Âlemde herşey helâk olup dururken, güzel de çirkin de yok olacakken, bâkî bir âlemle, el-Bâkî olan Rab ile irtibatı bulunmayan şeylerin ne kıymeti vardır?…

Helaktan Korkar insan

HELÂKTAN KORKAR insan, yok olmaktan.

Yok olmak bilinmez birşeydir, ve bilinmezlik korku vericidir çoğu zaman.

Herşey değişmekte, herşey yitip gitmekteyken, güzelliklere sımsıkı sarılmak istenir. Mutluluk verilen şeyler kaydedilir.

Bir ânın güzelliğinin kaydını yapmak isteyen kimse, varsa elinde bir fotoğraf makinesi, deklanşöre basar durmadan. Dijital kamera ekranında, güzel çıkmayan resimler özenle yok edilir. En güzel olanlar bâki kalsın istenir.

Çizilen resimlerin, yazılan şiirlerin en güzelleri saklanır hep ve en güzelleri başkalarıyla paylaşılır.

Güzelliğe hayran olduğu kadar, bu güzelliklerin kendisi üzerindeki yansımalarına da meftûndur insan. Kendi güzelliğinin, başkaları üzerinde yansımasının teveccüh, takdir ve tebrik olarak geri dönmesine de müştâktır.

İnsan nasıl olmak isterse, insanların hâfızalarında da öyle yer almak ister. Kusursuz, takdire şâyan, farklı, başarılı… İmzasını böyle atmak ister gittiği, yaşadığı yerlere…

İmzalarını takip eder özenle, görülmeyenleri görünür kılmaya gayret eder..

Bir kağıt üzerinde oyalanan kalemin ilkin kalem sahibinin ismini yazması düşündürür beni.

Bu bilinçaltından gelen bir şey olabilir, yahut nefsin benlik özelliğinden bir işaret olabilir…

Kırtasiyelerde kalemleri denemek için koyulan kağıtların üzerlerinde insanların isimleri yazılıdır. Kazınmış ağaçların, bankların, masaların, koltukların üzerlerinde de… Boş kağıtlarda da…

Beğeni toplamış bir çalışmanın sahibi ister istemez o çalışmayı kendisinin yaptığını ifade eder. Şevk için, gayret için takdir edilme duygusu gerekiyordur muhakkak; hem bu belki de fıtrî bir duygudur.

Ancak herşeyin bir dozu-derecesi olduğu gibi, bu duygunun da narsistliğe çevrilmemesi gerektiğini düşünüyorum.

İnsanların takdir edilmek, onaylanmak için çaba sarfetmeleri, imzalar, hayranlıklar, hevesler, beğeniler.. fotoğraf çekmeyi çağrıştırıyor bana.

Fotoğrafçılar üç şeyin peşindedirler bana göre; güzel’i çekmek, farklı’yı çekmek, ‘güzel’ çekmek..

Çekilen fotoğrafın ilgi uyandırıp beğenilmesi için ya sahiden güzel birşey olması ya da her zaman görülenlerden farklı olması gerekir. Yahut, her zaman görüldüğü halde hiç ‘böylesi’ görülmemiş, fotoğrafçı tarafından ustaca bir kompozisyon ve teknik kullanımı sonucu ortaya çıkmış olmalıdır.

Demek ki, insanın dikkatini çeken ‘farklı’ veya ‘güzel’ olmak. Böylece başkalarının hayranlığını celbetmek mümkün demek.

Bunun için pek çok kimse güzel olmaya çalışıyor; eğer güzel olmaya, iyi olmaya gücü yetmiyor ise ‘farklı’ olmaya çalışıyor sanırım.

İşte bahsettiğimiz doz-derece kavramı bu noktada da kendini hatırlatıyor. Geçenlerde okuduğum bir anket sonucunda, bir yıl içerisinde Amerika’da toplam nüfusun yüzde yetmişinin depresyon ilacı kullandığını okumuştum. Depresyon nedenlerinin biri de kendilerini ‘güzel’ hissetmeyen insanların kapıldığı kompleks duygusuydu.

Kimileri garip yollarla kendini güzel ya da farklı arzetmeye çalışırken, kimileri de çareyi haplarda buluyordu…

Aslında bir fotoğrafa atfedilen kıymetlerin kendinde tezahürünü arzulayan insan sadece ‘değerli’ olmak ve bunu hissetmek istiyor…

Dikkate değer, sevgiye değer, saygıya değer, övgüye değer olmak istiyor.

Bunun için ise, önce kendisinin dikkate ve sevgiye değmesi gerekiyor.

Değmesi ve hissetmesi…

Sonra saygı ya da övgü gelmese de olur, zira üstü örtülü gaye olan ‘mutluluk’ gelecek, yetmez mi? Hem öyle bir mutluluk ki, bu dünya ile sınırlı kalmayacak.

Bâki bir kare, unutulmaz bir başarı, hayranlık uyandırıcı bir yetenek için fıtratı zorlamanın, ahlâkî değerlerin dışına çıkmanın lüzumu yoktur zaten.

Hakiki mânâda güzel olan şeyler zaten yok olmaz, yansır, görünür, başka bir âleme giderler. Güzel eylemler, yazıcı meleklerce kaydedilir.

Âlemde herşey helâk olup dururken, güzel de çirkin de yok olacakken, bâkî bir âlemle, el-Bâkî olan Rab ile irtibatı bulunmayan şeylerin ne kıymeti vardır?

Övünçler de, mükemmellikler de, başarılar da bir gün elbet yok olur.

Herşey ve her kimse, ancak Cenab-ı Hakk’a bakan vecihte, üzerinde yansıyan esmâ-i bâkiye ile hiçlikten kurtulup varlığa erişebilir. Çünkü:

“O’nun zâtından (ve rızâsına uygun olandan) başka herşey, helâk olucudur.” (Kasas sûresi, âyet: 88’den)

Helâktan, yok olmaktan, değersiz atfedilmekten korkan, hayata imzasını atmaya çalışan insanın ise tek kurtuluşu, ‘Tek helak olmayacak olan’a yönelmek, O’na sığınmaktır.

Rabia Nazik Kaya


 
Reklamlar

16 Yanıt

  1. AŞK Rabbim, Rabbim, bu işin, bildim neymiş Türkçesi;Senin aşkın ateştir, ateşin gül bahçesi…Necip fazıl Kısakürek

  2. Ey hünkarım; sana visal etmek kavlimle tahammül kalmamış bu biçare halimizle lutfeyle mülkünden bir zerre ile… Şifamızı tez eyle dilimizi söz eyle günahımızı setr eyle meftun geldik kapına bizi sana ram eyle… Amin…Amin…Allah c.c razı olsun oğul. yüreğine sağlık. selam ve dua ile.

  3. ______acziyet________adamın arabası kayar karda tutunmaz tekerleri ,yol buz tutmuştur.elleri bağlı yapacak bir şeyi yok açar ellerini ya rabbi demekten başka çaresizliğini bildirmek için;ben aciz bir kulum beni sana havale ediyorum;işte acziyetyine uçuruma düşerken çocuk tutunması gereken yerlere tutunur ancak elleri kalır elinde başlar allahım diye inlemeye;işte acziyet.yine savaşlarda bombalar yağar tebenden yapacak birşey yok sığınılacak yer yok işte o an allahım diye sığınır insan ;işte acziyet.ve en yakını nefes verir yanında kurtar der ölüm feneri yanarken yüzünde yapacak bir şey yok imanlı ise der getir şehadet;işte acziyetve depremlerde gördüm çocuklar deprem anında anne babasına sarılır bir müddet sonra bakar onlar ondan çaresiz ve der allahım kurtar bizi;işte acziyetve biz insan olarak bunun farkınna belalarla varırız.boşuna dememişler’’bir musibet bin nasihattan iyidir’’diye.Cumanız mübarek olsun..selam ve dua ile

  4. Rahman ve Rahim Olan Rabbimiz, bizleri bu dünyaya keyfimize göre yaşamamız için göndermemiştir. Karşılığı cennet ya da cehennem olan bir imtihan dünyasıdır bu!.. Bu imtihanın boyutları, bu imtihanın çerçevesi ise bazı kimselerin zannettiği gibi muayyen vakitlerde namaz kılmak, muayyen vakitlerde oruç tutmaktan ibaret değildir.Daha açık bir ifadeyle Şanı Yüce Rabbimiz, bu insanlara "Muayyen vakitlerde namaz kılın, bu vakitler dışında istediğinizi yapın" gibi bir serbestlik vermemiş, insanları böyle bir başıboşluğa terketmemiştir.Çünkü İslam\’a göre Allah\’a kulluk, muayyen vakitlerde değil bütün bir yaşamı kuşatan, bütün bir yaşamı kapsayan kulluktur. Dolayısıyla Şanı Yüce Rabbimiz biz insanlara sadece namazla, sadece oruçla ilgili hükümler değil, tüm yaşamımızla ilgili hükümler indirmiştir. Nitekim Kur\’an-ı Kerim\’i açan ve okuyan her insan, yaşam ve yaşam tarzıyla ilgili bu hükümleri .görür. ~~~~~~ Mehmet Alagaş\’ın Alnımdaki Işık adlı kitabından alıntıdırselam ve dua ile abi hayırlı cumalar……

  5. RABBİM KURAN DA NE DİYORSA BİZ TERSİNİ YAPIYORUZ.Rabbim Kuran da benden başka kimseden şefaat dilemeyin diyor. Zümer Suresi( 44. De ki: "Şefa`at tamamen Allah`ındır (yardım ve destek yalnız O`ndandır). Göklerin ve yerin mülkü O`nundur. Sonra O`na döndürüleceksiniz.").Bu ayet gibi birçok ayet daha örnek var Kuran da. Peki bizler ne diyoruz?Peygamberler ,şehitler ve din ulemaları şefaat yetkisine sahiptir diyoruz.Bu bilgileri nerden alıyoruz.Hadislerden.Bu soruyu Diyanet işleri başkanlığına sordum cevabını aynen veriyorum.( Cenab-ı Allah`tan başka hiç kimseden medet dilenmez. Resulullah`ın şefaatini dilemek için Allah`a dua edilmesinde bir sakınca yoktur.) Söylediği sözlere bakın değerlendirmeyi siz yapın yorumsuz veriyorum.Rabbim namaz kılarken abdest almayı tarif etmiş Kuran da. Namaza durmadan önce;(Yıkayın yüzünüzü, bileklerinizden dirseklere kadar .Mesh edin başınızı ayaklarınızdan topuklara kadar.)Kuran da Rabbimin söylediği bu.Peki biz ne yapmışız,bunlar yetmez demişiz ağzımıza 3 sefer burnumuza 3 sefer ,kulaklar yıkanacak arkaları sıvazlanacak ,kirliyse tabiî ki yıkanacak bu çok açık değilmi.Peki Rabbim bunları unuttu damı sonradan ekleniyor.Ne diyor Rabbim Ben Kuran da ne bir eksik bıraktım ne bir fazla.Bu ayetin hiç mi önemi yok dersiniz?Birde kulp bulmuşuz.Abdestin farzları, sünnetleri.Rabbim haç görevinden bahsederken bakın ne demiş? Bakara suresinin 197. ayetinde "Hac (ayları) bilinen aylardır. Kim o aylarda hacca başlarsa, artık ona hacda cinsel ilişki, günaha sapmak, kavga etmek yoktur" buyrularak hac aylarına işaret edilmiş ve bu aylarda hacca niyet edilip, başlanılabileceği vurgulanmıştır. Bu kısmı diyanete sormuştum aynen yazdım ve son kısmını özet olarak veriyorum. ( Bu itibarla, arefe günü (Zilhiccenin 9. günü) vakfesi yapılmayan hac geçerli değildir. Hac Dolayısıyla hac ayları içinde ve fakat yukarıda belirtilen günler dışında hac ibadeti yerine getirilemez.) Bu yazdıklarımı dikkatli okuyalım bunları söyleyen Diyanet. Rabbim ayetinde Haccın bilinen aylarda derken diğer ayetlerinde bunların haram aylar olduğunu bu aylarda savaşmanın bile yasak olduğunu anlatır. İşte bu aylarda yani bu 4 ay içinde Hac görevini yapabilirsin demesine rağmen , bizler peygamberimiz in hayatında bir kez yaptığı haç günü haricinde haccın kabul olmayacağını söyleyebilmekteyiz.Tabi yüzlerce insanımız da heba olmaktadır.Hem bilinen aylarda diyeceğiz hem de söylediğimizi unutup yalnız Kurban bayramı ayından başka ayda yapılamaz diyeceğiz.Bunu Rabbime nasıl izah edecekler Huzuru mahşerde bilmiyorum.Bakara Suresi 203.Ayetinde;( Bir de sayılı günlerde Allah`ı zikredin (tekbir alın). Bunlardan kim iki gün içinde (Mina`dan) dönmek için acele ederse ona günah yoktur. Kim geri kalırsa ona da günah yoktur. Ama bu, takva sahipleri içindir. Allah`tan korkun ve bilin ki, siz ancak O`nun huzuruna varıp toplanacaksınız.)Bu ayette de görevin şimdiki gibi haftalarca uzatılmaması gerektiğini gösteriyor. Rabbim Kuran da ben her şeyi detaylı bir şekilde yazdım diyor.Size Kuran yeter diyor.(Enam Suresi 38. . Biz bu Kitap`ta, herhangi birşeyi ne eksik bıraktık ne fazla yaptık. Onlar, sonunda Rableri önünde haşredilirler. ) Enam Suresi 114. Allah size Kitap`ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah`ın dışında bir hakem mi arayayım? Araf Suresi 52 .Yemin olsun ki, biz onlara, ilme uygun biçimde, ayrıntılı kıldığımız bir Kitap getirdik. Ankebut Suresi 51. Karşılarında okunup duran bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan bir toplum için elbette ki bir rahmet ve bir öğüt vardır. İsra Suresi 36. Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz ve gönlün hepsi bundan sorumlu tutulacaktır.Peki bu durumda bizler ne diyoruz? Hayır bize yalnız Kuran yetmez. İslam ı yaşamak için Hadisler ve fıkıh kitapları kesinlikle lazımdır diyoruz. Biz insanlar nedense fazla düşünemediğimiz belli. Rabbim; Zühruf Suresi 44 Gerçek şu: Bu Kur`an sana ve toplumuna elbette ki bir hatırlatıcı/bir düşündürücü/bir şeref/bir öğüttür. Bundan sorumlu tutulacaksınız.Bakarmısınız Allah bu Kitaptan sorumlusunuz diyor, biz hala yokkkkk biz başka kitaplarada çalışacağız diyoruz.Tabi ondan sonrada Rabbim belamızı veriyor. Daha örnek verecek o kadar çok şey var ki. Çok uzun olur yazı yayınlanmaz diye yazmadım. Nasip olursa daha sonra.Dilerim Rabbimden bizleri Kuran ı doğru anlayan doğru yaşayan kulları arasına sokması. Haluk Gümüştabak***RABBİM RAZI OLSUN AHMET KARDEŞİM…DUAMDASINIZ,DUANIZDA OLMAK DİLEGİYLE…

  6. @°º¤ø,¸¸,ø¤º°@°º¤ø,¸ ,ø¤º°@°º¤ø,¸ ø¤º°@°º¤ø,¸Comment only this pageshttp//luluasol.spaces.live.com Or http://luluasol2010.spaces.live.com─═─═┘┘♥♥└└═─═─♥♥♥♥♥♥♥♥─═─═┘┘♥♥└└═─═──═─═┘┘♥< .I LOVE. >FOREVER – HAPPY WEEKend♥└└═─═──═─═┘┘♥♥└└═─═─♥♥♥♥♥♥♥♥─═─═┘┘♥♥└└═─═─http://i48.tinypic.com/vipkw1.gif Amor é brisa, perfumada, matinal, Um arco-íris em matizes de ternura… Porto seguro, nosso lume essencial, Âncora e fonte de felicidade pura.☆♥ レ o √ 乇 ♥☆ ☆♥ レ o √ 乇 ♥☆.. * . (\\ *** /) * . *.*.*..*.*..*.*..* .* . * ( \\(_)/ ) * * Sharing My Love .* . * (_ /|\\ _) . * ♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥♥.* . * . /___\\ * . . * . * . *.*. * .☆♥ レ o √ 乇 ♥☆ ☆♥ レ o √ 乇 ♥☆

  7. Herşey O\’nun izniyle …O\’nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez.(En\’âm; 59)

  8. Müminin özel vasfı: Sabır ve şükür!.Sıkıntıların içindeki zahmetlere kilitlenip rahmetleri göremeyen bazı soru sahiplerine arz ediyorum bu konuyu. Bir adam, Efendimiz (sas) Hazretleri\’ne gelerek şöyle sormuş: -Ya Resulallah, demiş, bana öyle bir şey haber ver ki onu yapınca cennete layık hale geleyim.! Şöyle anlatmış cennete layık hale gelme anlayışını: -Allah\’ın senin hakkındaki takdirine ya sabırla ya da şükürle karşılık ver; cennete layık hale geldin gitti. Evet, maruz kalınan İlahî takdirlere ya sabır ya da şükürle karşılık vermek neden ya sabır ya da şükür?. Çünkü mümin insanın özel vasfıdır bu sabır ve şükür. Bu özel vasfı sayesinde inanmış insan, hayatta karşılaştığı her durumu hakkında hayra çevirebilir. Nitekim Efendimiz (sas) Hazretleri, müminin her halini hayra çeviren bu özel vasfını şöyle haber vermiştir bizlere: -Hayret edilir müminin haline. Üzücü bir olayla karşılaşsa sabreder kazanır, sevindirici bir olayla karşılaşsa şükreder yine kazanır. Yani mümin bu özel vasfı sayesinde her olayı hakkında hayra çevirebilir. Böylece tevekkül ve teslimiyeti ona hep kazandırır, hiç kaybettirmez. Nitekim Lokman Hekim de müminin bu sabırlı halini şöyle izah der: -Nasıl madenin kıymetlisi ateşe verilince üzerindeki pası dökülüp altından öz cevheri çıkarsa, Allah\’ın sevdiği kulları da maruz kaldıkları musibetleri sabır ve tevekkülle karşılayarak günahlardan arınmış saf kulları haline gelirler… Kaldı ki, bizim şer sanıp da üzüntü, sıkıntı duyduğumuz birçok olayların aslında şer değil hayır olduğu da daha sonraki sonuçlarından anlaşılır. Yanıldığımızı, boşuna üzüldüğümüzü de o zaman mahcubiyet duyarak idrak ederiz.Ama baştan o sıkıntıyı da yaşarız.. hikmet alimleri müminin maruz kaldığı musibet ve sıkıntıları iki kısma ayırıyorlar. -Kulun makamının yükselmesi için gelen sıkıntılar. İşlemiş olduğu günahın cezası olarak gelen sıkıntılar. Şurası kesindir ki, her iki hal de kulun lehinedir. Çünkü kul burada günahının cezasını çekmezse ahirete tehir edilir. Ahiretin cezası ise dünya ile kıyaslanamayacak kadar ağır ve acı olur.Bundan dolayı kamil insanlar maruz kaldıkları musibet ve sıkıntıları günahlarının peşin olarak verilen cezası diye yorumlayarak ayrıca bundan sevinç duymuşlar, musibetin içinde de yine bir nevi mutluluk hissetmişler. Başa gelen musibetlerin, günahların karşılığı olduğuna dair verilen misalde şu olay anlatılır: Sahabeden bir zat, cahiliye devrinde tanıdığı bir kadınla yolda karşılaşır. Ayaküstü sohbetten sonra ayrılıp giden kadının arkasından bakmaya devam eder. Bu sırada önündeki çukura giren ayağı kırılır. Sonra Resulüllah\’ın (sas) huzuruna gelerek kadına bakarken ayağının kırıldığını anlatınca Efendimiz (sas) şöyle bir hatırlatmada bulunur: -Allah, bir kulunu severse onun işlemiş olduğu hatasının cezasını hemen peşin olarak verir, ahirete tehir etmez!Böylece kul, burada cezasını çektiğinden ahirete o günahla gitmekten kurtulmuş olur. Demek ki, maruz kaldığımız sıkıntılar işlediğimiz yanlışlarımızın bir bakıma cezasını teşkil ediyorsa, buna da üzülmemek, aksine sevinmek bile mümkün.. Ahirete tehir edilmeyip dünyada ödemek söz konusudur çünkü. Kaldı ki, hikmet alimlerinin ikazına göre, dünyevî sıkıntılar korkulacak sıkıntılar da değildir. Asıl korkulacak sıkıntı ve musibet, dine gelen sıkıntı ve musibettir. Dinin emrini yaşama aşk ve şevkinden mahrum kalma musibetidir. Bu musibetin insana kazandıracak hiçbir hayır yanı yoktur. Ama dünyevî musibetin verdiği zahmet burada kalır, kazandırdığı rahmet ise ahirete beraber gider…İşte bu farktan dolayıdır ki hikmet alimi Sehl bin Abullah\’a şikâyette bulunan bir adam \’Evime hırsız girmiş, altınlarımızı çalıp ***ürmüş.\’deyince şöyle cevap vermiş: -Bunlar dünyevî musibetlerdir.. Ya musibet malına değil de dinine gelse de, şeytan kafana girip vesvese vererek imanını çalmış olsaydı ne yapacaktın? Asıl musibet bu musibettir. Dini yaşama aşk ve şevkini kaybetme musibeti. Korkacaksanız böyle musibetten korkun!. -Ne dersiniz? Maruz kaldığımız sıkıntı ve musibetlere böyle geniş şekilde bakabiliyor muyuz?..

  9. Hayırlı geceler ziyaretleriniz ve yorumlarınız için çok teşekkür ederim Ahmed kardeşim… Allah\’a emanet olun!İbrahim Hakkı Hazretleri Ve Kırık Testiİsmail Fakirullah (k.s.) hazretlerine teslim ederler. İyi bir terbiye alması için çocukluğunun mühim bir devresini Fakirullah hazretlerinin yanında geçiren İbrahim Hakkı hazretleri, bir gün eline aldığı bir testiyle çeşmeye gider, doldururken oraya gelen bir atlı: — Çekil bakayım …önümden be çocuk! diye İbrahim Hakkı hazretlerini azarlayarak atını çeşmeye sürer. O da testisini alıp bir kenara çekilmeye uğraşırken atını mahmuzlayan adam, onu bir köşeye sıkıştırır. Testisini bırakıp kendisini kurtarmak zorunda kalır İbrahim Hakkı hazretleri… Bu esnada at da üzerine basıp testiyi kırar. Ağlayarak hocasının huzuruna gelir ve: — Çeşmeden su alırken atını koşturarak gelen biri, atını üzerime sürdü. Can havliyle kendimi kurtarmaya çalışırken testimi de tepeletip kırdı! der. Hocası sorar: — Testini kıran atlıya sen bir şey söyledin mi? — Hayır, der, hiçbir şey söylemedim. — Çabuk git ve o adama bir-iki laf söyle, der. İbrahim Hakkı hazretleri gider, çeşmenin başında atını tımar etmeye başlayan adamın yanına varıp bekler. Fakat bir türlü terbiyesini bozup da: — Benim testimi niye kırdın zalim adam diyemez. Dönüp geldiğinde hocası Fakirullah hazretleri sorar: — Ona bir şeyler söyleyebildin mi? — Söyleyemedim efendim; niyetlendim, lakin bir türlü dilimi çevirip de ağır bir söz sarf edemedim! Hocası bağırır: — Sana diyorum, çabuk git ve o adama bir şeyler söyle, mukabele et yoksa sonu felaket İbrahim Hakkı hazretleri bu defa kararlı olarak koşup çeşmenin başına gelir. Bir de bakar ki, testisini kıran adamı, kendi atı, attığı çiftelerle çeşmenin havuzuna yuvarlamış, ölüsü yatmaktadır! Koşarak gelip, hocası İsmail Fakirullah hazretlerine bu vahim vaziyeti anlatır. Hocası bu hale üzülür: — Vah vah bir testiye bir adam. Üzüldüm buna doğrusu der. Huzurundakiler bundan bir şey anlamadıklarını söyleyince, büyük veli şöyle izah eder. O atlı adam, İbrahim Hakkı\’ya zulmetti. Zulme uğrayan da tek kelimeyle olsun mukabelede bulunmadı, zalimi Allah\’a havale etti. Allah Teala\’nın da gayretine dokunup zalimi cezalandırdı. Şayet İbrahim Hakkı da onun zulmüne karşılık verip, ona bir şeyler söyleseydi, ödeşeceklerdi. Fakat İbrahim, büsbütün mazlum oldu. Bense ödeştirmek için uğraşıyordum, maalesef muvaffak olamadım!

  10. ๑۩۞۩๑ GÜLİ RANA ๑۩۞۩๑ MÜSLİ…yazan: Hiçkimseye Mektup Kırçiçekleri gibi kalana, papatyaya Böyle gelemem ellerimde çamurlu papatyalar varBana bir kendini getir, gelirsen eğer.Umut tarlalarından topladıklarım daha önce bir çok kez düştüğüm çamura boyandı.Umudun bittiği yerde başlayan, hiçkimseye yazdığım satırlar kadar karışık şimdi gece, bir avuç hüznümü avutmaya çalışıyor.Gece odayıda işgal etmiş haliyle, sessizlik ve sensizlik hakim.Odada bir yatak var soğuk ve alabildiğince sessiz.Yastığın çukuruna önceki gecelerden kalma bir avuç hüzün birikmiş.Ve bir zigon sehpa Üzerinde hiçkimseye göndermediğim mektuplar birikmiş ve sararmmış beyaz kağıtlarda yazılanlar Yoksun ya dilimde yine aynı satırlar konuşuyor; Ne zaman İçimden sana ait bişeyleri söksem Kendimi parçalıyormuş gibi oluyorum ve ekliyorum; Bitsin bu içkanamalı hastalık Ne olursa olsun bir gün Usulca GelYollar çekiyor beni O çekmese bile toprak çeker yaşını diyolar bana, bende bekletmiyorum.Kime ve nereye gittiğimi bilmeden gidiyorum.Yanlızlığımı senli adımlarla takip ediyorum.Beni bilmediğim sokaklara çekiyor. Elim istemsiz ceketimin iç cebine gidiyor.Ve bir fotoğraf buluyorum.O sen olmalısın.Ne kadarda güzel bakıyorsun gözlerime hafifçe.Sonra aniden aklıma geliyor.Kalbime dokunsun diye ceketimin sol iç cebine koymuştum fotoğrafını.Hafifçe dokunuyorum parmak uçlarımla, incinme diyeSonra yüyürken ayaklarım yokluğuna takılıyor, düşüyorum.Diz kapaklarım kana bulanıyor, aldırmıyorum.Sonra sen beliriyorsun karşımda, gülümsüyorsun gözlerime gözlerinle.Bakıp yüzüme, tutup elimden Hadi kalk daha çekmecede unuttuğun yaralı şiirlerin var bana okuyacaktın, okumadın ama küstüm diyorsun.Ne demek istediğini anlamaya çalışırken gidiyorsun.Gitme diyemiyorum, sadece susuyorum gözlerine.Ve içimden bir şiir daha kırılıyor o geceKüsme canımın ardı Küsme Daha yüzüne okunacak Çok şiir var çekmecede Tut elimden ve gitme Canımın ardı Hiçkimsem ol Gitme İki avuç hüznüm var paylaşırız Biri bana Diğeri bana Yarım ol canımın ardı, küsme Bana seni bırak sadece Ve bak gözlerime hafifçe Hiçkimsem ol canımın ardı Küsüp Gitmealıntı

  11. AĞLAMAKTAN GÖZLERİNİZ Mİ GÖRMEYECEK ? Varsın görmesin !!! Gülmekten kalplerimiz kararacağına, bırakalım gözlerimiz körolsun ağlamaktan. Ağlayıp da rahmet pınarlarına dönsün göz pınarlarımız. Kim bilirbelki de Allah o gözlerden cennet ehline ab-ı kevser içirir. Ve der ki; “benim içinağlayan gözler cennetin rahmet çeşmeleridir. Ben o gözlerden cennet ehline vuslat şarabı içiririm” Evet, ağlamak çağrıdır sevgiliye, sessizce rahmetle… Ağlamak kesip yüreğini kanını feda etmektir sevgili uğruna. Ağlamak, anlamaktır sevgilinin sırrını. Gözyaşı cennettir. Dil ile susmak ama göz ile konuşmaktır ağlamak. Gözlerin dilidir gözyaşı.Ve Allah(c.c) çok iyi bilir gözyaşının dilini. Bu yüzden misafir olur ağlayan kalbe. İşte bundandır ağlayıp rahatlamamız. Gözyaşı rahmete çağrıdır. Allah’ın rahmet çağrısına rahmetle cevap vermektir ağlamak. Gözyaşı, rahmet geldin diye, yıkamaktır yolları nefsaniyetten. Cennetten esintidir gözyaşı. Ve ne mutlu bizlere ki, ağlayan bir resulün ümmetiyiz. Yaşarmayan gözden Allah’a sığınırım diyen Muhammedin ümmetiyiz. Bindörtyüz yıllık hasretin varisiyiz bizler….selam ve dualarımla kardeşim…

  12. nereden geldiğini asla unutmayacakta , mutlak sonuda yaşayacağını akıldan çıkarmayacak elinize emeğinize sağlık

  13. Allah( cc)’ım biliyorum;Kendi ellerimle yaptığım, ama şuanda pişman oldu-ğum, her yanlışın sebebinin, elimizden tutmak için indirdiğin “Kur\’ an ı terk etmekten” olduğunuKendi kendime yeterim zannettimÖyle değilmiş Allah( cc)’ımAnladım ki senden ayrı düşünce, yüreğim bulamıyor doğruyuAnladım ki, yarda sensin, yardımcıda senALLAH RAZI OLSUN CAN

  14. Rabbim!Bilinmezliklerimde bilinenim olŞüphelerimde eminliğim,Nefsimle mücadelemde kazancım olÇıkmazlarımda yol açanımBu sesler nedir, hangisi sendendir diye sorgulamalarımda sesime ses olHer an Sana muhtacımBu yazıyı yazmak için,bu duayı söyleyebilmek için,düşünebilmek,konuşabilmek,isteyebilmek içinSana, hep Sana muhtacımRabbim her an Sana muhtacımN´olur Rabbim yanımda olBilinenimEminliğimKazancım olÇaresizliklerime çareSesime ses ve aramalarıma bulma olYa kaldır aradan perdeleri Seni görebileyimYa da kaldırdığım perdenin ardında Seni göreyimRabbim! N´olurSeçimlerimde irademi benden alve içime SEN dol***************************Bidenemmmmm…CAN ABİMMM.Canım abim.O güzel yüreğinden kocaman öper bu kardeşin..Nasılda özlemişim bidenemmmmm..inş.bir daha bu kadar uzun kalmam sensiz.Allah,a Emanet ol abimmm.SEN BENİM BİDENEMSİNNNNNN…

  15. Sokaktan geçerken Yusuf’un yüzünün nuru o civarda bulunan köşklerin,evlerin pencerelerinden içeriye vurur, düşerdi. Köşklerde bulunanlar:" Belli ki Yusuf gezmeye çıktı, şimdi buradan geçiyor! " derlerdi.Köşede bucakta oturanlar da duvarlarda ışıklar,parıltılar görünce, Yusuf’un oradan geçtiğini anlarlardı.Yusuf’un geçtiği sokağa penceresi bulunan ev,onun oradan geçişinden şereflenir, nurlanırdı.(Ey kardeş) Aklını başına al da evinin penceresiniYusuf’un geçtiği sokağa aç;ve pencerenin önüne oturup onu seyret!Âşık olmak demek, nur gelen tarafa pencere açmaktır. Çünkü gönül, gerçek dostun yüzü ile aydınlanır, nurlanır. Güzelin kim olduğunu ne vakit unuttuk,ya güzelliğin neliğini ne zaman?..Bir yük oldu ömür, kovunca güzeli hayatımızdan;ve güzellik küsüp gitmişti, ömür bir yük oldu.Güzellik ruhlarda perveriş içindeydi. Güzellik bereketti, zenginlikti;güzeli arayan cihanın canını arıyor demekti.Güzel olan iyi doğru ve yararlı olandı.Güzel bir söz, güzel bir iş, güzel bir ders gibi. Güzel şiir de, güzel manzara da,güzel söz de hep estetik değeri tartmaktaydı. Din idi adı evvel güzelliğin,felsefe oldu sonra, bilgi oldu, yönetim ve siyaset oldu… Daha neler olmadı!..Herkes ve her şey güzelin peşinde,güzel ülkelerde güzel günler yaşandı.Sonra… Sonra güzel insanlar güzel atlara binip gittilerve güzellikler yağmalandı birer birer.Hüzünlü gönülleri sabaha eklerken güzellikler,sevinci gizleyerek sabahı bekler oldular.Gözlere akseden renkler de,sazlara yankıyan ahenkler de güzelliğini yitirdiler.Bestelerimiz şiddet doldu, tatlı diller hayal oldu.Gönüller güzelden uzaklaştı, zira gönüllere kin bulaştı.Güzellik atıldı ya kaşlar da çatıldı.Oysa gelenek güzel üzerine bina olunur,kültür güzellikle beka bulurdu.Güzelin yönü gönleydi, hem güzelliğin de… Gönül Çalab’ın tahtıydı, Güzel’i aramayan iki cihan bedbahtıydı. Neye mâl olursa olsun, yaşamanın anlamı,güzel görünüşleri ve şekilleri;belki güzellik dolu gönülleri kurtarmaktı.Güzellik insana peşin verilmiş cennetti ve sultanlar güzele bakar,gönüller güzele akardı.İskender PalaHayırlı akşamlar Ahmed kardeşim… ALLAH\’a emanet olun!

  16. GÖNÜLLER YAĞMALANDIİsyan karanlığında vicdanlar viran olmuş,Bir yaramaz zaman ki ,ömürler ziyan olmuş.Peşinden gidilir mi çamura batanların ?Fitne panayırında meydan şarlatanların .Yapışın yakasına namussuzun , alçağın ,Gönüller yağmalandı , yuvalar darmadağın .Ehlinin boynu bükük sonu gelmez sükutun,Diriyi yaşatmayın , ölüye alkış tutun. Yabanın rezilliği ekranlardan taşan,Şuurun kalbi durmuş, cüce akıl perişan.Sevgi darağacında ,mutluluk uçup gitmiş ,Adam gibi adamlar kahrından göçüp gitmiş.Hani dedelerimiz ninelerimiz vardı ,Evlerin bereketi zemheride bahardı .Terketmenin adını huzurevi koymuşlar ,Şefkate hasret artık neşe kaynağı kuşlar .Baştan ayağa doğru soygun , vurgun akıyor,En deli çağımda kanım yorgun akıyor .Güneşi utandırdık ,ufukları sis aldı ,Bu hüzün ülkesinde ne gül ne bülbül kaldı.Sahte dünyalarında hayatlar olmuş kumar ,Gerçeğini yitiren şeytandan medet umar .Ne oldu bize ey dost , ümit var mı yarındanBir inayet eser mi saadet diyarından ?**********************************************************AKLINDA, YÜREĞİNDE VE DUALARINDA OLMAK DİLEĞİYLE SENDE KARDEŞİNİN AKLINDA ,YÜREĞİNDE HEP DUALARINDASIN..UNUTMA EMİ..BİDENEMMMM..ALLAH,A EMANET OL..SELAM VE DUA İLE

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s