bulutlar ki, görünmüyordu dibi. Kâbe bir kuluçka gibi inim inim haliyle, Yutkunup duruyordu suskun heyecaniyle.İnanan dudaklarda sımsıkı bir fermuar, Ezilen ruhlar ümitsizlik içinde zâr zâr…Bin bir gürültü içinde müthiş hissizlik,Mekân şirke emanet, zamanın dibi delik.Nebî muzdarip, çevre eza ile hep sarsak,Canlar dudakta fecir bekleniyordu artık..Tam bu esnada hâdiselerin en garibi;Bir sepette Musa’nın Nil yolculuğu gibi,Işıktan adama “git” deniyordu şimdilik,Bir kutlu beldeye ki yollar hep selvilik…Arkada O, az önde kudsiler dörder-beşerVe dirilişe yürüyordu bütünüyle beşer.Bir sırlı seyahat ki semavî; fakat yerde; İçinde dönüş muştusuyla biraz ilerde… Yürüdüler Allah’a güvenerek kol kola, Ve bir gün ulaştılar devlete giden yola.Mekke’de gurûb tasası Medine’de şafak, Dünya yeni bir çağın kapısında ki apak! Zamanda hareket, gönüllerde kıpırdanış,Duyanlar duydu, duymayanınki bir aldanış..Eridi kardan adamlar onun nefesiyle Ve dirildi ölü gönüller altın sesiyle.Artık çark O’na râm ve önünde iki büklüm, Gündüzler alnının ziyasından bir teb’essüm..Gönüller “taht-ı revân” O ise bir Süleyman Her ululuk bir damla, O ise tam bir umman… Yürüdü iki cihan atının terkisinde, Yürüdü, son noktanın bir adım berisinde….Şimdi sırada tekmil çağın garipleri var,“Hicret” deyip dökülmüş yollara O’nu arar.Dolaşıp durur ve her koyda ayrı bir bahar.Onların bağına dikenler eken gül toplar.Onların hamurunu kudret eli yoğurur,Onların bağında saksağan tavus doğurur!Onlar, varlığın gaye ölçüsünde nüktesi,Dillerinde ötelerin güftesiz bestesi…Felek onların ikbaline boyun eğmekte,Kader geçecekleri yollara su serpmekte.Allah tutkusuyla her zaman başları mahmur,İklimleri cennet kokusuyla buhur buhur…(alıntı)

  16. Alak Sûresi "oku" diye başlar. Nasıl okuyacağımızı da hemen açıklar: "Oku, seni yaratan Rabbinin adıyla…"Ne okursak okuyalım, Allah adına okumak lazım. Allah\’ın yarattıklarını öğrenmek için okumak, dalaletten hakka HİCRETTİR.Bir hanım tesettürün şartlarına riayet etmiyorsa, karar verip tesettürün şartlarını tam yerine getirmesi HİCRETTİR.Çocuğumuza Kur\’an öğretmeye başlamak bir HİCRETTİR.Kısacası insanın kendi hayatında yaptığı iyiliklere doğru hareketlerin bütünü HİCRETTİR.Hicret zordur; fakat cennet de ucuz değildir.Efendim ellerinize ve yüreginize sağlık inşaAllah bütün hata ve günahlarımızdan sıyrılmak hepimizin ve tüm ümmetin hicreti olsun hayır ve dua ile kalınız Rabbi Rahime emanet olunuz vesselam

  17. Her ne istiyorsan kendinde ara…!Senin canının içinde bir can var,o canı ara.Dağının içinde bir hazine var,o hazineyi ara!Eğer yürüyen dervişi arıyorsan;Onu senden dışarıda değil…kendi nefsinde ara…!******************Mevlana (k.s)*****************Hicri yılbaşımızın tüm islam alemine hayırlı olması dileklerimle.

  18. Hergün bir yerden bir yere göçmek ne iyi)Her gün bir yere konmak ne güzel)Bulanmadan dolanmadan akmak ne hoşDünle beraber gitti cancağızımNe kadar söz varsa düne aitŞimdi yeni şeyler söylemek lazım.***************************Selam ve dua ile.

  19. rabbim geçmiş seneyi bizden razı olarak ayırsın…yeni gelen senemizi de ilim, feyiz, ibadet ve taatte bereketli kılsın. yaptığımız hataları tekrarlamaktan bizleri uzaklaştırsın.1431 yılı hepimize hayırlı ve mübarek olsun

  20. *-:¦:-*Yeni Hicri yılımızın başta bütün islam alemi olmak üzere tüm insanlığa barış, sağlık, huzur, mutluluk…getirmesini Yüce Rabbim den niyaz eder hayırlı cumalar dilerim.*-:¦:-**-:¦:-*"Ramazan dışında da oruç tutmak istersen Muharrem ayında tut. Çünkü o Şehrullah (Allah\’ın ayı)dır."___Hadis_i şerif___*-:¦:-**-:¦:-*Hayırlı geceler Allah\’a emanet olun.*-:¦:-*Ahmed kardeşim

  21. Bu yolda gidenler öyle iyi bilir ki Gülün Yolculuğunu…Haydi bilmeyenlerle bir yolculuğa çıkalım beraber…Önce bu yola talip olmak gerekir, yoksa gülden başka çiçeklerde var, dikensiz,isteyen onlara gidebilir…Ama madem yolun gülün yolculuğuna benziyor, talebin onu istiyor, o zaman hazır ol, karşılaşacaklarına…Yola başlad…ık…Yol dikenli, başladı bile seni incitmeye, canından can kanından kan damlar sızım sızım…Yılmak yok devam,bak senden önce giden kardeşlerin var,onlarda gidiyor ayakları kanaya kanaya, yürekleri sızlaya sızlaya…Bak ufukta yeşil yapraklar var bunlar senin ailen,dostların sevdiklerin,Çok sevdin hepsini değil mi?Varını yoğunu vermek istedin, canını isteseler verirdin, o kadar çok sevdin , çünkü hamurunda SEVGİ vardı,VEDUD esması ağır basıyordu yaradılışında…Bazen boynu bükük ayrıldın onlardan yada, onlar senden…Bak yol devam ediyor ,gülün dalı uzun daha ,demek ki bitmedi bu yol daha… Yine mi dikenler, ahh kanattı yine ayaklarımı .. olsun, alıştım acılara varsın kanatsın, yansın yüreğim…Ağlarsın kimsenin görmediği yerlerde, ağlarsın doyasıya, yağmur olur söndürür yanan yüreğinin acılarını…Elbet vardır bu yolun üzerinde olmamızın bir sebebi, Mevla’m hiç bir kulunu boş yere bir yerde bulundurmaz vardır bir hikmeti.Yine kanıyor yüreğinArtık ümidini kaybetmek üzeresin…Oda ne farklı bir şey çıkıyor önüne, bu karşılaştığın yapraklara benzemiyor,bu farklı, sanki içinde bir sır saklıyor gibi…Aman ALLAH’ım bu ne güzellik, nereye geldim ben, dersin…Nedir bu kat kat kırmızı perdeler neyi anlatıyor sırrı nedir???…Zorluklardan sonra gelenALLAH SEVGİSİ bu, ALLAH SEVGİSİ …ALLAH’ı sevdin mi, ALLAH (c.c.) seni sevdimi kuluna eza etmez artık …Rabbimiz (c.c.) bize dünyada iyiyi ahirette de iyiyi ver ve bizi ateşin azabından koru ..Gönüllerimizi bilen Sen’sin, duâlarımızı kabul eyle Rabbim …Hicri Yeni Yılımız Tüm İslam Alemine Hayırlar Getirsin İnş Hayırlı Cumalar Can Abim A.E.OL…

  22. **********Eğer Özlemek İstiyorsan**********Seni yaratana kavuşturacak zamanı özleSeni Harem-i Şerife götüren toprağın kokusunu özleMedine-i Muharremin yeşil kubbesini özleEğer özlemek istiyorsanAsr-ı Saadet’in nurlu yolunu özleHz. Peygamberin nur cemalini, gül kokusunu özleSıddık-Ekberin dostluğunu özleÖmer-i Faruğun y…iğitliğini özle, adaletini özleHz. Osman’ın hayâsını özleHz. Ali’nin âlim aşkını özleEğer özlemek istersenHz. Bilal’in Davudî sesindeki ezanı özleHz. Peygamberin miracını özle…Eğer özlemek istiyorsanHz. Hatice’nin vefasını özleAshabı Kiram’ın muazzam kardeşliğini özleAnam babam sana feda olsun Ya Rasulallah diyen dilleri özleMushab’ın malını mülkünü kenara itip imana koşmasını özleBir yılanın yıllar sonrada olsa bir sevgiliye olan hasretini gidermesini özleHz. Ebubekir’in dikenli cübbesini özleNebi nin kütüğünün hüngür hüngür ağladığını özleHz. Aişe’nin iffetini özleHz. Ali’nin cesaretini özleAshabın gece döktüğü gözyaşını özleAşere-i mübeşşereyi özleHz Nebi’nin geçtiği topraklardan geçebilmeyi özleO mübarek ele değen bardağı özleÖzlemek mi istiyorsunO zaman olup da şimdi olamayan milyonlarca şeyi özlemeyi bilmeyi özleNebinin Nübüvvet mührünü özleO’nun ayağındaki çarık olabilmeyi özleAshabın samimiyetini özleHz. Peygamber’in verdiği ibretlik cevapları özleHıradaki geceyi özleUhud’un üzerindeki yükü kaldırmayıp sallanmasını özleÜveys-i karani’nin hırka-i şerifini aldıktan sonraki sevmemi özleHz. Peygamber-i zişar nın allahu ekber deyip namaza duruşunu özleHz. Nebinin Karnına bağlandığı iki taştan biri olabilmeyi özleBedir deki Nusretullah’ın heceli etiğini özleTarifteki Hz peygambere gerilen çelik duvarın amacını özleKabe’nin Allah, Allah sesleriyle yankılandığı günü özleHz. Eyyüb’ün yüreğindeki temizliği özleHz. Esma’nın kuşağını özleSırf öptüğü için Hecerül Esvedi’ni öpebilmeyi özleMedinelilerin biatlarını özleO mübarek parmakların ayı ikiye bölmesini özlePeygamber hürmetine yağmurların bahşedildiğini özleÖzlemek mi istiyorsunYaradana lâyık bir kul,Hz. Peygambere (S.A.V.) ümmet olabilmeyi özle dua ile inş

  23. \’\’ Nedâmet ateşiyle dolu bir gönülle, nemli gözlerle tevbe et! Zîrâ çiçekler güneşli ve ıslak yerlerde açar…”MEVLANA HZ…

  24. Musa (as) bir gün giderken bir çobana rastladı. Çoban:"Ey kerem sahibi Allah\’ım neredesin ki sana kul kurban olayım, çarığını dikeyim saçını tarayayım. Elbiseni yıkayayım, bitlerini kırayım… Yüce Rabbim sana süt ikram edeyim.Bütün keçilerim sana kurban olsun."deyip duruyordu.Hz. Musa (as):"Kiminle konuşuyorsun?" dedi. Çoban:Yeri göğü yaratan Allah\’ımla konuşuyorum" dedi.Musa çobanı azarladı, yaptıklarının yanlış olduğunu, Allah\’a bu türlü hitap etmenin doğru olmadığını söyledi.Çoban yaptıklarından pişman olarak başını alıp çöle doğru koşmaya başladı.Biraz sonra Hz. Musa\’ya:"Kulumuzu bizden ayırdın. Biz söze dile bakmayız, gönüle, hâle bakarız." diye vahiy geldi.Musa çölün yolunu tutarak çobanı buldu ve müjdeyi verdi.(Mesnevi\’den)Hayırlı geceler Selametle inş.

  25. SU SAHİP Mİ KABINA ? Çayın da ta­dı ne gü­zel­di de­min! Ko­ku­su mis gi­bi ya­yıl­mış­tı, oda­ya. Bi­raz şe­ker, bil­lur bir kır­mı­zı­lık ve off; kıv­ra­na­rak tü­ten bu­har…Sı­ca­ğı, par­mak uç­la­rın­dan içi­ne iş­ler­ken yu­dum yu­dum içer­sin. Ama son­ra;“Ta­dı da de­min ne gü­zel­di ça­yın” der­sin!***Sa­hip­le­nir­sin bi­ri­ni; onu, şu­nu, be­ni… Uzak­ta da ol­san; bi­lir­sin ki kar­şın­da­dır, san­ki ay­nı ma­sa­da!.. Ha­ni söz­ler ba­zen mek­tup sı­cak­lı­ğın­da olur ya ve­ya sa­tır­lar ba­kış­la­ra ben­zer, dem­li bir çay kı­va­mın­da!.. Um­ma­dı­ğın bir za­man­dır; kar­şı­na çı­kı­ve­rir, sa­na eri­şi­ve­rir, kal­bi­ne do­ku­nu­ve­rir…Ona kar­şı ra­hat­sın­dır; ra­hat ko­nu­şur­sun onun­la, ra­hat ba­kar­sın, ra­hat­ça do­ku­nur­sun hat­ta ya­dır­ga­ma­ya­ca­ğı­nı, sor­gu­la­ma­ya­ca­ğı­nı bi­le­rek… Bi­lir ki ra­hat­sın ve bi­lir­sin ki ra­hat­tır… Se­nin için ko­nu­şur, ya­zar; ya­ni otur­mak­ta­sı­nız­dır kar­şı­lık­lı… Bun­ca ka­la­ba­lık­lar ve bun­ca za­man­sız­lık­lar için­den ay­rıl­mış za­man­da, der­sin ki; bir va­kit se­ni­nim ve sen de vak­ti sen kı­va­mı­na ge­ti­rip koy ma­sa­nın üs­tü­ne!***Şu an­da, gü­zel­sin ve­ya de­ğil; ağır­baş­lı­sın ve­ya tat­lı ka­çık; ke­der­li ve­ya ça­kır ke­yif; ha­tı­ra­la­ra do­lan­mış ve­ya ufuk­la­ra bak­mak­ta ol fark et­mez. Bü­tün sı­fat­lar “be­nim için” fı­sıl­dar se­nin ku­la­ğı­na, ve der­sin ki: Be­nim­sin!..Bu­nun iza­hı; sa­hip­len­me duy­gu­su­dur…Her na­sıl, ne, kim ol­du­ğum/ol­du­ğun fark et­mez ar­tık, çün­kü sa­hip­len­miş­sin­dir…“Be­nim­sin” de­miş­sen, se­ver­sin be­ni de bu sa­hip­len­me duy­gu­suy­la… Te­ke gi­bi boy­nu­zun, bey­gir gi­bi kuy­ru­ğun ol­sa; onu bi­le se­ver­sin, sa­hip­le­miş­sen… İn­san “ar­dın­da bı­rak­tı­ğı­na” bi­le söz söy­len­sin is­te­mez, ken­diy­le il­gi­si ol­du­ğu için!***Hâl­bu­ki dün­ya, sa­hip­len­me ye­ri de­ğil­dir, çün­kü kim­se “sa­hip” de­ğil­dir!Dem­lik­te­ki su da; çay­dan­lı­ğı sa­hip­len­miş­ti, ama “Ey­vah, de­di­ler. Az ön­ce do­luy­du bu çay­dan­lık!..Ya­ni, ha ka­bın­da­ki su, ha be­de­nin­de­ki in­san; ay­nı şey!Muammer Erkul

  26. İşte, Kur\’ân-ı Hakîm, enbiyâları, insanın cemaatlerine terakkiyât-ı mâneviye cihetinde birer pîşdar ve imam gönderdiği gibi, yine insanların terakkiyât-ı maddiye sûretinde dahi, o enbiyânın herbirisinin eline bâzı hârikalar verip yine o insanlara birer ustabaşı ve üstad etmiştir. Onlara mutlak olarak ittibâa emrediyor. İşte, enbiyâların mânevî kemâlâtını bahsetmekle insanları onlardan istifadeye teşvik ettiği gibi, mu\’cizâtlarından bahis dahi, onların nazîrelerine yetişmeye ve taklidlerini yapmaya bir teşviki işmâm ediyor. Hattâ denilebilir ki, mânevî kemâlât gibi maddî kemâlâtı ve hârikaları dahi en evvel mu\’cize eli nev-i beşere hediye etmiştir. İşte Hazret-i Nuh\’un (Aleyhisselâm) bir mu\’cizesi olan sefine ve Hazret-i Yûsuf\’un (Aleyhisselâm) bir mu\’cizesi olan saati, en evvel beşere hediye eden, dest-i mu\’cizedir. Bu hakikate latîf bir işarettir ki, san\’atkârların ekseri, herbir san\’atta birer peygamberi pîr ittihaz ediyor. Meselâ, gemiciler Hazret-i Nuh\’u (Aleyhisselâm), saatçiler Hazret-i Yûsuf\’u (Aleyhisselâm), terziler Hazret-i İdris\’i (Aleyhisselâm). Evet, mâdem Kur\’ân\’ın herbir âyeti, çok vücûh-u irşâdî ve müteaddit cihât-ı hidâyeti olduğunu, ehl-i tahkik ve ilmi belâgat ittifak etmişler; öyle ise Kur\’ân-ı Mu\’cizü\’l-Beyânın en parlak âyetleri olan mu\’cizât-ı enbiyâ âyetleri, birer hikâye-i tarihiye olarak değil, belki onlar, çok maâni-i irşâdiyeyi tazammun ediyorlar. Evet, mu\’cizât-ı enbiyâyı zikretmesiyle fen ve san\’at-ı beşeriyenin nihayet hududunu çiziyor, en ileri gâyâtına parmak basıyor, en nihayet hedefleri tâyin ediyor; beşerin arkasına dest-i teşviki vurup, o gâyeye sevk ediyor. Zaman-ı mâzi, zaman-ı müstakbel tohumlarının mahzeni ve şuûnâtının aynası olduğu gibi; müstakbel dahi mâzinin tarlası ve ahvâlinin aynasıdır. Şimdi misâl olarak o çok vâsî menbadan yalnız birkaç numunelerini beyân edeceğiz. Meselâ, Hazret-i Süleyman Aleyhisselâmın bir mu\’cizesi olarak teshîr-i havayı beyân eden -1- âyeti, "Hazret-i Süleyman, bir günde havada tayerân ile iki aylık bir mesafeyi kat\’ etmiştir" der. İşte, bunda işaret ediyor ki: Beşere yol açıktır ki, havada böyle bir mesafeyi kat\’ etsin. Öyle ise, ey beşer, mâdem sana yol açıktır; bu mertebeye yetiş ve yanaş! Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisâniyle mânen diyor: "Ey insan! Bir abdim hevâ-i nefsini terk ettiği için, havaya bindirdim. Siz de nefsin tenbelliğini bırakıp bâzı kavânîn-i âdetimden güzelce istifade etseniz, siz de binebilirsiniz." Hem, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın bir mu\’cizesini beyân eden, -2- (ilâ âhir) bu âyet işaret ediyor ki, zemin tahtında gizli olan rahmet hazînelerinden, basit âletlerle istifade edilebilir. Hattâ, taş gibi sert yerde, bir asâ ile, âb-ı hayat celb edilebilir. İşte şu âyet, bu mânâ ile beşere der ki: "Rahmetin en latîf feyzi olan âb-ı hayatı, bir asâ ile bulabilirsiniz. Öyle ise, haydi çalış, bul!" Cenâb-ı Hak şu âyetin lisân-ı remziyle mânen diyor ki: "Ey insan! Mâdem Bana itimad eden bir abdimin eline öyle bir asâ veriyorum ki, her istediği yerde âb-ı hayatı onunla çeker. Sen de Benim kavânîn-i rahmetime istinad etsen, şöyle, ona benzer veyahut ona yakın bir âleti elde edebilirsin. Haydi et!" ——————————————————————————–1- Rüzgârı da Süleyman\’ın emrine verdik ki, sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü de bir aylık yol alırdı. (Sebe\’ Sûresi: 12.) 2- Biz ona "Asânı taşa vur" demiştik. Asâsını vurduğu yerden on iki pınar fışkırdı. (Bakara Sûresi: 60.)

  27. °º¤ø,¸¸,ø¤º°@°º¤ø,¸¸,ø¤º°@°º¤ø,¸¸ ─═─═┘┘♥< .I LOVE. >♥└└═─═──═─═┘┘♥ FOREVER ♥ └└═─═─@°º¤ø,¸¸,ø¤º°@°º¤ø,¸ ,ø¤º°@°º¤ø,¸Ąηjσ liηđσ…     ║║  Hσjє rєcєвi α visiтα đє µм Ąηjσ║  Sєм αµréσlα..Sєм αsαs,║  мαs đє σlhαr þµrσ є sσrrisσ ilµмiηαđσ║ Qµє fєz вrilhαr мeu dia є мєµ cσrαçãσ…║ Hσjє rєcєвi α visiтα đє µм Ąηjσ║ qµє тrαziα ησ σlhαr║ sαµđαđє, єsþєrαηçα, siмþliciđαđє║ є đєixσµ єм мєµ σlhαr║ Ծ вrilhσ đα αlєgriα є ilµмiησµ мєµ sσrrisσ║ cσм α lµz đα fєliciđαđє…║ Ծвrigαđα, мєµ Ðєµs…║ þσr мαηđαr µм Ąηjσ мє visiтαr!║║ Fiqµєi мµiтσ fєliz….║ þσis σ Ąηjσ єrα √σcê!║║            Tє Ąđσrσ!  ╚══════════΅◦.ﻶﻍჱ- ﻍჱﻍﻶ¨.◦΅═══╝.. * . (\\ *** /) * . *.*.*..*.*..*.*..* .* . * ( \\(_)/ ) * * Sharing My Feliz Semana – Happy Week.* . * (_ /|\\ _) . * ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥.* . * . /___\\ * . . * . * . *.*. * .MY NEW SPACE… MEU NOVO ESPAÇO ☆♥ レ o √ 乇 ♥☆ http://luluasol.2010.spaces.live.com ☆♥ レ o √ 乇 ♥☆@°º¤ø,¸¸,ø¤º°@°º¤ø,¸ ,ø¤º°@°º¤ø,¸¸

  28. Geri sayım sen doğduğunda başladı !Eğer 9 canlı bile olsaydın en fazla 8 kez kaçabilirdin Ölümden !Bil ki 7 Düvele sultan dahi olsan yerin 6 Mekan olacak sana.En fazla 5 Metre kumaş götürebileceksin !Kapatacaksın 4 açsanda gözlerini !Bu 3 günlük fani dünyada Azraile 2 kat olup,Yalvarsanda nafile EceL geldiğinde 1 gün öleceksin !İşte, o an herşey SIFIR dan başlayacak.Çünkü,ÖLÜM BİR YOK OLUŞ DEĞİL,YENİDEN DOĞUŞTUR !VesSelaMALLAH,A EMANET OL BİDENEMMM ..SELAM VE DUA İLE..…………..… (¯`\\•.¸ @ ¸.•\\´¯)……….(¯`\\•.¸@´¯)(¯`@¸.´¯)……(¯`\\•.¸@¸.´¯)(¯`\\•.¸@¸.´¯)….(¯`\\•.¸@¸.´¯):$ (¯`\\•.¸@¸.´¯)….(_¸.`@`\\•.¸_)@(_¸.`@`\\•.¸_) ……(_¸.`@`\\•.¸_)(_¸.`@`\\•.¸_)……….(_¸.`@¸_)(_¸@`\\•.¸_)……………¯`\\•.¸@@¸.´¯…………………//.I.\\\\\\\\..NAZLICAN…. ………………..// III //…….FIRAT………

  29. Ey beni en çok sevenin sevdiği!.. Bilirim. her gün… doğmadan kızıllığına yazar adını.. Bilirim her martı dokunmadan denize Kendi dilince tekrarlar duanı.. Ve her gül açmadan kollarını Bu dünyaya Senin kokunu bular yüreğine.. Bilirim düşmez güneş Toprağın hiçbir zerresine… Hatırlamadan seni… Bilirim seversin sen seni seveni…. Ey beni en çok sevenin en sevdiği… Ey gönlümdeki sevgiye bengisuyunu, okyanus diyarından yudum yudum damlatan… Kar suları yıkarken ruhumu, ılık bir yağmur damlasının sevdasında, yürek atışlarıma merhamet denizinden katreler düşüren… Ey kalbimin en derin toprağına, avuçlarımda biriktirdiğim dualarıma kattığım, kirpiklerimin ıslaklığı ile bezediğim, nazenin çiçeğimin adı… Sonra, yalnız karanlıklarımın donduran soğukluğunda , yapraklarının gölgesinde bakışlarımı ısıttığım … Adıyla,en tenha zamanların karmaşasında, içimin dalları kıran fırtınalarını durulttuğum… Her uyanışımda sabaha, gurubun kızıllığına taze açmış yaseminler aklığında ismini yüreğimle yazdığım… Ey adıyla, serin rüzgarlarında bedenimi üşüten eylülü, nisanın yeni açmış badem ağaçlarına döndüren… içimin dermansız bildiğim dertlerine, sonsuz bir iyileşmeyle deva olan… Ey seher vakitlerinde soğuk gül yapraklarına ılık dokunuşlarla konan, şebnemlerin nazlı terennümü… Bütün kar taneleri erguvan dalında çiçek oluyor kökünü ruhuma salan…adının gölgesine sığınınca günahlardan bizar olmuş yüreğim… Sana gönderdiğim selamların kabul olma umudunun heyecanıyla, dağbaşlarımı kuşatan bencillik dumanlarının arasında, sevmeye dair al laleler açtıran… içimde dünyalık nefesler adına r büyüttüğüm bütün mavi kuşları salıyorum semaya… uğruna, kendi içimde kendimi tutsak ettiğim her anın zincirlerini koparıyorum zihnimden… teselliyi sana yolladığım selamın kabul edilmesi umudunda buluyorum… bilir misin Ya Resulullah? Her yıkılışında içimin kaleleri, kalbimin kırıklarını bu umutla sarıyorum… yüzüme kapanan kapıların dibinde gözyaşımdan bir ırmakta boğulurken, bana uzanan elin sıcaklığı bu umuttan… bütün alınmışlıklarımın, tek başına bırakılmışlarımın, darmadağın oluşlarımın sessizliğine düşen tatlı bir terennüm oluyor bu umut… içimin burukluğunda, merhametsizlik dağlarken yüreğimin her bir zerresini, sabah ezanlarına kadar kapanmayan gözlerimin aminlerine dost ediyorum bu umudun varlığını… Ey bütün çiçeklerin naif susuşlarının ardında, hiç durmadan söylenip duran sevda ikliminin şanlı adı… Ey ılık gamzeleri gibi toprağın, ruhumun buz tutmuş dehlizlerine merhametle inen bahar… Gül kokusunda içime çektiğim şefkatin, eşsiz timsali….. Uzak zamanlarında ömür tüketiyoruz saadet asrının… bir tek kalbimde büyüyen sevgi aşabiliyor zamanı, mesafeleri, asırları… donup kalıyor zaman, içimdeki özlemin sıcaklığında… çözülüyor imkansızlıklar, sessiz eriyişlerde… zaman susuyor kör kuyuların diplerinde… tarihler ses vermiyor gizli köşelerde… ve bir tek özlemim aşıyor zamanı, mesafeleri… bir tek gözyaşımdan bir kuşun kanadı bırakıyor beni, senin yürüdüğün çöl zerrelerin arasına… bir tek özlemin dev bir dalga olup, sürüklüyor bedenimi, Sevr mağarasında yuva yapan güvercinin kanat çırpmayışlarına… bir tek dualarımın kabulü taşıyor beni yaşadığın zamanların kıyısına… hıçkırıklar kesiyor nefesimi, yüzümde pişmanlıkların buyun eğişleri… anlatamıyorum… sevmekten uzak seslenişlerim susuyor iç yangınlarımda… senin adını yüreğime mühürleyip dönüyorum amin deyişlerime… içimin ülkelerine çöreklenmiş menfaat bulutlarından kaçıyorum..kaçıyorum kibirden yalnız kendine istiyor olmaktan, öfkeden… kaçıyorum ne varsa faniliğe dair… pişmanlıkla ıslanmış bir hıçkırıkta, selamlarımın kabul edilmesi umudunda yeniden geliyorum hayata…kan revan oluyor aklımda hüzünler… yağmamış yağmurlar kadar latif şimdi kalbimde devleşen sıkıntılar… Korkularımı emziren bütün gecelerin siyahı, yeni açmış bir karanfil kokusu oluyor… bulunca seni… Benliğimin kuytularında sızlayan yalnız kalmışlıklar, kayan dev bir yıldız oluyor… anınca seni… Bütün sessizlikler rahmet oluyor… bütün çaresizlikler gündoğumu… bütün boyun büküşler amin oluyor dudaklarımda… bütün amin deyişler gül adında… seni ta içimde taşıdığım zaman bu ömür türküsünde….. Yalnız kalıyor bazen aminler…gecenin sakinliğinde usulca hayat bulan aminler uykuya yenik düşüyor çoğu zaman…daha derinden dua etmeye susuz dudaklarım… Zaman merhametsizlikte hüküm sürüyor ya Resulalah… mazlumun ayaklar altında ezilen yüreğiyle besleniyor zalim kalp atışları… şefkate kanat çırpan kırlangıçların kanatları isyandan devleşen tel örgülere takılıyor… kanatlarından sızan kana bulanıyor ruhum… belki her gün bir günahsız yavrunun bedeni, hain bir merminin kılıcından geçiyor… günahsızların iniltileri içimde yankılanıyor… semayı sarsıyor annelerin ağıtları… gözlerimizin önünde yüreklerimizin dibinde inliyor nefesleri günahsızların… insanlar çoktan sökmüş gibiler köklerini, içlerindeki merhamet adlı çınarın… babaları ölmeden miras derdinde birbirine düşer olmuş kardeşler… duaya açık kapılarından dudakların, gıybet yükselir olmuş… yalansız konuşmalar azalmış… herkes birbirinin kuyusunu kazıyor… ve ölümü unuttu sanki kalpler… ölümü anmaktan aciz zihinlerimiz… içim acıyor Ya Resulullah… her haksızlığın ardında tükeniyor nefeslerim… içim kanıyor… her acının ardında çaresizlik yağmamış bir bulut gözlerimde… bir tek silahım var… ona sarılıyorum gece yarıları… duaya… Sevmek çekince dalgalarını bir zamanlar hiç durmadan dövdüğü kıyılarımızdan, okyanus ortasında su arar olduk… öldük hatta susuzluktan… yağmur sağanak sağanak boşanırken bedenlerimize… Adını unuttukça anmayı, dudaklarımızdan, başka isimler söyler oldu dillerimiz… başka sevdalar salınır oldu bakışlarımızda… içimize yabancı hevesler ,içimizde… hasretleri bile yabancılaştı dünyamızın… sevgi uzaklaştığımız hatta kaçtığımız bir hastalık gibi…ben böyleyken… hala umudu var mıdır sana olan selamlarımın kabulünün?… bu kadar kendimi bulanmışken sensizliğe… Aynı zaman diliminde atsaydı kalplerimiz seninle… Yüreğimiz hissetseydi seni bir kere görmüş olmanın bahtiyarlığını… oysa şimdi hercai sevgilerde kanıyor ümitlerimiz… Varsa zihnimin kirli dumanları arasında ,dünyaya bel bağlamış iniltili hayatımın ortasında,hala sevmeye dair kımıldayan bir tomurcuk sana olan özlemimin sıcaklığındandır… Ya Resulullah bu özlemimizin sınırsızlığına bakıp dua eder misin yüreklerimize? secdenin izi alınlarımızdan, amin deyişler gece uyanışlarımızdan ve sana olan sevgi solmayan yediverenler gibi hiç silinmesin gönüllerimizden… Ey beni en çok sevenin en sevdiği… Bir lale vakti… bir bahar gecesi… dudaklarımda sana selamlarla göz kapayışlarım var geceye… herşeye rağmen sevilme umuduyla bükülüyor boynum… sevginin sonsuzluğuna açılıyor avuçlarımda ruhum… Ey Rabbim, en sevdiğinin sevgisini artır ki kalbimde… senin yanına sevdiğinin sevgisiyle dolu bir yürekle varabileyim son nefesimde…Iskender PALA

  30. insanın bedeni topraktan yaratılmıştır..yağmur görse çamurlasabilir ;rüzgar görse savrulabilir.; ateş görse kızarabilir.yeşillik görse tutunabilir..toprağın oğludur onunla beslenir ve birgün ona döner ama ruhu toprağa bağlı değildir..o Allah tan gelmedir ve toprağı aziz kılmıştır..beden hafif tutulmalı ruh yüceltilmelidir(alıntı)Hayırlı cumalar…selam ve dua ile kardeşim

  31. ALLAH diyeni ALLAH zayi etmez. O\’na teslim olan selamet bulur. ALLAH\’a güvenen özel yardım görür, yalnız bıra¬kılmaz. Âlemlerin Rabbinden daha güzel dost kim vardır?ALLAH bir kulunu sevince, ona meleklerini, hayvanları ve daha nice varlıkları hizmet ettirir.ALLAH için hayırlı bir işe ve hizmete çıkanlar, ilahî himaye altında olurlar. Kul ilâhî emre uyunca emniyette olur. İta¬at eden asla zillete düşmez. Hz. İbrahim (a.s) ve Hacer annemiz sadece emre uydular, her ne denirse teslim oldular; sonuçta dünya ve ahiretin şerefini buldular. Bu her zaman, her kul için böyledir.Kalp, âlemlerin Rabbi yüce ALLAH\’ı tanıyınca öyle bir kuv¬vet kazanır ve emniyet içinde olur ki, hiçbir şeyden kork¬maz. Çünkü Hakk\’a âşık mümin her nereye yönelse ora¬da Rabbini müşahede eder. Tek başına bir çölün ortasın¬da kalsa, ümidini yitirmez, "Ne olacak benim hâlim!" de¬mez. Kendinin yabancı bir ülkede değil, yüce Dostunun mülkünde yaşadığını bilir, hep O\’nun nazarı altında oldu¬ğuna inanır, kudretiyle korunduğunu görür, rahmetiyle sarıldığını hisseder, melekleriyle şenlendiğini fark eder, etrafındaki eşya ile tanışır, kaynaşır, onların teşbihine katılır, \’Sübhâhellah, ALLAHu Ekber\’ der. Böylece kalbin¬deki yalnızlık korkusu yok olur, endişesi gider. Her zorluğu ALLAH\’a olan imanı, tevekkülü ve sevgisiyle aşar.Kul kendine düşeni yapıp Mevla\’sına teslim olunca, yüce Rabbi sonsuz kudretini öyle bir tecelli ettirir ki, akıl hayrette kalır.Günümüz insanı, huzuru eşyada, emniyeti parada, şere¬fi insanlarda arıyor, yanılıyor, yanılıyoruz. Çünkü ölümlü varlığa bel bağlayan, onun ölümü ile ortada kalır, ağlar ve âh çeker. Bunun çaresi ölümü inkâr değil, hayatı ve ölümü yaratana iman ve teslimiyettir. Ölmeyecek tek sevgili yüce ALLAH\’tır. O\’nu seveni ölüm O\’na kavuşturur. Ölüm mümin için, feryat değil, vuslat sebebi olur. Böyle bir sevgiliyi tercih etmekten daha emniyetli daha vardır?ALLAH Teâlâ buyurur ki:"Kim ALLAH\’a güvenirse O ona yeter. Şüphesiz ALLAH her işini yerine getirendir. ALLAH her şey için bir ölçü koymuştur."Dilaver SELVİHayırlı cumalar Selametle inş.

  32. Hicret Eden Kalemim Bir kâğıt ve titrek bir kalem… Neden titriyorsun ki kalemim? Bugüne kadar kâğıdın önünde eğilmeyen başın nerede? Kendinden emin, o her şeyi bilen ve tartan terazine ne oldu? Seni bu kadar mahzunlaştıran, terazinin kaldıramadığı güllerin ağırlığı mı? Öznesiz kurduğun, sevgiden ve muhabbetten uzak, bencil cümlelerin nerede şimdi? Tükenmez zannettiğimiz kalemler, bitmez dediğimiz sevgiler çoktan göçüp gitmedi mi? Gel, sahip olduğumuz her şey tükenmeden, kokusu bugünlere ulaşan gül çağına seyahat edelim. Artık yüzleşme zamanı geldi sevdiğimizi zannettiklerimizle…Yer Mekke… Yer Medine… Haneleri, hanedanları güle boyanan beldeler. Hissediyorsun değil mi kalemim bu eşsiz kokuyu? Hayatımız boyunca görmüş müydük böylesine mütebessim, böylesine pak sîmâları? Üzerimizdeki bu pamuk elbise, sâde bir sevginin kaftanı olmalı. Nasıl unuturum? Bu kıyafetleri ne gurur, ne kibir giymişti. Ayaklarım yanıyor kalemim! Aşktan kızgın, kirden arınmış bu çöl kumlarında. Kopmuş takvimlere inat yürüyorum sonsuzluğa. Ben hiç yalınayak toprağa basmamıştım ki…Burası felekleri tutuşturan aşkın merkezi, burası rahmet vadisinden âb-ı hayat dökülen belde. Ey güneşi bağrında taşıyan şehir! Ey kıskançlık ve muhabbetin birbirine küs olduğu şehir! Gül’e hasret olan beni ve mahcup kalemimi misafir eder misin bağrında? Biz ki günaşırı sevmeler şehrinden, her zerresini sevginin inşa ettiği muhabbet şehrine hicret etmek isteyen âşıklarız. Bu, yanımızdan geçen, ömrünü biricik Sevgili’ye (sas) adayan Hz. Ebu Bekir (ra) değil mi? Bedeni, kuvveti, canı, malı ve dostluğuyla Peygamber’e (sas) siper olan, dünya malı adına neyi varsa bir an bile düşünmeden Sevgili uğruna infak eden Ebu Bekir! İslâm’ın davet yılında eza ve cefalarla karşılaşmış, Utbe bin Rebia’nın çivili ayakkabılarının darbesiyle, mübarek yüzü tanınmayacak hâle gelmişti. Kendine gelir gelmez ilk sözü; “Allah’ın peygamberi nasıl?” olmuştu ve yemin etmişti Efendimiz’in (sas) durumunu öğrenmeden yemek yemeyip, su içmeyeceğine. O, yaşadığı müddetçe her dâim Efendimiz’in (sas) dostu ve yoldaşı olmuştu. Hicret esnasında Resulullah’ın (sas) parçalanan, kanayan ayaklarını gözyaşlarıyla temizlemiş, Sevr Mağarası’nın boşluklarını kapattığı ayaklarını (ihtimal Kâinatın Efendisi’ni bir kez görebilmek uğruna) ısıran yılanın acısına, Kâinatın Sevgilisi (sas) uyanmasın diye tebessümle sabretmişti. O’nu (sas) öyle seviyordu ki, Sevgili’nin amcası Ebu Talib’in imanını, kendi öz babası Ebu Kuhafe’nin imanından daha çok arzu ediyordu. Ebu Bekir demek sevmek, Sevgili’yi (sas) kendine tercih etmek demekmiş kalemim! Şu hüzünlü bakışlardaki mânâyı çözebildin mi? İnanmışlık ve adanmışlık süzülüyor bu gözlerden…Sevmek, huzur bulmakmış kalemim. Huzursuzluk nedir bilinmeyen bu şehirde, Sevgili’nin (sas) bütün güzelliğinin yansıdığı bu şehirde, ben de huzurluyum şimdi. Ayakkabıya alışmış ayaklarım acımıyor artık!Şu küçük, kimsesiz çocuğun başını okşayan Hazreti Ömer (ra) değil mi? Hak ile bâtılı birbirinden ayıran Ömerü’l-Faruk. Adalete asıl mânâsını veren, adaletin en büyük temsilcisi… Neden korktun, neden ürktün ki kalemim? Aşka ihanet etmemişsek neden korkalım ki, doğunun ve batının kendisinden çekindiği Ömer’den. Gerçi sen de haklısın. O hep sâdık kaldı aşkına, riyasız bir sevgiyle bağlıydı Resulullah’a (sas). Zaten onun adaletinin kaynağı da, Sevgili’ye (sas) duyduğu bu aşktı. O aşk sayesinde, mâşûkunu örnek almıştı. “Kızım Fatıma bile hırsızlık yapsaydı, onun da elini keserdim!” diyen Sevgili’nin (sas) izinden, oğlu Abdurrahman’ı bile cezalandırmaktan çekinmeden gitmişti.Korkusundan çoçuğunu düşüren kadına diyet ödemiş, zımmîlerden bir ihtiyara maaş bağlamış, hattâ ölümüne sebep olduğu bir kuş için bile müşaverede bulunmuştu. Sevmek, canından vazgeçmekmiş kalemim. Sevgili’ye (sas) o kadar müştak idi ki Ömer (ra), kılıcını kuşanıp bütün Kureyş’e meydan okuyarak hicret etti Medine’ye. Can endişesi taşımadan… Sadece Cânân’a (sas) kavuşmayı düşünerek… Ey yüce Ömer! Buğulu bakışların yıktı bütün dayanaklarımı. Sevda lügatımdaki kelimeler silindi gitti. Ellerime kar yağıyor çöl sıcağında; üşüyorum, titriyorum. Sevgili’ye (sas) aşkından bir nebze istesem, görebilir miyim yıldızlara ışık veren yüzünü? Yalnızlığım bana bir zindan gibi bakarken, seninle hükümlü olsam güle, kelepçemiz gülden olsa…Ne görsem aşk bu şehirde, rüzgâr bile seviyor, okşuyor insanı… Ve Mescid-i Nebevî karşımda… Sağ köşede, hasırın üzerinde uzanan biri var. Üzerinde eski bir örtü… Hz. Osman (ra) bu… Bir defa olsun Peygamber’in (sas) yüzüne dikkatlice bakamayan, hayâ sahibi insan. O’nun (sas) huzurunda, başındaki kuşu kaçırmak istemez gibi kıpırdamadan oturan, meleklerin kendisinden hayâ ettiği kahraman. Peygamber aşkıyla, öfkesini yok eden hilm sahibi Osman (ra). Neden utandın ki kalemim? Bugüne kadar yazdıklarından mı? Yoksa yazmadıklarından mı? Sevmek, sevdiğinin ahlâkıyla terbiye olmakmış kalemim. Ah, hayâ âbidesi Osman (ra)! Seni böylesi yakan, gözyaşlarının söndüremediği aşkından bir kıvılcım da bana versen. Ben de yansam senin gibi… Küllerimden çiçekler açsa, yüzü, Sevgili’ye (sas) bakan…Şu kılıcı gördün mü kalemim? O kılıç ki Sevgili’nin sımsıcak aydınlığıyla büyüyen Hazreti Ali’nin (ra) kılıcı. O kılıç ki küfrün karşısında keskin, Peygamber (sas) huzurunda bir hurma dalı kadar narin… Ey aşkın fermanını yazan gül kokulu kılıcın sahibi! Kalemimi kılıcınla bilesem, ben de -Peygamber’in (sas) hicret ettiği gece yatağına yattığın gibi- canımı hiçe sayabilir miyim? Allah’ın rahmet soluğundan ibaret bu cana, aşkından bir tutam versen, korkulardan emin olarak feda edebilir miyim kendimi? Bir bir seyreyle kalemim. Edep, tevazu, fazilet, muhabbet âbidesi, peygamber âşığı sahabe efendilerimizi. Hz. Bilâl’i (ra) meselâ. Demirden gömlekler giydirilerek güneşte kavrulduktan sonra Mekkeli çocukların elinde sokaklarda dolaştırılan, bütün işkencelere “Ehad, ehad!” haykırışlarıyla mukabele eden, taşınamaz taşları bağrında Sevgili’nin (sas) hayaliyle taşıyan Bilâl’i (ra). Her gün beş vakit, asırlara meydan okuyan sesiyle Sevgili’yi zamana müjdeleyen, muhtaç olan her sineye Sevgili’yi (sas) duyuran Bilâl’i (ra). Anne ve babasının makamını Rasulullah’a (sas) veren, bu kutlu tercihle Peygamber ailesinden olan Zeyd bin Hârise’yi. “Sen, bizim kardeşimiz ve arkadaşımızsın.” dediğinde Sevgili, mescitten sevinç gözyaşlarıyla, uçarak çıkan Zeyd’i (ra). Sığınacak bir mecra ararken Taif’te Sevgili (sas), ona âdeta bir zırh olan Zeyd (ra) Hazretleri’ni. Taiflilerin attığı taşlar, toprak olmayı dilerken Hakk’tan, Taif halkına; “Bana atın taşları, incitmeyin Kâinatın Sevgilisi’ni!” diye yalvaran Zeyd’i (ra). Mute’de şehit olana kadar peygamber aşkıyla yanıp tutuşan, onu canından özge can bilen Zeyd’i. Kalemim! Zikrini nefesinde taşıyan ağaçlardan yapılan kalemim! O’nun (sas) sevgisini dilesem, Nebi sevdasını dilensem ben de böyle yanabilir miyim aşkla? O’nu (sas) bilmek, sevmeye yeter mi? Bir el uzanışı kadar yakınken O’na (sas), canımdan yakınken, sinemde incim aynı zamanda çilemken, sürgün düştüğüm beldeden aşk şehrine gelmişken yıldızlar kadar uzak düşer miyim O’ndan? Ah, kalemim! Kalın dallı hurma korkulukları evim olsa. Hiçbir şeyim olmasa ama, O’nu (sas) bir kez görsem ve gömülsem mübarek ayaklarının dokunduğu bu mukaddes topraklara… Bak kalemim! Sevginin öğretmenine bak! Peygamberin Medine elçisi Mus’ab bin Umeyr’e (ra)… Peygamber aşkıyla coşan yüreği, yerinde duramayan kalbi, ancak yine Sevgili’nin (sas) mübarek elleri dokununca okyanus derinliğine dönüşen Mus’ab’a… Uhud’da düşmanın dikkatini Efendisi’nin üzerinden çekmek için, şehadet şerbetini düşünmeden içen Mus’ab’a… Sancağı eline alıp, “Allahuekber” nidalarıyla meydana atılan ve önce sağ elini sonra da sol elini kaybedip sancağı pazularıyla tutan Mus’ab’a… Sancağı şehit olmadan bırakmayan ve en sonunda sancakla birlikte toprağa düşen Mus’ab’a…Gör kalemim! Hepsini gör! Halid bin Velid’i, Abdullah ibn-i Mesud’u, Hz. Sümeyye’yi ve her biri bir yıldız olan sahabe efendilerimizi gör! Hazreti Sevban’ı gör, meselâ. Bir gün Peygamber’e gelip, “Ey Allah’ın Resulü! Sen bana nefsimden daha sevimlisin. Sen’i (sas) çocuğumdan daha fazla severim. Evimde otururken hatırlayıp da gelip Sen’i (sas) göremezsem rahat edemiyorum. Sen’in (sas) ölümünü ve kendi ölümümü düşününce hâlimden endişe ediyorum. Biliyorum ki, Sen (sas) Cennet’e dâhil olduğunda peygamberlerle olacaksın. Benimse Cennet’e girmem şüpheli. Girsem bile, Sen’inle (sas) beraber olamamaktan korkuyorum.” diyen Sevban’ı. Sevgisinin tertemiz gözyaşları Rahmân’ın kapısına düşer düşmez, “Kim Allah’a ve Resulüne itaat ederse, işte o Allah’ın kendilerine lütufta bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehitler ve sâlih kişilerle beraberdir. Bunlar ne güzel arkadaşlardır.” müjdesine mazhar olan Sevban’ı. “Sevmek, Allah’a ve Resulüne itaat etmekmiş” diyorsun kalemim, bildim. “Kır artık belimi sahibim, yazmak bana ağır geliyor!” diyorsun. “Göm beni gül kokan, aşk tüten bu topraklara… At beni sahabe yüreklerinde yanan ateşlere, at ki hakiki sahibime kavuşayım, yanıp kül olayım!” diyorsun. Yakarışın son bulsun artık kalemim! Seni buz gibi, asfalt yollu, gri renkli betondan şehirlere götürmeyeceğim. Cehaletle sırçalanmış, sevmeyi bir yük sayan, aşk fakirlerinin masalarına koymayacağım. Kim bilir belki nurdan bir kalem olur, na’tlar yazarsın Sevgili’ye. Sevgiler şehrine, Sevgili’nin şehrine göçen kalemim, hicretin kabul olsun. Atıyorum seni Mekke çöllerine, fısıldıyorum kulağına, “Anam, babam sana feda olsun ya Resul!” diye. Yakıyorum, gün aşırı sevmelere alışmış benliğimi ve dönüyorum yüzümü sadece Sevgili’ye… En Sevgili’ye… Yasemin AçıkgözHayırlı akşamlar can kardeşim selam ve dua ile Rabbime emanetsin ablası..

  33. بســــــــــــــــــــــــــــــــم الله الرحمن الرحــيــمÖyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Aklansın.. Ölümün kara düşleri Korkuları umutlara döndürsün. Rahmetinle her damlası Cehennemler söndürsün… Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Cennetler berâtı inci damlalar Secdelerde seller gibi çağlasın. Etrafımda haşre kadar melekler Sevinçlerle ağlasın… Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Eritsin.. Buzlarını gafletin Gönül ufukları nûra bürünsün. Açılsın da cehlin kara perdesi Gerçek görünsün… Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Müjdeler dökülsün Arş-ı Âlâ\’dan Hidâyet selleri sineme dolsun. Her damlası Mahşer Günü Şâhidim olsun… Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Esmâ\’ndaki \’Doksandokuz\’ aşkına Semâlardan gufranını indirsin. Hesap günü titreşirken Mîzan\’da Hicâbımı dindirsin… Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî; Firdevs Göklerinden nûr sağnakları Dehşet günü Sırât üzre saçılsın. Sekiz yerden sekiz cennet kapısı Bir lâhzada açılsın… Öyle bir gözyaşı ver ki Yâ Rabbî Arıtsın.. Şu nankör nefsi hevâdan Bütün zerrelerim Kur\’ân\’la dolsun. Ve Mahşer günü şu tövbekâr bedenim Şehitlerle haşrolsun… بســــــــــــــــــــــــــــــــم الله الرحمن الرحــيــمYÜREĞİMDEN ,YÜREĞİNE BİDENEMMMM…SELAM VE DUALARIMLA…İNŞ. SENDE KARDEŞİNİ UNUTMA DUALARINDA KARDEŞİN SENİ ÇOK SEVİYOR BİDENEM BENİM..ALLAH,A EMANET OL……….❀✿❀✿…………❀✿❀✿….❀✿……..❀✿……❀✿……….❀✿.❀✿……………❀✿❀✿…………..❀✿..❀✿……………..❀✿……………….❀✿…❀✿…….HAYIRLI ……………..❀✿……❀✿………..GECELER……….❀✿………❀✿…….SEVGİYLE!……❀✿………….❀✿….KALIN………❀✿……………..❀✿………….❀✿….NAZO..❀✿….❀✿……KIZ………..❀❀✿…………………….❀✿

  34. EĞER SEN DE, ALLAH’A İNANARAK; * Hayatın güçlüklerine katlanabilecek kadar İNANÇ, * Geleceğin daha iyi olacağına inanacak kadar ÜMİT, * Doğru bildiklerin için mücadele edebilecek kadar CESARET, * Topluma, ailene, İslam’a faydalı olabilecek kadar SAĞLIK, * İhtiyaçlarına yetebilecek, zekâtını verebilecek kadar PARA, * Başkalarının daima iyi yönlerini görebilecek GÖZ, * Çevrenizdeki insanlara yardım eli uzatacak kadar CÖMERT, * İnsanlardan karşılık beklemeden yapabileceğin İYİLİK, * Hayatın zorluklarına karşı hayatı ve insanları kuşatacak SEVGİ, * Yastık kadar yumuşak ve rahat bir VİCDAN, * Dili, belini, kalbini, keseni ve gözünü haramdan saklayabilecek İRADE, * Gördüklerinin, duyduklarının düzelmesini bekleyebilecek kadar SABIR, * Günahlarını, noksanlarını itiraf edebilecek kadar FAZİLET, * En kötü halinde bile Allah’ dan razı olabilecek kadar ŞÜKÜR varsa, SEN MUTLUSUN DEMEKTİR… Haftanız hayr olsun inş.Selametle

  35. GÜNAYDINKENDİNİZİ DEGİŞTİRMEDİKCEGerçek su ki,insanlar kendi iç dünyalarini degistirmeden Allah onlarin durumunu degistirmez." Bu böyledir,çünkü Allah,bir topluma bahsettgi nimeti ve esenligi, o toplum kendi gidisini degistirmedikçe asla degistirmez; ve[bilin ki] Allah herseyi isiten,her seyi bilendir." Bu ayeti kerimelerin tefsirlerine baktigimizda goruyoruzki;biz nelere layiksak Allah (c.c)\’\’da bize onu verecektir. Allah(c.c) eskiya bir toplulugun basina asla evliya insanlari getirmez, evliya bir toplulugun basinada eskiya insanlari getirerek zulmetmez. Eger bu gun muslumanlar her yerde samar oglani durumuna dusmuslerse bu durum Islam dinin degil, bilakis muslumanlarin icerisine dustugu hatalarin ve İslamı suclayarak Ondan kacisin bir sonucudur. Muslumanlar bu gunku icerisine dustugu zilletten asagilanmadan kurtulmak istiyorlarsa hatalarini duzeltip Allah\’\’a yonelmeleri gerekir. Cunku Allah\’\’u Teala yukardaki ayeti kerimde; siz kendinizi duzeltmedikce Allah\’\’ta sizi duzeltmeyecektir buyurmaktadir. Kendimizi duzeltmedigimiz yada bu yonde gayret etmedigimiz surece yaptigimiz dualar,yalvarislar ve yakarislar karsiliginda basimiza rahmet degil azap yagmaya devam edecektir. Dolayisiyla Islam dininin disindaki butun ser gucler akbabalar gibi uzerimize ususerek kendilerince bizi adam etmeye kalkismaya devam edeceklerdir. Bu konuda bizim halimizi anlatan Hz. Mevlana\’\’nin seyhi, Sems Tebrizi hazretlerinin su sozlerini hatirlamamak mumkun degil. Yuzleri dost icleri dusman olanlardan usandim, Dilleri mu\’\’min,kalpleri seytan olanlardan usandim, Bak dostum herkesin kahri cekilir amma… Ben su davasiz muslumanlardan usandim ! Rabbim bizleri kendini muhasebeye ceken salih kullarindan eylesinselam ve dualarımla sevgiyle kalın aeo…

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s