“İnsan bir yolcudur. Sahavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder.”

Hayat bir imtihandır.


Dünya dershanesinin en şuurlu talebesi insandır. Beşikten mezara kadar ilim okuyup öğrenmeye muhtaç olan insamn hayat kitabı Kur’ân-ı Azîmüşşan’dır. İnsan onu okumaya, emir ve yasaklanna göre hayatını düzenlemeye mecburdur. Zira bu dershanenin yegâne kitabı odur. Kabir kapısından içeri girince bütün sorular ondan çıkacaktır. Kur’ân’ı bilmeyen ve yaşamayan, imtihanda başarılı olamaz; geçer not alamaz!

Dünya mektebinin ebedî muallimi Hz. Muhammed’dir (sav). O’nu tanımayan, sevmeyen, Sünnet-i Seniyye’sine uymayan, îman diplomasını sağlam elde edemez! Herkes Allah Resülü’nü dinleyip O’na itaat etmeye muhtaçtır. Bu imtihan salonu olan dünyaya gelen herkes Kur’ân’ı okuyacak, O muallim-i ekberi dinleyecek, O’nun hakîkî varisleri olan âlimlerden bilmediklerini sorup öğrenecek, geçer not almaya çalışacaktır.

Emrimize verilen, hizmetimize sunulan herşey imtihanda faydalanacağımız birer malzemedir. Mal, mülk, çoluk, çocuk, varlık, yokluk, güzellik, çirkinlik hep imtihan içindir. Bu hakikate işaret eden Kur’ân-ı Kerim şöyle buyurur: "Va’lemû ennemâ emvâlüküm ve evlâdüküm fitneh." Yâni: "Biliniz ki, mallarınız da, evlâtlarınız da ancak birer imtihandır."

"İnsan bu dünyaya yalnız güzel yaşamak, rahat ve safa ile ömür geçirmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaretle ebedî, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gönderilmiştir. Onun eline verilen sermaye de ömürdür,"

"İnsan bir yolcudur. Sahavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder."

Her iki hayatın levazımatı Mâlikü’l-Mülk tarafından verilmiştir. Fakat insan o levazımatı cehlinden dolayı tamamen bu fânî hayata sarfediyor. Halbuki ömür sermayesinden en az onda birini dünya hayatına, onda dokuzunu sonsuz hayata sarfetmek gerektir. Aldanmakta fayda yoktur.

"Dünya madem fânîdir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem dünya sahipsiz değil. Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Halân ve Kerîm bir müdebbiri var. Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır. Hem madem ‘"Lâ yükellifullâhu nefsen illâ vüs’ahâ’ sınınca teklif-i mâlâyutak yoktur. Hem madem zararsız yol zararlı yola müreccahtır. Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır.

Elbette en bahtiyar odur ki: Dünya için âhireti unutmasın. Âhiretini dünyaya feda etmesin. Hayat-ı ebediyyesini hayat-ı dünyeviye için bozmasın. Mâlâyânî şeylerle ömrünü telef etmesin. Kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin. Selâmetle kabir kapısını açıp saâdet-i ebediyeye girsin."

Aziz mü’minler! "Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz, hayatınızı îman ile hayatlandınnız ve ferâizle zînetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhafaza ediniz."

Unutmayınız ki: Hayatı veren Allah’tır ve hayatı rızıkla idame eden de O’dur ve levazımat-ı hayatı ihzar eden yine O’dur ve hayatın âlî gayeleri O’na aittir ve mühim neticeleri O’na bakar. Yüzde 99 meyvesi O’nundur. İnsan vazifesini istikametle yaparsa bu fânî hayatta bakî bir hayatı kazanır. Zira kâinatın ruhu, nuru, mâyesi, esası, neticesi, hülâsası hayattır. Hayatın hayatı da dindir, îmandır. Din bir imtihandır. "Ticaret ve memuriyet için mühim vazifelerle bu dâr-ı imtihan olan dünyaya gönderilen insanlar, ticaretlerini yapıp vazifelerini bitirip ve hizmetlerini itmam ettikten sonra yine onları gönderen Hâlık-ı Zülcelâl’ine dönecekler ve Mevlâ-yı Kerîm’lerine kavuşacaklar. Yâni: Esbap dağdağasından ve vasıtaların karanlık perdelerinden kurtulup Rabb-i Rahîm’lerine makarr-ı saltanat-ı ebedîsinde perdesiz kavuşacaklar. Doğrudan doğruya herkes kendi Hâlık’ı ve Mâbud’u ve Rabb’i ve Seyyid’i ve Mâlik’i kim olduğunu bilecek ve bulacaklar."

İnsanın ebede uzanmış emelleri ve kâinatı ihata etmiş fikirleri ve ebedî saadetlerinin nevilerine yayılmış arzulan gösterir ki: Bu insan ebed için yaratılmıştır ve ebede gidecektir. Bu dünya ona bir misafirhanedir, bir diyar-ı gurbettir. Ve âhiretine bir bekleme salonudur.

Ey insan! Senin iktidarın kısa, bekan az… Yâni burada az duracaksın! Hayatın mahdut, ömrünün günleri mâdud ve herşeyin fânîdir. Öyleyse şu kısa, fânî Ömrünü fânî şeylere sarfetme ki fânî olmasın! Bakî şeylere sarfet ki bakî kalsın!

"Ayâ bu insan zanneder mi ki başıboş kalacak? Hâşâ! Belki insan ebede meb’ustur ve saâdet-i ebedîyeye ve şekavet-i daimeye namzettir. Küçük büyük, az çok her amelinden muhasebe görecek! Ya taltif veya tokat yiyecek!"

Fahr-i Cihan Efendimiz îkaz ediyor "Her kul hangi amel, iş ve hayat üzere ölürse o amel üzerine dirilir." Veyahut, "Yaşadığınız gibi ölür, öldüğünüz gibi dirilir, haşrolursunuz!"

Rabbim cümlemizi hayat imtihanında muvaffak eylesin, âmin.

Sorularlaİslamiyet.com

11 Yanıt

  1. Ey insan! Senin iktidarın kısa, bekan az… Yâni burada az duracaksın! Hayatın mahdut, ömrünün günleri mâdud ve herşeyin fânîdir. Öyleyse şu kısa, fânî Ömrünü fânî şeylere sarfetme ki fânî olmasın! Bakî şeylere sarfet ki bakî kalsın!Allah c.c razı olsun bizlere hayatın bir imtihan olduğunu tekrar hatırlattığınız için selametle…

  2. Herşey O\’nun izniyle …O\’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez.(En\’âm; 59)

  3. AMİN..Dünya hayatı geçicidir. Mutlaka ölümle sonlanacaktır. Ahiret hayatı ise bakidir, ölümle başlayıp ebediyen devam edecektir. Dünya hayatıyla ahiret hayatını birbirine benzetmek bu haliyle pek doğru olmayacaktır.Dünya hayatı nefsanî istekler için süslü, cazibeli yaratılmıştır. Dünyanın her türlü süsü, makamı, malı-mülkü, zenginliği geçicidir. Bu cazibeye, zenginliğe, mala-mülke, makama aldanmamalıdır. İnsanın asıl hedefi ahreti kazanmak olmalıdır. ahreti kazanmanın yolu ise bu dünya hayatında bizlere sunulmuş imtihanları değerlendirmekle gerçekleşecektir..Dünyada bir imtihan vesilesi olarak verilmiş konumlarımıza çok fazla sevinmemeli veya çok fazla üzülmemeliyiz. Zenginlik bir imtihan vesilesi olabileceği gibi fakirlikte bir imtihan vesilesi olabilmektedir. Çalışmakta olduğumuz işlerimizde böyledir. Makamca en yüksekte olmakta imtihan vesilesidir, aşağıda olmakta imtihan vesilesidir. Önemli olan ise bulunduğumuz halde yaşantımızı insanların ve Allah’ın rızası doğrultusunda sürdürmüş olmamızdır. Bu sebeple bizden üstündekilere bakıp hayıflanmak veya bizden aşağıdakilere bakıp kibirlenmek yerine bize verilen nimetler için şükürde bulunmak bize fayda sağlayacaktır..Ahiret yurduna insanların mal-mülk olarak hiçbir şey götüremediklerini her gün etrafımızda ölenler aracılığı ile görmekteyiz. Peygamber Efendimizin bildirdiği üzere bizimle ahiret yurduna gelecek olan -iyi veya kötü olsun- amellerimizdir. Bu sebeple Yüce Rabbimizin bizden istediklerini yerine getirmeye özen gösterirken yasaklarından da kaçınmaya gayret gösterelim..Dünyadan ayrılmak veya dünya malından el-etek çekmek istenilen davranış şekli değildir. Önemli olan insanı Allah’tan gâfil kılacak, ibadet ve tâatine engel olacak derecede dünya malına dalmamaktır. Maddi bir ayrılık değil kalbi bir ayrılıktır dünya malından ayrılış. Bu sebeple bitmek tükenmez bilmeyen nefsanî isteklerimize esir olmamalıyız..Bu hayatta bize verilen her şey bir ganimet bir fırsattır. Başımıza gelenin lehimize mi aleyhimize mi olduğunu bilemiyorsak, hayır gördüklerimizde şer, şer gördüklerimizde hayır olabiliyorsa, gaybı bilemiyorsak o zaman bize verilenlere sabır ve şükür yapabileceğimiz en doğru davranış şekli olacaktır. İsyan etmekle hiçbir sıkıntıya çare bulamayacağımız ise aşikâr değil midir? Sonuç itibariyle imtihandan başarılı olmak imtihanı yapanın istediklerine uymakla sağlanacaktır. Dünya hayatını bizlere imtihan alanı olarak Allah-u Teala belirlemiştir. Bu imtihandan başarılı olmanın yolunu ise yine kendisi belirlemiştir. İstenilenlere isyan etmek yerine istenilenlere icabet etmek ve yasaklananlardan kaçınmak imtihanda başarılı olmanın anahtarıdır. Yüce Rabbim bu günler hürmetine imtihanımızı başarıyla tamamlayıp dünya ve ahiret huzurunu yakalamayı cümlemize nasip etsin. Sabırla her türlü zorlukların üstesinden gelmeyi nasip etsin.Selam ve dua ile Ahmed can kardeşim..

  4. Gel BanaBaharı kuşanıp bulduğum zamanGüllerin açtığı günde gel banaMuhabbet aşkıyla dolduğum zamanBu aşkla yandığım günde gel banaGece karanlığı saldığım zamanGüneşin doğduğu anda gel banaSeherde fezaya daldığım zamanKuşların öttüğü anda gel banaÇileli yollara girdiğim zamanBir rehber klavuz olda gel banaSabrı kuşanmayı bildiğim zamanYanımda bir yoldaş olda gel banaBir gönül kapısı çaldığım zamanNe olur bir umut verde gel banaO yüce dergaha vardığım zamanHalimi bir defa sorda gel banaKalbime karartı çöktüğü zamanKalbimi nurunla yarda gel banaGözümden yaşların aktığı zamanBir tövbe müjdesi verde gel banaCanımı Canan\’a verdiğim zamanDilimde bir Tevhid olda gel banaNefsime bir darbe vurduğum zamanRuhumu okşayıp alda git O\'(cc)naALLAH RAZI OLSUN BİDENEM …SELAM VE DUA İLE.

  5. çok güzel bir paylaşım, hayatımız hep bir imtihan değilmi zaten doğduğumuz günden başlıyan acılar bizi olgunlaştırır ,çaresizlik sonunda sabra ve tevekküle dönüşür yapayanlız olduğunu hissetdiğin zamanda ise seni bir tek onun bırakmıyacağını anlar sadece ona kul olabilmenin savaşını verirsin sonun\’da kazanırmıyız?inşaallah amaç yüksek not almak değil bu imtihanda sadece onun sevgisini kazanabilmek onun sevgisi için cehennem bile gül bahçesidir benim için selam ve dua ile kardeşim

  6. "İnsan bir yolcudur. Sahavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder."***RABBİM RAZI OLSUN CAN KARDEŞİM…ALLAH DOSTUM…

  7. Üzgün ve SuskunUçurum kenarlarına varmış ruhun,Kanatsız kuş gibi çırpınır durursun.Zalim bir kurşun vurmuş,şimdi suskun.Başın önde,gururun siper alır,Ardına bıraktığın yârda kalır umudun.Sayfalarca yazılmış,mutluluğun,Anısı kalmış yıpranmış fotoğrafların.Tatlı bir düştü geldi geçti.Uzun zaman oldu,Boynu bükük kaldı gülün.Vuruldu tek kurşunla,Aci bir figânla yere serildi,boylu boyunca.Şimdi gönlünü akıntıya bıraktı,Üzgün ve suskun… iyi geceler….daha güzel yarınlara ulaşmak umuduyla Allah\’a emanet olunkardeşim

  8. Fırtınanın Gücü Ne Olursa Olsun,Eğer Allah’ın Safındaysan,Seni BekleyenBir Gökkuşağı Mutlaka Vardır..

  9. İnsan bir yolcudur. Sabavetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder."Allah cc razı olsun çok güzel bir paylaşım….

  10. Gül Efendim,Sonsuz selam, sonsuz salat, sonsuz muhabbet ve ihtiram sana. Elimin müjdesi, dilimin muştusu, Gönlümün hakikat ruhu, ufkumun kahramanı, dünyamın zimamdarı, Hilkaten fatiham, Nübüvveten hatimem, ezelen ve ebeden Efendim.Varoluş varlığım, gül çağında gül ıtırım. Gül Efendim. Canların cananı, güllerin gülistanı, Sonsuzluk aşkımın nur-u ummanı, gönül dünyamın mihveri, Hayat eksenimin odağı, en mühim nokta-i nazarım, Her halükarda başvuru kaynağım, rehberi furkanım, Yegane sığınağım, barınağım ve limanım, Gül Efendim. Tesellim, bahar iklimim,Hayatıma hayat sunan biricik modelim, İnsanlığın iftihar tablosu Hazreti Peygamberim, Âlemlere rahmet olarak gönderilen, İnsanlığa armağan olarak vazifelendirilen, İlâhi ikramım, canım, cananım, İnsanlığa, insanlığı ve imanı soluklayan muhbir-i sadıkım. Gül Efendim. Teri Gül kokan, gönlü Gül kokan, ömrü Gül kokan, Gül Efendim. Tebliğden önce temsil gücüm, Korkutmayan, ürkütmeyen, nefret ettirmeyen, sevdirenim, Zorlaştırmayan, kolaylaştıran, iyilikle, güzellikle davrananım, İnsanlık âlemine nümune-i imtisalim, Muhabbetiyle, hoşgörüsüyle, yaklaşımıyla, Eşsiz özellik ve güzelliğiyle yaşayan Kur’ân’ım, Gül Efendim. Başlara baş, kalplere ilaç, ruhlara ışık ve ufuk, Rengime renk, çizgime çizgi, ölçüme ölçü,Renk, renk, huy, huy, çizgi, çizgi, yol, yol izdüşümler halinde, İçimde, metafizik yönümde yaşayanım, Gül Efendim. Ahengim, rengim, özümde biçimlenen irfanım,Hayat seyrimin fethi, damarlarında dolaşan imanım. Kafa, kalp ve ruh bütünlüğümde şekillenen Sultanım, Beni nice ümitlerle hülyalandıran hayalim, gerçeğim, Düşüm, gülüşüm. Gül Efendim. Gecelerimin ışığı dolunayım, Gül baharım, Nazenin fidanlarımın üstünde çiçek çiçek açıverenim, şafak serinliğimi, bakış derinliğimi dupduru sularıyla yıkayanım, Kutlu zaman dilimim, ölümsüz bahar atmosferim, Sevgi oymağımda sevincim, sevgilim, Hiç başımı yastığımdan kaldırmadan, gözümü kırpmadan, Asırlarca sürüp gitmesini istediğim tatlı rüyam, Misk-i anberim,solmayan boyam, Dimağımda elvan elvan lezzetim, izzetim, şerefim, Gül Efendim. Ahmedim, Mahmudum, Muhammedim, Halık-ı Yezdanımdan, Sultan-ı Müeyyedim. Gül Efendim. Hayatımın siyeri, vasfımın şemaili, Yakınlığına yakınlığımın ifadesi hilyem, şanına layık mi’racım, namına layık mesnevim, Terennümlerim üzerine bestelenmiş ilahim, Kağıt kağıt, kalem kalem, kitap kitap, söze layık, kelama layık,Aşkım, vecdim, muhabbetim, Gül Efendim. Gönlümün gülü, sinemin sünbülü, Yüreğimin bülbülü, derdimin dermanı, ruhumun fermanı, Nazlı ve nazenin gözbebeğim, nur-u dilaram, Andelib-i Zişanım, sevda iklimim, güzel kokan mevsimim, Rahman ve Rahimin kudretiyle, İbrahimce, Ahmedi nefesli yarim, Gül Efendim. Güneşim, yıldızım, ışığım, Medine’deki nurum, ak kalbime Banu Cihanım, Güçsüzlüğümün gücü, çaresizliğimin çaresi, şanım, Gül Efendim. Sonsuz selam, sonsuz salat, sonsuz muhabbet ve ihtiram sana. Gül Efendim. Senin olmadığın yıllarda, Çölün ortasında alevler almış başını gidiyordu. Küfürler kavurarak, har vurup harman savuruyordu. Gündüzler anlamını yitirmişti. Geceler büsbütün yalanları solukluyordu. Dalga dalgaydı nefesler, kısılmıştı, titrek titrekti sesler. Gündüzler de, geceler de hiç yaşanma imkanına erişemediler, Yetimdi sözcükler ve sevgiler, acılar besteliyordu yürekler. Cahilce işleniyordu cinayetler, kızlarını diri diri toprağa gömüyorlardı babalar. Cinnet karargahına dönmüştü kalpler, hırpalanmıştı bünyeler, Hor hakir görülüyordu, insandan bile sayılmıyordu kadınlar, Çarmıha geriliyordu masum ve narin kelebekler, Hayat hakkını bulamıyordu bebekler, körpeler. Güçsüzlerin gücünü emerek güçleniyordu güçlüler, Dünyaya dünya olduğunu hissettirmediler,özleminle dolup taşıyordu özlem yüklüler, Senin olmadığın yıllarda, zamanlarda, Gül Efendim. Ah keşke ne olur hep aşkınla oturup aşkınla kalkabilsem, Ruhların yükselişleri gibi ufuklarında dolaşabilsem, Ne yapıp edip de taa iç dünyalarına derinlemesine akabilsem, Mecnun gibi arkandan yorulmadan koşabilsem, İçime bir kor gibi düşerek, ocaklar gibi yanabilsem, Sensiz geçen her türlü acılardan ah bir kurtulabilsem. Gül Efendim. Yine karanlıklar bastı, ışıklar kesildi, ipler gerildi,Bulutlar üstümüze karargah kurdu, çıkmaz sokaklar çoğaldı, Yollar çatallandı, insanlar yoruldu, daraldı, bunaldı, Varlık içinde yokluk çektiriliyor can taşıyanlara, İmdat çığlıkları dağlar boyunca dalgalandı, Kara çizgiler belirdi kara bahtımızda, Yitirdik kendimizi, senin aşkını yitirdik. Tuzakların esaretinde inlemekte kulaklarımız. Feri kesildi gözlerimizin, tesiri kalmadı sözlerimizin, Divanelere döndüğümüz muhakkak, yaya kaldığımız muhakkak. Kendimizi unuttuğumuz muhakkak, Seni bilmez olduğumuz muhakkak. Gül Efendim. Sana her zamankinden daha muhtacız Efendim, Uyandır gaflet uykularından bizleri Efendim, Yeniden içime, gönlüme, metafiziğime doğ Sen. Ey Sevgili. Gül Efendim. Öyle bir doğuşla doğ ki, öyle bir gelişle gel ki, öyle bir sarışla sar ki; dünyam başkalaşsın, gönlüm yenilensin,Ufkumda ısı ve ışık yüklü güneşler doğsun. Gecelere renk veren aylar semalarımı kaplasın, Yıldızlar saf saf etrafımda dizilsin, hakikatler sezilsin. Bilinmesi gerekenler bilinsin, derilmesi gereken güller derilsin. GülEfendim. Gel ey aşk ikliminin Sultanı, Gel ey güzellik şahikalarımın dolunayı, Gel ey vefa ve safa göklerinin hilali, cemali,Gel ey güzellikler ordusunun hakanı, varlık aleminin özü, kemali. Gel, gel de dağıt şu zulmeti. İkram et, yitirdiğimiz cenneti. Deriver içimize layık gülleri, sünbülleri,İtiverme ne olur elinin tersiyle bizleri. Aklımıza sun akılları, basiretleri, Gül Efendim.Gel, kine kilitlenenlerin kilidini kırmak için, Nefrete odaklananların nefretini ortadan kaldırmak için, Düşmanlığa sadık kalanların, zavallı ruhların, Boyunlarındaki zincirleri çözüp açmak için, GülEfendim. Gel, Senin sevginle sevgilerimizi, Senin merhametinle merhametimizi, Senin şefkatinle şefkatimizi, Senin sinenle sinelerimizi, Senin muhabbetinle muhabbetimizi, Senin hoşgörünle hoşgörümüzü Coştur Efendim, bizleri koştur Efendim. Gül Efendim. İçimize bir Gül, gönlüzüme bir Gül, özümüze bir Gül Gül Efendim. Sonsuz selam, sonsuz salat, sonsuz muhabbet ve ihtiram sana. Gül Efendim. hayırlı cumalar can ahmed kardeşim

  11. “Gençler bilebilse, ihtiyarlar yapabilse” denilmiş. Bu sebeple, bilen gençler lazım ülkemize. Kafalarında bilgi, kalplerinde iman, bir ellerinde Kur’an, diğerinde de bilgisayar…Bilen ve bildiğini yapan gençler. Ateşte, fakat yanmayan gençler…Çünkü onlar, “Ateşe dayanabileceğin kadar günah işle!” diyen son Peygamber’in ümmeti. Allah razı olsun oğulcan.Rabbim ebeden ve daimen razı olsun inşallah.selam ve dua ile.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s