Aşktır…Zevaldir, kuşluktur…Ebu bekr’in yol arkadaşlığıdır.Fatıma’nın paklığıdır.Zeyneb’in cesaretidir.Vahşi’nin pişmanlığıdır…O yüzden aşk “A”dır…

 

AŞKTIR…
Aşktır
Yağmur tanesidir…
Kabe’nin siyah örtüsüne yüz sürenin gözünden dökülendir…
Mecnun Leyla’ya “sen de kimsin” dediğinde çöl marallarının gırtlağına tıkanandır…

Aşktır…
Bahta yemin ettirendir…
Zaman kafa tutturandır…
Hesap günü kargaşasında anaya yavrusunu unutturan neyse, istediğinde insana herkesi ve her şeyi öyle unutturandır…

Aşktır…
Mahpusta ilk akşamın cigarasıdır.
Hemşirenin kucağında iki kilo sekizyüz gramlık kütlesiyle, yarım yamalak gözünü size doğru dönüp bir şey söylemeye çalışandır…

İlk orucun iftarının ilk zeytinidir.
Simsiyah saçlardır.
Zifir akşamlardır.
Boğaz köprüsünün üzerinde atlamasınlar diye polislere nöbet tutturandır…

Aşktır…
Bir fotoğrafın yıllar sonra kanamaya başlamasıdır.
Ayasofya’da İsa’nın gözünden süzülen yaş tanelerini görebilme marifetidir.
Eylül akşamlarında gelip gözlerinde duran, yakalandığında çaresiz kılandır…

Aşktır…
Yola koyulduğunda ayrılığı, unutulduğunda ağlamayı, her hatırlandığında yıkılmayı sevdirendir.
Menekşeye konuşmayı öğretendir.
Şubat ayına terk edilmeyi…

Aşktır…
Yeni çıkan şarkılardır.
Suya yazılmış yazı, kalbe çizilmiş bir ad, sadece paslı bıçak, baldıran zehri, gün Siirt’in fıstık bahçelerinin üzerinde batarken güneşin mehtaba dönüştüğü an, her kaybedildiğinde kazanılandır…

Aşktır…
Bir insanın üç günlük dünya hayatında karşısına çıkabilecek en büyük numaradır.
Sihirdir, büyüdür.
Neden saçları beyazlamışsa ondandır
Mektupları yaktın, resimleri yırttın deyip de, yine de ömrü boyunca unutulmayacak olandır…

Aşktır…
Talandır… yangın yeridir… dağları yürütendir…
Bir gece ayı sol, güneşi sağ eline verseler de vazgeçilmez olandır.
Kadıköy-karaköy vapurunda serin bir ekim akşamüstünde, tahta sıralarda güzelim poyraz saçları yalarken karşı karşıya oturulandır…
Rastlanılandır…
Yakalanılandır…
Hesap edilemeyendir…

Aşktır…
Damda deve ararken, balıklara iğnesini getirten, çok yücelten, yerin dibine batırandır…
Zevaldir, kuşluktur…
Ebu bekr’in yol arkadaşlığıdır.
Fatıma’nın paklığıdır.
Zeyneb’in cesaretidir.
Vahşi’nin pişmanlığıdır…

Aşktır…
Darağaçlarında, batakhanelerde, cezaevi koridorlarında, meyhane masalarında, yalnız odalarda kol gezendir…
Feleği şaşırtandır…
Masumiyete, cinayet işleyebilme yeteneğini sınatabilecek kadar ileri gidendir…

Aşktır…
Cehennemin kapısında, cennetin tam ortasında durabilendir.
Gücü yetendir.
Şimdi herkesi biraz ona benzeten, şimdi her gördüğünü o zanneden mahur efkardır…
Yasak tanımayandır.
Hayatın acil servislerinde kanayan, aranılan kanı bulunamıyanların felaketidir…

Aşktır…
En çok İstanbul, en akşam Ankara, en ikindi İzmir, en karlı Erzincan, en deli Rize, en gece Eskişehir, en gizli Mardin’dir.
Bir abadır…
Bir hırkadır…
Bir solukta kırkbin kere adını söyletebilendir…

Aşktır…
Herkes için bir keredir.
O yüzden başta olandır…
O yüzden başlatandır…
O yüzden aşk “A”dır…

İBRAHİM SADRİ
“AŞK 29 HARFTİR” isimli kitabının “A” harfi bölümü

 
Reklamlar

25 Yanıt

  1. Bismillâhi\’r Rahmâni\’r RahîmYarattıklarının ve ilminin adedince.,Arş-ı Alânın ağırlığınca.,Seni sevenlerin sevgisince.,Seni zikredenlerin zikrettiğince.,Sana kulluktan gafil davrananların gafletince ve Sen rıza gösterinceye dekSana Hamd Senâ ve Şükrolsun Allâh’ım….Levlâke Levlâk Lemâ Hâlaktu’l Eflâk ilâhi fermanının tek ve bir muhatabı olanHabîbin Resûlun Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed Mustafa’ya.,Mübarek Ailesine ve dava arkadaş ve dostları olan sahabelere.,Gelmiş geçmiş tüm nebi mürsel ve Allâh dostlarına.,İmân İslâm Kur’ân hizmetinde bulunanların cümlesine de Salât ve Selâm ederim kabul ve makbul eyle Allâh’ım…Bunca hata kusur günahımın kiri ile.,Aczimi fakrimi ve Sana heran her yerde bitmez tükenmez muhtaçlığımıSermaye ederek azabından korkarak Rahmetini umarakDuâ duâ sonsuz Rahmet Merhamet Mağfiret kapının tokmağına dokunuyorum…Beni geri çevirme Allâh’ım….Sana iman ve kulluk onurunun şuurundan beni mahrum eyleme Allâh’ım..Bilmemi nasip ettin ki ;Ruhunu iman ve imanın gereği ibadetlerden mahrum bırakanlar içindir cehennem…Sana kulluktan firar edenin Senin yarattıklarına köleliği kaçınılmaz…Nefsimin firavunluğundan.,egomun nemrudluğundan.,Tutkuların tutuklusu olmaktan.,Cehaletin Gafletin Edepsizliğin Nankörlüğün cehenneminden.,Yarattıklarının tümünün şerrinden Sana sığınırım Allâh’ım…Sen ve beni sevdiklerimi muhafaza buyur Allâh’ım…Ey kalplerin tasarrufu Kudret elinde olan Allâh’ım.,Kalplerimizi Aklımızı lisanımızı ayaklarımızı yolunda ve hizmetinde sabit eyle kaydırma Allâh’ım…Sen vermeyi istemeseydin istemeyi vermezdin…Sen Senin rızan dairesinde istikamet irade ve istikrar nasip eyle.,Verdiğin nimetlerin hakkıyla şükrünü eda etmekten acizim.,Sen şikayet etmekten şükretmeye vakit bulamayanlardan değil.,Şükretmekten şikayeti hayatından çıkaranlardan olmamı nasip eyle..Bizleri ancak ve yalnız Sana iman ile güzelleştir.,Ancak ve yalnız Sana kul olmakla şereflendir.,Ancak ve yalnız Sana itaatle özgürleştir…Varlık alemi Ancak ve yalnız Senin mülkünde ve Kudret elindedir.,Herşey Ancak ve yalnız Senin ‘’ol’’ hükmündedir…Öldür acılarımızı.,dindir sancılarımızı.,Kabul ve makbul eyle tüm sesli sessiz dualarımızı…Ey Alemlerin Rabbi olan Allâh’ım..,Dualarım yüreğimin kelimelerinin miracıdır benim.,Halimi sıkıntılarımı bilmediğin için değil.,Seninle dertleşmek içindir dua halim,Alnımdan öpmen için vesiledir secdelerim.,Sana kulluktur asıl kimliğim…Beni Sensiz gayesiz kimliksiz bırakma Ya Rabbim…Rahmet.,Merhamet.,Selâmet.,Bereket.,Mağfiret dilendiğim kelimelerin gölgesinde içimin yankısını sana yollamak istiyorum…Yüreğimde çağlayanlar var.,yüzümü ıslatmadan akan dinmeyen gözyaşlarım var ALLAH’ım.. Sana yolluyorum tüm hasretlerimi, aşarak yüreğimin kuraklaşmış çöl kumlarını… Varlığımdaki aczimi fakrimi zaifliğimi ve heran her yerde Sana muhtaçlığımı sermaye ederek.,hüznümü sancılarımı gözyaşlarımı serpiyorum geceye sadaka diye..Yürek tezgahında dokuduğum sancılarım., kuşandığım acılar var saklımda..Dilimde ve lisân-ı halimde Senden dilendiğim mağfiretin şefaâtin var…Sen beni benden öte hakkıyla bilensin…Ben konuşmasam da dilimi dudağımı oynatmasam da Sen beni duyansın ama ben yinede Seninle dertleşmek ve aczimi fakrimi zaifliğimi itiraf etmek ve Rahmet merhamet mağfiret selamet bereket kapının tokmağına dua dua dokunmak istedim…Senden razı olan ve Kendisinden razı olduğun kullarından eyle benide Ya Rabbim… Allâh ism-i şerifinin hürmetine.,İsm-i Azamının hürmetine.,El-esmâul hüsnanın hürmetine.,Kainatın ruhu Kur’ânın hürmetine.,Alemlere Rahmet olarak yarattığın Habibin Resulun hz.Muhammed Mustafa sav.hürmetine eksiğimle kusurumla yaptığım tüm amel ibadet ve dualarımı kabul ve makbul buyur Allâh’ım…Amin amin amin… Cumayı bekleyen, icabet saatini hisseden,nimetin şükrünü eda eden kullardan olmakBeklemediğimiz hayrlarla geçirmek ve Rabbe yaklaşmamıza vesile olması duasıyla

  2. Aşktır…Herkes için bir keredir.O yüzden başta olandır…O yüzden başlatandır…O yüzden aşk “A”dır…Allah razı olsun abican hayırlı akşamlar selam ve dua ile..

  3. Sevgili!..Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim… Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhudda dişini avcuma almak isterdim.Sevgili!..Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kandırmış olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünki o, duydum dediğim bir yanlıştır. Şimdi ayın, şın ve kafları çıkardılar elif belerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi eliflerle herlerden. Sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak, ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda. Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz, canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!.. Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!..Galiba varlığın çekim alanına giren en ulvi acıydı aşk; ve maddeyi mânâya veren en cömert sancıydı. Ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı yitirişlerin türküsüydü. Kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk; kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan âhenkti aşk. Şarkın bütün şiir macerasıydı, belki Yesribli sevgililer için tutulan bir Anadolu yasıydı. Yağmur yağmur belaya başını tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. Mansûru dâra takan da, Halili oda yakan da oydu, ve oydu Eyyub;u derde bırakan da. Tuz kadar mübarek, ekmekçe aziz idi; toprakleyin bereket, su gibi temiz idi.Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer; ve aşksız gönül misâli taşa benzer. Hayatı aşka bölünce hayat çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye aşk kalır. Gelip kemiğe dayanınca dünya, hayata atılan kemend olur; göz kapaklarından vurulunca kasırgalar, annelerce deprem, babalarca bend olur. Aşksız bahar dallarını kuru bir ayaz boğar, aşksız rahmini yargılayan bebekler nâgehan doğar. Mahrem düşüncelerle perdelenen odalarda ya ezel ya ebet olur; aşk kayıp giderse dünyadan ebet kıyamet olur; sevgisizlik gelir, dünya cehennem olur.Aşk gelince burukluğun şiirinde hüzün dokur heceler; ve azarlanmış kalpleri ısırır tam yarısında geceler. Saban onunla sürerse toprağı koşarak, ancak o vakit yeşerir taze bir başak. Atların nallarından yıldırımlar masallara dökülür, ve yollanamayan mektuplarda nice kalpler sökülür. Kayan yıldızlar gibi büzülür elem dehlizlerine diller, ve melal süzülür gibi melek kanatlarında döker yapraklarını güller. Kaderin dehşetini yakan şamdanlar özge pervanelere tesellikâr düşer, şefkatli bir ekmek kırıntısıdır kurutulmuş buselere yâr düşer.Sevgili!..Kapına geldik; aşkı öğret bize; ve aşkını ver yüreklerimize.Bir nihânîce gamzene gamzede âşıkların adına… Hani uykuya dalınca kenti, ve yalnız başına kalınca kendi… Hani yalnız gecelerde konuşmadan kalınca dilleri, ve hâl üzre gönüller anlar olunca bütün dilleri… Vicdan sesinden bîzâr kürek mahkumlarınca, hani âşıkların hasreti özlemle karınca… Hani gurbetin ucunda gönlüme gömen de seni, hani seni gurbet gurbet gönlüme gömende… Güneş ve ay nurunu aşkından alırken; güneşin ışığı aya vurur gibi âşıkı aydınlatırken… Gel ey Sevgili bir huzmecik bahş eyle âsî ve aciz üftadene, ve umut ver peykin olmaya teşne kem zerrene. Aşkları unutan bendene aşkını unutturma!..Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da.*****RABBİM RAZI OLSUN CAN KARDEŞİM ÇOK GÜZEL BİR PAYLAŞIM…. 🙂

  4. AĞLIYORUMRuhuma emredildiğinde Allah’a secde etmediyse diye Ağlıyorum Günah bataklığında yüzdüğümden dolayı ağlıyorum Ezanı duyduğumda kalbim titremediğinden dolayı ağlıyorum Nefsimin aklıma hakim olmadığından dolayı ağlıyorum Resulü Ekrem\’in ismini duyduğumda kalbimin dışarı fırlamamasından dolayı Ağlıyorum İbadet yerine dünya zevkine daldığımdan dolayı Ağlıyorum Allah kelamını işittiğimde tüm hücrelerimin titremediğinden damarlarımın çatlayıp kanım boşanmadığından dolayı Ağlıyorum Yaratana kulluk yapamadığımdan dolayı Ağlıyorum Allah ve Resulü Ekrem\’in aşkını tadamadığımdan dolayı Ağlıyorum Nesillere kötü örnek olduğumdan dolayı Ağlıyorum Yaradılış gayesinden habersiz olduğumdan dolayı Ağlıyorum Cehenneme girmekten değil Allah’ın nuruna vasıl olamamaktan, Resulü Ekrem i görememekten dolayı Ağlıyorum Asrımızın BATAKLIĞINDA Bataklığı kurutmaya çalışanların yanında olmadığımdan dolayı Ağlıyorum Ağlıyorum ilimle uğraşmayıp cehalete daldığım için Ağlıyorum Bana yol gösterenlere köle olmadığımdan dolayı Ağlıyorum EVLİYALARIN hocaların sohbetine nail olmadığım için Ağlıyorum İyi bir ümmet olamadığımdan dolayı Ağlıyorum AĞLIYORUM, AĞLIYORUM, AĞLIYORUM Sana dilediğim gibi kulluk edemediğim içinHER ZAMAN OLDUĞU GİBİ NE GÜZEL PAYLAŞIMLAR YAPAR BENİM BİDENEM..RABBİM SENDEN RAZI OLSUN CAN ABİM BENİM.ALLAH,A EMANET OL.SELAM VE DUA İLE.

  5. aşk ademin yanında idi aşk habilin kanında idi aşk nuhla çıkmadı ki karaya aşk vardı zaten ta ademden buyana aşk yusufun gömleğinde idi aşk budur buna yakubun eli değdi alk idi sabrı kebir bunu en ıyı hazretı eyüp bilir aşk yıldızı kaymaktı ta tunusa aşk ne demek sen birde sor yunusa aşk putların boynundda mıydı,daha sorsam kime o aşkı güneşte aramadı ki bırde sor ibrahime alkın yolu kesilmez boşunadır çaban ey şeytan aşkı blmese ismail olurmuydu hiç kurban aşkı tarife gerekmez ki;sadece bir haruna sor musanın asasına yahut etegınde TUR una sor aşkı zülkarneyn bilir ateşli gönlüne bakırlı suruna sor aşkı sor aşk la sor belkide o dur içinde tuten kor aşkı her yerde her an a sor sen aşkı DAHA KUNDAKTA İKEN ÜMMETİ DİYEN SULTANA SOR …gönlüne sağlık oğul. mevla razı olsun. selam ve dua ile.

  6. Allah Aşkı İçin Yaşamak Sabır et gönül Dualarınla sar gençliğini Pişman olanlar arasın seni Sen kendin ol gittiği yere kadar Sev Lakin ölesiye Allah aşkı için sev Sus Cahillerin sözlerini duyunca Ölüm aklında olsun Sevapların gönlünün elçileri olsun İyilik olsun her anın Vazgeç değer bilmeyen dostlarından Otur her zaman ki gibi masana Yaz Lakin sadece Keriminin aşkı için yaz Kendi kendine konuş kaleminle Yalnız sadece Günahlarını temize çekebileceğin duaların olsun sayfan Konuş ve yaz Bıkmak yok Çünkü sen Allah’ın yolundasın Sakın ha bıkma Son sözünü hiç unutma Sonuna kadar Allah aşkı için yazmakALLAH RAZI OLSUN CAN KARDESIM

  7. Mümin aşktan, aşk da müminden zuhûr eder. Bizim imkansız gördüğümüz şeyleri aşk mümkün hale koyar.Akıl, belâgatle konuşan bir hatiptir. Aşk ondan daha beliğ, daha temiz, daha çolak, daha pervasızdır.Akıl sebeplerle illetler arasında sıkışıp kalmıştır.Aşk, avını pazısının kuvvetiyle elde eder. Akıl hilekârdır, tuzak kurar.Aklın sermayesi, korku ve şüphedir. Aşkta ise azim ve Allah’a yakîn mertebesi doğar.Akıl, viran etmek için imar eder. Aşk, imar etmek için viran eder.Akıl, nasıl, ne kadar, yani devamlı keyfiyet ve kemiyet terimi üzerinde kuvvet kazanır. Aşk, bu kemiyet ve keyfiyet elbisesinden soyunmuştur. Ne, nasılla ilgilenir, ne, ne kadarla ilgilenir.Akıl, önce ben der. Aşk, zahmeti kendine ver der.Akıl, birşey kazanmak için başkasını tanır ve sever. Aşk, kendinden verir ve kendisiyle hesap görür.Akıl, sevil de mesut ol, der. Aşk, kul ol ve bu yolla hür ol, der.hayırlı günler oğul.mevlaya emanetsin. selam ve dua ile.

  8. Ben hasreti sevdim ,Vuslattan çokGeceyi sevdim siyah zülüfleri dağınıkBen uykusuzluğu sevdim.,Uyanık gezmekten çok Yanmayı sevdim,,Serin sulardan uzakSonra ızdırabı sevdim ,Aydınlık sabahlara gebeçekilen çileyi sevdim,,iki büklüm gezmeyi; kan ağlarken gülmeyi; anadan, yardan geçmeyiDünyadan vazgeçmeyi sevdimne Cennet sevdası, ne Cehennem korkusuBen Yaradan\’a aşkı sevdimO\’nun aşkını, O\’nu sevmeyi, uğrunda koşmayı,düşmeyi, ölmeyi sevdim.. Ve toplayıp bu sevdiklerimi Huzura sermeyiAlnımı yere mıhlayıpSana geldim, af dilemeye geldim, affa layık olmasamda demeyiGözlerim kuruyana dek ağlamayıVe secdede ölmeyi sevdim,Allah\’ım başka sevgim yok benim Ben SENi SEVMEYi SEVDiM ,RABBİM SENİ SEVMEYİ SEVDİM..O GÜZEL YÜREĞİNDEN ÖPERİM BİDENEM,ALLAH,A EMANET OL…SELAM VE DUA İLE CAN ABİM BENİM.

  9. AşkıBir sevda vardır senede bir hatırladığımız; bir sevda da vardır ki hiç unutamadığımız İnsan manevi alemlere her kanatlanışında, günde defalarca kapısını çaldığı, bıkmadan usanmadan uğrunda koştuğu Sevgili… O\’na yaklaştıkça, deniz suyu içmiş bir çöl yolcusunun suya duyduğu iştiyak gibi, bitmeyen yolculuğun çıldırtıcı vuslat arzusu gibi …Her an O\’nu yaşamak ve O\’nu anlatmakla geçen bir hayat ve bu Sevgili\’ye olan vuslat arzusu tüm mecazi aşkları siliverir bir andaMevlana\’nın dediği gibi ‘Hak aşıkları muhabbet deryalarında yüzen balıklara benzer, işte onlar vuslata doymazlar, mecazi olana kanmazlar\’Ballar balını buldum neyleyeyim gayrını işte onun yeri bambaşka Kalbin, ruhun, vicdanın mevcudiyeti o Sevgili\’ye bağlı O\’nun sevgisinden mahrum olmak mecazi aşklara kanmaktırAşk-ı hakiki ise doyulmayan ve ulaşılamayan bir varlıktır Kainat bile O\’na olan muhabbet ile ayakta durabilmekte, bu ne gönül ki doymuyor O\’na; istiyor her an vuslatıO\’na atılan bir adım, O\’na yakın olan her bir mekan bir öncesinin binlerce kat fevkindedir Koşuyoruz O\’nun peşinden, arzumuzdur O\’nun cemalini müşahede etmek Demiyor mu Sevgili\’nin sevgilisi “bir saatlik Cennet hayatı bin yıllık dünya hayatına bedel, bir anlık O\’nun cemalini temaşa etmek bin yıllık cennet hayatına bedel” Bu ne büyük bir lezzettir ki, sevgililer sevdalarını terketmişler O\’nun için; evlatlarını dünya malını, makamını terketmişler Mecnunlar bile O\’nu bulunca Leyla\’larını unutmuşlarHakiki aşk odur ki sevgilisi uğruna binlerce sevdiğini terkeder Bunun misali ruhta vardır, eğer ki hakiki muhabbet dünya mansıpları olsaydı bırakır mıydı bu bedeni? Ama bırakıyor, neden? Bir sevgiliyi terketmeden diğerini sevemiyor da ondanBir de Hakiki Sevgili\’ye ulaşmak için Sevgili\’nin sevdiğini seveceksin, biz O\’nun sevgilisini sevmedikçe O\’na olan muhabbetimiz hep yarım olacaktır O sevda da gurbete uçup gitti, işte bir başka sevgili gidince gurbete sevenler ağlarlarmış, işte o muhabbet gözyaşları da sevgiliye kalbden onu bağlarmış, her şeyde ifrat olsa da sevgilinin muhabbetinde olmazmış; işte ona olan muhabbetin ifratı, zamanı, mekanı ortadan kaldırırmışHasrettir şimdilerde o gönüller sevgililer sevgilisine, adeta yağmur yüklü bulut olurlar; en ufak bir his kıvılcımı ile yağmaya başlarlar, bu billur billur olmuş yağmur taneleri vuslat arzusunun ateşini dindiren ızdırap damlalarıdır Vuslat arzusu alevleri körükleyen bir kor gibi kalır, ne söner ne diner… O öyle bir hicrandır ki, onu ne Mecnun\’lar hayatları ile ne de aşıklar besteleri ile anlatabilirler Onu ancak ızdıraplı bir gönül, özünden duyguların tercümanı olup billur billur akan gözyaşları anlatırVuslatın şafağını bekleyenler kalblerinde esen hicran meltemleri ile hep o sayılı günlerin bitmesini beklerler ve ona güllerden besteler yaparlar Artık ona olan özlem o kadar yoğunlaşır ki, vuslatın hicran dolu yağmurları yetmez o ateşi söndürmeye kutlu doğumlarda emanetinin bir tanesini yüzüne, gözüne sürse de koklasa da doyamaz hiçbir zamanSevdada hasbi olunca insan, asıl Sevgili sevdiğine kavuşturuverir insanı Nasıl bülbülün güle olan hasreti bahara kadardır, insanın da sevgililer sevgilisine olan vuslatın hicran dolu çığlıkları da insanlığın baharına kadardır Gülü seven dikenini bilendir Engel mi olurmuş hiç sevgiliye kavuşmada ızdıraplı yollar? Olsaydı eğer aşık olur muydu bülbül güle, konar mıydı narin vücudu ile dikene?Bir de asıl sevgiliyi bulamayanlar Leyla\’yı Mevla zannedip peşinde koşanlar vardır Aslında ruh onlarda hep hakiki aşkını arar durur; bulamadıkça aşk-ı hakikiyi, bir dalga misali sürükler durur insanın kalbini tâ ufuklar ötesine yoruluncaya kadar İşte orada, kalb de mecazi aşkların yorgunluğunu gidermek ve yaralarını tedavi etmek için, belki de aşk-ı hakikiyi tadar Aşk-ı bakiyi tatmayan aşk-ı fanide aradığını bulamaz; fani mahbuplar uhrevi aleme açılan kalbin vuslatın hicran yaralarına hiçbir zaman tiryak olamazİşte ebedi aşk için yaratılan kalb fani aşk ile doyamaz Bunun için her zaman Mecnun Leyla\’sının arkasında koşarken her zaman Mevla\’sını bulmuş, Kerem de Aslı\’sını ararken asıl Sevgili\’sini bulmuştur Ballar balını buldum kovanım yağma olsunKapına geldik; aşkı öğret bize ; ve aşkını ver yüreklerimize YA RABBİ Amin Amin Amin Allah C.c razı olsun çok güzel bi paylaşım ellerinize ve yüreginize sağlık güzelliklerinizin devamını bekliyoruz biz dostlarınız selam ve dua ile hayırla kalınız.AŞK\’TIR GERİSİ VESAİREDİR.

  10. NEDE GÜZEL DİLE GETİRİLMİŞ…

  11. Sevgili,Korkuyorum…Seni bulamamaktan, bulduğumu sanmaktan, bulup da kaçırmaktan, bulduktan sonra hakkıyla yaşamamaktan korkuyorum. Bulmayı arzulamak ne kadar karşı konulmaz, bulmak ne kadar uzak…“Bulma”yı umut etmekse; hayat kaynağım, dayanağım, varlığım…Sana kavuşmak ne kadar “var olmak”sa benim için, seni kaybetme korkusu o kadar “yok olmak”. Ne varlığımdan eminim ne de yok olduğumdan. Bu masalın sonu nerede, nasıl biter, murada erer-miyim bilmiyorum…Sevgili, içimde gamlı bir sonbahar ezgisi…Hasretim dağlarca omzumda…Hasretim, ağzından alevler saçan ejderha…Ah, bu ince sızı!Ah, “bu sebepsiz hüzün”!Ah, tüm ayrılıkların acısını yüreğime taşıyan, Adını bir türlü koyamadığım kara sevda…Ağlamak, kelimelerin ardına sığınmak, çözüm değil.Sevgili,Demişsin ki:“Ne yere ne de göğe sığmadım, mü’min kulumun kalbine sığdım”.Kalbime baktım minicik bir fincan,Senin aşkın sonu olmayan engin bir deniz, uçsuz bucaksız umman.Fincan denize müştak, ummana sevdalı…Aşkın, yaralı kalbime şifa…Aşkın çok ağır…Kalbim şu haliyle bu yükü kaldıracak kalp değil…Bana senin yükünü, hakkıyla taşıyacak kalp ihsan eyle…(Âmin)Hatice Kübra TüzünAllah razı olsun ablası çok güzel bir paylaşım emeğine sağlık can kardeşcik selamların ve duaların en güzeliyle Rabbime emanetsin…

  12. Bir kumar gibi hayat sanki Oyna diyorlar ilk elini Bir oyunun ortasında buluyorum kendimi Tutuşturuyorlar ellerime o sahtekâr zarları Görmedim ki bu kumarda yanıma kar kalanı Ben oynuyorum ama gerçekçi Nerden bilirdim ki herkesin sahteliğini Atıyorum zarları bir bir Zararıma duruyor her biri Sonra ben çekiliyorum diyorum Nereye diyorlar, tutuyorlar beni zorla Kaçamıyorum oynuyorum hep kendi zararıma Yenildikçe yeniliyor Üzüldükçe üzülüyorum Gitmek kaçmak istiyorum Ama kal daha oyun yeni başladı diyorlar Hırs yapıyorum, bu sefer ben kazanacağım diyorum Ama sonra yine ben kaybediyorum Aşklarım, Arkadaşlarım, Sevdalarım, Hepsini bu kumara yatırmışım Hepsi bir bir sahteliğini göstermiş bu oyunda Sonra pılımı pırtımı topluyorum gidiyorum çok uzaklara Dur diyorlar, Sen aşlarını arkadaşlarını sevdalarını istemiyor musun? Gel bir el daha oynayalım belki sen kazanacaksın Yok diyorum… Yalan aşklarım, sahtekâr arkadaşlarım ve yamalı kalmış, El değmiş sevdalarım hepsi sizlerin olsun Ben bu kumardan çekiliyorum Kaçıyorum hayatın en kuytu köşesine Evet, gidiyorum çaresizce tek başıma Çırıl çıplak bıraktı bu hayat kimse yok artık yanımda Her şeyimi aldı kahrolası bu kumarda Ellerim bom boş kaldı bu sahte sevgilerde Yüreğim yaralı bu yalan aşkların biten son gecesinde Ve yolun sonu görünüyor Yalnızlıkla arkadaş olmuş eşlik ediyor yanımda sessizce Evime gidiyor odamda bir köşede ağlıyorum gizlice İçiyorum yalnızlıklar adına yine sessizce Ve kadehimi kaldırıyorum Bütün sahtekâr sevgilere…" a$k " die ßi$e yhkmu$,, sevqi varmı$,, hani sevqi emektir,,derLer ya yaLanmı$,,FazLa emek,, FazLa deqer zararmı$..Her$ey yaLanmı$ a$kta ya$ananLar ya$anmamı$ sayıLırmı$..Zaman qeLip siLermi$iz ßiz hatıraLarı..qeriye ßir qözLeri kaLırmı$..Hani qörmedikçe özLersin derler ya o da yaLanmı$..Seni qünLerce ßekLediqimde anLadım..Hani aqLadıkça unutursun derLer ya o da yaLanmı$..Her qece ßa$ımı yastıqa koyup aqLadıqımda anLadım..a$ık oLunca insanın qözü ßi$e qörmezmi$,,ayakLarı yerden kesiLirmi$,, derLer yaa oda yaLanmı$.. a$k acı çekmek aqLamakmı$,,ßana sırtını dönüp qittiqinde anLadım..Hani "a$kın ßittiqi yerde NeFretiN ßa$Lar "derLer ya doqruymu$..$imdi senden NeFret ettiqim için anLadım..Hani çok özLersin,, deqer verirsin,,onsuz neFes aLamazsın derLer ya ßi anLıkmı$..qelip qeçiyormu$ her$ey,,$imdiki mutLuLuqumda anLadım..Hani onLa her$ey tozpemße,,dünya qüzeL,,a$k qüzeL,,onsuz dünya karanLık derLer ya oda ßi anLıkmı$..Sonraki qüLmeLerimde anLadım,,Hani herkes der ya iLerde ßunLarı hatırLayıp qüLeceksin,, die ßir tek ßu doqruymu$..$imdi sana qüLüp qeçiyorum.!! selam ve dua ile kalın

  13. MUSA A.S Tur dağına giderken bir adam yolunu kesmiş ve -ya Musa Rabbine sor ben cehennemlik miyim yoksa cennetlik miyimmusa a.s peki der ve yoluna devam eder Turda rabbiyle konuşur adamın sorusunu unutur fakat herşeyi hesapsızca bilen Allah -EY MUSA BANA BİR SORUN YOK MU DERMUSA A.S hatırlar ve adamın sorusunu sorar cevabını alır yola çıkaradam Musa a.s görünce -ya MUSA Rabbin ne dedi derM usa a.s -rabbim dedi ki " ey MUSA O KULUMA SÖYLE"demesiyle adam sözünü keser ve-EY MUSA DUR GERİSİNİ SÖYLEME RABBİN BANA KULUM DEDİ MİMUSA A.S evet deradam-söyleme gerisini bilmesemde olur o bana KULUM dedi ya bu bana yeter derve musa a.s Allah\’dan haber gelir-EY MUSA SÖYLE O KULUMA ONU AFFETTİM DER…Kİ BU ADAM ASLINDA CEHENNEMLİKTİ AMA ALLAH C.C ONA OLAN SEVGİSİNE KARŞILIK ONU AFFETTİ VE İMAM I AZAM\’IN DEDİĞİ GİBİ BEN ALLAH\’ı CENNETİ İÇİNDEĞİL SEVAP İÇİN DEĞİL ONUN RIZASINI KAZANMAK İÇİN SEVİYORUMalıntı SELAM VE DUA İLE KAL AHMED KARDEŞİM

  14. Yürek de damla damla akar mı böyle..Gül kokusu, gül muhabbeti, yürekten damla damla süzülür mü böylesi..Aşk, taneyi mücevher yapan,faniyi baki yapan..Bir kainatı aşk ile dolduran Rabb’e aşk…Olmazları olduran,kabımızı güllerle dolduran Rabb’e aşk…Bir zerreye bile akla sığmaz kanunları sığdıran,nice fabrikalar işletip en güzel suretiyle bize sunanSuyu Rahmet, Gülü Muhabbet eyleyenRabb’e aşk…

  15. Adaletli güzel bir padişah vardı. Bir gün hizmetçisine bir meyve verdi. Padişahın verdiği meyveyi o hizmetçi iştahlı iştahlı yiyiyordu; sanki ondan güzelini daha önce hiç yememişti. Hizmetçisinin güzel güzel yemesine özenen padişah da onu yemeyi arzuladı. Dedi ki: Ey hizmetkar! Bir parça bana da ver, çünkü o kadar güzel yiyorsun ki bu meyveyi. Hizmetçi, padişaha meyveyi verdi. Padişah tattı, acı geldi kaşlarını çattı. Dedi ki: Ey hizmetkar,bunu kim yapar? Böyle acı bir meyveyi böyle lezzetle kim yer? Hizmetkar padişaha dedi ki: Ey sultanım! Elinden yüzbinlerce armağan aldım. Acı bir meyve gelince, geri vermeyi uygun görmedim. Elinden her an bana bir hazine ulaşırken, bir tek elma ile bana zahmet nasıl ulaşır? Nimetlerinle beslendim, senin elinden gelen bir nimet, nasıl olurda bana acı gelir?Hayırlı geceler AHMED kardeş ALLAH yar ve yardımcınız olsun inş.

  16. Siddetli muhabbettir aşkın tarifi. Sevmek,çok hem çok sevmek. Bir güzel vardı saadet asrında Medine’de. Dillere destan bir güzel vardı. Gerçi o asrın insanlarından güzel olmayan var mıydı? Lakin onun Cemîl isminden hissesi biraz fazlacaydı. Güzeldi, hoştu, zengindi. Bir gönül olmasın ki, gönlünde yer etmiş olmasındı. Evli kadınlar akraba olmak için onunla, onu kocalarına eş isteyecek kadar güzeldi. İsmi onunla anılmak başka bir güzeldi devr-i saadette, Medine’de, insanlar içinde. Evet dese bir kere, hazinelerini ayaklarının altına serecekti zenginler. Evet dese,belki o anda canını verecekti nice yiğitler. Krallar başına tac edecekti onu evet dese, deseydi evet tac edecekti onu başına krallar. Böyle mi sevilirdi bir güzel? Bir güzel ancak böyle sevilirdi.Sevda iklimin rânâ kokusuydu Medine’de Hifa. Hifa’ydı Medine’deki rânâ kokunun ismi. Hifa da olsa ismi, aşikârdı olabildiğince sevda ülkesinin muhib kalblerinde. Hoştu başlar, bir hoştu gönüller. Aşk denince, sevda denince sevda hikâyelerinin hiçbirisi baş edemezdi Hifa’nın esintisiyle. Fakat o, bu durumdan rahatsızdı. Rahatsızlığı, o başka hülyaların insanıydı. Rabbini arzuluyordu Cennette Cennete götürecek bir yol arıyordu kendisine. Herkes onun aşkıyla yanıyordu ya, o da Rabbinin aşkıyla yanıyordu.Güzelliğinden sultanlar yangındı. O,sultanlar sultanının güzelliğine yangındı. Mahcuptu biraz da. Mahzundu öylesine, müteemmil gönüller serptiğinden zamanın dilimlerine. Ne var ki o, o onu arzuluyordu işte. Çok sürmedi ızdırabı. Sevgililer sevgilisinin huzurunda buluverdi kendisini. “Beni Cennete götürecek bir amel tavsiye eder misiniz, ya ResülAllah!” diyordu dudaklarından dökülen kelimeler. Herkesin “Cennetim olur musun?” dediği o güzel. O Hifa. O, güzelliğiyle, zenginliğiyle, efendiliğiyle, iffetiyle çoğu kimseye Cennet olacak güzel, Cennetin yolunu soruyordu kâinatın Efendisinden. Aklından, hayalinden neler geçiyordu neler. Namaz kıl mı diyecekti? Yoksa orucu mu tavsiye edecekti. Ya da malını dağıt mı diyecekti? Efendiler efendisi. Büyük bir iştiyakla Resulüllah’ın ağzından kalbine dökülecek kelimeleri intizar ediyordu Hifa. Zamanın zamansızlaştığı zamanları yaşıyordu ya, “Evlen, ya Hifa!” buyurdu Efendimiz. “Zira evlenirsen dininin yarısını tamamlamış olursun!” Bütün düşünceleri sıfırlanmıştı Hifa’nın. Bütün âlemlerle irtibatı kopmuştu. Mana âleminden ses yoktu. Renk âlemi yoktu. Hayal âlemi yoktu. O asrın insanı olmanın en büyük erdemlerinden olan itaatle ses verdi Hifa. "Siz, nasıl ve kimi uygun görürseniz ya ResûlAllah!” demişti. İtaatin en büyük timsali olan mutiler mutisi de “Sabah namazına ilk gelenle evlenirsin inşAllah!” buyurdular ve işi, her işi bilene havale ettiler. Mescidde beyan edilen bu husus, zerrat ordularının uhdesinde bütün kulaklara ulaştı. Bu kararla efendiler efenddisi, bütün âşıkların gönlüne su serptiler. Hiçbir gönlü ümitsiz bırakmadılar. İşi namaza bağladılar. Seherin kutlu zamanlarını bir kez daha adres gösterdiler. Bütün sevgilileri Mahbub-u Hakiki’nin rahmetine havale ettiler. Sabah ola hayrola dediler. Bir adam gezer sokaklarında Medine’nin. Kolay, uygun ve yumuşak. Yerde Medine’de, gökte güney tarafında bir isim. Yemen’den kolay görünse de Medine’de gezer adımları. Esasen göğün adamıdır ama yere mahkûmdur vakt-i zamanına değin. Bütün çalkalanmıştır Medine, bayram havasında evler, gönüller. Sabahın seherine odaklandığı herkesin Medine’si sessizliği yaşarken öksüz ve yetim bir çift ayak ve bir baş gezer sokaklarında Medine’nin. Zira ne evi vardır, ne de parası. Gönülsüz değildir elbet, sevdasız değildir muhakkak. Lakin Hifa nerde, Süheyl nerde… Yerle gök gibi sanki arası. Herkes ne ister, kader ne söyler. Hifa derken bütün gönüller, kader Süheyl der. Kalbler Hifa’yla zen iken, gözler ağır bir uykuyla sürmelenmiştir. En çok "Ah!” dedirten uykunun ve uyanamamanın adıdır bu. Ah, ah! Var mıdır olmadığına üzülmeyen evi, malı, kimsesi? Var mıdır gecelerine uyku sürmeyen, gecelerinde Medine’nin sevgiyle sevgiliye el veren Süheyl gibi? Mescidler, kimsesizlerin evi. Mescidler, Süheyl gibilerin Cenneti. İmsakda bir Nebi mescidde, mescidde nebiler Nebisi imsakda. Bir siluet süzülür ardından o yüce peygamberin mescide. Süheyl gelmiştir ardından hemen peygamberin mescide. Ne güzel geliştir o. Ne güzel nasiptir bu. Beraberinde kimseye gitmeyecek gelişleri getiren geliştir bu.Gizliyi aşikâr eden, nasibi kolaylaştıran Bir müjdedir bu. Hayırlı olsun ya Süheyl! Mubarek olsun! Müjdeler olsun! Savaştan çıkmış asker gibi yorgundur gönüller. Hayırlısı dökülürken dudaklardan, hayıf da yok değildir hani. Fakat herkes ne ister, kader ne söyler. Nasib denen şey, Allah’ın istediğine gider. Namazı müteakib beyan edilir. Hifa Süheyl’in denilir. Hayırlı olsun denilir. Nikâh akdedilir. Nihayet Süheyl’e “Hadi hanımına hediye al” söylenir. İki eli yanlarda açık olarak Süheyl “Hangi parayla ya ResulAllah?” der. Der ki, “Ya ResulAllah, hangi parayla?” Hifa hatun yüz dirhem göndermiştir kaderin tayin ettiği eşine. Alsın kullansın diye. Ya Rabbi ne acip bir haldir bu. Üzülsün mü Süheyl, sevinsin mi? Ağlasın mı, gülsün mü? Bir Medine kadar yükle akşamı zor eder Süheyl sokaklarında Medine’nin. Akşamında süzülüverir Hifa’nın evine, mescide gelişinden farklıca olarak. Mükellef bir sofra kurulmuştur önüne Süheyl’in. O, bir hurma kadar nasiblenmiştir sofradan müeddeb olarak. Ve bir mükâleme, bir ibret tablosu olarak. Süheyl, Ya Hifa, içerisinde bulunduğumuz bu durum muhakkak ki benim için bir büyük bir nimettir. Fakat aynı zamanda senin için mihnettir. Nimet, şükür ister ve bana şükretmek düşer. Mihnet ise, sabır ister. Sana da sabretmek düşer. Hem ben duydum ki, Cennette bir çardak varmış ve ona ancak sabredenler ve şükredenler girermiş. Gel biz bu geceyi ibadetle geçirelim, der. Ve geceyi sabır ve şükür tablosu içerisinde Rablerine ibadetle geçirirler. Yeni bir müjde hâkimdir kutlu insanların mescidinde. Ne kutlu bir mesciddir o, müjdelere gebe. Cebrail Aleyhisselam müjdelerle gelmiştir. Gece olup bitenleri Resule haber vermiştir. Mescide gelen Süheyl’e efendiler Efendisi, “Sen mi anlatırsın, yoksa ben mi anlatayım?” demiştir. Mahcuptur Süheyl ve de mahzun. “Allah ve Resulü en iyisini bilir” demiştir başı öne eğik olarak. Allah’ın Resulü, “Allah dualarınızı kabul etti ve sizi affetti” müjdesine mukabil Süheyl kendisini secdede buluvermişti. Hıçkıra hıçkıra, “Ya Rabbi madem beni affettin, günahsız olarak ruhumu al” diyordu. Allah ve ahiret aşkıyla yananların haliydi bu. Nikâhı dünyada kıyılıp da sevdası Cennette süreceklerin niyazı. Ve secde uzadı, uzadı, uzadı… Derken anlaşıldı ki, Süheyl’in duası kabul edilmişti ve huzur-u Rahman’a vasıl olmuştu. Efendiler Efendisi, “Size daha ilgincini haber vereyim mi?” dedi. “Şu an Hifa da vefat etmiştir.”Cenazeler yıkandı, kefenlendi, namazları kılındı. İki mezar yan yana kazıldı. Birine Hifa, diğerine Süheyl yatırıldı. Başlarına birer taş konuldu ve birinin üzerine şükredenlerden Süheyl, diğerine ise, sabredenlerden Hifa kazındı. Böylece aşkların temeline Lillah atandı. Allah için sevmek, Allah için ölmek. Bütün mesele bu. Gerisi laf-ı güzaf! ALINTIselam ve dua ile kal ahmed kardeşim

  17. Aşk ateştir.. Aşk yanmaktır.. Aşk çiledir… .Aşk pişmektir…Yan-madan pişilmezPişmeden Lezzet verilmez. Aşık olun ey ina-nanlar, aşık olun Siyah gözlere değil, siyah gözleri Yaratan\’a aşık olun Güllere değil, gülleri var edene aşık olun.. Leyla\’dan geçin, Mevla\’ya göçün.. Allah deyin, Allah (Celle Cellalühu) deyin La mevcude illallah Allahtan başka ne var ki "Küllü şeyin halikun illa vechehu" "Her şey helak olucudur, sadece Allah (Celle Cellalühu) müstesna"İnsanlar! Müstesnalara ne de tutkunsunuz Masivaya neden vurgunsunuz!!!!ALLAH RAZI OLSUN CAN KARDEŞİM…SELAM VE DUA İLE…KARDELEN

  18. Selam olsun RABBİ en güzel bir sevgiyle sevenlere.. selam olsun sevdiğini O’nun izniyle sevenlere… Selam olsun canlara.. selam olsun cananlara… selam olsun kalbi O’nun aşkıyla çarpanlara…Selam,sevgi ve dua ile..Allah,a Emanet ol Bidenemmm..canım abim benim.saygılarımla.

  19. Sevgili!.. Aşkın şiirini yazmak isterdim sana; sana aşkı şiir ile yazmak isterdim… Aşkı seninle tanımlamak ister, aşkı sende tanımak isterdim. Ay ikiye bölündüğünde yanında olmak, Uhud’da dişini avcuma almak isterdim. Sevgili!.. Şimdi senden uzakta, aşk şudur diyebilsem eğer, son defa kendimi ve ilk defa okuyucumu kandırmış olacağım. Bildim dediğim bir aldanıştır çünki o, duydum dediğim bir yanıştır. Şimdi ayın, şın ve kaf’ları çıkardılar elifbelerden de sensizliğin mektebinde bir sabra mıhladılar bizi elif’lerle he’lerden. Sensizlikte hasretin hüzzamlarını öğrendik kucak kucak, ve aşkın nihavent saltanatını arar olduk köşe bucak. Bildiğimizi sandıkça yandık da yolunda, yolunda yandığımızı sandıkça bildik sonunda. Aşkın gerçeği değildi bildiğimiz, ama aşkın ateşiydi yandığımız. Artık şüphedeyiz, canları yâre ulaştıran bir sel miydi aşk, şekeri güzele sunup ağuyu kalbe bulaştıran bir el miydi!.. Sana varacak yolların çilesi miydi; tutkular ötesi tutkunun zirvesi, hasretle yanışların sesi miydi!.. Her şey sen olsun şu dünyada ve Ellerinize ve yüreğinize sağlık çok güzel bir paylaşım olmuş Baki selam ve Muhabbetle selametle kalınız.

  20. İçimizdeki Boşluk… Kalabalıklar içerisinde yalnızlık hissi duymak ve geleceğe hep endişe ile bakmak gelir ilk başlarda. Sonrasında ise bir boşluk oluşuverir iç dünyamızda. Karamsarlık baş aktörü olmuştur yaşamımızın ve hiçbir şey lezzet vermemeye başlar zamanla…Her şeyimiz var olmasına rağmen neden bu mutsuzluğu ve huzursuzluğu yaşarız ki? Hep bir şeyler eksiktir ve sürekli o boşluğu doldurmak için kendimizi zorlarız ve birçok farklı çözümler bulma arayışı içerisinde buluruz kendimizi.Ve hep hayallerimizi daha mutlu, huzurlu, rahat ve modern bir hayat ile süsleriz, dertlerimiz ve içimizdeki sıkıntılardan soyutlamış bir şekilde. Geçmişin eyvah, pişmanlık ve keşkeleri ile geleceğin bilinmezlik, karmaşa ve acabaları ile unutuveririz hazırı yaşamayı. Halbuki erdem sahibi insan dünü bugünü ve yarını aynı anda yaşayan insan değil midir? Geçmişin dersleri ve geleceğin hedeflerini hazırda uygulayabilen ve içinde bulunduğu an ı en iyi ve verimli şekilde yaşayabilen insan değil midir?Evet eksiklik var her zaman ve olacakta bu kısacık hayatında ve misafir olarak kaldığın bu misafirhanede…Çünkü var olma sebebidir eksiklik, Çünkü bu dünyaya gönderilme amaç ve gayelerinden birisidir eksiklik,Çünkü hayatın ve insan olmanın o mükemmel tılsımını çözebilecek ve o sırlı kapıyı aralayabilecek tek anahtardır eksiklik,Çünkü ellerini; yapamayacağın ve seni aşan duygu düşünce ve olayların içerisinde havaya kaldırarak; eksiksiz ve kusursuz bir Zat ‘ın (c.c) mükemmelliği karşısında senin ne kadar aciz kusurlu ve zayıf bir varlık olduğunu anlaman sebebidir eksiklik.Önemli olan kendini en güzel ve iyi bir şekilde analiz ederek; vicdanının hâkim, benliğinin şahit, izleyicilerinin ise meleklerin, peygamberlerin, evliyaların ve nice büyük kutsal varlıkların ve son olarak ise nefsinin sanık olduğu bir mahkemeye sık sık başvurmandır. Ve almış olduğun kararlara en iyi bir şekilde uymaya çalışmandır.İşte o zaman eksik olan parça bulunur ve hayatını tam anlamı ve istediğin bir şekilde yaşamaya muktedir olabilirsin.İşte o zaman beden olarak hiçbir anlam ifade etmediğin ve çok aciz kaldığın halde ruh olarak bütün varlıkların üstünde oluşunun tılsımını çözebilirsin.İşte o zaman gerçek anlam da dünü bugünü ve yarını aynı anda yaşayabilirsin.İşte o zaman sen gönderiliş amacın olarak kendindeki açılmayı bekleyen kabiliyet, his ve duyguların açılarak her birininin lezzet ve güzelliği içerisinde yaşamını sürdürme şansına kavuşabilirsin.İşte o zaman sen tam anlamı ile sen olursun. Ve sana verilecek olan mükemmel ve sonsuz bir hayatı tam anlamı ile hak etmiş olursun…

  21. Söz de,Aşk da,Ne benim…Ne yarimin…Bir Mart sabahı açan Papatya,Nisan yağmuruMayıs gülü,Eylül göklerinde başımın üzerinden geçen bulut,Ne kadar Allah’tansa,Mülk gibi söz de ve aşk daO’ndan…Gönül tahtına kimi oturtsak…Hiçbir yol O’ndan başkasına çıkmıyor aslında,“Gönül tahtına O’ndan özge sultan” olmuyor…Değil mi ki her şey O’ndan,Gidecek yer yok O’ndan başka…Gelinen yer yok O’ndan başka…

  22. Avare gibi çöllerde yanmak değildi SevdaHer yerde Onu görmektiLeyla’da değildi SevdaHeryerde Onunla OlmaktıVe asıl Sevda…Bu yolda ilerlerken Mevla’yı bulmaktı…Bir saça; bir cemale kanmak değil;O güzelliğin sahibine yanmaktı…Ona kavuşma pahasına; ömrü Can’a sunmaktıLeyla bir sembol… Asıl Mecnûn içimizde… ALLAH ( C C) RAZI OLSUN GÜZEL BİR PAYLAŞİMDİ..

  23. Herkesin sizi terk ettiğinde vefasıyla sadakatiyle her ne olursa olsun sizden vazgeçmeyen Herkes kötülediğinde hayır o iyidir diyebilen Her lokmasını sizle paylaşabilen Kendisinden önce sizi düşünen kendisi zorda kalsada sizi tercih eden cana can olan kişi Bin tane yalancı dosttan hayırlıdırAklıma bir yaşanmış öykü geldi bir gün bir hoca efendi tanınır herkes çocuklarını getirirler çocuklar dini bilgiler öğretirLedün ilmini öğretirÖğrencilerinin kalp gözleri açılmaya başlayınca bakmışlar hocalarının levhi mahfuzdaki yerlerine neden bunun yanındayız diye terk etmeye başlamışlar teker tekerTek talebesi kalmış o sormuş bildiği halde oğlum arkadaşların neden terkederler ki O demiş ki size ayandır hocam sizin nerde olduğunuzu gördüler gönül gözleriylePeki sen neden gitmedin oğlum der ozaman O talebesi şunları der Ben besmeleyi dahi sizden öğrendim ahretimi kazandıracak bilgileri siz öğrettiniz Allah dilerse hep yanınızda kalacamO zaman hocası derki ben orda cehennemlikler içinde ismimin yazılı olduğunu 40 senedir görmedeyim oğlumRabbim KULUM DESİN YETER Bunun üzerine talebesi derki hocam yazı değişti bakın isminiz cennetlikler içinde O yıne derki hamdolsun Rabbime verdiğinede aldığınada ben ONDAN gelene razıyımBirisine can olmakO nasıl OLURSA olsun Ondan gelecek herşeyede razı olmak Ondan asla vazgeçmemektirNe kadar can olabildiniz?Ne kadar vefalısınız?Ne kadar sadıksınız?Asıl can olmak yapayalnız kaldığınızda size herşeyiyyle koşan inanan herşeyini paylaşandırEn dar anınızda işte yanındayım kardeşim dostum arkadaşım büyüğüm diyebiendirCAN OLAN CANDA CAN GİBİDİR!CAN OLAN KANDA KAN GİBİDİR!CAN OLAN HER ZERRENDE OLANDIR!CAN OLAN HER ZERESI CANIM DİYENDİR !CAN OLMAK NE GÜZEL !CANDA CAN OLANLARA SELAM OLSUN!KARŞILIKSIZ RİYASIZ CAN OLANLARA CANLAR FEDA OLSUN Rabbime emanetle can ahmed-i nur..

  24. "O" VAR! Her defa haberi taze bir müjde;O var!Her defasında, geç, gafletten vecde;O var!Ne sen varsın, ne ben, ne yâr, ne kimse;O var!Bütün sevdiklerin elden gittiyse;O var!Kalacak kim var ki, dost tomarından?O var!Sana daha yakın şah damarından;O var!Arama, bir ilaç yok eczahanede!O var!Gayede, sebepte ve bahanede;O var!Sevdiğini ebed boyu tutan dinç;O var!Ölümsüzlük şevki, ilâhî sevinç;O var!Yıkılmaz dayanak, kırılmaz destek;O var!Tekten de tek, bir tek, tek başına tek;O var ! N.Fazıl Kısakürek

  25. Selamün Aleyküm ve Rahmetullah!Seven "O" Sevdiren "O" Özleten "O" Hatırlatan "O" Özleyince dua ettiren "O". Sevgi ne güzel, Kimbilir Sevmeyi Yaradan Ne Güzel! Sevmeyi Yaradanın Sevgisinden Nasiplenmek Duasıyla… Cumanız Mübarek Olsun….iyi geceler kardeşim

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s