Ey, kâinat yolcusu!…Kaldır başını! Bak gökyüzü, bulutlar, güneş, yıldızlar…Belki ihtiyacın var! Ha bitti bitecek bir hayatın var. Git, bir çiçeği kokla!…

Ey,Kainat Yolcusu !…

Akıl almaz bir karmaşanın ortasında yaşıyor insan. Yalanla doğrunun, yanlışla gerçeğin ayrıştığı dönemler çok gerilerde kaldı. Siyah ve beyaz net tablolar artık yok. Yerini her tonda griliği barındıran, flu ve sisli manzaralar aldı. Burası neresi, biz kimiz, neden yaşıyoruz, nereden geldik ve nereye gidiyoruz? Artık bütün bu sorulara kolayca cevap verilemiyor. Gönül mü’mine yakışır bir hayat isterken, nefis yolu saptırmaya çalışıyor. Evet biz “bir alacakaranlık kuşağıyız ve belirsizlikler, tutarsızlıklar ve çelişkiler” içinde hayatı yaşıyoruz. Ensemizdeki en büyük düşman fırsat kolluyor. Oysa kalb ancak O’nu andığında tatmin oluyor. Ruh, O’na yöneldiğinde huzur buluyor. Ve insan hayat boyu süren çetin bir mücadeleyi göğüsleyerek yaşıyor.

Cevaplar farklı olsa da sorular asırlarca aynıdır. İnsanlık tarihinde en vazgeçilmez soru yine insana dairdir. Neden vardır insan? Bugün çok acı bir gerçekle karşı karşıyayız. Sorgulamadan, düşünmeden, ezbere yaşayan insanın acı gerçeğiyle baş başayız. Bugün ahirzaman insanı o kadar malayani ve lüzumsuz şeylerle iştigal etmektedir ki, yıllar önce Katherine Ann Porter’in yaptığı şu tesbit bugünün gerçeğini en net haliyle ortaya seriyor: “Bugün çoğu insanın hayatının hedefsiz oluşu beni dehşete düşürdü. İnsanların yüzde 50’si nereye gidiyor olduğunu hiç düşünmüyor. Yüzde 40’ı kararsız. Sadece yüzde 10’u ne istediğini biliyor, ama onların bile hepsi o yöne gitmiyor.”

İnanan da var, inanmayanda. Neden yaşadığını bir defa olsun hayatta sormayan da var, bu soruya hayatını adayan da. Mahiyetini bilen de var, bilmek istemeyen de. İnanıp yaşamayan da var. Veya yaşayan, ama neye inandığını bilmeyen… Ne garipsin dünya. Seslerin ipekten vücudunu mesh ederek ve renklerin ateşten nabzını sayarak, büyük sır kapısını tıklayan çilekeşleri ve inancı için hayatını hakir görenleri bugün nerede barındırıyorsun? Gelişigüzel, sorgusuz sualsiz bir hayatı yaşayan insan nasıl sormaz varlığa dair o en çetin soruyu. Kâinatın sırrını çözmek için aklı zorlamak gerekir. Çözüme ulaşmak için beyin sancı çekmelidir.

Yaşar insan, bir gün sonunun geleceğini bile bile. Her adımın ilk adım ya da her adımın son adım olabileceğini bile bile yaşamaktadır, kâinatın garip ama muntazam yolcusu. Bazan hayata sımsıkı sarılır ebediyen yaşayacakmış gibi. Oysa sayılıdır altın saniyeleri ve bir daha dönmemek üzere gider her bir ânı. Aslında yaşayanda bir zanla avunur. Bittiğine, gittiğine aldırmaz, gözünü kapar. Ama ölüm olduğu yerdedir. Ve bu hakikat değişmez. Ama yolcu olduğunu bi anladımı bu kâinatın eşsiz meyvesi, işte o zaman dağıtır etrafındaki zifiri karanlığı, o alacakaranlığı… İşte o zaman bütün alışkanlıklarını, o kalın ülfet perdesini yırtar ve prangaları çözer. Ruhu özgürleşmeye başlar, sonsuzluğa kanat çırpar. İşte o zaman insandır insan. Yoksa yalnız surette insandır. Çünkü onun “kıymetini tayin eden mahiyetidir. Mahiyeti ise himmeti nispetindedir. Himmet ise hedef ittihaz ettiği maksadın derece-i ehemmiyetine bakar”.1 Bir hedefe kilitlenmelidir insan. Başıboş hayat ve idealsizlik ölümsüz ruhunu öldürür. Çünkü insan bu fıtratta yaratılmamıştır. Ondaki “gayr-i mahdut istidadat” ta ötelere bakar. Dünya onu doyuramaz. O dünya ötesi için yaratılmıştır.

Düşünmek ne büyük bir nimet olsa gerek. İnsana ebedî bir yolcu olduğunu hatırlatan akıl ne büyük bir fırsat. Yaradanın kâinatın merkezine oturttuğu bu nazik, nazenin, nazdar varlık olan insana bahşettiği en büyük armağan. Onu bulması için ihsan ettiği bir lütuf. Mevlânâ’ya sorarlar: “Kişinin değeri nedir?”. “Aradığı şeydir” der ve ekler: “Ey kardeş! Sen fikirden ibaretsin. Eğer düşüncen gül ise, bir gül bahçesisin. Diken düşünüyorsan, külhan odunusun. Kesenin kıymeti, içindeki altın dolayısıyladır. Nasılki cesedin kıymeti candandır, canın kıymeti de canandandır. Canana koşmayan, ebedî sevgiliye kavuşmaya çalışmayan canlar, binlerce de olsa, hakikatte yarım tenden ibarettir.”

Kâinat yolcusu ne tarafa yol alırsa alsın, nereye doğru koşarsa koşsun, O’na yönelmemişse içindeki arayış ve özleyiş asla dinmez. Elinde mi dindirmek? Yaradan koymuş. Silip çıkaramazsın. Yönünü bir O’na doğru çevir, işte o zaman hissedeceksin yüreğindeki huzuru. İçten bir isteyişle, derinden bir titreyişle secdeye git, inle derinden derine. Bırak dünyayı, ukbaya talip ol. Aç ellerini, kaldır semaya doğru, hissedeceksin o sonsuz mutluluğu. Her ne kadar ağırsa da yükün ve cürmün alnını koy secdeye, düş toprağa bir tane gibi, kir dizlerini ve bırak yangın yerine dönsün için. Kâinatın garip yolcusu, yolun uzun değil, cismaniyet ve nefsaniyet itibariyle öl ki, ruh canibinde dirilebilesin. Çünkü “insan zayıftır, belâları çoktur; fakirdir, ihtiyacı pek ziyadedir; acizdir, hayat yükü pek ağırdır. Eğer Kadir-i Zülcelale dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azap içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar; ya sarhoş veya canavar eder”.2

Haydi diril, ayaklan! Anla neden var olduğunu. Bir kerecik olsun Allah namına kâinata bak ve buradaki inceliklere şahit ol. Yeryüzü ve gökyüzü korosu, ne varsa hepsi birden tesbihatıyla doldursun içini. Çöz çözebildiklerini, çözemediklerinle aklın boğuşsun. Yeter ki düşün ve kâinatta tek bir anlamsız sesin, tek hikmetsiz bir nefesin ve bir kıpırdanışın olmadığını anla. Aklını hayrette bırakan şu “intizam-ı âleme ve geniş rahmet içinde kusursuz hüsn-ü san’ata ve o misilsiz Cemal-i Rububiyete” mest ol.

Dipnotlar:

1. İşaratü’l-İ’caz, s. 82.

2. İman ve Küfür Muvazeneleri, s. 44.

TUĞBA AKTAŞ

15 Yanıt

  1. Mevlânâ’ya sorarlar: “Kişinin değeri nedir?”. “Aradığı şeydir” der ve ekler: “Ey kardeş! Sen fikirden ibaretsin. Eğer düşüncen gül ise, bir gül bahçesisin. Diken düşünüyorsan, külhan odunusun. Kesenin kıymeti, içindeki altın dolayısıyladır. Nasılki cesedin kıymeti candandır, canın kıymeti de canandandır. Canana koşmayan, ebedî sevgiliye kavuşmaya çalışmayan canlar, binlerce de olsa, hakikatte yarım tenden ibarettir.” güzel bir çalismaya imza attiniz kiymetli kardesim, Allah razi olsun.kainat yolcusu arar durur kainat nerde, arayislar içinde olunca kendisi kainat mi$ , kocaman kainat küçük kainat olmu$ farkinda degil….te$ekkur ederiz kardesim….

  2. Öyle çok pazarlik ettim ki Seninle ey Rabb\’im. Sen çagirinca, kendime ayirdigim vakitlerden çalindigini düsündüm. Ezan okununca sevdiklerimle geçirdigim zamanlarin azalmasindan korktum.Vakit girince, içim "ciz" etti hep. Odamdan uzaklastim, biraktim isimi, bozdum keyfimi; öylece namaza durdum.Ayak diredim, "az sonra kilsam da olur!" dedim. "Az sonra"larim "çok sonralar"a döndü, geç kaldim, geç kalmaktan utanmadim.Sonunda ayaklarimi sürüye sürüye vardim huzuruna. Pazarligimi vaktin daralmisligini bahane ederek yeniden ileri sürdüm. Kaçiyordu namaz ya; o yüzden çabucak kildim, selam verdim, hemen kalktim, rahatladim.Oysa rahatligi Sana borçluyum. Agrimayan her bir disim kadar huzur borçluyumSana. Damarlarimin her bir noktasinda pihtilasmayan kanim kadar sükûnet borçluyum Sana. Tenimin kasinmayan her bir noktasi kadar rahatlik borçluyum Sana. Dislerim agriyacak olsa her biri için harcayacagim zaman Senin. Kanim pihtilasip damarlarim tikanacak olsa, her defasinda izdirap ve korkuyla geçirecegim saatlerin hepsi Senin.Tenim her noktasinda yirtilacakmis gibi aciyacak olsa, kendi kendime dar gelecegim huzursuz günler Senin.Gün oldu; usandim. Sabrimi tükettim; tükendim. Kendimi yontmaya heveslendim. Benden istedigin zamani çok gördüm. Benden istedigini, benim için istediginibile bile, huzurunda huzursuz durdum. Fazla buldum namazin rekatlarini; kisaltmak için bahaneler aradim. Günümü delik desik etmeni, isimin arasina kesintiler sokmani,hayatimin ortasina duraklar koymani, uykumu bölmeni lüzumsuz gördüm. "Beni bana birak!"larla durdum huzuruna; içim baska bir yerlerintürküsünü söylerken, ben seccadende, belki sadece bedenimle, mihli kaldim. Oysa Sen, dileseydin dar edebilirdin zamani bana! Bir uçurumun dibine savrulmus bir arabada çaresizce Sana yalvartiyor olabilirdin beni. Korkulu bir savaşın orta yerinde ates ve kan kusan bombaların altinda günümü de, isimi de, uykumu da, hatta rüyalarimi da delik desik etmelerini takdir edebilirdin.Düsmeyen bombalar kadar, uçuruma savrulmayan arabalar kadar genislik borçluyum Sana.Içten pazarlikti benimkisi. Öyle içten ki kendime bile söyleyemedim. Gözlerimle birlikte gönlümü de secdene kilitlemeyi çok gördüm. Kendimi sifirlamayi, benligimi hiçe indirgemeyi beceremedim. Ensemde kaderin sicacik nefesini hissedecek o teslimiyetin vadisine inemedim.Acelem vardi; alnimi koydugum gibi kaldirdim seccadeden. Bütün benligimle asagi inemedim. Isim vardi, secdemi isime zamankazandim. Secdeye kalbimi de sigdirmaya çalismadim.Uykum vardi, secdemi sig birakip uykumu derinlestirdim. Itirafimdir: Bencilligimi de sirtima alip rükûlarda eritemedim. Bedenim egilirken huzurunda, "emrolundugum gibi dosdogru olma"nin agirligini sirtima almayi erteledim. "Sırası degil!"di; "hele dur; sonra da olur!"du. En Sevgili\’ni bir gecede ihtiyarlatan emri üzerime alinmadim. Sen dileseydin, çocugumun ciliz nabizlarinin esliginde, los ve nesesiz bir yogun bakim odasinda, gözümü de gönlümü de, umutsuzca, çaresizce, ürpertiyle, korkuyla bir monitörün ekranina kilitleyebilirdin. Dileseydin, yeryüzünün sükûnetini bir anda kesip, küçücük bir duvar kipirtisinin gölgesinde, mini mini bir sarsintinin beklentisi içinde saçlarima aklar düsürebilirdin. Içten pazarlik mi denir buna? Sen bilirsin Seninle ettigim pazarligi. Kendime sakladigim ve hatta kendimden de sakladigim sir bu. Dilime bile degdirmekten korktugum, agzima almaktan utandigim öyle bir sir iste. Fisildamasi bile acı veriyor ya… Meselâ, uzayinca Fatiha, uzayinca sûre heceler sanki özgürlüge giden yolu taslar gibi kestikçe, "bitmez simdi bu namaz!" dedigim çok oldu. Ama içimden. Kimseler duymadı. Bir Sen duydun beni ey Rabb\’im. Sırrımı bir Sen bildin. Kendimi lüzumsuz hissederken seccadenin üzerinde, dudagim anlamina yetisemedigim kelimeler için oynarken, Sen beni söyledigimden fazlasiyla duydun, söyleyemedigimi de, dile getiremedigimi de bildin. Ruhumu alip uzaklara gittigim halde, bir bedenimi biraktigim halde huzurunda, kovmadin beni, yakinliginda tuttun. Itirafimdir; öyle anlatildigi gibi özleyebilmeyi beceremedim henüz namazi… "Aradan çikarmaya çalistigim" oldu namazi. Geçistirdim namazi. Bir "sorun"du çözdüm, hallettim. Selam verip sonra yasamaya basladim… Yasamayi namazin içinde aramaliydim. Namazi yasamanin içine sizdirmaliydim oysa. Bilemedim. Kafa tuttum, ayak diredim, pazarlik ettim; ama Sen utandirmadin, yine yine yine huzuruna aldin beni. Her secdede rahmetinle oksadin alnimi. Her rükûda "aferinler" fisildadin gönlüme. Her vakitte yeni bir sayfanin akligina çagirdin ruhumu. Yüzüme vurmadin. Azarlamadin. Asagilamadin. Hepten umut kesmedin benden. Yok saymadin. Utandirmadin. Pazarlik ettigimi Seninle bir Sen bildin ey Rabb\’im. Kimselere söylemedin. Sirdasim Sensin, bir Sana açabilirim içimi, bir Senin beni ayiplamandan korkmam.Ben iste böyleyim; yine "bana ait"lerin hesabindayim. Baska kime söyleyeyim? Baska kimin anlayisindan medet umayim?SENAI DEMIRCIAllah c.c razı olsun oğul.gönlüne sağlık.selam ve dua ile…

  3. Allah yüzüne kırışınca da bakar!Rabbim yüzümüzdeki tonlarca ifadenin sahibi sensin! Bizi senin verdiğin yüze karşı yüzsüz kılma! Biz seni not aldık sen bize kitap verdin, biz seni erteledik sen bizi daim kıldın! Biz belimizi büken secdene karşı bileğimizi büken mevkileri rütbeleri tercih ettik, ölülerimiz toprakta manşet oldu, dirilerimiz meleklerine hesap numarası verip küsuratlı cüzdan ağırlığınca cennetine talip oldu, şerefimizin cenazesi çoktan kaldırıldı ve biz bize kalan boşluğu bile sahiplendik.Sen sahipsizliğimizin sahibisin, bizi saçımızdaki değil kalbimizdeki akları gördüğümüzde sana yaklaştır, bizi yaşımızın geçkinliğinden değil başımızın eğikliğinden utandır! Bizi günahın cahili kıl biliriz ki büyük laflar senindir! Biliriz ki en kıdemlimizin mekânı gökdelense bile kibrinin ayağı çukurdadır! Biliriz ki kime ah olduysak ve kimin ahını aldıysak zirvedeyken yerle biriz.Biliriz ki hançer yiyenin tokluğu düşmanın açlığını yatıştırmaz! Biliriz ki iyinin adını bile kötüler eskitir! Biliriz ki yüzümüze gülenler şeytanın esprisiyle ağlar, bizi Dünyanın kıdemlisi ölümün acemisi kılma! Bizim şaşkınlığımız kötülerin alışkanlığı olmasın!Yüzümüzdeki kırışıklığa yalanlar süren adamların haysiyetlerindeki kırışıklıkla bizi imtihan etme! Kalbimizi yüreksizlerle tartma!Camilerine müşteri gibi girenlerin sattığı dine karşı bizi alıcı kılma! Biliriz ki en büyük devrimci peygamberdir onun komutanlığından paşa paşa geçinenleri de nasiplendir! Nasiplendir ki dinsizliği sınıf bilenlerin ücrasında çürümektense dimdik bir yoksulluğu senin zenginliğin bilelim! Sen konumlarını hançer olarak kullananların sırtlarındaki kuyulardan masumlarını çekersin! Sen sonsuz noktalara nokta koyacak güçsün ki biz de dikliğimizin boynunu vuran virgülüz. Ve alnımıza yazdığının okuruyuz Rabbim!Bizi gözümüzle görmediğimiz ayıbın tellalı kılmaktansaGözümüzle gördüğümüz acının hamalı kılVe ellerimiz bu Dünya\’dan sana açık gitsin rabbimsana açık gitsin!Amin!.Esra ElönüHayırlı geceler oğul.selam ve dua ile.

  4. Aşk dediğin ya Allah\’tan gelmeli, ya Allah için olmalı, ya da Allah\’a ulaştırmalı; yoksa yerle bir olmalı. Aşk "sevgi" boyutuna ulaşmıyorsa, adı batmalı… Sevgi ki, Allah\’ın varlıkları yaratmasındaki yegâne gayesi. Sevgi ki Allahu Teâlâ\’nın, kullarına yerleştirdiği en güzel hediye. O\’ndan gelen ve ona dönecek olan en anlamlı duygu…" "Saklarım gözümde güzelliğini, Her nereye baksam sen varsın orada. Gizlerim kalbimde muhabbetini Koymam yabancıyı sen varsın orada"

  5. Bir pencere daha dedim, bir pencere daha. Sen’i sordum ey Nebi! Bir bedevi gibi, belki üzgün, belki yorgun bir Sensizlikte. Ellerim mi ısındı, hava mı bilmem. Bir vahaya rastladım buz kesmiş topraklarda. Kokuna hasret güller gördüm; bahçelerde, bağlarda… Bilmezdim Sen’in aşkından kor kor yanan yürekler varmış garipler kervanında. Hangisine yaklaşsam dillerde Sen, bakışlarda Sen. Kendi adını dahi hatırlayamayanların kervanı bu: Adı Sen!..Ey Nebi! Sana bakanların penceresinden ayırma beni….Hayırlı geceler değerli kardeşim Ahmet.Allah,a emanet olunuz…selam ,sevgi ve dua ile.kib.

  6. UNUTMAK NE DERİN ŞEYDİR Kİ, unutanlara unutuşlarını bile unutturur. Unutulmak ne acı şeydir ki, unutulanın unutuluşuna ağlayışını kimse hatırlamaz. ‘Nisyan’dan, yani unutuştan çıkarıldık her birimiz. Yüzümüz gün yüzüne değeli, tenimiz güneşe erişeli beri unutulmaktan alındık, unutmaktan sakındık. Hatırı sayılır olduk. İsmimizin orada burada anılması bizi memnun etti. Ne var ki, unutmak yaşamak kadar elimizin altında ve unutulmak ölüm kadar yanıbaşımızda. Ölüm bizi geldiğimiz yere, ‘nisyan’a götürüyor tekrar. Ölüm unutuşlara gömüyor yüzümüzü; tenimizi tanıdıklarımıza yabancılaştırıyor. Yaşarken ölümü anmıyoruz o yüzden. Yaşarken ölümle aramıza sahte mesafeler döşüyoruz. Unutulmak korkusu bu… Galiba, en çok, unutulacağımızı unutuyoruz. Hatırla ki, toprak ayağının altından kayıyor. Ellerin son bir defa dokunuyor güle ve güne. Gözlerinin karası son kareyi alıyor ışıktan; ve karanlığa hazırlanıyorsun. Gözkapaklarının kapanışı seni bir dağın arkasına götürecek. Unutmaya ve unutulmaya hazırlanıyorsun. Varlığın incecik dudaklarda bir çift kuru söze inecek; o dudaklardan insan sıcağını tadamayacaksın. Hatıran bir taştan ve hüzün renkli topraktan ibaret olacak. Kahkahalar seni yalnız bırakacak, mutluluklar seni hesaba katmadan ikmâl edilecek. Sana arkalarını dönecekler, dönüp yüzüne bakmayacaklar. Senin kokun uzakların kokusu olacak. Tenin toprağın soğuğunu tadacak. "Gelecek ölüm; gözleri gözlerin olacak."Hatırla ki, sarışın kız çocuğunun lüle saçlarına son kez bakıyorsun, seninkinden uzun ve derin bakışlarına son kez değiyorsun. Sen bu ânın eşiğinde son nefesin hesabını yapıyorsun; o yarınların uzayıp giden kanatlarına tutunmuş derin, taze soluklarla yineliyor varlığını. İllâ da göz göze geliyorsunuz. Ellerin onun ellerine erişemeyecek; gamzeli yanaklardan sızıp gelen tebessüm sana uzak düşecek. Şimdiden, ölümü bilmeyen oğlunun gözlerinin seni köşe bucak arayışını görüyorsun. Havada asılı kalacak "Baba!" çığlığına şimdi hep bir ağızdan cevap vermek istiyorsun. Nefesin sesine yetmiyor. Hatırla ki, yarınki gün seni taze bir toprak yığının altında bulacak. Bir gün saatinin akrebi, yelkovanı senin uzanamadığın ânlara doğru dönecek. Sen olmayacaksın ve kolundaki saat sensiz zamanları tırmanıyor olacak. Sulamayı unuttuğun çiçeğin bile senden sonra solacak. Yüzüne günışığı vurmayacak. Hayatının ebedî rengini dar ve sessiz bir boşlukta bulacaksın. Ya küle dönecek ya güle dönüşeceksin. Yarınsız ve sonsuz bir günün yanağında incecik bir gamze olup kristalleşeceksin. Yüzün solacak, ellerin hiçbir yere varmayacak, parmakların hiçbir şey göstermeyecek ve ayaklarının altında hep boşluk olacak. Unutma ki, toprak şimdi ayağının altından kayıyor. Yürüdükçe ince bir hesap çizgisine çekiliyorsun. Unutma ki, elinle ölüme dokunuyorsun. Elinle ölümü dokuyorsun. Hatırla ki, gözlerin ölüme bakıyor. Gözlerin bir cesedi alacakaranlığa taşıyor. Hatırla o zamanı ki, sen boz topraklar altında derin unutuşlarda eriyorsun. En son, kaleminin karanlık izi kalıyor soluk sayfalarda. Ve sözlerin kırık-dökük hatıralara dönüşüyor, paylaşılıyor, solgun bir gül gibi dolaşıyor. Hatırla ki, sen sözleri genç kalbleri taze aşklara taşıyan ölü bir şairsin ya da masum ve sonsuz bakışlı gözlerin kapı aralarında beklediği bir babasın. Elinin sıcağı özlenen sevgilisin. Hatırla ki, seni sımsıcak sarıp kucaklamak isteyenler bir tabutun katı, soğuk dokunuşuna çarpıyorlar. Hatırla ki, bir mezar taşında iki rakam arasına çizilmiş eğreti bir çizgiye indirgenmişsin. Hatırla ki, duvarda soluk siyah beyaz bir fotoğrafta hüzünlü bir gülüşten ibaretsin, belki de camekânın tozunu almayı unuttular. Mezar taşın unutuldu ve hatta mezar taşın da seni unuttu diyelim. Ve hep başkaları var dışarıda, hep yabancılar geziyor yıkık mezar taşları arasında. Kimsenin tanıdığı değilsin artık. Kimsenin ‘ölü’sü de değilsin; tıpkı şimdi olduğu gibi.Oysa, sen ve son, ne kadar da uzak görünüyordunuz birbirinize. Unutuş ne kadar çok unutuluyor.Ey beni herkes unuttuğunda anan Rabbim! Yüzümü, elimi, gözümü, bakışımı, dokunuşumu veren Rabbim! Beni Seni unutanlar arasından çıkar al! Beni bensiz bıraksan da, Sensiz bırakma!N’olur Rabbim! Şu biricik ânımı ebedin rüzgârlarına kat ve beni Sana daim yakın eyle! Yalnız Seninle kalmakla kalabalıklaştır beni! Bir secdede biriktir varlığımı! Beni Sana açılan ellerimde çoğalt! Beni Sana karşı fakir olmakla zenginleştir! Kendimi Sende unutayım ve öylece kapansın gözlerim ve öylece çözülsün ellerim. Dilim öylece sussun ve tenim öylece çamura katışsın ve bu mürekkep lekeleri kısacık vuslatımın hatırası olsun. Unutulmasın sözlerim; unutkanlar unutulacaklarını hatırlasınlar diye…SENAİ DEMİRCİALLAH RAZI OLSUN CAN KARDEŞİM…EN GÜZELE RABBİ RAHMANA EMANETSİN…SELAM VE DUA İLE..

  7. RABBİM RAZI OLSUN CANKARDEŞ,GÜZEL BİR PAYLAŞIM….SELAMETLE…

  8. uzak, çok çok uzaklara, bedeninden kilometrelerce ötelere kanatlanır bazen ruhun..yakın, çok çok yakın hayatlara değemeden, teğet geçip gidiverirsin bazen.. bazen sadece seyircisindir hayatın dönüp giden serencamına.. tutmak istediğin hayat, silmek istediğin gözyaşıyla aranda bazen mesafeler vardır aşılamayan. kaç hayat gelir geçir gözlerinin önünden, yüreğinin içinde acı acı adımlar atıp, sessiz çığlıklar bırakıp giden hayatlar…ve hayatın kırıklarını tamir etmeye yetmez ömrün..acizsindir, çok aciz..milyonlarca yağmur damlası düşüyordur yere ve sen bir iki tanesini bile tutamazsın avuçlarında..o zaman anlarsın ki her şey bir Kudret tarafından himaye edilmiş, kuşatılmış.. her şeyin bir sahibi var.. sen ise minicik ufacık bir noktasın yeryüzünde..hiçbir şeye elin yetişmiyor..hayat kırılıyor, tutamıyor, tamir edemiyorsun, ancak O dilerse tamir olunuyor her şey..acizim diyorsun..O\’na yöneliyorsun….anlam veremediğin şeylerin anlamının ardını O\’ndan biliyorsunseyirci kaldığın, taa uzaklara dalıp gittiğin hayat manzarasının bir kenarında, sadece bir iki çalı çırpı toplayıp, bir iki yaraya merhem sürüp, bir iki gülücükle geçip gidiyorsun…ayeti hatırlıyorsun..Yeryüzünde ne varsa Biz dünya icin bir süs olarak yarattik ki, insanlardan hangisi daha güzel isler yapacak diye imtihan edelim. Onun üzerindeki herseyi Biz elbette kupkuru bir toprak haline getirecegiz." Kehf Suresi, 18:7-8dünya..bir süs..bir oyun ve oyalanma olarak tarif ediliyor..geriye kalan..yapılacak güzel işler oluyor…kupkuru bir toprak olacak şu uçsuz bucaksız yeryüzünün üstünde ufacık işlerimiz, belki kalbimizle eylediklerimiz, belki azıcık sabrımız, tevekkülümüz, belki gülümsememiz, daha bilmediğimiz nice şey..aczimizin yanında, beka\’ya gidecek nice şey…uzak, çook uzaklara düşüyor ruhumuz bazen…beden subkortikal çalışıyor..ameller anlamını ve niyetini yitiriyor …çok yakınına, bedenin kalbine indirmeli ruhu…yakın, çok çok yakın eylemeli….****************************************************ALLAH RAZI OLSUN BİDENEM ,ABİCANIM ..OKUMAYA DOYAMADIĞIMIZ PAYLAŞIMLARINDAN BİR PAYLAŞIM DAHA.O GÜZEL YÜREĞİNE ,ELLERİNE .EMEĞİNE SAĞLIK BİDENEM.HAKKINI HELAL ET.RABBİMİZE EMANET OL.SELAM VE DUA İLE..CAN ABİM BENİM.

  9. Kalp Kardeşim Olur musun .? Olur musun ..?Kehânet sevinçlerim yok benim. Yarın aydınlık da olabilir, zifiri karanlık da. Ne mutluluğum daim sürer gider, ne bu hüzün eleverir beni. Yitişler, yokoluşlar, kayboluşlar arasında nice boşlukları atlarım öteden bir nefhâ ile. Şimdi kasvet yüklü bulutlar gibiysem, az sonra mutlu-mesûd yayılabilirim mavi göklere.. Tutunacak dallar mı buldum acep?! Eskilerin diliyle bir "yâr-ı vefâdâr ", bir "hayırhah" ım var mı acep?!Kör olası dünyada beraber ağlayabileceğin dostlar. Hey gidi günler.. Beraber gülmek değil ki marifet. Asıl beraber gözyaşlarını damla damla salabildiğin, kendini koyverebildiğin dostların olmalı. Hava gibi içine çekebileceğin dostlar. Ne demişti Tagore: "Zor olan dost uğruna ölebilmek değil, uğruna ölünebilecek dost bulmaktır."Kelâm etmesi kolay tabii ama benim de can dostlarım var. Hayra götüren yolda can yoldaşlarım yani. İki kapılı handa, bu zorlu yolda reflektörlerim.. İşte bu yüzden sıcacıktır hayırhahlık. Kan değilse de, "kalp kardeşliği" dir. Sevdiklerinin ötesinde sever, saydıklarının ötesinde sayarsın onları…Karanlık gecelerimi ve aydınlık sabahlarımı hatırlatıyorlar bana. Hep doğruyu söyleyerek, eğip bükmeden, gönül kırmadan… Pusulamız şaştığında ayar noktam oluyorlar. Akordumu onlara göre yapıyor, "karar sesi" mi onlardan alıyorum. Kestirmeden bir soru tevcih edeyim o zaman: Sahî ya! Durmuş saatlerin bile günde iki kere doğru zamanı göstermesine mukabil, senin de günde birkaç defa doğruyu gösteren hayırhahın yok mu yoksa?! Kalbini kalbine yaklaştırıp, her atışında hayat pompalayacağın dostun.. Senin ağzından çıkanı can kulağıyla dinleyip, sînesinde büyütecek sırdaşın… Yattığında dualarının öznesi olabilecek, telefonu kulağına dayamadan da anlaşabileceğin, her gözyaşı tanesine bin tane kristal gül hazırlayan kardeşin…Kalbinin içine bak da söyle: SENİN HİÇ HAYIRHAHIN YOK MU..???? KALP KARDEŞİN YOK MU..????**********************************************Hayırlı günler bidenem….canım abim..Rabbimize emanet ol..selam ve dua ile..

  10. "Birincisi, halka baktım,herkes kendine bir arkadaş, birdost seçmiş. Herkesin dostu,kabre kadar arkadaş oluyor. Definden sonra çekip geliyor. Düşündüm, ben öyle bir dost bulmaluyım ki, devamlı arkadaşım olsun, kabirde de beni yalnız bırakmasın. Böyle bir arkadaş ise ancak sâlih amel olurdu. Ben de onu seçtim.Güzel seçmişsin. Diğerleri ne?İkincisi, halka baktım; çoğu nefsine esir olmuş. Hâlbuki Kur’ân-ı kerîmde, nefsine hâkim olan kimsenin yerinin Cennet olduğu bildirilmektedir. Kur’ân-ıkerîmin hak olduğunu bildiğim için nefsime esir olmadım, onunla mücâdele edip Hakkın emrine boyun eğmek mecburiyetinde bıraktım.Allah seni mübarek etsin!..Üçüncüsü, halka baktım;dünyanın fâidesiz meşgalesi içine boğulmuş didinip duruyorlar. Bir şey kazandık zannederek onunla seviniyorlar. Hâlbuki Kur’ân-ı kerîmde, insanların kazandıkları ne kadar çok olursa olsun tükeneceği, fakat Allah’ın indindeki-lerin ise bakî olduğu bildirilmektedir. Senelerdir kazandıklarımın tükenmemesi için, âhıret azığı olarak hep bakî kalmak üzere Allah’ın indine emânet ettim. Ya’nî dine hizmet eden müesseselere ve diğer hayır hasenata verdim.Çok güzel etmişsin.Dördüncüsü, halka baktım; kimisi şerefi akrabasının çokluğunda görüyor, kimisi kibirlenmekle şeref sahibi olacağını zannediyor, kimisi sülâlesi ile iftihar ediyor. Hâlbuki Kurân-ı kerîmdeen şereflilerin takva sahihleri olduğu bildirilmektedir. Ya’nî bütün haramlardan kaçarak Allahemrine uymaktır. Ben de takvasahibi olmayı seçtim."Gönül Bahçesi İktibasHayırlı günler Selametle inş.

  11. Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı. Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen… Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını Fark Etmeli. Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını Fark Etmeli. Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu Fark Etmeli. Henüz Bebekken "Dünya Benim!" Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların "Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!" Dercesine Apaçık Kaldığını Fark Etmeli. Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli. Baskın Yeteneğini Fark Etmeli Sonra. Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini, Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini Fark Etmeli İnsan Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli. ? Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Fark Etmeli. Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu Fark Etmeli. Ve Ona Göre Yaşamalı. Gülün Hemen Dibindeki Dikeni Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü Fark Etmeli. Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını Fark Etmeli. Eşine "Seni Çok Seviyorum!" Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü Fark Etmeli. Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu Fark Etmeli. Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Fark Etmeli. Annesinden Doğarken Tertemiz Teslim Aldığı Gırtlağını 60-70 Yıl Sonra Sigara Yüzünden Azrail e Soba Borusu Gibi Teslim Etmenin Emanete Hıyanet Sayılacağını Fark Etmeli. 63 Yıllık Ömründe Hiç Karnı Doymayan Bir Peygamber in Ümmeti Olarak asiri Beslenme Yüzünden Sarkan Göbeğini Fark Etmeli. FARK ETMELİ… Ömür Dediğin Üç Gündür, Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür, O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür… selam hakka tabi olanlara geceniz hayr olsun kardeşim..

  12. Oysa kalb ancak O’nu andığında tatmin oluyor. Ruh, O’na yöneldiğinde huzur buluyor. Ve insan hayat boyu süren çetin bir mücadeleyi göğüsleyerek yaşıyor. Göğüsleyerek hakka yürüyenlerden olmak dileği ile.. Alaca karanlıklar yerini güneşle doğacağı günlere doğru bıraksın inşallah…Allah razı olsun oğul…

  13. Hz. Musa (a.s) \’ın Duası Ya Rabbi! ben kendime yazık ettim. Affeyle beni… (KASAS -16)

  14. HAYIRLI CUMALAR DİLİYORUM….بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِي————————————DUA AYNI DUA AMA OKUYAN———————————-Muhyiddîn-i Arabî (kuddise sırruh) hazretIerinden:Fakirin biri, bir ağaç dibinde göIgeIenmekte oIan Hz. AIi (r.a.)ye geIir, ihtiyaçIarını arz eder: – ÇoIuk-çocuk sıkıntı içindeyim, ne oIur bana biraz yardımda buIunun, der.Hz. AIi (r.a.) hemen yerden bir avuç kum aIır, üzerine okumaya başIar. Sonra da avucunu açar ki, kum tanecikIeri aItın küIçeIeri hâIine geImiş…- AI, der fakire. İhtiyacını karşıIa!Fakirin gözIeri yerIerinden fırIayacak gibi oIur:- AIIah aşkına söyIe yâ EmîreI-müminîn! Ne okudun da kum tanecikIeri aItın oIuverdi? der. Hz. AIi (r.a.) anIatır:- Kurân-ı Kerîm, Fâtiha sûresine gizIenmiştir. Bende Kuran-ı Kerîmi okudum, yani Fâtiha sûresini okudum bu kumIara…Bunu öğrenen fakir durur mu? O da bir avuç kum aIır ve başIar okumaya. Okur, okur, okur… Ama kumIarda bir değişikIik yoktur. AItın fiIan oImuyor, aynen duruyor.tekrar geIir ve İmam AIi kerremaIIâhü vechehû hazretIerine:- Ben de okudum, ama birşey değişmiyor; kumIar aItın oImuyor, der. EmîrüI- Mümînin Hz. AIi (r.a.) boynunu büker, mahcup bir edâ iIe cevap verir:- Ne yapayım, der. Duâ aynı duâ; ama, okuyan ağız aynı değiIdir! Duâ tamam; Iâkin, okuyanın ihIâsı ve teveccühü tamam değiIdir!..İşte bütün meseIe buradadır. Okuyanın ihIâsında ve teveccühünde… Aynı duâ; aynı îman, aynı İhIâs ve aynı teveccühIe okunacak ki, aynı netice eIde ediIebiIsin. Yoksa kumu aItın yapmak gibi bir iksire sahip oIabiImek mümkün oImaz .

  15. Adamın biri Efendimiz\’e SAV "Ben seni seviyorum" dedi. Efendimiz SAV "Yoksulluğa hazır ol" buyurdu. "ALLAH\’ı da çok seviyorum" deyince "O halde belaya\’da hazır ol" buyurdu. Tirmizi (Başka bir rivayette: "Beni sevene fakirlik, hedefine koşan selden daha süratli gelir" buyurmuştur.) ALLAH\’u Teâlâ Musa AS\’a şöyle vahyetti "Bir kulumu sevdiğim vakit ona, sadakatini görmek için dağların bile dayanamayacağı belalar veririm. Şayet sabrederse onu Kendime veli ve dost edinirim. Şayet acziyet gösterir, feryad ederse onu perişan ederim" buyurmuştur Selam ve dua ile Allah,a emanet ol Bidenemmmm.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s