…Şimdi bir muhasebe yap kendinle. Hesap vermeye gitmeden, hesapla artılarını ve eksilerini. Düşün ki ömrünün son demlerindesin ve yalnızlığı yaşıyorsun. Nasıl olmayı düşlerdin? Ardına baktığında nelerin olmasını isterdin? Dürüstçe cevap ver kendine…


Farz et ki artık yalnızsın…

Aynaya her döndüğünde, ömrünün son demlerini yaşadığını hatırlıyorsun. Kuru bir yaprak gibi günbegün sararıp soluyorsun. Ruhun ve bedenin nefes almakta zorlanıyor artık…

“Bu kırışan yüz, bükülen bel benim mi?” Diye soruyorsun kendine. Şimdi, görmekten hoşlanmadığın bedenin haykırıyor “Bitti, bitti!” Diye. Tükeniyorsun…

Esen yelle savrulup giden hazan yaprakları gibi solgun bir yaprak olmayı tercih ediyorsun, insan olmak yerine. Öylesine ağır geliyor ki zamanın yükü, her geçen dakika daha çok telaşlanıyorsun. Korkuyorsun, her an hayatın kayıp gidecek diye ellerinden…

İstemediğin yalnızlık kapında şimdi.

Farz etki artık yalnızsın…

Bitmez sandığın gençliğinden eser kalmadığını görüyorsun. Delice harcadığın zamanlar aklına her gelişinde, yere düşürüyorsun yüzünü. Saatler senin için ilerliyor, uçup giden ve seni hiç bırakmayacak sandığın gençliğine, güzelliğine söyleniyorsun. Ama faydasız. Giden gitmiştir, üstelik hiç acımadan, vefasızca, habersizce çekip gitmişlerdir.

Oysa ne kadar da kıymetliydiler değil mi senin için? Hiç düşünmezdin değilmi, hayatın mum misali erimeye mahkûm olduğunu ve yalnızlığın bir gün kapını çalacağını? Sen buyur etmesen de misafirin olacağını?

Farz et ki artık yalnızsın…

Aynalar da artık senden yana değil. Küsüyorsun aynalara, seni yalnız bırakan gençliğine ama kimsenin umurunda değil. Geri istiyorsun kaybettiklerini, iç çekiyorsun sessizce, ağlıyorsun kimseler görmeden. Sonra… Ağlamaya bile geç kaldığını anlıyorsun.

Yitirdiğin vakitler aklına her gelişinde, çaresizliğin verdiği pişmanlıkla kıvranıyorsun. Hoyratça davranmıştın hani zamana, şimdi de zaman sana hoyratça davranırsa ne yapacaksın?

Yalnızlığın durakları geliyor aklına, korkuyorsun. Korkular çaresiz, sen çaresizsin. Oysa hep yalnızdın zaten. Kalabalıkların içindeyken bile yapayalnızdın…

Duymak istemeyen, kabullenmeyen sendin. Biliyordun, hazırlanmalıydın, seni yalnız bırakmayacak olan Rabbi’ne kulluğunu eksiksiz yapmalıydın. Ya şimdi, kim yanında olacak? Son nefesinde kim giderecek korkularını?

Kim girecek seninle kabrin kuytusuna? Kimde teselli bulacaksın, mahşer kalabalığında?…

Hatırla…

Bencilleşen dünyanın bencillikle yoğrulan bir dişlisi de sen olmuştun. Sadece sen vardın hayatının merkezinde. Sen de aciz bir varlıkken koymamalıydın kendini hayatın merkezine. Bu kadar önemsememeliydin kendini. Seni önemseyeni tercih etmeliydin.

Oysa şimdi… Vazgeçilmezlerin çoktan vazgeçmiş senden!

Seni bırakmayan ve her daim elinden tutan Yaradan’a vefasızlığın mahkûm etti seni yalnızlığa. Yalnız bırakmayacağının müjdesini de vermişti üstelik, duymak istemeyen sendin. Ve sen yalnız bıraktın, nefsinin arzularını tercih ederek; O’na götüren yolları, seccadeni yalnız bıraktın, yetimin gülüşünde saklı olan rızasını yalnız bıraktın, gecenin pişmanlığa çağıran demlerini yalnız bıraktın.

Ya şimdi?… Onlar seni yalnız bırakırsa ne yapacaksın!

Bak! Varlığın önemsenmiyor artık. Dost bildiklerin çoktan çekip gittiler. Oysa seni önemseyen, sana asıl dost olacak biri hep vardı. O Bir’e, o Tek’e sırtını dönen sendin…

Gün sayıyorsun şimdi, yalnızlığın duraklarına. Uçurumun eşiğine getirdi de seni unuttukların, fark edemedin!

Kabir geliyor aklına. Hayatında gördüğün birçok kişi son yolculuğuna gelecek ama kimse girmeyecek seninle beraber kabre… Ürperiyorsun, hesap melekleri gelince yanına, ne yapacağını düşünüyorsun, çaresizce…

Tekrar Rabbin geliyor aklına.

Eyvahlar olsun! Yeni mi hatırlıyorsun sonsuzluğun sahibini! Neden unuttun O’nu? Neden kabirde de yalnızlığa mahkûm ettin kendini? Şimdide Rabbin seni yalnız bırakırsa ne olacak halin!

Mahşerin kalabalığında da yalnızlığa mahkûm olacağın geliyor aklına. Kabir gibi orada da mı kimsesiz kalacaksın? Öyle ya çok dostun, çok sevenin vardı. Peki, orada da olacaklar mı? Yalnız geldin dünyaya. Yalnız gideceğini neden unuttun?…

Uçurumlara sürükleyen nefsini dost mu sandın kendine! Yalnızlığın yokuşlarında, seni çoktan yalnız bıraktı oysa dost bildiklerin. Seni yalnız bırakmaması için niyazda bulunmadın hiç değil mi Rabbine…

Oysa bunu hep istemeliydin hem de hıçkıra hıçkıra. Gözyaşların şahit olmalıydı, sadece Rabbine güvendiğine ve sadece O’nu istediğine.

Yalnızlığını unutturacak işlerle meşguldün hep. Unuttuğun güzellikleri görmeyecek kadar hırslandıkça hırslandın, yozlaşmış dünyada. Oysa ibretin en büyüğüne şahit oluyordun, her gün yeniden. Ölüm’dü hani adı…

Bir kefen parçasından başka hiç bir şey götürmedi gidenler. Buna rağmen maddeyle sınırladın hayat çizgini. Yazık etmedin mi kendine?…

Kardeşlik neydi? Sılai rahim neydi? Tövbe etmek neydi?… Unuttun bunun gibi daha nice güzellikleri.

Dur ve düşün! Bir soluklan, nereye koşuyorsun bir bak!…

Yüzleş kendinle, dön içine. Ne kadar yararı var sana, peşinden koşturup durduğun hayatın? Hazır mısın yalnızlığa? Bir sor kendine. Seni yalnız bırakmayacak bir şeyler hazırladın mı öteye, bir düşün!

Şimdi bir muhasebe yap kendinle. Hesap vermeye gitmeden, hesapla artılarını ve eksilerini. Düşün ki ömrünün son demlerindesin ve yalnızlığı yaşıyorsun. Nasıl olmayı düşlerdin? Ardına baktığında nelerin olmasını isterdin? Dürüstçe cevap ver kendine…

Bir de şöyle düşün

Şimdi dur! Bir de şöyle düşün…

Düşün ki Rabbinin rızasını gözeterek, ömrünün basamaklarını birer birer geride bıraktın. O basamakları, seni yalnız bırakmayacak olan güzelliklerle donattın…

En önemlisi de her adımında salih ameller işleyerek arkanda sarılacak birçok umut dalı bıraktın…

Anneni babanı duacı ettin kendine. Ailen ve eşin senden razı. Akraba ve komşuların, senin müşfik elini bir ömür boyu hep hissetti üzerlerinde. Yetimi gözettin, fakiri doyurdun… Dinine her fırsatta hizmet ettin, edemediğinde de edenlerin elinden tuttun, destekledin.

İnsanlardan uzak kaldığın anlarında, gözyaşları içinde yalvardın durdun Rabbine…

O Yüceler Yücesini andın saatler boyu. Tespihin döndü durdu, dilin ve kalbinle birlikte… Nefsinin arzularına karşı bir nöbet ki bekledin ömür boyu… Şeytanı adeta çıldırttın takva ve irfanınla…

Ne güzel değil mi?…

“İyi ki de kul olmayı bilmişim” diyorsun şimdi kendi kendine. “İyi ki de kul olmayı bildirmişsin ey Rabbim!” diyorsun yeniden.

Umudun var şimdi. Kimseler yanında olmasa da mühim değil, Rabbin var ya! Bu yeter sana. Unutmamanın ve yalnız bırakmamanın sevincini ve huzurunu yaşıyorsun şimdi.

İyilikte kusur etmediğin, akraban, komşun, arkadaşın da vefalı sana. Çocukların, hatta torunların bile üzerine titriyor. Güzellik eden güzellik buluyor…

Ölümü beklerken heyecan duyuyorsun artık. Vuslat oluyor, Hz. Mevlana misali düğün oluyor ölüm senin için. Korkular yerini ümide bırakmış. Seccaden ve her günahın ardında burkulan yüreğinin tövbeleri, yalnız bırakmıyor seni, ne güzel…

Zamanı da hiç yalnız bırakmadığını farz et. Ne mutlu sana! Dakikaları saat, günleri yıllar hükmüne çevirmişsin. Şimdi onlar da gelecek ardından ve kapısını her daim çaldığın Rabbin yalnız bırakmayacak seni, müjdeler olsun!…

Yalnız değilsin. Tebessüm ediyorsun, kul olmayı tercih ettiğin için insan olmaktan öte…

Zeynep Yeter Aslan

Reklamlar

21 Yanıt

  1. Kalp ALLAH der hep ama nefis birakmaz ki ona dünyaligin daha tatli oldugunu göstermek icin ugrasir durur.Eger kalp nefsine yenik düsmesse kazanir.Yok nefsine yenik düserse iste o zaman huzursuzluk baslar.Kalbimizin ALLAH diye zikretmesinden rahatsiz olmustur seytan ve bu yüzdenkula öyle oyunlar sergiler ki , anlayamayiz hic nasil oldugunu bi de bakmisiz,nefsimiz almis bizi eline oynar durur.Eger huzur bulmak istiyorsak , seytanin sevinmesini önlemek ve nefsimizin oyuncagi olmaktan kurtulmak istiyorsak yapmamiz gereken cok basit bi sey.Kalpden ALLAH diyelim , dilden degil.Devamli zikir cekelim ki kalbimiz huzur bulsun , nefsimizin oyuncagi olmaktan kurtulsun. SELAM VE DUA İLEALLAH de kalbim ALLAH de !……

  2. Yüreğimdeki Tarifi İmkansız Dosta Yüreğim ne kasırgalar geçirdi, ne boranlar kopardı dost dediklerinden dostum dediklerinden. Bu yüreğim nicelerini dost bildi, bâki Dostu bilmeden, `O`nu yüreğinin derinliklerinde hissedemeden. Dilim bunları söylerken, gönlüm tarifi imkansız haykırışlarda, `Seni` arayışta..Dost dedikleri nasıl bir şeydir ki, benim serhad gibi yüreğimi birden sallandırdı. Dosta tutku dedikleri nasıl bir duyguydu ki, gönlüm Hazreti Yusuf (aleyhisselam)`ın kuyuda tutsak olduğu zaman gibi yakarışta, o zaman gibi hüzünlü tâ ki Senin dostluğuna kavuşana kadar. Dosta aşk yüreğimde nasıl bir kordur ki, yüreğimi Mecnun`un yüreğinde yanan ateş gibi kor, o ateş gibi Sana muhtaç kılan. Peki neydi insanı bu kadar duygu yoğunluğuna iten, insana şiirler yazdırtan? Ya da nasıl bir duyguydu ki Sana içten seslendiği vakit nemlenen gözleri yaşartan, yüreğimize manevi iklimler saçan? Bunu nasıl anlatabilirim ki? Çünkü bu diller lâl oldu. Seni anlatamamaktan, Seni Mecnun`un aradığı gibi arayamamaktan. Ey yüreğimizdeki tarifi imkansız Dost! Sana yöneldim, Sana haykırıyorum. Biliyorum Senin dostluğuna lâyık değilim amma ümitvârım, Dostluğunun limanındayım aç yelkenleri aç tâ dostluğuna geleyim. N`olur beni dostluğuna kabul et. ************************************Allah razı olsun abicanım…ne güzel bir paylaşım her zamanki gibi..O güzel yüreğinden kardeşin öper..emeğine sağlık..Hayırlı geceler bidenemmm..Selam ve dua ile..

  3. Bırak bela kapını çalsın, onu serbest bırak.. Dua ederek, yüzüne karşı durma.. Gelmesinden, yaklaşmasından endişelenme.. Onun ateşi, cehennem ateşinden daha sıcak değildir. Yaratıkların en hayırlısı, yerlerin taşıdığı ve göklerin gölgelendirdiği en hayırlı insan, Hz. Muhammed Mustafa -sav- buyurmuştur ki:“Cehennemin ateşi mümine: \’Geç ya mümin! Senin nurun, benim ateşimi söndürüyor.\’ diyecek..” Müminin cehennem ateşini söndüren o nuru, dünyadaki yüzünün nuru değil midir? O nur idir ki, ALLAH’a itaat edenle isyan edeni birbirinden ayırır.. Simalardaki o nur ki, Allah c.c\’ye teslimiyet ve itaatin nişanesidir.Bırak bu nur, bela ateşini söndürsün; sabrın ve Mevla’ya itaatin soğukluğu, başına gelen ve sana yaklaşan o belanın yalın ateşini dindirsin..Bela sana, seni helak etmek için gelmemiş, fakat seni denemek; imanının sağlamlığını test etmek, yakinin temelini sağlamlaştırmak, ALLAH’tan korkarak içine müjde sevinci vermek için gelmiştir. ALLAH Teala şöyle buyurmuştur:“And olsun ki, içinizden cihad edenlerle, sabredenleri belirleyince ve haberlerini açıklayıncaya kadar sizi deneyeceğiz” (Muhammed Suresi, 31)Hak Tela’ya olan imanın sabitleşip de O’nun yaptıklarına tereddütsüz muvafakat edince -ki bunların hepsi ALLAH’ın tevfiki, lütfu ve ihsanı iledir- O’na sonsuza dek sabret, O’na uy ve O’na teslim ol.. O’nun emrinin dışında, hiçbir hadiseden ne kendine, ne de başkasına bahsetme.. Aziz ve Celil olan ALLAH’ın emri gelince, ona uy ve ona koş, yiğitleş, güçlen, hareket et; durma!Kadere ve ALLAH’ın işine bahane arama.. Tam aksine, emrini yerine getirmek için var gücünü harca! Eğer yapamazsan, Aziz ve Celil olan Mevla’ya sığın, O’na yalvar.. O’ndan özür dile.. O’nun emrini yerine getiremediğinin sebebini araştır..alintidir***SAGOLASIN CAN KARDEŞ,AHMET KARDEŞ…RABBİM BU YALAN DÜNYADA HERŞEYİ GÖNLÜNÜZE GÖRE VERSİN İNŞAALLAH.. SELAMETLE…

  4. Bir yol varmış uzaklarda giden olmazmış,Bir dağ varmış tepesinde güller açarmış.Hayat bu ya biraz gerçek biraz masalmış,Ya hayallarden çok uzak ya da yakınmışÖmrüm benim başucumdaNe sağımda ne solumdaKarda kışta bırakıpdaGidecek misin?Ömrüm böyle yapayalnızGarip kalmış savunmasızGitmeler kadar zamansızBitecek misin?Yürümüşüz adımları nasır bağlamış,Sığmamışız vagonlara alan olmamış.Ömür kokan bu bahçede güller kararmış,Saatler zamandan kopmuş, son tren kalkmışEsra ElönüBaki selam ve dua ile kardeşim..

  5. Hilkatimin sebebiEn pak olan nesebi..Hem Resul hem de nebiSensin Ya Resulallah..Varlığımın membaıSonsuz rahmet ırmağı..Hep hayırda parmağıSensin Ya Resulallah..Ömrümün bereketiKalbimin hareketi..Ruhumun selametiSensin Ya Resulallah..Yaşam seninle güzelSeninle tatlı ecel..Üzerimizdeki elSensin Ya Resulallah..Şanı yüce PeygamberDareyn de bize rehber..Sığınılacak tek yerSensin Ya ResulallahHayırlı geceler Ahmet kardeşim..sevgiyle,selametle kalın..

  6. "Küçük, masum, kendi halinde yerlerden hoşlanıyoruz hepimiz..Yemyeşil bir manzaranın bir kenarında duran, küçük klubeye bakarken, mest oluyor, orada bulunmak istiyoruz..Bizler, aslında küçük şeylerle mutlu, küçük şeylere talibiz..Kapıların küçükleri de cazip bu yüzden..Bu yüzden, bu kapıyı gördüğümde tebessüm ediyor ve içeri girmek istiyorum..Kapının da samimisi olur mu demeyin?..Samimi geliyor bana böylesi evler ve kapıları, kapıların açtıkları..Çünkü, küçük yerlerde doğallık vardır, iç içelik vardır..İki kişi sığamazsınız bu kapıdan, ama içeride çok kişi yaşarsınız..Bir sedir, bir ocak tüten, bir kilim, eski tuğlalar, kireçle kaplı duvarlar..Bu kapıdan açılacak küçük bir dünyanın küçük dekorlarıdır.Devasa kapılar ne kadar haşmetliyse, küçük kapılar da öylesi tevazu sahibi..İçimizde bir yerlerde saklanmış tevazu isimli minik çocuk seviyor bu kapıyı da işte o yüzden samimi geliyor bizlere..Efendim, samimiyetin kapısından girip, mutlulukla karşılaşıyorum..Tevazu kapısından girince, yüce insanları görüyorum..Hem, alçak kapılardan, bir insan ne kadar haşmetli de olsa, eğilerek geçer, boynunu büker..Tevazu kapısı öyle bir şey işte..Şu kainatta, dünya denen mavi küçük bir noktada, o kapıyı açan, bu kapıdan çıkan insan, ne kadar büyüklenebilir ki zaten..Bunun için, en güzel kapılardan biridir Tevazu.."NasihatlerHayırlı günler.Selametle inş.

  7. Mü\’min dünya nedeniyle yakınmaz …Resulu Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Buyurdu ki:"Mü’min, dünyada başına gelen şeyler sebebi ile, kat’iyyen yakınmaz. Kâfir ise, en ufak meseleyi dert edinir."(Ramuzu’l-Ehadis)Mü’mine, imanı, olumsuz hadiselere karşı sabır ve direnç gücü verir.Diğer taraftan, herşeyin Rabbinden olduğunu, herşeyde mutlaka bir hayır ve hikmet bulunduğunu düşünerek, maruz kaldığı olaylardan dolayı şikayet edip yakınmaz.Her şeyin güzel ve iyi bir tarafını görüp teselli bulur.Kâfir ise, imanın verdiği bu güçten ve teselliden mahrumdur.Dünyanın en ufak bir acısı bile, onu dertlendirir. Yakınmaya sevkeder***************Her şey geçicilik nehrinde akarak eriyor… Nehir ne kadar çağlasa da sükun denizi hepsini yutuyor… Ömür uzun değil, ölüm uzak değil… Uzun olan elemlere götüren emeller…

  8. NE YARIN NE DE DÜN..BU GÜN…҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈Çok zaman önceydi. O kadar zaman önceydi ki zaman diye bir şey yoktu.İnsanlar güneş doğup batıncaya kadar yaşıyorlardı hayatı.Bir daha hiç olmayacakmış gibi dolu ve anlamlı.Derken zaman diye üç parçalı bir şey icat etti insan.Bir parçasına dün dedi, diğer parcasına bugün, öteki parçasına da yarın.Sonra fesat karıştı zamana ve insan bugünü unuttu.Dünü düsünüp pişman oldu, yarını düşünüp telaşlandı; ama işin ilginç tarafı tüm telaş ve pişmanlıkları güneş doğup batıncaya kadar yaşadı.Farkında olmadan rezil etti bu gününü.Oysa yarın, bugüne dün diyor, dünde bu gün için yarın diyordu.Bir türlü beceremedi. Bir eliyle yarına, diğer eliyle düne yapıştı.Bu günü eline yüzüne bulaştırdı… Mutsuz oldu insan.Ve ne gariptir ki yarının telaşı da, dünün pişmanlığını da hep bugün yaşadı; ama bugünü hiç yaşayamadı.Ne yarın ne de dün!….BU GÜN..҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥҈♥●҈♥҈҈ Güzel günler güzel insanlara hâstır. ҈҈Bu güzel günler , güzel akşamlar siz ҈҈sevdiklerimin olsun.sizleri seviyorum.҈҈Semayı Direksiz Tutana Emanet olun..҈҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈҈SELAM VE DUA İLE BİDENEMMM҈҈♥●҈♥҈NAZLICAN FIRAT♥●҈♥҈҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈

  9. Allah razı olsun hepsi birbirinden güzel…

  10. Büyük dedelerimizin hatırlayabileceği bir gelenek vardı Ramazan ayında.. Hali vakti yerinde olanlar kılık-kıyafet değiştirerek hiç tanımadıkları mıntıkalara gidip,bakkalın manavın tenha zamanlarını seçerek sorarlarmış: — "Zimen defteriniz varmı" ? diye, **Zimen defteri, o esnaftan borcunu yani veresiye mal alan mahalle sakinlerine ait hesap defteri: Borçlu ile borcunun miktarı yazılı olan defter-… Esnaf bu defteri çıkarınca, gelen şöyle dermiş **– "lütfen baştan, sondan ve ortadan şu kadar sayfanın yekununu yapınız". Esnaf bu kadar sayfanın yekununu yapar, söyler, gelen de kesesini çıkarır, onu öder: — "Silin borçlarını, Allah kabul etsin" der, çeker gidermiş. Borcu ödenen, borcunu ödeyenin kim olduğunu, borcu sildiren, kimi borçtan kurtardığını bilmezmiş.. **İşte, hiçbir maddi çıkar düşüncesi gözetmeksizin sırf Allah\’ın rizasını kazanmak ve din kardeşinin sıkıntısını gidermek amacıyla karşılıksız, riyasız, gösterişsiz, verdiğini unutarak, bu şuurla verebilmenin de bir mazhariyet, Allah\’ın (C.C. )bir lütfu olduğunu bilirler ve buna şükrederlermiş…. Böylesi tevazu ve incelikli bir insan ve toplum olmamız dileğiyle… cumanız mübarek olsun selam hakka tabi olanlara..

  11. Gönül ne tarafı işaret ederse,Gönül ne tarafı işaret ederse, beş duyu da eteklerini toplayıp o tarafa gider. Mevlana

  12. ҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈҈♥●҈♥҈İYİ GECELER҈♥҈♥●҈҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈♥●҈♥҈MUTLULUK DOLU BİR HAFTA DİLERİM..ALLAH,A EMANET OL BİDENEM..CANIM ABİCANIM BENİMS♥A♥Y♥G♥I♥L♥A♥RveS♥E♥V♥G♥İ♥L♥E♥R҈♥N♥A♥Z♥L♥IC♥A♥N F♥I♥R♥A♥T♥҈

  13. Sevgili PeygamberimPeygamberimin doğduğu gün Dünyada bir sevinç doldu Acıyla yanan kalpler Birden ferahla doldu Çocukları severdi Kucağına alırdı Sevgiyle yanardı Sevgili Peygamberim Küçük yaşta kaybetti Anne ve babasını Çocukken öğrendi Hayata tutunmasını ALLAH ALLAH dedi Allah yolunda gitti Kötülüğe sapmadan Doğru bir yoldan gitti İşte böyle günler geçti Hep doğru bir yoldan gitti İnsanlara ALLAH\’ ı tanıttı Sevgili Peygamberim.günaydın güzel bir hafta gecirmenizi dilerim selam ve dua ile kalın..Cansu Aşık

  14. Yıl 1939… Çankaya\’nın kalemşoru Falih Rıfkı Atay, Caddesbostan\’daki villasına Necip Fâzıl\’ı yemeğe davet eder. Bir ara sofrada şöyle der: "Yahu, Necip Fazıl senin tarzında, senin çapında bir adam, nasıl Müslüman olur?" Üstadın cevabı, anlayana zehir zemberek: "Benim çapımı geç. İnsanın çapı yükseldikçe Müslümanlığa bağlanmak ve ondan başka hiçbir şey tanımamak şansı artar."Necip Fazıl Kısakürekselam ve dua üzerine olsun can kardeşim Ahmed-i Nur..Rabbim razı olsun baki dua ile….

  15. "Ölüm sarhoşluğu va\’d edildiği gibi geldi. Bu senin hep kaçtığın şeydir." (Kaf/19)"Cennete girmek istiyorsanız yaşama ümidinizi kısa tutun, ölümünüzü gözlerinizin önüne getirim ve işlerinizde sizi gözetleyen Allah-ü Teâlâ\’dan haya edin." (Edep- Hadis-i şerif)Nefsine söz geçiremeyen bir insanın yalnızlığından bahsetmesi ne acı… Allah razı olsun. Dua vesselam…

  16. "Yalnız değilsin. Tebessüm ediyorsun, kul olmayı tercih ettiğin için insan olmaktan öte…"işin püf noktası burası:"kul olma" bilincine erebilme..kime , niye, ne kadar hizmet edebileceğini bilebilme ve hizmet çabasına girebilme…tabii önce insan olmak gerek değil mi?:)sevgilerimle Allah\’a emanet ol Pırlantam.

  17. Saz kırılacak ve türkümüzü hatırlamayacak hiç kimse Bitecek ,bir teselli peşinde koşturduğumuz ömür.. Kapanacak gözümüzü açık tutan perde.. Son bir söze bile mecalimiz kalmayacak belki gözlerimiz kapanmadan önce.. Ama bir ömür aradığımız o ses inceden inceye fısıldayacak kulaklarımıza sırrı sessizce: "Men Heç Kesem! heç kesem!"Selam ve dua ile kardeşim…

  18. Doğum günün kutlu olsun ey MUHAMMET MUSTAFAŞefaat ettin yeryüzünde ,yaşayan tüm insanlara.Allah bir diyerek,seni resul bilen,ümmet-i Müslümanlara,Şefaatin eksik olmasın hanemden,bana ve dostlarıma..Doğum günün kutlu olsun ey,MUHAMMET MUSTAFA,Nur yağdırdın kainata,bereket getirdin susamış topraklara.Önder oldun,merhameti öğrettin,tüm yaratıklara,Canlarına can kattın,sünnetini izleyen bütün insanlara.Kendin için hiçbir dilek dilemedin,ulu rabbinden,Ümmetinin derdi varken,bahsetmedin derdinden,Gün doğmadan sen doğarsın,önce uyanan gönüllere seherden,Gönül seni görmek ister,sünnetinle hayallerde yaşarken.İslam sancağını göğe germeden,de hiç huzur bulmadın,Doğruluğu hak yolunu,adaleti,KURAN ile ümmetine söyledin,Sen bizim resulümüz,ne biz sana,ne sen bize doymadın,Kötülerin,kafirlerin,sözlerine uymadın ve oyuna gelmedin…Cenup’tan,Şimale,Arap tan ,Rumeli’ne,elçi gönderdin,Hıra dağlarında hak yolunda yürürken,çileler çektin,Sen ümmetini düşündün,hep onlara himmet eyledin,Resulümüz MUHAMMET hiçbir zaman ölmedin…MÜMİN\’e ALLAH (cc) VE PEYGAMBER (sav) SEVGİSİ YETER !!!ALLAH AZZE VE CELLE HEPİNİZDEN RAZI OLSUN ABİCANIMMMM BİDENEM..SELAM VE DUA İLE…

  19. Yâ Rab benim iktizâyı a\’mâlim ileOlmak görünür reh-rev-i ka\’r-i CahîmAmmâ senin iktizâyi fazl ü kereminLâyık ki vere ruhsat-ı gül-geşt-i Na\’îm. Ya Rabb, benim amellerim ile bana Cehennemin dibine yolcu olmak görünür.Amma senin fazlın, keremin bana Naîm Cennetine girme ruhsatı verse lâyıktır.(Nabi)hayırlı cumalar Allah razı olsun can kardeşim selam ve dua ile…

  20. Yüzümüz yok kapına gelmeye,Sen bizleri başka kapılara gönderme,Bizim senden başka gidecek bir yerimiz yok,RABBİMRızkını bereketini rahmetini esirgeme bizlerden,Bağışla bizleriCUMANIZ MÜBAREK OLSUN AHMET KARDEŞİM…ALLAH,A EMANET OLUN..SEVGİYLE,MUTLU KALIN..

  21. Nedir yalnızlık? İnsanın kör bir kuyu da tutsak olması mı? Yoksa ruhunu yalnızım diye kandırması mı? Ya da kimsesizim diye kendini aldatması mı? Nedir bu yalnızlık denen tatlı çile?O zaman yanıtlayalım: Ne kör bir kuyu, ne ruhun yalnızlığı, ne de kimsesizim diye kendini aldatmak!. Yani hiçbiri. Bunların hepsi KOCA bir YALAN. Yalan değilse de bir bahaneden öte geçemeyecek bahaneler. Yalnızlığın tanımını yapmak, ya da yalnızlığı gerçek mana da tanımak; sadece ve sadece onu yaşamaktan geçer. Ne kadar da büyüttük ve süsledik bu yalnızlığı. Hayır! ne büyüttük, ne de süsledik. Sadece var olan yalnızlığı aldık bu kez kaleme. Kalemde tercüme etmemeye meyilli. Kalemin mürekkebi yettiğince, dilinin döndüğünce yazalım o zaman.Gerçek mana da herkes te bilir ki:” YALNIZLIK, VARLIĞI MUHAKKAK LAZIM OLAN, YÜCE RABBİ RAHMANA MAHSUSTUR!” Bu cümleye herkesin kulağı aşinadır. Aşinayız ama bilmiyoruz o yalnızlığı. Biz aciz tenler, zaten o yalnızlığı tadamayız, algılayamayız, bilemeyiz. Allah’u teâlaya mahsus olan yalnızlık; Allah’ın (c.c) tekliğini, varlığının bir denginin ve benzerinin olmadığını, hakiki alemde yegâneliğini, ne bir eşinin, ne bir denginin, ne de benzer bir renginin olmamasıdır. Rabbimize, mahsus ve ait olan yalnızlık, O’nun birliğinin en büyük kanıtı ve varlığının bir olmasının en büyük delilidir. Yalnızlığı, Allah’a (c.c) mahsus etmek, naciz tenlerin O’na olan saygısı ve edebidir. Bu yalnızlık, bir insanın köşe de çaresizce kalmış ve hiç kimsesinin olmaması durumunda yaşadığı duyguları ifade eden yalnızlıkla eş değer değildir. Sadece YEGANELİKTİR!.Biz insanız. Ve bizlerden milyarlarca var edilmiş. İnsanoğlu elbette ki yalnız değildir. İnanan ve iman edenler için, kudreti ve hikmeti ile bütün cihanı ve alemi yaratan Rabbi vardır. Rabb’ini bulan neyi kaybeder?! Rabbi olan neden yalnız olsun ki?. İnsanoğlu asla yalnız değildir. "Soğuk iklimlerin ayazlı gecelerinde, biçare bahtsızım,Hücrelerimin en ücra köşelerine işleyen aşkınla yalnızım.” Hayırlı cumalar.Selametle inş.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s